Haberler logo

Her Pazartesi sabahı güncelleyerek, bir önceki haftanın haberlerinden bir derlemeyi, çeşitli yorumları ve dizileri bu sayfada ilginize sunuyoruz. Sayfanın içeriğinde, basından seçilmiş ya da sizlerden bize ulaşan arkeoloji / sanat tarihi çalışmalarından, kültür varlıklarıyla ilgili gelişmelere; koruma etkinliklerinden, tarih - kültür alanlarına ilişkin araştırmalara, kültürel faaliyetlere, kısacası "haber değeri" taşıyan birçok konuya yer veriyoruz.

Eğer sizler de bu sayfaya haber, yorum ve görsellerle katkıda bulunmak isterseniz, haber@tayproject.org'a bir ileti gönderebilirsiniz...

Sevgili Güven Ağabey...



ARKEOLOJİ ÖNEMLİ BİR İSMİNİ KAYBETTİ

İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı'ndan emekli öğretim üyesi, Arkeolog Güven Arsebük (1936 - 2017 - İstanbul) 17 Nisan 2017 tarihinde yaşama veda etti.

Güven Arsebük, Prehistorik arkeolojide ve özellikle Paleolitik Çağ ve insan evrimi konusunda uzmandı.

1936 yılında İstanbul’da doğan Prof.Dr. Güven Arsebük, Robert Koleji ve İstanbul Üniversitesi Prehistorya Bölümü mezunuydu.

Prof.Dr. Güven Arsebük, 2000-2001 yıllarında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde bir grup arkeoloji ve sanat tarihi öğrencisinin çıkardığı 4 sayısı bulunan Çapa-Mala dergisinde Berkay Dinçer ile yaptığı röportajda arkelojiyi seçme nedenini şöyle açıklamıştı: "Ben liseden mezun olduğum zaman üniversitenin herhangi bir dalına girme hakkım vardı. Bizim zamanımızda böyle üniversite seçme sınavı falan yoktu. Sadece şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi'nde, o zaman Güzel Sanatlar Akademisi'ydi, oraya yetenek sınavıyla girilirdi. Onun dışında ben Türkiye'deki bütün üniversitelere sınavsız girebilirdim ve başka bir dala da girebilirdim. Niye arkeolojiyi seçtim? Arkeolojiyi seçmemdeki temel neden insanın nasıl insan olduğunu ve insanın bugüne kadar ne tür kültürler oluşturduğunu merak etmemdi. Şunu itiraf edeyim; arkeolojiye girdiğim anda bugünkü düşüncelerime sahip değildim gayet tabi. Ancak merağım insanın kültürel evrimini, aştığı kültürel aşamaları öğrenmekti ve bu nedenle ben de arkeolojiyi seçtim. Arkeolojiyi seçtikten sonra tamamen başka bir şeye yöneldim, prehistoryaya yöneldim. Ben başta Klasik Arkeoloji'yi seçmiştim fakat daha sonra hocam Prof. Halet Çambel'in de etkisinde kalarak prehistoryaya yöneldim ve prehistoryaya yöneldikten sonra da kendi içimdeki, müsade et evrim diyeyim, evrimle de insanın oluşumuna, insanın en eski evrelerine yöneldim. Niye bunu yaptım? Sadece merağımdan yaptım ve sadece bazı şeyleri öğrenmek için yaptım. Ben hala öğrendiğime inanıyorum. Bugün bile bilgimin yetersiz olduğunu fark ediyorum ve zaman içinde değişen koşullarda yeni yeni bilgiler edinmeye çalışıyorum. Yani, emekli olduktan sonra dahi çağdaş olmaya çalışıyorum."

Prof. Arsebük, 1988 – 1990 yılları arasında Türkiye'nin en eski Paleolitik buluntu alanlarından Yarımburgaz Mağarası kazılarında görev yapmıştı. Yarımburgaz Mağarası dışında Tepecik, Tülintepe ve Değirmentepe kazılarında da görev almıştı.

Paleolitik Çağ uzmanı olan Arsebük, Türk Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü, Amerikan Araştırma Enstitüsü ve Alman Arkeoloji Enstitüsü üyesiydi.

1962 yılında üniversiteden mezun olan Arsebük, 1963 ve 1964 yıllarında askerlik yaptığı dönemde L.S.B. Leakey’in “Adam’s Ancestors: The Evolution of Man and His Culture” (Adem'in Ataları: İnsanın ve Kültürünün Evrimi) kitabını Türkçe’ye çevirdi. Askerlik sonrası Almanya'nın Tubingen Üniversitesi’ne giderek, antropoloji, genetik, paleolitik, tarih öncesi ve etnoloji konularında bilgilerini geliştirdi. 

1966 yılında Türkiye’ye dönerek İstanbul Üniversitesi’ne Profesör olarak eğitim vermeye başladı.

Eşi (Sevinç Hanım) ve Emir ve Zeynep isminde 2 çocuğu bulunan Güven Arsebük, 81 yaşındaydı.

Yayınlanmış bazı eserleri:

İnsan ve Evrim, Ege Meta Yayınları, 1990

Multilingue D′Archeologie / Mehrsprachiges Archaelogishes Worterbuch, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 1994

Light on Top of the Black Hill Studies Presented to Halet Çamlıbel: Karatepe′deki Işık Halet Çambel, Ege Yayınları, 1998

Çok Dilli Arkeoloji Sözlüğü, Halet Çambel ve Sönmez Kantman ile birlikte derleyici isim, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2000

Tarihöncesi Dönemden Bazı Yansımalar, Ege Yayınları, 2012

Uzak Geçmişimize Dair Okumalar, Ege Yayınları, 2012

Orta Amerika Arkeolojisine Giriş - Olmek-Maya-Aztek Uygarlıklarının Genel Bir Özeti, Ege Yayınları, 2014

Geçmişe Doğru Bir Bakış - Fosil İnsanın Gündelik Yaşamından Bazı Kesitler, Ege Yayınları, 2014

TAY Haber, 18.04.2017




Fotoğraflarla Güven Arsebük... (resim galerisi)


Homo amatus'la Bir Konuşma...
(pdf indir)


Güven Arsebük ile Bir Söyleşi... (pdf indir)






Adam gibi adamlar yetiştiren1 adam gibi adam...


Pek saydığımız haliyle de hayli çekindiğimiz ve ziyadesiyle sevdiğimiz, adıyla-sanıyla-soyadıyla müsemma Prof.Dr. Güven Arsebük2 (1936-2017) Hoca'mızın aziz hatırasına saygıyla...


Daha dün gibi gerçi ya çeyrek asır önceydi, amfiye girer kürsüye doğru ilerler, içerideki kesif duman kokusunu alınca da işaret parmağını havada sallayarak "çocuklar sigara içme özgürlüğü vardır ama içmeme özgürlüğü de vardır lütfen sigaranızı amfide değil de dışarıda içiniz," derdi.

Zamanı mühimser, saatin "katiyen öyle 2 gibi 3 gibi" olamayacağını yineler, bir anını dahi asla kaçırmak istemeyeceğimiz Genel Prehistorya dersine ola ki geciken olmuşsa da kapıda nazarıyla azarıyla duraksatarak bir dahaki sefere zamanlamaya azamî dikkate mecbur bırakırdı.

Koridorda yanınızdan geçerken algılamıştır bilahare —o her daim her manada öğrencisine ışığı ve de kapısı düsturla açık olan— 109 no'lu odasına uğradığınız bir vakit nezaketinden ödün vermeksizin babacan bir tavırla "evladım parfüm anca sürenin duyacağı raddede olmalıdır, asla yanından geçmekte olan bir başkasının değil," diye de ikaz eder velhasılı öğrencilerinin sadece öğretimine değil eğitimine de fevkalade önem verirdi.

Hayat felsefesi dersi nev’inden aslen niceliğini değil de niteliğini önemseyerek "çok ve 'mutlu' yaşa," derdi mesela dersinde hapşıranlara...

Final vakti geldiğindeyse bizler, bir elimizde tercümesini yapmış olduğu İnsanın Ataları
3, diğer elimizde yazdığı İnsan ve Evrim4, yanı başımızda Bozkurt Güvenç'in İnsan ve Kültür5 kitapları, kucağımızda ders notlarıyla son ana değin harıl harıl çalışmaktayken "nafile yere aranmayın kitaplarda öyle, sual şöyle: bu dersten ne öğrendiniz?" diye sorduğundaysa yanıtımız, Genel Prehistorya'ya dair o dinlemeye doyamadığımız derslerinden öğrendiklerimiz yanı sıra işte tam da bu minvaldeydi aslında...

Aynı kazıda çalışmak şansını yakalayamadık ne yazık ki, 1988-1990 yılları arasında Yarımburgaz'da çalışan Oğuz Tanındı misal dostlarsa nice hatırlı hatıralarını ki mesela "Mihriban Özbaşaran'la birlikte üç yıl boyunca mağaraya saklı kırk ton altını değil de bir takım hayvan kemikleri (ursus spelaeus gibi) aramış olduklarına kimselerin bir türlü ikna olamadığını,"
6 muhabbetle yad ederler mutlaka...

Sanal alemde tesadüfle Güven Hoca'ya dair tam da Güven Hoca'lık pek alem bir hatırayı da aktarmadan geçemeyeceğim doğrusu:

Yıllar önce Prehistorya dersinde, evrim kuramını anlatırken amfiye sırf bağcıyı dövmek için girmiş islamcı bir kardeşimizin "hocam, hocam madem biz maymundan geliyoruz, şimdiki maymunlar niye insanlaşmıyor?" sorusuna "evladım sen beni hiç dinlememişsin, ben insanlar maymundan geliyor demedim, insanlar ve maymunların atası ortaktır dedim. Dallar ayrıldıktan sonra —diğer öğrencilere bakarak— insanlar giderek insanlaşmış, —soru soran elemana bakarak— maymunlar giderek maymunlaşmıştır!" diyerek, çocuğu amfinin ortasında maymuna çevirmiştir.7

"İnsanın nasıl tanımlanabileceği oldukça önemli bir sorundur. Çünkü bakış açısına göre yanıtlar değişir ve bakış açıları birbirine uymayanların yanıtları çok zaman birbirine yakın bile olmayabilir," demiştir bir yazısında
8 ki kastı dolaylı da olsa adeta bu tezini kanıtlamak istercesine de kendi deyişiyle kendisine "gayet aksi, gayet sert, gayet berbat bir adam,"9 diyemem asla zira malzeme ve koşullar her ne olursa olsun öğrencinin yetiştirilebileceğine ve öğrencilerine bir takım kavramlar verebileceğine inancıyla, zehir gibi zekasının mahsulü zıpkın misali espri anlayışıyla, düşünce ve yaşam tarzıyla, müstesna şahsiyetiyle öğrencilerinin gönlünde taht kurmuştur adeta... İnsan ve Evrim'de sorduğu "kime insan denir?"10 sualinin dört dörtlük yanıtıdır Güven Arsebük Hoca...

Her ne kadar Güven Hoca'yı tanımlamakta gayetle yetersiz kalsa da akla evvela gelmiş bu birkaç küçük hatıra kendisini tanıyıp da bu satırları okuyacak olanlara da sanırım ki bir hayli aşina...

Bir derste "insanı diğer primatlardan ayırdederek onca zorlu koşullarda hayatta kalıp ilerlemesine neden olan nedir biliyor musunuz?" diye sual ederek adeta nefeslerimizi tuttuğumuz o anda havaya kaldırdığı elinin baş parmağını yavaşça serçe parmağına değdirerek, "işte elimizin bu şekilde hareket kabiliyeti sayesinde insanın 'insanlaşma' aşamalarının önemli bir basamağı olan alet yapabilmemiz," dediğindeyse varoluşumuza dair kutsal bir ayinin ritüelini yineliyormuşcasına hepimizin baş parmaklarımızı serçe parmaklarımıza değdirdiğimiz o andaki hissiyatla saygıyla selamlıyor ve [Karacaahmet semalarında dolanan yaşam döngüsünün alameti leyleklerle birlikte] minnetle sonsuzluğa uğurluyoruz pek saygıdeğer ve de sevgili Güven Hocamızı...





Emine Çiğdem Tugay11
)O(

Büyükada, 18 Nisan 2017


1. Mihriban Özbaşaran, Oğuz Tanındı, Ahmet Boratav, "Önsöz’ün Sınırlarını Aşmak... (Ya da Güven Ağabey'le “Sınırları Zorlayan Bir Konuşma”), Güven Arsebük İçin Armağan Yazılar, İstanbul, 2004, vii-xxiv.

2. arsebük: 1. Temiz ruhlu ve çabuk. 2. Namus konusunda titiz.

3. L.S.B. Leakey (çev. Güven Arsebük), İnsanın Ataları, Ankara, 1988.

4. Güven Arsebük, İnsan ve Evrim, İstanbul, 1990.

5. Bozkurt Güvenç, İnsan ve Kültür, İstanbul, 1984.

6. Oğuz Erdur, Güneş Duru, "'Yeni Arkeoloji'den 'Türkiye'de Eleştiri'ye: Güven Arsebük ile Bir Söyleşi", Arkeoloji: Niye? Nasıl? Ne İçin?, İstanbul, 2013, 275-289.

7. Thrax, "Güven Arsebük", Ekşi Sözlük, 19.5.2004. https://eksisozluk.com/guven-arsebuk--881319

8. Güven Arsebük, “‘İnsan’, ‘İnsanlık’ ve ‘Prehistorya’ (Öznel Bir Deneme)”, Halet Çambel İçin Prehistorya Yazıları, İstanbul, 1995, 11-26.

9. Oğuz Erdur, Güneş Duru, "'Yeni Arkeoloji'den 'Türkiye'de Eleştiri'ye: Güven Arsebük ile Bir Söyleşi", Arkeoloji: Niye? Nasıl? Ne İçin?, İstanbul, 2013, 275-289.

10 Güven Arsebük, İnsan ve Evrim, İstanbul, 1990, 3.

11.İstanbul Üniversitesi Klasik Arkeoloji lisans 1990-1994, yüksek lisans 1994-1999.



...güle güle.

7 - 20 Mayıs 2017
GÖBEKLİTEPE'YE ÇATI



Dünyanın en eski tapınak kalıntıları olarak kabul edilen Göbeklitepe ören yeri, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Kültür Mirası asıl listesine yeni çatı korumasıyla girmeye hazırlanıyor.

Kültür ve Turizm Müdürü Aydın Aslan, Göbeklitepe’deki çatı çalışmalarının 15 Temmuz’da tamamlanmasının planlandığını belirterek “Yapılan bu üst yapı koruma çalışmaları yaklaşık 600 bin avroluk bir bedelle yapılıyor. Devletimizin ve Avrupa Birliği fon desteği kullanılarak bu çalışma yapılıyor” dedi. Göbeklitepe Kazı Alanı Başkanı Celal Uludağ da “Çatı çalışmaları bittikten sonra alanda kazılara başlayacağız. Uzun yıllar daha bölgede kazı yapabileceğimizi öngörüyoruz. Şu ana kadar bölgede 7 tapınak ortaya çıkarıldı. Birçok tapınak daha gün yüzüne çıkarılmayı bekliyor. Kazı da önemli olan ortaya çıkanı sergileyebilmek ve korumaktır. Biz de şu an mevcut kalıntıların korunmasına öncelik verdik” dedi. İlk kez 1963’te İstanbul ve Chicago Üniversitelerinden araştırmacıların yüzey çalışmaları sırasında fark edilen Göbeklitepe’deki kazı çalışmaları o dönemden beri aralıksız sürüyor.
Vatan, 18.05.20
ÇUKUROVA'NIN MÜZE HASRETİ SONA ERİYOR



Adana'da restorasyonu süren asırlık fabrika binasında kurulan Adana Müze Kompleksinin ilk etabı olan Arkeoloji Müzesi'nde, arkeolojik ve etnografik eserler ile tarım ve sanayide kullanılan alet ve makinelerin arasında yer aldığı 2 bini aşkın eser görülebilecek.

Seyhan İlçesi'nde 1907'de yapılan Milli Mensucat Fabrikası'nda, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından yaklaşık 3 yıl önce başlatılan müze kompleksi çalışmalarının önemli etabı tamamlandı.

Tamamı bittiğinde Ortadoğu'nun en büyük müze kompleksleri arasına girmesi planlanan 68 bin 500 metrekare alana sahip müzenin, 12 bin 500 metrekarelik kısmını oluşturan arkeoloji bölümü, 18 Mayıs Müzeler Günü'nde açılacak.

Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı ile AB Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik ve Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan’ın katılımıyla hizmete alınması planlanan müzede, tarih öncesi dönemden bugüne insanın yaşam serüveninin, dönemlere ait bilgi metinleri, görseller, dioramalar (gerçek veya kurgu bir olayın, anın veya hikayenin ışık oyunlarının da yardımıyla üç boyutlu olarak modellenmesi) ve canlandırmalar yardımıyla anlatıldığı toplam yedi salon bulunuyor.

Salonlarda tarih öncesi Hitit, Asur, Arkaik, Hellenistik, Roma, Doğu Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait heykel, lahit, stel, sunak ve büstler, cam, pişmiş toprak ve bronzdan yapılmış çeşitli kaplar, pişmiş toprak ve bronz kandil, antik dönem küçük heykeller, silindir ve damga mühürler, cam, bronz, altın takılar ile MÖ 18 bin yılından bugüne eserler yer alıyor.

Teşhir edilen eserler içerisinde özellikle Hitit Fırtına Tanrısı Tarhunda’ya ait taş heykel, Anadolu Hiyeroglif Yazıtlı Stel, Babil Steli, Adana Karataş İlçesi'nde denizden çıkarılan bronz erkek heykeli ile Roma dönemine ait mermer "Antropoid Lahit" ve "Akhilleus Lahti" dikkati çekiyor.

Adana Müze Müdür Vekili Nedim Dervişoğlu  müzenin açılışın ardından ilk üç gün ücretsiz olacağını kaydetti.
Anadolu Ajansı, Haber: Bekir Ömer Fansa, 17.05.2017

HEYKEL ALANINDA BİR BAŞARI DAHA

Heykel sanatında ulusal ve uluslararası alanda kazandığı başarılarla adından söz ettiren Düzce Üniversitesi Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Heykel Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. İlker Yardımcı, küresel anlamda bir başarıya daha imza attı.



Çin’in Putian kentinde yerel yönetim ve Çin Heykeltıraşlar Birliği tarafından düzenlenen Uluslararası Açıkalan Heykel Yarışmasında Doç.Dr. İlker Yardımcı’nın projesi başarı ödülü kazandı. Düzce Üniversitesi öğretim üyesinin heykel projesi, yarışmaya uluslararası alandan katılan 1700 eserin halkoylaması ve uzman jüri seçimi ile büyük ölçekte uygulanacak 45 heykelden birisi oldu. Temmuz ayı içerisinde yapımı gerçekleştirilecek olan heykel, Çin’de gelişmekte olan 100 kentin ekonomik, sosyal ve kültürel gelişim kriterlerine göre yapılan değerlendirmeler sonucu birinci seçilen Putian kentine Ağustos ayında yerleştirilecek.
Düzce Damla, 17.05.201
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI AVCI: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ OLARAK ESERLERİMİZİN PEŞİNDEYİZ

Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı, Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi'nden geçmiş yıllarda çalınan ve Bakanlığın çalışmaları sonucu bulunan 66 eserden 56'sının yer aldığı "Evimdeyim: Bir Dönüş Hikayesi" adlı resim sergisini ziyaret etti. 

Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi'ndeki sergiyi gezen Avcı, Müze Müdürü Ayşegül Canan Ortakçı ve Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölüm Başkan Yardımcısı Doç.Dr. Pelin Şahin Tekinalp ve Güzel Sanatlar Genel Müdürü Murat Salim Tokaç'tan eserler hakkında bilgi aldı.

Müzede beğendiği eserlerin cep telefonuyla fotoğrafını da çeken Avcı, daha sonra gazetecilere değerlendirmede bulundu. Avcı, "Bugün burada aslında Ankara Resim ve Heykel Müzesi envanterinde olup, bir süre nerede oldukları bilinmeyen ama daha sonra nerede oldukları tespit edilenlerin derlenip toparlandığı ve yargı süreciyle de devam etmekte olan bir sanat olayıyla karşı karşıyayız." diye konuştu.

Türk resminin değerli ve öncü isimlerinin eserlerinin tekrar yuvaya dönmesinden mutluluk duyduğunu aktaran Avcı, "Bundan büyük sevinç duydum ama aynı zamanda da hüzünlendim çünkü bu derlenenler, toparlananlar, bu gelenler, gelmeyenlerin yanında çok az. Daha gelecek, gelmesi gereken çok eserimiz var dışarıda. Onların da peşindeyiz." dedi. 

"28 Şubat döneminde talan edilmiş eserlerin peşindeyiz"
Tarihi eser kaçakçılığının sadece "içeride olup biten" bir mesele olmadığına işaret eden Avcı, şöyle konuştu:

"Türkiye ve Türkiye'nin yanı sıra pek çok başka ülke de maalesef özellikle 19. ve 20. yüzyıldan itibaren çok ciddi bir sanat talanına maruz kalmışlardır. Bu talan hem içeriden hem dışarıdan gerçekleştirilen bir talan ama Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak şunu herkes bilsin ki biz eserlerimizin peşindeyiz. İster içeride, ister dışarıda elinde yasal dışı yollardan edinilmiş sanat, tarih, kültür eserleri olanlar, bir an önce efendice getirsinler, müzelerimize teslim etsinler. Biz, bize ulaşan duyumların peşindeyiz. Hiç kimse kendini emniyette hissetmesin. Bu eserler nasıl döndülerse bunlarla beraber talan edilmiş olan, özelikle 28 Şubat döneminde talan edilmiş olan eserlerin peşindeyiz. Dolayısıyla bir an önce kendiliğinden getirsinler, eserlerimizi yerine teslim etsinler. Aksi takdirde o şimdi ellerinde tuttukları eserleri çocuklarına, torunlarına bırakamayacaklar. Belki çocuklarına ve torunlarına 'sanat eseri hırsızlığı' damgasını miras bırakacaklar. Onun için bir kere daha uyarıyorum, getirsinler eserlerimizi müzelerimize teslim etsinler. "

Türkiye'den kaçırılan tarihi eserin ABD'de satılması 
Yaklaşık 20 gün önce ABD'nin New York şehrinde Türkiye'den götürüldüğü kesin olan, arkeoloji literatüründe "Kilya tipi" idoller grubuna giren 27 santimetre boyundaki bir heykelciğin müzayedede satıldığını hatırlatan Avcı, şunları söyledi:

"Biz bu süreçte New York'ta mahkemeye müracaat ettik ve iki ay süresince 'bu eserin alıcısına teslim edilmemesi' konusunda karar aldırdık. Bu iki ay boyunca da biz, 'Bu eserin Türkiye'den gitme ve dolayısıyla da Türkiye'ye iade edilmesi gereken bir tarihi eser olduğunu, bir tarihi eser kaçakçılığı söz konusu olduğunu' kanıtlamaya çalışıyoruz. Tabii bu hukuki süreç zor bir süreç ama en azından bütün dünyada özellikle metropol ülkelerde alıcılara, bütün eserlerimizin peşinde olduğumuz bilgisinin ulaşması bakımından da bu dava süreci önemlidir."

Müzayedenin yapıldığı gün New York Times gazetesine tam sayfa ilan verdiklerini aktaran Avcı, "Bir açık mektup yayınladık. Orada bu tarihi eser kaçakçılığına dikkat çeken ifadeler ve UNESCO kurallarını hatırlattık." dedi.
Anadolu Ajansı, Haber: Yıldız Nevin Gündoğmuş, 17.05.2017

DÜNYANIN EN PAHALI SANAT ESERLERİ

1- Nu couche,  Amedeo Modigliani

2015 yılında 170,4 milyon dolara satıldı.
Modigliani’nin ‘No couche’si (1917-1918) New York’taki müzayedede Çinli milyarder Liu Yiqian tarafından satın alındı. 

2- Les Femmes d’Alger, Version O, Pablo Picasso

2015  yılında 179,3 milyon dolara satıldı.
Pablo Picasso'nun 1955 yılında tamamladığı bu eseri, çıplak cariyeleri kübist bir bakış açısıyla yansıtıyor.

3- Walking Man, Alberto Giacometti

Alberto Giacometti’nin bir başka bronz heykeli, Londra’daki Sotheby’s Müzayede Evi’nden 100 milyon dolardan fazla bir fiyata alıcı buldu. Heykelin bugünkü sahibi Brezilyalı Lily Safra.

4- Silver Car Crash, Andy Warhol

Kasım 2013  yılında 105,4 milyon dolara satıldı.
2013 kasımında New York’taki Sotheby’s’de açık artırmaya çıktı. Alıcısının adı açıklanmadı. Bu pop-art sanatçının şimdiye kadar bir açık artırmada satılan en pahalı eseri oldu.

5- Three Studies of Lucian Freud, Francis Bacon

2013 yılında 142,4 milyon dolara satıldı.
İrlandalı ressam Fancis Bacon, üç parçadan oluşan bu eserini 1969’da yaptı. Çalışmalarında insan vücudunu konu alıyor.

6- İsimsiz "XXV", Willem de Kooning

2016 yılında 66 milyon 300 bin dolara satıldı. 
Millenyumun başından beri ünlü sanatçıların eserlerine sürekli rekor fiyatlar ödeniyor.

7- Marilyn Manroe Elbisesi

2016 yılında 4,8 milyon dolara satıldı.
Marilyn Manroe'nun 1962 yılında dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı John F. Kennedy için özel şarkı söylediği elbisesi de sanat eseri olarak tarihteki yerini aldı.

8- Tete, Amdeo Modigliani

2010 yılında anonim bir koleksiyoncu tarafından satın alındı.
1910 ve 1912 yılları arasında Amedeo Modigliani’nin yaptığı Tete, bugüne kadar satılan en pahalı kireçtaşı heykeli olarak biliniyor.

8- Tete, Amdeo Modigliani

2010 yılında anonim bir koleksiyoncu tarafından satın alındı.
1910 ve 1912 yılları arasında Amedeo Modigliani’nin yaptığı Tete, bugüne kadar satılan en pahalı kireçtaşı heykeli olarak biliniyor.

10-  Madam LR, Constantin Brancusi

2009 yılında 36,8 milyon dolara satıldı.
1914 ve 1917 yılları arasında yapıldığı tahmin edilen heykel, kavramsal amacı temsil ediyor.
Habertürk, 16.05.2017

'UYUYAN ESİN PERİSİ' REKOR FİYATA ALICI BULDU

Christie's Müzayede Evi, "İzlenimci ve Modern Sanat Akşam Satışı"nda Rumen asıllı Fransız heykeltıraş Constantin Brancusi'nin 1913'te tamamladığı "La Muse Endormie-Uyuyan Esin Perisi" isimli heykelin 57,4 milyon dolara satıldığını açıkladı. 

Brancusi'nin 1909-1910'da mermer versiyonunu da yaptığı "Uyuyan Esin Perisi", Brancusi'nin şimdiye kadar en yüksek fiyata satılan eseri oldu.

Heykel, 1950'li yıllardan bu yana Fransız sanatsever Jaques Ulmann'ın koleksiyonunda bulunuyordu.

Brancusi'nin 1917 tarihli "Madame LR" adlı eseri, 2009'da 37,3 milyon dolara satılmıştı.

1876'da Romanya'nın bir dağ Köyü'nde doğan Brancusi, Paris'e yerleşmiş ve saf biçimsel dille figür ve nesnelerin özünü ararken modern heykelin öncüleri arasında girmişti.

Picasso'nun "Mavi Elbiseli Oturan Kadın"ına 45 milyon dolar

Christie's Müzayede Evi'nin "İzlenimci ve Modern Sanat Akşam Satışı"nda toplam 289,2 milyon dolar satış yapıldı.

Açık artırmaya çıkarılan 53 eserden 43'ünün alıcı bulduğu gecedeki satış miktarı, müzayede evinin 2010 yılından bu yana söz konusu kategorideki ulaştığı en yüksek rakam oldu.

Gecede ünlü İspanyol ressam Pablo Picasso'nun 1939 tarihli "Femme Assise, Robe Bleue" (Mavi Elbiseli Oturan Kadın) adlı tablosu da 45 milyon dolara alıcı buldu.

Picasso, eserinde sevgilisi Dora Maar'ı resmetmişti.
Anadolu Ajansı, Haber ve Fotoğraf: Selçuk Acar, 16.05.2017

YURT DIŞINDAKİ VAKIF ESERLERİ AYAĞA KALDIRILIYOR

Vakıflar Genel Müdürü Adnan Ertem, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Vakıflar Genel Müdürlüğünce yurt dışında 15 eserin restorasyonunun sürdürüldüğünü söyledi.

Bu sene ve gelecek yıl restorasyon programına almayı planladıkları, projesi hazırlanan yurt dışından 39 eserin olduğunu belirten Ertem, “Şu aşamada yurt dışındaki çalışmalarımız çok iyi gidiyor. Zaten önemli olan, bir şeye başlamaktır. Başladıktan sonra ve alışkanlık haline geldikten sonra ben inanıyorum ki bu giderek artacaktır. Yurt dışında vakıflara ait, vakıf kökenli olan eserlerin hemen hemen tamamının restorasyonuyla alakalı çalışma yürüteceğiz.” diye konuştu.

Ertem, Arnavutluk’ta da bu sene restorasyon çalışması yapacaklarını aktararak, şunları kaydetti:

“İşkodra’daki (Arnavutluk’un en eski yerleşim merkezlerinden biri) caminin restorasyonunu üstlendik. Tahmin ediyorum ki bunun da protokolünü 1-2 hafta içerisinde imzalayıp restorasyon faaliyetine başlayacağız.

Öte yandan, restorasyonu yapılması gereken birçok eser var. Bu eserlerden tabii ki çoğunluğu cami mahiyetinde olanlar. Hemen hemen her yıl olmak üzere, azınlıklara mahsus ibadethanelerin de restorasyonunu gerçekleştiriyoruz. Sanıyorum bu sene de Rum kilisesi var, Edirnekapı’da Ayayorgi Rum Kilisesi, onun restorasyonu tamamlanacak.”

Edirne Büyük Sinagog’un restorasyonunun iki yıl önce tamamlandığını anımsatan Ertem, “Edirne Büyük Sinagog’da hem ibadet yapılıyor hem diğer etkinlikler yapılıyor. Güzel bir restorasyon çalışması ve dünya çapında ses getiren bir restorasyon.” dedi.
Anadolu Ajansı, 16.05.2017

HASANKEYF GELECEK YIL MÜZEYE KAVUŞUYOR

Batman'ın Hasankeyf İlçesi gelecek yıl modern, bölgedeki medeniyetleri yansıtan bir müzeye kavuşacak.

Ilısu Barajı ve HES Projesi Kültürel Varlıkları Koruma ve Kurtarma Çalışmaları kapsamında, Türkiye'de ilk defa uygulanan sistem ile Ilısu Baraj Göl Alanı'ndan çıkarılarak, Hasankeyf Yeni Kültürel Park Alanı'na taşınan bölgedeki tarihi Zeynel Bey Türbesi'nin yerleştirme süreci tamamlandı.

Yeni yerleşim alanı yakınında oluşturulacak Hasankeyf Yeni Kültürel Park Alanı'nda Türkiye'nin en modern müzelerinden biri kuruluyor. 6 bin 600 metrekaresi kapalı olmak üzere 60 bin metrekareden oluşacak Hasankeyf Müzesi'nin teşhir alanı ve salonunun yapımı için ileriki günlerde ihale yapılacak.

Gelecek yıl hizmete açılacak müzede, Hasankeyf başta olmak üzere bölgedeki kurtarma kazılarından çıkarılan eserler sergilenecek.

- "Bu eser Türkiye'de sadece bir tane"
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzecilik Genel Müdürü Yalçın Kurt, AA muhabirine yaptığı açıklamada, binlerce yıllık yerleşim yeri Hasankeyf'in kültür ve medeniyet tarihinde çok önemli bir konumda olduğunu söyledi.

Bakanlığın, eserlerin korunması ve taşınması için yıllardır çok özenli çalışma yürüttüğünü dile getiren Kurt, bu kapsamda taşınan Zeynel Bey Türbesi'nin çok özel bir türbe olduğunu vurguladı.

Zeynel Bey Türbesi'nin Türkistan medeniyetinde çok özel bir stile sahip, anıt eser olduğuna işaret eden Kurt, "Bu eser Türkiye'de sadece bir tane. Bunun dışında birçok türbemiz mevcut ama bu yapıda bir tane. Çinileri, süslemeleri ve bezemeleriyle çok özel, çok nadir bir eserdir." dedi.

Kurt, Venedik Sözleşmesi'nin 7. maddesine göre tarihi eserlerin yerinde korunmasının esas olduğunu ancak ulusal ve uluslararası boyutta çok büyük menfaat gerektiren taşımalara izin verildiğini kaydetti.

Bin 100 ton ağırlığındaki Zeynel Bey Türbesi'nin taşınmasının bu alanda Türkiye'de bir ilk olduğunu bildiren Kurt, "Türbe, büyük bir başarıyla bütünsel olarak buraya taşındı." diye konuştu.

- Kültür Adası oluşturuluyor
Genel Müdür Yalçın Kurt, türbenin yanı sıra su altında kalacak alandaki hamam, cami, mezar ve başka türbelerin de aralarında bulunduğu birçok eserin yeni yerleşim alanına taşınacağını aktardı.

Ilısu Barajı'nda su tutulmasının ardından su havzasının hemen üstünde bulunan alanda Kültür Adası oluşturulacağına dikkati çeken Kurt, Hasankeyf Yeni Kültürel Park Alanı'nda 60 bin metrekare büyüklüğünde Hasankeyf Müzesi kurulacağını belirtti.

Kurt, 6 bin 600 metrekaresi kapalı alandan oluşacak müzenin çok modern olacağını ifade ederek, şunları kaydetti:

"Müze başlı başlına Hasankeyf destinasyonunda çekici unsur olacak. Yakın bir sürede Hasankeyf Müzesi'nin teşhir ve tanzimi ile ilgili ihaleye çıkıyoruz. Türkiye'nin en güzel, en çağdaş ve en modern müzelerinden biri olacak Hasankeyf Müzesi'ni hizmete alacağız."

Hasankeyf arkeolojik kazıları ile yörede su altında kalacak bazı bölgelerde kurtarma kazıları gerçekleştirildiğini anımsatan Kurt, şöyle dedi:

"Müzelerin yürüttüğü kazılar var. Buralardan çıkan bütün eserlerimizi burada sergileyeceğiz. Ayrıca buradan başka müzelere gitmiş olan eserlerimiz de var. Onlar da yeniden öz yurtları Hasankeyf'e dönecek. Hasankeyf Müzesi, Türkiye'nin en güzel müzelerinden biri olacak, dünya çapında da ses getirecek. Yapı hemen hemen bitti, teşhir ve tanzim bölümleri de önümüzdeki günlerde ihaleye çıkarılacak. 2018 yılında müze hizmete alınacak."

- "Turizmin çekici unsuru olacak"
Türkiye'nin son yıllarda dünyanın en güzel müzelerini yaptığını belirten Kurt, "Şanlıurfa ve Gaziantep açıldı, yakında açacağımız Adana ve Mersin gibi pek çok müze var. Hasankeyf Müzesi de bu bölgenin geçmişteki tüm medeniyetlerini dünyaya başarıyla sergileyecek. Bu müze başlı başına çekim merkezi olacak, turizmin çekici unsuru olacak." ifadelerini kullandı.

Milliyet, 16.05.2017

BİZANS VE ROMA DÖNEMİNE AİT 553 ADET SİKKE ELE GEÇİRİLDİ



15 Temmuz Şehitler Otogarı’nda düzenlenen operasyonda taksideki müşterinin poşetinden Bizans ve Roma dönemlerine ait 553 adet sikke ve tarihi eser ele geçirildi.

Edinilen bilgilere göre, İstanbul Güven Timleri Şube Müdürlüğü ekipleri, bir ihbarı değerlendirerek 15 Temmuz Şehitler Otogarı’nda operasyon gerçekleştirdi. Operasyon kapsamında durdurulan ticari bir taksideki İ.H.K.’nın (30) üzerinde yapılan aramada, poşet içinde Bizans dönemine ait 553 adet sikke, yine aynı dönemlere ait 4 adet tespih ve 3 adet renkli taş ele geçirildi. Kaçakçılık Suçları ile Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı incelemelerde, üzerinden tarihi eser çıkan İ.H.K.’nın Kapalıçarşı’da iş yeri olduğu kaydedildi.

Taksi sürücüsü ifadesinin ardından serbest bırakılırken, İ.H.K. isimli şüphelinin polis ekipleri tarafından gözaltına alındığı bildirildi.



Devam eden operasyon kapsamında 2 adet seramik kap, 5 adet silindir mühür, 5 adet metal yüzük, 2 adet metal mühür, 5 adet metal sikke, 1 adet toka iğnesi, 1 adet ok ucu, 1 adet haç, 1 adet kolye ucu ve 5 adet metal objenin ele geçirildiği öğrenildi.

Şüpheli İ.H.K. hakkında 2863 sayılı kanun kapsamında ‘Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa Muhalefetten” işlem yapıldığı bildirildi.


Milliyet, 16.05.2017
ATA YADİGARI DEĞİRMENİNİ KENDİ RESTORE ETTİ

Denizli'de, Kurtuluş Savaşı'nda başlatılan seferberlikte köylülerin verdiği buğdayların un yapılıp, Afyon ve Uşak cephelerine gönderildiği 150 yıllık tarihi değirmen, tekrar çalışır hale getirildi. Denizli'nin Çal İlçesinin Aşağıseyit Mahallesi'nde bulunan değirmen, Süleyman Yayan'ın 6 aylık çalışması sonucu restore edildi.

Denizli'de yıllarca çalıştıktan sonra memleketi Çal'ın Aşağıseyit Mahallesi'ne dönen doğasever ve fotoğrafçı Süleyman Yayan, ata yadigarı olan, Kurtuluş Savaşı'nda iz bırakan 150 yıllık tarihi değirmeni tek başına 'ayağa kaldırdı.' 150 yıl önce ilçedeki bir ağa tarafından Alman bir mühendisin desteğiyle Aşağıseyit Mahallesi'nde Büyük Menderes Nehri kenarında kurulan su değirmeni, Kurtuluş Savaşı'nda verilen büyük mücadeleye tanıklık etti.

Yıllarca bölgenin un ihtiyacını karşılayan değirmene, Kurtuluş Savaşı döneminde çevre köylüler buğday götürüp, un haline getirdi. Sonra da unlar, Uşak ve Afyon cephesinde düşman askerleriyle çarpışan Türk ordusuna ulaştırıldı. Değirmeni yaptıran Necip Ağa'nın torunu Kamil Bozbey, 1969'da değirmeni Aşağıseyit Mahallesi'nden Hamza Yayan'a sattı. Yayan ise su değirmeninin elektrik teknolojisine yenik düşmesinin ardından 1988'de kapısına kilit vurdu.

6 AY UĞRAŞ SONUCU TEK BAŞINA RESTORE ETTİ
Hamza Yayan'ın ölümünden sonra bakımsız hale gelen tarihi su değirmeni, 29 yıl sonra faal hale getirildi. Değirmeni doğal yaşam alanı ve ekoturizm merkezi yapmak için harekete geçen Hamza Yayan'ın oğlu Süleyman Yayan, 6 ay uğraş sonucu değirmeni tek başına restore etti.

500 tavuk alıp, gezer tavukçuluğa başlayan ve burada günlük taze yumurta satışı yapan Yayan, hedefinin ise organik köy ürünlerin satıldığı köy pazarını yakın zamanda faaliyete geçirmek olduğunu söyledi.

Su değirmeninin tekrar faaliyete geçip, un yapılmaya başlanmasının zor olmadığını anlatan Yayan, şöyle konuştu: "Öncelikli hedefim; ekoturizm merkezi ve doğal yaşam alanını tanıtmak, ardından da değirmen de yeniden un yapmak. Bu değirmenin tarihi geçmişi, Kurtuluş Savaşı'na yaptığı tanıklık bize bunu mecbur kılıyor. Yerel yönetim ve devletimin de desteğini alırsam burada büyük projeleri hayata geçirebilirim. Kimseden yardım almasam da şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da tek başıma tarihe sahip çıkmaya devam edeceğim."
Milliyet, 16.05.20

PERGE STADYUMU ESKİ İHTİŞAMINA KAVUŞACAK

Roma dönemine ait 12 bin kişilik Perge Stadyumu, restore edilerek eski ihtişamına kavuşturulacak.

MS 2. yüzyıldan kalma, Anadolu'nun en büyük antik stadyumlarından olan Perge Stadyumu yeniden ayağa kaldırılıyor.

Antalya Valiliği öncülüğünde gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında, Perge antik kentindeki bazı yapıların restorasyonu gerçekleştirilecek. Bu doğrultuda Perge Stadyumu'nun ilk haline döndürülmesi için akademisyenlerden oluşan bilim heyeti kurulacak.

Antalya Rölöve ve Anıtlar Müdürü Cemil Karabayram, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Perge alanına yönelik Antalya Bölge Kurulu tarafından onaylanmış, rölöve ve resüsitasyon projelerinin olduğunu söyledi.

Projeler için ödenek tahsis edildiğini vurgulayan Karabayram, "Bu stadyum 12 bin kişilik bir alan. Anadolu'nun ikinci büyük stadyumu, en iyi korunmuş birinci stadyumu. Kireç taşından yapılmış. Restorasyon yapılırken alandaki bütün malzemeler kendi stadyum malzemesi olacak." diye konuştu.

Cemil Karabayram stadyumun, gerek geleneksel oyunların gerekse Antalya turizmine katkı sağlayacak birçok gösterinin yapılabileceği bir alan olacağını vurguladı.

"2018'de bitirmeyi hedefliyoruz"
"Perge içindeki stadyumun ayağa kaldırılması, bölge için çok önemli bir etken olacaktır. Perge'nin yeniden ayağa kaldırılması için yaklaşık 4 milyon liralık ödenek ayrıldı. Çalışmalar valiliğimiz üzerinden yapılıyor." diyen Karabayram, stadyumun yanı sıra Perge Hellenistik Kule ve mozaikli alanların, anıt mezarlarının da ele alınacağını belirtti.

Restorasyon çalışmalarını 2018'de bitirmeyi hedeflediklerini dile getiren Karabayram, "Roma döneminden kalan ve Anadolu'nun ikinci büyük stadyumunda proje etüt çalışması yapılıyor. Çok kısa sürede restorasyon için ihalesi gerçekleştirilecek. Burada, Kültür ve Turizm Müdürlüğümüz, Müze Müdürlüğümüz ile koordineli çalışıyoruz. En geç 2018-2019 döneminde hizmete açmış olacağız." dedi.
Anadolu Ajansı, Haber: Ayşe Yıldız, 16.05.2017

İMAM ABDULLAH KÜLLİYESİ DE TAŞINACAK!

Batman'ın Hasankeyf İlçesi'nde 550 yıllık Zeynel Bey Türbesi'nin yeni yerine taşınmasının ardından, sular altında kalacak diğer tarihi eserlerin taşınması amacıyla fizibilite çalışmalarına başlandı. Taşınacak ikinci tarihi eser olan İmam Abdullah Külliyesi'nin ihalesi de yapıldı.

Hollanda ve Türk firması tarafından hazırlanan projeyle, 1100 tonluk Zeynel Bey Türbesi'ni taşıma işlemi, 12 Mayıs Cuma günü, Türkiye'de ilk kez kullanılan bir yöntemle gerçekleştirildi. 8 saat sürmesi planlanan tarihi Zeynel Bey Türbesi'nin 2 kilometre uzaklıktaki yeni yerine taşınması işlemi, saat 11.45'te, herhangi bir sorunla karşılaşılmadan, 4 saatte tamamlandı. Zeynel Bey Türbesi, yeni yerine taşıma işleminin başarıyla sonuçlanmasının ardından dün de yerine yerleştirildi.

Yeni yerine yerleştirilen Hasankeyf'in sembolü konumundaki tarihi türbenin koruma altına alınacağını belirten Batman Valisi Ahmet Deniz, depreme karşı dayanaklılığı için sismik bir sistemle türbenin sağlamlaştırıldığını söyledi. Tarihi türbe her yönüyle koruma altına alınacağını anlatan Vali Deniz, "Türbenin zarar görmemesi için etrafını çok daha korunaklı ve güvenli hale getireceğiz. Bu konuda Orman ve Su İşleri Bakanımız sayın Veysel Eroğlu'nun üzerinde titizlikle durduğu çalışmalar da aralıksız sürecek. Türbenin etrafında depremle hareket edecek bir sismik sisteminin de yer alacağı restorasyon çalışmaları devam edecek. Türbe eskisine oranla çok daha sağlam bir hale getirilecek. Daha önce Batman Müzesi'nde koruma altına alınan sanduka mezar da türbenin zemine yerleştirilecek. Tüm bu çalışmalar tamamladıktan sonra türbe ziyaretçilere açık tutulacak" dedi.

İMAM ABDULLAH KÜLLİYESİ TAŞIMA İHALESİ YAPILDI
Devlet Su İşleri Genel Müdürü Müdürü Mehmet Acu ise Zeynel Bey Türbesi'nden sonra taşınacak ikinci eser olan İmam Abdullah Külliyesi'nin taşınması için ihale yapıldığını anlatarak, şöyle konuştu:

"Ilısu Barajı altında kalacak 8 eserden biri Zeynel Bey Türbesi'ydi. Geriye kalan 7 eserin tamamını kültürel parktaki yerlerine taşıma işlemini önümüzdeki yıl bitireceğiz. Sıradaki eserlerden öncelikli olanlar İmam Abdullah Külliyesi ve Artuklu Hamamı'dır. Daha sonra sırayla Baldekan türbeleri, El Rızk Camii, Süleyman Koç Camii, Kızlar Camii ve Ortakapı bölümünü bütünsel olarak taşıyacağız. İmam Abdullah Keliyesi'nin ihalesi yapıldı. Zeynel Bey Türbesi'nden sonra İmam Abdullah türbesini taşıyacağız. Ardından Artuklu Hamamı kültürel parka gelecek üçüncü eser olacak."
Milliyet, Haber: Arif Arslan, 16.05.2017

6 SAVAŞ TOPU HOLLANDA'DA BULUNDU

Hollanda’nın Arnhem kasabasındaki Bronbeek Tarih Müzesi’ndeki topların Kanuni Sultan Süleyman tarafından bugünkü Endonezya’ya gönderilen toplar olduğu ortaya çıktı.



Türk-Arap Dünyası Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Mehmet Tütüncü, 1562’de Açe Krallığı’na gönderilen topların 1857’de savaş ganimeti olarak Hollanda’ya götürüldüğünü söyledi. 6 savaş topunun yaklaşık 15 bin kilometre yolculuktan sonra sergilendiği öğrenildi.  

Endonezya’nın bir adası olan Açe’de kurulan Açe İslam Sultanlığı’na 1521 yılında verilen Osmanlı toplarının hikayesini araştıran Türk-Arap Dünyası Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Mehmet Tütüncü ilginç bilgilere ulaştı. 16. yüzyılın ortalarında Portekizlilerin Sumatra Adası’nı işgal etmeleri ve sürekli Açe İslam Sultanlığı’na saldırması üzerine topların Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman tarafından yardım amacıyla gönderildiği ortaya çıktı. Yaklaşık 300 yıl sonra savaş ganimeti olarak Hollanda’ya götürülen topların halen Arnhem kasabasındaki Bronbeek Tarih Müzesi’nde sergilendiği öğrenildi. Dr. Mehmet Tütüncü, “Dr. Ali Güler ile birlikte yaptığımız araştırmada Açe’de kullanılan bu topların daha sonra Endonezya’nın Hollanda sömürgesi olmasıyla savaş ganimeti olarak götürüldüğünü belirledik. 6 topun Hollandalı askerlere huzurevi olarak yapılan müzeye konulduğunu gördük” dedi.

7 tonluk acı biber topu  
Müzede 6 bin 800 kg’lık acı biber topu, 5 bin 800 kg’lık hayvan süslemeli top, 5 bin 600 kg’lık bayrak, 2 bin kg’lık parçalanmış top, 4 bin 700 kg’lık yaprak motifli top, 3 bin kg’lık sade topun Açe İslam Sultanlığı tarafından kullanıldığı belirlendi.

Milliyet, Haber: Gökhan Kara, 16.05.2017

SELÇUKLU BELEDİYESİ'NE TKB'DEN ÖDÜL

Konya’nın merkez Selçuklu İlçe Belediyesi, Aya Elenia Müzesi restorasyon çalışması ile Tarihi Kentler Birliği (TKB) tarafından düzenlenen Müze Özendirme Yarışmasında ödüle layık görüldü.
Tarihi Kentler Birliği Sivas Buluşmasında, bu yıl ilk kez düzenlenen Müzeler Yarışmasının ödülleri verildi. Müze Özendirme Yarışmasında Aya Eleni Müzesi çalışması ile Selçuklu Belediyesi sekizinci yılda sekizinci ödülü almanın gururunu yaşadı. Selçuklu Belediyesinin ödülünü, Selçuklu Belediyesi Başkan Yardımcısı Şükrü Koyuncu aldı.

Ulusal düzeyde birçok projesi ödül alan Selçuklu Belediyesi tarihi ve kültürel çalışmalara sağladığı katkı ile ödüllerine bir yenisini daha ekledi. Selçuklu Belediyesi, Tarihi Kentler Birliğinden geçtiğimiz yıllarda Sille Şapeli Zaman Müzesi, Gevale Kalesi Arkeolojik Kazısı, İki Yakanın Buluşması-Sille Deresi projeleri, Sille Sokak Sağlıklaştırma ve Restorasyon Projeleri gibi farklı çalışmalarla birçok kez süreklilik ve başarı ödüllerine layık görülmüştü. Selçuklu Belediyesi, bu yıl ilk kez düzenlenen Müze Özendirme Yarışmasında aldığı ödül ile ödül koleksiyonuna bir yenisini daha eklemiş oldu.

"Aya Elenia Müzesi"
Selçuklu Belediyesi “Tarihe Vefa” projesi kapsamında Sille’de yer alan Sille Aya Elenia Müzesinde restorasyon çalışmaları yürüttü. Çalışmalar kapsamında müzenin bütün duvarları, kubbesi ve örtüsü yenilendi, yalıtımı tekrar yapılarak tahta zemin indirmesi gerçekleştirildi ve zemin sağlamlaştırması yapıldı. Ayrıca müze içerisinde bulunan geç döneme ait Hazreti İsa, Hazreti Meryem ve havarilere ait resimlerin restorasyonu tamamlandı. Restorasyon çalışmaları tamamlanan müze 2013 yılında hizmet vermeye başladı.
Milliyet, 15.05.2017
MARDİN'DE NELER OLUYOR?


Mardin Valiliği; kentin sahip olduğu tarihi ve kültürel mirasının korunması ve gelecek nesillere taşınması, Mardin'in UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilmesinin öneminin farkında olarak "Tarihi Dönüşüm Projesi" adı altında bir dizi faaliyet yürütmektedir.

2002 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı, Mardin Kentsel Sit Alanı'nın UNESCO Kültür Mirası Listesine dahil edilmesi için bir başvuru yapmıştır. Başvurunun sonrasında Dünya Anıtlar ve Sitler Konseyi'nin hazırlamış olduğu ve eksiklikleri içeren raporu doğrultusunda Mardin ilinin başvuru dosyası; reddedilme olasılığı göz önüne alınarak geri çekilmiştir. Bu tarihten sonra belirtilen eksikliklerin giderilmesi yönünde çeşitli çalışmalar yapılmış, ancak kapsamlı bir çalışma olmaması nedeniyle yetersiz kalmıştır. Mardin Valiliği, kentin UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine girebilmesinin önünde duran tüm engelleri giderebilmek amacıyla 2009 yılında "Mardin Tarihi Dönüşüm Projesi" çalışmalarını başlatmıştır.

Valiliğin Mardin Tarihi Dönüşüm Projesi'ni yürütmesindeki ana hedef; kentin tarihi kimliğinin muhafaza edilerek turizm sektöründe ekonomik değer olarak kullanılması, şehrin UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilmesi ile ülkemiz ve dünya turizmine kazandırılması, böylece ilin sosyal ve ekonomik kalkınmasına katkı sağlanmasıdır. Bu hedefe ulaşmak için proje kapsamında; Mardin Artuklu İlçesi kentsel sit alanının karakteristik özelliklerini korumak için sonradan inşa edilen yapıların yıkılması, tarihi ve kültürel değerlerin korunmasına yönelik olarak planlama, projelendirme, iyileştirme ve restorasyon çalışmaları yürütülmektedir.

Mardin'deki uygulamalar kapsamında Türkiye'nin birçok ilinde de yapılan "kentsel dönüşüm projeleri"nin yanında, "Mardin Sürdürülebilir Turizm Projesi" yapımı devam eden üzerlerinde en çok durulan projelerdendir. Bu kapsamda farklı alanlardaki çalışmalar bu şekildedir:

Betonarme ve Eklenti Yapıların Yıkılması: Proje kapsamında, geleneksel şehir dokusunu ve silueti bozdukları gerekçeleriyle 2015 yılına kadar 19 adet kamu binası yıkılmıştır. 154 adet özel mülk ise kamulaştırılarak yıkılmıştır.

Tarihi Şehrin Altyapı Çalışmaları: Kanalizasyon, içme suyu, elektrik ve telefon hatlarının yer altına alınması faaliyetlerini kapsamaktadır. Kentin 1950'li yıllarda yapılmış ve çoğu çürüyen, insan sağlığına verdiği zararların yanında; tarihi yapıların bodrum katlarına sızarak temellerine de zarar veren içme suyu ve kanalizasyon şebekesinin yenilenmesi çalışmalarına başlanmıştır. İşin büyük bir kısmı bitirilmiştir.

Üstyapı Çalışmaları: Sit alanında altyapı çalışmalarının tamamlandığı yerlerde üst yapı çalışmaları başlanmıştır. Kentin ana ulaşım yolu olan 1.cadde bazalt taşı, ara sokaklar kayrak taşı ve çarşı bölgesi kesme bazalt taş ile kaplanmıştır. Telefon ve elektrik direkleri yer altına alınmıştır. 2,9 kilometreden oluşan 1.Cadde'nin üst yapısı tamamlanmış olup, ara sokaklarda çalışmalar devam etmektedir.

Kamu Binalarının Restorasyon Çalışmaları: Tarihi Dönüşüm Projesi kapsamında kamuya ait olan tescilli yapıların restorasyon ve yeniden işlevlendirme çalışmaları başlatılmıştır. Bu kapsamda ilk olarak "Eski Vali Konağı" binası restore edilerek "Mardin Valiliği Ofisi" olarak kullanıma açılmıştır. 1. Cadde üstünde, Şehidiye Mahallesi Üç yol mevkiinde bulanan ve valilik tarafından kamulaştırılan tescilli yapı restore edilmiş ve "Mardin Gençlik Evi" olarak işlevlendirilmiştir. Gene, ana cadde üzerinde Latifiye Mahallesi'ndeki eski Halk Eğitim Binası'nda restorasyon çalışması tamamlanmış olup "Mardin Kültür ve Sanat Merkezi" olarak yeniden işlev verilmiştir. Tarihi Mardin Kız Meslek Lisesi restore edilip "Olgunlaştırma Enstitüsü" ne dönüştürülmüştür. Vaktiyle anıtsal bir konak olan tarihi Gazipaşa İlköğretim Okulu'nda ise restorasyon çalışmaları devam etmektedir.

Sokak Sağlıklaştırma Çalışmaları: Mardin Artuklu İlçesi Kentsel Sit Alanı içerisinde başlatılan sokak sağlıklaştırma çalışmalarının amacı; özellikle turistlerinde yoğun olarak kullandıkları sokakların aslına uygun hale getirilmesidir. Bu kapsamda; yapıların sokaklara bakan cephelerinde çimento esaslı derz ve sıvalar sökülerek, yapılar aslına uygun hale getirilmeye çalışılmaktadır. Sokaklarda sonradan yapılan beton ve briket duvarlar kaldırılarak taş duvarlara dönüştürülmüştür. Metal ya da betonarme direkler ile yukarıdan giden ve görüntü kirliliğine sebep olan elektrik ve telefon hatları da yer altına alınmıştır. Çalışmalar devam etmektedir.

Projelendirme Çalışmaları: Bu kapsamda Mardin Kentsel Sit Alanı'nın halihazır haritası ve üç boyutlu rölöve çalışmaları tamamlanmıştır. Koruma amaçlı imar planının yapılması çalışmaları devam etmektedir. 23 adadan oluşan, ana caddenin güney yamacındaki geleneksel zanaat çarşılarının da lazer tarama yöntemi ile rölöveleri tamamlanmıştır. Rölöve çalışması, Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından onaylanmıştır. Uygulamaya geçmek için restorasyon projeleri hazırlanması planlanmaktadır.

Mardin Kalesi Güçlendirme Projesi: Kaya parçalarının düşmesi nedeniyle can güvenliği riski oluşturan ve kentin yüzyıllardır çözülemeyen sorunu olarak öne çıkan Mardin Kalesi için 30 Mayıs 2011 tarihinde "Mardin Kalesi Güçlendirme ve Restorasyon Projesi" ihale edilmiş ve sözleşmesi yapılmıştır. Hazırlanan projeler Koruma Bölge Kurulu tarafından onaylanmış olup uygulamaya başlanmıştır. Kalede çalışmalar devam etmektedir; üstünde bulunan arkeolojik alan için Kültür Bakanlığı'nın finansı ile kazı başlatılmıştır. Kazı başkanlığını Mardin Müzesi Müdürlüğü üstlenmiştir. Mart 2015 itibari ile bakanlığın göndermiş olduğu para bittiği için kazı durmuştur. Bakanlıktan yeni ödenek beklenmektedir.

Kentsel Dönüşüm Projesi: Mardin Valiliği, Mardin Belediyesi ve TOKİ Başkanlığı arasında imzalanan "Mardin Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projesi" kapsamında TOKİ tarafından 2500 dönümlük alanda yaklaşık 7000 konut üretimi yapılacaktır. Bu kapsamda Mardin Artuklu İlçesi Kentsel Sit Alanı, Ensar, Ofis, İstasyon ve Saraçoğlu Mahallelerinde bulunan imar planlarına aykırı yapılar; kıymet takdir bedelleri değerince, konut karşılığı takas yöntemiyle kamulaştırılıp yıkılması düşünülmektedir. Kentsel dönüşüm projesi kapsamında toplam 4 bin 760 konut üzerinde yapılan inceleme sonucunda 570 binanın tamamen, 860 binanın ise bir bölümünün yıkılmasına karar verilmiştir. Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projesi kapsamında bugün Mardin Merkez Nur Mahallesi'nde "1423 Adet Konut, 1 Adet Ticaret Merkezi ve Cami İnşaatı" bitirilmiştir. İstasyon Mahallesi'nde ise "375 Konut, 16 Derslikli İlköğretim Okulu, Büfe ve Sosyal Tesis İnşaatı" işi de tamamlanmıştır. Fakat herhangi bir yıkım karşılığı konut alma işlemleri başlamamıştır. Bu konu muallakta kalmış yeni konutlar da boş kalmıştır.

Mardin Sürdürülebilir Turizm Projesi: Mardin Valiliği'nin, turizmin kentin ekonomik ve sosyal gelişimini sağlayacak önemli sektörlerden biri olduğu düşüncesinden yola çıkarak geliştirdiği projedir. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın yürüttüğü, Rekabetçi Sektörler Programı'nın öncelikleri arasına giren Mardin Sürdürülebilir Turizm Projesi; yaklaşık 9 milyon avroluk mali yardımla desteklenmektedir. Proje; turizm sektöründe rekabetçiliği ve bunun getireceği ekonomik avantajları arttırmayı amaçlamaktadır. Özellikle kültür ve inanç turizmi alanında rekabet gücüne sahip olan Mardin'de turizmin çeşitlendirilerek geliştirilmesi; Mardin için bir marka konsepti oluşturulması ve konsepte uygun görsel ve sözel tasarımlar aracılığıyla Mardin'in turizm sektöründe bir marka olarak konumlanması sağlaması amaçlanmaktadır.

Proje kapsamında kentteki turizm işletmelerine başta gıda üretimi ve servis becerileri olmak üzere çeşitli konularda eğitim verilmektedir. Turizm sektöründe faaliyet gösteren Kobi'ler, restoran işletmeleri, özel tur operatörleri, tur rehberleri ve turizm enformasyon memurlarına yönelik bu eğitimler sayesinde, hizmet kalitesinin arttırılması planlanmaktadır.

Mardin'in fiziksel turizm altyapısının da iyileştirildiği proje kapsamında; sit alanı içinde yer alan tarihi 1.Cadde üzerinde bulunan işyerlerinin dış cepheleri iyileştirilirmiştir. Bu iş; Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından "Mardin 1.Cadde Onarım ve Yenileme İşleri" adı altında finanse edilmiştir. Europeaid/ 132931/D/WKS/TR kodlu iş; "Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı AB ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Bölgesel Rekabet Edebilirlik Programı Koordinasyon ve Uygulama Daire Başkanlığı" tarafından ihale edilmiştir. "Umart ve Yasinoğlu Limited Şirketleri Ortaklığı" işe, yüklenici olarak 2013 yılının Nisan ayında başlamış ve 2015 yılının Mart ayında işi bitirmişlerdir.

Mardin Sürdürülebilir Turizm Projesi'nin tanıtım ve markalaşma çalışmalarının somut çıktıları olarak hedeflenenler bunlardır:

  • Mardin için turizm logosu ve kurumsal kimlik setinin geliştirilmesi,
  • Yurtiçi ve yurtdışı fuarlarında Mardin tanıtımına katkı sağlanması,
  • Mardin turizm festivalleri, Mardin kitapları, gezi rehberleri, haritalar,
  • Turizm web portalinin oluşturulması,
  • Pazarlanabilir yeni turizm ürünlerinin tasarlanması,
  • Tanıtım filmi, broşür, poster, afiş vb. tanıtım malzemeleri hazırlanması... Bu somut çıktıların bir kısmı gerçekleşmiş olup, bir kısmı hazırlık aşamasındadır.

Çalışmalar kapsamında "Mardin Turizm Stratejik Planı" hazırlanmıştır. Plan; Mardin'deki paydaşların ortak özlemini yansıtan Mardin turizm vizyonuna erişebilmek için gerekli uygulamalara yön verecek stratejileri ve eylem planlarını ortaya koymaktadır. 2013 yılının Kasım ayında yapılan Bilgilendirme ve Vizyon Geliştirme Çalıştayı'na sektör ile ilgili 191 kişi katılmış ve Mardin 2023 Turizm Vizyonu şöyle belirlenmiştir: "Mardin; kültürel mirası, çok kültürlü barışçıl, hoşgörülü kimliği ile rekabetçi, sürdürülebilir turizm yaklaşımıyla, sosyo-ekonomik ve kültürel olarak gelişen bir dünya markası olacaktır." Mardin'deki turizm varlıklarını korumak ve geliştirmek, turizm gelirlerini arttırmak, turizmde rekabet gücünü arttırmak, toplumsal gelişim ve fırsat eşitliğini sağlamak; bu vizyon doğrultusunda amaçlananlardır.

Sonuç
Sahip olduğu tarihi ve kültürel mirası ile dünyanın ilgisini çeken bu kent; yürütülen bu çalışmalar neticesinde, turizm sektöründe ön sıralarda yer alacağı, böylelikle ilin sosyal ve ekonomik kalkınmasının gerçekleşeceği düşünülmektedir. Yapılmakta olan çalışmalar tamamlandığı zaman; Mardin Artuklu İlçesi Kentsel Sit Alanının, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine girebilmesi için başvuru yapılması planlanmaktadır.

Fakat bu amaca yönelik iyi niyetle yapılan çalışmaların hepsinde, özellikle inşaat işlerinde işçilik zafiyetleri ve uygulama hataları bulunmaktadır. Ana cadde zemin ve kaldırım döşemelerinde çatlaklar ve çökmeler başlamıştır. Otopark sorunu giderilemeyen kentsel sit alanında kaldırma park eden araçlar yüzünden yayalar yürüyememektedir. Yakın bir zamanda belediyenin kaldırımlara monte ettiği duba ve çiçeklikler ile bu sorun; geçici olarak çözülmeye çalışılmaktadır.

1. Cadde'de yapılan cephe yenilenmesinde tüm dükkanların aynı tarz doğrama ve kepeneklere sahip olmaları eleştirilmiştir. Aynı biçime sahip dükkan görüntüsü, düzenli olarak görülse de ticaret işlevinin en yoğun olduğu bu eski cadde; tarihi boyunca sahip olmadığı modern tek tip bir görünüme bürünmüştür. Farklı işlevlere sahip dükkanlar -örneğin, kasap ile kuyumcu- bile aynı cephe sistemine sahip olmuştur. Esnaf, dükkan cephelerinde kullanılan ahşap doğramaların işçilik ve montaj hatalarında şikayetçidir (Şekil 1).



Şekil 1: Ana caddenin bugünkü görünümü

Altyapı projelerinde geleneksel sokaklarda kırıcı ile kazı yapılarak, 50 x 60 cm genişliğinde eski ve özgün taş kanalizasyon kanalları ortadan kaldırılmıştır. Yerlerine 30-40 cm çapında plastik kanalizasyon boruları döşenmiştir. Bugün; yağışlı havalarda yağış suyunun da bu borulara akması ile kentsel sit alanındaki rögarlardan su taşmaları görülmektedir.

Kentsel dönüşüm projesi ile yıkılacak olan yapılar sonucunda, zaten nüfusu azalmakta olan Artuklu Kentsel Sit Alanında ikamet edenler daha da azalacaktır. Maddi durumları iyi olmadığı için eski şehirde yaşamaya devam eden insanlar, bir şekilde borçlandırılarak TOKİ konutlarına yönlendirileceklerdir. Apartman hayatının getireceği yakıt parası, kapıcı aidatı ve ortak masraf vb. giderleri karşılayabilecek durumda olmayan ve yıkılması düşünülen betonarme binalarda oturan bu ailelerin durumu bugün daha gündeme gelmemiştir.

Yapılacak dönüşüm ve yıkımlarla şehir; yaşayan bir kent olmaktan çıkma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Şehir; gelip geçilen, görülen, fotoğrafı çekilen, her yerde aynı objelerin satıldığı bir tamamen turistik kent halini alma eğilimindedir. Aşağı çarşıdaki zanaat sokaklarının kapanması ve şehrin gıda pazarlarındaki dükkanların bile yavaş yavaş kapanmaya başlaması, bu eğilimin alametlerindendir (Şekil 2). Hatta işlevini yitiren çarşılardaki tescilli dükkanlar terk edilmişlik ve bakımsızlıktan ötürü yıkılmaya başlamıştır (Şekil 3). Aynı kaderi sivil konutlarda paylaşmaktadır. Bu senenin mart ayında Şehidiye mahallesindeki terk edilmiş tescilli bir konağın güney cephesi sokağa ve hemen yanındaki 18. yy eseri olan Molla Halil Cami avlusuna doğru yıkılmıştır (Şekil 4-5).



Şekil 2: Bir dönemin meşhur Hasan Ammar Çarşısı’nın bugünü



Şekil 3: 2016 yılında dükkan cepheleri yıkılan terk edilmiş dericiler çarşısı



Şekil 4: 2017 yılının ocak ayında yıkılan Şehidiye Mahallesi'ndeki ev



Şekil 5: Mardin kentsel sit alanında bakımsızlıktan ötürü yıkılmış bir başka konut

Öte yandan sürekli eski şehrin konuşulması Yenişehir denilen ve 1980'lerle gelişmeye başlayan semt hakkındaki uygulamaların ikinci plana alınmasına neden olmuştur. Yenişehir'de bugün Türkiye'nin her ilinde olduğu gibi arazi rantı; inşaat sektörünü fazlasıyla etkilemiştir. 1990-2006 arasından inşa edilen binalar 4-6 katlı iken bu tarihlerden sonra getirinin farkına varılmış; imar tadilatları ile yoğunluk arttırılarak 10-25 katlı binalara ruhsat verilmeye başlanmıştır. Üstelik arazi ve konut fiyatları giderek artmıştır; yeni yapılan lüks apartman dairelerinin fiyatı 150.000 ile 400.000 TL arasındadır. Son iki yılda inşaat ruhsatı almış 19.000 adet konuttan bahsedilmektedir. Aşarı yeni konut üretimi ve kentsel yenileme yasası ile eski apartmanların yıkılıp yerine yoğunluk arttırılarak yenilerinin eklenmesi; yakın bir zamanda Mardin gibi nüfus artış oranı belli bir şehirde konut krizini doğurması içten bile değildir (Şekil 6-7-8).



Şekil 6: İçinden çıkılamaz bir hal alan Mardin Yenişehir semtinin bugünü



Şekil 7: İçinden çıkılamaz bir hal alan Mardin Yenişehir semtinin bugünü



Şekil 8: Birkaç yıl önce bağlık olan Yenişehir’in Yalımköy Mahallesi’nde her şeye rağmen hala yükselen binalar…

Her geçen gün bir yeni butik otel ya da pansiyon açılan kentsel sit alanında, dönüşümle beraber konut işlevinden çok; ticari konaklama işlevi gittikçe artmaktadır. Fakat bu durum sürdürülebilir değildir. . Günümüzde "Mardin kentsel sit alanının geçim kaynağı turizmdir" denilse yanlış söylenmiş olmaz. Bu sebeple bölgede farklı zamanlarda meydana gelen terör olayları turizm ile geçinen şehrin ekonomisini olumsuz etkilemektedir. Birkaç yıl önce sayıları yirmiye yaklaşan butik otellerin %75'i ve kentsel sit alanında turizm etkisi ile işlevi değişen çarşıların ya da dükkanların çoğu bugün kapalıdır. Mardin şehir merkezi için turizmi tek kurtuluş yolu olarak görmenin yanlış olduğu anlaşılmıştır. Bölgedeki politik durum normalleştikten sonra da arayış içindeki bu sektörel dönüşüm, devam edecek gibi görünmektedir.

Yerel yönetim ve kamu tarafından UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'ne aday ya da üye olabilme amacına aşırı bir odaklanma ve bundan fazlasıyla bir beklenti vardır. Kentsel sit alanı geleneksel konut dokusu zamanla betonarme ekler ile çok bozulmuştur. Yirminci yüzyılın başına kadar belirgin olan şehir surlarının bugün izi bile pek yoktur. Mardin Kalesi askeri bir alan olduğu için ziyaret yasaklanıştır. Bu askeri yasak, içinde arkeolojik kalıntıların bulunduğu kale ile sur içi yerleşimi arasındaki kopukluğa sebep olmuştur. Kalesi ile beraber bir bütün olması gereken kentsel sitin UNESCO listesine girebilecek bir hale gelmesi çok uzun uğraş ve maddi kaynak gerektirmektedir. Bu da Türkiye gibi kültür hizmetlerine kaynakları kısıtlı bir ülkede çok zordur. Üye olsa da olmasa da şehir yurtiçi turizminden payını zaten almaktadır. Üye olması, yabancı turist oranını arttıracaktır; fakat bu da yerli halkı hala içinde yaşayan şehrin tamamen turistikleşmesine sebep olabilecektir.

Mardin Valiliği, belediyesi ve merkezi yönetim tarafından yapılan uygulamalar ile Mardin'de turizm, bir araç değil amaç olarak algılatılmıştır. Yerel yönetim ya da kamu; turizm üzerine aşırı odaklanmıştır. Şüphesiz turizm Mardin için önemlidir. Fakat önemli olan; Mardin'i yaşayanları ile birlikte korumak, sahip olduğu organları ile bir şehir olarak gelecek nesillere aktarmaya odaklanmalıdır. Turizmin şehri tüketmesinin önüne geçilmelidir.

Kaynakça

  • Avcı, Hüseyin, Mardin Tarihi Dönüşüm Projesi, İdarecinin Sesi, Ocak-Şubat, s. 126-127, 2013, Ankara.
  • Mardin Valiliği, Mardin Sürdürülebilir Turizm Projesi, Mardin Kültür Sanat Dergisi, Yıl:1, Sayı:1, s.46-51, 2015, Mardin.
  • Mimarlık, Mardin'de Kentsel İyileştirme Kapsamında Niteliksiz Yapılar Yıkılıyor,
  • Mimarlık, Sayı:350 Kası -Aralık, s.10, 2009, İstanbul.
  • Mimarlık, Mardin'de Tarihi dönüşüm Projesi, Mimarlık, Sayı:361 Eylül-Ekim, s.13, 2011, İstanbul.
  • http://www.ntv.com.tr/arsiv/id/25096575 ,Tarihi Mardin yeniden inşa edilecek, (Erişim: Mayıs 2015).
  • http://www.toki.gov.tr/illere-gore-uygulamalar/2749, İllere göre uygulamalar: Mardin kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri, (Erişim: Mayıs 2015).
  • http://mardinturizmprojesi.org/web/index.php, Mardin Sürdürülebilir Turizm Projesi, (Erişim: Mayıs 2015).
  • https://webgate.ec.europa.eu/europeaid/online- services/index.cfm?ADSSChck=1335258076732&do=publi.detPUB&searchtype=QS&orderb y=upd&orderbyad=Desc&nbPubliList=10&page=1&aoref=132931&userlanguage=en, Renovation and Rehabilitation Works for Mardin 1st Street (Erişim: Mayıs 2015)
  • Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk'ün detaylı basın açıklaması için bkz: http://www.mardinlife.com/bir-donemde-19-bin-hane-ruhsati-verildi-haberi-18274

Arkitera, Yazı ve Fotoğraflar: Murat Çağlayan, 15.05.2017

KÜTAHYA'DA KURTULUŞ SAVAŞI DÖNEMİNDEN KALMA EL BOMBASI BULUNDU

Kütahya'da bir sitenin yanındaki otomobil park alanında oynayan çocuklar patlamamış el bombası buldu. Kurtuluş Savaşı döneminden olduğu sanılan el bombası polis tarafından boş arazide imha edildi.



Fatih Mahallesi Ela Çeşme Sokak'ta meydana gelen olayda, bir sitenin yanında Otomobillerin park ettiği, etrafı açık, üzerinde sadece çatı olan garajda Oyun oynayan çocuklar toprağı kazdıklarında bir el bombası buldu. Çocukların durumu ailelerine bildirmesinin ardından yapılan ihbar üzerine bombanın bulunduğu yere polis ekipleri sevk edildi. Kurtuluş Savaşı yıllarından kalma olduğu belirtilen İngiliz yapımı el bombası, incelemenin ardından bomba uzmanı tarafından kent merkezine yaklaşık 10 kilometre mesafedeki Hacı Azizler mevkiindeki boş arazide patlatılarak imha edildi.
Milliyet, 15.05.
MARKET İÇİN ANTİK KENTİN ÜZERİNDEN YOL GEÇİRECEKLER



Antalya Büyükşehir Belediyesinin 5M Migros’a yeni bir giriş açmak için hazırladığı yol projesi, Olbia-Attalia antik kentlerinin üstünden geçecek. Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu, çevresel ve güvenlik tedbirlerinin azami ölçüde alınması şartıyla projeye onay verdi.

Antalya Körfez gazetesinde yer alan habere göre Büyükşehir Belediyesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Antalya Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonuna yazdığı 15 Aralık 2016 tarihli yazısında, şehrin önemli çekim noktalarından biri olan 5M Migros AVM’ye giriş ve çıkışlarının söz konusu bulvar üzerinden sağlanmasının kavşaktaki trafik yükünü artırarak, sinyalizasyon sistemindeki fazla sürelerinin uzamasına neden olduğu belirtildi.

Bu kapsamda, Büyükşehir’in Atatürk Bulvarı ile Dumlupınar kesişiminde yer alan 5M Migros’a Dumlupınar Bulvarı üzerinden giriş-çıkışların sağlanması ile ilgili bir projesi olduğunu aktarıldı. Söz konusu projenin bir bölümünün birinci derece doğal sit alanında kalması sebebiyle Büyükşehir Belediyesi Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu’ndan görüş istedi. 30 Mart’ta görüş yazısı yazan komisyon, yol yapım istediğine şartlı ‘onay’ verdi.
Birgün, 15.05.2017
CELAL AĞA KONAĞI OTELİ TRAŞLANIYOR

İstanbul Vezneciler’deki tarihi ‘Acemoğlu Hamamı’nın üzerine kaçak olarak inşa edildiği gerekçesiyle 2006’da yıkım kararı verilen Celal Ağa Konağı Otel’in yıkımına 11 yıl sonra başlandı. Otelin hamamın üzerindeki 2 katı traşlanacak.



Celal Ağa Konağı Otel’in yapımına 2004 yılında başlandı. 680 yıllık tarihi ‘Acemoğlu Hamamı’nın üzerinde yükselen inşaatın durdurulması için 2006’da dönemin Eminönü CHP İlçe Sekreteri Gazi Doğan yargı yoluyla şikayetçi oldu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayet dilekçesi veren Doğan, söz konusu otel inşaatının tarihi hamamın üzerine Kaçak olarak inşa edildiğini iddia etti. Bu şikayetin ardından inşaatımühürlendi. Ancak  inşaata devam edildi. 

Şikayetçi Doğan, yaşanan gelişmeler üzerine 4 No’lu Anıtlar Kurulu’na şikayette bulundu. Kurul yaptğı inceleme sonunda savcılığa suç duyurusunda bulunurken, İBB tarafından otel hakkında yıkım kararı alındı. Ancak Eminönü Belediyesi bir türlü yıkımı gerçekleştirmedi. Otel inşaatı 2009’da Fatih Belediyesi tarafından verilen geçisi ruhsatla hizmete açıldı. Gazi Doğan, otele 1 yıllık geçici ruhsat verilmesinden dolayı Fatih Belediyesi hakkında suç duyurusunda bulundu. Geçici ruhsat süresi 2010’da doldu ancak Celal Ağa Konağı Otel 2014 yılına kadar ruhsatsız olarak çalıştırıldı. Sürecin medyaya yansımasıyla 2014 yerel seçimlerinden önce tarihi hamamın üzerinde inşa edilen otel, Fatih Belediyesi ekipleri tarafından mühürlendi. 

Suç duyurusu
Celal Ağa Konağı Oteli hakkında 23 Mayıs 2006’da verilen ivedi yıkım kararı, aradan geçen 11 yılın ardından kısmi olarak İBB ekipleri tarafından uygulanmaya başlandı. İBB ekiplerinin çatısında yıkım ve söküm işlemlerine başladığı otelin tarihi hamamın olduğu kısmındaki 2 katının tıraşlanacağı bilgisine ulaşıldı. Otelin mühürlenmesine neden olan yargı sürecinin mimarı Gazi Doğan ise; “Süreç içerisinde hem İBB Başkanı ve bürokratları, hem Fatih Belediye Başkanı ve dönemin Eminönü Belediye Başkanları ile 22 bürokrat hakkında suç duyurusunda bulundum. İBB’nin söz konusu yapı hakkına 2 yıkım kararı var. 

Tıraşlanacak otel Fatih döneminde yaptırılan 5 asırlık tarihi ‘Acemoğlu Hamamı’nın üzerine kaçak olarak inşa edildi. 11 yıl sonra olsa da yıkım kararı müspettir” dedi.

Milliyet, Haber: Mert İnan, 15.05.2017
'GLADYATÖRLER KENTİ'NDE 2 BİN YIL SONRA SPOR ETKİNLİĞİ

"Gladyatörler kenti" olarak bilinen Yatağan İlçesi'ndeki Stratonikeia antik kenti, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) ve Muğla Gençlik Hizmetleri ve Spor Müdürlüğü iş birliğinde düzenlenen "Olimpik Gün" etkinliklerine ev sahipliği yaptı. "Antik Çağ Spor Oyunları" temasıyla düzenlenen etkinlikte 500 ilk ve ortaokul ile 150 üniversite öğrencisi, kentin içerisinde oluşturulan alanlarda, mini futbol, basketbol, voleybol, atletizm, halat çekme, bilek güreşi, okçuluk ve ip atlama etkinliklerine katıldı.







Cnn Türk, 15.05.2017
800 YILLIK HZ. SÜLEYMAN MÜHRÜ İŞLEMELİ KAPI O İLÇEDE ORTAYA ÇIKTI

Osmanlı ve Selçuklu mimarisinde sıklıkla kullanılan motiflerden birisi olan, Süleyman Peygamber'e ait altı köşeli yıldız şeklindeki ‘Süleyman Mührü’ işlemeli 800 yıllık kapının bulunduğu ambar, Samsun’un Ladik İlçesi'nde bulunan Ambarköy’de sergileniyor.

Samsun’un Ladik İlçesi'ne kaymakamlık tarafından “Ambarköy Açık Hava Müzesi” yaptırıldı. İlçeye 17, 18 ve 19’uncu yüzyıla ait ahşap ambar, ev ve caminin bulunduğu tarihi bir köy kuruldu. 2010 yılında başlatılan proje kapsamında ilçe merkezine iki kilometre uzaklıktaki 13 bin 700 metrekare alana kurulan Ambarköy’de 25 tahıl ambarı, 1 köy konağı, su değirmeni, han, kapalı müze, köy kahvesi, köy konağı ve bölgeden toplanan tarihi taş ve ürünler bulunuyor.

İHA'nın haberine göre müzede bulunan ambarlardan bir tanesi tarihsel boyutuyla diğerlerinden ayrılıyor. 700-800 yıllık olduğu tahmin edilen Ayvalı Köyü Ambarı isimli tahıl ambarında Hazreti Süleyman Peygamber’e ait olan altı köşeli yıldız şeklindeki “Süleyman Mührü” işlemeli 800 yıllık kapı bulunuyor.

Ambarköy hakkında bilgiler veren köy içinde bulunan Şeyhülislam Mehmet Efendi Camisi İmamı Nusret Kukuş, “Ambarköy Açık Hava Müzesi’nin açılması için dönemin kaymakamı tarafından yöremizde bulunan tahıl ambarlarının buraya getirilmesi projesi hazırlanmış. Bölgedeki ve köylerdeki ambarların bir araya toplanmasıyla bu açık hava müzesi oluşturuldu.

Buranın içerisinde köy kahvesi, cami ve diğer ambarlar müştemilat olarak bulunmaktadır. Buradaki eserler tarihi özellik taşımaktadır. Her bir eserin 200-300 yıl geçmişi var. Burada 25 tahıl ambarı, 1 köy konağı, su değirmeni, köy fırını ve ambar han bulunuyor. İnsanlar birkaç yıldır burayı ziyaret ediyorlar.


Hürriyet, 15.05.2017

Ordu’da geçtiğimiz yıl bulunan 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen Ana Tanrıça Kibele heykelinin restoresi bu hafta başlayacak.

Altınordu İlçesi'nde MÖ 120 – 63 yıllarında hüküm süren Pontus Kralı 6. Mithridates dönemine ait eserler, 4 yıldır süren kazı çalışmalarıyla gün ışığına çıkartılmaya devam ediliyor. Doğu Karadeniz'in ilk bilimsel arkeolojik kazı alanı olan 2 bin 300 yıllık  Kurul Kalesi'nde geçtiğimiz yıl 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen Ana Tanrıça Kibele heykeli bulunmuştu. Ana Tanrıça'nın tahtta otururken tasvir edildiği 1 metre 10 santim yüksekliğindeki heykel, Türkiye'nin dikildiği yerde bulunan ilk eseri olarak kayıtlara geçirilmişti.

Müzeye götürülecek
O heykelle ilgili şimdi Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü restorasyon çalışmalarına başlayacak. Omuz çevresinde meydana gelen kırıkların onarılması için ekip geleceğini ifade eden İl Müdürü Uğur Toparlak, “Bu hafta Kibele’nin restorasyon ve Konservasyon  Müdürlüğümüzden ekip gelecek. Kibeli’nin omzundaki kırıkları onaracaklar. Restorasyon çalışmalarının ardından Kibeli’yi Kahraman Sağra Arkeolojik Müzemize yerleştireceğiz.” dedi. 

Öte yandan Kurul Kalesi’nde bu yıl çalışmalar haziran ayı itibariyle başlayacak.
Ordu Olay, Haber: Mustafa Kırlak, 15.05.201

VAHŞİLER TARİHİ KATLETMEYE DEVAM EDİYOR

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), Suriye'nin Deyrizor bölgesindeki tarihi Dura-Europos antik kentinden tarihi eserleri yok ettiğini gösteren bir video yayınladı.

Örgütün “put” olarak tanımladığı tarihi eserleri yok ettiğini gösteren video, IŞİD’in Amaq ajansı tarafından paylaşıldı.

Görüntülerde örgütün arkeoloji komitesinden olduğu belirtilen bir kişi elinde bir balyozla tarihi eserleri parçalarken gözüküyor.

Suriye yıllardır devam eden çatışmalar nedeniyle çok sayıda tarihi eser hasar görmüş, bilinçli olarak yok edilmiş veya yurtdışına kaçırılmış durumda.

Dura-Europos antik kenti Suriye’de iç savaşın başlamasının ardından 2014 yılında yağmalanmıştı. IŞİD, yok ettiği tarihi eserlerin buradan yağmalandığını ve Irak sınırına yakın Ebu Kemal kentinin batısında ele geçirildiğini açıkladı.

BBC Türkçe’nin haberine göre; IŞİD daha önce de Suriye’de çok sayıda tarihi eseri İslam yorumlarına aykırı olduğu gerekçesiyle parçalamıştı.

Bunların arasında Palmira antik kentindeki eserler de bulunuyor. 1980 yılında UNESCO Dünya Mirası ilan edilen Palmira’daki çalışmaları yürüten arkeolog Halid Esad da IŞİD’in bölgeyi ele geçirmesinin ardından öldürülmüştü.
Sözcü, 14.05.2017

YAKLAŞIK 9 MİLYON LİRALIK HAZİNE BULDULAR

İskoçya'nın Dumfries and Galloway bölgesinde Derek McLennan isimli bir hazine avcısı, 10'uncu yüzyıldan kalma "nadir" eserlerden oluşan bir hazine buldu.

Vikinglere ait eserler arasında gümüş bilezik ve broşlar, bir altın küpe, mineli bir haç ve kuş şeklindeki altın bir rozetin bulunduğu belirtiliyor.

Derek McLennan’a 1,98 milyon Sterlinlik (yaklaşık 9 milyon Türk lirası) ödül verilmesine karar verildi.

Bulunan eserlerin İskoçya’daki Ulusal Müze’de sergileneceği belirtiliyor.

Ülkedeki sahipsiz hazinelerle ilgilenen kurumunun direktörü David Harvie, ‘bunun, şimdiye kadar İskoçya’daki en önemli keşiflerden biri olduğunu belirtti.
Sözcü, 14.05.2017

MISIR'DA ÇOK SAYIDA MUMYA MEZARI BULUNDU



Mısır'ın Minye kentindeki Tuna el-Gebel bölgesinde içinde çok sayıda mumya ve tarihi eserin bulunduğu bir mezarlık bulundu. Bulunan yeni mezarlık, basın mensuplarına tanıtıldı.





Dünya, 14.05.2017
ASIRLIK TARİHİ ESERLERİN YURT DIŞINA KAÇIRILMASINA POLİS ENGELİ



Türkiye'den Bulgaristan'a tarihi erer kaçakçılığı ihbarı alan polis, İstanbul, Tekirdağ, Çanakkale ve Bulgaristan'da düzenledikleri eş zamanlı operasyonlarda 7 zanlıyı gözaltına aldı. Bulgaristan'a kaçırılması planlanan kılıç, kadın heykeli, çok sayıda sikke ve tarihi eser ele geçirildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü koordinesinde Bulgaristan Emniyet makamlarıyla ortaklaşa yapılan çalışmalar sonucu, tarihi eser kaçakçılığı suçu ile ilgili olarak 12 Mayıs 2017 tarihinde Bulgaristan polisiyle eşzamanlı olarak Tekirdağ'da 3, İstanbul'da 3 ve Çanakkale'de 1 kişi olmak üzere 7 şahsa arama, yakalama ve gözaltına alma işlemi yapıldı. Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü, Çorlu Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Grup Amirliği ekiplerince, adli mercilerden alınan kararla yapılan eş zamanlı operasyon düzenlendi.

Bulgaristan'a kaçırılması planlanan tarihi eserlerin yakalanması için düzenlenen operasyonlar kapsamında, Alparslan K. isimli şahsın İstanbul Küçükçekmece Kartaltepe Mahallesi 1. Erdem Sokaktaki adresinde 4 adet açık yeşil renkli sikke dökümlerinde kullanıldığı düşünülen kalıplar ele geçirildi. Aynı şahsın Kartal Soğanlık Yenimahalle Halide Edip Sokaktaki bir apartmandaki dairesinde yapılan aramalarda ise, 1 adet üzerinde Arapça ve değişik çiçek motifleri bulunan sap bölümü ağaç olabileceği değerlendiren kılıç ve kılıca ait uç tarafında kurt başı figürü bulunan metal kılıf, üzerinde Osmanlı tuğrası olduğu değerlendirilen sarı renkli 11 adet sikke, küçük boyutlarda Osmanlı tuğrası bulunan 8 adet sikke, 1 adet yeşil ve toprak renkli yuvarlak metal parça, 1 adet sarı renkler üzerinde yabancı dilde yazı bulunan dört kollu kare figürlü yuvarlak metal parça, 1 adet üzerinde dişler bunlar koyu gri renkli yuvarlak ahşap olduğu değerlendirilen parça, 1 adet Osmanlı tuğrası figürü bulunan siyah renkli metal sikke, 2 adet siyah renkli üzerinde değişik figürler bulunan sikke olduğu değerlendirilen metal parça, 2 adet yuvarlak üst kısmında delik bunlar koyu renkli sikke olduğu değerlendirilen metal parça, 1 adet siyah renkli yuvarlak üzerinde Osmanlı tuğrası bulunan sikke olduğu değerlendirilen metal parça, 1 adet yuvarlak düz kısmında küçük delik bulunan üzerinde haç resmi bulunan gri renkli yuvarlak sikke olduğu değerlendirilen parça, 1 adet orta kısmına kadar kesilmiş üzerinde değişik ibareler bulunan metal parça, 1 adet sarı renkli yuvarlak tek tarafında Osmanlıca ibareler bulunan metal parça, 1 adet yuvarlak bir tarafında erkek resmi bulunan kulplu metal parça, 1 adet gri beyaz renkte değişik figürler bulunan metal parça, 1 adet toprak renkli oturan çıplak kadın heykeli ele geçirildi.
haberler.com, 14.05.2017
TARİHİ ELEKTRİK FABRİKASI KÜLTÜR MERKEZİ VE NİKAH SALONU AÇILDI



Edirne Belediyesi tarafından restore edilen, Kültür Merkezi ve Nikah Salonu olarak kullanılması planlanan tarihi elektrik fabrikası binası törenle hizmete açıldı.

Edirne Belediyesi’nin, Fatih Sultan Mehmed’in hocası olan İslam alimi Muhammed Bin Kutbüddin-i İzniki’nin türbesinin üzerine düğün salonu yaptığı iddiası sonrası vatandaşlar büyük tepki göstermişti. Basına yansıyan haberler sonrası açıklama yapan Belediye Başkanı Recep Gürkan, Edirne Müzesi tarafından söz konusu alanda 4 kez kazı yapıldığını ancak Tatarhaniler Kabristanı’nda, büyük İslam alimi Muhammed bin Kutbüddin-i İzniki Hazretleri’nin türbesinin olduğunu simgeleyen bir taşa rastlanılmadığını söylemişti.

“Vatandaşlarımızın burası ile ilgili çok haklı hassasiyetleri var”
Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, eski elektrik fabrikasının bulunduğu alanda Tatarhaniler Mezarlığı olması nedeniyle, bazı vatandaşların endişelerinin olduğunu belirterek, “Bazı vatandaşlarımızın, yurttaşlarımızın burası ile ilgili hassasiyetleri var. Bunlar çok da haklı hassasiyetler. Bunlara emin olunuz ki bu şehrin belediye başkanı olarak da vatandaş Recep Gürkan olarak da çok saygı duyuyorum” dedi.

“Asla ve asla alkol, müzik ve eğlence olmayacak”
Gürkan, Kültür Merkezi ve Nikah Salonu olarak restore edilen binada, müzik, eğlence ve alkolün asla olmayacağının altını çizerek, “Bu hassasiyet nedeniyle herkes bunu böyle bilsin ki, bu binada kültürel etkinlikler yapılacak, panel, konferans, seminer, sempozyum gibi... Nikah kıyılacak ama asla ve asla eğlence hiç olmayacak. Burada müzikli gösteriler hiç olmayacak. Burada alkol hiç olmayacak. Burada bu toprağı vatan yapmak için canını vermiş bütün aziz ecdadımızın ruhlarını incitecek hiçbir etkinlik olmayacak” ifadelerini kullandı.

“Mezarlığın ruhuna aykırı bir şey yapılmayacak”
Bölgenin Tatarhaniler Mezarlığı olması nedeniyle çok fazla hassasiyet göstererek, yapılan tepkiler doğrultusunda hareket etmeye çok önem verdiklerine değinen Gürkan, şöyle konuştu:
“O vatandaşlarımız, mezarlıklarla ilgili hassasiyeti olan vatandaşlarımız burada herhangi bir mezarlığın ruhuna aykırı, yapısına aykırı bir şey olmaması için mücadele ettiler, ediyorlar. Buna da saygı duyuyorum. Ama şunu çok gönül rahatlığıyla da söylemek isterim, bu bölgede özellikle elektrik fabrikasının bahçesinde, Edirne Müzesi tarafından dört kez kazı yapıldı. Bu dört kazının hiçbirinde de burada önemli bir zatın, Muhammed Bin Kutbüddin-i İzniki Hazretleri’nin mezarının olmadığı raporlandı.”

“Muhammed Bin Kutbüddin-i İzniki Hazretleri’nin türbesini ilk ben yapardım”
Gürkan, Tatarhaniler Kabristanı’nda İslam alimi Muhammed bin Kutbüddin-i İzniki Hazretleri’nin, yapılan kazı çalışmaları sonrası türbesinin olmamasının üzüntü verici olduğunu belirterek, “Değerli yurttaşlarım şunu bilsinler ki, rahmetli Muhammed Bin Kutbüddin-i İzniki Hazretleri’nin burada türbesi olsaydı buna ilk sahip çıkacak, Edirneliler adına Edirne halkı adına ben olurdum. Ben sahip çıkardım o türbeye. Bulunduğu yere türbesini de büyük bir gururla ve mutlulukla da koyardım, yapardım, dikerdim. Çünkü Edirneliler, bazılarının sandığı gibi dinden çıkmış ya da dini hassasiyetleri olmayan insanlar değildir. Burada bütün kazılarda maalesef ki çok isterdim olmasını maalesef, Muhammed Bin Kutbüddin-i İzniki Hazretleri’nin bir türbesi bulunamadı. Ama biz bu 96 dönümlük alanın tümünü imar planlarımıza Tatarhaniler Mezarlığı olarak işledik. Ve gördüğünüz bu güzel bahçede Edirne Müzesi ile belediyemizin ortak çalışmaları devam ediyor. Çok yakında o dönemin mezar taşlarından bir sergileme alanı yapacağız. El Makam taşını koyacağız, açıklamalı bir taş da koyacağız. Biz ecdadı ile gurur duyan insanlarız. Biz ecdadından utanan, sıkılan, rahatsız olan insanlar değiliz” şeklinde konuştu.

Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan’ın konuşmasının ardından il protokolü Kültür Merkezi ve Nikah Salonu olarak hizmet verecek olan binanın açılışını gerçekleştirdi ve Murat ile Sevcan Tuncinar çiftinin nikahını kıydı.
Milliyet, 14.05.2017
PEYZAJ ÇALIŞMASINDA KULLANILAN TOPRAKTAN ARKEOLOJİ MALZEMELER ÇIKTI



Mardin’de peyzaj çalışmasında kullanılan topraktan arkeolojik malzeme çıktı. Etrafa saçılan arkeolojik malzemeleri inceleyen Arkeolog Güner Coşkunsu, toprağın geldiği yerin tespit edilmesi ve tahribatın durdurularak koruma altına alınması gerektiğini söyledi.

Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı’nca Artuklu İlçesi'nde yapılan peyzaj çalışmasında kullanılan topraktan arkeolojik malzeme çıktı. Yoldan geçerken arkeolojik malzemeleri fark eden Akademisyen Arkeolog Yardımcı Doçent Doktor Güner Coşkunsu, alanda etrafa saçılan çanak çömlek ve benzeri parçalarının bazılarının Roma dönemine, bazılarını da Tunç veya Demir çağlarına ait olduğunu söyledi.

  

“Toprak Kızıltepe’den getirildi”
Peyzaj çalışmasının mimarlığını yapan Mehmet Adem, kullanılan toprağın inşaat kazılarından elde edildiğini, SİT alanıyla uzaktan yakından alakasının olmadığını söyledi. Toprağın Kızıltepe’den getirildiğini belirten Adem, topraktan çıkan arkeolojik parçaların araştırılması gerektiğini, bu konuda bir bilgisinin olmadığını ifade etti. Genelde gübreli olan toprağı kullandıklarını, bu gibi toprağın işlerini görmediğini aktaran Adem, işlerini görmeyen toprağı ayırarak sahibine geri gönderdiklerini söyledi.



“Tahribatın engellenmesi lazım”
Peyzaj çalışması için farklı yerlerden toprağın getirildiğini, ancak bütün alanda arkeolojik malzemelerin bulunduğunu belirten Arkeolog Yrd. Doç.Dr. Güner Coşkunsu, alandaki arkeolojik malzemelerin değişik dönemlere ait çanak çömlek, hayvan kemiği, cam ve çakmaktaşının olduğunu söyledi. Peyzaj çalışmalarında çalışan işçilerin toprağın nereden getirildiğini bilmediğini, sadece Kızıltepe’den geldiğini söylediklerini kaydeden Coşkunsu, yetkililerin bir an önce toprağın geldiği yeri tespit ederek arkeolojik alandaki tahribatın engellemesi gerektiğini belirtti.

“Bir sikke de bulunmuş”
Coşkunsu, ilk bakışta dikkat çeken üç grup arkeolojik malzeme olduğunu dile getirdi. Coşkunsu, "Bunlar çanak çömlek, hayvan kemiği ve bir kaç tane çakmaktaşı. İşçiler insan kemiği gördüklerini söyledi. Hatta bu peyzaj çalışması için buraya yığılan toprakta bir tane sikke bile bulunmuş. Doğruysa sikkeyi bulanın Mardin Müzesine teslim etmesi gerekir. Tek tük cam obje parçasının emin olmamakla beraber günümüze ait olmadığını düşünüyorum. Malzemeyi dönemsel olarak değerlendirdiğimde ilk izlenimlerime göre Protohistorik ve Roma dönemi ağırlıklı. Tunç Çağı’na ve Demir Çağı’na ait oldukça ince ve özenli yapılmış kırmızı ve gri çanak çömlek parçaları dikkat çekici. Çarkta yapılmış çok zarif ustalık ürünleri. Daha eski olan Kalkolitik döneme ait iki üç tane el yapımı siyah ve gri çanak çömlek parçası da dikkatimi çekti. Çakmaktaşı aletler içinde en dikkat çekici olanı uzun bir dilgi üzerinde şekillendirilmiş olan ve tipolojik olarak ’kalem’ denilen bir alettir” diye konuştu.

“Toprakla beraber tarih de taşınıyor”
İşlek caddede göz alabildiğine arkeolojik malzeme dolu olan bu toprağın üç önemli olayı hatırlatma yaptığını belirten Coşkunsu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birincisi toprağın geldiği yerlerde her nasıl bir çalışma yapılıyorsa kesinlikle arkeolojik yerleşimler tahrip edilerek yapılıyor. İkincisi toprakla beraber aynı zamanda tarih yanlış bir şekilde taşınıyor. Burada olmaması gereken tarihi kanıtlar buraya taşınıyor. Yani hamsiyi Karadeniz’den alıp Fırat’a atmak gibi bir durum söz konusudur. Gelecekte burada arkeolojik bir çalışma yapılacak olsa kronolojik bir karmaşayla karşılaşılacaktır. Belki de yer değiştirmiş malzemeye dayanarak yanlış sonuçlara varılacak ve çok yanlış bir tarih yazılacak. Üçüncüsü; arkeoloji ve tarih konusunda ne kadar cahil ve bilinçsiz bir toplum olduğumuzdur. Hiç abartmadan söylüyorum, Amerika’daki ve bazı Avrupa ülkelerindeki 6-7 yaşındaki çocukları bu caddeden geçirseniz hemen en yakındaki müzeye veya Arkeoloji bölümüne gidip toprakta arkeolojik kemik, çanak çömlek ve çakmaktaşı alet olduğunu bildirecektir. Kendi ülkelerinde olsalar dönemine kadar bile söyleyebilirler”.

“Bu tahribat durdurulmalı, kurtarma kazısı başlatılmalı”
Yetkililere seslenen Coşkunsu, “Acilen Mardin Müzesi’nin, Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun ve Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı KUDEB’in (Koruma Uygulama ve Denetleme Bürosu) toprağın geldiği yerlerdeki tahribatı durdurup koruma altına alması lazım. SİT alanı olarak tescillenmemişlerse tescillemeleri, buraya getirilen arkeolojik malzeme içeren toprağın malzemeyle beraber yerine götürülüp gelecekteki araştırmacılara çürümez bir malzeme içinde açıklayıcı bir not bırakarak tahrip edilmemiş kısımlardan uzağa dökülmesi ve Arkeoloji Bölümü ile beraber tahrip edilen yerlerde uzun süreli veya gerekli yerlerde kurtarma kazısı yapılmasıdır. Kültürel mirasın her gün her şekilde, tıpkı burada gördüğümüz bu kentsel peyzaj çalışmasında olduğu gibi, arkeolojik açıdan Mardin çok ağır bir tahribat altındadır” dedi.
Milliyet, 13.05.2017
KANUNİ TÜRBESİ İLE İLGİLİ ARAŞTIRMALAR KİTAP OLDU

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı'nın (TİKA) desteğiyle Kanuni Sultan Süleyman'ın iç organlarının defnedildiği Zigetvar'daki çalışmaları içeren araştırmalar kitap olarak basıldı. Macaristan'ın eski Ankara Büyükelçisi Janos Hovari, kitabı Zigetvar'daki türbenin ortaya çıkarılmasında görev alan ekibin hazırladığını belirterek, "Bu arkeolojik araştırmada elde edilen sonuç çok önemli. Macaristan'daki Osmanlı döneminin gün yüzüne çıkarılması yönünde atılmış çok önemli bir adım. Bu çalışmalar aynı zamanda hem Türkiye'de hem de uluslararası alanda büyük ilgi gördü" dedi. Macarca yayımlanan kitabın Türkçe ve İngilizceye çevrilmesi planlanıyor.
Sabah, 12.05.2017
ÖZBEKİSTAN'DA 2 BİN YILLIK ANTİK KENT BULUNDU

Çin Sosyal Bilimler Akademisi (CASS) Arkeoloji Enstitüsü ile Özbekistan Arkeoloji Enstitüsü'nün iki yıl süren kazı çalışmaları neticesinde ülkedeki Fergana Vadisi'nde bulunan Mingtepe'de büyüklüğü neredeyse Monako'ya eşit olan antik bir kent ortaya çıkarıldı.

Araştırma sonucunda Mingtepe'nin, Fergana atları yetiştiriciliğiyle bilinen ve kadim İpek Yolu'nun kilit noktası olan Dayuan Krallığı'na bağlı önemli bir kent olduğu anlaşıldı.
Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, geçtiğimiz Haziran'da Özbekistan ziyareti esnasında yerel basınında çıkan makalesinde konuya değinerek, "Çin Kültürel Miraslar İdaresi, Çin Sosyal Bilimler Akademisi ve Çin Kuzeybatı Üniversitesi, Özbekistan ile ortak arkeolojik araştırma çalışmalarına aktif katılım göstererek, İpek Yolu'nun tarihi noktalarının gün yüzüne çıkarılmasına önemli katkı yapmaktadır." ifadesini kullanmıştı.

CASS'ye bağlı Arkeoloji Enstitüsü Direktörü Chen Xingcan, kültürel değişim ve iş birliğinin Kuşak ve Yol inisiyatifinin önemli bir parçası olduğunu vurgulayarak, "Arkeolojik çalışmalarda elde edilen kanıtlar, Kuşak ve Yol güzergahındaki ülkelere kadim İpek Yolu'nun geçmişi hakkında daha çok bilgi sağlayacaktır. Bugün, Çinli ve yabancı arkeologlar, kadim İpek Yolu'nun yeniden keşfi için birlikte çalışmaktadır." dedi.

Ekip, ayrıca, bir mezar ve zanaat atölyesi de keşfetti. Bu keşif, Mingtepe'nin eski bir yerleşik yaşam bölgesi olduğunu kanıtlıyor. Elde edilen bulgular ışığında Mintepe'nin göçebe kabileler için geçici bir garnizon kalesi olduğu düşünülüyor.

2011 yılında Özbekistan Sosyal Bilimler Akademisi Arkeoloji Enstitüsü ve CASS Arkeoloji Enstitüsü, bölgede kazı çalışması yapmaya dair bir anlaşma imzalamıştı. Mingtepe Projesi, Çin'in ulusal düzeyde bir arkeoloji enstitüsünün yurt dışında gerçekleştirdiği ilk çalışma niteliğinde.
Aydınlık, 12.05.2017

ASIRLARDIR SÖNMEYEN YANARTAŞ'IN SIRRI ÇÖZÜLDÜ

Antalya'nın Kemer İlçesi'ne bağlı tatil cenneti Çıralı, sahile çok yakın bir bölgede kayalıklar arasından sızan metan gazının yüzeyde hiç sönmeden yüzyıllardır yanmasıyla da meşhur.

Her yıl yerli ve yabancı binlerce ziyaretçinin akınına uğrayan ve yeraltından sızan gazın birçok noktada yüzeyde alev alev yandığı Yanartaş'ın, Chimera olarak adlandırılan mitolojik bir canavarın ağzından çıkan alevler olduğu da hikaye ediliyor. Asırlardır sönmeyen bu ateşin sırrını çözmek için hem yurtiçi hem yurtdışından bilim insanları bölgede araştırma ve inceleme çalışmalarını sürdürüyor.

Bölgede incelemeler yapan Süleyman Demirel Üniversitesi Mühendislik Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr. Fuzuli Yağmurlu, Chimera'nın kendiliğinden yanan ateş anlamında antik dönemlerden beri bilinen bir bölge olduğunu ve kutsal kabul edildiğini söyledi. Kendiliğinden yanan ateşin doğalgaz sızıntısı sonucu meydana geldiğini belirten Prof.Dr. Yağmurlu, “Bu bölgede doğalgaz emaresi varmış ve antik dönemlerde yıldırımların, şimşeklerin etkisiyle belki o dönemlerdeki insanların etkisiyle yanmaya başlamış. Tabi bu ateş bu bölgede çok önemli bir doğalgaz sızıntısının olduğunu gösteriyor. Bu, büyük olasılıkla yer altındaki bir doğalgaz yatağından yeryüzüne sızan gazın oluşturduğu bir sızıntı. Yer altındaki doğalgaz, basınçlı halde yatağından kayaların çatlakları boyunca sızarak yüzeye kadar ulaşıyor. Bu şekilde ateş olarak görebiliyoruz" diye konuştu.

DOĞU AKDENİZ DOĞALGAZ YATAKLARIYLA BAĞLANTILI
Bu bölgedeki doğalgazın tek bir noktadan çıkmadığına işaret eden Prof.Dr. Yağmurlu, bulduğu bütün zayıf yüzeylerden çıktığını ve Çıralı bölgesinde 15-20 tane buna benzer sürekli kendiliğinden yanan doğalgaz çıkışları olduğunu söyledi. Doğalgaz çıkışlarının jeolojik olarak çok önemli olduğuna işaret eden Prof.Dr. Yağmurlu, şöyle konuştu:

“Doğu Akdeniz'in jeolojik yapısı içindeki konumu da çok önemli. Çünkü Doğu Akdeniz'de Kıbrıs'ın güneyinde İsrail, Levante havzası olarak isimlendirdiğimiz havza içerisinde son yıllarda doğalgaz yatakları buldu. Bu doğalgaz yatakları bulunduktan sonra tabi Doğu Akdeniz bölgesinin önemi doğalgaz ve petrol açısından daha da arttı. Çıralı bölgesindeki doğalgazı da bu açıdan ele almaya çalıştık. Çünkü finike- Kaş Kasaba Havzası olarak bildiğimiz Çıralı havzasındaki doğalgaz, Ters Yer Havzası ile bağlantılı. Çıralı yöresindeki doğalgazın kökeninin, Kaş Kasaba Finike Havzası'nı dolduran Ters Yer Havzası'nın tortuları olduğunu düşünüyoruz. Çünkü buradaki Antalya ofiyolitleri (yeşil kaya topluluğu), Finike-Kaş Kasaba Havzası'ndaki Ters Yer Havzası tortuları üzerinde bindirilmiş olarak bulunuyor. Bu doğalgaz da ofiyolitin içerisinden çıkıyor."

ÇIRALI'NIN GÜNEYİNDE DENİZDE DE DOĞALGAZ VAR
Çıralı'nın güneyindeki bölgelerde çamur volkanları olduğunu da anlatan Prof.Dr. Yağmurlu, “Bunun oluşu da Çıralı'dakine benzer doğalgaz çıkışlarının, Çıralı'nın güneyinde Akdeniz'in dibinde çıktığını da gösteriyor. Yani deniz tabanında da doğalgaz çıkışları var. Bunu da bu bölgedeki doğalgaz çıkışının varlığını simgeleyen önemli veriler olarak değerlendirmek mümkün. Kaş'ın ve Finike'nin güneyinde ayrıntılı jeoloji ve jeofizik çalışmaları yapmak önemli. Bundan sonra daha da büyük önem kazanıyor. Hem karada hem denizde doğalgaz aramalarına ağırlık vermemiz gerekiyor. Türkiye'nin enerji ihtiyacını hızlı biçimde karşılayabilmek ve doğalgaz açısından dışa bağımlılığını azaltmak için bu çalışmalara yoğunluk vermek son derece yararlı. Karada ve denizde çalışmalar yapıldı. Böyle bir çalışmada biz de elimizden geleni yapabiliriz" diye konuştu.

İTALYANLAR DA ÇOK ÖNEMLİ BULGULAR ELDE ETTİ
Diğer yandan, durmaksızın yanan ve 'Olimpos'un Ateşi' olarak da bilinen bu ateşin sırrını çözmek için Roma'da bulunan Ulusal Jeofizik ve Volkanoloji Enstitüsü'nden Giuseppe Etiope de Romanya'nın Cluj-Napoca kentindeki Babes-Bolyai Üniversitesi'nden Artur Ionescu ile birlikte bir çalışma yaptı. Kayalıklar arasında birçok noktada yanan gazın metan olduğu, ancak bu metanın nereden geldiğinin bilinmediğine ilişkin bilimsel çalışmaya dair yurtdışında bir makale de yayımlandı.

Geofluids dergisinde yayımlanan makalede, Yanartaş'ta yüzeyin hemen altında bulunan ve çok nadir bulunan elementlerden olan rutenyumun metan için bir katalizör etkiye sahip olduğu anlatıldı. Yanartaş'taki sıcaklıkların rutenyum katalizörlüğündeki metanın oluşabilmesi için yeterli olduğu belirtilen makalede, işlenmemiş rutenyumun böyle bir katalizör etkisi gösterebileceğinin de ilk defa doğrulandığı, bunun da dünyanın herhangi bir yerinde ciddi miktarda abiyotik metan olabileceği anlamına geldiği kaydedildi. Etiope makalesinde, “Yeni bir hidrokarbon kaynağının önünü açmış olabiliriz" dedi.

TÜRKLER İLGİ GÖSTERMİYOR
Doğa Koruma ve Milli Parklar Antalya Şube Müdürlüğü'ne bağlı Yanartaş'ın girişini 5 yıldır işleten Ahmet Coşkun ise Fethiye'den başlayıp Antalya'ya kadar süren tarihi Likya Yolu üzerindeki Yanartaş'la ilgili bölgede bilim adamlarının sürekli inceleme ve ölçüm yaptığını anlattı.

İlk olimpiyat ateşi denilerek geçen yıl Soçi'de düzenlenen olimpiyatlara buradan sembolik ateş götürüldüğünü de belirten Coşkun, “Türkler pek bilmiyor ama yabancılar geliyor. İtalyan, İngiliz, Alman, Rus çok sayıda ülkeden ziyaretçi var" dedi.
Milliyet, 12.05.2017

TARİHİ ZEYNEL BEY TÜRBESİ TAŞINDI

Ilısu Baraj Gölü alanında bulunan 550 yıllık Zeynel Bey Türbesi, Türkiye'de ilk defa uygulanan proje ile 2 kilometre taşınarak, baraj göl alanından çıkarıldı. Türbe, yeni yeri Hasankeyf Yeni Kültürel Park Alanı'na yerleştirildi. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, "Bin 100 ton ağırlığındaki Zeynel Bey Türbesi'ni taşımak için dünyanın en ileri teknolojilerini kullandık. Bu, dünyada bir ilk olacaktır. Türkiye'nin nereden nereye geldiğinin açık göstergesidir" dedi.



Ilısu Baraj Gölü alanında bulunan 550 yıllık Zeynel Bey Türbesi, Türkiye'de ilk defa uygulanan proje ile 2 kilometre taşınarak, baraj göl alanından çıkarıldı. Türbe, yeni yeri Hasankeyf Yeni Kültürel Park Alanı'na yerleştirildi.



Taşıma işlemi için 8 adet "Kendinden Tahrikli Modüler Taşıyıcı" (SPMT) kullanıldı.



Meteorolojik şartların uygun olması nedeniyle bugün gerçekleştirilen taşıma işlemi, saat 08.00'de başladı. Yaklaşık 3,5 saat süren taşıma işlemi 11.35'te tamamlandı.



Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu "Bin 100 ton ağırlığındaki Zeynel Bey Türbesi'ni taşımak için dünyanın en ileri teknolojilerini kullandık. Bu, dünyada bir ilk olacaktır. Türkiye'nin nereden nereye geldiğinin açık göstergesidir. Bunun için hem teknolojimiz hem gücümüz hem de bütün tarihi eserlerimizi koruyacak şevk ve heyecanımız var."



Ilısu Baraj Gölü alanından çıkarılan türbenin yerine oturtulmasının 3 gün sürmesi bekleniyor.



Hasankeyf Arkeolojik Kazılar Başkanı Prof.Dr. Abdüsselam Uluçam da 2014 yılından beri Ilısu Barajı kapsamında Hasankeyf'teki arkeolojik kazıları ve restorasyon çalışmalarını yürüttüklerini anlattı.



Taşıma işlemini gerçekleştiren ER-BU İnşaat firmasının yetkilisi İnşaat Mühendisi Oğuz Çetin ise yaklaşık 16 ay proje aşaması sürdüğünü, alt yüklenici olarak Bresser firmasından teknik destek aldıklarını söyledi.



Çetin, dünyada iki çeşit yapı taşıma sistemi kullanıldığını, türbenin taşınmasında Kendinden Tahrikli Modüler Taşıyıcı (SPMT) tercih ettiklerini kaydetti.



Uluçam, "Bu proje Türkiye'nin farklı açıdan kültür varlıklarına yaklaştığını gösteren en önemli örneklerinden birisi. Bu proje kültür varlığının korunmasına verilen önemi ortaya konulması açısından çok önemli. Bu yapıyı sadece Zeynel Bey Türbesi olarak değil bir külliye olarak ele alıyoruz" açıklamasını yaptı.











Ntv, 12.05.2017


******



VE 650 YILLIK TÜRBE YENİ YERİNE YERLEŞTİRİLDİ

Tarihi Zeynel Bey Türbesi, 4 saat süren yolculuktan sonra yeni yerine taşındı. Hasankeyf içerisinde bulunan ve sabah saatlerinde Türkiye'de ilk kez kullanılan özel bir sistem ile taşınmasına başlanan Zeynel Bey Türbesi, yaklaşık 4 saat süren bir yolculuktan sonra konulacağı yeni yere ulaştı.

Çok sayıda vatandaşın da izlediği ve bu ana tanıklık ettiği taşınma işleminden sonra, taşınma işlemini yapan Türk ve Hollanda firması yetkilileri birbirlerine sarılarak bu anı kutladı. Türbenin yarından itibaren yeni yerine taşıma platformundan indirilerek yerleştirileceği belirtildi. 

 BAKAN EROĞLU: ZEYNEL BEY TÜRBESİ'YLE  BİRLİKTE 8 TARİHİ ESER TAŞINACAK
Orman  ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Hasankeyf'te Ilısu Barajı tamamlanınca su altında kalacak olan 550 yıllık Zeynel Bey Türbesi'nin taşınmasıyla ilgili "Pazartesi sabahı Başbakan'ımızın katılımıyla aktaracağız. Nihai yerine yerleştirme işlemleri, pazartesi günü yapılacak" dedi. Bakan Eroğlu, ayrıca Zeynel Bey Türbesi'nin dışında 7 tarihi eserin daha taşınacağını açıkladı. 


Orman ve Su İşleri Bakanı Eroğlu, 'lısu Barajı Kültürel Varlıkları Koruma ve Kurtarma Çalışmaları' kapsamında, Zeynel Bey Türbesi'nin taşınma işlemi dolayısıyla gerçekleştirilen programa Ankara'dan video konferansla bağlandı. Batman'ın Hasankeyf İlçesi'ndeki 650 yıllık Zeynel Bey Türbesi'nin yeni yerine taşınması için yürütülen nakil işlemi hakkında bilgi veren Eroğlu, "Zeynel Bey Türbesi'ni özellikle Artuklu Türkleri'nden kalan bu türbeyi taşımanın mutluluğunu yaşıyoruz. Muhteşem bir duygu. Yüreğim kıpır kıpır adeta. Sabah erkenden güneş doğarken, taşıma işlemleri başladı. Orada birtakım işlemler yapılacak. Pazartesi sabahı da Sayın Başbakan'ımıza da haber verdim eğer uygun görürse uygun bir yerde, Başbakan'ımızın katılımıyla aktaracağız. Nihai yerine yerleştirme işlemleri pazartesi günü yapılacak. Manzara, dünyaya ayrıca bir örnek. İstersek yaparız biz" diye konuştu. 

"HASANKEYF'TEKİ BÜTÜN TARİHİ ESERLER HARAP OLMUŞ"
Hasankeyf'in ve bölgedeki tarihi eserlerin lısu Barajı'ndan etkileneceğini belirten Bakan Eroğlu, "Hasankeyf'e gittiğimde şunu gördüm. Hasankeyf'teki bütün tarihi eserler harap olmuş. Sahilde birtakım gecekondular yapılmış. Zeynel Bey Türbesi de neredeyse yıkılmak üzereydi. Şu anda, orada muhteşem bir ilçe doğuyor. Bu konuda gereken neyse alt yapısını, içme suyunu, mezarlığına, atık su arıtma tesislerine varıncaya kadar her şeyi planladık. Şu anda hızlı bir şekilde bitiyor. Önümüzdeki yılda her şey tamamlanacak. Şunu söyledim ben. Tarihi eserleri korumak için ne gerekiyorsa yapalım; çünkü bu baraj olmasaydı o tarihi eserleri korumak da mümkün değildi. Çok büyük bir yatırım gerekiyor" dedi.  

"DAHA YUKARIDA, 2 KİLOMETRE UZAĞINA TAŞIYACAĞIZ"
Zeynel Bey Türbesi'nin taşınması için taşımayla alakalı dünyadaki bütün sistemlerin incelendiğini dile getiren Eroğlu, şunları söyledi: "Alt tarafta 30 cm yüksekliğinde bir betonarme inşa ederek, kaldırma temeli inşa ederek, ayrıca duvarların alt kısmında 28 adet kaldırma kirişi imalatı yapıldı. Ayrıca 90 cm yüksekliğinde alt germe uygulanarak, kaldırma plağı tamamlandı ve 44 adet kriko yerleştirildi. Neticede kaldırmak suretiyle çok özel hazırlanmış bir taşıma aracıyla uzaktan kontrolü muhteşem bir araç, bin 150 ton ağırlığı taşıyor. Daha yukarıda, 2 kilometre uzağına taşıyacağız. Bu ağırlığı taşıyacak bir yol yapmamız gerekiyordu. Yol inşaatı da mükemmel şekilde yapıldı. Bu şekilde taşımaya karar verdik"
Milliyet,12.05.2017

ADANA'DA TARİHİ ESER OPERASYONU

Roma dönemine ait olduğu değerlendirilen 2 taş heykel, 1 kaide, 1 sikke ele geçirildi. Jandarma ekiplerince bir eve düzenlenen operasyonda, Roma  dönemine ait olduğu değerlendirilen 2 adet taş heykel, 1 adet kaide, 1 adet sikke ele bulundu.

Alınan bilgiye göre, İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, bir evde Kaçak  kazıda çıkartılan tarihi eserler bulunduğu ihbarı üzerine çalışma başlattı.

Merkez Yüreğir İlçesi Yakapınar Mahallesi'ndeki eve operasyon  düzenleyen ekipler, Roma dönemine ait olduğu değerlendirilen 2 adet taş heykel, 1  adet 1 ton ağırlığında kaide, 1 adet sikke ile 1 ruhsatsız tabanca, 1 kuru sıkı  tabanca, bu silahlara ait 2 şarjör ve 1 otomatik av tüfeği ele geçirdi.

Operasyon kapsamında gözaltına alınan 3 şüpheli jandarmadaki  işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.
Milliyet, 12.05.2017

İSTANBUL SURLARINDA TARİH SKANDALI



İstanbul Fatih Belediyesi'nin sınırları içerisinde tarihi bir skandal yaşanıyor.

Belediyenin sorumluluğunda bulunan tarihi bin yıllık İstanbul surlarına "dekoratif" sandalye çakıldı. Dahası bu sandalyelerin yanına belediye tarafından pankartlar da aynı yöntemle asıldı.

Sosyal medyada paylaşılan fotoğraflara büyük tepki gösterildi. Fatih Belediyesi ise Twitter hesabından yaptığı paylaşımla, "konuyu ilgili birimlere aktaracaklarını" dile getirdi.

İşte o fotoğraflar...



Odatv, 11.05.2017

ICOM'DAN ULUSLARARASI MÜZELER GÜNÜ ÇAĞRISI

Bu seneki teması “Müzeler ve Tartışılan Tarih: Müzelerde Konuşulmayanı Dile Getirmek” olan, 18 Mayıs'ta kutlanacak Uluslararası Müzeler Günü için ICOM (Uluslararası Müzeler Konseyi) temaya dair bir çağrı metin yayınladı.

Konseyin çağrısı şöyle:

"Bu tema topluma yararlı olmak için çalışan, insanlar arasında barışçıl ilişkileri desteklemede merkez haline gelen müzelerin rolüne odaklanıyor. Ayrıca tema, tartışmalı bir tarihin kabulünün, bir bayrak altında uzlaşılmış ortak bir gelecek hayal etmek için ilk adım olduğunun da altını çiziyor.

2017 Uluslararası Müzeler Günü, "Müzelerde Konuşulmayanı Dile Getirmek" temasını seçerek, insan ırkının doğasında var olan tartış
malı geçmişlerin anlaşılamayan yönlerinin kavranmasını göz önünde bulunduruyor. Arabuluculuk ve çoklu bakış açıları üzerinden travmatik geçmişlere değinerek, aynı zamanda müzeleri barış içinde aktif bir rol oynamaya teşvik ediyor.

Dünyadaki tüm kültür kurumlarını, tabulaşmış konuların ötesinde ve üzerinde, birbirimizi daha iyi anlamaya yönelik bir gelecek vizyonunu mümkün kılacak bağlantı noktalarına odaklanacak bu kutlamaya katılmayı davet ediyoruz."
Arkitera, Haber: Ekin Bozkurt, 11.05.2017

VENEDİK BİENALİ 57. ULUSLARARASI SANAT SERGİSİ'NİN TÜRKİYE PAVYONU AÇILIYOR

Venedik Bienali 57. Uluslararası Sanat Sergisi'nin Türkiye pavyonu, 13 Mayıs'ta kapılarını açıyor. Bienal, 26 Kasım'a kadar Arsenale'de ziyaret edilebilecek.



Venedik Bienali Türkiye Pavyonu'nda, sanatçı Cevdet Erek'in ÇIN başlıklı işi yer alıyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) koordinasyonunda, Fiat sponsorluğunda gerçekleştirilen Türkiye Pavyonu, 26 Kasım tarihine kadar Venedik Bienali'nin ana mekanlarından Arsenale'de ziyaret edilebilir.

Venedik Bienali 57. Uluslararası Sanat Sergisi Türkiye Pavyonu'nda yer alan ÇIN projesi, sanatçı Cevdet Erek ve ekibinin katılımıyla Bienal'in ön izleme günlerinden 11 Mayıs Perşembe uluslararası sanat dünyasına tanıtıldı.



Türkiye Pavyonu'nun resmi açılışına, İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı ve Türkiye Pavyonu sponsoru Fiat adına Tofaş CEO'su Cengiz Eroldu da katıldı. Açılışta ayrıca, Venedik Bienali Başkanı Paolo Baratta, TC Roma Büyükelçisi Murat Salim Esenli, TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürü Dinçer Ateş, Venedik Bienali 57. Uluslararası Sanat Sergisi Türkiye Pavyonu Danışma Kurulu üyeleri, Türkiye Pavyonu'nun 21 destekçisiyle uluslararası sanat profesyonelleri ve küratörler de bulundu.

 

Arkitera, Haber: Nilüfer Karakoç, 11.05.2017
RHODİAPOLİS'TEKİ RESTORASYON SKANDALI MECLİS GÜNDEMİNDE

Antalya'nın Kumluca İlçesi'nde bulunan Rhodiapolis antik kentinde yaşanan restorasyon skandalı TBMM gündemine taşındı. CHP Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara, Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı'nın yazılı olarak yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığına verdiği soru önergesinde, antik kentin Kumluca Belediyesine ne zaman devredildiğine yanıt verilmesi isteyerek, "Restorasyon çalışmaları Bakanlığınızca teftiş edilmiş midir? Çalışmaların antik kentin dokusunu bozduğu iddiaları doğru mudur?" diye sordu.

Antalya'nın Kumluca İlçesi'nde bulunan Rhodiapolis antik kentinin işletmesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yapılan bir protokolle AKP'li Kumluca Belediyesi'ne devredilmişti. Bu devrin ardından antik kentte bir karşılama merkezi ve çevre düzenlemesi yapılmaya başlandı. MS II. yüzyılda bir Likya kenti olan Rhodiapolis'te yaşadığı bilinen ünlü hayırsever Opramoas adına inşa edilmiş anıt ile antik kentin tiyatrosunun ise restore edilmesine karar verildi. 2014 yılında Bitlis-Tatvan merkezli Er-Bil İnşaat A.Ş. adındaki şirkete ihale edilen restorasyonun 400 günde tamamlanması hedefleniyordu.

HATALI RESTORE EDİLEN ANITIN SÖKÜLMESİ GÜNDEMDE

Ancak zaman ilerledikçe kimi hatalar tespit edilen restorasyonun çalışmaları durduruldu. İddiaya göre yazıtları hatalı yerleştirilerek restore edilen Opramoas anıtının sökülmesi gündeme geldi. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün de gündeminde olan restorasyonla ilgili bir bilim heyeti oluşturulduğu, çalışmaların heyetin hazırlayacağı rapora göre yönleneceği belirtiliyor.

Yetkililerle birlikte 27 Nisan'da Rhodiapolis'i ziyaret eden Antalya Valisi Münir Karaloğlu'nun konuyla ilgili bir açıklama yapmaması dikkat çekti.

MECLİSİN GÜNDEMİNE TAŞINDI

Tepkilere neden olan restorasyon skandalını TBMM gündemine taşıyan CHP Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara ise Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı'nın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, "Rhodiapolis kaç yılında yapılan sözleşme ile Kumluca Belediyesi’ne devredilmiştir? Rhodiapolis’in restorasyonu için 2014 yılında çıkıldığı bilinen ihaleye kaç firma katılmış? Bahse konu Er-Bil İnşaat A.Ş ihaleyi hangi bedelle almıştır? Söz konusu şirket ile yapılan anlaşma gereği restorasyon ne kadar sürede bitirilecektir? Şu an ne aşamadadır? Söz konusu şirketin restorasyon çalışmaları kapsamında Suriyeli işçileri çalıştırdığı iddiaları doğru mudur?" sorularına yanıt verilmesini talep etti.

BAKAN AVCI’YA ‘RESTORASYON TEFTİŞ EDİLDİ Mİ?’ SORUSU

Önergesinde, restorasyon sürecinde çalışan işçilerin başında restorasyon konusunda uzman kişilerin bulunmadığı iddiasına da yanıt isteyen CHP'li Kara, "Restorasyon çalışmaları Bakanlığınızca teftiş edilmiş midir? Çalışmaların antik kentin dokusunu bozduğu iddiaları doğru mudur? Rhodiapolis antik kentinde çalışmaların durdurulduğu iddiası doğru mudur? Bunun sebebi nedir? Antik kentin restorasyonu esnasında Opramoas anıtını kapsayan kısımda yanlışlıkların tespit edildiği doğru mudur? Doğru ise bu yanlışlıkları tespit eden bilim kurulu kimlerden oluşmuştur? Bu bilim kurulu raporunu hangi tarihte hangi makamlara iletmiştir? Bu rapor doğrultusunda alınan önlem/kararlar nelerdir?" diye sordu.

‘İHALEYİ ALAN ŞİRKETİN GEÇMİŞ TECRÜBESİ İNCELENDİ Mİ?’

Bakan Nabi Avcı'ya Opramoas anıtının restorasyonundaki hatanın kime ait olduğunu soran  Kara, hataya sebebiyet veren kişi ya da kurumlar için yapılmış ya da yapılacak işlem olup olmadığına da yanıt aradığı önergesinde ayrıca şu soruları sordu: "Restorasyonun hatalı ve yavaş ilerlemesinde Er-Bil Şirketi’nin kusuru nedir? Şirkete karşı yapılan işlemler nelerdir? Şirkete ihale verilmeden önce şirketin antik kentlerin ya da tarihi mekanların restorasyonu ile ilgili geçmiş tecrübeleri incelenmiş midir? Şirketin restorasyon alanındaki başarı ya da başarısızlıkları nedir? Er-Bil İnşaat A.Ş adlı şirket kime/kimlere aittir? Restorasyon için önergenin verildiği tarihe kadar harcanan para ne kadardır? Restorasyonda oluşan bu zarar kimden hangi yöntemle tahsis edilecektir? Restorasyonun tamamı için planlanmış harcama ne kadardır? Bu harcamalar kimler tarafından hangi oranlarda karşılanmaktadır?"
Evrensel, Haber: Yusuf Yavuz, 10.05.2017

KARS'TA 16. YÜZYILA AİT BİR BUZHANE ORTAYA ÇIKTI



Kars Kalesi eteklerinde bulunan gecekonduların yıkım çalışmaları sırasında ortaya çıkan buzhane Müze Müdürlüğü'nce koruma altına alınarak Koruma Bölge Kurulundan acele koruma kararı çıkarıldı.



Kars Müze Müdürü Necmettin Alp, Osmanlı Mahallesi yıkım çalışmalarında ortaya çıkan buzhanenin restorasyonunun yapılarak turizme kazandırılacağını söyledi.



Müze Müdürü Necmettin Alp, "Kars Kale içi Mahallesinde, Osmanlı Mahallesi çalışma programı kapsamında Sayın Valimizin himayelerinde sürdürülen çalışmalar da tescilsiz yapıların yıkımı için Nisan ayında çalışma başlatılmış, İl Özel İdaresi ekipleri ile Müze Müdürlüğü uzmanlarının denetimindeki çalışmalarda Vaiz oğlu cami temelinde bir yapı kalıntısına rastlanmıştır. Bu yapı kalıntısı 16. yüz yıldan sonra yapıldığını tahmin ettiğimiz buzhane olarak tabir ettiğimiz bir yapıdır" dedi.

"TUNUS KEMERİ OLARAK YAPILAN ÇOK GÜZEL BİR YAPI"
Osmanlı Mahallesi Projesi kapsamında yapılan çalışmalarda ortaya çıkan buzhanenin Tunus kemeri olarak yapılan çok güzel bir yapı olduğunu ifade eden Alp, "Bazat taşından tamamı, bazat taşından Tunus kemeri olarak yapılan çok güzel mimarisi olan bir yapı, bu yapının bulunduğu parseldeki ev veya diğer yapı binaları yıkıldıktan sonra bu yapının korunması için gerekli çalışmalara başladık. Uzmanlarımız tarafından hazırlanan raporlar, dosya ivedilikle çok hızlı bir şekilde Koruma Bölge Kurulu'na gönderildi. Koruma Bölge Kurulu ilk toplantısın da Nisan ayı sonundaki ilk toplantısında gündeme alındı. Buzhanenin korunması için Bölge Kurulunun koruma kararı çıktı. Tescil edildi. Şimdi Osmanlı Mahallesi imar çalışmaları kapsamın da restorasyonu yapılıp, o alan da turizm amaçlı olarak kullanılması düşünülmekte, çok güzel bir eser korunduğu içinde çok sevinçliyiz. Tescil kararı çıktı, korunma altına alındı. Valiliğimizin sürdürdüğü çalışmalarda bu tescilli yeni yapımızın restarasyonu ve diğer onarımları yapılacak" diye konuştu.

Öte yandan Osmanlı Mahallesi Projesi yıkım çalışmalarında ortaya çıkan 16. yüzyıla ait Buzhane, Müze Müdürlüğü yetkililerince şerit çekilerek koruma altına alındı.

Buzhane restorasyonu tamamlandıktan sonra turizme kazandırılacak.
Sabah, 10.05.2017



2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen 110 santim yüksekliğinde, mermerden ve tahtında oturan Ana Tanrıça Kibele heykelinin bulunduğu 2 bin 300 yıllık Kurul Kalesinde kazı çalışmaları bu yıl da sürecek.

Doğu Karadeniz'in ilk bilimsel arkeolojik kazı alanı olan 2 bin 300 yıllık  Kurul Kalesi'nde kazılara yeniden başlanacak.  Antik bir yerleşim yeri ve 1. derece arkeolojik ve doğal sit alanı olan Kurul Kalesi, Ordu kent merkezine 13 kilometre mesafedeki Bayadı Mahallesi sınırlarında yer alıyor.  Sivri bir kaya üzerine kurulu kalede, Ordu Müzesi Müdürlüğü başkanlığında 2010 yılında Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Yücel Şenyurt'un katılımıyla başlatılan kurtarma kazısı, 2011-2015 yılları arasında da devam etti.  Çalışmalarla 250-300 merdiveni gün ışığına çıkarılan Kurul Kalesi'nde, kazı esnasında bulunan pişmiş topraktan çatı kiremitleri, duvar örgüsü seramik parçalarının incelenmesi sonucu MÖ 2. ve 1. yüzyılda yerleşim yapıldığı belirlendi. Ordu'nun önemli turizm yerlerinden olan, çevresinde yürüyüş parkurları, oturma grupları, seyir terasları yapılan Kurul Kalesi'nin bulunduğu alanda, tarihi dehliz ve su sarnıcı da yer alıyor. 

Ordu Kültür ve Turizm İl Müdürü uğur Toparlak,  tarihi Kurul Kalesi'nde 7 yıl önce başlattıkları arkeolojik kazı çalışmalarına, haziranın ilk haftasından itibaren yeniden başlamayı planladıklarını söyledi.  Kazı çalışmalarını daha önceki yıllarda olduğu gibi kendisinin Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Yücel Şenyurt başkanlığında, Gazi Üniversitesindeki arkeolojik ekip tarafından sürdürüleceğini dile getiren  Uğur Toparlak, milattan önce yapıldığı tahmin edilen kaledeki kazı çalışmalarının yaklaşık 3 ay süreceğini ifade etti. 

Toparlak, çalışmaların yaklaşık 25 kişilik ekip tarafından yapılacağını belirterek kazı için hazırlıklarını tamamlandıklarını kaydetti. 

Kurul Kalesi'nde arkeolojik kazının en az 10-15 yıl daha süreceğini tahmin ettiklerine dikkati çeken Toparlak, "Ödenek sıkıntımız yok. Ordu büyükşehir Beleidyesi çalışmalara büyük destek oluyor. Bu nedenle çalışmalarımızı daha da hızlandırmaya kararlıyız. Bu konuda Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Enver Yılmaz'ın oldukça fazla katkıları var." diye konuştu. 

"Çalışmalarda birçok eser gün yüzüne çıktı" 
Toparlak, 2010 yılında başlanılan kazı sonrası birçok tarihi kalıntının toprak altından çıkarıldığına işaret ederek sözlerini şöyle sürdürdü:  "Bu zamana kadar yürüttüğümüz çalışmalarda birçok eser gün yüzüne çıktı. 2 bin 300 yıllık Kurul Kalesi ve yerleşmesinde 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen 110 santim yüksekliğinde, mermerden ve tahtında oturan Ana Tanrıça Kibele heykeli bulundu. Heykelin Türkiye'de yerinde bulunan ilk mermer heykel olduğu da belirtildi. Yapılan kazılarda tepe adaları, giriş kapısı, dinsel ve kültürel alanlarda kullanılan seramik, sikke, ok ucu, tanrı ve tanrıça büstleri ve birçok ürün de bulundu. Bunları yanı sıra yüzlerce yanmış ahşap kalıntısı, yüzlerce çivi, metalden silahlar ve bıçaklar, hançer uçları, baltalar, kazmalar, çapalar, keskiler ve dokuma tezgahları ortaya çıktı. Kazılar devam ettikçe daha fazla eserin çıkacağına eminiz." 

Toparlak, Doğu Karadeniz'in ilk arkeolojik kazı alanı olan ve Bayadı Mahallesi sınırları içerisinde yer alan Kurul Kalesi'nin, bölgenin yeni turizm gözdesi olacağını sözlerine ekledi. 
Ordu Olay, Haber: Mustafa Kırlak, 09.05.2017

TUZLA'DA YOL ÇALIŞMASINDA TARİHİ ESER BULUNDU

İstanbul Tuzla'da yol çalışması için kazı yapan işçiler 'tarihi eser' heyecanı yaşadı. Kepçenin lahit mezar  olduğu tahmin edilen yapıta denk gelmesi üzerine çalışmalar durdu. Olay yerine inceleme yapması için müze müdürlüğü görevlileri çağrıldı.  







Cnn Türk, 09.05.2017
SELİMİYE'NİN ÇEVRESİNİ DEĞİŞTİRECEK PROJEYE ONAY


UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Mimar Sinan’ın, 'ustalık eserim’ dediği Selimiye Camisi'nin çevresini değiştirecek, Kentsel Tasarım ve Peyzaj Projesi’ne Kültür Varlıkları Koruma Kurulu tarafından onaylandı.

Edirne Belediye Başkanı CHP'li Recep Gürkan, Selimiye Camisi Çevresi Kentsel Tasarım ve Peyzaj Projesi Yarışması’na katılarak, hazırladığı proje ile birinci olan mimar Beril Serbes ile birlikte basın toplantısı düzenledi. Gürkan, Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’ndan Selimiye Camisi Çevresi Kentsel Tasarım ve Peyzaj Projesi’nin onayladığını söyledi. Projenin Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’na gönderildiğini anlatan Gürkan, "Kültür Varlıkları Koruma Kurulu da; Selimiye Meydanı’nda bir Yemiş Kapanı Hanı olduğunu belirterek, bu hanın tespiti için sondaj kazısı istemişti. Yapılan çalışmalarda hanla ilgili kalıntılara rastlanmış, kurtarma kazısı istenmişti. Bu noktada Edirne Belediyesi ve kurul arasındaki ipler kopmuştu. Göreve başladıktan sonra dönemin Valisi Dursun Ali Şahin ile birlikte, Ankara’ya gittik. Burada Kültür Varlıkları Yüksek Kurulu ile görüştük ve kurtarma kazısına başladık. Yemiş Kapanı Hanı kurtarma kazısı, yaklaşık 1.5 yıl içinde bitti. Bununla eş zamanlı olarak rekreasyon projesiyle ilgili yenilemeleri yaptık. Projeye Yemiş Kapanı Alanı’nın da ekledik. Bugün kurulda yaptığımız toplantıda Selimiye Camisi Rekreasyon Projesi, onaylandı. Beril Serbes’in çizdiği proje onaylanmış oldu. Finansal destek için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’ndan destek isteyeceğiz. Finansal desteği sağladığımız zaman projemiz başlayacak" diye konuştu. Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’nda çıkan bu kararın tarihi bir karar olduğunu anlatan Gürkan, "Selimiye’yi Mimar Sinan’la, Fatih Heykeli’yle, Yemiş Kapanı Hanı’yla bir bütün haline getireceğiz ve Edirneliler ile Edirne’ye gelen turistlerin hizmetine sunacağız" dedi.

PROJE İKİ ÖDÜL ALMIŞTI
Selimiye Camisi Çevresi Kentsel Tasarım ve Peyzaj Projesi’ Türkiye’nin en önemli iki birliğinden de birincilik ödülü aldı. Marmara Belediyeler Birliği’nin  Altın Karınca Belediyecilik Ödülleri’nde İmar Şehircilik ve Estetik kategorisinde birinci olan ‘Selimiye Camisi Çevresi Kentsel Tasarım ve Peyzaj Projesi’ aynı zamanda Tarihi Kentler Birliği’nin 2016 yılı Tarihi ve Kültürel Mirası Koruma Proje ve Uygulamalarını Özendirme Yarışması’nda 83 proje içinde birinci oldu.
Hürriyet, Haber: Ali Can Zeray, 09.05.2017

MİMAR SİNAN'IN HAMAMI 3 MİLYON AVRO'YA SATILIK

Mimari açıdan sanat eseri olan ve Mimar Sinan tarafından yapılan Ayakapı Hamamı 3 milyon avroya satışa çıkarıldı.



İstanbul Balat’ta bulunan ve 1582 yılında 3. Murad’ın annesi Nurbanu Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan, daha sonra ise Yahudi geleneklerine göre yorumlanan Cibali Ayakapı Hamamı 3 milyon avroya satışa çıkarıldı. Mimar Sinan’ın önemli eserlerden biri olan Ayakapı Hamamı’nın bitişiğindeki kereste deposuna önceki günlerde ‘satılık ilanı’ asıldı. Hamamla birlikte kereste depolarının da satılık olduğu öğrenilirken, Ayakapı Hamamı ilk önce 2001, daha sonra ise 2012’de satışa çıkarılmıştı. Ancak fiyat ve ‘yasal zorunluluklar’ alıcıları vazgeçirmişti.

Bina eski fakat Sinan’ın eseri!
Satışı üstlenen Ada Emlak’ın sayfasındaki bilgilere göre tarihi hamam, kereste deposuyla birlikte toplam 3 milyon avroya satılıyor. Satışa çıkartılan 550 metrekarelik alanın yaklaşık 250 metrekaresini Tarihi Ayakapı Hamamı oluşturuyor. Ada Emlak’ın ilanında ise dikkat çekici başlıklar yer alıyor.

Hamama ilişkin satış ilanında, hamamın eski bir yapı olması ‘zayıf yön’ olarak belirtilirken, hamamın ‘güçlü yönleri’ ise şöyle ifade edilmiş: “…Tarihi Yarımada’nın merkezinde bulunması, dünyaca ünlü mimarımız Mimar Sinan’ın eseri olması, Unkapı- Balat bölgesinde bu büyüklükte hemen hemen hiç mülk bulunmaması…”

Ada Emlak’ın satış ilanındaki ‘tehditler’ başlığında “…Tarihi bir bina olması nedeniyle yapılacak her projenin anıtlar kurulundan onay gerektirmesi, tarihi niteliğinin korunması gerektiğinden inşaat aşamasının zor olması…” ifadeleri yer alırken, fırsatlar kısmında ise “…Özellikle Tarihi Yarımada’nın turizm açısından gelişmekte olması, eskiden hamam olması sebebiyle sağlık ve spa merkezi, sergi alanı ve restoran olarak kullanılmaya müsait olması…” denildi.
Birgün, Haber: Uğur Şahin, 09.05.2017
İSTİKLAL CADDESİ BÖYLE OLACAK!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Dairesi Başkanlığı Yapı İşleri Müdürlüğünce gerçekleştirilen İstiklal Caddesi altyapı, üstyapı, çevre düzenlemesi ve Nostaljik Tramvay Hatlarının yenilenmesi çalışmaları sürüyor. Projenin fotoğrafları yayınlandı.

AA'nın geçtiği haberde yetersiz ve eski olan atık su hatları sebebiyle İstiklal Caddesi'nde yer alan bina ve iş yerlerinin bodrum katlarında sıklıkla yaşanan atık su tepmesi, atık su ve yağmursuyu hatlarının daha yüksek bir kapasiteye kavuşturulmasıyla biteceği belirtiliyor. Geçen yıl aralıkta başlanılan altyapı iyileştirme çalışmaları kapsamında, yıllardır arızalar nedeniyle noktasal kazılar yapılan caddenin tüm altyapısı yenileniyor. 

Şu ana kadar 2 kilometre yağmursuyu ve 1,5 kilometre atık su altyapısı tamamlandı. 20 gün içinde bitmesi planlanan altyapı çalışmalarıyla, bugüne kadar karışık akan yağmursuyu ve kanalizasyon hatları ayrışacak.

AÇIK KAZI YAPILMAYACAK
Projeye göre kurulan yeni altyapı sistemiyle İstiklal Caddesi'nde herhangi bir arıza ve yeni tesisat döşenmesi durumunda açık kazı yapılmadan da çalışma yapılabilmesi hedefleniyor. Bu amaçla, 70 Koruge boru ve bu Koruge borulara yaklaşımı sağlayacak 310 yeni ek oda (baca) kurulumu yapılacak. Boruların yüzde 30'u boş olarak bırakılacak. Böylelikle ilerleyen yıllarda olası ihtiyaçlar için herhangi bir arıza ve yeni tesisat çekilmesi durumunda açık kazı yapılmadan çalışma yapılabilecek. Çalışma yapılan alanlara geçici betonlama ve asfaltlama yaptı.  

NOSTALJİK TRAMVAY
Çalışmalar kapsamında Beyoğlu Nostaljik Tramvay Hattına, titreşim sönümleyici Elastomer (kauçuk) malzemelerle desteklenmiş yeni tramvay hattı rayları imal edilerek monte edilecek.  Ray çevresindeki Elastomer kaplamalar sayesinde ray çevresine titreşim iletilmeyecek ve kaplamalarda hasar oluşmayacak. 1990 yılından bu yana, 27 yıldır aralıksız hizmet veren İstiklal Caddesi'nin simgesi 2 kilometre uzunluğundaki Nostaljik Tramvay Hattının, eski hatlarının sökümü tamamlandı.  Bundan sonraki safhada, titreşimi sönümleyici madde ile kaplı yeni rayların döşenme işlemi yapılacak. İstiklal Caddesi'nin zeminindeki titreşimden kaynaklı kırılmaların engellenmesi, oynayan taş görüntüsüne son verilmesi hedefleniyor. Tramvayın enerji kabloları ve cadde aydınlatması da yenilenecek. 

CADDEYE GRANİT DÖŞENECEK
İkinci safha çalışmalarda caddenin üstyapı yenilemesi yapılacak. Caddeye darbeye dayanıklı 10x15x30 santimetre ölçekli, toplamda 25 bin 500 metrekare doğal granit taş döşeneceği duyuruldu. Üstyapı çalışmaları, zemine doğal granit taşlar döşenmesi işlemi mayıs ayının ortalarında başlayacak ve çalışmalar, yıl sonuna kadar tamamlanması için aynı anda iki noktadan başlayacak. Hafta sonu özellikle cumartesi akşamları vatandaş yoğunluğu sebebiyle çalışma yapılmayacak.
Hürriyet, 09.05.2017

ASSOS'UN KALBİNE HANÇER!

Çanakkale’nin arkeolojik ve kentsel sit alanı Assos’ta (Behramkale) bir şahıs tarafından yapılan otel yöre halkını ayağa kaldırdı. Koruma ilkelerine, civardaki yapılaşma kimliğine ve kentsel mirasa aykırı olarak inşa edildiği belirtilen otel projesinin durdurulması isteniyor.


Binlerce yıllık tarihiyle Çanakkale’nin ve tüm Türkiye’nin gözbebeği Assos’un ortasına bodrum katı dahil üç katlı otel inşa ediliyor. Çanakkale Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararıyla inşaatına geçen yıl başlanan projeye ait herhangi bir imar planı da bulunmuyor.

Koruma amaçlı nazım imar planının olmadığı bölgelerdeki geçiş dönemi yapılaşma koşullarına göre boş parsellerde yeni yapı yapılması yasak.

Ayrıca bu bölgelerde, kültür varlığı olarak tescil edilmiş yapı ve yapı kalıntılarının rölöve, restitüsyon ve tamamlanması dışında yeni yapı yapılmasına da olanak yok.

Bölgenin yapısına da aykırı: Bodrum katı dahil üç kat

Assos’un tarihsel ve kentsel kimliğine aykırı bir şekilde betonarme olarak inşa edilen otel, şimdiden bodrum katıyla birlikte üç kat yükselmiş durumda. Yüksekliğin bölge yapılaşma koşulların aykırı olarak 6.20 metreyi bulması bekleniyor. Assos’ta genel olarak tek katlı yapılar mevcut.

İl Özel İdaresi’nden ruhsatı bulunduğu öğrenilen projeye dair bölge halkına ise herhangi bir bilgi verilmiyor.

Yöre halkı itiraz dilekçeleri yolladı: Tekrar gözden geçirin

Bölgenin arkeolojik kalıntılara sahip olması nedeniyle buradaki kazının müze müdürlüğü denetiminde yapılıp yapılmadığı konusu da sır gibi saklanıyor.

Yöre halkı birer itiraz dilekçesi hazırlayarak İl Özel İdaresi’ne yolladı. Dilekçede otelin emsali olmayan aslına aykırı üç katlı standart dışı büyüklükte betonarme, balkonları olan, tarihi ve doğal dokuya tamamen aykırı, köyün girişindeki tarihi ve doğal görünümünü bozan büyüklük ve nitelikte olduğu belirtildi.

Dilekçede otele ilişkin yapı koruma ilkelerine açık aykırılıklar içerdiği, Behramkale Köyü yapı ölçeğiyla uyumsuz olduğu, Berhramkale Köyü'nün topografik yapısını bozacak şekilde inşa edildiği dile getirildi.

Yöre halkı onaylanan projenin devam etmekte olan inşaata uygun olup olmadığının bildirilmesini, onaylanan projenin tekrar gözden geçirilmesini talep etti.

Change.org’da imza kampanyası başlatıldı

Ayrıca konuya ilişkin change.org sitesi üzerinden bir imza kampanyası başlatıldı.

Kampanya metninde şöyle deniyor: “Behramkale Köyü, Arkeolojik sit alanı olarak 1. dereceden sit alanı statüsündedir. Köyün girişinde 1 .derece sit alanı olmasına rağmen yasalara aykırı bir şekilde, Anıtlar Kurulu onaylı bir inşaat yapılmaktadır. Assos’un tarihi bütünlüğü ve doğal güzelliği betonla kirletilmektedir. Assos’un tarihini ve güzelliğini korumak adına bize destek vermenizi rica ediyoruz.”
diken.com.tr, Haber: Rıfat Doğan, Fotoğraflar: Assosuma Dokunma, 09.05.2017

SON AFRİKA DİNOZORUNUN FOSİLİ BULUNDU

Science Daily'nin haberine göre, Fas'ın Oulad Abdoun Havzası'nda Sidi Chennane'de fosfat madeninde bulunan çene kemiğinin, Faslı, Fransız ve İspanyol bilim adamlarıyla yapılan ortaklaşa çalışmada, Tebeşir döneminde Afrika'da yaşayan dinozor türü abelizora ait olduğu tespit edildi. 

Araştırma ekibinin lideri Bath Üniversitesi Milner Evrim Merkezi'nde görevli doktor Nick Longrich, keşfi "piyango" şeklinde nitelendirerek, daha önce Fas'tan bu döneme ait dinozor fosili çıkarılmadığını, kemiğin, Afrika'da dinozorların kitlesel yok oluşundan önce yaşayan son örnek olabileceğini söyledi.

Nesli 66 milyon yıl önce tükenen "son Afrika dinozoru"nun fosilinin, o dönemde güney yarım kürenin farklı doğal yapısına ait önemli kanıt teşkil ettiği de kaydedildi.

T-rex'ler ve diğer tiranozorlar gibi iki ayaklı olan abelizorlar, daha kısa ve küt buruna, çok küçük kollara sahipti. Abelizorların, Tebeşir döneminin sonunda Afrika, Güney Amerika, Hindistan ve Avrupa'da en yaygın yırtıcı tür olduğu sanılıyor. 
Anadolu Ajansı, 08.05.2017

HAYALET ŞEHİR KAYAKÖY İÇİN KORUMA AMAÇLI İMAR PLANI

Muğla’nın Fethiye İlçesi’nde bulunan ve yılda 60 bin kişinin ziyaret ettiği ‘Hayalet Şehir: Kayaköy’de, ‘koruma amaçlı imar planı’ uygulanmasına karar verildiği açıklandı. Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri, Kayaköy’ün imara açılmasının söz konusu olmadığını ifade etti.

Muğla'nın Fethiye İlçesi’nde bulunan, yılda 60 bin kişinin ziyaret ettiği, doğal ve tarihi zenginlikleri iç içe barındıran ‘Hayalet Şehir: Kayaköy’; mimari yapısı, dar sokakları ve tarihi kiliseleriyle ülke turizminde önemli merkezler arasında yer alıyor.

Gazete Habertürk'ten Aykut Yılmaz ve Erdoğan Cankuş'un haberine göre Fethiye Kaymakamı Ekrem Çalık, 2017 yılı programında doğal güzellikleriyle ziyaretçilerini büyüleyen Kayaköy’e koruma amaçlı imar planı uygulanmasına karar verildiğini açıkladı. Çalık, Kayaköy’de en önemli sorunun imar planı olduğunu belirterek, “2017 programında Kayaköy’ün koruma amaçlı imar planı uygulanmasına karar verildiği bilgisini aldık. İmar planı yapıldıktan sonra çalışmaların önü açılacaktır” dedi.

‘KİLİSELERE RESTORASYON’
Kiliselerle ilgili de özel bir çalışma yapıldığını kaydeden Çalık, “Kiliselerin müstakilen restore edilip halkın hizmetine sunulması gerektiği belirtildi. Kiliselerin kapalı olmasının nedeni, yıkılma ve çökme tehlikesi. Can güvenliğini tehdit ediyordu. Bu konuda da Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ilgili genel müdürlükleri arasında proje hazırlanması için görüşmelerin devam ettiği, projelendirileceği ve restore edileceği bilgisini aldık” diye konuştu. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 3 yıl önce Kayaköy’ün imara açılmasıyla ilgili ihale sürecini başlatmıştı. Bakanlık, tepkiler üzerine bu kararından vazgeçmişti. Bakanlık yetkilileri, Kayaköy’ün imara açılmasının söz konusu olmadığını ifade ederek, “Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün kültür varlığı bulunan yörelerin korunmasına yönelik yaptığı ‘koruma amaçlı imar planı’, Kayaköy’e de uygulanacak. Bu, Kayaköy’ün imara açılacağı anlamına gelmez” diye konuştu.

‘KORUMA AMAÇLI PLANDA YAPI İZNİ VERİLMEZ’
TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan ise ‘koruma amaçlı imar planı’ ile normal imar planı arasındaki farkı şöyle anlattı: “Koruma amaçlı imar planı demek, tescilli kültür varlıkları bulunan alanlarda yapılacak iş ve işlemlere dair plandır. Asıl hedefi koruma üzerine şekillenmiştir. ‘Yeni bir yapı yapacağız’ yaklaşımı ile değil. Dolayısıyla bu Kültür Bakanlığı tarafından onaylanır. Koruma amaçlı imar planının ana ekseni, oradaki alanın, eserin korunmasına yönelik ana kararların verildiği plandır. Koruma amaçlı imar planında ‘O alanın tamamı korunacaktır, herhangi bir yeni yapılaşma yapılmayacaktır’ dersiniz. Genel olarak orayı imara açıp yüksek yoğunluklu yapı izni verilmesi mümkün değil. İmar planı yapıldıktan sonra koruma kurulu onaylıyor.”

Habertürk, 08.05.2017 

ÇIKTIĞINA PİŞMAN ETTİK

2 bin 700 yıllık kayıp Hitit steli bulundu ama tartışmalar bitmedi. Eser iş makinesi ile çıkarılınca birçok yerinden kırıldı. Müzeye getirildiğinde ise hiçbir arkeolojik tedbir alınmadan plastik fırça ile araba yıkar gibi temizlendi.

Konya’nın Ereğli İlçesi'ndeki Anafartalar Caddesi üzerinde bir inşaatın temel hafriyat çalışmaları sırasında geç Hitit dönemi (MÖ 7-8. Yüzyıl) stel bulunmuş ancak stelin sadece fotoğrafı ortaya çıkmıştı. 

Hürriyet 1 Haziran 2016 tarihinde ‘2700 yıllık stel kayıp’ başlığı ile duyurduğu haberden sonra inşaatı yapan müteahhit ile arsa sahibi birbirlerini suçlamıştı. Eser sırra kadem basmış ve uzun süre nerede olduğu bir türlü tespit edilememişti. 

Ereğli Cumhuriyet Savcılığı’nın yürüttüğü soruşturmada inşaatın hafriyatını yapan Mehmet Ali Kocadağ kendi bahçesine eseri sakladığını itiraf etti. Savcılık müze denetiminde eserin saklandığı yerden çıkarılmasını istedi. Kocadağ’ın gösterdiği noktada iş makinesi ile eser çıkarıldı. 

Eserin kamuoyuna yansıyan ilk görüntüsündeki pek çok yeri bu işlem sırasında kırıldı. Kral figürünün ayaklarındaki çarıklar tamamen yok oldu. Müze bahçesine taşınan eserin üzerindeki toprak kalıntılar çöp süpürme işinde kullanılan plastik fırça ile temizlendi. 

Hiçbir arkeolojik yöntemle bağdaşmayan bu görüntüler video olarak medyaya servis edildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı Konya Müzesi’nden bir heyeti eseri incelemek üzere Ereğli’de görevlendirdi. 

MARUZ KALDIĞI TAHRİBAT KABUL EDİLEMEZ
“Ereğli’deki stelin saklandığı yerde tekrar bulunduktan sonra kepçe ile çıkarılması, üzerindeki kabartmaların uğradığı tahribat, müzeye naklinden sonra araba temizliğinde kullanmaya alışık olduğumuz bir fırça ile temizlenmesi arkeoloji ve müzecilik açısından ciddi soruşturulması gereken hususlardır. 

Stelin medyaya yansıyan ilk fotoğrafı ile müze bahçesindeki son durumu arasında maruz kaldığı tahribat kabul edilemez. Kral figürünün ayak kısmı olduğu gibi kırılmış, üst çerçeve bezemeleri, soldaki figür ve elinde tuttukları hasar görmüştür. 

Bilimsel yöntemlerle titizlikle çıkarılması gerekirdi. Dikkatle araştırılması gereken diğer bir konu ise Ereğli’de eserin bulunduğu arazideki kuyudur. Bu kuyunun ve bağlantılı olduğu söylenilen mekanların yetkililerce titizlikle araştırılmaması, üzerinin kapatılarak kimsenin girmesine ve incelemesine de izin verilmemesi, pek çok spekülasyonu beraberinde getirmiştir. 

Osman Hamdi Bey, Sayda’da benzer çukurdan yola çıkarak bugün arkeoloji müzelerini süsleyen 18 lahit tespit etmiştir.”

NASIL TEMİZLENMELİYDİ?
Konservasyon uzmanı gözetiminde küçük ve hassas kıl fırçalarla temizlenmeli, kopma noktasında olan parçalara zarar vermekten kaçınılmalıydı.
Hürriyet, Haber: Ömer Erbil, 08.05.2017



******


2 BİN 700 YILLIK OLDUĞU SÖYLENEN STEL SAHTE ÇIKTI

Ereğli’de 3 Mayıs tarihinde, bir hafriyat firmasına ait iş yerinin bahçesinde yapılan kazıda gömülü halde stel bulunmuş, stel incelenmek üzere Ereğli Müze Müdürlüğü bahçesine götürülmüştü. Konuyla ilgili Ereğli İlçe Kaymakamlığı yazılı açıklama yaptı. Ereğli’de geçen yıl konuşulmaya başlanan olayla ilgili bilgilerin yer aldığı açıklamada, bir vatandaşın 23 Mayıs 2016 tarihinde vermiş olduğu dilekçede Cinler Mahallesi Anafartalar Caddesi No 103’de bulunan arsa üzerindeki inşaatta Kaçak kazı yapıldığı, tarihi eser bulunduğu ve halen kazının devam ettiği bilgisi ile cep telefonuna kayıtlı bir adet stel fotoğrafı olduğu belirtilerek, “İlgili dilekçe üzerine Müze Müdürlüğü olarak Emniyet Müdürlüğüne yazı yazılmış ve yine emniyet görevlileri ile birlikte olay yerine gidilerek kaçak kazı yapıldığı görülmüş, konu ile ilgili tutanak hazırlanmıştır. 24 Mayıs 2016 tarihinde Ereğli Kaymakamlığının telefon talimatı ile söz konusu adreste Konya Müze Müdürlüğü uzmanlarınca savcılık izni ile kaçak kazı alanında inceleme yapılarak tutanak tutulmuş ve 26 Mayıs 2016 tarihinde düzenlenen raporda kaçak kazı yapıldığı ve 2863 sayılı yasaya muhalefet nedeni ile işlem yapılması gerektiği ve fotoğraftaki kabartmanın gerçek niteliği konusunda bir kanaate varılamadığı belirtilmiştir” denildi.

Hafriyat firması yetkilisi M.A.K’nin steli kendisinin gömdüğünü beyan ettiği öğrenilirken, açıklamada şunlar kaydedildi: “Ereğli Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı ile Ziya Gökalp Mahallesi Adana-Konya Caddesi üzerinde bulunan hafriyat şirketinin bahçesinde tarihi eseri kendisinin gömdüğünü beyan etmesi üzerine Ereğli Müze Müdürlüğü denetiminde ayak kısmı bulunmayan tarihi eser Ereğli Müze Müdürlüğüne 3 Mayıs 2017 tarihinde getirilmiştir. Söz konusu stel ihbar sahibinin işaret ettiği yerde kepçe yardımıyla toprak kazılmış ve stele ulaştıktan sonra kürek yardımıyla açığa çıkartılmış ve yine emniyetli bir şekilde ipek halatlarla bağlanarak müzeye nakledilmiştir. Yapılan kazı sırasında taşın yumuşak dokusu nedeni ile ve önceden taşınırken örselenmesinden dolayı yüzeyinde küçük kırıklar ve kopmalar meydana gelmiştir. Söz konusu stelin ayak kısmının önceden kırıldığı tespit edilmiştir. Yapılan bütün aramalara rağmen gömüldüğü yerde bulunamamıştır. Müze bahçesinde emniyetli bir şekilde tek parça halinde taşınan stel, üzerindeki çamurundan arındırılması amacıyla su ve yumuşak uçlu plastik fırça yardımıyla toprağından ve çamurundan arındırılmıştır. Konu ile ilgili olarak Ereğli Cumhuriyet Başsavcılığının rapor talebi üzerine Konya Müze Müdürlüğüne uzman personel istenmiştir. 5 Mayıs 2017 tarihinde Konya müzesinden gelen 4 uzman ile birlikte oluşturulan 5 kişilik komisyon marifetiyle stelin değerlendirmesi yapılmıştır. Ele geçirilen kabartma taşın bir yıl önce gündeme gelen ve sosyal medyada yer alan kaya kabartması olduğu tespit edilmiştir. Kabartma stel volkanik pembe andezit taşından yapılmıştır. Kritik yöntemi ile değerlendirilerek bölge müzelerindeki eserler ile İvriz Kaya anıtlarıyla karşılaştırılan stelin dönem özelliği yansıtması İvriz Kaya anıtları ilham alınarak yapılmış sahte-taklit bir örnek olduğu kanaatine varılarak rapor düzenlenmiştir. Ayrıca stelin üzerine eski süsü vermek amacıyla kimyasal bir madde sürüldüğü ve sarımtırak bir görüntü elde edildiği tespit edilmiştir” denildi.

Konu ile ilgili gözaltına alınan iki kişi de serbest bırakılırken, çıkarılan kaya parçası Ereğli Müze Müdürlüğü bahçesinde bulunuyor.
Milliyet, 10.05.2017

TEKKEYİ DEVLET ALDI

Tokat’ta 400 Alevi Köyü'nün bağlı olduğu Hubyar Sultan Tekkesi’nin mülkiyet mücadelesi, Hubyar Sultan’ın torunu olan Temel Ailesi ile köylüleri karşı karşıya getirdi. Yaklaşık 11 yıldır süren mülkiyet davasını köylüler kazandı. Tekke de köyün tüzel kişiliğine geçti. Bu kez Tokat Vakıflar Bölge Müdürlüğü devreye girip tapuyu aldı.

Tekkenin koruyucusu Temel Ailesi ile Hubyarlıları karşı karşıya getiren anlaşmazlık yıllar önce başladı. Temel Ailesi’nin büyüğü Mustafa Temel’e göre, Sultan Abdülaziz, tekkenin beratını 1872’de dedesi Şeyh Hıdır’a vermişti. Köylülerin kurduğu Hubyar Kültür Vakfı’na göre ise tekke 2. Mahmut döneminde diğer Alevi tekkeleriyle kapatıldı. Şeyh Hıdır, şeyhülislamlığa başvurup bekçilik iznini aldı.

TARAFLAR MAHKEMELİK OLDU
Bu tartışma sürerken, Hubyar Köyü Muhtarlığı, 2005’te Tokat Valiliği’ne başvurup çözüm istedi. Valilik 2006’da tekkeyi anıtsal varlık ilan etti. Temel Ailesi, 1320 metrekarelik tekke, cemevi, mutfak, çilehane, mezarlık ve arsanın adlarına tapulanması için muhtarlık aleyhine dava açtı. Köylüler de Hubyar Köyü Vakfı’nı kurdu. Bu vakfa köydeki 42 aileden 39’u katıldı. Temel Ailesi de Hubyar Eğitim Vakfı’nı açtı. Taraflar mahkemelik oldu. Dava, 2014’te sonuçlandı. Tekke, köyün tüzel kişiliği adına tescillendi. Muhtarlık 14 Kasım 2016’da tapuyu aldı. 

VAKIFLAR TEKKEYİ İSTEDİ
İddiaya göre Temel Ailesi, Tokat Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne başvurarak tekkenin alınmasını istedi. Müdürlük 16 Ocak 2017’de Almus Kaymakamlığı’na yazarak, tekkenin Osmanlı’da Hubyar Tekkesi Vakfı’na ait olduğunu ve vakfın devamcısının kalmadığını belirtti. Vakıflar Kanunu gereği tekkenin önce Hubyar Tekkesi Vakfı adına tescil edilmesini, ardından müdürlüğe devrini istedi. Almus Kaymakamlığı, 20 Ocak 2017’de, tekkenin geçmişte vakfiye kaydının olmadığını vurgulayarak, “Mahkeme kararı dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesini” istedi. Müdürlük resen Hubyar Tekkesi Vakfı’na tescilini ve tapusunu istedi. Böylece tekke, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçti. Hubyar Köyü Muhtarı Hüseyin Çulhacı, Temel Ailesi’nin hukuk yoluyla elde edemediği sonucu bu şekilde elde etmeye çalıştığını iddia ederek, “Vazgeçme niyetimiz yok, yargıya taşıyacağız” dedi. 
Hürriyet, 07.05.2017

KUBBELİ BAKKAL TARİHİ YAŞATIYOR

İzmir'in Menemen İlçesi'nde yaklaşık 600 yıl önce yapılan türbeye imarethane olarak inşa edilen kubbeli yapı, Ayla ailesi tarafından 3 kuşaktır bakkal olarak işletiliyor.

Pazarbaşı Mahallesi'nde yer alan ve kitabesinde 1432 yılında yapıldığı belirtilen Mühürlü Sultan Türbesi'nin bitişiğindeki ahşap çerçeveli yapı, Cumhuriyetin ilk yıllarında Ermeni bir eczacı tarafından kullanıldı. Daha sonra Ali Haydar Ayla tarafından satın alınarak bakkal haline dönüştürülen bina, 85 yıldır "Kubbeli Bakkal" adıyla hizmet veriyor.

Tarihi binaya hiç dokunmayan aile, geleneği bozmayıp 3 kuşaktır bu kubbenin altında bakkallık yaparak geçimini sağlamaya devam ediyor.

Bakkalın binasının yanı sıra içinde kullanılan bazı eşyalar da antika değeri taşıyor.

Dükkanın en eskisi ise üzerinde 1871 yılında yapıldığını yazan dede mirası makas. 1934 yılından bu yana ölçüm yapan terazi de üzerindeki 34 mührüyle hala kullanılıyor. Üretimi durmuş bazı ürünler de raflarda antika olarak sergileniyor.

Dükkanda en eskisi 1949 yılına ait veresiye defterleri ve ilk sayfasında "1951 yılı bidayetindeki sayımda zuhur eden mevcudumuz" yazılı envanter defteri de dikkat çekiyor.

Kubbeli Bakkal'ın sahibi ve üçüncü kuşak işleticisi Ali Haydar Ayla (60), dedesinden babasına, babasından da kendisine kalan bakkalı ömrü yettiğince çalıştırmaya devam edeceğini söyledi.

"Bin 700 sarı liraya aldım"
Babasının vefat etmesinden sonra makine mühendisi olmasına rağmen bakkalın başına geçtiğini anlatan Ayla, "Rahmetli dedem burasını vakıflardan açık artırma yöntemiyle satın almış. Dedem 'Oğlum ben burayı bir liranın bir sarı lira olduğu zamanda bin 700 sarı liraya aldım' derdi. Yani dedemin dediği lira kağıt para, sarı lira da altın." dedi.

Ömrünün bu bakkalda geçtiğini, yürümeyi öğrendiği günden bu yana bakkala geldiğini anlatan Ayla, "Çocukken dükkanın köşesinde çuvalların üzerinde uyurdum. Çocukluğumdan bu yana halen gelen müşterilerimiz var." diye konuştu.

Menemen'de herkes tarafından bilindiklerini, halk arasında "bir şeyi arayıp bulamadıysan Kubbeli Bakkal'a git" sözünün yerleştiğini aktaran Ayla, "Biz de mümkün olduğu kadar çeşitli ürünleri takip ederek müşterilerimize hizmet vermeye çalışıyoruz." diye konuştu.

Kubbeli Bakkal'ın 5 yıl önce İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından "Tarihi Yapıda Yaşam" ödülü aldığını dile getiren Ayla, İzmir'in ilçeleri dışında Türkiye'nin birçok yerinden bakkalı merak edip gelenlerin olduğunu kaydetti.

"İçki ve sigara satışımız yoktur"
Makine mühendisi olduktan sonra işletmeye başladığı bakkalı kapatmayı hiç düşünmediğini ifade eden Ayla, tarihi binada çalışmanın kanına işlediğini, 2 gün ilçeden ayrılsa bakkalını özlediğini söyledi.

Bakkalı dedesinden kaldığı şekilde muhafaza etmeye çalıştığını aktaran Ayla, "Bakkal açıldığı günden bu yana kadar hem yanında bulunan türbeye saygıdan hem de kazancının inancımıza uygun olmadığını düşündüğümüzden sigara ve içki satışı yapmadık." ifadelerini kullandı.

Son dönemde çevrede çok sayıda süpermarketin açıldığına dikkat çeken Ayla, bunca yıllık başarısını ise şöyle özetliyor:

"Bizim müşterimizin çok olmasındaki etken, tatlı dil, güler yüz, müşteriye güven verebilmek. Müşteri bu kapıdan çıktığı zaman 'ben aldatıldım' zihniyetiyle çıkmamalı. Biz müşterilerimize misafir gözüyle bakıyoruz. Bütün esnaf arkadaşlara tavsiyem doğruluktan, dürüstlükten ayrılmasınlar."

Kubbeli Bakkal'da 19 yıldır çalışan Kazım Yıldız (44) ise süpermarkette çalışmaktansa bu bakkalı tercih ettiğini, kendisinin ilçede bu bakkalın çalışanı olarak tanındığını, bununla gurur duyduğunu anlattı.

"Süpermarketler var ama..."
Bakliyattan şifalı otlara, çekime hazır kahveden doğal tuza binlerce ürünü barındıran Kubbeli Bakkal'ın müşterilerinden Ayşen Kanat, 55 yıldır müşterisi olduğu bakkaldan alışveriş yapmak için Karşıyaka'dan geldiğini söyledi.

Güvendiği için buradan alışveriş yaptığını söyleyen Kanat, şöyle konuştu: "Aradığım ne varsa hepsini burada bulabiliyorum. Çok tarihi bir yer. Çalışanlar müşterilerine güler yüzlü davranıyor."
Anadolu Ajansı, Haber: Yusuf Şahbaz, Fotoğraflar: Cem Öksüz, 07.05.2017

HALİKARNAS MOZOLESİ İÇİN ÇOK ÖZEL PROJE

Tarihe çok meraklıyım ve okumayı çok seviyorum. Cuma gecesi benim için unutulmaz gecelerden biri oldu. Bodrum’da Uluslararası Mausoleum Çalıştayı’nın bir yemeğine katıldım. Ve tabii, çok şey öğrendim.

Çalıştay’da dünyanın 7 harikasından biri olarak kabul edilen Kral Mausolos’un anıt mezarının (Halikarnas Mozolesi), çağdaş müzecilik anlayışına uygun olarak yeniden canlandırılması konuşuldu.

Organizasyonu Akdeniz Ülkeleri Akademisi Vakfı yapmış.
Anıt mezarın bazı parçaları İngiltere’de British Museum’da sergileniyor. Şimdi Kral Mausolos’un anıt mezarının ileri teknolojiyle yeniden canlandırılması amaçlanıyor.
“Mausoleum Müzesi Restitüsyon Projesi”ni Turizm Bakanlığı da destekliyor.
Mozolenin aslına uygun cam ve alüminyum konstrüksiyonla canlandırılabileceği söyleniyor.
Ben üç boyutlu çalışmalardan bazılarını gördüm ve çok beğendim.
Eğer olursa Bodrum bir değer daha kazanmış olur.
Çalıştay öncesinde Güney Danimarka Üniversitesi (SDU) Halikarnas Kürsüsü Sorumlusu ve Mozole’nin kazı çalışmaları sırasında Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Prof.Dr. Poul Pedersen, Mausoleum’u gezerek bilgi almış.
Düşünün Anadolu’da buna benzer yüzlerce ören yerimiz var.
Ve ne yazık ki, buradan alınıp götürülen bu eserler Avrupa’nın birçok müzesinin en kıymetli parçaları olarak görülüyor.
Ben bu projeyi destekliyorum.
Çünkü, tarih bilinci ancak bu tür projelere destek vererek ortaya çıkacak.

Başlamak bitirmek kadar önemli
Akdeniz Ülkeleri Akademisi Vakfı Başkanı Özay Kartal anlattı.

Ben de not aldım...
Kral Mausolos için Bodrum’da, Milat’tan önce 353 yılında başlanarak yapılan anıt mezar, teknolojisi, işçiliği, malzemesi ve sanat eserleri ile eşsiz bir yapı olarak kalmış ve dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilmiş. Anıt mezar 1304 yılındaki büyük Anadolu depremi ile kısmen yıkılmış. 16. yüzyıl başlarında anıt mezarın parçalarının bir kısmı Bodrum Kalesi yapımında kullanılmış, 19. yüzyıl başlarında yapılan kazıda ortaya çıkan değerli parçalar ise İngiltere’ye götürülmüş. Mausoleum’un orijinal yerinde bire bir ölçekte, hafif metal ve cam malzeme ile yeniden ortaya konulmasını içeren proje, Danimarkalı Prof. Kristian Jeppesen ve Prof.Dr. Mimar Johannes Exner’in önermiş olduğu bir taslak proje...
Vakıf, tüm teknik çizimleri ve üç boyutlu görselleri ortaya çıkarmış.
Elbette bu projeleri hayata geçirmek zaman alıyor.
Ama başlamak bitirmek kadar önemli...

Başkan Kocadon’dan tam destek
Peki Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon ne düşünüyor.
Diyor ki...
“Dünyanın yedi harikasından biri olan Mausoleum sevgiyi ve gücü temsil ediyor. Biz gücümüzü işte bu yapılardan, geçmişten alıyoruz. Onun için dünya mirası olan bu güzel eserlerin bir an önce sergilenmesi, ayağa kalkması gerekiyor. Bodrum’da bir Myndos Kapısı’nın, Antik Tiyatro’nun, Hipodrom’un aynı anda turizme katkısını düşünün. Bu nedenle böyle bir projeye her zaman destek vereceğiz.”

Bodrum birçok yerden ayrıştı
Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’un yaptığı doğru bir şey var. Uzun yıllardır turizm fuarlarına katılarak Bodrum markasını insanların hafızasına kazıyor.
Turizmde ülkeler kadar şehirler, bölgeler de yarışıyor.
Hatta bu yarış çok daha rekabetçi bir ortamda geçiyor.
Bodrum Türkiye’de ayrışan ender yerlerden biri...
Aslında Bodrum’un şöyle bir şansı da var...
Hem yerli, hem de yabancı turist çekebiliyor.
Bu da Bodrum’un sezonunun uzamasında etkili oluyor.
Artık önemli bir kış nüfusu da var Bodrum’da...
Önemli sanat festivallerine de ev sahipliği yapıyor.
Bazılarını yakından takip ediyorum.
Bence sıra bunların uluslararası olmasına geldi.
İspanya ve İtalya bu festivalleri çok güzel yapıyor.
Her yıl milyonlarca turist sırf bu sanat ve kültür organizasyonlarını izlemek için buralara gidiyor.
Bodrum’un böyle bir şansı var.
O yüzden Kral Mausolos’un anıt mezarının yani Halikarnas Mozolesi’nin yapılmasını da destekliyorum.
Hürriyet, Yazı: Deniz Sipahi, 07.05.2017

TARİHİ MİRASA AKIL ALMAZ RUHSAT

Isparta'da akıl almaz tarih skandalına bir yenisi daha eklendi; Roma yolu ve tarihi kalıntıların bulunduğu araziye mermer ocağı ruhsatı verdiler.

Isparta’nın Sütçüler İlçesi Yukarı Köprüçay Havzası’nda bulunan Çukurca Köyü'nde mermer ocağı ruhsatı verilen arazide, Roma döneminden tarihi yol ve yapı kalıntıları bulundu.

Jeopark niteliğindeki konglomera kayalıklarının bulunduğu yaklaşık 100 hektarlık alanda özel bir firma tarafından açılmak istenen mermer ocağını istemeyen köylülerin gösterdiği tarihi kalıntılar Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından tescillendi.

Tarihi eserlerin bulunduğu Çukurca Köyü'nün iki ayrı bölgesi ise 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak koruma altına alındı. Yukarı Köprüçay Havzası Koruma Platformu ise konuyla ilgili yaptığı açıklamada, koruma kurulunun kararının sevindirici olduğuna dikkat çekti.

Söz konusu arazide yeterince inceleme yapılmadan mermer ocağı açılmasına göz yuman yetkililer hakkında ise gerekli işlemin yapılması talebinde bulunuldu.

Isparta'da geçtiğimiz hafta ortaya çıkan tarih katliamı skandalına bir yenisi daha eklendi. Sütçüler İlçesi'ne bağlı Çandır Köyü'nde işletilen bir mermer ocağının ruhsat sahası içerisinde bulunan tarihi kale, köylülerin müze yetkililerine yaptığı başvurunun ardından yok olmaktan kurtarılarak koruma altına alınmıştı.

MİLLİ PARKIN BURNUNUN DİBİNDE MERMER OCAĞI İZNİ
Aynı ilçede yaşanan bir başka tarih skandalı ise Çukurca Köyü'nde ortaya çıktı. Antalya'nın Manavgat İlçesi sınırlarındaki Köprülü Kanyon Milli Parkı'na yalnızca 1 kilometre mesafede mermer ocağı açmak için MİGEM'den (Maden İşleri Genel Müdürlüğü) '201200410' numarasını taşıyan bir ruhsat alan Numan Tekkanat adlı girişimci, projeyle ilgili bir ÇED Başvuru Dosyası hazırlatarak geçtiğimiz Şubat ayında Isparta Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'ne başvurdu.

16 Mart tarihinde ise Çukurca Köyü'nde projeyle ilgili halkın katılımı (ÇED) toplantısı düzenlendi. Toplantıda yetkililere ve mermer ocağı şirketine köylerinde bu projeyi istemediklerini belirten köylüler, bu taleplerini tutanakla kayıt altına aldı.

DAĞLIK PSİDİA UYGARLIĞINDAN ROMA'YA UZANAN TARİHİ MİRAS
Küçük ölçekli tarım ve hayvancılıkla geçinen Çukurca köylüleri, köyün iki yakasında açılması planlanan mermer ocağının üretim alanlarını yok edeceğini düşünüyor.

Ancak mermer ocağının yaratacağı etki bununla da sınırlı değil. Köprüçay'ın önemli geçitlerinden birinde kurulu olan Çukurca Köyü ve çevresinde binlerce yıllık yaşamın izleri bulunuyor.

Antik çağda Luwi'lerin ardılı olarak bilinen Pisidia uygarlığının sınırları içerisinde bulunan bölge, Roma döneminden kalma taş döşeli yollarıyla ünlü.

ROMA YOLU VE YAPI KALINTILARI BULUNDU
Çukurca Köyü'nde mermer ocağı izni verilen arazide, günümüze kadar ulaşan Roma yollarının bir bölümüyle çeşitli yapı kalıntıları bulundu. Köylülerin işaret ettiği arazide inceleme yapan yetkililer, tarihi kalıntıları önce tutanakla kayıt altına aldı, ardından ise tescil edildi.

KORUMA BÖLGE KURULU ARAZİYİ SİT ALANI İLAN ETTİ
Antalya  Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ise 24 Nisan tarihindeki toplantısında gündemine aldığı Çukurca Köyü'nün iki ayrı bölgesinde bulunan tarihi kalıntıların bulunduğu alanın 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak korunması yönünde karar aldı. Koruma Bölge Kurulu'nun 6109 sayılı kararına göre söz konusu arazide her türlü madencilik faaliyeti yapılamayacak, arazi hiç bir şekilde tahrip edilemeyecek.

'SORUMLULAR HAKKINDA GEREĞİ YAPILSIN'
Isparta'da son iki haftada ardı ardında yaşanan kültür mirasına yönelik yağmaya tepki gösteren Yukarı Köprüçay Havzası Koruma Platformu, bir açıklama yaparak yetkilileri göreve davet etti.

Mermer ve taş ocaklarına ruhsat veren kurumların yetkililerinin daha dikkatli davranarak ruhsata konu sahada derinlemesine inceleme ve araştırma yapmadan onay vermemeleri gerektiğine dikkat çekilen platform açıklamasında, "Yıllardır bölgemizin kanayan yarası olan mermer ve taş ocakları, arazi seçiminden işletme aşamasına kadar büyük bir özensizliği ortaya koymaktadır. Su kaynaklarından, biyolojik varlıklarımıza, yaşam alanlarımızdan kültür mirasımıza kadar uzanan bu hoyratlık, bölgemizin geleceğini tehdit etmektedir. Bir an önce bu özensizliğe son verilmesini ve tarihi dokunun bulunduğu arazilerde madencilik yapılmasını önünü açan sorumlular hakkında gereğinin yapılmasını talep ediyoruz. Platform olarak bu konunun takipçisi olmayı sürdüreceğiz" görüşlerine yer verildi.

FİRMANIN RAPORUNDA ‘BURADA ARKEOLOJİK KALINTI YOK’ DENİLİYOR
Mermer ocağıyla ilgili hazırlanan ÇED Başvuru Dosyası’nda, söz konusu arazide yapılan incelemede mimari ve arkeolojik yapı kalıntısına rastlanmadığı öne sürülmüştü. Söz konusu arazide bir kaç noktada tarihi kalıntının ortaya çıkması, gözleri yatırımcı firmaların para karşılığı anlaşarak ÇED dosyalarını hazırlattığı kuruluşlara çevirdi. Çevreye ve yaşam alanlarına olumsuz etkisi olacak projelerde zorunlu olan ÇED süreci, aşılması gereken bir prosedür olarak görülüyor. Bu da pek çok projede telafisi olanaksız zararların doğmasına yol açarak hem doğayı ve kültür varlıklarını tehdit ediyor hem de kamu kaynaklarının kötüye kullanılması sonucunu doğuruyor.

Odatv, haber: Yusuf Yavuz, 07.05.2017

"KOLEKSİYONCULAR GÜÇLERİNİ BİRLEŞTİRMELİ"

Türkiye’de sanat koleksiyonculuğunun tarihini ve bugününü anlatan iki ciltlik dev bir eser yayımlandı: “Özel Koleksiyonlarla Türkiye’de Sanat Koleksiyonculuğu”. 112 koleksiyoncunun yer aldığı kitabın yazarı Oğuz Erten, “Kitap bir nevi kendi kendini yarattı” diyor.

Türkiye’deki koleksiyonlar nasıl başladı, bugün kimler hangi eserleri biriktiriyor, yanıtlarının bulunması zor sorulardı. Fakat şimdi elimizde bunları yanıtlamaya niyetli, iki ciltlik dev bir eser var: “Özel Koleksiyonlarla Türkiye’de Sanat Koleksiyonculuğu”. Galeri Baraz Yayınları’ndan çıkan 360 TL satış fiyatıyla okurlara sunulan kitabı Oğuz Erten hazırlamış. Kitapta yaklaşık 112  koleksiyoncunun hikayesi, röportajları, koleksiyonlarından seçilmiş yüzlerce eserin görselleri ve Türkiye’de sanat koleksiyonculuğunun tarihi hakkında bir yazı var. 2011’den bu yana kitap için çalışan ve kimi iki yılda sonlanan söyleşiler yapan Oğuz Erten’le koleksiyonculuğu ve sanat dünyasını konuştuk. 

Bu isimleri nasıl seçtiniz?
Oluşturduğumuz ilk liste yaklaşık 40 kişilikti. Sonrasında röportaj yaptıkça konuştuğumuz koleksiyonculara hangi koleksiyonları beğendiklerini sorduk. Cevaplarla liste genişledi.

Tüm koleksiyonculara aynı soruları sormuşsunuz...
Bu kitabın amacı bir referans kaynağı olması. Bu yüzden koleksiyonculara aynı soruları sorup çıkan sonuçları göstermek istedik. Aynı soruları sormamıza rağmen koleksiyoncular ne kadar görsel kullanılacağı ve ne kadar uzunlukta röportajlar olacağı konusunda serbestti. 

“Cumhuriyet’le birlikte destek geliyor”
Kitapta geniş biçimde Türkiye’de koleksiyonculuğun başlangıcı ve gelişim serüvenine de yer veriyorsunuz. Bizim için kısa bir özetini geçebilir misiniz?

Fatih’in Bellini’den portre ısmarlamasıyla başlatıyorum ama yükseliş döneminde bu sipariş ve bazı paşaların ilgisi dışında pek bir kaynak yok. Batılılaşma çalışmaları sonrası askeri yenilikler, Batı tarzı yapılar ve kıyafet kanunlarıyla birlikte resim de toplumun hayatına girmeye başlıyor. O dönem Avrupa’dan İstanbul’a gelen Fausto Zonaro, Amadeo Preziosi, Leonardo de Mango’nun oryantalist eserleri çok seviliyor ve onlara siparişler verilerek 19. yüzyıl koleksiyoncuları koleksiyonlarını zenginleştiriyorlar. Sonra eserler dağılıyor.

Elbette Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte, Osmanlı hanedanından on gün gibi kısa bir süre içinde Türkiye’yi terk etmeleri isteniyor. Sarayların içindeki sanat eserleri o dönem İstanbul’da yaşayan Galata bankerlerine geçiyor ve dağılıyor. Cumhuriyet’le beraber devlet sanata büyük destek veriyor. Sonrasında oluşan kültürel ortamda da ilk koleksiyoncuları doktorlar, avukatlar, mühendisler oluşturuyor. O dönemin sergilerini Ahmet Hamdi Tanpınar açarmış, Orhan Veli, Maya Sanat Galerisi’nin kuruluşunda yer almış... Yani edebiyatçılarla sanatçılar iç içe bir ortamda bulunuyormuş.

İşadamlarının koleksiyonculuğa başlaması nasıl oluyor?
İşadamlarının bu alana girmesi 1960’lı, 1970’li yıllardan sonra oluyor. 1950’lerde kurulan ilk özel galerilerin etkileri 1970’lerde ortaya çıkmaya başlıyor. İlk sanat eseri alanlardan biri Sakıp Sabancı. Onun sanat eseri alması birçok kişiyi etkiliyor. Aynı dönemde Vitali Hakko da sanat eseri alımına başlıyor, hatta Vakko Sanat Galerisi’ni kuruyor. Ali Koçman uzun süre sanat alanının en büyük alıcılarından biriydi.  Bankalar büyük koleksiyonlar yapıyor... 1980’lerle beraber ayakları yere basan, koleksiyoncuları olan bir piyasa oluyor.

Nasıl bir tablo çıkıyor koleksiyoncuların tümüne bakınca?
Aslında her insan bir koleksiyon, herkes kendi beğenileri üzerinden ilerliyor. O kişinin dünyasını görüyorsunuz koleksiyondan. Bir karmaşa varsa o da aslında koleksiyoncuyu anlatıyor. Türkiye’de spesifik konusal veya kavram birlikteliği olan koleksiyon yapan kişi sayısı çok az. Çoğunun sanat danışmanı yok.

“Aşkla koleksiyon yapanlar eser satmaz”
 Peki, daha çok Türkiye’den mi eser alıyorlar?
1990’lara kadar Türk koleksiyoncusu Türk sanatçıların yapıtlarından oluşan koleksiyonlar yaparken son zamanlarda yurt dışından eser alanlar da çoğaldı. Yurt dışından ilk çağdaş eser alan koleksiyoncu ise Can Elgiz’dir.

Bu koleksiyonların bir de geleceğe aktarımı meselesi var. Siz nasıl bir gelecek görüyorsunuz; sizce müzeye mi dönüşürler, aileler mi sürdürür?
Bazı koleksiyoncular aşkla alıyor. Onlar asla eser satmaz. Bazıları bu dönem, şu isimler öne çıkıyor diyerek alabiliyor. Ama bazıları da müze kurma amacıyla eser satın alıyor. Bence olması gereken şey koleksiyoncuların koleksiyonlarını tek tek müze yapmaya çalışmak yerine bir araya gelip büyük bir müze kurmaları. Neden MoMA’nın kuruluşundaki gibi Türkiye’de de koleksiyoncular güçlerini birleştirip büyük bir müze kurmasınlar? Şuna eminim ki kitapta yer alan tüm koleksiyoncular böyle bir müze fikrine sonuna kadar destek verir.

“Yüzde 90’ı ailesinde ilk kez koleksiyon başlatmış”
Konuştuğunuz isimlerden kaçının ailesi kuşaklardır koleksiyon yapıyor, kaçı ilk kez ailesinde kendisi eser alarak koleksiyon başlatmış?
Söyleşi yaptığım koleksiyoncuların yüzde 90’ı ilk defa kendileri eser satın alıp koleksiyon yapan kişilerden oluşuyor. Üç veya dördü de önceki kuşaklardan koleksiyon mirası devralmış. 

Yahşi Baraz: “Herkese ulaşmaya çalıştık”
Bu kitabın hazırlık sürecinde şimdiye kadar tanıştığım koleksiyoncuların bir listesini yaptık. Konuya daha objektif yaklaşabilmek ve yalnızca resim sattığım kişilerin ön plana çıkmaması için şahsen tanımadığım; fakat bir koleksiyoncu olarak oluşturduğu sanat koleksiyonunun içeriğine güvendiğim herkese ulaşmaya çalıştık. Öncelikle yaklaşık beş yılda hazırlanan bu kitap çalışmasında yer almayı kabul ederek, evlerini, koleksiyonlarını ve özel yaşamlarını bize açan isimlere desteklerini esirgemedikleri için sonsuz teşekkürler. Gerçekleştirmeye çalıştığımız projenin anlamını ve önemini kavrayarak en başından beri bizi hiçbir zaman yalnız bırakmayan ve kitabın sponsorluğunu üslenen Murat Araz’a geniş vizyonu için ayrıca teşekkürler, o olmasaydı bu projenin hayata geçmesi mümkün olmayacaktı. 

Milliyet, Haber: Fisun Yalçınkaya, 07.05.2017

ANKARA'DAKİ HİTİT GÜNEŞ KURSU ANITININ ÇORUM'A GETİRİLMESİ İÇİN ÇALIŞMA BAŞLATILDI

AKP Çorum Milletvekili ve TBMM İdare Amiri Salim Uslu, Ankara’da uzun yıllar kentin amblemi olarak da kullanılan Sıhhiye’deki Hitit Güneş Kursu Anıtı’nın Çorum’a getirilmesi için girişimde bulunduklarını söyledi.

Hititler’e ait tüm simgelerin, sembollerin, tarihi nitelikteki tüm bilgi ve belgelerin Çorum’da olması gerektiğini vurgulayan AKP Çorum Milletvekili Salim Uslu, “Bunun için de en uygun yer Boğazkale, Alacahöyük ve Şapinuva’dır. Bir defa Boğazkale ve Ortaköy isminin değişmesi gerekiyor. Literatüre uygun olarak Boğazkale isminin Hattuşa, Ortaköy isminin ise Şapinuva olarak değişmesi gerekiyor. İlk adımın bu olması lazım” dedi.

Anadolu Medeniyetler Müzesindeki her üç eserden bir tanesinin Hititler’e ait olduğunu, bu eserlerin de ne pahasına olursa olsun Çorum’a getirilip sergilenmesi gerektiğini ifade eden Uslu, “O eserleri görmek isteyenlerin Ankara’ya gidip eserleri gördükten sonra dönmek yerine burada konaklaması gerekir. Bunun için de girişimlere başlayacağız. Almanya’nın 96 yıl önce Türkiye’den kaçırdığı sfenksin getirilmesi nedeniyle övünüyoruz. Dış ülkelerdeki Türkiye’ye ait eserlerin Türkiye’ye getirilmesi gerektiğini biliyoruz. Kültür Bakanlığımız başta olmak üzere devletimizin bazı çabalarının olduğunu görüyoruz. Böyle olunca niye peki dış ülkelerdeki eserler Türkiye’ye gelmeli de Türkiye’deki eserler yerinde sergilenmemeli mi sorusu ortaya çıkıyor. Bu nedenle bütün medeniyetimizi simgeleyen tarihi eserlerin yerinde sergilenmesini doğru buluyoruz. Çiçek nasıl dalında güzelse, tarihi eserlerin de yerinde değerlendirilmesinin uygun olacağı görüşündeyiz” diye konuştu.

Hitit Güneş Kursu’nun Hititler’e ait simgelerden birisi olduğunu anlatan Uslu, “Ankara Sıhhiye Meydanı’nda anıt olarak sergileniyor. Bu gibi eserlerin kopya edilmek suretiyle kullanılması amacının ötesinde yerinde olması gerektiğini düşünüyoruz. Ankara’daki Sıhhiye Meydanı’nda bulunan Hitit Güneş Kursu’nun mutlaka yerinde, Hititler’in yaşadığı topraklar olması gerektiğini düşünüyoruz. Elbette biz ced arayışında değiliz. Ceddimiz belli ama Hititler de hem Anadolu’nun hem de Çorum’un gerçeğidir. Dolayısıyla ilk yazılı barış anlaşmasını yapmak suretiyle, ilk kez kadın haklarını tanımış olması suretiyle, Çorum’da çok dilli, çok kültürlü bir hoşgörü kültürünün oluşmasına katkı sağlamış olması nedeniyle Hititler’in önemli bir Türkiye gerçeği olduğunu biliyoruz. Herkesin böyle bilmesi açısından da Hititler’e ait eserlerin Çorum’da sergilenmesi, görmek isteyenlerin de bu kadim şehre gelmesi gerektiğine inanıyoruz” dedi.
Bursa Manşet, 07.05.2017

PERGE'NİN EŞSİZ MOZAİKLERİ ZİYARETE AÇILACAK



"Türkiye'nin ikinci Zeugması" olarak adlandırılan Perge antik kentindeki arkeoloji kazılarında gün yüzüne çıkarılan vemozaikler, turizme kazandırılacak.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. Haluk Abbasoğlu başkanlığında, 2003 yılında Perge antik kentindeki kazı çalışmalarında anıt mezarlara rastlandı.

Titizlikle yürütülen kazıda, anıt mezarların önünde, rengi, dokusu ve bozulmayan yapısıyla Türkiye'de ilk olduğu değerlendirilen denizler tanrıçası "Okeanos" ve kendisine bakanları taşa çevirdiğine inanılan "Medusa" figürlü mozaikler ve çeşitli motiflerin yer aldığı lahitlere de rastlandı.

Gün yüzüne çıkarılan lahitler ile mozaikler, çelik kapı ve güvenlik kameralarıyla görevliler tarafından özenle korunuyor. Antalya Valisi Münir Karaloğlu'nun, Perge ziyaretinin ardından hazırlanan eylem planıyla antik kentteki bazı bölgeler ile lahit ve mozaikler turizme kazandırılacak.

Antalya Rölöve ve Anıtlar Müdürü Cemil Karabayram,  Perge'nin büyük bir yapı olduğunu, bölgeye Vali Karaloğlu'nun ziyareti sonrasında yeni yatırımlar yapılacağının açıklandığını belirtti.

Nekropol (Mezarlık) alanının önemli olduğuna dikkati çeken Karabayram, "Anıt mezarların olduğu bölge, milattan sonra 3. yüzyıl ortası olarak bilinen alanlar. Buradan çıkarılan çok önemli iki mozaiğimiz var. Türkiye'nin en güzel mozaikleri diyebiliriz. Aynı dönem özellikleriyle aynı test aralığıyla aynı disiplinize edilmiş sıra dizilişiyle rengi, dokusu ve motif bezemeleriyle dönem olarak Türkiye'de tek diyebiliriz." diye konuştu.

Mozaikler ziyarete açılacak
Mozaiklerin 2003 yılında gün ışığına çıkarıldığını ancak bugüne kadar halkın ziyaretine açılmadığını ifade eden Karabayram, Vali Karaloğlu'nun bölgeye ziyaretinin ardından alana yönelik özel bir eylem planı başlatıldığına dikkati çekti.

Perge'nin gerek bazı bölümlerinin gerekse nekropol alanının yeniden ele alınması ve ziyarete açılması yönünde çalışmalar başlatıldığına değinen Karabayram, şunları kaydetti: "Dönem olarak bu kadar iyi korunmuş, en iyi şekilde bu döneme gelmiş mozaikli alanlardan biri. Bunlar bitkisel motiflerle yapılmış, rengi, dokusu ve mozaikli test aralarının dizilimiyle tek, orijinalliğini kaybetmemiş. Burası, Türkiye'nin ikinci Zeugması. Bütünsel olarak gelmiş tek mozaikli alanımız. Hem turizimsel hem de kültürel varlık açıdan büyük bir zenginlik. Perge'de, Antalya Müze Müdürlüğü kazı Başkanı Mustafa Demirel başkanlığında kazılar devam ediyor."

Mozaiklere özel koruma
Karabayram, lahit ve mozaiklerin olduğu alanın hem güvenlik kamera sistemleri hem de birebir optik görüntüleri çekilerek 24 saat korunduğunu belirtti.

Mozaiklerin olduğu bölüme alarm sistemi de kuracaklarını anlatan Karabayram, "Alan çok ciddi güvenlik altına alındı. Bu ve benzeri anıtsal yapılarımızı kültürel varlıkları gelecek nesillere taşımak için nekropol alanı çok özel korunuyor. Alanı, halkın seyrine açmayı planlıyoruz." dedi.

Türkiye'de ilk
2003 yılındaki kazı ekibinde yer alan İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç.Dr. Sedef Çokay da mezar odası içerisinde "Medusa" ve "Okeanos" motifli mozaiklerin bulunmasının Türkiye'de ilk olduğunu söyledi.

Mozaiklerin, ölüm temasıyla konulduğunu anlatan Çokay, "Okeanos denizler tanrıçasıdır. Buradaki mozaikte balıklar var. Medusa da efsaneye göre kendisine bakanları taşa çeviren, yılan saçları olan bir yaratık. Bunlar, mezarın korunması amacıyla buraya yerleştirilmiş olabilir. Bunların çalışmaları sürüyor." dedi.

Çokay, Perge'deki mezar odasında bulunan mozaiklerin Zeugma kadar görkemli olduğunu belirtti.
Anadolu Ajansı, Haber: Ayşe Yıldız, 06.05.2017

TOPKAPI SARAYI'NDA REZALET

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Saray Muhallebicisi’nin ortağı Kadir Topbaş’ın dayısının oğlu Mevlüt Kocadağ’ın sahibi olduğu Sütiş, Topkapı Sarayı’nda bir skandala imza attı. 

Topkapı Sarayı birinci avludaki Karakol Binası’nın kiralayan Sütiş avluyu çöple doldurdu. Twitter'da @carnafauna isimli kullanıcı Topkapı Sarayı’nda yaşadıklarını şöyle anlattı:



“Arka tarafındaki kalıntılara bakmak için yöneldiğinizde garsonlar üstünüze atlıyor. Vaziyeti tuhaf bulup, dinlemeyip devam edince manzara şu. Ne buldularsa etrafa saçmışlar. Topkapı'nın avlusunda, Aya İrini'nin bitişiğinde, surun dibinde, Ayasofya'nın gölgesinde vaziyet bu. Atılmış dolaplar, masalar, çer çöp! Garsona ben buraya yıllardır girerim, niye yasak oldu şimdi diye sordum, artık yasak dedi ve cebinden sarayın güvenlik amiri olduğunu söylediği birini aradı telefonu bana verdi. O adam da artık yasak dedi, mantıklı açıklama isteyip, gel çöpleri kaldır önce deyince çok kızdı. Bu defa kazı alanı olduğunu söyledi. Kendisine kazıya ilişkin tabela göremediğimi, bir bilgilendirme olmadığını hat çekilmediğini vs söyledim. Toprak alanda olmadığımı, girme niyetimin de bulunmadığını taş kaplı alandan Aya İrini'nin yan cephesine baktığımı söyleyince yasak işte dedi. Bir uygulama varsa bunun resmi açıklaması, tabelası olur. Garson eliyle mantıksız yasak neticesinde karşıma çöplük çıkmasına hiç şaşırmadım.”



Sütiş’in bu ilk vakası değil daha önce de Beşiktaş Arnavutköy’de tarihi Tevfikiye Camii’nin altında bulunan dükkanı genişlemeye kalkınca, cami avlusu çöküp, duvarları çatlamıştı. 

Emirgan’da bulunan Sütiş de yakılıp eski eser üstüne kat çıkılmıştı.

İşte Topkapı'nın hali:

     
Odatv, 06.05.2017

RUS GENERALİN BULUNDUĞU MAHALLEDE ESRARENGİZ OLAYLAR

Ardahan’da inşaat kazısı sırasında Rus General Vasiliy Geyman’a ait olduğu iddia edilen cesedin bulunmasının ardından kentte yaşayanların söyledikleri dikkat çekti. Mahalleden bazıları eşyalarının esrarengiz bir şekilde kaybolduğunu söylüyor.

Ardahan’ın Karagöl Mahallesi’nde bulunan ve Rus General Vasiliy Geyman’a ait olduğu düşünülen cesedin bulunduğu bölgedeki yetkililer ve mahalleliler dikkat çeken açıklamalar yaptı.

Habertürk'ten Ümran Avcı'nın haberine göre; çevresine güvenlik şeridi çekilen inşaatın başında sivil polisler kaçak kazı ihtimaline karşı 24 saat nöbet tutuyor. İnşaatın kaderini ise 24 Mayıs’ta toplanacak Kars Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun alacağı karar belirleyecek.
İnşaat alanı ya sit alanı ilan edilecek ya da inşaata devam kararı çıkacak. Kararı merakla bekleyenlerin başında ise inşaat sahibi Fahrettin Yılmaz geliyor. Yılmaz, “Başıma gelen büyük bir şanssızlık. Zaten sezon kaç ay? Biz inşaatı durdurduk, kararı bekliyoruz. Karar çıkınca inşaat sezonu bitecek” diye dert yandı.

Sık sık, “Keşke cesedi bulunan bir general değil de, rütbesiz er olsaydı” diyen Yılmaz, “Buralar hep mezarlık. Gördüğünüz binaların temeli kazılırken de iskelet parçaları, askeri botlar çıktı. Bizimki de şans işte” diye konuştu.

"EŞYALARIMIZ KAYBOLUYOR"
Bölgede kapısını çaldığımız mahalle sakinlerinin büyük kısmı “Kesinlikle huzursuz olmadık” derken, tersini düşünenler de var. Torunlarını gezdirirken karşılaştığımız Zeynep Çoban, “Ceset çıkınca burayı görseydiniz şaşardınız. Komutanın cenazesi öldüğünde bile o kadar kalabalık olmamıştır” dedi. Mahalledeki çoğu evin temelinden iskelet çıktığını hatırlatan Çoban, “İnsan düşününce ürperiyor. Bazen anlam veremediğim şeyler yaşıyorum.

Evde bütün gün benden başka kimse olmadığı halde eşyalar esrarengiz biçimde kayboluyor” ifadesini kullandı. Öte yandan, Rus generalin salgın hastalıktan öldüğü söylentisinin ardından ilk incelemeye katılan sanat tarihçisi ve arkeolog ekibinin bir an paniklediği öğrenildi.
Doktorların “Sıkıntı olmaz” demesiyle araştırmacıların rahatladıkları belirtildi. Topraktan çıkarıldıktan sonra Kars Müzesi deposuna kaldırılan Rus generalin cesedi, neme karşı korumalı bir ortamda tutuluyor. Rus generalin cesedi, 24 saat özel güvenlik tarafından korunuyor.

"VASİLİY GEYMAN OLMA İHTİMALİ ZAYIFLADI"
Cesedin Vasiliy Geyman’a ait olma olasılığının giderek azaldığını söyleyen Kars Müzesi Müdürü Necmettin Alp, şu bilgileri verdi: “Vasiliy Geyman’ın Kars’ta değil, Erivan’da defnedildiğine dair bazı bilgiler var. Bu bilgiler net değil.

Tabutun içindeki üniformalı iskeletin 1878’den 1917’ye kadar Ardahan’da konuşlanan Çarlık Rusya ordusuna komuta eden üst düzey bir subaya ait olduğu kesin. Rus Çarlığı’na bağlı 1. Kafkas Kolordusu’nun Ardahan’da konuşlanan birlikleri, 240. Piyade Alayı ve Ahıska 20. Piyade Tümeni.

Piyade tümeni, 1905-1913 yılları arasında geçici süreyle Ardahan’da bulundu. Bu tümenden general de albay ya da yarbay rütbesinde bir komutan da olabilir.”

‘BİLİMSEL KURUL OLUŞTURULACAK’
Soru işaretlerinin giderilmesi için bir bilim kurulu oluşturulması gerekliğini belirten Alp, “Önümüzdeki günlerde antropolog, arkeolog ve tarihçilerden oluşan yetkin akademisyenlerin ve bizim müze uzmanlarının katılımıyla bir komisyon oluşturulacak.

Bakanlığa ve Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne sunduğumuz raporda bu talebimizi ilettik. Komisyon özellikle askeri arşivlerin taranması, bazı bilgi ve belgelere ulaşılmasıyla bilimsel bir makale hazırlayıp yayımlayacak. Bu hafta Erzurum ve İstanbul konservasyon müdürlüğü bir ekip gönderecek. Hemen ilaçlama ve onarım çalışmaları başlayacak” diye konuştu.

‘RUS HEYETİ GELECEK’
Ardahan Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Levent Küçük de “Vasiliy Geyman olup olmadığını anlamamız için DNA testi gerekiyor. 3 yıldız üzerinde 20 sayısı var ama Geyman’ın rütbesiyle uyuşmuyor.

Rusya’dan ayın 20’sinde bir heyet gelecek ve cesedi inceleyecekler. Rusya götürmeyi talep edebilir. Devletler arası ilişkilerde bu sorun edilmez. Tabii DNA yapılmadan Rusya böyle bir şeye girişmeyecektir” dedi. Küçük, cesedin Geyman dışında general Loris Melikoff ile Lazarev ve albaylar Fedayev, Amirojibi ve Tsikovich’e ait olabileceğini belirtti.
Hürriyet, 06.05.2017



******


RUS GENERALE AİT ODLUĞU İLERİ SÜRÜLEN CESEDİN BULUNDUĞU ALANDA İNCELEME YAPILDI

Ardahan’da inşaat kazısı sırasında Rus General Vasiliy Geyman’a ait olduğu iddia edilen cesedin bulunduğu sahada, uzmanlar inceleme başlattı.

 

Ardahan'da inşaat alanındaki kazı sırasında, işgalci  Rus subaya ait olduğu değerlendirilen cesedin bulunduğu alanda, Kars Kültür  Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü ile Kars Müze Müdürlüğü ekiplerince  ilk inceleme yapıldı.

Kars Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürü Kaptan Zeynel  Abidin Yaşlı ve beraberindeki teknik heyet, alanda ilk incelemeyi yaptı.İnceleme sırasında üç kişilik uzman ekip, alanda ve özellikle cesedin  bulunduğu yerde inceme yaptı, fotoğraf çekip not aldı. Alana basın mensuplarının  girmesine izin verilmedi.

Sahada inceleme başlatan ekipler bu çalışmanın bir ön çalışma olduğunu söyleyerek, "Mezar yapısı birkaç tane gözüküyor ama onlarca iskelet var içeride. Şu anda burada yaptığımız bir ön çalışma ve burası ile ilgili herhangi bir karar verilmedi. Şu anda inceleme aşamasında ve kurul kararı alınacak. Kurul kararı basın ile de paylaşılacak." dedi.

İnşaatla ilgili karar, 24 Mayıs'ta toplanacak Kars Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından alınacak.

 İnşaat alanında polis nöbette
Öte yandan alanda başka subay ve askerlere ait iskelet parçaları ile  askeri botlar bulunması nedeniyle durdurulan inşaat önünde bir aksaklığın  yaşanmaması için emniyet mensuplarının aldığı güvenlik önlemi ise sürüyor.

 Cesedin kimliğinin belirlenmesi amacıyla Kars Müze Müdürlüğünde  başlatılan çalışmalar da devam ediyor.

Ardahan'da 1905-1913 yıllarında görev yapan ve Rus tarihinde  "Kafkasya'nın fatihi" olarak anılan Tümgeneral Vasiliy Geyman'a ait olabileceği  değerlendirilen ceset, Kars Müzesi'nde muhafaza ediliyor.
Milliyet, 10.05.2017

ASSOS, AYVALIK VE İVRİZ DÜNYA MİRASI LİSTESİ'NDE

Kültür ve Turizm Bakanlığından yapılan açıklamada, Bakan Nabi Avcı'nın, Çanakkale, Balıkesir ve Konya'dan, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınan kültür varlıklarına ilişkin değerlendirmesine yer verildi.

Avcı, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne kayıt olmak için Çanakkale'deki Assos Arkeolojik Alanı, Balıkesir Ayvalık Endüstriyel Kültürel Peyzajı ve Konya'daki İvriz Kültürel Peyzajı'na ilişkin hazırlanan dosyaları yaklaşık bir yıllık hazırlık sürecinin ardından, geçen ay UNESCO Dünya Miras Merkezi'ne ilettiklerini hatırlattı.

Merkezin yaptığı değerlendirme sonucu üç kültür varlığının UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alındığını belirten Avcı, böylece geçici listedeki unsur sayısının 72'ye çıktığını bildirdi.

Türkiye'nin, UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesi'nde ise 16 unsurla dünyada en çok unsur kaydettiren 17'nci ülke olduğunu vurgulayan Avcı, temmuz ayında Polonya'da düzenlenecek UNESCO 41. Dünya Miras Komitesi Toplantısı'nda, Aydın'daki Afrodisias antik kentinin daimi listeye girmesinin görüşüleceğini belirtti.

Türkiye'nin, gelecek yıl yapılacak toplantıdaki adaylarının ise Şanlıurfa'daki Göbeklitepe olacağını bildiren Avcı, bu iki kültür varlığının da kalıcı listeye gireceğine inandıklarını vurguladı.
Anadolu Ajansı, Haber: Sinan Uslu, 06.05.2017

HÜSEYİN AVNİ PAŞA KÖŞKÜ, CENGİZ'İN MÜLKÜ MÜ OLDU?

İş adamı Mehmet Cengiz’e ait, Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi'nde kalan Hüseyin Avni Paşa Köşkü’ndeki inşaat devam ediyor. Çevre aktivisti avukat Eren Can, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne köşk inşaatına eklenen setaltı otoparkı sordu. Müdürlük, "Orası özel mülk. Bilgi için bakanlığa sormamız lazım" yanıtını verdi.



Üsküdar’daki 81 dönümlük arazide, 3 bin ağacın bulunduğu korudaki Hüseyin Avni Paşa Köşkü, 2002 yılında "yıkılmadan korunması gereken 1. sınıf kültür varlığı" olarak tescillendi. 2009 yılında, TMSF tarafından satılığa çıkarılan koruyu ve köşkü, Cengiz İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Cengiz satın almıştı. Cengiz, köşkü restore etmek için 2014'te koruma kuruluna başvurdu. Tam da bu sırada bir yangın çıktı ve köşk yok oldu. Tartışmalı şekilde başlayan köşk inşaatı için 19 Mart 2015’te "müze ve kütüphane" yapılmak üzere yapı ruhsatı düzenlendi. Cumhuriyet gazetesinden Hazal Ocak'ın haberine göre, İnşaat sırasında köşkün sahil yoluna cephesi olan tarihi bahçe duvarı ve yeşil örtü yok edildi. Son olarak köşke bir de "setaltı otopark" eklendi. İstanbul 6 Numaralı Kütür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu da "setaltı otopark"a onay verdi. İstanbul 1 Numaralı Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu’nun kararı ise önümüzdeki günlerde açıklanacak.

"Talimat bekliyoruz"
Avukat Eren Can, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne setaltı otoparka ilişkin alınan kararları sordu. Müdürlük, geçen mart ayının sonunda Can’a skandal niteliğinde bir yanıt yolladı. Yazıda, "Talep konusu bilgi edinme istemi, özel mülkiyete konu bir alan hakkında olması nedeniyle, bilgi edinme kanunu kapsamında işlem yapılıp yapılmayacağına dair Bakanlığımızdan görüş bildirilmesi istenmiş olup, Bakanlığımızdan iletilecek talimatlar doğrultusunda işlem yapılacak” dendi.

Setaltı otopark nedir?
Yükseklik farkı olan arazilerde 2 metreye kadar kazılarak yapılan otoparklara verilen isim. Otoparkın girişi ve çıkışı dışarıdan görülebilir ancak üzeri doğal zeminle örtülür.

Yapı, 05.05.2017

BÜYÜK VALİDE HAN RESTORASYONA GİRDİ

İstanbul'un yıllardır bilinen, ziyaret edilip çeşitli hatıra fotoğrafları çektirilmesi artık gelenek haline gelen muhitleri ve yapılarının aksine, son birkaç yıl öncesine kadar adının bile bilinmediği bir tarihi miras, hızlı bir şekilde geniş kitlelerce fark edilmeye ve ziyaretçi akınına uğramaya başlamıştı.

Fatih İlçesinin Mahmutpaşa semtinde, Çakmakçılar Yokuşu'nda bulunan Büyük Valide Han, kısa bir süre içerisinde sosyal medya fenomeni olmuş, fotoğraf paylaşım ağı olan Instagram'da bir günde binlercesi paylaşılan İstanbul manzaralı fotoğraflara ve özçekimlere ev sahipliği yaptıkça hayranları ve ziyaretçileri de giderek artmıştı.

Her gün binlerce insanın ziyaret ettiği, binlerce fotoğrafın çekildiği ve binlercesinin sosyal mecralarda paylaşıldığı Büyük Valide Han'ın çatısına çıkılan kapı mühürlendi. Çatıya çıkış yasağının ardından, gelen ziyaretçiler han bekçisi tarafından geri çevrilirken, önceleri 1 TL lirası veren ziyaretçinin çıktığı ve kubbelerinin üzerinde zıplayarak poz verdiği Valide Han'ın çatısında çökmeler meydana geldiği öğrenildi. Tarihi kubbelerden oluşan çatının son hali ise tarihi esere saygısızlığı gözler önüne serdi. Tarihi kubbelerin üzerine sprey boyalarla yazılmış yazılar ve tarihi dokuya güpegündüz verilmiş zarar gün yüzüne çıktı.

İstanbul'un birçok noktası görünüyor
Sahip olduğu konum itibariyle, çatısına çıkıldığında Galata, Karaköy, Eminönü, Üsküdar gibi semtlerin yanı sıra, Galata Kulesi, Galata Köprüsü, Yeni Cami, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü gibi yapıların bir arada seyredilebilmesi özelliğini taşıyan Büyük Valide Han'ın akıbeti ve çatıya çıkış yasağının ne kadar devam edip ne derece uygulanabileceği ise merak konusu. Hanı tadilata alındığı öğrenildi.

Büyük Valide Han'nın tarihi
İstanbul’un en önemli hanlarından Büyük Valide Han 17. yüzyılda Kösem Sultan tarafından yaptırıldı. Bir zamanlar Anadolu ticaretinin önemli bir noktasıydı.

Çakmakçılar Yokuşu’nda bulunan İstanbul’un en büyük hanlarından biridir. Geçmişte kervanların konakladığı Valide Han’da bir dönem İranlı tüccarlara ev sahipliği yapmıştır ve içerisinde Valide Han İranlılar mescidini bulundurmaktadır.

Han, yakın tarihte ise birçok film ve dizi setleri ev sahipliği yaptı.
Birgün, 05.05.2017

PERS HÜKÜMDARI DARİUS'UN KİTABESİNİ ARIYORLAR

Kırklareli'nin Pınarhisar İlçesi'ne bağlı Kaynarca Belediyesi, Pers Hükümdarı Darius'un övgü dolu kayıp kitabesini arıyor.

Pers Hükümdarı Darius'un İskit Seferi öncesi Kaynarca'da konakladığı dönemde, beldenin kaynak sularına övgüsünü "Ben dünyaya, en güzel sulara ise Teoros sahip" olarak yazdırdığı kitabenin bulunması için çalışma başlatıldı.

Kaynarca Belediye Başkanı Serdar Türker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kitabenin bulunması için Dışişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İran'ın İstanbul Başkonsolosluğunu ziyaret ederek resmi yazışmalarda bulunduklarını söyledi.

Kaynarca beldesinin MÖ 6 bin 500 yıllara dayanan bir tarihinin olduğunu anlatan Türker, beldenin tanıtımı ve tarihi için kitabeyi önemsediklerini belirtti.

Kitabeyi bulacaklarına inandığını ifade eden Türker, Tahran Üniversitesinden uzmanların beldeye gelerek incelemelerde bulunduklarını söyledi.

"Kitabenin bulunması çok önemli"
Kırklareli Kültür ve Turizm Müdürü Necmi Asan da kitabenin bulunmasının kent için çok önemli olduğunu vurguladı.

Pers hükümdarı Darius'un, bu bölgede konakladığı ve kitabe yazdığı bilgisine Heredot'un kitabındaki bilgilerden ulaşıldığını dile getiren Asan, "Bu kitabe yıllar sonra kaybolmuş. Şimdi de Kaynarca Belediyesi bu hitabeyi arıyor. Kitabenin bulunması çok önemli. Çünkü kitabe bulunursa yeniden Kaynarca'ya konularak tanıtım açısından güzel olacak." ifadelerini kullandı.
Anadolu Ajansı, Haber: Özgün Tiran, 05.05.2017





Haber Arşivi
Nisan 2017






.. TAY Projesi . Kuruçeşme Cad. 67/B
34345 Kuruçeşme İstanbul
Tel: 0 (212) 265 7858 - Faks: 0 (212) 287 1298
e.posta: info@tayproject.org

Copyright©1998 TAY Projesi