Haberler logo

Her Pazartesi sabahı güncelleyerek, bir önceki haftanın haberlerinden bir derlemeyi, çeşitli yorumları ve dizileri bu sayfada ilginize sunuyoruz. Sayfanın içeriğinde, basından seçilmiş ya da sizlerden bize ulaşan arkeoloji / sanat tarihi çalışmalarından, kültür varlıklarıyla ilgili gelişmelere; koruma etkinliklerinden, tarih - kültür alanlarına ilişkin araştırmalara, kültürel faaliyetlere, kısacası "haber değeri" taşıyan birçok konuya yer veriyoruz.

Eğer sizler de bu sayfaya haber, yorum ve görsellerle katkıda bulunmak isterseniz, haber@tayproject.org'a bir ileti gönderebilirsiniz...

Sevgili Güven Ağabey...



ARKEOLOJİ ÖNEMLİ BİR İSMİNİ KAYBETTİ

İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı'ndan emekli öğretim üyesi, Arkeolog Güven Arsebük (1936 - 2017 - İstanbul) 17 Nisan 2017 tarihinde yaşama veda etti.

Güven Arsebük, Prehistorik arkeolojide ve özellikle Paleolitik Çağ ve insan evrimi konusunda uzmandı.

1936 yılında İstanbul’da doğan Prof.Dr. Güven Arsebük, Robert Koleji ve İstanbul Üniversitesi Prehistorya Bölümü mezunuydu.

Prof.Dr. Güven Arsebük, 2000-2001 yıllarında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde bir grup arkeoloji ve sanat tarihi öğrencisinin çıkardığı 4 sayısı bulunan Çapa-Mala dergisinde Berkay Dinçer ile yaptığı röportajda arkelojiyi seçme nedenini şöyle açıklamıştı: "Ben liseden mezun olduğum zaman üniversitenin herhangi bir dalına girme hakkım vardı. Bizim zamanımızda böyle üniversite seçme sınavı falan yoktu. Sadece şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi'nde, o zaman Güzel Sanatlar Akademisi'ydi, oraya yetenek sınavıyla girilirdi. Onun dışında ben Türkiye'deki bütün üniversitelere sınavsız girebilirdim ve başka bir dala da girebilirdim. Niye arkeolojiyi seçtim? Arkeolojiyi seçmemdeki temel neden insanın nasıl insan olduğunu ve insanın bugüne kadar ne tür kültürler oluşturduğunu merak etmemdi. Şunu itiraf edeyim; arkeolojiye girdiğim anda bugünkü düşüncelerime sahip değildim gayet tabi. Ancak merağım insanın kültürel evrimini, aştığı kültürel aşamaları öğrenmekti ve bu nedenle ben de arkeolojiyi seçtim. Arkeolojiyi seçtikten sonra tamamen başka bir şeye yöneldim, prehistoryaya yöneldim. Ben başta Klasik Arkeoloji'yi seçmiştim fakat daha sonra hocam Prof. Halet Çambel'in de etkisinde kalarak prehistoryaya yöneldim ve prehistoryaya yöneldikten sonra da kendi içimdeki, müsade et evrim diyeyim, evrimle de insanın oluşumuna, insanın en eski evrelerine yöneldim. Niye bunu yaptım? Sadece merağımdan yaptım ve sadece bazı şeyleri öğrenmek için yaptım. Ben hala öğrendiğime inanıyorum. Bugün bile bilgimin yetersiz olduğunu fark ediyorum ve zaman içinde değişen koşullarda yeni yeni bilgiler edinmeye çalışıyorum. Yani, emekli olduktan sonra dahi çağdaş olmaya çalışıyorum."

Prof. Arsebük, 1988 – 1990 yılları arasında Türkiye'nin en eski Paleolitik buluntu alanlarından Yarımburgaz Mağarası kazılarında görev yapmıştı. Yarımburgaz Mağarası dışında Tepecik, Tülintepe ve Değirmentepe kazılarında da görev almıştı.

Paleolitik Çağ uzmanı olan Arsebük, Türk Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü, Amerikan Araştırma Enstitüsü ve Alman Arkeoloji Enstitüsü üyesiydi.

1962 yılında üniversiteden mezun olan Arsebük, 1963 ve 1964 yıllarında askerlik yaptığı dönemde L.S.B. Leakey’in “Adam’s Ancestors: The Evolution of Man and His Culture” (Adem'in Ataları: İnsanın ve Kültürünün Evrimi) kitabını Türkçe’ye çevirdi. Askerlik sonrası Almanya'nın Tubingen Üniversitesi’ne giderek, antropoloji, genetik, paleolitik, tarih öncesi ve etnoloji konularında bilgilerini geliştirdi. 

1966 yılında Türkiye’ye dönerek İstanbul Üniversitesi’ne Profesör olarak eğitim vermeye başladı.

Eşi (Sevinç Hanım) ve Emir ve Zeynep isminde 2 çocuğu bulunan Güven Arsebük, 81 yaşındaydı.

Yayınlanmış bazı eserleri:

İnsan ve Evrim, Ege Meta Yayınları, 1990

Multilingue D′Archeologie / Mehrsprachiges Archaelogishes Worterbuch, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 1994

Light on Top of the Black Hill Studies Presented to Halet Çamlıbel: Karatepe′deki Işık Halet Çambel, Ege Yayınları, 1998

Çok Dilli Arkeoloji Sözlüğü, Halet Çambel ve Sönmez Kantman ile birlikte derleyici isim, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2000

Tarihöncesi Dönemden Bazı Yansımalar, Ege Yayınları, 2012

Uzak Geçmişimize Dair Okumalar, Ege Yayınları, 2012

Orta Amerika Arkeolojisine Giriş - Olmek-Maya-Aztek Uygarlıklarının Genel Bir Özeti, Ege Yayınları, 2014

Geçmişe Doğru Bir Bakış - Fosil İnsanın Gündelik Yaşamından Bazı Kesitler, Ege Yayınları, 2014

TAY Haber, 18.04.2017




Fotoğraflarla Güven Arsebük... (resim galerisi)


Homo amatus'la Bir Konuşma...
(pdf indir)


Güven Arsebük ile Bir Söyleşi... (pdf indir)






Adam gibi adamlar yetiştiren1 adam gibi adam...


Pek saydığımız haliyle de hayli çekindiğimiz ve ziyadesiyle sevdiğimiz, adıyla-sanıyla-soyadıyla müsemma Prof.Dr. Güven Arsebük2 (1936-2017) Hoca'mızın aziz hatırasına saygıyla...


Daha dün gibi gerçi ya çeyrek asır önceydi, amfiye girer kürsüye doğru ilerler, içerideki kesif duman kokusunu alınca da işaret parmağını havada sallayarak "çocuklar sigara içme özgürlüğü vardır ama içmeme özgürlüğü de vardır lütfen sigaranızı amfide değil de dışarıda içiniz," derdi.

Zamanı mühimser, saatin "katiyen öyle 2 gibi 3 gibi" olamayacağını yineler, bir anını dahi asla kaçırmak istemeyeceğimiz Genel Prehistorya dersine ola ki geciken olmuşsa da kapıda nazarıyla azarıyla duraksatarak bir dahaki sefere zamanlamaya azamî dikkate mecbur bırakırdı.

Koridorda yanınızdan geçerken algılamıştır bilahare —o her daim her manada öğrencisine ışığı ve de kapısı düsturla açık olan— 109 no'lu odasına uğradığınız bir vakit nezaketinden ödün vermeksizin babacan bir tavırla "evladım parfüm anca sürenin duyacağı raddede olmalıdır, asla yanından geçmekte olan bir başkasının değil," diye de ikaz eder velhasılı öğrencilerinin sadece öğretimine değil eğitimine de fevkalade önem verirdi.

Hayat felsefesi dersi nev’inden aslen niceliğini değil de niteliğini önemseyerek "çok ve 'mutlu' yaşa," derdi mesela dersinde hapşıranlara...

Final vakti geldiğindeyse bizler, bir elimizde tercümesini yapmış olduğu İnsanın Ataları
3, diğer elimizde yazdığı İnsan ve Evrim4, yanı başımızda Bozkurt Güvenç'in İnsan ve Kültür5 kitapları, kucağımızda ders notlarıyla son ana değin harıl harıl çalışmaktayken "nafile yere aranmayın kitaplarda öyle, sual şöyle: bu dersten ne öğrendiniz?" diye sorduğundaysa yanıtımız, Genel Prehistorya'ya dair o dinlemeye doyamadığımız derslerinden öğrendiklerimiz yanı sıra işte tam da bu minvaldeydi aslında...

Aynı kazıda çalışmak şansını yakalayamadık ne yazık ki, 1988-1990 yılları arasında Yarımburgaz'da çalışan Oğuz Tanındı misal dostlarsa nice hatırlı hatıralarını ki mesela "Mihriban Özbaşaran'la birlikte üç yıl boyunca mağaraya saklı kırk ton altını değil de bir takım hayvan kemikleri (ursus spelaeus gibi) aramış olduklarına kimselerin bir türlü ikna olamadığını,"
6 muhabbetle yad ederler mutlaka...

Sanal alemde tesadüfle Güven Hoca'ya dair tam da Güven Hoca'lık pek alem bir hatırayı da aktarmadan geçemeyeceğim doğrusu:

Yıllar önce Prehistorya dersinde, evrim kuramını anlatırken amfiye sırf bağcıyı dövmek için girmiş islamcı bir kardeşimizin "hocam, hocam madem biz maymundan geliyoruz, şimdiki maymunlar niye insanlaşmıyor?" sorusuna "evladım sen beni hiç dinlememişsin, ben insanlar maymundan geliyor demedim, insanlar ve maymunların atası ortaktır dedim. Dallar ayrıldıktan sonra —diğer öğrencilere bakarak— insanlar giderek insanlaşmış, —soru soran elemana bakarak— maymunlar giderek maymunlaşmıştır!" diyerek, çocuğu amfinin ortasında maymuna çevirmiştir.7

"İnsanın nasıl tanımlanabileceği oldukça önemli bir sorundur. Çünkü bakış açısına göre yanıtlar değişir ve bakış açıları birbirine uymayanların yanıtları çok zaman birbirine yakın bile olmayabilir," demiştir bir yazısında
8 ki kastı dolaylı da olsa adeta bu tezini kanıtlamak istercesine de kendi deyişiyle kendisine "gayet aksi, gayet sert, gayet berbat bir adam,"9 diyemem asla zira malzeme ve koşullar her ne olursa olsun öğrencinin yetiştirilebileceğine ve öğrencilerine bir takım kavramlar verebileceğine inancıyla, zehir gibi zekasının mahsulü zıpkın misali espri anlayışıyla, düşünce ve yaşam tarzıyla, müstesna şahsiyetiyle öğrencilerinin gönlünde taht kurmuştur adeta... İnsan ve Evrim'de sorduğu "kime insan denir?"10 sualinin dört dörtlük yanıtıdır Güven Arsebük Hoca...

Her ne kadar Güven Hoca'yı tanımlamakta gayetle yetersiz kalsa da akla evvela gelmiş bu birkaç küçük hatıra kendisini tanıyıp da bu satırları okuyacak olanlara da sanırım ki bir hayli aşina...

Bir derste "insanı diğer primatlardan ayırdederek onca zorlu koşullarda hayatta kalıp ilerlemesine neden olan nedir biliyor musunuz?" diye sual ederek adeta nefeslerimizi tuttuğumuz o anda havaya kaldırdığı elinin baş parmağını yavaşça serçe parmağına değdirerek, "işte elimizin bu şekilde hareket kabiliyeti sayesinde insanın 'insanlaşma' aşamalarının önemli bir basamağı olan alet yapabilmemiz," dediğindeyse varoluşumuza dair kutsal bir ayinin ritüelini yineliyormuşcasına hepimizin baş parmaklarımızı serçe parmaklarımıza değdirdiğimiz o andaki hissiyatla saygıyla selamlıyor ve [Karacaahmet semalarında dolanan yaşam döngüsünün alameti leyleklerle birlikte] minnetle sonsuzluğa uğurluyoruz pek saygıdeğer ve de sevgili Güven Hocamızı...





Emine Çiğdem Tugay11
)O(

Büyükada, 18 Nisan 2017


1. Mihriban Özbaşaran, Oğuz Tanındı, Ahmet Boratav, "Önsöz’ün Sınırlarını Aşmak... (Ya da Güven Ağabey'le “Sınırları Zorlayan Bir Konuşma”), Güven Arsebük İçin Armağan Yazılar, İstanbul, 2004, vii-xxiv.

2. arsebük: 1. Temiz ruhlu ve çabuk. 2. Namus konusunda titiz.

3. L.S.B. Leakey (çev. Güven Arsebük), İnsanın Ataları, Ankara, 1988.

4. Güven Arsebük, İnsan ve Evrim, İstanbul, 1990.

5. Bozkurt Güvenç, İnsan ve Kültür, İstanbul, 1984.

6. Oğuz Erdur, Güneş Duru, "'Yeni Arkeoloji'den 'Türkiye'de Eleştiri'ye: Güven Arsebük ile Bir Söyleşi", Arkeoloji: Niye? Nasıl? Ne İçin?, İstanbul, 2013, 275-289.

7. Thrax, "Güven Arsebük", Ekşi Sözlük, 19.5.2004. https://eksisozluk.com/guven-arsebuk--881319

8. Güven Arsebük, “‘İnsan’, ‘İnsanlık’ ve ‘Prehistorya’ (Öznel Bir Deneme)”, Halet Çambel İçin Prehistorya Yazıları, İstanbul, 1995, 11-26.

9. Oğuz Erdur, Güneş Duru, "'Yeni Arkeoloji'den 'Türkiye'de Eleştiri'ye: Güven Arsebük ile Bir Söyleşi", Arkeoloji: Niye? Nasıl? Ne İçin?, İstanbul, 2013, 275-289.

10 Güven Arsebük, İnsan ve Evrim, İstanbul, 1990, 3.

11.İstanbul Üniversitesi Klasik Arkeoloji lisans 1990-1994, yüksek lisans 1994-1999.



...güle güle.

16 - 22 Nisan 2017
KAPİTAL'İN RESSAMI YÜKSEL ARSLAN HAYATINI KAYBETTİ

Yapay boya kullanmak yerine toprak, bal, yumurta akı, yağ, kemik iliği, sidik, kömür gibi malzemelerden yaptığı boyalarla eserlerini yapmasıyla bilinen Türk ressam Yüksek Arslan 84 yaşında hayatını kaybetti. 

1961 yılından bu yana Paris'te yaşayan Arslan, Karl Marx'ın başyapıtı Kapital'e ilişkin yaptığı seriyle öne çıkmıştı. Eserlerine 'resim' yerine sanat anlamına gelen 'art' ve resim anlamına gelen 'penture' kelimelerinin birleşiminden türettiği 'arture' diyen Arslan, eserlerine ayrıca isim yerine numara vermesiyle biliniyor. 

YÜKSEL ARSLAN KİMDİR?
27 Temmuz 1933’te Eyüp'te dünyaya geldi. Babası Haliç kıyısındaki bir kontrplak fabrikasında işçiydi. İstanbul Erkek Lisesi'nin ardından İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü'nde okudu. Bölümün Anadolu'ya düzenlediği gezilere katıldı, geleneksel sanatları ve Anadolu uygarlıklarının eserlerini inceledi. İlk sergisini 1955'te henüz 22 yaşındayken Adalet Cimcoz'un yönetmekte olduğu Maya Galerisi'nde İlişki, Davranış, Sıkıntılara Övgü başlığıyla açtı.

Jacques Mauduit'nin "Modern Sanatın 40.000 Yılı" isimli eserinden etkilenen ve tarih önce çağlara ilgi duyan ressam, yapay boya kullanmayı bıraktı. Toprak, bal, yumurta akı, sabun, ot, çay, tütün, kemik iliği, kan ve sidik gibi malzemeler kullanarak ürettiği boyaları kullanarak kendine özgü bir teknik geliştirdi. Bu tekniği ilk olarak İnsanlı Günler isimli serisinde kullandı.

1961'de 15 reserini bir galeride sergilemek üzere Paris'e gitti ve orada yaşamaya başladı. 1967'de Ankara ve İstanbul'da açılan iki sergi için Türkiye'ye döndü. Gerici medya organlarında yer alan, eserlerinin "cinsellikle ilgili ve iğrenç imajlar" içerdiği şeklindeki yazıların ardından Ankara'da sergilenen eserleri "müstehcen" oldukları gerekçesiyle savcılık tarafından toplatıldı. 

1968'de Fransa'dan başlayarak dünyaya yayılan siyasi ortamda marksizme yakınlaştı. Karl Marx'ın yabancılaşma kavramından yola çıkarak bir seri hazırladı. Ardından Marx'ın başyapıtı Kapital'e ilişkin bir seriye başladı. On yıl sürecek bu çalışma sırasında Marx'ın tüm eserlerini okudu ve 55 'arture'lük bir seri çıkardı. 

Yüksek Arslan, 1980'de, tarihöncesi çağlardan güncel döneme kadar, kendi üzerinde etkisi olan her şeyi resmettiği Etkiler dizisine başladı. 126 'arture'lük bu seri 1984'te tamamlandı. 1981'de, Sedat Simavi Görsel Sanatlar Ödülü'nü, heykeltıraş İlhan Koman ile paylaştı. 1982'de ise, Fransa'da verilen Humour Noir Grandville kara mizah ödülünü aldı. 1984-86 yılları arasında, kendi hayatından hareketle çizdiği Autoarture serisini çizdi. 1986'da Etkiler dizisi Fransa'da kitap olarak yayımlandı.

1986'da, Aleksandr İvanoviç Oparin'in Yaşamın Kökeni isimli eserinden hareketle İnsan dizisine başladı ve 2000'e kadar bu diziye ait 'arture'ler üretti. Bu resimler üç cilt olarak 1990, 1995 ve 1999'da yayımlandı. Arslan 2000'den itibaren, Etkiler dizisinin devamı niteliğindeki Yeni Etkiler dizisine başladı.

ilerihaber.org, 20.04.2017

ALELACELE TAHRİBAT!


BEŞİKTAŞ MEYDANDA NELER OLUYOR / OLDU?!

Uzun zamandır takipteydim ve gün itibarı ile yıkıldığına şahit oldum.

Öncesi ve sonrası fotolarını görebilirsiniz, ikisini de bizzat ben çektim, yıkılmış olan 10 dk önce çekildi. Öncesini ise 3 hafta önce çekmiştim


öncesi



edit: çok fazla mesaj gelmiş, dışarda olduğumdan bakamadım, bir şey eklemek istiyorum.

ortadaki son yuvarlak yapının dozer ile yıkıldığı bizzat binada olan biri tarafından görüldü, yani üzeri kapatılmadı ya da başka yere taşınmadı, zaten derinliğe bakılırsa anlaşılır.


inpinkwefloyd daha yukarından öncesinin fotoğrafını gönderdi.




sonrası




ekşisözlük, 22.04.2017 16:31 ~ 19:39 sathaner
JOHN FREELY HAYATINI KAYBETTİ

"Evliya Çelebi'nin İstanbulu", "Osmanlı Sarayı", "İstanbul'un Bizans anıtları", "Cem Sultan", "Işık Doğu’dan Yükselir", "Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi" gibi Osmanlı ve İstanbul tarihiyle ilgili araştırma kitaplarıyla tanınan fizik profesörü John Freely 90 yaşında hayatını kaybetti. 

17 yaşındayken ABD’de deniz kuvvetlerine katılan ve II. Dünya Savaşı ’nda Pasifik’te, Birmanya ve Çin’de komando olarak görev yapan Freely, savaştan sonra eğitimine devam ederek 1960 yılında New York Üniversitesi’nde fizik doktorasını tamamladı. Aynı yıl yılında henüz 34 yaşında, Robert Koleji’nde fizik öğretmenliği yapmak üzere İstanbul’a gelen Freely, New York, Boston, Londra, Atina ve Venedik'te yaşadıktan sonra 1993 yılında akademisyen olarak Boğaziçi Üniversitesi'ne döndü. John Freely, sadece Boğaziçi Üniversitesi’nin değil Osmanlı ve Türk tarihine ve İstanbul’a olan ilgisiyle Türkiye’nin de hafızası olmuş bir isimdi.

1960’lı yıllarda Yaşar Kemal, Aliye Berger, Ömer Uluç gibi Türkiye’nin önde gelen sanatçılarıyla dostluk kuran John Freely’nin ilk kitabı Strolling Through Istanbul: A Guide to The City (İstanbul’u Gezmek İsteyenler İçin Bir Şehir Rehberi) 1972’de yayımlandı.

Freely’nin çoğu Osmanlı tarihi ve İstanbul üzerine, birçok dile de çevrilmiş 50’den fazla kitabı bulunuyor.
Sol Haber, 20.04.2017

ÇİNGENE KIZI'NIN KAYIP PARÇALARI İÇİN GİRİŞİM



Zeugma antik kentinde bulunduğu günden itibaren Gaziantep’in simgesi haline gelen “Çingene Kızı” mozaiğinin ABD’ye kaçırılan parçalarının Türkiye’ye getirilmesi için girişimlerde bulunuldu. Dağınık saçları, çıkık elmacık kemiği ve dolgun yüzüyle dikkati çeken “Çingene Kızı” mozaiği, 30 bin metrekarelik Zeugma Mozaik Müzesi’nin en önemli sanat eserleri arasında yer alıyor.

“Çingene Kızı” eseri, Zeugma antik kentinde ortaya çıkarıldığı günden bugüne adeta Gaziantep’in tanıtım yüzü oldu. ABD’nin Ohio Eyaleti’ndeki Bowling Green Devlet Üniversitesinin Wolfe Sanat Merkezi’nde sergilenen eksik parçaların ait olduğu yere dönmesiyle turizim de hareketlilik bekleniyor. Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, “Avrupa’nın simgesel olarak gördüğü Mona Lisası, bizim de Çingene Kızımız var. Tabloya baktığınız zaman Çingene Kızı’nın olduğu bölümün 4’te 3’ü yok” dedi.

Vatan, 21.04.2017
RUSYA'DA PALEOLİTİK VENÜS HEYKELCİĞİ BULUNDU

Arkeolojide 'venüs' olarak nitelendirilen ve 'ana tanrıça' kültüyle bağlantısı olduğu tahmin edilen heykelciklere Rusya'da 5 cm uzunluğunda mamut dişinden oyulmuş bir yenisi eklendi.

Rusya’nın Bryansk bölgesinde 5 santim uzunluğunda mamut dişinden oyulmuş, iri kalça ve gögüslere sahip ayakta duran kadın heykelciği bulundu. Arkeolojide 'venüs' olarak nitelendirilen ve 'ana tanrıça' kültüyle bağlantısı olduğu tahmin edilen heykelcikleri andıran yontunun, 23 bin yıllık olduğu ifade edildi.



Bryansk Venüsü'nün kemiklerle beraber bir gömü alanında bulunduğu ve muhtemelen bulunduğu yere bilinçli olarak gömüldüğü belirtiliyor. Arkeologlar Bryansk'yi 1993 yılından beri kazıyorlar. Alanda çok sayıda mamut kemiği, bizon ve çakmak taşları bulunmuş.  Radyokarbon analizleri, burada 21.000 ila 24.000 yıl önce avcı ve toplayıcı kabilelerin orada yaşadığını gösteriyor.



Rusya'daki Khotylyovo-2 kazı alanı ile Sibirya'daki Baykal Gölü'ne dökülen Angara Nehri daha önce de çakmaktaşı ve bizon dişinden yapılmış 'venüs heykelcikleri' bulunduğu belirtildi.

     

Bryansk bölgesinde çalışan arkeologların bulduğu heykelciğin Rusya'da bulunan diğer heykelciklerle benzerlik gösterdiği ifade edildi. Ancak diğer heykelciklerden Bryansk Venüsünü ayıran fark diğerlerinin giyinik olması.

Alanda yapılan arkeoloji çalışmalarının başkanlığını yürüten Moskova Arkeoloji Enstitüsü Taş Devri bölümünden Dr. Konstantin Gavrilov; heykel oldukça iri kıyım ve şişman bir kadını tasvir ediyor. Hamile olması da mümkün, çünkü göbek kısmının şişkinliği buna şaret ediyor olabilir. Ama heykelin uzun ve ince bacakları onu tüm heybetine rağmen oldukça narin gösteriyor. 

Konstantin, heykelciğin aynı zamanda “üretkenliği” simgeliyor gibi gözükse de yapılışının tarımın doğuşundan çok önce olması nedeniyle bunun imkansız olduğunu söyledi. Konstantin, “Heykelcik 23 bin yıl önce yapılmış. Bu gibi tarih öncesi heykelcikler tören ve ritüellerde kullanılıyor” dedi.



Siberian Times’ın haberine göre; Dr. Konstantin Gavrilov, heykelciğin ritüel amaçlı yontulduğunu ve törenlerde kullanıldığını savunuyor.  Gavrilov, bu tür heykelciklerin genel olarak ‘üretkenliği’ simgelediğini düşünüyoruz. ama tarım kültüründen önce bunu savunmak ne kadar doğrudur bilinmez" diyor.



Dr. Konstantin Gavrilov, bacaklarının hafifçe bükülmüş olmasından dolayı, heykelin Rembrant’ın tablosundaki Danae’yi hatırlattığını düşünüyor.

Ancak Siberian Times'a göre heykel daha çok Kim Kardashian'a benziyor. İngiltere'nin asparagasvari haberleri ile meşhur Daily Mail da Venüs olarak adlandırılan türdeki paleolitik çağ heykelciğini Kim Kardashian'a benzetilmesine destek veriyor. Gazetelerde heykelin hem kalça hem de gögüsleri ile skandalları ile ünlü sosyete güzeline benzediği bu resimlerle savunuldu.
arkeolojikhaber.com, 20.04.2017

HOROZTEPE HÖYÜĞÜ JEORADAR İLE TARANDI

Tokat'ın Erbaa İlçesi'nde Hatti Uygarlığından kalma Horoztepe Höyüğünde Jeoradar çalışması başlatıldı.

Erbaa Belediyesi, Hatti Uygarlığından kalma Horoztepe Höyüğünde arkeolojik kazı yapılması ve alanının turizme kazandırılması için proje başlattı. Çalışma kapsamında Horoztepe Höyüğünde yeraltı radarı ile inceleme yapılması kararlaştırıldı.

Cumhuriyet Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Fakültesinden Doç.Dr. Özcan Bektaş ve Doç.Dr. Fikret Koçbulut höyüğe gelerek alanda jeoradar cihazı ile inceleme yaptı. Jeoradar sonuçlarının höyükte yapılması planlanan arkeoloji kazıları için büyük öneme sahip olduğu belirtildi.

Yer altında arkeolojik kalıntı bulunup bulunmadığını belirlenmeyi amaçladıklarını ifade eden Doç.Dr. Özcan Bektaş ''Şu anda Horoztepe bölgesinde Jeoradar çalışması yapıyoruz. Bütün alanı belirli aralıklarla tarayarak yer altında herhangi bir arkeolojik kalıntı olup olmadığını, var ise bunların yeri, derinliği ve geometrileri hakkında bilgiler sunacağız. Bu tarz arkeolojik alanlarda jeofizik yöntemler, yani yer radarı yöntemi çok etkili yöntemlerdir. Dolayısıyla Erbaa Belediyesi üniversitemizle beraber bu çalışmayı gerçekleştiriyor'' dedi.
DHA, 20.04.2017

İSTANBUL'DA MÜZE SOYGUNLARI

Bu başka soygun... Müzenin değil, müzeye gidenin soyulması bu. Kültüre, tarihe merakınız varsa eğer, merakınızın pususuna yatmış olanların silahsız-maskesiz soygunu bu.

Geçen günlerde İstanbul müzelerini görmeye kalktım. Tarih dolacak, geçmişe gidecek, Anadolu uygarlıklarını soluyacaktım. Kıpır kıpırdı içim. Geçmişe yolculuğun keyfi ile günü tamamlamayı umarken, gerilmiş, dahası soyulmuştum. Metelik kalmamıştı cebimde. Tarih aşkıyla astarın kıyılarını kurcalayıp kalanları da verirken, yürüyerek dönmeyi göze almıştım gayri. Oldu olacak tam soyulalım.

Soygunun bu hali Türk vatandaşları için. Ev sahibi milletin mensubu olduğunuz için, Allahtan ceketi, pantolonu kurtarıyorsunuz. Ama yabancı iseniz, başka ülkeden gelmişseniz, soygun daha da beter, daha katmerli. Bu nasıl iş, herkese sunulan aynı şey değil mi dediniz içinizden, biliyorum. Haklısınız tabii, ama burada öyle değilmiş.

Türklerin o dünyaca ünlü konukseverliğini arıyorsunuz. Bu hoyratlığı, yabaniliği ve haramiliği aklınız almıyor, tüyleriniz diken diken oluyor. Zira gördüğünüz, tam bir ortaçağ soygunudur.

Yabancı soyguna tekrar geleceğiz. Önce müzeleri turlayıp bakalım duruma.

ÜCRETSİZ İKİ MÜZE
Ayasofya Müzesi’nden başlayalım. 40 TL yoksa cebinizde, giremezsiniz. Haydaaa yok, pamuk eller cebe.

Dolmabahçe Sarayı’na gidecekseniz her bölümü ayrı para... Harem, Camlı Köşk ve Saat Müzesi 20 TL. Sadece Selamlık 30 TL. Selamlık, Harem, Camlı Köşk ve Saat Müzesi’ni görmeye kalkarsanız, 40 TL.

Topkapı müzesinde de her adım ayrı para. Sadece Topkapı Sarayı Müzesi 40 TL. Topkapı’nın Harem ve Zülüflü Baltacılar Koğuşu, 25 TL. Topkapı bahçesindeki Aya İrini Anıt Müzesi ise 20 TL.

Aya İrini bahçesinde, yerlere atılmış muhteşem eserler görüyorsunuz. Bir-iki tane de değil, onlarca. Sütunlar, heykeller ve çeşitli oymalar. Üzerine oturan mı dersiniz, üstünde artistik tepinme pozu verenler mi?! Tepinmelere, güneşe, yağmura ve her türlü tahribata açık o eserler. Hele ki bunlardan para istemediler diye sevineceğiniz tutarken, tarihe ve kültüre yapılan hoyratlık, içinizi eziyor.

Devam edelim:

Kariye Müzesi 30 TL. Türk Ve İslam Eserleri Müzesi 20 TL. Beylerbeyi Sarayı 20 TL. İstanbul Arkeoloji Müzeleri 15 TL. Büyük Saray Mozaikler Müzesi 15 TL. Hisarlar Müzesi (Rumeli Hisarı) 10 TL.

Parasız iki müzeye rastladım. Türbeler Müzesi ve Adam Mickeiewickz Müzesi. Yarın bir akıllı çıkıp buraları da haraca bağlarsa şaşırmam.

MÜZELER SATILMIŞ
Tarihe bakınca rant görüp, cepleri astarına kadar boşaltanın, köşeyi döndürmek için buraları yandaşlarına ikram etmesi de beklenir. Tam da öyle yapmış, satmışlar müzelerin bazılarını.

Hangileri satılmış, tamamını tespit edemedim. -Bilen varsa bana da iletmesini rica ediyorum- Ama Galata Kulesi’nin ve Kız Kulesi’nin özelleştirildiğini bilmeyen yoktur.

Galata Kulesi’nin daha girişinde karşılıyor sizi bir şirket. Soyulma orada başlıyor. 20 TL verdiniz, ama bitmedi. Yukarı çıktınız, yoruldunuz. Dinlenmek, çay içmek için kulenin kafesine oturdunuz. 1 bardak çay 6 TL. Kahve 8 TL. Kola 8 TL. 50 kuruşluk soda ise 6 TL. Kafeyi başka bir şirket işletiyor zira.

Galata Kulesi manzaralı yemek yemeye mi kalktınız? Kulede boğaz manzaralı lokanta var. Başka bir şirket işletiyor. Fiyatlar? Sormayın!

Kızkulesi’ne mi gideceksiniz, 500 metre motor yolculuğu ve kısa gezi 20 TL. Çay-kahve içerseniz, yandınız.

TURİSTE DÜŞMANLIK
Kültür Bakanlığı’nın ve özel şirketlerin çalıştırdığı (!) müzelerde, yabancı turiste gerçek anlamıyla “sağımlık inek” gibi davranılıyor.

Nasıl mı?

Örneğin Yerebatan Sarnıcı... Türk vatandaşı olarak 10 TL giriş ücreti veriyorsunuz. Hemen arkanızdan gelen yabancı turistten ise 20 TL alıyorlar.

Başka bir örnek Galata Kulesi... Kuleye çıkmak Türkler için 20 TL. Ama yabancı turist iseniz 30 TL. Para toplayan şahıs kimliklere bakıyor, Türk müsün, yoksa yabancı mı diye.

Kan beynime sıçradı, tartıştım bu ortaçağ soyguncularıyla, eşitlik bilmezlikle ve misafirperverlikten anlamayan haramilikle... Ve Kültür Bakanlığı adına utandım o misafirden, yerin dibine girdim.

Kıssadan hisse olsun. Müzelerde durumu böyleyken böyle sevgili okuyucu...

Kültür Bakanlığı’na acilen, tarihseverlik, kültürseverlik, insanseverlik ve misafirperverlik gerek.  Aydınlık, Yazı: Mehmet Akkaya, 20.04.2017

26. MÜZE KURTARMA KAZILARI SEMPOZYUMU

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Hüseyin Yayman, Türkiye'de çok sayıda yol, köprü yapıldığını, kamu yatırımları gerçekleştirildiğini belirterek, "Bizim iki açığımız var. Biri milli eğitim alanında, diğeri ise kültür ve turizm alanında. Biz bir nefer olarak inşallah Türkiye'nin kültür ve turizminin hak ettiği yere gelmesi için bir ve beraber olarak daha çok çalışacağız." dedi.

Yayman, Hatay'da bir otelde dün başlayan "26. Müze Kurtarma Kazıları Sempozyumu"nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin kültürünü ve sanatını ileri götürmek istediklerini söyledi.

Artık sorunun değil çözümün parçası olduklarını anlatan Yayman, "Türkiye'de çok sayıda yol, köprü yapıldı, kamu yatırımları gerçekleştirildi. Bizim iki açığımız var. Biri milli eğitim alanında, diğeri ise kültür ve turizm alanında. Biz bir nefer olarak inşallah Türkiye'nin kültür ve turizminin hak ettiği yere gelmesi için bir ve beraber olarak daha çok çalışacağız. Türkiye'nin kültür ve sanat alanında bir farkındalık oluşturmasına imkan tanıyacağız." diye konuştu.

Yayman, Hatay'ın İstanbul'dan sonra marka değeri en yüksek şehirlerden biri olduğunu söyleyerek, şu değerlendirmede bulundu:

"Hatay, gizli bir cennet gibidir. Hikayesi olan bir şehirdir. Taşın, ağacın, caminin, müzenin, yemeğin hikayesi vardır. Modern insanın peşine düştüğü olay, hikayenin peşine düşmektir. İddia ediyorum, İstanbul'dan sonra ne İzmir, ne Mardin, ne Gaziantep, ne Şanlıurfa hiçbiri Hatay kadar albenisi yüksek, görülmeye değer tarihi, kültürel eserleri olan ya da çeşitliliği, zenginliği olan yerlerden biridir. Hatay, dünyanın ilk kaya kilisenin olduğu şehirdir. Dünyanın ilk ışıklandırılan caddesi Kurtuluş Caddesi, Hatay'dadır. Anadolu'nun ilk camisi olan Habib-i Neccar Camisi buradadır. Haçlı Seferleri sırasında yüzyıla yakın kilise olarak kullanılıyor, daha sonra Müslümanlar tarafından fethedildiğinde tekrar orası camiye çevriliyor, muhakkak orayı görmek, onun hikayesini dinlemek lazım. Hatay'ın enlerini saymakla bitmez."

Hatay'da Kültür Han projelerinin de olduğunu belirten Yayman, "Türkiye'de 40 yerde, yerel yönetimlerle iş birliği halinde yapılmaya başlanacak. Kapıdan girilecek, büyük bir avluya geçilecek. Büyük bir konferans alanı müze ya da sergi salonu olacak. Şehir kütüphanesi bulunacak. Kadınların işletebileceği 40'a yakın dükkan olacak. Sabah ahilik kültüründe olduğu gibi dualarla açılıp, akşam dualarla kapatılacak. Kırıkhan Kültür Han projesi, ihaleye çıkmak üzereyiz, temelini atacağız. İskenderun ve Reyhanlı'da da bu projeler yapılacak. " ifadesini kullandı.

- "Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü kurulacak"
Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Yalçın Kurt da Hatay'ın Türkiye'de hiçbir ille kıyaslanmayacak kültürel zenginlikleri bulunduğunu dile getirdi.

Bu topraklara çok şey borçlu olduklarını anlatan eden Kurt, "Bu muhteşem zenginliği ortaya çıkarıp bütün Türkiye'ye, dünyaya tanıtmamız lazım. Burada olan özellikler hiçbir şeyle kıyaslanmaz, ilklerin şehri Hatay. Türkiye'nin en zengin arkeolojik sit alanlarının fazla olduğu illerden biri Hatay'dır, 400'e yakın alanımız var. Bin civarında taşınmaz kültür varlığımız var. Adana'da devamlı bunların kurulda görüşülmesi gerekiyor, belirli bir zaman alıyor. Hatay'a kültür varlıklarıyla ilgili bir Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü kurulmasıyla ilgili gerekli çalışmaları başlattık. Bununla, buradaki işler daha hızlı olacak, bakanlığın eli kolu, kulağı, gözü olacaktır, Hatay bunu hak ediyor. En kısa sürede bu kurulu hizmete geçireceğiz." sözlerine yer verdi.
Memleket, 20.04.2017

BALLICA MAĞARASI UNESCO YOLUNDA

Tokat'ın Pazar İlçesi'nde bulunan ve oluşumu milyonlarca yıl önce gerçekleşen doğa harikası Ballıca Mağarası'nın UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınması için çalışma yürütülüyor.

İl merkezine 26 kilometre uzaklıktaki Pazar İlçesi'ne bağlı Ballıca Köyü'nde bin 85 rakımlı tepede bulunan mağara, dünyanın en büyük ve görkemli mağaralarından biri olarak gösteriliyor. Milyonlarca yılda oluşan sarkıt ve dikitlerle ziyaretçilerin ilgisini çeken mağara, keşfedilmemiş bölümleriyle gizemini koruyor. Özellikle yurt içinden çok sayıda kişinin ziyaret ettiği mağara, ender rastlanan soğan sarkıtları ve içerisindeki oluşumlarla ziyaretçileri adeta büyülüyor.

"Havuzlu", "büyük damlataşlar", "çamurlu", "fosil", "yarasalı", "çöküntü", "sütunlar", "mantarlı" ve "yeni" ismini taşıyan salonları ziyarete açık olan mağara, astım hastaları ile yerli ve yabancı turistlerin uğrak mekanları arasında. Ballıca Mağarası, ortalama 18 derece sıcaklığı ve yüzde 54 nem oranı ile de ilgi çekiyor.

Ballıca Mağarası'nın UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınması için çalışma başlatan Tokat Valiliği, yabancı bilim insanlarını kente davet ederek mağarayı gezdirdi.

"Mağaraların kalbi Ballıca hayallerinizle baş başa"
Vali Can, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ballıca Mağarası'nın turizme daha fazla katkı sağlaması amacıyla yoğun şekilde çalıştıklarını söyledi.

Bu kapsamda Ankara'daki bir uluslararası kongreye katılan bilim insanlarını Tokat'a davet ettiklerini anlatan Can, "Ballıca Mağarası'nı kendilerine anlatmak için sunum yaptık. 'Mağaraların kalbi Ballıca hayallerinizle baş başa' sloganıyla bilim adamlarına gizemli mağarayı tanıtmak için bir tur düzenledik. Bilim adamlarımız ile mağara geziyoruz." dedi.

Bilim insanlarının gezdikleri mağaraya hayran kaldıklarını dile getiren Can, şöyle konuştu:

"Biz bu topraklar için her zaman 'Geldim, gördüm, hayran oldum' diyoruz. Bu hayranlığı tüm insanlara göstermek ve tüm insanlığa yaymak için hedefler var. Amacımız Ballıca Mağarası'nı UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne aldırmak. Bunun için çalışmamıza başladık. Müracaat aşamasına geldik fakat bunu gerçekleştirmek için akademisyenlerin, uzmanlarımızın makalelerine ihtiyaç var. Uluslararası yayınlanmış makalelere ihtiyaç bulunuyor. İnşallah bu ekipten o makaleleri bekliyoruz. 1994 yılında mağaraya ilk girenlerden Hamdi Merin kardeşimiz de duygularını anlattı. Çok mutlu oldum. İstişaremizi, işbirliğimizi yaptık. İnşallah Ballıca Mağarası'nı UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne aldıracağız."

Can, Ballıca Mağarası'nın 200 bin olan ziyaretçi sayısını 10 yıl içinde bir milyona çıkarmak gibi hedefleri bulunduğuna işaret ederek "Hem bu topraklar kazanacak hem de mağara dünyada hak ettiği yeri bulmuş olacak. Onun için de gayret gösteriyoruz. Bu kapsamda mağara çevresinde çeşitli çalışmalar yapıyoruz." diye konuştu.

Geziye katılan bilim insanları, mağaraya hayran kaldıklarını ve makalelerinde bunu dile getireceklerini kaydetti.
Anadolu Ajansı, Haber: Ekber Türkoğlu, 20.04.2017

ROMA KENTİNİN TEMELİ ANTANDROS'TA ATILDI

KAZI çalışmaları sadece 17 yıldan beri devam eden ancak hem görsel hem de arkeolojik özellikleri ile önemli bir yere sahip 3000 yıllık Antandros antik kenti şimdi mitolojik öyküleriyle dünya turizmine damga vurmaya hazırlanıyor.

Yıkılan Troia’nın ardından onun kadar güçlü bir devlet kurmak üzere yola çıkan Aeneas, gemilerini İda dağından elde ettiği kerestelerle Antandros’ta yapar, uzun ve maceralı bir yolculuk sonunda Roma yakınlarında karaya çıkar, Roma İmparatorluğu’nun temelini atar.

“Antik yazar Vergilius’un yazdığı ve tüm dünyada bilinen Aeneas Efsanesi’nin 4 ülkeden 21 limanı kapsayan rotasını iki antik gemiyle yeniden yapmayı düşünüyoruz” diyor Antandros Derneği Başkanı Gülçin Cömert... 

Bu rota aynı zamanda zeytini de içermektedir.

Gerisini Cömert’ten dinliyoruz:

“Rotayı, efsaneyi nasıl yeniden canlandıracağımızı, 4-7 Mayıs’ta Edremit’e davet ettiğimiz 4 ülkeden belediye başkanları, büyükelçiler, arkeologlar ve turizmciler ile konuşacağız. Antik çalgılar eşliğinde sunacağımız antik yemek mönüsünün, açılışını yapacağımız Aeneas yürüyüş yolunun, yeniden canlandıracağımız Paris’in (Truva savaşçısı) seçiminin çalıştayımızı renklendireceğini düşünüyor, daha önce bu rotayı kendi olanaklarıyla yapan Alberto Perugio’nun izlenimlerini aldıktan sonra bu kez ön keşif için Edremit’ten İDA isimli yelkenliyi birlikte uğurlayacağız.” 

Tekne rotadaki limanlara uğrayıp projeyle ilgili Edremit Belediyesi’nin ve proje ekibinin iyi niyet mektubunu iletecek. 

Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka, proje için bakanlık ve tanıtma fonundan kaynak aktarılacağını belirterek, bununla iki gemi yapılacağını söyledi ve “Bu yolculuğumu sanırım önümüzdeki yıl gerçekleştireceğiz. Akdeniz’de yeni bir kültür turizmi rotası oluşturarak ülkemizin tanıtımına ve dünya barışına katkısı olacağına inanıyoruz” dedi.

Antandros kazılarını İzmir 9 Eylül Üniversitesi’den Prof. Gürcan Polat ve eşi Doç. Yasemin Polat yürütüyor.
Hürriyet, Haber: Yalçın Bayer, 20.04.2017



******


3 BİN YILLIK ANTANDROS KENTİ TURİZME KAZANDIRILACAK

Balıkesir'in Edremit İlçesi'nde kazı çalışmaları devam eden yaklaşık 3 bin yıllık Antandros Antik Kenti, dünya turizmine kazandırılacak.

Antandros Derneği Başkanı Gülçin Cömert, yaptığı açıklamada, 4-7 Mayıs tarihlerinde Edremit'te düzenlenecek Aeneas Rotası Çalıştayı'nda, Antandros Antik Kenti'ni mitolojik öyküleriyle dünya turizmine kazandırmayı hedeflediklerini belirtti.

Kazı çalışmaları 17 yıldır sürdürülen antik kentte, yıkılan Troia'nın (Truva) ardından onun kadar güçlü bir devlet kurmak üzere yola çıkan Aeneas'ın öyküsü yer alıyor.

Aeneas efsanesini özetleyen Cömert, "Efsaneye göre, yıkılan Troia'nın ardından onun kadar güçlü bir devlet kurmak üzere yola çıkan Aeneas gemilerini, İda Dağı'ndan (Kazdağları) elde ettiği kerestelerle Antandros'ta yapar. Uzun ve maceralı bir yolculuk sonunda Roma yakınlarında karaya çıkar ve Roma İmparatorluğu'nun temelini atar." dedi.

Detayların Aeneas Rotası Çalıştayı'nda anlatılacağını dile getiren Gülçin Cömert, şunları kaydetti:

"Yazar Vergilius'un yazdığı ve tüm dünyada bilinen Aeneas efsanesinin 4 ülkeden 21 limanı kapsayan rotasını 2 antik gemiyle yeniden yapmayı düşünüyoruz. Bu rota aynı zamanda zeytini de içermektedir. Rotayı, efsaneyi nasıl yeniden canlandıracağımızı, 4-7 Mayıs'ta Edremit'te, 4 ülkeden belediye başkanları, büyükelçiler, arkeologlar ve turizmciler ile konuşacağız.

Çalıştayda, antik çalgılar, antik yemek menüsünün, Aeneas yürüyüş yolunun canlandırılması, Paris'in seçimini sunacağız. Ayrıca daha önce bu rotayı kendi olanaklarıyla yapan Alberto Perugio'nun izlenimlerini aldıktan sonra ön keşif için Edremit'ten 'İda' isimli yelkenliyi birlikte uğurlayacağız. Tekne, rotadaki limanlara uğrayıp projeyle ilgili belediyemizin ve proje ekibimizin iyi niyet mektubunu iletecek."

Etkinliğin Akdeniz'de yeni bir kültür turizmi rotası oluşturması hedefleniyor.

Akşam, 20.04.2017

MÜZELER TASARIM ATÖLYELERİNE DÖNÜŞECEK

İstanbul Üniversitesi Müzecilik Bölüm Başkanı Prof.Dr. Fethiye Erbay, müzecilik ve eğitim kurumlarının iç içe çalışacağı bir format üzerinde çalıştıklarını belirtti. Prof. Erbay, 'Müzecilik ve eğitim kurumları birbiri içinde çalışacak ve müzeler tasarım atölyelerine dönerek geçmişi gelecekle birleştiren kurumlar olacak' dedi.

İstanbul Üniversitesi Müzecilik Bölüm Başkanı Prof.Dr. Fethiye Erbay, kısa süre sonra müzecilik ve eğitim kurumlarının iç içe çalışacağı bir format geliştireceklerini belirterek; “Müzeleri açmak yeterli olmuyor. Müzeleri kurumlaştırma çabası içindeyiz. Müzeler özgün tasarım atölyelerine dönecek” dedi.

27- 29 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek olan Türkiye’de Restorasyon, Arkeoloji ve Müzecilik teknolojilerinin aynı çatı altında buluşturan “Herıtage İstanbul” fuarı öncesi İ.Ü. Müzecilik Bölüm Başkanı Prof.Dr. Fethiye Erbay, TG Expo Yönetim Kurulu Başkanı Gönül Akyıldız ve Heritage İstanbul Proje Yaratıcısı ve Yöneticisi Osman Murat Akan’ın, Arkeoloji ve Sanat Yayınları Başkanı, Arkeolog Nezih Başgelen, Arkeolog Prof.Dr. Mehmet Özdoğan tarafından basın toplantısı düzenlendi.

Müzeleri kurumlaştıracağız
İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde yapılan toplantıda eş zamanlı konferanslarla ulusal ve uluslararası duayenleri, kurum temsilcilerini ve uzman akademisyenleri ağırlayacağı belirtildi.

Toplantıda konuşan İ.Ü. Müzecilik Bölüm Başkanı Prof.Dr. Fethiye Erbay müzeciliğin son yıllarda hızlı gelişim gösterdiğini söyledi. Türkiye’de müzecilik tablonun yansımasına dikkat çeken Prof. Erbay, “Özel müzelerin yanı sıra, Kültür bakanlığı, devlet askeri üniversite tarafından çok fazla müze açılmaya başlandı. Müzeleri kurumlaştırma çabası içindeyiz şuanda. Hızlı bir artış var bilinç daha farklı olmaya başladı. Tabi müzeleri açmak yeterli olmuyor. Değişik ve halkı müzelerde uzun sürelerde kalabileceği aktivitelere dahil edilebileceği bir müzecilik sistemi gelişiyor. Önümüzdeki yıllarda farklı tekniklerle müzecilik ve eğitim kurumları birbiri içinde çalışacak ve müzeler tasarım atölyelerine dönecek. Müzelerde geçmişi gelecekle birleştiriyor ve yeni tasarımlara dönüştürüyor” dedi.

Bilim yaparak istihdam açığını kapatamayız
54 yıllık Arkeolog Prof.Dr. Mehmet Özdoğan arkeolojinin sadece kazı yapmak olmadığının geniş coğrafyalara yayılan bir kültür meselesi olduğunu vurgulayarak, arkeolojinin üç ayağına dikkat çekti. Bilim-toplum ve bürokrasi üçgeninde kat edilen yolu anlatan Arkeolog Prof.Dr. Mehmet Özdoğan, “Bunlardan ilki bilim, toplum ve bürokrasi. Türkiye’de bilimsel arkeolojide üst sorunlar olmadan gidiyordu. Toplumla ara yüzle gelişiyor fakat üçüncü ayak bürokrasi Türkiye’de hep eksik kalan sakat kalan ayaklardan biri. Fuar dünyadaki gelişmeleri açığı kapatmak adına, Dünya ile yarışarak Türkiye’deki değerlerin daha değerlenmesi ve toplumla buluşturulması bu açıdan önemli. Türkiye’de 46 üniversitede arkeoloji bölümü var. Ama istihdam sorunu da var. Sanıyorum ki sadece bilim yaparak bu istihdamı kapanması zaten mümkün değil. Ama ara sektörlerin gelişmesi sanıyorum ki bu açıdan çok büyük katkı sağlayacak. Asıl hedefimiz Türkiye’nin biriken potansiyel gücünü bölge ülkelerine de yansıtması lazım” dedi.

TG Expo Yönetim Kurulu Başkanı Gönül Akyıldız, bu Türkiye içinde yapılacak olan ikinci organizasyon. Manevi olarak bizi de en çok tatmin eden organizasyonlardan biri. Kültüre ve tarihe destek vermek bununla ilgili platform oluşturmak açıkçası çok önemli. Son dönemlerde politik konular gündemde. Bir kez daha sanatı, kültürü ve tarihi bir araya getirme fırsatı bulmuş olduk” şeklinde konuştu.

Fuar, Hilton İstanbul Convention & Exhibition Center’da gerçekleştirilecek.
Yeni Şafak, 19.04.2017

Arkeoloji Dünyasının yakından takip ettiği Kibyra antik kenti kazılarının başındaki duran Şükrü Özüdoğru, Turizm Haftası'nda verdiği konferansla çalışmaları paylaştı. Müze Müdürlüğü Konferans Salonu'nda yaptığı sunumda, 2007'de başlayan kazıların 10 yılı geride bıraktığını hatırlatan Yrd. Doç.Dr. Özüdoğru, Kibyra'nın önemli bir turizm merkezi olması yolunda büyük bir dönüşüm sağladığını vurguladı.

Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün bu yıl yeni projelerle antik kentte çalışmaları olacağını aktaran Kibyra Antik Kenti Kazı Başkanı Şükrü Özüdoğru, 4 Milyon TL'yi geçecek Ziyaretçi Karşılama Merkezi, Kazı Evi, Ören Yeri Girişi ve Gezi Güzergahı yapılacağını paylaştı. Bu yıl ki kazı çalışmalarının Ramazan Bayramı'nın hemen ardından başlayacağını ileten Özüdoğru, iklim koşulları el verdiğince Eylül ayı sonuna kadar Agora ve Nekropol'ün ardından Odeion ve Stadium'da devam edeceğini dile getirdi.
Tesisler kuruluyor

Turizm Haftası etkinliklerinde, Kibyra antik kentindeki çalışmalarla ilgili konferans veren Kazı Başkanı Yrd. Doç.Dr. Şükrü Özüdoğru, katılımcılara şehri anlattı. Müze Müdürlüğü Konferans Salonu'ndaki programın ardındından çalışmalarla ilgili basın mensuplarına açıklama yapan Özüdoğru, "Kibyra kazılarında 10. Yılımızı geride bıraktık ve belirli bir aşamaya geldik. Kent artık turizme açılıp ziyaret edilebilir, tur şirketlerinin rahatlıkla gelebileceği bir merkez olma önemine kavuştu. Kültür Varlıkları ve Müzeler Müdürlüğümüzen yeni bir projesi var. Kibyra ören yeri vasvı kazandı ve turizme yönelik biletli ziyaret edilebilir bir kent oluşturulacak. Tesislerin dışında kentte gezi yolları, levhalandırmalar, kamere güvenlik sistemler yapılacak ve uygulamaya geçme aşamasına geldi. Gerekli mali kaynaklar büyük oranda ayrıldı, 4 Milyon TL'yi bulacak proje ihaleden sonra 1-2 yılda tamamlanacaktır." deyip, turistik tesisler ve projelerle tur şirketlerinin tercih edeceği bir merkez olacağını vurguladı.

Tesiste neler olacak?
Kibyra'ya yapılacak tesiste karşılama merkezi, ören yeri girişi ve gezi güzergahlarıyla kazı evi yer alacak. Ziyaretçi Karşılama Merkezi'nde otopark,lar, giriş meydanı, bilet satış noktası, sesli rehberlik, kafeterya, hediyelik eşya ve yöresel el sanatları satış alanı, sergi salonu, konferans ve sinevizyon salonu, ilk yardım, bebek bakım ve emzirme odası, döviz bürosu, tanıtım, bilgilendirme ve yönlendirme alanları, ring araç alanları, aydınlatma ve kamera güvenlik merkezleri bulunacak.
Ören yeri giriş ve gezi güzergahında ise bisiklet park yerleri, turnikeler, görsel panolar, ahşap dinlenme, bilgilendirme ve seyir terasları yapılacak. Kazı Evi'nde ise taş eserler açık sergileme alanı ve kazı ekibinin çalışma alanları oluşturulacak.

Kibyra'da önemli çalışmalar var
Temizlik çalışmalarının Mayın ayında tamamlanacağını, Ramazan Bayramının ardından da kazı ekibinin çalışmalara başlayacağını aktaran Özüdoğru, iklim ve bütçe elverdikçe Eylül ayı sonuna kadar kazı çalışmalarının devam edeceğini söyledi. Bu yıl kentte anıtsal yapılardan başını çeken Agora ve Nekropol'de çalışmaların tamamlandığını Odeion ve Stadium'da önemli çalışmalar kazılar yapacaklarını ileten Özüdoğru, "2017 Yılında da kentteki anıtsal yapılardan Agora'da yani kentin çarşı, pazarında ve kentin mezarlık alanında, roma hamamında kazı çalışmalarımız devam edecek. Bunun yanında kazı çalışmalarımızı tamamladığımız stadion ve 'odeion' dediğimiz müzik ve konser alanı, Kibyra'yı hem arkeoloji hemde turizm açısından önemli bir merkeze dönüştüren alanlardan. Buralarda kazı çalışmalarımızı tamamladık. Kültür ve Turizm Bakanlığımız nezdinde restorasyon projelerini hazırlama aşamasına geçtik. Arkeolojik olarak yeni veriler var. Hem Kibyra tarihi açısından hem de bölgedeki komşu kentleri ilgilendiren yeni çalışmalar var. Antik Anadolu tarihine ışık tutacak yeni bilgiler var. Bu bilgileri aktaracağımız bilimsel yayın çalışmalarımız da tamamlandı. Bilimsel yayınlarımız 2017 sonuna kadar basılmış hale gelecek. Kibyra'da sadece turizm açısından değil, bilimsel anlamda oldukça yeni bilgilerden zengin bir kaynak olduğu her gün biraz daha ortaya çıkıyor" dedi.
Burdur Gazetesi, Haber: Bahtiyar Turan, 19.04.2017

İZMİR'DE KAÇAK KAZI OPERASYONU

Bergama İlçesi'ndeki Elia antik kentinde kaçak kazı yapan 4 kişi yakalandı.

Alınan bilgiye göre, Bergama İlçe Jandarma Komutanlığı ve Zeytindağ Jandarma Komutanlığı ekipleri, Zeytindağ Mahallesi Kazıkbağları mevkisinde bulunan Elia antik kenti sit alanında kaçak kazı yapıldığı istihbaratı üzerine çalışma başlattı.

Şüphelileri takibe alan jandarma, define aramak için kazı yapan A.D, M.D, AA. ve M.A'yı suçüstü yakaladı.

Jandarma ekipleri, 2 dedektör, bir dedektör kulaklığı, 3 tarihi döneme ait materyal ele geçirdi.

Gözaltına alınan şüpheliler, İlçe Jandarma Komutanlığına götürüldü.
Milliyet, 19.04.2017

3500 YILLIK FİRAVUN DÖNEMİ MUMYALARI BULUNDU

Mısır'daki antik Krallar Vadisi yakınında, 3500 yıllık 18. Hanedan'dan kalma ve dönemin üst düzey yöneticilerine ait yeni mumyalar bulundu.



Mısır'ın Antik Eserler Bakanı Halid El-Anani, El Uksur kentinin batısındaki Dra Abul Naga nekropolünde yapılan arkeolojik araştırmalarda, firavun dönemine ait altı mumya bulunduğunu açıkladı.



El-Anani, bulunan mumyalardan birinin büyük ihtimalle, antik şehirde sulh yargıcı olarak görev yapmış üst düzey bir yönetici olan Userhat'ın mumyası olduğunu ve 18. Mısır hanedanı döneminde kalma olduğunu söyledi.



Mısır'da firavunların mezarlarının bulunduğu meşhur Krallar Vadisi yakınlarındaki arkeolojik çalışma yürüten Mustafa El Veziri, ölüler kentinde onlarca tarihi eserin yanı sıra, firavunlara ait 6 mumya, tabut ve heykeller bulunduğunu açıkladı. Eski Mısır hanedanlarında "sulh hakimi" unvanının nadir bir meslek olduğunu belirten El Veziri, bulunan mumyaların iyi durumda olduğunu ifade etti. El Veziri; "Mezar küçük olsa da, içerisinde çok sayıda renkli maske bulunuyor. Arkeolojik çalışmada, mezardaki mumyaların bilinmeyen bir hastalıktan öldükleri anlaşıldı," dedi. El Veziri ayrıca, 1050'den fazla tarihi heykel bulunduğunu, kazıların devam ettiğini belirtti.

T şeklindeki mezar, açık avludan geçerek ulaşılan dikdörtgen şeklinde bir salon, bir koridor ve iç odadan oluşuyor. Mısır'ın 18. hanedanı, milattan önce 1550–1298 arasında hüküm sürmüştü. Bulunan tarihi eserlerin yaklaşık 3500 yıllık olduğu tahmin ediliyor.
Ntv, 18.04.2017
ADANA'DA PİYASA DEĞERİ YAKLAŞIK 3 MİLYON DOLAR OLAN TARİHİ ESER ELE GEÇİRİLDİ

  

İçişleri Bakanlığı, piyasa değeri yaklaşık 3 milyon dolar olan ceylan derisi üzerine 1 adet altın yazmalı Tevrat ve 1 el yazması fermanın ele geçirildiğini açıkladı.



Bakanlık, Adana’nın Çukurova İlçesi'nde, piyasa değeri yaklaşık 3 milyon dolar olan ceylan derisi üzerine altın yazmalı 1 adet Tevrat ve 1 el yazması fermanın ele geçirildiğini bildirdi.
Milliyet, 17.04.2017
TEPEBAĞ HÖYÜĞÜ'NDE YENİ DÖNEM KAZISI BAŞLADI

Adana'da geçmişi 8 bin yıl öncesine dayanan Tepebağ Höyüğü'nde kış mevsimi nedeniyle ara verilen arkeolojik kazı, kent protokolünün katıldığı törenle tekrar başladı.

Tepebağ Höyüğü kazı alanında yeni bir çalışma alanına ilk kazmayı Adana Valisi Mahmut Demirtaş, Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, Bern Üniversitesi'nde görevli Kazı Danışmanı Dr. Deniz Yaşin birlikte vurdu. 2013'te başlayan çalışmaların devam ettiğini söyleyen Vali Mahmut Demirtaş, "8 bin yıllık bir tarihi ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Bunu turizmle buluşturmak istiyoruz. Adana'nın tarihi dokusunu ortaya çıkarmaya çalışıyoruz" dedi. Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü ise Tepebağ Höyüğü'nün turizm açısından bir cazibe merkezi haline geleceğini söyledi. Sözlü "Tepebağ'ın her alanı kazılmaya değer. İnsanlık tarihi burada yatıyor. İnsanlığın kazanımlarına ev sahipliği yapmış bir alan burası. Buradaki kültürel zenginliğimizin ortaya çıkması için çalışıyoruz. Benim gönlüm arzu ediyor ki, tarihi niteliği olmayan tüm binalar burada yıkılmalı. Tepebağ'da kazı bittikten sonra bu alan bir cazibe merkezi olacaktır" diye konuştu.

NEOLİTİK DÖNEME ULAŞABİLİRİZ


Kazının 9 ay süreceğini açıklayan Dr. Deniz Yaşin ise Neolitik döneme kadar ulaşacaklarını düşündüğünü vurgulayarak şu bilgileri verdi:"Höyüğün nehre bakan kısmına kazma vuruldu. Burada alanımız çok kısıtlı. Gönül isterdi ki bir yamaçta açalım. Buranın kronolojisini daha iyi çıkarabilirdik. Tepebağ Höyüğü'nün kronolojisini çıkarmaya çalışıyoruz. Burası şu ana kadar ulaştığımız bilgilere göre Geç Tunç çağına kadar yani MÖ 1500 yılına kadar gidiyor. 3 bin 500 öncesine kadar ulaşmış durumdayız. Çevredeki arkeolojik buluntularla burada bulduğumuz parçaları karşılaştıracağız. Tahminlerimize göre burası Adaniya ise MÖ 6 bin yıl öncesine kadar geriye gideceğini, hatta daha eskiye gideceğini düşünüyorum. Neolitik döneme kadar gideceğini düşünüyorum. Burada bir arkeopark yapılması düşünülüyor."
Hürriyet, Haber: Murat Kibritoğlu, 17.04.2017
TARİHE İŞKENCE

Madde bağımlıları, Ulus’taki antik Roma Tiyatrosu’nda bali çekip ateş yakıyor. Tarihi Ankara Kalesi’nde ise iki aylık çalışmanın ardından temizlenen surları vandallar yine sprey boyalarla boyuyor.

Hürriyet Ankara’nın daha önce “Roma Tiyatrosu’na mülteci çadırı”, “Evsizlerin antik yaşamı” haberleriyle gündeme getirdiği Ulus’taki antik Roma Tiyatrosu’nda bu kez de madde bağımlıları sahneye çıktı.

BÜYÜK ZARAR GÖRDÜ
MS 1. ile 2. yüzyıl arasında yapıldığı tahmin edilen Roma dönemi Antik Tiyatrosu, 2009 yılında Anadolu Medeniyetleri Müzesi arkeologları tarafından yapılan kazı çalışmalarında ortaya çıkarıldı. Tiyatroyu turizme kazandırmak amacıyla kalıntılar üzerine ve çevresine sonradan inşa edilen çeşitli yapılar yıkılırken, devam eden süreçte Antik Tiyatro kaderine terk edildi. Önce Suriyeli mültecilere ve çadırlarına, daha sonra da evsizlere yuva olan tarihi tiyatro, bu kez de tinerci ve balicilere ev sahipliği yapıyor. Gündüz saatlerinde bile tiyatroya gelen bağımlılar, uyuşturucu madde kullanıp ateş yakıyor. Atılan alkol şişeleri ile çöplüğe dönen tiyatronun, ateş yakılması nedeniyle taşlarının da büyük çapta zarar gördüğü dikkat çekiyor.

TEMİZLİK BİR HAFTA DAYANDI
Ankara Kalesi’nde ise yüz kızartan manzaralar devam ediyor. Vandalların sprey boyalarla katlettiği ve Hürriyet Ankara’nın ısrarlı haberlerinin ardından temizlenen kale surları yine hedef oldu. 

Büyükşehir Belediyesi Kent Estetiği Daire Başkanlığı’nın tarihi dokunun zarar görmemesi amacıyla buhar makinesi, saf aseton ve boya sökücü özel sıvı kullanarak iki ayda temizlediği Ankara Kalesi, daha bir hafta geçmeden yine sprey boyalarla boyandı. İsminin baş harflerini kalp içine alan bazı vandalların yanı sıra surlara yine ateş yakılarak zarar verilmesi de göze çarptı. Hürriyet, Haber: Mert Gökhan Koç, 16.04.2017

DANİMARKA'YA EGTVED KIZINDAN SONRA SKYRDSTRUP KADINI ŞOKU

Danimarkalıların saç modelleri ve bakımlı tırnaklarıyla ünlü antik çağ mumyalarının aslında Danimarkalı olmadıkları anlaşıldı. Danimarka'nın Tunç Çağı simgelerinden Egtved Girl gibi Skrydstrup Woman'ın da göçmen olduğu ortaya çıktı .

Danimarkalıların neredeyse milli kahramanı haline gelen, İskandinavya'nın Bronz Çağı (Tunç Çağı) simgelerinden Egtved Kızı'nın (Egtved Girl) 2015 yılında aslında Danimarkalı olmadığının ortaya çıkması ülkede büyük hayal kırıklığı yaşanmasına neden olmuştu. Her ne kadar Danimarkalıları üzse de bu durum, önemli bir antropolojik keşifti. Çünkü bölgedeki Bakır çağı insanlarının, kadınlar da dahil, hayli geniş alanlarda, uzun seyahatlar yaptığını gösteriyordu.

MÖ 1390-1370, yıllarına tarihlenen Egtved Kızı, 1921'de bir höyüğün içindeki mühürlü bir tabut içinde bulundu.

Yaklaşık 30 metre genişliğinde ve 4 metre yüksekliğinde barakavari höyükte, bir çocuğun yakılmış kalıntılarıyla birlikte keşfedildi. Tabutu mühürlü halde, Kopenhag'daki Danimarka Ulusal Müzesi'ne getirildi ve orada açıldı. Tabuttaki mumyasında inek derisinden yapılmış, kolları dirseğe ulaşan bir elbise ile yatıyordu. Bel kısmı çıplaktı  ve boyu ancak dizlere ulaşan kısa etek giyiyordu. Gevşek bir korse takıyordu. Üzerinde bronz bilezikler ile spiral ve sivri uçlarla süslü geniş bir diske sahip yünlü bir kemer vardı.

Bir kemer ve bronz bilezik de dahil olmak üzere entari ve etek giyiyordu. Kızla birlikte, başında bazı bronz iğne, saç demeti ve saçak içeren bir kutu bulunmuştu. Ayaklarının ucunda 5-6 yaşlarındaki bir çocuğun yakılmış kalıntıları vardı. Başucunda bir bıçak ve bronz iğneler vardı. Egtved Kızının iyi korunmuş kalıntıları, onun 16-18 yaşlarında öldüğünü 160 cm uzunluğunda kısa  saçlı, sarışın ve düzgün kesilmiş tırnakları olduğunu gösteriyordu.

Bu olgu antropologlar arasında önemli bir soru gündeme getirmişti: Egtved Kızı' gibi başkaları da var mıydı?

Danimarka Ulusal Müzesi'nde arkeolojik araştırmalar yapan bilim adamları, bu soruya "evet"  cevabı veriyorlar.

ScienceNordic'ten Charlotte Price Persson'ın haberine göre; Stronsiyum analizi sonuçlarından, Egtved Kızı'ndan sonra, ünlü Skrydstrup Kadını'nın (Skrydstrup Woman) da aslında Danimarkalı olmadığı ortaya çıktı. Mumyaları bulunduğunda Danimarkalı oldukları sanılan Egtved Kızı ve  Skrydstrup Kadını'nın artık  Danimarka'ya ulaşmadan önce Avrupa'da dolaştıkları biliniyor.

Analiz sonuçları; Skrydstrup Kadını'nın Danimarka'ya, Güney Almanya, Fransa, İsveç veya Çek Cumhuriyeti'nen gelmiş olabileceğini gösteriyor. Araştırmacılar şimdi onun tam olarak ne kadar uzun seyahat etmiş olabilecepini ve kökenini tespit etmeye çalışıyorlar.

Bu ilginç keşif iddiasının sahibi olan Danimarka Ulusal Müzesi'nden Prof. Karin Frei, Avrupa Bronz Çağı'nı yeni bir anlayışa açtıklarını belirterek, "Nereden geldiğini kesin olarak söyleyemeyiz ve belki de hiç bulamayız ama ancak Skrydstrup Kadını kesinlikle Danimarka değildi. O da Egtved Kızı gibi bu topraklara dışarıdan gelmişti. Bu keşif bize çok yeni perspektifler sunuyor." dedi.

Skrydstrup Kadını ve Egtved Kızı arasındaki benzerlikler
Prof. Karin Frei'ye göre; Egtved Girl ve Skrydstrup Woman yaklaşık olarak aynı dönemde yaşıyordu ve her ikisi de 16 ila 18 yaşlarındaki genç kızken ölmüştü. Her ikisi de gömülmenin elit bir yolu olan höyüklerin altında meşe tabutlarına gömülmüşlerdi. Ve ikisi de bu topraklara yabancıydı. Ancak benzerlikler burada sona eriyor.

Egtved Kızı, çok genç yaşta ölmesine rağmen, buraya gelmeden önceki yıllarında sık seyahat eden biri ve hayatının son günlerini geçirdiği Egtved'de  kısa bir dönem - muhtemelen sadece birkaç ay- yaşadı. Fakat Skrydstrup Kadını, ölmeden önce sadece tek ama çok uzun bir yolculuk yaptı ve daha sonra yerleştiği Danimarka'da gömüldü. O, Skrydstrup'a yaklaşık 13-14 yaşlarında geldi. Bu o çağdaki kızlar için evlenebilir bir yaş. Ve o öldüğüne kadar burada yaşıyordu. Egtved Girl'ın aksine Skrydstrup Woman'ında; saç dökülmesi görülmüyor, diş veya tırnak analizlerinde kalıcı hastalık veya malnutrisyon dönemi yaşandığını gösteren hiçbir bulgu yok. Mezarın tam ortasına gömüldmüştü. Onunla ilişkisi henüz bilinmeyen iki adam da aynı höyüğün yanına gömülmüş olarak bulundu. Bütün bunlar, onun önemli bir kadın olduğuna işaret ediyor.

Skrydstrup Kadını şık bir kraliçeyi andırıyor. Fiziği ile de hayli dikkat çekici olduğu tahmin edilebiliyor. O Çağdaşı olan diğer ünlü kızdan on santimetre daha uzundu. Üstelik saç sitiline bakıldığında bir on santim de saçtan dolayı yüksek görünüyordu. Karmaşık bir stilde bağlanan kalın saçları, modacıların hayli ilgisini çekiyor. Her iki kulağına iri altın küpeler takmış ve güzel işlenmiş kıyafetler giymişti. Kıyafetinin uzun, şık kolları vardı.

"Kalıntılardan onun çok zarif bir kadın olduğunu görüyorum. Kraliçe benzeri bir misyonu olduğunu sanıyorum. Hiç şüphem yok ki o kapıdan içeri girdiğinde insanlar "vay be" demeden edemiyorlardı "diyor Prof. Frei.

"Stronsiyum elementi kökenleri ortaya çıkartır"
Stronsiyum (Srontium) oranını analizlerinin insanlarının kökenlerini göstermede önemli olduğunu savunuyor 
Prof. Karin Frei ve "Stronsiyum analizi, bilim dünyasında yeni geliştirilen analitik yöntemlerden; bir kişinin saç ve tırnaklarındaki ya da kullandığı tekstil ürünlerindeki Stronsiyum oranı biz o kişinin kökeni hakkında önemli ipuçları verir. Biz yöntemi Skrydstrup Woman'a uyguladık. Stronsiyum doğal olarak toprakta ve suda bulunur. Bitkiler veya onlarla besleyen hayvanlar vasıtasıyla insanların besin zincirine girer. Bir bireyin dişlerinde, tırnaklarında ve kıllarında bulunan Stronsiyumun (izotoplar dediğimiz) farklı tiplerdeki bileşimi; doğrudan yaşadıkları topraklar, bitkiler ve hayvanlarla ilgilidir. Bir kişinin stronsiyum izotopik kompozisyonunu analiz ederek ve bunu bilinen kompozisyonlarla dünyanın farklı yerleri için karşılaştırarak, onun nereden geldiğini ve ömür boyunca yaşamış olduklarını çözebilirsiniz" şeklinde izahlarda bulunuyor.

"Skrydstrup Kadının kökenleri önceki teorileri devirir"
"Arkeologlar zaten Skrydstrup Woman'ın hayatıyla ilgili çok şey biliyorlardı" diyen Prof. Karin Frei;" Mezarının bölgede kazılan çok sayıdaki Tunç Çağı höyüğünden farklı ve etkileyici olduğunu, yaşadığı alanın zenginliğin merkezi olduğu biliniyordu.
Bölgede bol miktarda bronz ve altın eşya bulunmuştu.

Arkeologlar  Skrydstrup Kadın'ın gömülmüş olduğu yere yakın bir yerde, Tunç Çağı'ndan kalma iki büyük uzun ev buldular. Bunlardan biri, 500 metrekare büyüklüğündeki meşhur büyük "üç koridorlu" evdi. .

Arkeologlar, Skrydstrup Woman'ın dedesinin ya da büyükannesi ve büyükbabasının evi inşa ettiğini düşünüyorlardı, ancak yeni sonuçlar bu tahminleri tersine çevrildi.

Genç bir kızken ittifak yapmak için yola çıktı
Skrydstrup Kadın ilk olarak 1935 yılında keşfedilmişti. Sønderjylland Müzesi (Museum Sønderjylland,) yetkililerine göre;  göre kendisine ithaf edilen höyüğün iç kısmı 13 metre çapındaydı. Daha sonra iki adamın gömüldüğü daha büyük bir mezarla da karşılaşılmıştı. Frei, gömünün kendisinin Skrydstrup Woman'ın hikayesinin önemli bir parçası olduğuna inanıyor:
"Skrydstrup Kadını muhtemelen bir kez yolculuk etti ve hayatının geri kalanında Skrydstrup bölgesinde kaldı. Belki de ittifak yapmaya geldi. Bu ittifak evlilik yüzünden olmuş olabilir ama bu kesin değil.  Ve biz iki adamın kim olduğunu bilmiyoruz. Yalnızca kadınların seyahat edebileceğini ve başka toplumlara hızla entegre olabildiğni söyleyebiliriz. Aksi takdirde böyle görkemli gömülmezdiniz" diyor Frei.

Skrydstrup Kadını muhtemelen bir enfeksiyon nedeniyle öldü.  Skrydstrup Kadınının kemikleri; yaşını, cinsiyetini ve aynı zamanda uzun süreli hastalık ve stres geçirmediğini gösteriyor.

Prof. Karin Frei; "Büyük olasılıkla bir enfeksiyon nedeniyle öldü: grip ya da iskeletinde görünmeyen bir virüs, günümüze kalmamış sadece kanda görünür bir virüs olmalı. Skrydstrup'un kadınının kemikleri, onun 170 santimetre boyunda olabilecek etkileyiciuzun boya sahip ve hayli sağlıklı olduğunu gösteriyor. Kemikler çok uzundu ve çağdaşlarıyla karşılaştırıldığında kesinlikle uzun boylu bir kızdı. Daha sonraki yıllara dair  buluntularımız fazla değil, çünkü insanlar bundan sonra ölüleri yakmaya başlamışlardı. Buna karşılık, örneğin Borum Eshøj'den (Danimarka'daki bir başka Bronz Çağı mezar höyüğü) daha sağlam kemikler çıkarılmıştı"diyor.

Bronz Çağı toplumlarında kadınların rolü daha büyük bir araştırma projensinin parçası
Yapılan araştırmanın sonuçlar bilimsel bir dergiye gönderildi ve şu günlerde yayımlanmak için hakem incelemesinden geçiyor.

Bu arada Frei ve meslektaşlarından oluşan arkeologlar, kadınların Bronz Çağ toplumundaki rollerini araştırmak için, onların kalıntılarının en iyi korunduğu meşe tabutlarını inceliyorlar. Bronz Çağı Kadınlarının Masalları (project Tales of Bronze Age Women) yeni bilimsel projenin adı. Prof. Frei; "Artık Tunç Çağı kadınlarının onlara atfettiğimiz önemden çok daha önemli rollere sahip olduğunu düşünüyorum" diyor.

Danimarka'nın Aarhus Üniversitesi'nden (Aarhus University) arkeolog Prof. Helle Vandkilde, Prof. Frei'nin  yaklaşımını olumlu buluyor ve "Meşe tabutları, olağanüstü derecede her birey üzerinde odaklanmayı mümkün kılan, fevkalade iyi korunmuş materyal kaynağıdır. Bu biyografik perspektif ise özellikle heyecan verici. Ben projeye dahil  değildim ve henüz yayınlanmamış sonuçları tamamen görmedim amam Frei'nin genel olarak yaptığı çalışmayı biliyorum. Skrydstrup Kadının kökeni henüz bitmemiş bir çalışma ama bir şey açıktır: Hem Egtved kızı hem de Skrydstrup Woman "kesinlikle göçmendiler" diyor.

Prof. Frei şimdi Danimarka'daki diğer iyi korunmuş gömülerin bazılarını araştırmayı planlıyor.Sırada , Central Jutland'daki Borum Eshøj höyüğüne gömülmüş, yaşlı kadının kalıntılarını ve iki adamın kemikleri var. O kadının da uzaktan gelip, gelmediğini sadece zaman gösterecek.

MÖ 1390-1370, yıllarına tarihlenen Egtved Kızı, 1921'de bir höyüğün içindeki mühürlü bir tabut içinde bulundu. Yaklaşık 30 metre genişliğinde ve 4 metre yüksekliğinde bir barakada, bir çocuğun yakılmış kalıntılarıyla birlikte keşfedildi. Tabutu mühürlü halde, Kopenhag'daki Danimarka Ulusal Müzesi'ne getirildi ve orada açıldı. Tabuttaki mumyasında inek derisinden yapılmış, kolları dirseğe ulaşan bir elbise ile yatıyordu. Bel kısmı çıplaktı  ve boyu ancak dizlere ulaşan kısa etek giyiyordu. Gevşek bir korse takıyordu. Üzerinde bronz bilezikler ile spiral ve sivri uçlarla süslü geniş bir diske sahip yünlü bir kemer vardı.

Bir kemer ve bronz bilezik de dahil olmak üzere entari ve etek giyiyordu. Kızla birlikte, başında bazı bronz iğne, saç demeti ve saçak içeren bir kutu bulunmuştu. Ayaklarının ucunda 5-6 yaşlarındaki bir çocuğun yakılmış kalıntıları vardı. Başucunda bir bıçak ve bronz iğneler vardı. Egtved Kızının iyi korunmuş kalıntıları, onun 16-18 yaşlarında öldüğünü 160 cm uzunluğunda kısa  saçlı, sarışın ve düzgün kesilmiş tırnakları olduğunu gösteriyordu.
arkeolojikhaber.com, 16.04.2017

HARRAN'IN GÖNÜLLÜ ARKEOLOGLARI

Dünyanın en eski yerleşim yerleri arasında yer alan Harran Örenyeri'nde, ziyaretçiler, oluşturulan özel alanda arkeologlar nezaretinde kazı çalışması yaparak adeta tarihin derinliklerine inmenin heyecanını yaşıyor.

Milattan önce 6 binli yıllarda Moğolların saldırısına kadar, kesintisiz yerleşim yeri olma özelliğine sahip ve bir dönem Asur ve Emeviler'e başkentlik yapan Harran Örenyeri'ndeki kazı faaliyetleri sürüyor.

Dört bir yanı tarihi kalıntılarla çevrili Harran'da kazılar sayesinde tarih gün yüzüne çıkarılırken bir taraftan da bölgeye gelen yerli ve yabancı turistlerin tarihe bizzat tanıklık edebilmesine imkan sağlandı.

Harran Kaymakamlığı tarafından uygulamaya konulan Kentsel Tasarım Projesi kapsamında Emeviler döneminden kalma Ulu Cami kazı alanında yaklaşık 30 metrekarelik özel kazı alanı oluşturuldu.

Bölgeye ziyarete giden turistler aldıkları teorik eğitimin ardından arkeologlar nezaretinde çapa, mala ve fırçalarla kazı yapıp toprak altında daha önce uzmanlar tarafından yerleştirilen heykel, seramik parçaları ve bakır eşyaları bulabilmenin heyecanını yaşıyor.

Ziyaretçilere buldukları eserlere ilişkin ise Harran Örenyeri Kazı Başkanı Prof.Dr. Mehmet Önal ve beraberindeki arkeolog ekibi bilgi veriyor.

"İnsanlar deneyimlemek istiyor"
Kaymakam Temel Ayca, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Harran ile tarihin adeta özdeşleştiğini söyledi.

Kazı çalışmaları ilçenin turizmi açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Ayca, her yapılan kazının Harran'ı biraz daha eskiye götürdüğünü dile getirdi.

Kazı yapan ziyaretçilerin arttığını vurgulayan Ayca, "Deneyim çok önemli bir şey, insanlar, gelip arkeolojik kazı nedir deneyimlemek istiyor. Ziyaretçilerin burada daha fazla kalmasını belki bir kaç gün geçirmesini sağlayacak bir çalışma oluyor. Hedefimiz insanların buraya gelip daha fazla zaman geçirecekleri bir ortam oluşturmak. Bu da kentsel tasarım projemizin en önemli aşamalarından bir tanesi olacak." diye konuştu.

Bir buçuk yıldır üzerinde çalıştıkları Kentsel Tasarım Projesi kapsamında ilçeye büyük bir arkeopark da kazandırmak istediklerini anlatan Ayca, ziyaretçilerin arkeoparkın tamamlanmasının ardından daha geniş bir alanda kazı yapma imkanı bulacağını kaydetti.

Kazı yapanlar memnun
Bölgede kazı yapan Artun Boz ise ilk defa böyle bir çalışmaya katıldığını ve çok heyecanlı bulduğunu söyledi.

Yeni keşfedilen şeylere tanıklık etmenin insana keyif verdiğini aktaran Boz, "Herkesin bunu görmesi gerekiyor. Buraya gelince insanın ufku genişliyor. Kazının bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyordum, burada kazının çok uzun sürdüğünü fark ettim. Özen gösterilmesi gerektiğini anladım, saygım da arttı. Çok itina ile kazıyorlar." dedi.

Ata Doğukanlı da kazmanın apayrı bir duygu olduğunu belirterek, "Gezince sadece görüyorsun ama kazınca onların nasıl çıkarıldığını ve müzelerde sergilendiğini görmüş oluyorsunuz. Bence en önemli farklardan bir tanesi anlamaktır." değerlendirmesinde bulundu.

Kazı yapan 9 yaşındaki Baki Doğan ise zorlandığını ancak bir şeyler bulduktan sonra yaşadığı heyecan nedeniyle zorlandığı anları unuttuğunu kaydetti.
Anadolu Ajansı, Haber: Rauf Maltaş, 15.04.2017

650 YILLIK TARİHİ TÜRBE TAŞINIYOR

Batman'ın Hasankeyf İlçesi'ne, Ilısu Barajı'nın tamamlanması durumunda su altında kalacak 650 yıllık Zeynel Bey Türbesi'ni yeni yerine taşıyacak özel araç getirildi.

Devlet Su İşleri 16. Bölge Müdür Yardımcısı Mahmut Şayak, gazetecilere yaptığı açıklamada, Zeynel Bey Türbesi'nin, "SPMT" aracıyla Hasankeyf Yeni Kültürel Park Alanı'na taşınacağını belirtti.

Sadece Hollanda'da bulunan aracın türbenin taşınması için Hasankeyf'e getirildiğini ifade eden Şayak, aracın çok fonksiyonlu ve her türlü arazi şartına uygun tasarlandığını anlattı. Şayak, ayrıca aracın her tekerleğinin bağımsız hareket ettiğini ve 360 derece dönebildiğini söyledi.

Türbenin zarar görmemesi için her türlü detayın düşünüldüğünü bildiren Şayak, "Zeynel Bey Türbesi'nin alt tabanı güçlendirildi, ankraj delikleri açıldı, ardından etrafı betonla sabitlendi. Alt kısımda sıkıntı olduğu için çelikle güçlendirdik. Ardından hidrolik sistemimizi yerleştirdik." dedi.

Türbenin taşınması için yapılan 2 kilometrelik yolun da sadece kaplamasının kaldığını belirten Şayak, "Yol bittikten sonra SPMT aracı türbenin altına girerek, kendi yerindeymiş gibi, türbeyi taşıyıp götürecek." diye konuştu.

Tek parça halinde taşınacak
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce 2 yıl önce ihale edilen ve Diyarbakır Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca onaylanan projeye göre, bin 100 tonluk Zeynel Bey Türbesi, tek parça halinde yeni yerine nakledilecek.

Türbe, hava şartlarının uygun olması halinde 18 Nisan'da taşınacak.
Anadolu Ajansı, Haber: Selman Tür, 15.04.2017

SİLİFKE KALESİ'NİN RESTORASYON ÇALIŞMALARI

Silifke Kaymakamı Şevket Cinbir, tarihi Silifke Kalesi'nin restore edilmesi için 3 milyon lira, kale içerisindeki kazı çalışmasının bu yıl bitirilmesi için de 500 bin lira ödenek talep edildiğini bildirdi.

Cinbir, yaptığı açıklamada, Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan'ın geçtiğimiz günlerde ilçeye yaptığı ziyarette, Silifke Kalesi'nin restore edilmesi ve kale içindeki kazı çalışmaları konusunu görüştüklerini belirtti.

Ödenek konusunu da kendisiyle görüştüklerini ifade eden Cinbir, şunları kaydetti:

"2011 yılı içerisinde başlanan kalenin içerisindeki kazı çalışmalarının tamamlanabilmesi için 500 bin lira ödeneğe ihtiyaç var. Bu ödenek talebini kendisine ilettik ve 500 bin liranın tahsis edilmesi için kendileri talimat verdi. Bununla birlikte asıl Silifke Kalesi'nin en önemli problemlerinden biri de genel restorasyon çalışmasının yapılması ihtiyacı. Silifke Kalesi restorasyon çalışmasına başlanabilmesi için geçen yıl 850 bin lira yine sayın bakanımızın talimatlarıyla Mersin Valiliği Yatırım İzleme Koordinasyon Başkanlığına bir ödenek aktarılmıştı. Bu ödenekle ihale çalışmaları devam ederken 2017 yılında ne kadar para kullanılabileceği konusu değerlendirildi ve 2017 yılında 3 milyon liralık bir restorasyon çalışmasını tamamlayabileceğimiz düşüncesi hakim oldu. Sayın bakanımızdan surların restorasyonu için de talep ettiğimiz 3 milyon liranın da yine Mersin Valiliği Yatırım İzleme Koordinasyon Başkanlığına sağlanması konusunda desteklerini aldık. Böylece 2017 yılında Silifke Kalesi'nin içindeki kazı çalışmaları bitirilmiş olacak."

Cinbir, Silifke Kalesi'nin restorasyon çalışmasının başlayacağını ve 2 yıl içinde restorasyon çalışmasını tamamlamayı hedeflediklerini aktardı.
Milliyet, 15.04.2017

20.000 YILLIK MAĞARA ÇİZİMLERİ MÜZEYE TAŞINIRSA

Fransa'nın Montignac kentindeki Uluslararası Mağara Sanatı Merkezi (Centre International d'Art Parietal), ziyaretçilere 20.000 yıllık, tarih öncesi Lascaux mağara çizimlerini inceleyebilmeleri adına eğitimsel bir deneyim sunuyor.



Mimarlar Snøhetta ve SRA ile skenograf Casson Mann, bütüncül bir müze oluşturabilmek adına proje süresince arkeologlardan oluşan bir ekip ile birlikte çalıştı. Tarımsal faaliyetlerin gerçekleştirildiği Vézère Vadisi ile ormanlık bir dağ yamacı arasında, eşsiz bir manzarada konumlanmış Lascaux IV Mağaralar Müzesi, ziyaretçilerini tarih öncesi bir yolculuğa çıkaracak olan mağara replikasını, çağdaş bir tasarım örneği ile iç içe barındırıyor.



Ziyaretçilerin müzeyi inceleme aşamaları, 1940'ta mağaranın ilk kaşiflerinin geçirmiş olduğu deneyimsel süreçlerin benzerini yaratarak, aynı hislerin ziyaretçilere de yansıtılabilmesi adına özenle planlandı. Müzede bulunan mağara replikası, orijinal mağara üzerinde uygulanan, bir milimetreye kadar toleranslı üç boyutlu lazer tarama teknolojisi ile geliştirilerek, yirmi beş sanatçının iki yıllık bir çalışma sürecinde yaptığı boyamalar ile tamamlandı. Lascaux IV duvarlarındaki eserlerde, orijinal mağara özelliklerine sadık kalmak adına, yirmi bin yıl önce uygulanan pigmentlerin aynısı kullanıldı. İçerideki nemli ve karanlık ortam ile, duvar yüzeylerindeki gravür örnekleri ziyaretçilerin geçmişteki barınak yaşantısını deneyimleyebilmesi üzerine oluşturuldu.



Replika çıkışının ardından ulaşılan, "Mağara Bahçesi" olarak bilinen geçiş alanı, ziyaretçilerin iç mekandaki yoğun içsel ve duygusal deneyiminin sonrasında gökyüzü ve su sesi gibi doğal faktörler ile dış mekana yeniden adapte olabilmesine olanak tanıyor. Kapalı sergi salonlarından ışıklı geçiş alanlarına, ziyaretçilerin müze ziyareti boyunca ışık ve yoğunluk arasındaki belirgin farklılıklar, inişler ve çıkışlar, iç mekan - dış mekan ilişkisi, doğa ve sanatın birlikteliği dengeli bir sıralama ile sunuluyor.



Gün ışığı ile aydınlatılan çoklu eğitim alanları arasındaki yönlendirme bölgesi, ziyaretçilere sergiler arasında dinlenebilecekleri bir bölgenin yanı sıra, bir araya gelebilecekleri bir sosyal buluşma noktası tanımlıyor. Bu bölgeyi, Vézère Vadisi'nin zengin tarihini ve mağara resimlerini öğretmek adına oluşturulan interaktif sergiler izliyor. Casson Mann'ın enstalasyonu dijital sistemler ile güçlendirilmiş; tarih öncesi uzmanları ve arkeologların en son yapılan araştırmalarından elde edilen bulguların sunumunda interaktif ekranlar ve yeni teknolojik cihazlardan yararlanılmış. Müze için tasarlanan dijital cihazlar eşliğinde, ziyaretçilerin interaktif bir deneyim yaşaması amaçlanmış. Ziyaretçilere eşlik eden bu cihazlar, müzeyi yazılı panellerden arındırıyor.

Ziyaretçilerin mağaranın geçmişi, nasıl keşfedildiği, gerçek mağaranın şu anda neden kapalı olduğu ve 20.000 yıl önceki sanatçıların mağara çizimleri üzerinde nasıl çalıştığı hakkında bilgilendirildiği Atölye Bölümü'nde (L'Atelier de Lascaux), çizimler daha yakından incelenebiliyor.

Atölye Bölümü'nün hemen ardından Lascaux'daki mağara sanatının anlatıldığı Mağara Sanatı Sineması'nda (Le theatre de l'art paretial) ışık, ses, filmler ve objelerin kullanımı ile ziyaretçiler, üç boyutlu gözlüklerle desteklenen dijital bir yolculuğa çıkartılıyor. Onu takip eden, kuratörlüğü profesör, filozof ve yazar John Paul Jouary tarafından yapılmış Hayalgücü Galerisi'nde (La galerie de l'imaginaire) ise tarih öncesi mağara sanatının, günümüz modern sanatı ve sanatçıları üzerindeki etkileri ziyaretçiler ile paylaşılıyor.

Vezere Vadisi üzerinde çağdaş bir ek olarak kendine yer edinen Lascaux IV, tarih öncesi sanatın en bilindik örnekleri üzerinden, bölgenin sahip olduğu zengin tarihi mirası açıklayabilmek adına yeni yaklaşımlar sunmakta. El emeği duvar çizimlerinden, sanal gerçeklik sergilerine, geleneksel yöntemler ve yüksek teknolojinin bir arada bulunduğu proje, Paleolitik Çağ sanatını mekansal ve deneyimsel anlatımlar ile birleştiriyor.
Arkitera, Kaynak: ArchDaily, Haber: Tülay Aydın, 14.04.2017

MOĞOLİSTAN'DA 1500 YILLIK TÜRK KADIN MEZARI BULUNDU

Daily Mail'in haberine göre arkeologlar Moğolistan'da Altay Dağları'nda 1500 yıllık bir Türk kadının mezarını günyüzüne çıkardı. Siberian Times'ın haberine göre mezara ilk bölgedeki çobanlar rastladı ve Khovd Şehir Müzesinden arkeologlara haber verdi. Bozulmadan korunmuş bir halde bulunan mezarda kıyafetleri ve atıyla birlikte gömülen kadının giydiği modern çizmeler görüldü. Bilim insanları mezarın 1500 yıllık olduğunu düşünüyor.



"ÜST SINIFTAN DEĞİL" Orta Asya'da bütünlüğü bozulmadan bulunan ilk Türk gömüsü olduğuna inanılan mezar, Altay Dağları'nda 2 bin 900 metre rakımda bulundu. Bölgedeki hava koşullarının 3 metre derinliğindeki mezarı bozulmaktan koruduğu ifade edildi. Khovd Müzesi'nden araştırmacı B. Sukhbaatar, "Üst sınıftan bir kişi değil ve muhtemelen bir kadın cesedi. Çünkü mezarında yay bulunmuyor. Şimdi cesedin cinsiyetini kesin olarak belirlemek için dikkatli bir şekilde üzerini soyacağız" dedi.





"TİCARET KONUSUNDA OLDUKÇA BECERİKLİLER"
B. Sukhbaatar Moğolistan'da bulunan mezarın muhtemelen tüm Orta Asya'da bulunan bütünlüğü bozulmamış ilk Türk gömüsü olduğunu belirterek, "Bu çok ender rastlanan bir fenomen. Bu bulgular bize Türklerin inanç ve ritüellerini gösteriyor. Mezarda dizgin, kil vazo, ahşap kase, yalak, demir tencere, at kalıntıları ve antik kıyafetler bulundu. Atın kurban edildiğini çok net bir şekilde görüyoruz. 4-8 yaşları arasındaki bir kısrak olduğu anlaşılıyor. Pamuktan yapılmış 4 ceket bulduk. Bulduklarımız arasında sadece koyun yününden yapılan kıyafet ve eşyalar değil, deve yününden yapılanlar da var, bu çok ilginç. Mezardan çıkanlar arasında bir de şapka var. Bulunanlar mezarın yaklaşık MS 6. yüzyıla ait olduğunu ve bu insanların ticaret konusunda da oldukça becerikli olduklarını gösteriyor" diye konuştu.






DAHA ÖNCE DE 2 BİN YILLIK TÜRK MEZARI BULUNMUŞTU
Çin metinlerine göre MÖ 6. yüzyılda Orta Asya'dan Sibirya'ya kadar olan bu bölgede, İpek Yolu boyunca Türk kabileleri ve Soğdiyanlar yaşıyordu. Kendi alfabelerini geliştiren, kurt ve mavi rengi de içeren bir dizi sembole sahip olan Türklere ait bölgede daha önce başka mezarlar da bulundu. 2003'te bir mezarda bulunan 2 bin yıllık iskelete yapılan DNA analizi, cesedin modern Türklere ait genleri taşıdığını ortaya çıkarmıştı. Arkeologlar iki yıl önce de Altay Dağları'nda Türk bir savaşçıya ait olduğuna inanılan bir mezar bulmuştu. Savaşçının mezarında atı ve bazı müzik enstrümanları da bulunmuştu. Bunların yanı sıra mezarda yastıklar, bir koyun kafası, deri çanta, keçi kemikleri de vardı. O dönemde sahip oldukları eşyalar ile gömülen Türkler, öte dünyada bu eşyaları kullanacaklarına inanıyordu.


ensonhaber.com, 11.04.2017





Haber Arşivi
Nisan 2017






.. TAY Projesi . Kuruçeşme Cad. 67/B
34345 Kuruçeşme İstanbul
Tel: 0 (212) 265 7858 - Faks: 0 (212) 287 1298
e.posta: info@tayproject.org

Copyright©1998 TAY Projesi