Haberler logo Nisan '07 Arşivi


29 Nisan - 5 Mayıs 2007

12. YÜZYILDAN BUDA RESİMLERİ

 

Nepal'de bir mağarada, 12. yüzyıla ait, Buda'nın yaşamını anlatan duvar resimleri, başkent Katmandu'nun 250 km. kuzeybatısındaki Mustang bölgesindeki mağarada bulundu. Bir çobanın, yıllar önce yağmurdan kaçmak için sığındığı bir mağarada eski resimler gördüğünü haber vermesi üzerine, uluslararası bir araştırma ekibi bölgeye gitti. Arkeologlar, sanat uzmanları ve dağcılardan oluşan ekibin, buzlarla kaplı yolu aştıktan sonra ulaştıkları ücra mağarada karşılaştığı resimlerden birinin 8 metre genişliğinde olduğu kaydedildi.

 

Buda'nın hayatını tasvir eden bu resimlerin yanı sıra yakındaki bir başka mağarada da Tibet dilinde yazılar bulunduğu belirtildi. Araştırma ekibi, ziyaretçilerin tahrip edebileceği endişesiyle mağaraların tam olarak nerede bulunduğunu açıklamıyor.

Radikal, Fotoğraf: AP, 05.05.2007

TARİH ONARILIYOR





Vakıflar Bölge Müdürlüğü, son üç yılda yaptığı onarım ve restorasyonlar ile Cumhuriyet boyunca yapılan çalışmaları geride bıraktı.

Vakıflar Bölge Müdürü İbrahim Genç, Konya, Karaman ve Aksaray’da bulunan tarihi yapıların şu an itibariyle önemli bölümünün onarım ve restorasyonunun tamamlandığını, geri kalanların da projesi hazırlandıktan sonra yapılan ihalelerle gün yüzüne çıkarıldığını belirtti. Geçen yıl 43 tarihi eserin onarım ve restorasyonunun yapıldığını kaydeden İbrahim Genç, bu yıl ise 82 vakıf eserinin onarım ve restorasyon projesinin yapılmasının programlandığını belirtti. Genç, onarım ve restorasyon projelerinin yanında ‘yap-işlet-devret ‘projelerine de ağırlık verdiklerini kaydetti.

İbrahim Genç, Vakıflar Bölge Müdürlüğü olarak 3 yılda sorumlulukları altındaki 183 tarihi eserin onarım ve restorasyonu ile 91'inin projesini tamamlayarak büyük bir başarıya imza attıklarını söyledi. Genç, son 3 yılda restorasyonu yapılan tarihi eserin Cumhuriyet dönemi boyunca yapılanlardan daha fazla olduğuna da işaret etti. Vakıflar Bölge Müdürlüğü mülkiyetinde 400 tarihi eser bulunduğunu anımsatan Genç, bölgedeki tarihi dokunun korunması için ellerinden geleni yaptıklarını belirtti. Son yıllarda kendilerine sağlanan imkanlarla birçok projeyi hayata geçirdiklerini ifade eden Genç, tarihi eserler arasındaki Sahibata Hangahı’nın restorasyonunu tamamlayarak tarihinde ilk defa bu yıl müze olarak ziyarete açtıklarını ifade etti. Genç, 17 Aralık 2006 tarihinden bu yana ziyaretçiye açık olan Sahibata Hangahı’nın resmi açılışının da Vakıflar Haftası’nda yapılacağı belirtti.Ayrıca Ali Gav Medresesi’nin de 2007 yılı içerisinde proje kapsamına alındığını ifade eden Genç, burada da onarım ve restorasyon çalışmalarının gelecek günlerde başlayacağı mesajını verdi.

İbrahim Genç, 2007 yılında da tarihi eserlerin onarım ve restorasyon çalışmaları için 20 milyon YTL'ye yakın harcama yapacaklarını bildirdi. Hedeflerinin Konya, Karaman ve Aksaray'da restore edilmemiş tarihi eser bırakmamak olduğunun altını çizen İbrahim Genç, bu çerçevede çalışmaların bu yıl yoğun bir şekilde devam edeceğini, bir çok tarihi eserin onarımı yapılırken geri kalanların da projesinin hazırlanıp gelecek yıllarda yapılması için ellerinden geleni yapacaklarını kaydetti. İbrahim Genç, “Bizim gayemiz yok olan eserleri ortaya çıkarmak. Bu tarihi eserlerden bazıları tamamıyla yıkılmış, bazıları ise bir şekilde ayakta duruyor. Bunlar yeniden canlandırılması için çalışmalarımız sürüyor. 2006 da 80’e yakın ihale yaptık. Bu yıl da çalışmalar devam edecek. Bu sene ağırlıklı olarak yol üzerinde bulunan tarihi hanları ele alıp restorasyon ve bakımlarını yapacağız” dedi.

İbrahim Genç, Şerafettin Cami onarım ve restorasyon çalışmaları kapsamında yanı başında bulunan türbenin de ortaya çıkarıldığını söyledi. Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nce bakım ve restorasyon çalışmaları sürdürülen Şerafettin Cami’sinin Hükümet Konağı’na bakan kısmında olan türbenin 2007 yılı için projelendirilip bakıma alınarak tarihi eserler arasına kazandırılacağını belirten Genç, “Eski Konya fotoğraflarında yer alan türbe, camide yapılan onarım çalışmaları kapsamında ortaya çıkarılacak. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında belediye tarafından yıkıldığı hatta yıkımında dinamit kullanıldığı İsmail Hakkı Konyalı’nın Konya Tarihi kitabında da yer alan türbenin kazı çalışmaları önemli ölçüde tamamlandı. Türbenin normal bölümü yıkıldı ve mezarın bulunduğu alt kısım yapılan kazılar neticesinde ortaya çıkarıldı” diye konuştu.

Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne bağlı tarihi yapılarda restorasyon çalışmaları son süratle devam ederken bu müdürlük tarafından Kültür Bakanlığına devredilen müzeler ise ödeneksizlik yüzünden hala onarımdan geçirilemedi. Bunların başında yer alan Karatay Medresesi’nde geçtiğimiz yıl başlanan tadilat çalışmaları hala devam ediyor. Tadilat nedeniyle ziyaretçiye kapalı olan medresenin ne zaman açılacağı ise bilinmiyor.

Merhaba Gazetesi, 05.05.2007

BEŞKONAKLAR'IN RESTORASYONU TAMAMLANIYOR

 

Malatya mimarisinin önemli simgelerinden Beşkonaklar'ın restorasyonunda son aşamaya gelindiği bildirildi.

 

Malatya Kültür ve Turizm İl Müdürü Derviş Özbay, yaptığı açıklamada, 2006 yılı yatırım programından 1 milyon 250 bin YTL ödenek ayrılan Beşkonaklar'ın restorasyonunun tamamlanmak üzere olduğunu söyledi. Özbay, restorasyon çalışmalarının hızlı bir şekilde devam ettiğini ve belirlenen süreden önce tamamlanacağını ifade ederek Beşkonaklar'ın yaz aylarından itibaren hizmet vereceğini kaydetti.

 

Beşkonaklar'ın turizm açısından önemli olduğuna işaret eden Özbay, konakların birinin kültür evi, birinin sanat evi, birinin Malatya Mutfağı, ikisinin ise Etnografya Müzesi olarak düzenleneceğini kaydetti.

Turizm Gazetesi, Fotoğraf: zeydanli.com.tr, 05.05.2007

NYSA'DA KAZI ÇALIŞMALARINA 15 NİSAN'DA BAŞLANACAK

 

Aydın'ın Sultanhisar İlçesi'nde bulunan Nysa Antik Kenti'nde, 2007 yılı kazı çalışmalarına ay sonunda başlanacak.Nysa'da 1905 yılında Almanların ve Yunanlıların başlatttığı kazılara, 1917 yılında ara verilmişti. Ankara Üniversitesi Dil Ve Tarih Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vedat İdil başkanlığında 1990 yılında yeniden başlatılan kazılarda, geçen yıl kütüphane, stadyum ve tiyatro bölümlerinden çalışma yapıldı.

 

Sultanhisar Nysa Ören Yeri Dayanışma Derneği tarafından maddi olarak desteklenen kazılarda 2006 yılında 100 bin YTL harcama yapıldı. Ege Bölgesi Sanayi Odası Aydın Şube Başkanı ve kazı sponsoru olan Ercan Çerçioğlu, bu yılki kazıların Ekim ayına kadar sürdürüleceğini bildirdi. Kazıların daha geniş çaplı yapılabilmesi için  güçlü sponsorlara ihtiyaç duyulduğunu söyleyen Çerçioğlu, ''Geniş bir alana sahip olan Nysa ve bağlantısı olan Akharaka'da gün ışığına yüzde 10'luk bir bölümün çıkarılmasına rağmen ilçe turizmine büyük fayda sağladığını gördük. Kazılarda yaklaşık 40 Sultanhisarlı işçi çalıştırılıyor'' dedi.

 

Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi ve kazı sorumlusu Doç. Dr. Musa Kadoğlu, Nysa kazılarının 100 yıl daha devam ederse, tamamının gün ışığına, ancak çıkabileceğini, güçlü sponsorların olması halinde bu sürenin azalacağını belirtti.  Kadıoğlu, gelecek yıllarda Sultanhisar'ın en büyük gelir kaynakları arasına turizm olacağını söyledi.

Turizm Gazetesi, Fotoğraf: nysaandacharaca.com, 05.05.2007

KINIK KÖYÜ'NDE KAZI ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR

 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu başkanlığında 13 yıldır Kastamonu`nun Devrekani İlçesi'ne bağlı Kınık Köyü'nde kazı çalışması yapan ekip, bölgede incelemelerde bulundu. Prof. Dr. Çınaroğlu, beraberindeki kazı heyetiyle geldiği Kınık Köyü'nde, yaptığı açıklamada, 1994 yılından itibaren bölgede yürütülen kazı çalışmalarında bugüne kadar Hititlere ait çeşitli türde madeni eserler ve maden atölyesinin açığa çıkartıldığını bildirdi.
 

Kazı çalışmalarına bu yıl da gerekli ödenek almaları halinde temmuz, ağustos ve eylül aylarında başlayacaklarını ifade eden Prof. Dr. Çınaroğlu, Kınık ören yerinin her geçen yıl çıkan farklı eserlerle bir açık hava müzesine dönüştüğünü kaydetti. Kazı çalışmalarında bu yıl Kınık`ta bölgenin en eski kalesini gün yüzüne çıkartacaklarını belirten Prof. Dr. Çınaroğlu, ``Daha önce burada dinazor fosilleri bulmuştuk.Bu yılki kazı çalışmalarımızda bir kaleyi gün yüzüne çıkarmayı hedefliyoruz`` dedi.
    

Devrekani Belediye Başkanı Mümtaz Aliustaoğlu da bölgede kazı çalışmalarının yürütülmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığından ödenek talebinde bulunduklarını belirterek, ``Bakanlık, imkanları ölçüsünde kazı çalışmalarına gereken ödeneği sağlayacaktır. Biz de belediye olarak elimizdeki tüm imkanları kazı ekibinin hizmetine sunacağız`` diye konuştu.

Kastamonu Postası, 05.05.2007

TARİHİ BİNALAR TESCİLLENDİ

 

Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı (ÇEKÜL) üyeleri, Samsun'un Alaçam İlçesi'ni gezerek tarihi mekanlarda incelemelerde bulundu.


Turizm Haftası etkinlerinde Alaçam'da bulunan tarihi evler gezilerek birer birer tescilleyen ÇEKÜL Vakfı üyelerine Alaçam Kaymakamı Mustafa Masatlı da eşlik etti. Alaçam'da bulunan tarihi konak ve binalardan oluşan 27 eseri kültür varlığı olarak tescil eden ÇEKÜL Vakfı üyeleri, Alaçam ilçesinin bünyesinde barındırdığı zengin mimari mirası ve doğal güzellikleriyle bir turizm merkezi olmaya aday olduğunu söyledi.


ÇEKÜL Vakfı Üyesi Hasan Özgen, Alaçam'da bulunan tarihi varlıkların çevreye uygun olarak yapıldığını belirterek, "Alaçam'daki konaklar insanca yaşam için düşünülmüş. Bu tarihi binalar kent merkezinde sınırlı değil, merkezin dışında köylerde ahşaptan oluşan konutlar da bulunuyor. Alaçam ilçesi bünyesinde barındırdığı zengin mirası, doğal güzellikleriyle bir turizm merkezi olma yolundadır. Bir başka anlatımla denizi, ormanı, güneşi, kumsalı ve tarihi konaklar yerli turistler için ayrı bir değer taşımaktadır. Bu güzellikleri yerinde görmek ve bu tarihi binaları biran önce onarıma almak için kollar sıvandı" dedi.


Alaçam Kaymakamı Mustafa Masatlı ise Alaçam'ı turizm merkezi yapmaya kararlı olduklarını vurguladı. Turizmin dünyada önemli bir yer tuttuğuna dikkat çeken Maksatlı, "Ülkelerin pek çoğu sadece turizm gelirleriyle ayakta durmaktadır. Ülkemizde doğal ve kültürel zenginliklere sahip. Üç tarafı denizlerle çevrili bir cennet vatana sahibiz. Yöneticiler olarak, vatandaşlar olarak, sivil toplum kuruluşları olarak bu değerleri, bu güzellikleri çok iyi kullanmamız gerekir. Turizm sektörünün önünde de pek çok sorun vardır. Mutlaka önümüzde duran bu sorunları el birliğiyle aşmamız gerekiyor. Bunları çok iyi değerlendirmemiz lazım. İnşallah değerlerimizi arzu ettiğimiz seviyeye getiririz" diye konuştu.

Samsun Haber, 05.05.2007

TİNERCİLER BİR TARİHİ DAHA YOK ETTİ

 

Edirne Eski İstanbul Caddesi üzerinde bulunan iki katlı tarihi bina, henüz belirlenemeyen nedenle yandı. Yangına müdahele eden itfaiye ekipleri çöken binanın altında kalmaktan son anda kurtuldu.

Sabuni Mahallesi Eski İstanbul Caddesi'nde harabe haldeki 2 katlı ahşap binadan duman çıktığını gören vatandaşlar durumu polise ve itfaiyeye bildirdi. Kısa sürede olay yerine gelen itfaiye ekipleri, merdivenli aracın çalışmaması üzerine yangına sadece yerden müdahale etmek zorunda kaldı. Yangını kontrol altına almakta güçlük çeken itfaiye ekiplerine takviye olarak 54. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı'na ait bir itfaiye aracı da söndürme çalışmalarına katıldı.

 

Geniş güvenlik önlemlerinin alındığı olay yerindeki yüksek gerilim hattındaki elektrik akımı kesilirken, vatandaşlar da çevreden uzaklaştırıldı. Yanan ahşap tarihi bina çalışmalar sürdürülürken çöktü. Yangına müdahele eden itfaiye ekipleri çöken binanın altında kalmaktan son anda kurtuldu. İtfaiye ekiplerinin müdahalesiyle yangın, 1. 5 saatte kontrol altına alınarak söndürüldü.

 

Çevre sakinleri yanan binada tinerci şahısların kaldığını ve yangını onların çıkarmış olabileceğini iddia etti. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Yeni Şafak, 05.05.2007

TARİHİ VALİ KONAĞI'NDA DEFİNE ARAMIŞLAR

 

Kırklareli eski Vali Konağı’nda izinsiz define arandığı ortaya çıktı. Polis, konaktaki kazıda kullanılan çekiç, keski, mum ve murç ele geçirdi.

Kırklareli Akarlar Mahallesi’ndeki bakım ve onarım için bir inşaat firmasına teslim edilen tarihi Vali Konağı’nda henüz kimliği belirlenemeyen kişi veya kişiler tarafından define arandı. Konaktan gelen gürültüler üzerine çevredekilerin ihbarda bulunduğu polis, olay yerine gelerek inceleme yaptı. Konağın bodrum katındaki duvara büyük bir delik açılarak kazı yapıldığı anlaşıldı. 

Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

Kırklareli Kent Haber, 05.05.2007

ANTİK YÜRÜYÜŞ YOLU'NU KEŞFEDİN

 

Roma İmparatorluğu zamanında Bitinya Pontus Valisi Gaius Julius Aquilla tarafından yaptırılan, Anadolu'da başka örneği bulunmayan karayolu dinlenme yeri Kuş Kayası Yol Anıtı Krateria (Gerede) ile Amastris’i (Amasra) birbirine bağlayan yoldaki son dinlenme noktası. Doğal kaya dilimleri üzerine işlenmiş niş içinde bir insan ve bir sütun üzerine işlenmiş kartal figürüyle iki adet kitabeden oluşan anıt devletlerarası barışı temsil etmekte.

 

Anıtın hemen önünden geçen antik yol, doğa yürüyüşü için çekici bir imkan sağlıyor. Bir yandan ciğerleriniz enfes havayı solurken diğer yandan gözleriniz ışık saçan kıyı manzarasıyla büyüleniyor. Doğadan ve doğallıktan gitgide uzaklaştığımız çağımızda hem ruhsal hem de bedeni rahatlık sağlayabilmemiz için eşsiz bir fırsat sunan Kuşkayası Antik Yolu sizleri bekliyor.





Bartın’a 32 Km uzaklıkta, Amasra İlçesi, Makaracı Köyü’nde bulunan, 17 bin yıllık bir doğa harikası Gürcüoluk Mağarası ziyarete açıldı. 5 metre genişliğinde ve 3 metre yüksekliğinde bir girişe sahip mağaraya Kuyupınar Mahallesi'nden orman içi patika yolla ulaşılmakta.





Dar ve hafif eğimli girişten sonra ziyaretçileri birbirlerine bağlı biçimde 7 - 8 metre genişlikte ve 6 - 7 metre yükseklikteki odalar karşılamakta. Mağaranın içerisinde gri, krem ve bej renklerinde çok sayıda sarkıt ve dikit bulunmakta.

 

Astım hastalarına da faydalı olduğu söylenen mağara ilginç bir deneyim yaşamak isteyenler için cazip bir mekan.

Turizm Habercisi, 04.05.2007

ESTETİK KURUL KAYSERİ EVLERİNİ İNCELEDİ

 

Mehmet Tarınç başkanlığında bir araya gelen Kent Estetik Kurulu üyeleri, Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından restorasyon çalışmalarına devam edilen Gürbaz, Dülgeroğlu, Efendiağalar, Camcıoğlu, Kuyumcuoğlu, Bezircioğlu ve Selçuki Evlerindeki restorasyon çalışmalarını inceleyerek yetkililerden bilgi aldı.


Hızla devam eden çalışmalarda taş işçiliğinin yaz sonlarına doğru bitmesi ve ardından ahşap süslemelerin yapılması planlanan konakların, restoran, kafe, geneleksel el sanatları merkezi ve pansiyon olarak kullanıma açılacağı bildirildi.

Kayseri Gündem, 04.05.2007

LATİFE HANIM KÖŞKÜ İHALEYE ÇIKARILIYOR

 

Ulu Önder Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım'ın, hayatının son günlerini yaşadığı Latife Hanım Köşkü'nün yenileme projesini tamamlayan Karşıyaka Belediyesi köşkün ihalesini Haziran ayında gerçekleştirecek.

 

Belediye Başkanı Cevat Durak, "Türkiye Cumhuriyeti tarihi açısından önemli bir yeri olan ve Atatürk'ün eşi Latife Hanım'ın ailesi Uşakizadeler'e ait olan köşkü yaşayan bir merkez haline getirmek için verdiğimiz mücadelede son aşamaya geldik. Bütün izinlerimizi aldık. Bu yılın sonuna kadar yenileme çalışmasını tamamlayıp 'Latife Hanım Anı Evi' olarak açacağız" dedi.
Köşkün, daha önce Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İzmir Valiliği tarafından da kamulaştırılmak istendiğini, ama Latife Hanım'ın ailesi Uşakizadeler'den sonraki mülk sahipleriyle anlaşılamaması nedeniyle başarılı olunamadığını kaydeden Başkan Durak, "Israrlı mücadelemiz sonunda köşkü kamulaştırmayı başardık. Şimdi sıra, burayı İzmir'e kazandırmaya geldi" diye konuştu.

 

Karşıyaka Belediyesi'nin başvurusu onaylanırsa, İzmir Valiliği, yenileme çalışmasının maliyetinin yüzde 60 ile 80'ini karşılayacak.

Yeni Asır, Haber: Süleyman Sağat, 04.05.2007

PERİ BACALARI DA BİR DÜNYA HARİKASI

 

İngiliz Times gazetesi, "Dünyanın Yeni 25 Harikası"nı seçti ve aynı adla bir liste yayımladı. Times gazetesinin listesinde Bolivya Salar de Uyuni'ndeki tuz düzlükleri birinci sırada yer alırken, listeye Türkiye'den de Kapadokya'daki Peri Bacaları girdi. Peri Bacaları beşinci sıradaydı.


Liste, dünyanın birçok yerine seyahat rehberi yayımlayan İngiltere'deki "Rough Guides" adlı yayınevi tarafından kuruluşunun 25. yıldönümü nedeniyle yayımlandı. Mekanların yanı sıra etkinliklerinde yer aldığı liste, seyahat rehberlerinin deneyimleri ışığında hazırlandı.






İşte yeni harikalar:

1- Bolivya'da Salar de Uyuni'deki tuz düzlükleri
2- Avustralya'daki Uluru veya Alers Kayalıkları
3- Mısır'daki Giza Piramitleri
4- Amazon Nehri akıntısı
5- Türkiye'de Kapadokya'daki Peri Bacaları ve mağaralar
6- ABD'de Arizona'daki Büyük Kanyon
7- Ürdün Çölü'ndeki taşlardan yapılan Petra şehri
8- Peru'daki İnka kenti Machu Picchu
9- Gaudi'nin İspanya'nın Barcelona kentinde bulunan "Sagrada Familia" (Kutsal Aile) Kilisesi
10- Patagonya'daki Perito Moreno Buzulu
11- Roma'daki Sistine Şapeli
12- Himalayalar'da yürüyüş
13- Kamboçya'daki Angkor Wat Tapınağı
14- Venedik'teki kanal ve saraylar
15- Sahra Çölü'nü deve kervanıyla geçmek
16- Çin Seddi
17- Zambia ve Zimbabwe'deki Victoria Şelalesi
18- Belize Resif Bariyeri'nde kürekle gezinti
19- Hindistan'daki Tac Mahal
20- Meksika ve Guatemala'daki Maya kalıntıları
21- Güney Pasifik'teki Easter Adası'nda bulunan taştan dev heykeller
22- Mali'deki Büyük Cami
23- Las Vegas'ın cazibeleri
24- Çin'deki Yasak Şehir
25- Paraguay ve Brezilya'daki dünyanın en büyük su bendi olan Itaipu

Milliyet, 04.05.2007

NOEL BABA VE MYRA SEZONA İYİ BAŞLADI

 

İl Kültür Müdürlüğü’nden alınan bilgilere göre, bu yılın dört aylık döneminde Noel Baba Kilisesi’ni 53 bin 790 kişi ziyaret etti, elde edilen gelir 150 bin 785 YTL oldu. Myra Antik Kenti’ni aynı dönemde 48 bin 175 kişi ziyaret etti, 143 bin 97 YTL gelir elde edildi.

Yetkililer, her iki ören yerine gelen ziyaretçi sayısı ve gelirin geçen yılın aynı dönemine göre arttığını bildirdiler. Antalya’daki tarihi mekanları gezen yabancı turistler ise gördükleri görkemli eserler karşısında, büyülendiklerini dile getirdiler.

Akşam, 04.05.2007

ZEUGMA'DA 2007 KAZI ÇALIŞMALARI 15 TEMMUZ'DA BAŞLAYACAK

 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Zeugma Kazı Başkanı Doç. Dr. Kutalmış Görkay, Zeugma'da 2007 yılı kazı çalışmalarının 15 Temmuz'da başlayacağını söyledi. Görkay, kazı çalışmaları için hazırlık çalışmalarının devam ettiğini, 20 Ekim'de sona erecek olan kazıları 4'ü yabancı olmak üzere toplam 60 kişilik bir ekiple gerçekleştireceklerini ifade etti. Zeugma'da 2006 yılı kazı çalışmalarının 1 Ağustos'ta başlayıp 20 Ekim'de sona erdiğini hatırlatan Doç. Dr. Görkay, ''Önceki yıllarda gün ışığına çıkartılan Dionysos ve Danea villalarının bitişiğindeki üçüncü villayı bütün eklentileriyle ortaya çıkartmak için kazı yaptık ve bu kazı çalışmalarımız zemin etüdüyle sona erdi'' dedi.

Turizm Gazetesi, 04.05.2007

KARS MÜZESİ YENİLENİYOR

 

Modern bir görünüme kavuşturulması için yeniden dizayn edilen Kars Müzesi'ne, 24 adet de güvenlik kamerası yerleştiriliyor. 

Kafkaslardan Anadolu'ya girişte ilk yerleşim merkezi olma özelliği taşıyan Kars, bir çok uygarlığın geçişine tanıklık etmiş ve binlerce yıldır iskan edilmiş antik bir şehir özelliği taşıyor. Paleolitik,, Neolitik, İlk Tunç Çağı, Urartu, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine mekan olan kentte bütün dönemlerin ve uygarlıkların izlerine rastlamak mümkün. Bölgedeki yoğun arkeolojik yerleşmelerde bulunan kültür varlıklarını korunması amacı ile 1959 yılında kurulan Kars Müzesi, 1978 yılına kadar Kars Kalesi eteğindeki Kümbet Camii'nde, daha sonra da mevcut yerinde hizmetine devam etti. 

Doğu Anadolu Bölgesi'nin en önemli müzelerinden birisi olan Kars Müzesi, arkeoloji salonu, etnografya salonu ve müze bahçesinde sergilenen taş eserlerden oluşuyor. Arkeoloji salonunda  İlk Tunç Çağı, Urartu dönemi, Roma dönemi, Pers, Part devletleri dönemi, Sasani dönemi, Selçuklu dönemi, Karakoyunlu, Akkoyunlu dönemi ile Osmanlı dönemine ait pişmiş toprak eserler, madeni eserler, sikkeler, gözyaşı şişeleri sergileniyor. Etnografya salonunda ise 18. ve 19. yüzyıla ait yöresel giysiler, kaftanlar, halı ve kilimler, gümüş kemerler, silahlar ve mutfak kapları yer alıyor. Taş eserleri bölümünde de Akkoyunlular ve Karakoyunlular dönemine ait koç, koyun ve at heykellerinden oluşan mezar taşları bulunuyor. 

Müze Müdürü Necmettin Alp, "Müzemiz sil baştan yeniden yapılandırılmaktadır. Bahçe kısmından tutunda iç kısmın tamamı ve teçhizatı yeniden yapılıyor. Bu kapsamda, 40 adet teşhir vitrini yapılmakta. Kapalı devre alarm sistemi kuruluyor ve bu sistem 29 adet güvenlik kameraları ile desteklenecek. Dışarıya ve içeriye kamera sistemi döşeniyor ve elektrik sistemi de yenileniyor. Bunlar içinde kontrol için sistem odası yapılıyor. Ayrıca salonlar mermer döşemeli olurken, tavanlarda yeniden yapılıyor. Bunun yanında idari kısımlar, tuvaletler yenileniyor. Depolarda onarılıp kapılar değiştiriliyor. Binanın tamamı yeniden boyanıyor. Yaklaşık sekiz ay gibi bir süre içinde tamamen yenilenmiş ve onarılmış modern bir müze binasına kavuşmuş olacağız. Bunun yanında eserlerimiz ise depolarda güvenlik altında, tasnifli ve mühürlü olarak sergileneceği günü bekliyor." dedi.

Kars Kent Haber, 04.05.2007

'KÖR OLASI ÇÖPÇÜLER'İN İZNİK ÇIKARMASI

 

İznik, 2 bin 300 yaşında. Sayısız fetihlere sahne olmuş, dört büyük imparatorluğun (Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı) başkenti. Hıristiyanlık tarihinde özel bir sayfası var. I. ve VII. konsülleri ağırlamış, Roma Katolik Kilisesi ve Doğu Ortodoks Kilisesi burada birbirinden ayrılmış. Bu nedenle ruhani ve siyasi bir aktör konumunda. Sahip olduğu tarihi-kültürel değerlere rağmen ne yazık ki, Cumhuriyet sonrası kıymeti bilinememiş.


İznik'in dört bir yanında, ev sahipliği yaptığı medeniyetlerin izleri var. Surlarının çevresinde dolaşıp anıtsal dört kapıdan geçerken içiniz cız ediyor ama. Atatürk'ün büyük önem atfederek, "Asıl İznik'i göremezsiniz, çünkü o toprağın altındadır" dediği bu eski başkent, cılız bir kasaba olarak kalmış, içine kapanmış, gelişememiş ve dünyanın önde gelen bir turizm merkezi olamamış nedense!..






İznik sadece arkeolojik-kültürel açıdan sahipsiz bırakılmamış, doğal güzellikleri de heba edilmiş. Örnek mi? Marmara Bölgesi'nin en büyük, Türkiye'nin beşinci büyük doğal gölü olan İznik Gölü, 1990'da sit alanı ilan edilmiş. Gölün çevresi tamamen tarım alanları ve zeytinliklerle çevrili. Tarım alanları için gölden su alınıyor. 1963'te gölün batısında su tutma amacıyla yapılan seddenin yapımı sonucu 416 sulak alan kurutulmuş. Bu sedde, gölü neredeyse bir rezervuara dönüştürmüş.


İznik Gölü evsel, tarım ve sanayi atıkları yüzünden yok olma tehlikesi altında. Amerikan firması Cargill'in göl dibindeki nişasta fabrikasının su ihtiyacını yeraltı sularından karşıladığını unutmayalım. Fabrikanın gölden su çektiği de iddia ediliyor.


Geçen hafta sonu Zirve Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü'yle Symbiosis (Sınır Tanımayan Sağlık ve Doğa Gönüllüleri) İznik'e bir temizlik çıkarması yaptı. İstanbul ve Bursa'dan 45 çevreci İznik'e giderek bölgedeki ilköğretim okullarından 150 öğrenciyle birlikte göl çevresindeki çöpleri topladı. Amaç, İznik halkına doğanın nasıl kirlendiğini göstermek, onları temizliğe yöneltmek, her şeyden önce çocuklara çevre bilincini aşılamaktı. Zirve Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü, 2007'yi 'Dağ Temiz Yılı' ilan etmiş. Bu yıl tırmandıkları dağlarda ve trekking gezilerinde çevreye atılmış çöpleri toplayarak dönecek, gittikleri yere temizliği götürecekler.


Temizlik harekatı için 'çöpçüler' 28 Nisan sabahı İstanbul'dan yola çıktı. Plana göre o gün İznik Gölü'nde temizlik yapılacak, akşam göl kenarında kamp kurulacak, pazar sabahı yine temizliğe başlanacaktı. Bisikletçi ve motosikletçiler de göl etrafinda göğüs pankartlarıyla tur atarak toplumun dikkatini temizlik kampanyasına çekecekti. Hem iki gün doğayla baş başa kalmak, hem doğayı temizlemek... Kamp ateşinde eğlenmek de cabası!


Erkin Koray'ın 'Kör Olası Çöpçüler'ini söyleyerek iş yapan çöpçüler kafilesine katılmış biri olarak planın başarıyla uygulandığını söyleyebilirim. İki günün sonunda 120 büyük çöp torbasını İznik Belediyesi'ne teslim ettik. Sahilde neler toplamadık ki? Bol miktarda zirai ilaç şişesi, içki şişesi, pet şişeler, tenekeler, konserve kutuları, cam kırıkları, naylon torbalar, alüminyum kağıtlar, sigara kutuları, izmaritler, bira ve kola kapakları, kumaş parçaları, küçük ev eşyaları, hatta oyuncaklar...

İşimiz bitince de çöplerin ortalıkta bırakıldığını duyduğumuz Çakırca ve Yeni Sölöz'e gidip yerinde inceleme yaptık, vaziyeti fotoğrafla belgeledik. Çakırca muhtarlığı göl kenarındaki çöplüğe karşı duyarsız, zaten köy sakinleri de çöplükte yaşamaya alışmış. Yeni Sölöz Belediyesi çöplerini yol kenarına yığmış. Ancak hafta sonu olduğu için yetkililere ulaşamadık.


İlçenin AKP'li Belediye Başkanı Kadri Eryılmaz, hazırladıkları internet sitesinde, "Kanalizasyonumuz yok. Fosseptiklerle idare ediyoruz. Kanalizasyon muhakkak yapılmalı. Çünkü çağdaş bir kentin can damarı kanalizasyondur ve bizim için korunması çok önemli olan büyük bir değer var: İznik Gölü. Bu gölün geleceği için kanalizasyonu, arıtması iyi olacak şekilde yapmak zorundayız" diye konuşuyor.


Başkan gerçekten güzel konuşmuş, ama neden göl ve çevresinin çöplüğe dönüşmesine duyarsız kalmış?.. Dışarıdan bir avuç insanın ilçeye gelerek çöp toplaması, sessizce 'Siz bu işi beceremiyorsunuz' demesi, bir belediye başkanı için onur kırıcı bir durum değil mi?

 

İznik'in sorunlarını birinci ağızdan duymak için İznik Çiniciler Derneği Başkanı Adil Can Güven'in atölyesine uzandık. Güven, derneğin çiniciliğin gelişmesine katkıda bulunmanın yanı sıra çevre kirliliğinin önüne geçilmesi ve eski eserlerin korunması gibi amaçları olduğunu söylüyor.


İznik Belediyesi nasıl çalışıyor?
Toprağa ve göle karşı ilgisizler. En önemli sorunlardan biri çöpler. Hiçbir ayrıma tabi tutulmadan ilçenin bazı muhitlerine, örneğin Sansarak yoluna yığılıyor. İncelemelerimizde evsel atıklar haricinde hayvansal atıkların da yol kenarında biriktirildiğini gördük. Köylere gelince; kanalizasyon yok, yol kenarından akan kanallarla derelere ulaştırılan evsel atıklar (deterjan, boya, tarım ilacı gibi maddelerle), kanalizasyon atıkları göle ulaşıyor. İznik içinde kanalizasyon yok, fosseptik çukurları mevcut. Bunlar zaman zaman vidanjörlerle çekilerek duyduğumuza göre yamaçlarda bir mağara içine dökülüyor. Bir deprem olsa!..


Göl kenarında tarım yapılmasının kirliliğe etkisi nedir?
Tarım ilaçları pulvarizatörlerinin temizlenmesi, tankların yıkanmasıyla süzülen ilaçlı sular göle karışıyor. Avrupa'nın yasakladığı DDT muadili tarım ilaçları kullanılıyor. Ayrıca çorak dedikleri, her sene tonlarcası bölgenin bazı yerlerine tanklarla götürülüp boşaltılan salamura suyu yüksek oranda tuz içeriyor. Bir kısmı yeraltı sularına, bir kısmı göle karışıyor. Bilinçsizce kullanılan kanserojen tarım ilaçları, ilaçlama zamanı kesif kokusuyla tüm İznik'in üstüne yağıyor. Sürüler halinde gezen köpeklerin çöpleri dağıtması ve pazarları çöp toplanmadığı için tam gezi günü pis görüntü olması bir yana, hayvanların taşıyacağı uyuz ve kuduz gibi illetlerin olmaması mümkün değil. Umumi tuvaletlerin yenilenmesine memnun olduk ama bunların göl kıyısı ve dere kenarlarında olması midemizi bulandırıyor.


İlçe halkı Cargill'in varlığına alıştı mı?
İstihdam sağlandı, ancak Cargill, Türkiye'nin hikayesidir! Yeraltı suyunu çekip dengeyi bozuyor. Göl kenarında üç-dört metre çekilme oldu, yükseklik 1 metre azaldı. Kaç bin metreküp su gitti...

Radikal, Haber: Şule Çizmeci, 03.05.2007

HÜRREM SULTAN HAMAMI'NDA RESTORASYON

 

Konya Karapınar'da yıllardır hiçbir onarım ve restorasyon işlemi yapılmayan tarihi Hürrem Sultan Hamamı, Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından restore edilmeye başlandı.

 

Restorasyonu yürüten Sarıoğlu şirketinin yetkilisi Zekeriya Çayır, hamamın kubbe kısmının temizlenip, mozaik sıva, izolasyon malzemesi ve kurşunla kaplanacağını belirtti. Dış cephelerin ise aslına uygun olarak restore edileceğini duyuran Çayır, ön cephede yer alan çürük taşların yerine de kesme taşlar monte edileceğini bildirdi.

 

Çayır, ayrıca iç kısımda yerlerin mermer ve döşeme kaplama olacağını, çalışmaları 3 ay içinde tamamlamayı planladıklarını kaydetti.

Merhaba Gazetesi, Foto: konya-eregli.gov.tr, 03.05.2007

"ULU CAMİ VE ÇEVRESİ PROJESİ" KAPSAMINDA CAMİ ÖNÜNDEKİ ESKİ BİNALAR YIKILDI

 

Kütahya'da, “Ulu Cami ve Çevresi Projesi” kapsamında eski binaların yıkılmasıyla önü açılan caminin çevresinin açık kalması için vatandaşlardan yoğun talep geldiği bildirildi.

 

Kütahya Belediye Başkanı Mustafa İça, yaptığı açıklamada, proje kapsamında gerçekleşen yıkım çalışmaları sonucunda Osmanlı döneminden kalma Ulu Cami'nin, son yüz yılda ilk kez görkemli bir şekilde tamamının göründüğünü söyledi. Yıkılan eski yapıların yerine Anıtlar Kurulu'nun onayı ile Osmanlı mimarisine uygun yeni bir iş merkezi yapılacağını kaydeden İça, caminin önünün açık kalması için iş merkezi yerine bölgenin yeşil alan yapılması yönünde halktan yoğun şekilde talep geldiğini belirtti.


İça, gelen talebi değerlendirdiklerini ifade ederek, şöyle konuştu: “Projenin gerçekleşmesi ve bölgenin turizme kazandırılması için yıkılan bina sahipleriyle belediye olarak anlaşma yapmıştık. Anlaşmaya göre, eski binaların yerine yapılacak iş merkezinden dükkan sözü verdik. Binaların yıkılmasıyla Ulu Cami tamamen görkemli bir şekilde açığa çıktı. Bu nedenle de caminin önüne iş merkezi yapılmaması için vatandaşlardan yoğun talep geldi. Biz de durumu yıkılan binaların sahiplerine ilettik. Onların mağdur edilmemesi için farklı öneriler sunduk. Ancak, hiçbiri kabul etmedi. Bu nedenle de iş merkezini yapmak zorundayız.”

Kütahya Tellal, 03.05.2007

MANAVGAT'TAKİ SİMOLUĞU MAĞARASINI KÖYLÜLER IŞIKLANDIRIYOR

 

Mağaranın turizme açılması için Kültür ve Turizm Bakanı Atila Koç, TBMM Meclis Dilekçe Komisyonu Başkanı Yahya Akman, Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe ve Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ'a dilekçe yazan köylüler, yardım talebinde bulundu.

 

Mağaranın aydınlatmasını evinden döşediği seyyar lambalarla Muharrem Şafak ile Veli Şafak yapıyor. Ancak bu işlem için elektrik faturasının 80 YTL gelmesi duyarlı köylüleri zor durumda bıraktı. Muharrem Şafak, Çevre ve Orman Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın bir an önce Simoluğu Mağarası'nı turizme açılması için taleplerini karşılamalarını gerektiğini söyledi. Şafak, 14 yıldır uğraş vermelerine rağmen, araçların mağaraya gitmesi için bir yol yaptıramadıklarını belirtti.

 

Şafak, "Köyümüz içinde bulunan Simoluğu Mağarası'nın turizme açılması için köylülerle birlikte 14 yıldır uğraş veriyoruz. Mağaranın turizme açılması için yaptığımız bütün girişimlerde kapılar hep yüzümüze kapandı. Mağaranın ışıklandırılması için her ay 80 YTL elektrik parası ödemekten yoruldum." diye konuştu.

 

Gebece Köyü Muhtarı Ramazan Sarı, her turizm sezonu öncesi siyasilerin, turizm işletmelerin ve bürokratların Simoluğu Mağarasını turizme açmak için söz vermelerine rağmen, sözlerini tutmadıklarını belirtti. Muhtar Sarı, mağaranın turizme açılması ile birlikte Gebece köyünde yayla, yürüyüş ve jeep safari turları ile doğa turizminde canlanma olacağını kaydetti. Sarı şöyle dedi: "Mağaranın bir an önce turizme açılmasını istiyoruz. Simoluğu Mağarası'nın turizme açılması ile birlikte, Gebece köyüne yakın 6 köyde doğa ve yayla turizmi yaygınlaşacaktır. Sağlık Bakanlığı, onay verirse Simoluğu mağarasının astım hastaları için şifa yeri olacağına inanıyorum. Köyümüze mağarayı gezmek için çok turist geliyor. Fakat mağaranın yolu, levhası ve ışıklandırması olmadığından yeterince yardımcı olamıyoruz. Bu konuda yetkililerin, bir an önce çözüm bulmasını istiyoruz."

Turizm Gazetesi, 03.05.2007

TÜRK AŞIĞI LOTİ'NİN EVİ ZAR ZOR AYAKTA DURUYOR

 

Piyer Loti denilince akla hemen Eyüp gelse de Türkiye aşığı Fransız yazarın İstanbul'da geçirdiği güzel günlerin bir başka tanığı da Çemberlitaş, Divanyolu Caddesi, Atik Ali Bey Camisi'nin karşısında bulunan iki katlı apartman. Kaderine terk edilen tarihi apartmana kaçak kat çıkıldıktan sonra iş yeri olarak kullanıma açılmış.

 

Osmanlı'nın son dönemlerinde Avrupa'da Türklerin hakkını savunan yazıları nedeniyle Türkiye'de yakından tanınıp sevilen Pierre Loti, ülkemizi sık sık ziyaret ediyordu. Ünlü yazar, Ağustos 1910'da Zabit Kemal Bey'in Çemberlitaş'taki evini kiraladı.

Piyer Loti oğlu ile birlikte bu şirin evde 3 ay kaldıktan sonra İstanbul'dan ayrıldı. Ünlü Fransız yazar İstanbul'dan ayrılırken devlet töreni ile uğurlandı. Loti'nin seyahatinin ardından dönemin dışişleri bakanı Keçecizade Reşit Fuat Bey tarafından binanın girişine bir kitabe yaptırıldı.

Piyer Loti'nin kaldığı bilinen tek apartman dairesi kaderine terkedilmiş durumda. Düzensiz ve denetimsiz yapılaşma sonucu tarihi apartmana bir de kaçak kat çıkılmış. Tarihi bina bir dönem deri atölyeleri ve gümüş imalathanelerine de ev sahipliği yapmış.

Binaya sonradan eklenen kaçak katta hala bir gümüş atölyesi bulunurken Piyer Loti'nin kaldığı bölümde ise şu an bir kafeterya yer alıyor.

Sabah, Haber: Ali Balcı - Deniz Derin, 03.05.2007

DİYARBAKIR'DA TARİHİ ESER OPERASYONU

 

Diyarbakır'da, jandarma ekiplerinin düzenlediği operasyonda, bir ahırda toprak altında gizlenmiş Roma Dönemi'ne ait 2 mermer heykel ele geçirildi.

Diyarbakır Valiliği'nden yapılan açıklamaya göre, İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, alınan ihbar üzerine Çınar İlçesi'ne bağlı Ovabağ Köyü'nde, A.D.'nin evinde ve evinin yanıdaki ahırda arama yaptı. Aramada ahırda toprak altına gizlenmiş, Roma Dönemi'ne ait olduğu belirlenen biri kadın, diğeri kartal figürlü 2 mermer heykel ele geçirildi. Gözaltına alınan A.D. ile kimlikleri açıklanmayan 2 kişi gözaltına alındı.

Vatan, 03.05.2007

SELÇUK MÜZESİ'NE CENGİZ TOPAL ATANDI

 

Selçuk Müzesi'nde müdür vekili olarak görev yapan Enis Üçbaylar'ın Tire Müzesi Müdürlüğü'ne atanmasının ardından yerine, Karaman Müzesi Müdürü Cengiz Topal getirildi. Uzmanlık alanı arkeoloji olan Topal, Selçuk Müzesi'ndeki görevine haftabaşı itibariyle resmen başladı. Bakanlığın atamaları tabi tuttuğu sınavda başarılı olan adaylar arasından seçtiği Topal, geçen dönemde sınavda başarılı olan 16 adaydan birisi olarak yeni görevinde terfi etti. Adeta bir açıkhava müzesi olan İzmir'in Selçuk İlçesi'nde görev yapmaktan onur duyduğunu ifade eden Cengiz Topal, tanışma ziyaretlerinin ardından bölgenin tanıtılması ve müze müdürlüğü olarak turizmde çalışmaları aktif olarak devam ettireceğini söyledi. Selçuk Müzesi'nde tarihi milattan öncesine ve sonrasına dayanan birçok tarihi eser sergileniyor. Yine Artemis heykeli ve Artemis ile ilgili buluntular de sergilenenler arasında.

Zaman, 03.05.2007

ÖĞRETMENEVİ'NİN TEMEL KAZISINDA TARİHİ ESER ÇIKTI

 

Zonguldak'ın Ereğli İlçesi'nde, yapımına başlanan Öğretmenevi'nin temel kazısı sırasında Bizans ve Osmanlı dönemine ait tarihi eser kalıntıları bulundu.

 

 

Tarihi değeri olan bazı taşların bulunduğunu belirten İl Kültür Turizm Müdürü Zekai Kasap, konuyu yakından takip ettiklerini söyledi. Yıkılan Öğretmenevi'nin temelinde, 1881 yıllarında yapılmış eski okulun kalıntılarının olduğu tahmin ediliyor. Bu eski okulun temelinde ise Bizans ve Osmanlı dönemine ait taşların olduğu sanılıyor. Temel çalışmalarının kontrollü olarak sürdürüldüğünü belirten Kasap, şu anda kazının durdurulmasını gerektiren bir şeyin olmadığını; ancak gerektiğinde durdurulabileceğini kaydetti.

 

Zekai Kasap ayrıca, "Altın küpler bulundu." sözlerinin de asılsız olduğunu ifade etti. Ereğli Müzesi Müdür Vekili arkeolog Handan Özalp da kazı çalışması yapılırken tarihi eserlerin çıktığı yönünde kendilerine telefon geldiğini, bunun üzerine inceleme başlattıklarını ifade etti. Kazıda çıkan eserleri incelediklerini belirten Özalp, şu bilgiyi verdi: "Çıkan tarihi eserler Bizans ve Osmanlı dönemine ait taşlar. İş makinelerini kısmen yönlendiriyoruz. İş makineleri burada bizim kontrolümüz altında çalışmalarına devam ediyor. Gereken yerlerde elemanlarımız kazma kürekle çalışmaya devam ediyor. Kazma küreğin vurulduğu yerlere kesinlikle iş makinelerini sokmuyoruz. Belirli bir yapı taşları bulmadık. Eskiye ait Bizans ve Osmanlı'ya ait taşlar var."

Zaman, Haber: Cahit Kılıç, 03.05.2007

KÜÇÜK: KORUMA, TANITIM VE TURİZM KONUSUNDA MESAFELER KATETMEK ZORUNDAYIZ

 

Karabük'ün Safranbolu İlçe Kaymakamı İzzettin Küçük, ''Korumacılık, tanıtım ve turizm konusunda mesafeler kat etmek zorundayız, çünkü başka Safranbolu yok'' dedi.

 

Küçük, ilçede turizmin gelişmesinde tanıtıma daha fazla önem vereceklerini, bunu el birliğiyle sağlayacaklarını söyledi. Festivaller, fuarlar, resim sergileri, televizyon programları ve reklamın, ilçenin daha iyi tanıtılmasında bir bütünün parçaları olduğunu ifade eden Küçük, ''Bu çabalar sonucunda turist sayısı arttıkça, yöre insanımız bunun bir sektör olduğuna, para kazanabileceğine ve dönüşüm yaratabileceğine inanacaktır. Korumacılık, tanıtım ve turizm konusunda mesafeler katetmek zorundayız, çünkü başka Safranbolu yok'' diye konuştu.

 

Bu kapsamda kamusal alanda restore edilmeyen fazla bina kalmadığını, tarihi çeşme ve camilerin restorasyonlarına devam ettiklerini bildiren Küçük, şunları kaydetti: ''Atalarımızın kurduğu ve bugüne kadar ayakta kalan tarihimizi gelecek nesillere aktarabilmemiz için vatandaşlarımız da elini taşın altına koymalıdır. Ancak yapacağımız çok şey var. Bunları planlı olarak ele alacağız. Kıranköy ile Tabakhane'nin turizme kazandırılması kapsamında çalışmalarımızı bu bölgelere yönlendireceğiz.''

 

Tarihin korunması için belediye olarak çalışmalar yaptıklarını belirten Küçük, şöyle devam etti: ''Hanlarımızı, evlerimizi birlikte koruyalım. Ben özellikle maddi durumu iyi olan vatandaşlarımıza sesleniyorum... Bunlar sadece kendi eserlerimiz ve sahip olduğumuz binalar değil, dünya miras kenti olan Safranbolu halkının ve ülkenin malıdır. Bu bilinçle yaklaşmalıyız, çünkü buradaki tarih çok kıymetlidir.''

Turizm Gazetesi, 02.05.2007

BODRUM KALESİ VE ARKEOLOJİ MÜZESİ'Nİ 4 AYDA 16 BİN TURİST ZİYARET ETTİ

 

Bodrum Kalesi ve Sualtı Arkeoloji Müzesi'ni yılın ilk 4 ayında yaklaşık 16 bin yerli ve yabancı turist ziyaret etti.

 

Bodrum Kalesi ve Sualtı Arkeoloji Müzesi Müdürü Yaşar Yıldız, kaleyi ve müzeyi yılın ilk 4 ayında yaklaşık 16 bin yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiğini belirtti. Yıldız, geçen yıl aynı dönemde müzeyi ve kaleyi 18 bin 750 yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiğini söyledi.

 

Müzeye yabancıların ilgisinin arttığını belirten Yıldız, geçen yılın ilk 4 aylık döneminde 5 bin 250 olan yabancı turist sayısının bu yıl 6 bin olduğunu kaydetti. Müzeyi ziyaret eden yerli turist sayısında düşüş yaşandığını belirten Yıldız, ''Müzeyi geçen yıl yaklaşık 13 bin 500 yerli turist ziyaret etmişti. Ancak bu yıl 10 bin yerli turist ziyaret etti. Yerli turistler için müzeye giriş ücreti 2005 yılında 3 YTL'den 10 YTL'ye yükseltilmişti. Bu nedenle yerli turist sayısında düşüş yaşandığını düşünüyorum'' diye konuştu. Yıldız, turizm sezonunun açılmasıyla müze ve kaleyi ziyaret eden turist sayısında artış beklendiğini söyledi.

Turizm Gazetesi, 02.05.2007

HAKKARİ'DE MÜZE KURMA ÇALIŞMALARI BAŞLADI

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nden Hakkari'ye gelen 3 kişilik heyet, Biçer Mahallesi'nde bulunan tarihi Meydan Medresesi'nin müzeye dönüştürülmesi için çalışma başlattı.

 

Hakkari Kültür ve Turizm Müdür Vekili Emin Özatak ile birlikte Vali Ayhan Nasuhbeyoğlu'nu makamında ziyaret eden heyetin, Meydan Medresesi'ni restore ederek müzeye dönüştürülmesi için gerekli inceleme ve çalışma başlattıkları belirtildi. Meydan Medresesi'nde inceleme yapan 3 kişilik mimar ve mühendis heyetinin Van Akdamar Kilisesi Anıt Müzesi kontrolörlüğünü yapan ekip olduğu bildirildi. Hakkari Valisi Ayhan Nasuhbeyoğlu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, medresenin müzeye dönüştürülmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 100 bin YTL gönderildiğini söyledi.

 

Hakkari'nin Kalealtı mevkiinde bir süre önce çıkarılan Hubuşki Krallığı'na ait taş levhaların, müze olmadığı için il dışına götürüldüğünü belirten yetkililer, bu çalışma ile tarihi eserlerin muhafaza edilebileceğini söylediler. Müze yapmak için çalışmaların başlatıldığı Meydan Medresesi'nin bin 700'lü yıllarda Hakkari Beyleri'nden İbrahim Bey tarafından, Selçuklu ve Osmanlı geleneğine göre 2 katının kesme taşlardan yapıldığı bildirildi. Kültür Bakanlığı ve Hakkari Valiliği işbirliği içerisinde yapılan çalışmaların ardından müzenin Van Akdamar Kilisesi gibi görkemli bir açılışla faaliyete geçirileceği kaydedildi.

Turizm Gazetesi, 02.05.2007

KALEİÇİ KAZILARINA YENİDEN BAŞLANACAK

 

Erzurum Kültür ve Turizm İl Müdürü Fikret Öztürk, kale içi kazıların en kısa zamanda başlayacağını belirterek, ödenek sorununun aşılacağını kaydetti. Kale içi çalışmalar ve arkeolojik kazıların 3 yıl devam edeceğini belirten Öztürk, “ Yaz sezonunda tarihi eserlerin onarımına devam edeceğiz. Arkeolojik kazı çalışmaları 3 yıl sürecek. Amacımız çalışmalarla tarihi mekanlardaki zenginlikleri ön plana çıkarmak” dedi.

 

İç turizmin canlanması için Anadolu'da turizm günleri kapsamında fuarların açılacağını belirten Öztürk, “ 6 ila 9 Haziran tarihleri arasında fuarlar açılacak. 30 ila 31 Mayıs'ta ilimizde Anadolu günleri kapsamında tanıtım yapılacak. Erzurum’da tanıtım sorunun aşılması için çalışmaları yoğunlaştırdık. Anadolu da turizm günleri kapsamında bakanlığın yaptığı çalışmayla kentteki tanıtım sorunun aşılacak. Bu etkinliğe 20 il katılacak. Amaç iç turizmin canlanmasına katkıda bulunmak. Etkinlikler bu doğrultuda gerçekleştirilecek” dedi.

Erzurum Gazetesi, 02.05.2007



'KUTSAL KASE' YERİNE 'ŞİFRELİ ŞARKI' ÇIKTI

 

Dünyada sansasyon yaratan "Da Vinci Şifresi" kitabında adı geçen 600 yıllık İskoç şapelinin duvarlarındaki oymalarda, bir bestenin şifreli olarak yazılı olduğu ortaya çıktı.


Rosslyn Şapeli'ndeki duvar oymalarını inceleyen eski şifre çözücü Thomas Mitchell ve müzisyen oğlu Stuart Mitchell, küp şeklindeki oymaların üzerindeki farklı işaretlerin notaları simgelediğini tespit etti. Thomas ve Stuart Mitchell, oymalardaki notaları kağıda dökerek ortaya çıkardıkları besteye "Rosslyn İlahisi" adını verdi.


Thomas Mitchell, şapelin duvarlarında bulunan küp şeklindeki 213 oymanın ilk olarak 20 yıl önce dikkatini çektiğini belirterek, "Bu semboller benim için takıntı haline gelmişti. Bunların bir anlamı olduğundan emindim" dedi. Kore Savaşı'nda İngiliz ordusunda şifre çözücü olarak görev yapan Mitchell, bu sırada kazandığı deneyimden faydalanarak oymalardaki şifreyi çözmeye karar verdiğini anlattı. Mitchell, "Yıllarca bu meseleye kafa yorduktan sonra bir anda her şeyi anladım" diye konuştu.

 

 

Mitchell, şapelin inşa edildiği dönemde müziğin dini inançlara aykırı olarak görülmesi yüzünden bestenin bu şekilde gizlenmiş olabileceğini belirtti.


Hıristiyan inancında önemli yer tutan "Kutsal Kase"nin Rosslyn Şapeli'nde saklı olduğu ve Hz. İsa'nın başının mumyalanarak buraya gizlendiği yönünde rivayetler bulunuyor.
Milliyet, 02.05.2007

AYASOFYA SANAL ORTAMDA GEZİLEBİLECEK

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, web portalı üzerinde bulunan "Sanal Gezinti" bölümüyle Ayasofya Müzesi’nin internet ortamında ziyaret edilmesine olanak sağlıyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı bu hizmet ile "Sanal Gezinti" bölümünde yer alan müzeler, saraylar, camiler, kiliseler, manastırlar ve bazı özel mekanların görüntülerinin sergilenerek internet olanağına sahip herkesin, bu mekanları görmesini amaçlıyor.

Hürriyet, 02.05.2007

MİLAS İLÇESİNDE ANTİK MYLASA KENTİ İÇİN ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR

 

 

Muğla'nın Milas İlçesi'nde, antik Mylasa kentinin günyüzüne çıkarılması için yapılan çalışmalar sürüyor. Yöredeki çalışmaları Muğla Üniversitesi Milas Sıtkı Koçman Meslek Yüksek Okulu Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Abuzer Kızıl'ın başkanlığında, üniversite öğrencilerinden oluşan bir ekip yürütüyor.

 

İki yıl boyunca yapılan temizlik çalışmalarından sonra, tarihi kentin kazı yapılabilecek duruma geldiğini belirten Kızıl, kazı çalışması yaptırma yetkisinin Milas Müzesi Müdürlüğü'nde olduğunu söyledi.

 

Milas Müzesi Müdürü Erol Özen de "Mylasa kenti iki yıllık bir temizlik çalışmasının sonunda kötü durumundan kurtarıldı." dedi.

 

Bölgedeki diğer tarihi eserlerin kurtarılması için de çalışmalar yapılacağını ifade eden Özen "Uygun bir ekip bulduğumuz zaman gerekli olan kazılar için başvurularımızı yapacağız. Milas'a tarihi eserler kazandırmaya devam edeceğiz." şeklinde konuştu.

TürkiyeTurizm.com, 01.05.2007

TARİHİ ESERLER YOKOLMA TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYA

 

Batman ve çevresinde bir çok manastır ve tarihi kalıntı bakımsızlık yüzünden yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.

 

Manastırların kaderine terk edildiğini hatta birçoğunun ahır olarak kullanıldığını belirten yöre sakinleri, manastırların onarılıp inanç turizmine açılmasını istiyor. Bölgede kaderine terk edilen Meryakup ve Morkiryakus manastırları onarılmayı beklerden, kayalara oyulmuş 3 katlı manastırdan ise kimsenin haberi yok. Beşiri ilçesi Ayrancı köyü sakinleri, 150 yıldır köylerinde bulunan ve bir bölümü yıkılan tarihi Morkiryakus kilisesinin hayvan barınağı olmaktan kurtarılmasını istiyor. Batman'da bulunan binlerce yıllık kaya manastırdan ise kimsenin haberi yok. Mühendislik harikası kaya manastırda, doğal ışıklandırma ve yağmur suyu şebekesi bulunuyor. 6 bölümden oluşan manastır, doğal ışıklandırma sistemi ile gün boyu aydınlık kalıyor. Manastırda ayrıca, yağan yağmur sularından içme suyu elde edilen bir sistem bulunuyor. Batman'ın Gercüş ilçesi Arıca köyü sınırları içinde bulunan manastırın Suryanilerin ilk kiliselerinden olduğu tahmin ediliyor.

 

Süryanilere ait olduğu belirtilen manastırın zemin katında su kuyuları kayalardan oluşmuş su depoları ve erzak depoları bulunuyor. Orta katta büyükçe bir hol olan manastırın üçüncü katında, kütüphane, vaftiz havuzu, ayin ve toplantı salonu ile değişik amaçlarla kullanılan bölümler bulunuyor. Kayalara oyulmuş kanallar ise manastıra dışarından da su aktarıldığını gösteriyor. Bakımsızlıktan bir çok yeri harap olmuş manastırda, kayaya oyulmuş kitaplık bulunuyor.

Dünyanın ilk kütüphanelerinden birine sahip olan manastır şu an odunluk ve hayvan barınağı olarak kullanılıyor. Çevresinde bulunan bir çoğu yıkılmış kiliseye bakılırsa kaya manastırın bölgede önemli bir yapı ve ibadet merkezi olduğu anlaşılıyor.

 

Tarihi ve turistik yapıların bir bir heba olduğuna dikkati çeken köylüler, "Bölgenin başlıca gelir kaynağı bağcılıktır. Çevrede bulunan onlarca tarihi bina ve kilise bakımsızlıktan harap oldu. Bunlar restore edilip inanç turizmine açılırsa bölgeye önemli bir gelir kaynağı sağlayacak." dedi.

Zaman, Haber: Medeni Akbaş, 01.05.2007

FRANSIZ ARAŞTIRMACI 3000 YILLIK HİTİT KABARTMALARINI TAHRİP ETMİŞ

 

Çorum'un Boğazkale İlçesi'nde bulunan ve UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine alınan Hattuşa ören yerindeki 3 bin yıllık kaya kabartmalarının bir Fransız araştırmacı tarafından inceleme bahanesiyle tahrip edildiği ortaya çıktı.

 

Çorum Müzesi Müdür Vekili Banu Çilingir, Yazılıkaya açık hava mabedinde bulunan Hitit kaya kabartmalarının, bir Fransız araştırmacının izinsiz gerçekleştirdiği çalışma nedeniyle tahribata uğradığını açıkladı. Çilingir, kaya kabartmaları üzerinde bulunan beyaz leke ve çözülmelerin Fransız araştırmacının gerçekleştirdiği çalışmadan kaynaklandığını dile getirdi. Araştırmacının geçtiğimiz yıllarda Hitit kabartmalarında yaptığı çalışmanın doğal aşınma sürecini de hızlandırdığına dikkat çeken Çilingir, tarihi eserlere zarar veren kişinin yurda girişinin yasaklandığını, ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından da hakkında dava açıldığını hatırlattı.

 

Hattuşa Yazılıkaya açık hava mabedinde yaşanan yasadışı araştırma ve tahribat, Mustafa Ö. isimli yerli bir turist tarafından Türkiye Arkeolojik Yerleşimleri Projesi İhbar Hattı'na bildirilmiş. Türkiye Arkeolojik Tahribat Raporu'nda da dikkate alındığı bildirilen ihbar metninde, "Yazılıkaya'da Hitit uygarlıklarına hayran kaldım, ama bir o kadar üzülerek gezdim. Öğrendiğime göre bir Fransız bayan arkeolog örneğini alabilmek için 12 tanrı ve diğer figürlerin üzerine asit benzeri bir madde dökerek zarar vermiş" ifadeleri yer alıyor.

 

Boğazkale'nin 1,5 kilometre kuzeydoğusunda yer alan Yazılıkaya, Hitit döneminden kalma bir açık hava tapınağı. 1834 yılında Fransız gezgini Charles Texier tarafından keşfedilen anıtsal tapınak, biri büyük, diğeri küçük iki galeriyle, bunların önüne eklenmiş yapılardan oluşuyor. Yaklaşık 3 bin 200 yıl önce 3. Hattuşili döneminde yaptırıldığı sanılan büyük kaya galerisinin duvarlarından birinde tanrıların geçidi, diğerinde de tanrıçaların geçidi canlandırılmış. Galeride toplam 63 tanrı ve tanrıça figürü yer alıyor. Hititler'in başkenti Hattuşa'da yer alan bu tarihi eserler, gerekli önlemler alınmadığı için çevre ve doğal etkenler nedeniyle her geçen gün yok olmaya devam ediyor.

Zaman, Haber: B. Selçuk Tokgöz, 01.05.2007

İSTANBUL'UN TARİHİ SURLARI MERCEK ALTINDA

 

Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alan İstanbul'daki restorasyon çalışmalarına son 12 yılda 400 milyon dolar harcandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Genel Sekreter Yardımcısı Şaban Erden, sadece 2005 ve 2006 yıllarında restorasyona 150 milyon dolar ayrıldığını belirterek rakamın daha da artırılacağını kaydetti.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından ikincisi gerçekleştirilen 'İstanbul Uluslararası Karasurları Sempozyumu' Feshane'de başladı. Yurtiçinden ve dışından gelen çok sayıda akademisyen, tarihi surların ve kalelerin korunmasına yönelik yapılabilecek çalışmaları ele almak üzere bir araya geldi. Sempozyumun açış konuşmasını yapan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Şaban Erden, İstanbul'un birçok yerinde tarihi yapıların korunmasına yönelik restorasyon çalışmalarının yoğun bir şekilde sürdürüldüğünü kaydetti.

Cami, saray, sarnıç, sur ve diğer tarihi yapılarda çalışma yapıldığını belirten Erden, son on iki yılda restorasyona 400 milyon dolar ayrıldığını bildirdi. Erden şöyle konuştu: "1994-2004 yılları arasında öz kaynaklardan olmak üzere restorasyon projelerine 250 milyon dolar harcandı. Bu rakam 2005-2006 yıllarında 150 milyon dolar olarak gerçekleşti. 2010 yılı hedefine doğru giden İstanbul'da bu kaynak aynı oranda artırılıyor." Tarihi surlarda yapılan çalışmalara da değinen Erden, birçok noktada taş işçiliği ve restorasyonun devam ettiğini ifade etti. Erden, Anemas Zindanları ile ilgili projenin de kısa zamanda hayata geçirileceğini kaydetti.

İstanbul Vali Yardımcısı Cumhur Güven Taşbaşı ise Dünya Kültür Mirası listesine alınan dokuz yerden birinin İstanbul olduğunu hatırlattı. Listeye girmenin çok zor olduğunu anlatan Taşbaşı, "İstanbul, dünya mirasını koruyamaması gerekçesi ile listeden çıkarılma durumu ile karşı karşıya kalmıştı. UNESCO üç yıl önce bu yönde bir mektup göndermişti. Bunun üzerine yetkilileri İstanbul'a davet ettik. Beş kişilik heyet burada incelemelerde bulundu. Bazı eksiklikleri bildirerek, 'Bu mirası birlikte koruyalım' dediler." ifadelerini kullandı. Yanlış restorasyonun geriye dönüşü olmadığını vurgulayan Taşbaşı, surlarda yapılacak çalışmalarda titiz olunması gerektiğinin altını çizdi. Taşbaşı, sempozyumun İstanbul'un tarihi varlığına büyük fayda sağlayacağını belirtti.

Sempozyumun ilk gününde yurtdışından gelen uzmanlardan Mimar Adli Kutsi 'Halep Kalesi'nin Restorasyonu' ve Prof. Dr. Ioanna Papayianni 'Selanik'teki Bizans Yapılarının Onarım Malzemeleri' konusunda konuşma yaptı. Prof. Dr. Doğan Kuban ise Anemas Zindanları'nın restorasyonu hakkında bilgi verdi. Sempozyumun ikinci gününde de altı akademisyen bildiri sunacak. Daha sonraki dört gün boyunca ise uzmanlar başta Yedikule-Ayvansaray Karasurları olmak üzere birçok tarihi yapıda incelemelerde bulunacak.

Zaman, 01.05.2007

ARILI MAĞARASI TURİZME KAZANDIRILIYOR

 

Gümüşhane Valisi Enver Salihoğlu, yakın bir zamanda Arılı Mağarası'nı turizme açmayı planladıklarını söyledi.

 

Vali Salihoğlu, Torul Kaymakamı Çetin Oktay Kaldırım, Kültür ve Turizm İl Müdürü Hüseyin Ateş ile birlikte Torul ilçesine bağlı Arılı köyündeki Arılı Mağarası'nda incelemelerde bulundu.

Vali Salihoğlu, mağaranın kırk odadan ibaret olduğunu, her odada birbirinden ayrı güzelliklerin bulunduğunu belirtti.

 

Arılı Mağarası'nın çok güzel olmasına rağmen bu güne kadar yeterince tanıtılmadığını ifade eden Vali Salihoğlu, şunları söyledi:  ''Mağarada bir saate yakın inceleme yaptık.

Orijinal bir mağara olduğunu gördük. Jeolojik yapısı itibariyle turizme açılmasına engel bir durumun olmadığı daha önce MTA tarafından verilen raporlarda belirtilmişti. Mağaramızın ışıklandırılması, havalandırılması var. Yolu ve çevre düzenlemesinin yapılması gerekiyor.''

 

Vali Salihoğlu, AB proje fonları çerçevesinde mağara ile ilgili proje hazırladıklarını kaydederek, ''Yakın bir zamanda proje kapsamında mağaramızı turizme açmayı planlıyoruz'' dedi.

Turizm Gazetesi, Fotoğraf: Gümüşhane İl Kültür ve Turizm Md.lüğü, 01.05.2007



VAKFIKEBİR'İN 225 YILLIK TARİHİ MERKEZ ESKİ CAMİİ RESTORE EDİLİYOR

 

 

Trabzon'un Vakfıkebir ilçesinde, yapımı 1782'li yıllara dayanan Merkez Eski Camii. 225 yıl önceki tarihi dokusuna uygun olarak Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından restore ediliyor.


1782 yılında tamamen karataş kullanılarak inşa edilen caminin dış yüzeyi daha sonradan sıvanmış ve tarihi dokusu bozulmuştu. Caminin sanatsal açıdan tarihi öneminin anlaşılması üzerine Vakıflar Bölge Müdürlüğü devreye girerek 225 yıllık camiyi aslına uygun olarak restore etmeye karar verdi.

 

Söz konusu restorasyon çalışmaları sırasında, tarihi caminin dış yüzeyindeki sıvalar kazınacak ve esas yapısı olan kara taş yüzeye çıkacak. Caminin minaresinin bir kısmının da yeniden yapılacağını kaydeden yetkililer, restorasyon sırasında caminin çatısının ve döşemelerinin de aslına uygun olarak yapılacağını bildirdi.

 

Restorasyon sırasında, caminin kenarlarına sonradan yapılan abdest alma yerleri de kaldırılarak camiye daha estetik bir görünüm kazandırılacak. Restorasyon çalışmaları sırasında cami 7 ay süreyle ibadete kapatılırken, vatandaşlar ise Merkez Eski Camii'nin tarihi dokusuna uygun restore edilmesini takdirle karşıladı.

TürkiyeTurizm.com, 01.05.2007

DEFİNE MERAKI EV YIKTIRIYOR

 

Sakarya'da altın dolu mahzeni arayan üç maceraperest arkadaş, 60 bin YTL'ye malolan iki katlı evi de yıkacaklar.


Sakarya’nın Sapanca İlçesi’ne bağlı Fevziye Köyü’nde bazı kişilerin 30 yıl önce gece yarısı bir tepede gördükleri ışığın, kendilerine içi hazine dolu mahzenin olduğunu işaret ettiğini söylemesi üzerine, bir define meraklısı 150 bin YTL masraf yaparak köy içerisinde ışığın yükseldiği iddia edilen bölgede kazı çalışması başlatı. Kepçeyle yapılan arama çalışmaları sırasında, bölgedeki 2 katlı yeni yapılmış bir ev de yıkılacak.


Fevziye Köyü’nde oturan Yunus Karan, bir ay önce Fevziye Köyü içerisinde define kazısı yapmak üzere başvurdu. Sakarya Müze Müdürlüğü de inceleme sonrasında kazıya izin verdi. Bir hafta kadar önce başlatılan define kazısı, Jandarma ile Müze Müdürlüğü’nden gelen arkelog Hüseyin Yenigün gözetiminde sürdürülüyor. Kazı çalışmasında üzerinde yeni yapılan 2 katlı ev de bulunan l.5 dönüm tepelik alan kepçe ile kazılarak altın aranıyor. Bir haftadır süren çalışmada şu ana kadar altına rastlanmazken, Kazı için 60 bin YTL'ye mal olan iki katlı ev de yıkılacak.


Altın arayan Yunus Karan ile ev sahibi Tuncay Çelik açıklama yapmaktan kaçınırken, çevre sakinlerinden kazıyı takip eden İrfan Demir, “20- 30 yıl önce burada kazı yapılan yerden gökyüzüne doğru bir ışık yükselmiş. Bunu da Yunus Karan görmüş. Bunu bir işaret olarak algıladılar. Bunun üzerine de kazı yapmaya karar verdiler. Burada 3 odalı 2 odasında da altınlar olan mahzen olduğu söyleniyor” dedi.


Defineci Yunus Karan'ın, kazı nedeniyle evi yıkılacak olan Tuncay Çelik'e, kazı sonrasında yeni ev yaptıracağı belirtilirken, kazı maliyetinin teminatlar ve görev yapan personelin harcırahlarıyla birlikte 150 bin YTL’yi bulacağı belirtildi.

Hürriyet, Haber: Zafer Tokuş, 01.05.2007

BODRUM'A 'ÖZEL MÜZE'

 

Ressam ve Heykeltıraş Ender Güzey, uluslararası sanatçıları Bodrum’a getirip, Bodrum’un tanıtımına katkı sağlamak amacıyla eserlerini de sergilediği bir “özel müze” kuracak.

 

Güzey, yaptığı açıklamada, dünyanın 7 harikasından biri olan Mausoleum’un yolu üzerinde bulunan 150 yıllık tarihi bir taş binayı restore ederek, 16 Haziran 2007 tarihinde “Ender Güzey Bütünsel Sanat Müzesi” adıyla müze açacağını kaydetti. Müzede 400 metrekare sergi salonu olacağını söyleyen Güzey, müzenin açılışında Amerikalı ressamlar Sara Mast ve Terry Karson’un eserlerinin sergileneceği bir sergi açılacağını bildirdi. Güzey, şöyle dedi: “Taş binayı satın alıp restore ettikten sonra müze haline dönüştüreceğiz. Müzeyi açmasındaki amacım, ulusal ve uluslararası sanatçıların eserlerini sanatseverlerle buluşturmak, toplumu kültürel faaliyetlerle meraklandırmak, bilgilendirmek ve geçmişin sanatsal birikimini ve günümüzün sanatını geleceğe taşımak.

Türkiye Gazetesi, 01.05.2007

MAĞARA ADAMI ÇOKEŞLİ ÇIKTI

 

İngiliz Bradford Üniversitesi uzmanları, mağara adamları ve cinsel yaşamları üzerine şimdiye kadarki en büyük araştırmaya imza attı. Timothy Taylor ve ekibi atalarımızın tekeşli ve heteroseksüel olduğu yönündeki bilginin tamamen yanlış olduğunu ve taş devri insanının üremekten çok eğlenmek için cinsel ilişkiye girdiğini belirtti. Araştırmaya göre atalarımız grup seks, sado-mazo ilişki ve eşcinsel ilişki yaşıyordu. Cinsel yaşamlarına farklı tatlar katmak için seks oyuncakları da kullanıyorlardı. Tekeşliliğin kurulu düzene geçildikten sonra toplumsal düzenin sağlanması için kurulduğuna dikkat çeken Taylor, "Atalarımız hakkında düşündüğümüz pek çok şeyin hatalı olduğunu fark ettik. Cinsel ilişki hayvanlardaki gibi üreme amaçlı değildi. Hatta kendileri sadece heteroseksüel ilişki yaşamıyordu" diye konuştu. İngiliz uzmanlar da insanın tekeşliliğe programlı olduğunu düşünmenin hatalı olduğunu vurgulayarak, eş değiştirmenin ve grup seksin atalarımız için gayet doğal olduğunu belirtti.

Sabah, 01.05.2007

PERU'DA GÖZLEM İSTASYONU

 

Peru’da, Lima’nın 400 km kuzeyinde Chankillo isminde, 2300 yıllık esrarengiz bir kalıntı vardır. Kalıntıların ana grubu olan yapının amacı uzun yıllardır arkeologları düşündürmüştür. Yüksek bir tepenin üzerinde yer alması ve kalın, yüksek duvarlara sahip olması burasının bir kale olduğunu düşündürmüştü. Fakat, civarda hiçbir su kaynağının olmaması ve bu garip “kale”nin yığınla kapısının bulunmasının mantıksızlığını kimse açıklayamamakta idi. Ardından, Mart 2007 de Ivan Ghezzi ve Clive Ruggles yepyeni bir açıklama ile geldiler; burası bir gözlem istasyonunun parçasıydı.

 

IKONOS’un 13 Ocak 2002 de çektiği bu fotoğraf konuya bir ölçüde açıklık getiriyor. Üst solda çift sıra duvarları ve yuvarlak iç mimarisi ile ana yapı görülmekte. Bu yapıdan 1 km kadar güney doğuya doğru Onüç Kule’nin merkez yapısı görülmekte. Kulelerin her iki tarafında ise gözlem noktaları görülmekte.





Bu yapı kompleksinin bir güneş gözlemi istasyonu olduğuna dair araştırmacıların en önemli ipucu ise Onüç Kule. Beşer metre aralıkla bir tepeye sıralanmış bu 13 kule. Kuleler Chankillo’nun ana yapısından rahatlıkla görülebilmekteler. Ama asıl aydınlatıcı olan kulelerin her iki gözlem noktasından görünüşü: Gözlem noktalarından bakıldığında yaz ve kış gündönümlerinde, gündoğumu ve günbatımı ilk ve son kuleler ile aynı hizada olmakta. Aynı şekilde, gündönümlerinin tam ortasında diğer gün doğum ve batımları da sırası ile farklı kulelere denk gelmekte.

 

Araştırmacılar, bu gözlem istasyonunun törensel kullanımlar dışında ekim ve hasat dönemleri gibi günlük kullanıma yönelik amaçları da olabileceğini düşünüyorlar.

 

Kaynaklar:

Mann, C. C. (2007). Mystery Towers in Peru Are an Ancient Solar Calendar. Science. 315: 1206-1207.

Ghezzi, I., and Ruggles, C. (2007). Chankillo: A 2300-Year-Old Solar Observatory in Coastal Peru. Science. 315: 1239-1243.

NASA, 29.04.2007

MUĞLA'YA "TROLİAN PARK AÇIK HAVA MÜZESİ" KURULUYOR

 

Muğla'nın Özlüce Köyü'nde bulunan fosil yataklarında uygulanacak olan ''Trolian Park Açık Hava Müzesi'' projesi ile ''Köy Turizmi''nin hareketleneceği belirtildi. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Berna Alpagut, ''Fosil yataklarında kurulacak olan Trolian Park Açık Hava Müzesi ile köy turizmi başlamış olacak'' dedi.

 

Amaçlarının yabancı turistlerin çalışmaları yerinde görerek gözlem yapmalarını sağlamak olduğunu belirten Prof. Dr. Alpagut, şunları söyledi: ''Ülkemize gelen yerli ve yabancı turistlerin yaptığımız çalışmaları yerinde görmelerini sağlamak istiyoruz. Bu beklentimizin arasında bir de köy ile bütünleşmek var. Adına 'köy turizmi' denilen bu yeni yaklaşıma göre, gelen insanları öncelikle köyde ağırlayarak ve köye bir canlılık getirerek onları yörenin insanıyla buluşturmayı amaçlıyoruz.''
   
Kazı çalışmalarının yaz aylarında yürütüleceğini bildiren Prof. Dr. Berna Alpagut, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Kazı alanında öğrenci ve işçilerle çalışırken gelen izleyicileri de yerinde ağırlayacağız. Onlara bize katılım imkanı sağlayacağız. Bu sayede de Özlüce köyünde kurulan 'Açık Hava Trolian Park Projesi' ile Türkiye'de bir ilke imza atacağız. Fosil yataklarında kurulacak olan müze sayesinde, köy turizmi hareketlenecek. 1993 yılında başlanılan Özlüce kurtarma kazılarının ilk ürünlerini 1994 yılında Muğla Müzesinin Doğa Tarihi Seksiyonunda sergiledik. Bu sergi halen devam ediyor.''

 

Muğla Müze Müdürü Şevki Bardakçı ise yaptığı açıklamada,1993 yılında Muğla Müzesi Başkanlığında başlatılan kazı çalışmalarında kazı alanının arkeopark projelerinin devam ettiğini, projenin Mayıs ayında tamamlanarak turizme açılacağını söyledi.

 

Türkiye'de ilk arkeopark olacaklarını iddia eden Bardakçı, şunları söyledi: ''Fosil yataklarında çevre düzenlemesi çalışmaları sürdürülmekte. Bu alanı kayraktaşı ile yürüme bantları, seyir terasları, aynı zamanda burada yaşamış olan günümüzden yaklaşık 9 ile 5 milyon yıl önceki gergedan, zürafa gibi hayvanların maketlerini de koyarak o dönemi tekrar canlandırmayı amaçlıyoruz.''
   
Köyde bulunan fosillerin sergileneceği açık hava müzesi, 7 bin metre kare alanda uygulanacak. Muğla Valiliği, Muğla, Ankara ile Hatay Mustafa Kemal Üniversitelerinin işbirliği ile hazırlanan projeye, Muğla İl Özel İdaresi ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından maddi destek sağlandı.

Turizm Gazetesi, 30.04.2007

170 YILLIK OSMANLI CAMİSİ YENİLENDİ

 

Akçakoca İlçesi Hemşin (Armutlu) Köyü'nde İlçe Kaymakamlığı ve Hemşin Köyü Muhtarlığı ile ortaklaşa onarılan tarihi caminin çevre düzenlenmesi de yapılıyor.

 

Tarihi cami aslına uygun olarak onarılırken caminin hiç çivi kullanılmadan yapılması dikkati çekiyor.

Tamamen ahşap olan tarihi cami ve minaresi yaklaşık 180 bin YTL harcanarak onarımı yapılıyor.

Düzce Damla, 30.04.2007

KORUMASIZ TARİHİ TABYALARI DEFİNECİLER TALAN EDİYOR

 

Erzurum'un Rus işgalinden kurtarılmasında önemli bir yeri bulunan ve şehrin önemli tarihi mekanlarından Mecidiye Tabyası, definecilerin mekanı oldu. Tabyalarda hazine arayan defineciler tarihi eserleri yavaş yavaş yıkarak yok ediyor.





Osmanlı Padişahı Sultan Abdulmecid tarafından dönemin Erzurum Valisi Zarif Mustafa Paşa'ya yaptırılan Mecidiye Tabyası, definecilerin hedefi oldu. Erzurum'un doğusunda Topdağı'nda yer alan Mecidiye Tabyası, 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi döneminde şehrin düşman işgalinden kurtarılmasında önemli bir rol oynadı. Tabyalara dadanan defineciler, tarihi mekanın duvarlarını delip, yıkarak hazine arıyor. Mecidiye ve Aziziye Tabyaları'nın bulunduğu alanın Milli Park olması için hükümet nezdinde çalışmaların yapıldığı bir dönemde definecilerin Mecidiye Tabyası'nı yağmalaması Erzurumlular'ın tepkisine neden oldu. Definecilerin ve hırsızların uğrak yeri olan Mecidiye Tabyası'nın tarihçesini anlatan pirinç levhalar hırsızlar tarafından çalınırken, gece aydınlatılmasında kullanılan ampuller de yine aynı kişilerce kırılmış durumda. Herhangi bir bekçinin bulunmadığı tarihi Mecidiye ve Aziziye Tabyaları'nın koruma altına alınması ve yok olmasının önüne geçilmesini isteyen Erzurumlular, yetkilileri göreve davet etti. Öte yandan yakın bir zamanda restorasyonu yapılan Mecidiye Tabyası'nın, restorasyon çalışmalarının ardından bakımsızlığa terk edildiği gözlendi. Mecidiye Tabyası'nın tavan ve duvarlarının yıkıldığı, sorumsuz ziyaretçi ve kişilerce duvarlarına yazılar yazılması ise dikkat çekti.

Tarihçi ve Yazar Muzaffer Taşyürek, Mecidiye Tabyaları'nın defineciler tarafından yağmalanmasına üzüldüğünü belirtti. Taşyürek, Mecidiye Tabyaları'nda ecdadın kan ve hatırasından başka hazinenin bulunmadığına vurgu yaptı. Mecidiye Tabyaları'nın çeşitli yerlerinde kazı yapıldığının ve duvarların yıkılıp hazine arandığına dikkat çeken Taşyürek, "Tabyalarda şehitlerin kan ve hatılarasından başka bir şey yoktur. Şahsi ihtiraslar adına tabyaları kazıyarak zarar vermeyelim. Nene Hatunlar, bütün Erzurum'un savaşıp kahramanlıklar gösterdiği ecdat mekanının korumasını istiyorum. Mecidiye Tabyası'nı hazinecilerden korumak için herkesi göreve davet ediyorum." diye konuştu.Erzurum Kalkınma Vakfı (Er-Vak) Başkanı Erdal Güzel, 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi sırasında Mecidiye Tabyaları'nın önemli bir mekan olduğunu kaydetti. Güzel; definecilerin Mecidiye Tabyası'nı yağmalamasına karşı olduğunu belirterek, söz konusu yerlerin Türkiye'nin ve Erzurum'un, 'namusu' olduğuna dikkat çekerek, "Burada (Mecidiye) tarihi şuur yatmakta. Bilinçsiz insanlarca hazine bulmak amacıyla tarihimiz yağmalanmakta. Aziziye, Mecidiye Tabyaları bizim namusumuzdur. Erzurum'un Türk insanın ziynetidir. Buraların korunmasıyla ilgili olarak ilgilileri görev yapmaya davet ediyorum." dedi.

Konuyla ilgili olarak görüşlerini almak istediğimiz Kültür ve Turizm Erzurum İl Müdürlüğü yetkilileri kurum dışında olduğundan açıklama yapabilecek herhangi bir yetkiliye ulaşılamadı.

Zaman, Haber: Orhan Yıldırım, 30.04.2007

ALTINDAĞ'DA TARİHİ EVDE YANGIN

 

Altındağ'da tarihi bir evde çıkan yangın korkulu anlar yaşanmasına neden oldu.

 

Edinilen bilgiye göre, önceki gece Denizciler Caddesi üzerinde tarihi Ankara evinde yangın çıktı. Mahalle sakinleri olayı itfaiyeye bildirirken, yangın binanın çatısını sardı. Olay yerine gelen itfaiye ekipleri, yaklaşık yarım saat süren çalışmanın ardından tarihi binayı yok olmaktan kurtardı.

Hürriyet Ankara, 30.04.2007

TARİHİ ESER OPERASYONU

 

Ödemiş'te, Roma dönemine ait mermer heykel ele geçirildi. Bir ihbarı değerlendiren jandarma ekipleri, Emirli köyünde M.T.'ye ait eve baskın düzenledi.

Evde, Roma dönemine ait olduğu belirlenen mermer heykel bulundu. Evsahibi M.T. ile olaya karıştığı belirlenen E.K., O.A. ve M.K. yakalandı. Mermer heykelin Ödemiş Müzesi Müdürlüğü'ne teslim edildiği, zanlıların işlemleri tamamlandıktan sonra adliyeye sevkedilecekleri bildirildi.

Haber Ekspres, 30.04.2007

'KÜÇÜK GEMBOS' MAĞARA SUYUYLA BEREKETLENECEK

 

Konya'nın Derebucak İlçesi'nde 'Küçük Gembos' olarak nitelendirilen Kızılova'daki ekili araziler, Pınarbaşı Mağarası'ndan bölgeye aktarılacak suyla hayat bulacak.

 

Pınarbaşı Belediye Başkanı Mehmet Toklu, küresel ısınmanın olumsuz etkilerinin beldelerinde bulunan ve yerleşim biriminin içme suyu ihtiyacını karşılayan Pınarbaşı Mağarası'nda da görüldüğünü söyledi. Geçen yıl bölgede jeofizik çalışması yaptırdıklarını anlatan Başkan Toklu, 2 noktada sondaj yaptırdıklarını kaydetti. Toklu, "Kuyumuzun biri 110, diğeri 75 metre derinliğindeydi. Birinden saniyede 12, diğerinden 8 litre olmak üzere toplam 20 litre su almayı başardık. Su kuyularının bulunduğu alana enerji temini sağlandı, ardından borular döşendi. Son olarak 300 ton kapasiteli içme suyu deposunu yaptırdık. Mayısın ilk haftasında açılışı yapmayı hedefliyoruz" dedi. Yeni içme suyu projesinin devreye girmesinin ardından Pınarbaşı Mağarası'ndaki kaynağı Kızılova'da bulunan tarım arazilerinin sulanmasında değerlendirmek istediklerini belirten Toklu, bunun için de proje hazırlattıklarını söyledi. Toklu, mağaradan çıkacak suların Kızılova'daki arazileri ihtiyaç duyulan dönemde besleyerek ovaya hayat vereceğini belirtti. Bölgede sulu tarımın başlayacağını vurgulayan Başkan Toklu, yeni içme suyu kaynağını bulduktan sonra bir taşla iki kuş vurmanın sevincini yaşadıklarını sözlerine ekledi.

Zaman, 30.04.2007

BULGARİSTAN'DA BULUNAN SAVAŞ ARABASI

 

Arkeologlar Sofya’nın 220 km doğusunda, Nova Zagora’da bir Trak mezarında bulunan savaş arabasının kazısını sürdürmekteler.

İki tekerlekli araç bronz kaplı ve katlanabilir metal bir sandalyeye sahip. Mezarda, diğer birçok buluntunun yanısıra üç adet at iskeletine de rastlandı.

AP, 25.04.2007

HAVAGAZI FABRİKASI KÜLTÜR VE SANAT MERKEZİ OLACAK

 

İzmir Büyükşehir Belediyesi, yaklaşık 150 yıl önce Fransızlar tarafından inşa edilen Alsancak'taki tarihi Havagazı Fabrikası'nın yenilenmesiyle ilgili açtığı ihaleyi sonuçlandırdı. Yenileme işi için Akdemir Madencilik İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile 1 milyon 645 bin 570 YTL ihale bedeli karşılığında sözleşme imzalandı. Büyükşehir Belediyesi, 9 ay içinde bu tarihi mekanda yeni bir kültür-sanat merkezi oluşturmayı hedefliyor.





Havagazı Fabrikası Restorasyon Projesi gereğince, 24 bin metrekarelik açık alan üzerindeki 2850 metrekarelik inşaat alanına sahip tescilli yapılar dışındaki tüm yapılar yıkılacak. Aslına uygun olarak restore edilecek tescilli yapılar ise, Gençlik Merkezi olarak kullanılacak. Fabrika sahasındaki dökümhane binası, kafeterya olarak planlanıyor. Depo binaları da sergi salonu ve sanat atölyeleri şeklinde düzenlenecek. Ayrıca diğer tescilli yapılar, okuma salonu satış birimi ve idari bina olarak kullanılmak üzere restore edilecek. Alanın gerisindeki iki katlı betonarme bina da yeniden düzenlenecek. Ayrıca, Havagazı Fabrikası'nın simgesi konumunda olan dev baca, güçlendirilerek korunacak.


Açık alan düzenlemeleriyle İzmirliler için yeni bir kültür-sanat merkezi konumuna kavuşturulacak olan tarihi Havagazı Fabrikası'nın yer teslimi, Mayıs ayı başında yapılacak. Çalışmanın, 250 günde tamamlanması öngörülüyor.


Liman gerisindeki Havagazı Fabrikası'nın restore edilerek kültürel aktivite merkezi haline getirilmesi, İzmir'i kültür ve sanat merkezi vizyonuna ulaştıracak en önemli projelerden biri olacak. Fransızlardan kalma tarihi yapı, restorasyon sonrasında 24 saat yaşayan bir merkez haline getirilecek. Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, kentte günümüze kadar ayakta kalabilen az sayıdaki tarihi eseri yaşatmak için ellerinden geleni yaptıklarını söyledi.

Havagazı Fabrikası'ın inşaatı 1862 yılında başlamış, 1902 yılında hizmete girmiş, kentin havagazı ile aydınlatma sisteminin merkezini oluşturmuştu. Tesis, kentte elektrikle aydınlanma devreye girene kadar kullanılmıştı.

Yeni Asır, 30.04.2007

İSTANBUL MİHRİŞAH VALİDE SULTAN ÇEŞMESİ'NİN KOPYASI TÖRENLE AÇILDI

 

Adapazarı'nda Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Seramik Sanatları Bölümü mezunu Murat Armağan, 3 yıl çalışarak tarihi Mihrişah Valide Sultan Çeşmesi'nin, yarı ölçülerindeki kopyasını yaptı.

Türkiye Elektrik İşletmeleri AŞ (TEİAŞ) Adapazarı Grup Müdürlüğü'nde çalışan Armağan'ın TEK Camisi'nde yaptığı ve 3 yılda tamamlanan İstanbul Mihrişah Valide Sultan Çeşmesi'nin, yarı ölçülerindeki kopyasının açılışı törenle gerçekleştirildi. Açılış töreninde konuşan Armağan, yaptığı çeşmenin Türkiye'de çeşme olarak kopyalanmış tek eser olduğunu söyledi.

Çeşmeyi yeni malzemeler ve modern teknikler kullanarak yaptığını anlatan Armağan şunları söyledi: "Çeşmenin sanatsal ve teknik çalışmalarını tamamen kendim yaptım. Eser, İstanbul Küçüksu Kasrı içinde yer alan ve 3. Selim tarafından annesi Mihrişah Sultan'a sunulmak üzere, 4 cepheli ve ampir üslubunda yapılmış olan mermer Mihrişah Valide Sultan Çeşmesi'ni örnek alarak yaptım. Ve 8 metre yüksekliğinde aslının yarı ölçütlerinde. Türkiye'de kopya olarak bu boyutta yapılmış tek çeşme. Umarım ülkeme ve Sakarya'ya başka eserler de kazandırma şansı bulurum. Bu çeşmeyi yaparken birçok kurumdan ve kişiden destek aldım."

Zaman, Haber: Salih Hamurcu, 30.04.2007

SELDEN ZARAR GÖREN YAZMA ESERLER ÖZEL DEPODA SAKLANIYOR

 

Batman'da geçtiğimiz yıl yaşanan sel felaketinde Şeyh Maruf Kütüphanesi'nde zarar gören yazma eserlerin özel bakım işlemleri tamamlandı.





Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi'nde temizlenen, kurutulan ve ciltlenen eserlerin asılları, güneş, nem, toz ve hava kirliliğine karşı dayanıklı özel depoya alındı. Eserlerin birer fotokopisi ve dijital ortamdaki nüshası Batman'daki sahibine gönderilecek.

 

10 bin kitabın bulunduğu kütüphane binasının tavanına kadar yükselen sel suları 3 bin kıymetli eseri kullanılamaz hale getirdi. Çamur içindeki eserleri kurtarmak için Konya, Balıkesir ve Batman'ın da aralarında bulunduğu birçok ilden 15 gönüllü uzman, kütüphaneye geldi. Selden zarar gören kitapları incelemek için gidenler arasında Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürü Bekir Şahin de bulunuyordu. Çamur deryası içinde kalan eserler arasında Osmanlı dönemine ait elyazması Türkçe, Arapça ve Farsça kitaplar olduğunu belirleyen Bekir Şahin, 30 elyazması eseri ilk müdahalenin ardından Konya'ya getirdi. Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi'nin Patoloji ve Restorasyon Bölümü'nde 5 ay süren titiz bir çalışma yapan uzmanlar, ciddi zarar gören kitapları kurtarmayı başardı.

 

Tarihi değeri göz önünde bulundurulan kitapların titizlikle bakım ve onarım işleminin yapıldığını vurgulayan Şahin, "Eserlerin bazıları su içinde fazla kalınca adeta hamur haline gelmişti. Hemen cilt kapaklarının altına gazete kağıtları ve her sayfanın arasına havlu peçeteler koyduk. Ardından paketleyip Konya'daki kütüphanemize getirdik. Burada özel bir cihaz ya da ısıtıcı kullanmadan eserlerin kendiliğinden kurumasını bekledik." diye konuştu. Şahin, daha sonra eserleri Patoloji ve Restorasyon Bölümü'nde tedaviye aldıklarını anlattı. Şahin, "Yıpranmış, can çekişen kitaplar, hastanelerde bulunan narkoz cihazına benzer bir aletle soğuk buhar verilerek yeniden hayata döndürüldü." dedi.

Zaman, Haber: Ekrem Aytaş - Ünal Livaneli, 30.04.2007

ANIT MEZARLAR KENDİ KADERİNE BIRAKILDI

 

Gaziantep'in Araban İlçesi'nde bulunan tarihi anıt mezarların bakımsız olduğu bildirildi. İlçeye bağlı Elif beldesi, Hisar ve Hasanoğlan köyünde bulunan tarihi anıt mezarların, ilgisizlik nedeniyle tahrip olduğu belirtiliyor. Elif Beldesi Belediye Başkanı Cuma Altınbaş, yaptığı açıklamada, kaderine terk edilen anıt mezarların bakıma ve korunmaya ihtiyacı olduğunu belirtti. İlçe sınırlarında bulunan anıt mezarların MS 1. yüzyıla ait olduğunu kaydeden Altınbaş, "Bakımsız olan bu mezarlar, dış tahribatın yanı sıra bölgede kaçak kazı yapanlar tarafından da tahrip ediliyor. Belediye olarak bu konuda bir şey yapamıyoruz. Daha önce bu durumu ilgili yerlere ilettik. Yetkililerin, bu tarihi mekanları korumasını istiyoruz. Eğer, bölgemizde bulunan tarihe eserler korunabilirse, kültür turizmi açısından yeni mekanlar kazanılabilir".

Gaziantep 27 Gazetesi, 30.04.2007

'KAZICI' İŞBAŞINDA

 

“Define” ve “tarihi eser” bulmak amacıyla yapılan kaçak kazıların arttığı gözlenirken, son “defineci” grup, Hekimhan- Hasançelebi’de yakalandı.

Hekimhan İlçesi Hasançelebi Kasabası Obuz Mezrası kırsalındaki tepelik alanda, Jandarma B.S., C.T., K.T., M.G., M.A.K. ve E.T. adlı şahısları, “define bulmak” üzere kazı yaparken 1 kazma, 1 kürek ve 2 murçla suçüstü yakaladı.


Bu kişilerin tepe zirvesindeki büyük bir kayanın altını 5 metre uzunluğunda, 11 metre genişliğinde ve 2 metre derinliğinde kazdıkları, haklarında yasal işleme başlandığı bildirildi.
Malatya Haber, 30.04.2007

BU ESERLER MÜZELİK

 

Antik A.Ş.’nin 6 Mayıs 2007 Pazar günü Swissotel’de düzenleyeceği 247. müzayedesinde müzelik tablolar, hatlar, sıra dışı Osmanlı antikaları, oryantalist ve ünlü Türk ressamlarına ait çok değerli koleksiyonlardan oluşan birbirinden kıymetli 300 eser satışa sunulacak.





1855 yılında İstanbul’a gelip burada dört yıl kalan ve birbirinden güzel Boğaziçi peyzajlarına imza atan dünyaca ünlü Fransız oryantalist Fabius Brest’in “Boğaziçi’nde Balıkçıları” adlı tablosu müzayedenin en önemli eserleri arasında yer alıyor. 115,5x90 cm boyutlarındaki tablo, 375 bin YTL açılış fiyatı ile yeni sahibini arayacak. Müzayedede yer alan diğer önemli oryantalist ressamlar içinde Felix Ziem, Franz Leo Rubens gibi dünyaca ünlü imzalar bulunuyor.

Türkiye’de ilk resim sergisini gerçekleştiren ve Dolmabahçe Sarayı resim koleksiyonunun şekillenmesini sağlayan Şeker Ahmet Paşa’nın natürmort çalışması 200 bin YTL açılış fiyatıyla müzayedede yer alıyor. Türk resminin en önemli natürmort ressamlarından Süleyman Seyyid’in üzümlü natürmort çalışması, Hoca Ali Rıza’nın yağlı boya eserleri, Hikmet Onat’ın “Boğaziçi” peyzajı, İbrahim Çallı’nın “Üsküdar” konulu çalışması, Feyhaman Duran, Sami Yetik, Naci Kalmukoğlu, Nazmi Ziya, Diyarbakırlı Tahsin, Edip Hakkı Köseoğlu, Vecihi Bereketoğlu, Nuri İyem, Şeref Akdik gibi önemli Türk ressamlarının tabloları koleksiyoncuları heyecanlandıracak nitelikte. Padişah Sorgucu, yakut ve elmaslı gerdanlık, elmaslarla süslenmiş fincan zarfı ve 20’yi aşkın elmaslı takıdan oluşan mücevher koleksiyonu da satışa sunulan şaheserler arasında. Müzayedede ayrıca; Osmanlı sultanlarından tuğralı gümüşler ve mücevherler ile Yıldız porselen eserler, tophaneler ve Edirnekari armalar mevcut.

Osmanlı’nın Oğuzların Kayı boyundan geldiğini simgeleyen Kayı boyu damgalı müzelik bir tombak kalkan Türkiye’de ilk kez görücüye çıkacak. Benzerleri sadece Askeri müze koleksiyonlarında yer alan ve ilk kez müzayedeye çıkacak olan kalkan çok iyi kondisyonda ve 16. yüzyılın çiçek kabartmalarıyla süslü. Çağdaş Türk resim sanatının rekor kırması beklenen örnekleri arasında Neşet Günal’ın “Kız Çocukları”, Cevat Dereli’nın “Sohbet”, Ali Çelebi “Balıkçılar”, Hamit Görele’nin “Uzanmış Kadın” konulu çok önemli eserlerinin yanı sıra, Avni Arbaş, Fikret Mualla ve diğer önemli çağdaş ressamlarımızın tabloları yer alıyor. Türk hat sanatına yön veren değerli hattatlarımızdan Hafız Osman ve Kazasker Mustafa İzzet imzalı Hilye-i Şerifler, Derviş Ali’nin 1600’lü yılların başında yazdığı “murakka” gibi ancak müzelerde görülebilecek birbirinden değerli hat eserleri, İstanbul’un köklü ailelerine ait, bugüne kadar sadece Avrupa saraylarında benzerleri görülen çok özel İngiliz gümüş şamdan setleri, tophaneler, mineli ve cam işçiliğinin aykırı örnekleri de müzayedede satışa sunulacak değerli eserler arasında.

Türkiye Gazetesi, Haber: İnan Arvas, 29.04.2007

SİDE ANTİK KENTİ'NDE HARİTA SATIŞI YASAKLANDI

 

Antalya'nın Manavgat İlçesi'ne bağlı Side beldesindeki antik şehir içinde harita satışı yasaklandı. Side Belediyesi'nin getirdiği yasak kapsamında zabıta ekipleri, haftanın 7 günü antik kent içinde denetim yapacak. Zabıta ekipleri denetimlerde karşılaşacağı olumsuz durumlarda ise jandarmadan destek alacak.

 

Side Belediye Başkanı Osman Delikkulak, turizm sezonunun başlaması ile birlikte turizm beldesinde görüntü ile gürültü kirliliğinin önüne geçmek ve turistlerin rahat bir şekilde tatillerini yapmalarını sağlamak için önemli kararlar aldıklarını ifade etti. Başkan Delikkulak, bu kapsamda beldede seyyar satıcılık, dilencilik, hanutçuluk, turiste sözlü tacizde bulunma ve antik kent içinde harita satanlara karşı amansız mücadele başlattıklarını söyledi. Delikkulak, "Ülkeme gelen ve benim beldemi ziyaret eden turisti kimsenin rahatsız etmeye hakkı yok. Hiç kimse turisti kandırarak para kazanmaya çalışmasın. Bu konuda tüm esnafları uyarıyorum, karşısında beni bulur. Turizmde birilerinin yaptığı yanlışı, sonra tüm Side halkı ödemek zorunda kalıyor. Adam eline bir harita diye kağıt parçası almış ve turiste bunu Euro karşılığında satmaya çalışıyor. Sattıkları haritaların Side Antik Kenti Jeodezi-Fotometrik hiçbir değeri yok. Antik kent çevresinde sahte harita satışını ortadan kaldırmak için zabıta ekipleri haftanın 7 günü denetim yapacak. Turistlere, antik kent ile ilgili Side Belediyesi ve Manavgat Kültür ve Turizm Danışma Ofisi'nde yeterli kaynağımız bulunmakta." diye konuştu.

Zaman, Haber: Abdurrahman Büyükkeskin, 29.04.2007

ZEUGMA'DA KAMULAŞTIRILAN 144 DEKAR İÇİN 826 BİN YTL ÖDENDİ

 

Gaziantep İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Abdulkadir Demir, Zeugma antik kentinde 2005-2006 yıllarında 144 bin 100 metrekare alanın kamulaştırıldığını belirterek, "Kamulaştırılan 22 parsel için 826 bin 758 YTL ödeme yapıldı." dedi.

 

Abdulkadir Demir, Gaziantep'in Nizip İlçesi'ndeki Zeugma antik kentinde ciddi bir kamulaştırma yapıldığını söyledi. Demir, kamulaştırma için 995 bin YTL ödenek ayrıldığını belirtti. Kamulaştırılan alanın 144 bin 100 metrekareye ulaştığını bildiren Demir, hazine arazisi üzerindeki ağaçlar için de 3 bin 458 YTL ödendiğini aktardı.

 

Zeugma'daki öncelikli hedeflerinin kamulaştırma olduğunu dile getiren İl Özel İdaresi Sekreteri Demir, "Efes'te, Side'de yaşananların burada yaşanmaması için 'ne alabilirsek alalım' denilerek ciddi bir kamulaştırma yapıldı. Öte yandan suyun belirli dönemlerde yükselmesiyle bazı eserlerin zarar görebileceği tespit edildi. Bunun üzerine belirli bir bölgede duvar çalışması gerçekleştirdik. Zeugma'daki kazılar ise Doç. Dr. Kutalmış Görkay'ın başkanlığındaki ekip tarafından yürütülüyor. Ancak kazılar üniversitelerdeki uzmanlar tarafından yazın ve 1.5 aylık bir dönemde yapılabildiği için işler yavaş ilerliyor. Bizim buradaki görevimiz daha çok parasal ve yönlendirme ile alakalı." şeklinde konuştu.

Zaman, 29.04.2007

KORUYA EL KOYAMADILAR, TAHRİBAT YAPIYORLAR

 

İstanbul'un Üsküdar İlçesi'nde Atatürk'ün öğretmenlere hediye ettiği Validebağ Korusu'nda sorunlar bitmiyor. Üsküdar Belediye Başkanlığı koruyu almak için uğraşmış eğtim emekçilerinin mücadelesi sonucu geri adım atmak zorunda kalmıştı. Koruya el koyamayan belediye şimdi de tahribata başladı. Eğitim Sen İstanbul 2 Nolu Şube Yönetim Kurulu adına koruda basın açıklaması yapan Özlük Hukuk Sekreteri Rıza Zeyrek, Validebağ Öğretmenler Korusunun, Mustafa Kemal Atatürk ve dönemin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Bey tarafından öğretmenlere hediye edildiğini hatırlattı.

 

Validebağ Korusu'nun bugüne kadar çeşitli nedenlerle arazisinin küçültüldüğünü ve tahribata uğradığını anlatan Zeyrek, verilen mücadeleler sonucunda korunun sit alanı ilan edildiğini, içindeki yapıların da Anıtlar Yüksek Kurulunun denetimine geçtiğini söyledi.

 

Oluşan kamuoyu sonucunda mücadelelerine Validebağ Gönüllüleri ile çevrecilerin de katıldığını ifade eden Zeyrek, "Üsküdar Belediye Başkanı kamuoyunun koruya ilgisinin azaldığını düşünerek, koruda 6 metre eninde ve 10 metre uzunluğunda yol açma girişiminde bulundu. Buna gerekçe olarak da Erzurum Sitesi'nin ve Validebağ Anadolu Sağlık Meslek Lisesi'nin atık sularının drenajının yapılmasını bahane gösterdi" dedi.

 

Koruda bu amaçla yapılan hafriyat çalışmasının tahribata neden olduğunu, doğal yaşama zarar verdiğini söyleyen Zeyrek, "Tam bir doğa tahribatı ve yol Erzurum Sitesine kadar uzatılmak isteniyor" diye konuştu. Zeyrek, yetkililerden, hafriyatın korudan geçirilmesinin engellenmesi, dökülen molozların kaldırılması, kırılan ağaçların ilgili şirket tarafından yeniden düzenlenmesini istedi. Korunun "temizlik ve bakım" amacıyla 10 yıllığına İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nce Üsküdar Belediyesi'ne devri için protokol yapıldığını ve bu protokole karşı yargı yoluna başvurduklarını kaydeden Zeyrek, "Devirİe ilgili mahkeme kararı sonuçlanana kadar hiçbir işlemin yapılmamasını istiyoruz" diye konuştu.

Birgün, 29.04.2007

İSTANBUL MÜZESİNİ BEKLİYOR





Türkiye'nin en köklü sivil toplum kuruluşlarından Tarih Vakfı, yıllardır yaptığı projeler, sergiler, konferanslar dışında bu kez başka bir konuyla gündemde; İstanbul Kent Müzesi... Vakıf, kendilerine "İstanbul Kent Müzesi" kurulması amacıyla 49 yıllığına devredilen Darphane-i Amire binalarından Kültür Bakanlığı'nca çıkartılmak isteniyor.

Tarih Vakfı'nın Darphane'deki müze kurma girişiminin önünü kesen ilk adım, 1996'da Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun, "Topkapı Sarayı arka avlusu ve alandaki tüm binalara Kültür Bakanlığı dışında kimsenin işlev veremeyeceği"ne hükmetmesi oldu. Bu durum, vakıf ile devlet arasında 10 yıllık dava sürecini de başlattı. Son olarak Kültür Bakanlığı'ndan "Vakfın altı yıl içinde İstanbul Kent Müzesi kurması gerektiği ancak bunu yapmadığı için binayı boşaltması gerektiği"ni bildiren bir yazı geldi.

Eminönü Belediyesi'nden gönderilen tebligatta da vakfın "yıkılma tehlikesi bulunduğu" gerekçesiyle Darphane'yi boşaltması istendi. 4. İdare Mahkemesi'nin, bu kararın yürütmesini durdurmasına karşın Darphane binaları 6 Şubat'ta mühürlendi. Son olarak 5 Nisan'da mühür söküldü ve binalar Tarih Vakfı'na teslim edildi. Biz de Tarih Vakfı Başkanı Halim Bulutoğlu ile bu süreci ve vakfın etkinliklerini konuştuk.

Uzun bir yargı sürecinin ardından Darphane'ye döndünüz. Şimdi ne olacak? Oradan tekrar çıkartılma gibi bir endişe taşıyor musunuz?
Evet ciddi bir endişemiz var. Zaten mahkemenin yürütmeyi durdurması bir ara karar. Asıl karar işlemin iptali olacak. Bunun da lehimize sonuçlanacağını düşünüyoruz. Muhtemelen orada kalacağız, ama orada kalabilmemiz, -mekanın Topkapı Sarayı'na verileceğini söyleyen Kültür Bakanı'nın açıklamalarına bakarsak- İstanbul Müzesi'nin Darphane'de kurulmasının önünü açmıyor. Çünkü müze izni 12 yıldır olduğu gibi hala verilmiyor.

Neden? Bakanlık, müzenin kurulması için bir sivil toplum kuruluşu (STK) ile işbirliği yapmak mı istemiyor?
Taraflardan biri, ötekini kapı dışarı etmek için uğraşıp duruyor; hem projeden hem mekandan. Bunu da son derece anlamsız bir inatlaşma biçiminde yapıyor. Üstelik karşınızda derdi para kazanmak olmayan, gönüllülük üzerine kurulu bir STK var. Tarih Vakfı, Darphane kendisine verilirken orayı ticari bir alan olarak işletmeyi düşünmedi.

İstanbul Müzesi başka bir yerde kurulamaz mı?
Tabii ki olabilir. Biz illa ki Darphane'de olsun demiyoruz, ama başka yer olmadan bizi çıkarırlarsa İstanbul Müzesi'nin artık lafı bile edilmeyecek. Göstermelik bir müze yapılmaya kalkılacak. Müze için şehir merkezinde ve en az 10 bin metrekarelik bir alana ihtiyaç var. Bunu da ancak yerel yönetim ya da devlet bulabilir. Bize yeni bir yer önerilirse, Darphane'yi boşaltmaya hazırız. Olmazsa, tüm yasal haklarımızı kullanarak orada kalmaya ve müzenin önünü açmaya gayret edeceğiz.

Peki varsayalım ki yer sorunu çözüldü. Kaynağınız var mı? İstanbul Müzesi ne zaman açılabilir?
Maddi kaynağın bir kısmı, İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür Başkentliği için hazırlanan bütçeden karşılanır. Olmazsa da biz yurtiçi ve yurtdışı fonlar bulabiliriz. Ancak müzenin 2010'a yetişebilmesi için Darphane'de kurulması şart.
 

İstanbul Müzesi, klasik müze formatında olmayacak diyorsunuz. Ziyaretçiler ne bulacaklar?
Çok farklı, yaşayan bir müze olacak. En çok gezilen Topkapı Sarayı'nınki kadar ziyaretçi çekebilecek. Hatta daha ilk yıldan bir milyon ziyaretçi geleceğini hesaplıyoruz. Üstelik müzeleri genelde yabancılar gezerken, İstanbul Müzesi'nde durum farklı olacak, çünkü yerli halk, orada kendini bulacak. Hatta müze kent tarihinde iz bırakan kişileri tanıtan "İstanbullular" sergisiyle açılacak. Klasik müze gibi bir gezmeyle bitmeyecek, 24 saat açık kalacak.

Tarih Vakfı 16 yılı geride bıraktı. Bunca yılda neler yaptınız? Türkiye'de hangi boşluğu doldurduğunuza inanıyorsunuz?
Tarih Vakfı, kurulduğu dönemde bilimsel tarihçilik alanındaki boşluktan yola çıkmış bir kuruluş. Hem popüler tarihi, hem bilimsel tarih yayıncılığını, hem de ansiklopedik ve periyodik yayıncılığı geliştirdik. Bu işe başladığımızda tarih kitapları neredeyse hiçbir yayınevinin gündeminde yoktu, ama şimdi en çok satan 10 kitaptan beşi tarihle ilgili. Tarihçilikten kastımız sadece kuru, sıkıcı, politik tarihçilik değil. Bize, ders kitaplarından miras kalan şudur; devletler kurulur, yıkılır, liderler vardır, onların tarihlerini ezberleriz... Oysa tarih çok daha renkli, zevkli bir alandır. Tarihin bu yönünün fark edilmesinde önemli bir kurum olduk.

Bu noktada, sözlü tarih çalışmalarınızın etkisi de büyük oldu.
Vakfımız, Türkiye'de sözlü tarih çalışmalarını başlatan kurum. Son 40 yıldır Batı tarihçiliğinde çok kullanılan, giderek daha fazla kabul gören sözlü tarih alanında konferanslar düzenledik, yayınlarımız oldu, projeler yaptık.

Nasıl bir tarih anlayışını savunuyor ve resmi tarih anlayışında neyi değiştirmeyi çalışıyorsunuz?
Önyargılardan uzak, barışçı bir tarih anlayışını savunuyoruz. Milliyetçiliği, ayrımcılığı körükleyen, insanların birbirlerine öteki olarak bakmasını getiren ve birlikte yaşama kültürünü aşındıran tarihçiliğe karşı duruyoruz. Kof böbürlenmeci, kendini kahraman ötekini düşman varsayan o algılamanın reddini öngörüyoruz.

Ders kitaplarında insan hakları konulu bir projeniz var. Ders kitaplarındaki tarih anlatımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ders kitaplarında, önyargılı ifadelerin kullanılmamasını, kitapların insan hakları açısından sorunlu söylemlerden arındırılmasını amaçlıyoruz. Bu kapsamda Balkan ülkelerinde ders kitaplarının iyileştirilmesi projesini yaptık. Örneğin Yunanistan'da Türkler hakkında ötekileştiren, düşmanlık ve öfke yaratan tanımların bir kısmı ayıklandı. Türkiye'de ise bunu maalesef gerçekleştiremedik. Başka ülkelerin bize karşı söylemlerine tepki gösterirken, kendi bahçemizi temizlemiyoruz.

Tarih Vakfı,Türkiye'nin köklü sivil toplum kuruluşlarından. Bu açıdan bakınca STK'lerin devlet ve toplum tarafından kabullenilmesinde nasıl bir yol açtınız?
Çok önemli bir yol açtık. Sivil toplum açısından öncü bir kurum niteliğindeyiz; STK sempozyumu düzenledik, STK rehberi hazırladık, diğer STK'ler ile ortak projeler yürütüyor, bu alanının önünün açılması için girişimlerde bulunuyoruz. Türkiye'de sivil toplum, sorunlu bir alan. Dernek ve vakıfların kapatılması, üzerlerindeki baskı, örgütlülüğün cezalandırılması düşünülürse Türkiye'nin geçmişi temiz değil. Devlet ve yerel yönetimin "sivil toplumun geliştirilmesi" söylemi olsa da aslında bunun pek benimsendiği söylenemez. Bu konu, AB sürecinde yasalara girdi, ama uygulamada yol alınmadı.

Cumhuriyet Dergi, Haber: Gökçe Uygun, 29.04.2007

SİVAS DÜNYAYA AÇILMAK İÇİN KÜLTÜR TURİZMİ HAREKETİ BAŞLATTI

 

Sivas Valiliği, "Medeniyetlere başkentlik yapmış, yüzünü geleceği çevirmiş kent: Sivas" adıyla 12-17 Haziran tarihleri arasında tanıtım haftası düzenledi. Valilik ve Belediye birlikte tüm kamu ve yerel kuruluşların katılımıyla kentin tüm tarihi, kültürel özelliklerini ön plana çıkaran çalışmalar başlattı. İstanbul’da Sivas’ın tanıtımını hedefleyen bir dizi sergiden sonra Sivas’ta Anadolu Lezzetleri adlı bir aktivite düzenledi.





Öte yandan Sivas’ın halk oyunları ve bölgedeki tarihi yapıları yeniden düzenlenerek sunulurken, Milli Mücadele Tarihi’mizde önemli yeri olan yapılarda ışıklandırılarak daha görünür hale getirildi. Sivas tam anlamıyla kültür turizminin hedefi olmak için çalışmalara başladı.

 

Sivas Valisi Veysel Dalmaz, Atatürk ve arkadaşlarına 108 gün ev sahipliği yaparak Kurtuluş Mücadelesi'nde önemli yeri olan Cumhuruyet kenti Sivas'ta yapılacak etkinliğin anlamının büyük olduğunu söyledi.





Anadolu Halk Mutfağı değerlerinin envanterini ve gurme turizmini oluşturmayı amaçlayarak 24-27 Mayıs tarihlerinde Sivas'ta düzenlenen Lezzet Şenliği'nin tüm gıda sektörünü bir araya toplayacağını belirten Vali Dalmaz, "Ülkemizin önde gelen akademisyenleri, mutfak uzmanları, yazarları, mutfak profesyonelleri, beslenme uzmanları, turizmcilerini ve gurme uzmanlarını da bir araya getirme fırsatı bulacağız" dedi.





Sivas'ın yazılı tarihi MÖ 2000 yılı başlarında Hititlerle başlamakta olup merkez Tatlıcak Köyü ile Uzuntepe Köyündeki Höyükler, Divriği Maltepe Köyünde bulunan höyük ve Gürün Şuğul vadisindeki Hititçe yazılar başlıca Hitit yerleşim alanlarıdır. Balkanlar üzerinden Anadolu'ya gelen Frig’lerin Hititleri ortadan kaldırmaları sonucu Sivas'ta Frig egemenliğine girmiştir. Frig yerleşimi Hitit yerleşim alanlarının üst katlarında görülmektedir. Lidya’lılar zamanındaki meşhur Kral Yolu da Sivas'tan geçmektedir.


  

TürkiyeTurizm.com, 29.04.2007

DÜNYANIN İLK YAĞMUR ORMANI

 

Dünyanın en eski yağmur ormanlarının yapısını anlamamıza yardımcı olacak, devasa bir orman kalıntısı bulundu. 300 milyon yıllık bu ormanda soyu tükenmiş birbirinden ilginç bitkiler yer almakta; ağaç büyüklüğünde eğreltiotları, 40 metre yüksekliğe ulaşmış yosun türleri, çalılar ve dev yapraklı ağaçlar. Ve, Karbonifer Dönemi’ne ait bu ormanın içinde yürüyebiliyorsunuz.

 

Bu orman ABD’nde, Illinois eyalaletindeki bir kömür madeninde, Bristol Üniversitesi’nden  Dr Howard Falcon-Lang ve meslektaşları tarafından bulundu. Ekibin yaptığı çalışmaların sonuçları Geological Society of America tarafından yayınlanmakta olan Geology dergisinin son sayısında yer alıyor.

 

Fosilleşmiş orman 300 milyon yıl önce cereyan eden çok büyük bir deprem sonrası tamamen çökerek çamur tabakası içine gömülmüş ve bu şekilde korunabilmiş. Dr Howard Falcon-Lang’ın açıkladığına göre fosil orman, kömür tabakasının hemen üstünde yer almakta ve madenin galerilerinin tümünün tavanını kaplamakta. Dolayısıyla, uzun pasajlar boyunca ormanın içinde değilse bile “altında” yürüyebilmek mümkün. Bu, 10x10 km ölçüsünde, şimdiye dek bulunan en büyük fosil orman.

University of Bristol, 23.04.2007

350 YILLIK SARNIÇ 'KÜLTÜR EVİ' OLDU

 

Muğla'nın Bodrum İlçesi'nde restore edilen 350 yıllık tarihi sarnıç "Kültür Evi" olarak hizmete açıldı.

 

Konacık Belediye Başkanı Mehmet Tosun, sarnıçların Konacık'ta özel bir yeri olduğunu söyledi. Beldede toplam 15 sarnıcın bulunduğunu ve bu sarnıçlardan 10 tanesinin restore edileceğini ifade eden Tosun, "Diğer 5 sarnıç dağlık alanda olduğu için restorasyon çalışmaları şimdilik mümkün olmayacak. Bugün 'kültür evi' olarak hizmete soktuğumuz sarnıç, Kocaeli Üniversitesi'nden bir ekip ve yapı ustası Mehmet Öztürk tarafından yaklaşık 7 aylık bir çalışma sonucu restore edildi" diye konuştu.

 

Sarnıçın "Kültür Evi" olarak hizmete girmesinin ardından, sarnıcın içinde bulunan ve "Pedasa Kalesi" fotoğraflarından oluşturulan sergi, davetliler tarafından gezildi.

Trt/Haber, 29.04.2007

ABUT EFENDİ YALISI 40 MİLYON DOLARA SATILIK





Bir dönem Kurtlar Vadisi ve Savcının Karısı gibi dizilere ev sahipliği yapan, kısa bir süre Sağır Oda dizisinin, son 3 yıldır ise Kanal D’nin sevilen dizisi Gümüş’ün çekimlerinin yapıldığı Abut Efendi Yalısı, 40 milyon dolara satılmayı bekliyor.

Yalının, dizilerden bölüm başına 25 bin YTL kira aldığı magazin basınında yer almıştı. Yalıyı 1853’te Altunizade Necip Bey yaptırmıştı. Abut Efendi Yalısı, 10 yıl arayla ikinci kez satılığa çıktı. Yalının satış bedeli bu kez 40 milyon dolar olarak belirlendi. Yalının son sahibi olan Salat yağlarının sahibi İsmail Özdoyuran, yalıyı 1997’de 20 milyon dolara satılığa çıkarmıştı. İsmail Özdoyuran, o dönemde "Yalıyı satıp yeni fabrika kurmak için sermaye yapacağım" diye alıcılarla görüşmüş, ancak daha sonra satıştan vazgeçmişti.

Yayınlandığı ilk günden bu yana büyük ilgi gören Gümüş dizisinin çekimlerinin yapıldığı ve 3 yılda milyonlarca dizi hayranının da rüyalarını süsleyen yalının çok ilginç bir hikayesi var. 1853’te dönemin ünlü ailesi Altunizadelerden Necip Efendi tarafından, Ermeni mimar Karabet Amıra Balyan’a yaptırılan yalı, eski kayıtlara göre 270 metrekarelik alana oturuyor ve 1130 bahçesi var. Yalının satışını üstlenen emlak şirketinin internet sitesindeki bilgilere göre, gayrimenkulün brüt kullanım alanı 2 bin metrekare. Dolmabahçe Sarayı’nın planı örnek alınarak yapılan yalıyı; Necip Bey’den Baron Vandoeuvre aldı. Baron Vandoeuvre da yalıyı; Sultan II. Hamid devrinde Ticaret Odası, Harbiye Nezareti Mubayaa Komisyonu ve Şirketi Hayriye reislikleri de yapan Mehmet Abut Efendi’ye sattı. Abut Efendi, yalıyı eşine hediye etti. Tarihi yalı, mükemmel bir plan orjinalliğine sahip ve Boğaziçi’nin geçen yüzyıldan kalan ender yapılarından.

Bir müştemilatı, görkemli salonları, 2 sofası ve 18 odası olan yalı ayrıca havuzu, saunası, geleneksel Türk hamamı ve 8 araçlık otoparkı ile de dikkat çekiyor. Üst kat, yarım dikdörtgen bir sofa etrafında dönüyor. Yalının dikkatleri toplayan bir kısmı da, ana giriş kapısının karşısındaki merdiven... Altta ve üstte palmiyeli camekanlar var.

Mimar Amıra Balyan; sadece planda değil, perde ve kornişlerde de Beylerbeyi ve Dolmabahçe sarayları tarzında, yekpare, kabartma armalı ve yaldızlı süslemeler kullanmış. Yalı bir dönem, Abut Efendi’nin kızı Belkıs’ın yaşam öyküsüyle de anılmıştı. Belkıs Abut, yalıdaki konuklarına toprak plaklardan opera müziği dinletmesi ile tanınıyordu. Abut Efendi’nin kızı Belkıs hanım tarafından 1985’te satılan yalının içi-dışı esaslı şekilde restore edildi. Yalının son sahipleri, bir dönemin tanınmış gıda firmalarından Salat Yağları’nın sahibi olan Özdoyuran Ailesi. Şubat ayında, yani 2 ay önce vefat eden işadamı İsmail Özdoyuran, aynı zamanda Fenerbahçe Kulübü’nün Yüksek Divan Kurulu üyesiydi.

3 katlı Abut Efendi Yalısı’nın satışını üstlenen emlak şirketinin kayıtlarına göre gayrimenkul, 2 bin metrekare kullanım alanına sahip. 40 milyon dolarlık fiyat belirlenen tarihi yalının metrekaresi, emlak şirketinin internette verdiği kayıtlar dikkate alındığında 20 bin dolara geliyor. Eski kayıtlara göre 270 metrekare alana oturan, 1130 metrekarelik de bahçesi olan yalının toplam arsası büyüklüğü yaklaşık 1.5 dönüm. Satış gerçekleşirse, arsanın metrekaresi yaklaşık 26 bin dolar olacak.

Abut Efendi Yalısı’nın satışını üstlenen Cempay Uluslararası Gayrimenkul, Boğaz’ın en büyük yalısı olan ve dünyanın en değerli 4’üncü gayrimenkulü olarak gösterilen Yeniköy’deki Erbilgin Yalısı için de müşteri arayışını sürdürüyor. Eski adı Şehzade Burhanettin Efendi Yalısı olan ve 1984’te, Erg İnşaat’ın sahibi Müfit Erbilgin tarafından harabe halde alınan ve 50 milyon dolarlık restorasyon masrafı ile birlikte yaklaşık 60 milyon dolara malolan yalının alanı, 2 bin 802 metrekare. Erbilgin Yalısı, 2.5 yıl önce de 100 milyon dolara satılığa çıkarılmış, ancak satılamamıştı. Tavanları altın varak olan, muslukları altın kaplama yalının yıllık emlak vergisi 8 bin YTL’yi buluyor.

Hürriyet, Haber: Ali Öztürk, 29.04.2007

MARMARAY ARKEOLOJİK KAZILAR YÜZÜNDEN İKİ YIL GECİKECEK

 

Türkiye'nin ve İstanbul'un 100 yıllık rüyası Marmaray Projesi, arkeolojik kazılar yüzünden 2 yıl kadar gecikecek. 9 Mayıs 2004'te temeli atılan projenin 2008 sonunda bitirilmesi ve ilk test sürüşünün 28 Nisan 2009'da yapılması öngörülüyordu. Ancak, yavaş yürüyen arkeoloji kazıları yüzünden proje bazı alanlarda durma noktasına geldi.





Profesyonel tünel delme makinesi TBM'lerden 3'ü Ayrılıkçeşme ve Kazlıçeşme istasyonlarında 1 yıl gecikmeyle devreye sokuldu. Diğer 2 TBM'nin de aynı anda Yenikapı'da tünel kazısına başlaması gerekiyordu. Ancak arkeoloji kazılarının uzaması dolayısıyla makineler bir türlü devreye sokulamadı. Proje yöneticileri TBM'lerin Yenikapı'da 6 aydan önce devreye sokulmasının da imkansız olduğunu belirtiyor. Geçen hafta Marmaray Projesi'nin yürütüldüğü alanlarda incelemelerde bulunan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım da arkeoloji kazılarının yol açtığı gecikmeye dikkat çekerek, projenin bitim tarihinin planlanandan bir miktar sapacağını söyledi. Öte yandan bakanlığın isteği üzerine arkeoloji çalışmaları bir süre önce 3 vardiya halinde günün 24 saati yürütülmeye başlandı.

 

İstanbul Boğazı'nın iki yakasını deniz altından birbirine bağlayacak olan Marmaray Tüp Geçiş Projesi'nin başlamasının üzerinden 2 yıl 10 ay geçti. İşler planlandığı gibi gitseydi Marmaray'da ilk test sürüşü 28 Nisan 2009'da gerçekleştirilecekti. Ancak İstanbul'un zengin tarihi dokusu ve bu dokunun kaybolmaması için titizlikle yürütülen arkeolojik kazılar projenin zamanında bitirilmesini imkansız hale getirdi. Projeyi yürüten uzmanlardan alınan bilgilere göre Marmaray en iyi ihtimalle en az 2 yıl gecikecek. Projenin önemli ayaklarını oluşturan Kadıköy İbrahimağa Mahallesi'ndeki Ayrılıkçeşme ve Üsküdar istasyon alanlarındaki kazılar tamamlandı. Kazılar biter bitmez Ayrılıkçeşme istasyonunda 2 TBM planlanandan bir yıl gecikmeli de olsa tünel inşaatına başladı. Günde ortalama 12 metre kazabilen diğer TBM ise Kazlıçeşme'de işe başladı. Ancak projenin en önemli noktalarından Yenikapı istasyonunda arkeolojik kazılar sürdüğü için henüz tünel kazısına başlanmış değil. Projede toplam 12 km'lik uzunluğa sahip 2 yeraltı tünelinin 2008 yılı ortalarında bitirilmesi hedefleniyordu. Mevcut aşamada ise Yenikapı'daki tünel kazılarına 2008 yılı başında ancak başlanabilecek.

 

Gecikme üzerine Ulaştırma Bakanlığı, Marmaray sahasında arkeolojik kazıları yürüten İstanbul Arkeoloji Müzesi'nden çalışmaların hızlandırılması için 3 vardiya usulünde çalışma talep edildi.

Zaman, Haber: Melik Duvaklı, 28.04.2007

CUMHURİYETİN TANIĞI MÜZE KÖŞK





Yüce Önder Atatürk 'ün bir dönem ikametgahı ve karargahı olarak kullandığı, Cumhuriyet devrimlerini planladığı ve Büyük Nutuk'u kaleme aldığı Müze Köşk, 5 yıllık restorasyonun ardından yeni yüzüyle yurttaşlara kapılarını açtı. Müzeyi ziyaret eden yurttaşlar, Atatürk'ün sade bir o kadar da zevkli ve estetik yaşam tarzını yakından tanıyor.

Mustafa Kemal, Ulusal Kurtuluş Savaşı çalışmalarını yürütmek için Ankara'ya geldiği 27 Aralık 1919 gününde, önce bugün Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü olarak kullanılan Ziraat Okulu'nda kalmıştı. Atatürk, okulun savaş karargahına dönüştürülmesinin ardından, ilk Meclis Başkanı seçildiği 23 Nisan 1920'de İstasyon'daki istasyon şefi konutu olan ve "Direksiyon Binası" olarak anılan taş binaya geçerek burayı hem konut hem çalışma yeri olarak kullanmıştı.

Ancak, bu binanın çalışma ve dinlenme yönünden uygun olmaması nedeni ve Ruşen Eşref 'in önerisiyle Ankara'nın yazlık bağlar bölgesi olan Çankaya'da bir yer aranmaya başlanmıştı. 1921 yılında Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi 'nin önderliğinde satın alınan "Kasapoğlu Köşkü" olarak bilinen bugünkü "Müze Köşk" , Ankaralılar tarafından Atatürk'e armağan edilmişti. Atatürk'ün yaşamı boyunca en uzun süreli ikametgahı olan Müze Köşk, Yüce Önder'in, Cumhuriyet'in kurulması dahil tüm devrimlerini planladığı, yerli ve yabancı pek çok konuğunu ağırladığı, Büyük Nutku kaleme aldığı bir mekan olması nedeniyle de ayrı bir önem taşıyor.






Yerel mimariye sahip, iki katlı özel bir yapı olan Müze Köşk, Atatürk tarafından, 1932 yılına kadar, hem ikametgah, hem de çalışma amaçlı olarak kullanıldı. 1924 ve 1926 yıllarında iki kez onarımdan geçirilen Köşk, 1986 yılında restore edildi ve müze olarak ziyarete açıldı. Müze olarak kullanılmaya başlandığı 1986 yılından sonra kimi küçük onarımların yapıldığı Köşk'te, yüz yıla yaklaşan yaşının ve ziyaretlerin yarattığı yıpranmalar büyük bir onarımı zorunlu kıldı.

 

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 'in emriyle Köşk, aradan geçen 80 yılın yarattığı tahribattan kurtarılarak sağlamlaştırıldı ve Atatürk'ün içinde yaşadığı dönemi yansıtacak biçimde restore edildi. 2002 yılında proje çalışması ile başlayan restorasyon, Ocak 2007'de tamamlandı. ODTÜ öğretim elemanlarından oluşan Danışma Kurulu'nun denetiminde sürdürülen çalışmalarda, döşeme, duvar, sıva gibi yapı unsurları yenilendi.

Müze Köşk'ün mobilya ve tekstil eşyaları TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı Atölyeleri'nde onarıldı ya da yeniden yapıldı. Cumhurbaşkanlığı Çankaya Yerleşkesi'nde oluşturulan atölyede de konunun uzmanlarınca mobilya onarım ve döşemesi yapıldı. Perdeler, döşemelik kumaşlar ve halılar Hereke tezgahlarında aslına uygun olarak yeniden dokundu. Müze Köşk'te, çevre düzenlemesi ve teşhir tanzim çalışmaları da gerçekleştirildi. Çalışmalarının ardından Köşk, tarihine yakışır bir görünüm aldı. Müze köşk, hafta sonu 13.00-17.00 saatleri arasında hafta içi de pazartesi günü dışında, randevu alınarak ziyaret edilebiliyor. Yurttaşlar, randevu için 468 63 00 numaralı telefonu arayabilecek.






- Camekanlı Giriş Bölümü: Koyu kahverengi tahta oymalı ayna ve koltuklarla döşeli bölümden içeriye bir telefon bağlantısı bulunuyor. Toplantı günlerinde vestiyer olarak kullanılan bölümün devamında bilardo salonu yer alıyor.

- Yeşil Salon: Misafir kabul ve oturma salonu olarak kullanılan Yeşil Salon'un ön ve yan tarafa bakan pencereleri bulunuyor. Oturma grupları ile bir vitrin dolabın bulunduğu salonun duvarlarında bazı fotoğraflar ve aynalar yer alıyor. Salonun yemek salonuna açılan bir de kapısı bulunuyor.

- Yemek Salonu: Döneme özgü möblelerin yer aldığı salonda ilk göze çarpan şey, hole açılan kapının tam karşısında bulunan, bacası ve yan tarafları tahta oymalı şömine ile şöminenin her iki yanının üst kısmındaki ikişer adet vitray kaplı pencereler... Yemek salonunda, yeşil salonun giriş kapısının yanında poker masası yer alıyor. İki vitrin dolap, bir büfe, bir konsol, iki gramofon ve şömine ile kapı kenarlarında bulunan büyük çini vazolar salona uyumlu bir biçimde yer alıyor.

- Çalışma Odası ve Kütüphane: Atatürk'ün pek çok konu hakkındaki fikirlerini oluşturduğu, "Büyük Nutuk" u kaleme aldığı çalışma masası ile koltuğu ve odayı çepeçevre saran kitaplıklar, bu odanın en önemli eşyaları arasında yer alıyor. Çalışma odası geniş bir kapı ile, Atatürk'ün geniş ufkunu ve kültür yapısını nasıl oluşturduğunu gösteren önemli deliller olan kitaplarının bulunduğu kütüphaneye bağlanıyor. Kütüphanede kitaplıklar ve dört sandalyeli yuvarlak bir masa ile köşede okuma koltuğu bulunuyor. Odanın kule bölümünde ise yine bir çalışma masası ve koltuklar ile yerde Moskova Sefiri Muhtar Bey 'in hediyesi bir ayı postu yer alıyor.

- Gazi'nin Yatak Odası: Yatak odası da Köşk'ün diğer bölümleri gibi son derece sade, ama zevkli döşemesiyle dikkat çekiyor. Atatürk'ün yastığı ve yorganı, örtüsü ile birlikte yatağın üzerinde korunuyor. Odadaki iki tuvalet masasından birisi banyo kapısının yanında duruyor. Latife Hanım 'a ait olan tuvalet malzemeleri masa üzerinde yer alıyor. Köşk, Atatürk'ün 29 Ocak 1923 tarihinde başlayıp, 5 Ağustos 1925 tarihinde sona eren evliliğine de tanıklık ediyor. Yatak odasında, gardrop, bir koltuk, iki sandalyeli küçük, yuvarlak bir masa dışında dikkat çeken bir başka unsur da, şöminenin üzerindeki Zübeyde Hanım'ın gençlik resmi.

- Elçi Kabul Salonu: Holün sol tarafındaki elçi kabul salonunda, Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa tarafından hediye edilen ve Atatürk'ün çok sevdiği 3 koltuk, 1 kanepe, bir çalışma masası ve dolaptan oluşan sedef kakmalı bir takım ile sol tarafta ayrı bir çalışma masası bulunuyor.

Cumhuriyet Ankara, Haber: Fırat Kozok, 27.04.2007





22 -28 Nisan 2007

KESİK MİNARE ÜÇ YIL SONRA AÇIK HAVA MÜZESİ OLACAK

 

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, CHP Antalya Milletvekili Feridun Baloğlu’nun TBMM Başkanlığı’na sunduğu yazılı soru önergesine verdiği cevapta, 2005 yılında Kesik Minare’nin açık hava müzesine dönüştürülmesi için, Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, Antalya Müze Müdürlüğü ve Akdeniz Üniversitesi işbirliği ile çalışmalara başlandığını ve kazı heyeti oluşturulduğunu belirtti.

 

Heyetin oluşturduğu rapor doğrultusunda, kazı çalışmaları öncesinde kazı çalışanlarının güvenliğinin sağlanması için güvenlik önlemleri projesi hazırladığını kaydeden Bakan Şahin, projelerin uygulama işinin ihalesinin tamamlandığını ve 4 Nisan 2007’de sözleşme imzalandığını bildirdi. Şahin, gerekli görülen yerlerde bir ay içinde geçici olarak çelik konstrüksiyon ile kazı güvenliği sağlanarak çalışmalara başlanacağını, çalışmalar sonucunda elde edilecek veriler doğrultusunda, eserin rölöve, restorasyon ve restitüsyon projelerinin hazırlatılarak açık hava müzesine dönüştürülmesinin planlandığını belirtti.

Bakan Şahin, Baloğlu’nun, çalışmaların finansmanı ile ilgili sorusunu, “Yapılan çalışmalar için gerekli ödeneğin tamamı Vakıflarca karşılanmış olup, sadece kazı çalışmalarında kullanmak üzere 2007 yılında 750 bin YTL ödenek talebinde bulunulmuştur” diye yanıtladı. Bakan Şahin, çalışmaların ne zaman tamamlanacağına ilişkin soruya da şöyle cevap verdi: “Konservasyon ve eserin açık hava müzesi olarak düzenlenmesi projesinin tamamlanma süresinin, 2 ila 3 yıl olacağı tahmin edilmektedir. Tarihi eserin çevresinde yapılacak çalışmalar idaremiz dışında olup, konuyla ilgili idaremizin bilgisi bulunmamaktadır.”

Akşam Akdeniz, Fotoğraf. Antalya Belediyesi, 28.04.2007

AŞIKLI HÖYÜK TURİZME KAZANDIRILIYOR

 

Aksaray'da bulunan ve yaklaşık 10 bin yıl önce tarihte ilk beyin ameliyatının gerçekleştirildiği Aşıklıhöyük'ün turizme kazandırılması için çeşitli çalışmalar yürütülüyor.


İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mihriban Özbaşaran, bölgede başlatılan araştırmaların 2006 yılında tekrar başladığını ve önümüzdeki yıllarda da devam edeceğini belirterek, "Aşıklıhöyük, gerçekten tarihi önemi çok büyük bir kazı alanıdır. Burada kazı çalışmalarına 1989 yılında hocamız Prehistorya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ufuk Esin başladı. Aşıklıhöyük, bize geçmişe ışık tutacak önemli bilgiler verdi. Kazı çalışmaları tamamlanan bölgeleri bozulmaması için kapatmıştık. Şimdi ise üstlerine koruyucu çatılar yapıyoruz. Bölgenin hem turizme açılması, hem de kazının devam etmesi yönünde bir proje yapıyoruz" dedi.


Aşıklıhöyük'ü bir açık hava müzesi olarak yapmayı düşündüklerini belirten Doç. Dr. Mihriban Özbaşaran, "Bu güzergah Ihlara Vadisi'ne, Selime'ye, Güzelyurt'a uzanan bir güzergah. Yani burayı turizme açtığımız zaman, zaten bu bölgelere giden turistler 10 bin yıl önce ilk beyin ameliyatının yapıldığı Aşıklıhöyük'ü de görmek isteyeceklerdir. Ihlara Vadisi'ne her yıl 200 bin turist geliyorsa buraya da o turisti çekmeliyiz" şeklinde konuştu.


Kazı alanında bazı bölümlerin ziyarete açık, bazılarının ise kapalı olacağını da dile getiren Doç. Dr. Özbaşaran, "Düşündüğümüz projede gezi alanlarını sınırlandıracağız. Yani herkes kazı alanının içinde olmayacak. Biz kazı çalışmasını sürdürürken isteyen turistler görüntü ve resim alabilecekler. Kazı alanlarının üzerini çatıyla kapatarak korumak daha doğru olacaktır. Ayrıca o dönemde insanların nasıl yaşadıkları, kullandıkları aletler, ölülerini nasıl gömdükleri ve günlük yaşamlarını temsili olarak sergilemeyi planlıyoruz. Höyük yakınına orijinaline sadık kalınarak yapılmış bir 'Aşıklı Mahallesi'nde, 10 bin yıl öncesini canlandırmak en büyük dileğimiz. Bu da ilgi çekebilecek başka bir faktör olacaktır" diye konuştu.

Merhaba Gazetesi, Fotoğraf: TAY, 28.04.2007

MEHTAP ÇAY BAHÇESİ TARİH OLUYOR

 

Emirgan sahilindeki yarım asırlık 'Mehtap Çay Bahçesi' kapanmanın eşiğinde.

 

Çay bahçesinin üzerinde bulunduğu arazinin sahibi DYP Giresun İl Başkanı Yavuz Selim Başar, işletmeci Mehmet Ulusay’a tahliye davası açtı. Sarıyer Sulh Hukuk Mahkemesi, bilirkişinin 5 milyon YTL değer biçtiği araziden Ulusay’ın tahliyesine karar verdi. Ulusay temyiz istemiyle Yargıtay’a başvururken Başar da tahliyenin icra yoluyla yapılması için talepte bulundu. Ulusay “Ben Mehtap Çay Bahçesi’ni, çıplak arazi üzerine, 54 yıl önce inşa edip bugünlere getirdim. Bu ağaçları ben diktim. Buraya ömrümü verdim. Daha önce yanımda çalışan bazı kişilerin kışkırtması sonucu mal sahibi bu girişimde bulundu. İki evlilik yaptım çocuğum olmadı. Burası benim adeta çocuğum gibi” dedi.

Vatan, 27.04.2007

ÇEK CUMHURİYETİ'NDE YENİ BİR NEOLİTİK YERLEŞİM BULUNDU





Bohemya’nın Liberec bölgesi, eski yerleşim kalıntılarından cam müzelerine kadar birçok kültürel eseri ile gurur duyar. Herşey arkeolog Petr Brestanovsky’nin isteği gibi gelişirse bu listeye yeni bir yerleşim daha eklenecek. Fakat finansal ve politik yetersizlikler bu projenin gerçekleşmesine engel olabilecekmiş gibi görünüyor.

 

Brestanovsky’nin arkeolojik park hayali bu ayın başlarında Prag yakınlarındaki Prisovice Köyü’nde yapılan bir araştırma kazısı ile başladı. Bu kazı sırasında, otoban ile demiryolu arasında uzanan, yaklaşık 40 dönümlük bir arazide 6.500 yıllık ev kalıntıları ve eserlere rastlandı. Henüz bölgenin %15 inde araştırma yapılmış olmasına karşın, içlerinde Neolitik Döneme ait kazıyıcılar, taş bıçaklar, çanak çömlek parçaları da olmak üzere 150-200 buluntuya rastlandı. Arkeologlara göre en önemli kalıntılar ise, 4-8 m çapında yuvarlak yerleşim temelleri. Her ne kadar Çek Cumhuriyeti’nde bu tür birçok yerleşim bulunsa da, Brestanovsky’e göre burası, evlerin ufaklığı açısından çok özel. “1990 larda Maskov’da bulduğumuz yerleşimdeki evler çok daha büyüktü. Bu tarz küçük evler toplumsal yaşamda ciddi bir değişime işaret etmekte” demekte.

 

Öte yandan, araziyi iki yıl önce satın alan Belçika endüstriyel inşaat firması VGP ise burada bir otomobil yedek parça fabrikası kurmayı planlamakta idi. Çek Cumhuriyeti kanunlarına uygun şekilde, inşaat öncesi kendileri tarafından finanse edilen arkeolojik inceleme kazısı sırasında bahsi geçen kalıntıların bulunması üzerine şirketin yönetim kurulu başkanı Jan Van Geet “çok şaşırdığını” söyledi. “Arkeologlarla bizim aramızda karşılıklı kötü hisler olamaz. İnsanlar toprak altında bulunan kültürel eserlere saygı duymayı öğrenmeli” diyen Van Geet’in açıklamasına göre buluntular inşaat çalışmalarını ancak birkaç hafta erteletecek. İnşaat, buluntuların bir kısmının kazılarak çıkarılmasından, kazılmayanların ise toprak altında korunmaya alınmasından sonra devam edecek.

 

Van Geet’in söylediğine göre “Kazısı yapılmayan buluntular için onları bir 6500 yıl daha koruyacak ilave bir üst tabaka veya beton zemin hazırlanacak.” Brestanovsky ise bu planın ideal olmadığını ama, en azından yeraltına inşa edilecek yapılarla buluntu alanının tamamen tahrip olmasının önüne geçildiğini söylemekte.

 

Öte yandan Prisovice belediye başkanı Antonín Lízner de araziyi satın alarak koruma yanlısı değil. VGP’nin bölge halkına iş imkanları yaratacak olması ve bölge yönetiminin bu miktarda parası olmaması farklı bir projenin uygulanmasını engellemekte. Tüm bu faktörler göz önüne alındığında, arazinin bir açıkhava müzesi haline getirilmesi ihtimali oldukça düşük.

The Prague Post, Haber: Lisa Nuch Venbrux, 18.04.2007

TARİHİ SİNOP CEZAEVİ KÜLTÜR MERKEZİ VE MÜZEYE DÖNÜŞTÜRÜLECEK

 

Tarihi Sinop Cezaevi'nin kültür kompleksi haline getirilerek korunması amacıyla başlatılan çalışmaların devam ettiği bildirildi. İl Kültür ve Turizm Müdürü Hikmet Tosun, çalışmalarla ilgili yaptığı açıklamada, Adalet Bakanlığı'ndan bir heyetin gelerek tarihi yapıda projelerle ilgili incelemelerde bulunduğunu söyledi. Tarihi yapıda bir Adalet Müzesi de açılmak isteniyor.





Tarihi yapıda bir ''Adalet Müzesi'' yapılmasının planlandığını bildiren Tosun, ''Bu kapsamda Adalet Bakanlığı'ndan Mimar Figen Ertan başkanlığında bir teknik heyet ilimize gelerek incelemelerde bulundu. Heyete cezaevinde yıkılacak ve kalacak binaları göstererek bunların fonksiyonları hakkında bilgi verdik'' dedi.

 

Cezaevinde ayrıca bir Deniz Müzesi kurulmasının planlandığını ifade eden Tosun, ''Tarihi cezaevi içinde Adalet Müzesi ve kentin kimliğini yansıtan Deniz Müzesi kurulması planlanıyor. Bu konuda ön çalışmalar devam ediyor. Samsun Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun kararından sonra 2 müzenin kurulabilmesi için gerekli çalışmalara start verilecek'' diye konuştu.


Tosun, Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşıyan tarihi apıdaki bu özelliğinin göz önüne alınarak bir çalışma izleneceğini de sözlerine ekledi.
   
1214 yılında Selçuklu Sultanı İzzettin Keykavus tarafından tersane olarak yaptırılan tarihi yapı, ilk kez 1568'de cezaevi olarak kullanıldı. Aralarında Zekeriya Sertel, Mustafa Suphi, Sabahaddin Ali, Burhan Felek ve Nazım Hikmet'in de bulunduğu birçok ünlü mahkuma ev sahipliği yapan tarihi yapı, 26 Aralık 1997'de kapatıldıktan sonra ziyarete açılmıştı. Sabahaddin Ali’nin şarkı olarak da bestelenen “Aldırma Gönül” adlı şiiri de şair tarafından burada kaleme alınmıştı.

Turizm Gazetesi, 27.04.2007

UŞAK MÜZESİ'NDEKİ ANTİKA HALILARIN DA KAYIP OLDUĞU İLERİ SÜRÜLDÜ

 

Karun Hazineleri'nin değerli parçalarından olan ''Kanatlı Denizatı Broşu"nun orijinalinin sahtesiyle değiştirilmesi davasının tutuklu sanıklarından eski Uşak Müzesi Müdürü Kazım Akbıyıkoğlu hakkında, ''zimmet'' suçlamasıyla bir dava daha açıldı.

 

Uşak Müzesi’ne 2002 yılında koruma amacıyla teslim edilen, tarihi değer taşıdığı bildirilen halı, kilim ve seccadelerden 118 parçanın kayıp olduğu öne sürüldü.

 

Alınan bilgiye göre, Uşak İl Jandarma Komutanlığı'nın uyarısı üzerine, ilin merkez ve köylerindeki camilerde bulunan, tarihi değer taşıyan halı, kilim ve seccadeler toplanarak, korunmaları amacıyla 2002 yılında Uşak Müzesi'ne teslim edildi. Söz konusu halı, kilim ve seccadelerin 139 adedinin Vakıflar Genel Müdürlüğüne gönderilirken, tutanaklarda bulunan, ancak Genel Müdürlüğe gönderilmeyen 118 parça tarihi eserin olduğu Uşak Valiliği'ne bildirildi.

 

Valiliğin, durumu Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bildirmesi ve müfettiş talep etmesi üzerine gelen bakanlık müfettişleri 118 halı, kilim ve seccadenin, tutanaklarda belirtilmesine rağmen kayıp olduğuna ilişkin raporu hazırlayarak, adli makamlara iletti.

 

Konuyla ilgili hazırlanan iddianamede, müzeye gönderilen halı, kilim ve seccadelerle ilgili envanter çalışması yapılmadığı, söz konusu halıların tutanakla Akbıyıkoğlu'na teslim edildiği kaydedilerek, şöyle denildi: ''Şüpheli Kazım Akbıyıkoğlu, her ne kadar savunmasında işlerinin yoğunluğu ve personel eksikliği, yerlerinin olmaması nedeniyle eserlerin teslim alınmasında bire bir kontrol yapamadığını, ayrıca envanter çalışması yapamadığını savunmuş ise de ilgili mevzuat hükümleri karşısında Müze Müdürü'nün savunmasının yerinde olmadığı, 2002 yılında eserlerin kaybolduğu tespit edilmesine rağmen, 2006 yılına kadar bu hususta herhangi bir çalışma yapılmadığı anlaşılmıştır.

 

Müze Müdürü Kazım Akbıyıkoğlu'nun mevzuat gereği sorumlu olduğu, ayrıca tutanakla kendisine teslim edildiği anlaşılan halı, kilim ve seccadelerin herhangi bir belge olmaksızın akıbeti belli olmayacak şekilde yerinden alınarak kaybolmasına sebep olduğu, zimmetinde bulunan 118 adet halı ve kilim zimmetine geçirdiği iddia edilmiştir."

 

Hazırlanan iddianameyle Karun Hazinesi'nin önemli parçaları arasında yer alan ''Kanatlı Denizatı Broşu''nun orijinalinin sahtesiyle değiştirilmesi davasında tutuklu olarak yargılanan eski Uşak Arkeoloji Müzesi Müdürü Kazım Akbıyıkoğlu hakkında ''zimmet'' suçlamasıyla dava açıldı. İlk duruşmanın 15 Mayıs'ta yapılacağı öğrenildi.

Turizm Gazetesi, 27.04.2007

MISIR'LA ALMANYA'NIN NEFERTİTİ TARTIŞMASI SERTLEŞİYOR

 

Mısır, eğer Almanya Nefertiti’nin 3400 yıllık büstünü geçici bir sergi için Mısır’a göndermeyi kabul etmezse gelecekte bu ülkede hiçbir sergi açmayacağını belirtti.

 

MENA Haber Ajansı’nın bildirdiğine göre, Zahi Hawass parlamentoda yaptığı konuşmada büstü üç aylık bir teşhir için vermemeleri durumunda bir daha bu ülkede hiçbir eski eser sergisi düzenlenmeyeceğini söyledi.

 

Bu yorum, Alman Kültür Bakanı Bernd Neumann’ın büstün fazlası ile narin ve kırılgan olması dolayısıyla Mısır’a gönderilemeyeceğini bildirmesinin ardından yapıldı.

Alman arkeologlar tarafından yapılan bir kazıda bulunan ve 1913 de bir anlaşma ile Almanya’ya verilen büst, Kahire ile Berlin arasında zaman zaman sert tartışmalara yol açmıştı.

En son tartışma ise 2003 de Berlin Müzesi’nin büstü çıplak bir bronz heykel gövdesinin üstüne yerleştirmeyi kabul etmesi ile patlak vermişti.

Sapa-AFP, 16.04.2007

SULARA DİRENİYOR

 

Kırıkkale’ye bağlı Köprüköy beldesinde, Kapulukaya Baraj Gölü içinde bulunan tarihi Çeşnigir Köprüsü, bir bölümü sular altında kalmasına rağmen vatandaşların ilgisini çekiyor.


İpek Yolu’nun Kızılırmak Nehri üzerinden geçişini sağlayan Çeşnigir Köprüsü’nün büyük bölümü, yıllar önce Kapulukaya Baraj Gölü sularının yükselmesiyle sular altında kaldı. Ankara Savaşı sırasında Timur’un ordularınca kullanılan ve Mimar Sinan tarafından yenilenen köprü, şimdi zamana ve sulara meydan okuyor.

Evrensel, Fotoğraf: Kırıkkale Valiliği, 27.04.2007

FRİG VADİSİ YÜRÜYEREK GEZİLECEK

 

AKP Kütahya İl Başkanı Şükrü Nazlı, 3 ilin sınırları içinde bulunan Frig Vadisi'nin, yürüyerek kat edilecek turistik bir alan haline geleceğini söyledi.

 

Şükrü Nazlı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kütahya, Eskişehir ve Afyonkarahisar illerinin yerel yöneticilerinin gayretleri sonucu Frigler döneminden kalma eserlerin yerli ve yabancı turistlerin ilgisine sunulacağını belirterek, "Kütahya il sınırları içinde bulunan Frig Vadisi'ne İl Genel Meclisi tarafından yerli yabancı turistler için ev yapıldı. 3 ilin sınırları içinde bulunan vadinin uzunluğu 220 kilometre. Buralar Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yerel yöneticilerimizin yapacağı çalışmalarla yürüyerek kat edilecek bir turizm alanı halene gelecek. Eskişehir'den başlanıp, Kütahya ve Afyonkarahisar'a kadar yürüyerek, 4 günü ilimizde olmak üzere toplam 11 günlük bir gezi alanı olacaktır. Bilindiği gibi Frig Vadisi, Kapadokya, Ürgüp, Göreme'deki gibi peri bacaları, kaya mezarlarının ve benzeri bir çok kültür varlığı ve doğal güzellikleri bulunmaktadır" dedi.

Turizm Habercisi, 27.04.2007

FERİBOTLU ZEUGMA KEYFİ

 

İstanbul'da Üsküdar-Kabataş hattında yolcu taşıyan ''Kumla'' vapuru, yerli ve yabancı turistleri Birecik Barajı çevresindeki Zeugma antik kenti, Halfeti ve Rumkale’nin güzelliklerini keşfe çıkaracak.





Gaziantep İl Özel İdaresi tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı İstanbul Deniz Otobüsleri (İDO) A.Ş.'den 60 bin dolara satın alınan ''Kumla'' adlı gemi, bir süre önce Nizip ilçesinde bulunan Zeugma Antik Kenti'nin bulunduğu yerden Birecik Barajı’na indirildi.

 

Montajı tamamlanan ve modernize edilen gemi, 27 metre boyunda, 5.2 metre genişliğinde, 2 metre derinliğinde ve 80 ton ağırlığında. Fırat Vadisi’ndeki Birecik Barajı’nda deneme seferlerini tamamlayan ve 180 yolcu taşıma kapasitesine sahip Kumla, turistleri gezdireceği günü bekliyor.

 

Gaziantep İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Abdulkadir Demir, Aralık ayında Gaziantep’e getirilen ve Fırat havzasındaki Birecik Barajı’na indirilen geminin, baştan aşağı elden geçirildiğini ve turizm sezonuna hazırlandığını söyledi. Kumla isimli geminin, Mayıs ayından itibaren Zeugma antik kenti ile Rumkale arasında sefere çıkarılacağını söyleyen Demir, geminin saatte 12 deniz miline ulaştığını belirtti. Birecik Barajı’nda su seviyesinin sulamaya bağlı olarak 5 metre aşağı çekildiğini belirten Demir, bu sorunu aşmak için hareketli bir duba yapıldığını dile getirdi.

 

"Zeugma ile Rumkale arasındaki mesafe 30 kilometre ve bu güzergah çok güzel tarihi ve doğal güzelliklere sahip. Tura katılacak olan yerli ve yabancı turistler, bölgenin güzelliklerini çok daha rahat bir şekilde görme imkanına kavuşacak.''diyen Demir, geminin Zeugma antik kenti ile Rumkale arasında tura başlamasıyla birlikte, bölgede kültür turizminin canlılık kazanacağını ifade etti.

 

Gaziantep'e gelen geminin, tura başlamasını heyecanla beklediklerini ifade eden Demir, Fırat Vadisi’ndeki turun 3-4 saatlik bir zaman aldığını, bu nedenle gemide yemek servisinin de yapılacağını aktardı. Gemide İl Özel İdaresi’ne ait 4 personelin görev alacağını belirten Demir, bu personelin İstanbul ve GAP’ta eğitim aldıklarını kaydetti.

 

Gaziantep’teki turizm anlayışını değiştirmek istediklerini kaydeden Demir, şöyle devam etti: “Geminin işletmesini ihale edeceğiz. Ancak görevli olacak personel bizim şirketlerimizin bünyesinde çalışan elemanlardan oluşacak. Zeugma’dan yola çıkan gemi, Halfeti’den geçtikten sonra Rumkale’de demir atacak. Rumkale gezildikten sonra tekrar Zeugma’ya dönülecek. Yaklaşık 3-4 saat sürecek bir gezinti ile turistlerin şehirde kalışlarını uzatmak ve 1 gece konaklatmayı planlıyoruz. Bunu başarabilirsek, Gaziantep’te önemli bir turizm değişimi yaşanacak”

 

Gemide kalorifer sistemi bulunduğunu ve turların talebe göre kış mevsiminde de devam ettirilebileceğine değinen Demir, Nizip’in üst taraflarında çok güzel Ermeni köylerinin olduğunu ve bu evlerin yöre insanı tarafından korunduğunu dile getirdi.

 

Bu işten bu köylerdeki vatandaşların da faydalanacağına dikkati çeken Demir, “Burada önemli olan turistleri gemiye bindirmek değil, Fırat Vadisi’nin güzelliklerini keşfettirmek. Rumkale ise ayrı bir güzelliğe sahip. Restorasyon çalışmalarımız bittiğinde daha da güzel olacak” dedi.

Olay Medya, 27.04.2007

KONFERANS: "BABÜRLÜ DÖNEMİ HİNT MİNYATÜRLERİ"

 

Sanat Tarihi Derneği'nin düzenlediği konferanslar zincirinin Mayıs ayı konuğu Prof.Dr. Banu Mahir olacak. 5 Mayıs 2007 Cumartesi günü saat 15.00'de Caddebostan Kültür Merkezi, A Salonu (3. kat) düzenlenecek olan konferansta 1526-1858 yılları arasında yaklaşık üçyüz yıl boyunca Hindistan’da hüküm süren Babürlü Devleti’nin sanat hamisi padişahları için yapılan minyatürler tanıtılacak.

 

Çağatay Türklerinden Babür’ün (1526-1530) kurduğu Babürlü Hanedanı Dönemi Hint minyatürlerinin tarihsel koşullar sonucunda alınan farklı etkilerle kendine özgü bir tasvir üslubuna kavuşması, özellikle 16. ve 17. yüzyıllarda saltanat süren Hümayun (1530-1556), Ekber (1556-1605), Cihangir (1605-1627), Cihan Şah (1628-1657) gibi padişahlar zamanında gerçekleşmiştir.

Konferansta Babürlü döneminde hazırlanan minyatürlü eserlerin türleri, resimlenmek için seçilen konular ve sanatçıların izledikleri tasvir yöntemleri açıklanmaya çalışılacaktır.

 

1956 İstanbul doğumlu Banu Mahir, Alman Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümünde öğrenim gördü. “Osmanlı Minyatür Sanatında Abdullah Buhari’nin Yeri” konulu lisans tezini (1980) rahmetli Doç. Dr. Ünsal Yücel; “Osmanlı Resim Sanatında Saz üslubu” konulu doktora tezini (1984) Prof. Dr. Nurhan Atasoy danışmanlıklarında hazırladı. 1985-1996 yılları arasında Topkapı Sarayı Müzesi’nde araştırmacı olarak çalışarak, önemli sergilerin hazırlanmasında görev aldı, İslam kitap sanatıyla ilgili ulusal ve uluslararası yayınlar yaptı. 1997 yılında MSGSÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümünde ders vermeye başladı. 1998’de doçent ve 2004’de profesör ünvanını alan Banu Mahir, halen aynı üniversitede öğretim üyesidir.

TAYHaber, 27.04.2007

AVRUPA BİRLİĞİ KÜRESEL MİRAS ÖDÜLÜ / EUROPA NOSTRA ÖDÜLLERİ AÇIKLANDI





Den Haag, 26 Nisan 2007: Avrupa Birliği ve Tüm-Avrupa Kültür Mirası Federasyonu Europa Nostra, bu yılın Avrupa Birliği Kültürel Miras / Europa Nostra Ödülleri’ni açıkladı.

Ödüller, 8 Haziran 2007’de İsveç’teki Stockholm Belediye Binası’nda yapılacak yıllık Avrupa Mirası Ödülleri Töreni’nde sahiplerine sunulacak. Europa Nostra Başkanı, Avrupa Komisyonu’nun Eğitim, Öğretim, Kültür ve Gençlik’ten sorumlu Üyesi Avrupa Danimarka Prensi Ján Figeĺ ve Europa Nostra İsveç Hamisi Prenses Madeleine’nin katılımlarıyla gerçekleştirilecek bu önemli etkinlik, İsveç Kral ve Kraliçesi tarafından da onurlandırılacak.

Avrupa Mirası Ödülleri, 2002’de, Europa Nostra ve Avrupa Komisyonu tarafından, komisyonun “Kültür 2000” programı kapsamında, Avrupa genelinde kültürel mirası koruyan en başarılı uygulamaları desteklemek üzere başlatıldı. Ödül projesinin amacı üç yönlü: Yüksek standartlı koruma uygulamalarının teşvik edilmesi, sınır ötesi bilgi-beceri alışverişinin özendirilmesi ve kültürel miras alanındaki örnek girişimlerin önünün açılması.

Ödül için çeşitli kategorilerde 32 ülkeden yapılan toplam 158 başvuru bağımsız uzmanlarca yerinde değerlendirilerek, Miras Ödülleri Jürisi’nin geçtiğimiz aylarda yaptığı bir dizi toplantı sonucunda bunlar arasında en dikkati çekenler belirlendi. Avrupa’nın zengin kültürel mirasını çeşitli yönlerden ele alan bu girişimler, yapı ve sit alanlarının restorasyonu, yeni işlevlere uyarlanması, koruma alanları içindeki yeni yapılar, kentsel ve kırsal peyzaj yenilemesi, arkeolojik alanlar, koleksiyonların korunması, kültürel mirası koruma alanındaki araştırma ve hizmetleri kapsıyor.

Her biri 10.000 Euro para ödülüne hak kazanan beş Büyük Ödül aşağıdaki kategorilerde şöyle paylaştırıldı:





Sarıca Kilise, Kapadokya


Mimari Mirasın Korunması: Sarıca Kilise, Kapadokya (Türkiye)
Sızan yağmur sularınca ciddi biçimde yüzeyi aşınmış olan, kaya içine oyulmuş bu çarpıcı Bizans kilisesi kurtarılarak, restore edilmiş ve ziyaretçilere açılmıştır. Proje, ana hatlarıyla, duvar resimlerinin restorasyonunu, yeni bir drenaj sistemi yapımını ve yıpranmış kaya cephesinin benzer renkte, daha sert bir yerel tüf taşıyla kaplanmasını içermektedir.

Kültürel Peyzajın Korunması: l’Aquila yakınlarındaki Santo Stefano di Sessanio (İtalya)
İleri görüşlü bir özel bir yatırımcının girişimiyle dağlık Abruzzi bölgesinde, yoksulluğun yarattığı yıkım ve yerel göç nedeniyle bütünüyle terk edilmiş, surlarla çevrili bir Ortaçağ köyü tahrip olmaktan kurtarılmıştır. Ek otel binası olarak rehabilite edilen bu ‘ikinci derece’ mimari miras bütünüyle restore edilmiş ve yerel zanaat ve gelenekler canlandırılmıştır. Bu yeniden canlandırma projesi bölgenin tümüne toplumsal ve ekonomik yararlar kazandırmıştır.

Sanat Yapıtlarının Korunması: Duvar ve Tavan Resimleri Renkli Dia Arşivi (Almanya)
1943 - 1945’te düşman hava saldırılarının tehdidi altındaki binalarda bulunan değerli resim ve bezemeleri fotoğraflarla belgeleme amacıyla gerçekleştirilen geniş çaplı bir kampanyanın Renkli Dia Arşivi’ni dijital bir veri tabanı oluşturarak korumak için Münih Merkezi Sanat Tarihi Araştırma Enstitüsü ve Bildarchiv Foto Marburg tarafından kapsamlı bir proje geliştirilerek uygulamaya kondu. Arşiv, Avusturya, Çekoslovakya, Almanya, İtalya, Polonya ve Rusya’da bulunan, çoğu savaşın son üç yılında zarar görmüş ya da yıkılmış yaklaşık 480 binaya ait, 40 bin kadar görseli içeriyor. Artık araştırmacıların ve isteyen herkesin internet üzerinden herhangi bir bedel ödemeksizin erişebildiği bu arşiv, aynı zamanda hasar görmüş yapıların onarımı konusunda paha biçilmez bir başvuru malzemesi niteliğinde.

Kayda Değer Araştırma: Atlantik Duvarı Tahkimat Müzesi (İtalya / Belçika / Fransa)
20. yüzyılın son önemli savunma hatlarından biri olan Atlantik Duvarı, 1941-44 yılları arasında Alman işgal kuvvetleri tarafından Fransa, Kanal Adaları, Belçika, Hollanda, Almanya, Danimarka ve Norveç sahilleri boyunca inşa edildi. Bu uluslar ötesi değerli mirası araştırma ve kamusal bilinç oluşturma amacıyla Politecnico di Milano (İtalya), Leuven’deki Raymond Lamaire Koruma Merkezi (Belçika) ve Versay Ecole d’Architecture (Fransa) tarafından başlatılan bu ortak proje, birçok kurumun işbirliğiyle gerçekleştirildi. Yayımlanan katalog ve atlasın yanı sıra, fotoğraf kampanyası, konferans ve gezici sergi organizasyonu ve bir internet sitesiyle ortak belleğimize ve paylaştığımız Avrupa tarihine başarılı bir katkıda bulunuldu.

Özverili Hizmet: Mihail Eminescu Vakfı (Romanya / Birleşik Krallık)
Kar amacı gütmeyen bu sivil örgüt, 300’ü aşkın tarihi binayı kurtarıp onararak ve 100’ü aşkın yerel ustaya geleneksel el becerileri eğitimi vererek, Transilvanya’nın Sakson mirası gibi Avrupalı açısından çok değerli bir hazinenin korunması için bütün kurumlardan çok daha fazlasını yaptı. Vakıf, 1989 yılından beri, bölgenin sosyal ve ekonomik hayatını canlandırmak amacıyla mimari mirasın restorasyonunu desteklemeye ve ekolojik ve kültürel turizm, organik tarım ve geleneksel el sanatları gibi gelir getirici etkinlikleri geliştirmeye çalışıyor.

Beş Büyük Ödül’ün yanı sıra aşağıdaki çalışmalara on altı Madalya (2. Ödül) ve on üç Diploma (3. Ödül) verilmesi uygun görüldü:

Almanya – Profesör Dr. Dr. Ing. E.H. Gottfried Kiesow (Madalya); Otto Sanatı Kriptası Duvar Resimleri, Aziz Andreas Kilisesi, Fulda (Madalya); Pfingstberg Tepesi Manzara Köşkü, Potsdam (Diploma); Avusturya – Stift Klosterneuburg (Diploma); Birleşik Krallık – Donald Insall Associates, “Westminster Sarayı Koruma Planı” (Madalya); Kamış ve Ayak Otu Kesicileri Canlandırma Projesi, The Broads (Madalya); The Roundhouse, Londra (Madalya); Mourne Çiftlikleri, County Down, Kuzey İrlanda (Diploma); Saint Paul Kilisesi, Bristol (Diploma); Brunel’in Gemisi SS Great Britain, Bristol (Diploma); Danimarka – J. Ilkjær, “İS. 200’lerde Illerup Ǻdal Sit Alanı ve Avrupa Toplumu” (C. Carnap-Bornhaim ve M. Biborski ile) (Madalya); Paradehuset, Gisselfeld Kloster (Diploma); Texaco Servis İstasyonu 1938, Skovshoved Limanı (Diploma); Finlandiya – Porthania, Helsinki Üniversitesi (Madalya); Hırvatistan – Hırvat Apoxyomenosu, Zagreb (Madalya); İtalya – Başlıca Avrupa Mezarlıkları Birliği (A.S.C.E.) (Madalya); İspanya – Fundación Caja Madrid – İspanya Kültür Mirasını Koruma Programı (Madalya); Pont Trencat, Sant Celoni ve Santa Maria de Palautordera (Madalya); San Juan de los Reyes, Granada (Diploma); İsveç – Eslöv Kültür Merkezi (Diploma); N. Ahlberg, “Yeni Kurumlar ve Planlama Değişiklikleri. İsveç’te Kent Planlama 1521-1721” Uppsala Üniversitesi’nde yapılmış doktora tezi (Diploma); Kafkasya – Meryem Ana Kilisesi, Timotesubani (Madalya); Macaristan – Terminal 1, Ferihegy Havalimanı, Budapeşte (Madalya); New York Palace & Café, Budapeşte (Madalya); Norveç – Domus Academica, Oslo Üniversitesi (Diploma); Polonya – Açık Hava Arkeoloji Müzesi, Biskupin (Madalya); Slovenya – Pocarjeva Domacija, Mojstrana (Diploma); Türkiye – Dr. Elif Özlem Oral, “Bursa İpek Fabrikaları ve İpekböcekçiliği Bağlantılı Endüstriyel Mirasın Korunması” İstanbul Teknik Üniversitesi’nde yapılmış doktora tezi (Diploma); Kıbrıs / Yunanistan / Liechtenstein / Birleşik Krallık – A.G Leventis Vakfı (Madalya).

Tüm Avrupa Kültür Mirası Federasyonu Europa Nostra, Avrupa genelinde etkin 230’u aşkın sivil toplum örgütünü temsil eden bir platform. Başta Avrupa Birliği kurumları, Avrupa Konseyi ve UNESCO olmak üzere kültürel mirasla ilgili uluslararası örgütlere, bu alanda çalışan Avrupa sivil toplum hareketinin sesini duyuruyor. Europa Nostra, kültürel mirası ve onun yararlarını kamusal bilince yerleştirmeyi ve kültürel mirası Avrupa ve ulusal düzeyde kamu politikaları için bir öncelik haline getirmeyi amaçlıyor. Özgül amaçları ise, kültürel mirasın korunması, mimarlık, kentsel ve kırsal planlama alanlarında yüksek kalite standartlarını teşvik etmek ve kentsel ve kırsal bölgelerde inşa edilmiş ve doğal çevrenin dengeli ve sürdürebilir gelişimini sağlamak.

Europa Nostra, tehdit altındaki Avrupa kültürel mirasını koruma ve kurtarma amaçlı ulusal ve uluslararası kampanyaları destekliyor. Kültürel mirasın korunması ve geliştirilmesi yararına gerçekleştirilen örnek girişimleri, kültürel miras alanındaki kayda değer başarılara dikkat çekip, özellikle Europa Nostra Ödülleri/Avrupa Birliği Kültürel Miras Ödülü’nü vererek teşvik ediyor. Europa Nostra, 2006 yılı başında, Avrupa Konseyi ve Avrupa Komisyonu’nun ortaklaşa düzenlediği “Avrupa Kültürel Miras Günleri”nin koordinasyonundan sorumlu yeni bağlantı ofisi olarak seçildi. Europa Nostra, düzenlediği çeşitli etkinliklerle, kültürel mirasın önemini Avrupa kimliğinin bir yapıtaşı olarak ve Avrupa vatandaşlığı duygusunun güçlendirilmesine yaptığı katkı dolayısıyla vurgulamayı amaçlıyor.





Öncesi - Sonrası


Sarıca Kilise, Kapadokya (Türkiye)
Muazzam kültürel öneme sahip bir bölge içinde bulunan, iklimsel erozyon tehdidi altında harap olmuş kaya-oyma bir kilisenin,  etkili kurtarma, sağlamlaştırma ve koruma çalışmaları ve aynı zamanda ziyaretçi altyapısının sağlanması çalışması için gerçekleştirilen özel girişim insiyatifi.

Hıristiyanlığın ortaya çıkışı ile, Bizans Dönemi’nde Kapadokya’daki manastır hayatı büyük ölçüde gelişmiş, yöre sakinleri ibadet yerlerini ve yaşama mekanlarını yumuşak tüften oluşan ana kaya içine kazmışlardır. Bölgede Sarıca Kilise’nin en iyi örneklerinden biri olduğu 400 kaya-oyma kilise, VI. ve XII. yüzyıllar arasına tarihleniyor. Kepez Vadisi içinde bir tepenin yamacına oyulmuş olan yapı; toprak altında, sadece üstündeki bir delikten ulaşım imkanı olan saklı bir kalıntı idi. Zamanla yüzey erozyonunun doğal süreci içinde özelliğini kaybeden kilise son derece kötü durumdaydı.





Öncesi - Sonrası


Detaylı araştırmalar, yapının kilise işlevinin sonlanmasının ardından kullanımının devam ettiğini ortaya çıkardı. Çok sayıdaki oyma nişler bir zamanlar buranın güvercinlik olarak kullanıldığını gösteriyor. Ardıl kullanımının diğer bir kanıtı; güvercinlerin içeri girmelerini sağlamak için ya da ışıklandırma amacıyla kullanılan, kubbedeki açıklık. Arkeolojik kazılar, yemekhane olduğuna inanılan saklı bir mekanı ortaya çıkardı. Su sızıntı problemleri yeni bir direnaj kanalının inşasıyla çözümlendi. Cephede doku bozulmasının oluştuğu kayalar, aynı renkte daha sert tüf taşı ile değiştirildi ve kireç harcı ile kaplandı. Kırmızı toprak boya ile yapılmış duvar resimleri tamamen onarıldı. İç mekanda ziyaretçilere yönelik olarak yürüme yolu, bilgi levhaları ve uygun ışıklandırma gibi donanımlar sağlandı.

Proje yedi yıl boyunca VASCO Turizm Yatırım Sanayi ve Ticaret A.Ş. sponsorluğunda, KA.BA Eski Eserler Koruma ve Değerlendirme – Mimarlık LTD. tarafından yürütüldü, Sarıca Kilise’nin Kapadokya’daki kaya oyma kiliseler içinde başarılı bir şekilde onarılan ve canlandırılan ender kilise örneklerinden biri olması sağlandı.

Arkitera, 27.04.2007

GAUDI'NİN BAŞYAPITINI TEMELİNDEN SALLAYACAK TÜNEL PLANI

 

Ünlü tasarımcısının tramvayın altında kalarak yaşamını yitirmesinin ardından geride kalan planlar ve sürekli sağlanan fonlarla 125 yıldır inşası devam eden, Barselona’nın dünyaca ünlü kilisesi Sagrada Familia, temelinin yakınından geçmesi düşünülen hızlı tren tüneli ile gündemde.





Kilise Müdürü Jordi Bonet’in, temelden sadece 75 cm uzaklıkta inşa edilecek koruyucu duvarla ilgili ciddi endişe taşıdıklarını açıklamasının ardından; 22 yılını Antoni Gaudi’nin sürreal başyapıtını bitirmek için harcayan baş mimar Bonet de, planlanan hafriyat çalışmasının, yapıda geri döndürülemeyecek tahribatlara neden olacağını; dev tünelleme makinasının, kilisenin kumluk, sulak arazisinin altında açacağı 12 m genişliğindeki tünelin çökme ve sel teklikesi yaratacağını söyledi.

 

Bonet, inşa süresinden zarar görmese bile, sonrasında trenin, yarattığı titreşimlerle binada çatlaklara neden olacağını ya da sallantıyla beraber kiremitlerin yerinden oynayarak 75 m yükseklikten turistlerin üzerine düşeceği yorumunda bulundu.


Evlerinin etkileneceği endişesiyle kampanyaya destek veren binlerce çevre sakini ise, kilisenin etrafında bir araya gelerek oluşturdukları insan çemberinde Sagrada Familia’yı koruyacaklarını, Gaudi’nin başyapıtına kimsenin zarar vermesine izin vermeyeceklerini söyledi.

 

Her yıl yaklaşık 5 milyon turist tarafından ziyaret edilen kiliseyle ilgili, 1930’larda yazar George Orwell, İspanyol İç Savaşı’nda anarşistlerin ellerinde fırsat varken onu bombalamamalarını kötü bir zevke sahip olmalarından kaynaklandığı yorumunu yapmış, o dönemde çıkarılan yangınla Gaudi’nin girift plan ve modellerinin büyük bir kısmı yok olmuştu. Sonrasında ise Gaudi’nin halefleri projeyi devam ettirebilmek için akıllı tahminler yapmak zorunda kaldı.

 

Proje üzerinde halen çalışmaya devam eden mimarlar, bilgisayar teknikleri kullanarak hız kazanmış olmalarına rağmen, çalışmanın ancak 30 yıl içinde tamamlanacağını söylüyor. Zaten Gaudi, gecikme ile ilgili bir kaygısı olmadığını, "ne zaman bitecek" sorusuna verdiği "Müşterimin (Tanrı) acelesi yok!" cevabıyla özetlemişti.

 

İspanya’nın iki büyük şehri Madrid ile Barselona’yı birbirine bağlayacak demiryolu, sene sonunda tamalanması halinde 370 dakika süren 600 kilometrelik yolculuğu yanlızca 2,5 saatte düşürecek.

Hükümet, hattın Barselona’nın merkezine ulaşması gerektiği konusunda son derece kararlı olmasına rağmen, hattın son ayağı alan Sants Tren İstasyonu’ndan şehir merkezine uzanan kısmı ile ilgili pekçok muhalif görüş söz konusu. Hükümet, son kısım yapılmadığı takdirde, trenin, bugün dünyanın en yoğun hava trafiğine sahip olan havaalanına hizmet eden servis ile entegre olamayacağını söylüyor.

 

Kilise ve konutlarla ilgli risk olmadığını belirten Hükümet ve Barselona otoriteleri konuyla ilgili detaylı çalışmayı sürdürürken, kilisenin oldukça yakınına yapılan beton duvarın ise kiliseyi tamamen koruyacağı konusunda iddialı.


UNESCO’ya Dünya Mirası alanları ile ilgili danışmanlık yapan Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS) de tünelin aleyhinde açıklama yaparak, son yayınladıkları raporda ilerleme için yeterli garantinin gösterilmediğine karar verdi.


Barselona Başpiskoposu Lluis Martinez Sistach de, hükümete tünelin rotasını değiştirmesi için çağrıda bulundu.

 

Ömür Boyu Süren Çalışma
- Antonio Gaudi 1852 yılında Katalonya’nın Tarragona bölgesinde doğdu.
- Altı yaşında ciddi bir romitizmal hastalığa yakalandı.
- 1873 – 77 yılları arasında Barselona’da mimarlık eğitimi aldı.
- 1882’de Sagrada Familia (Holy Family) üzerinde çalışmaya başladı.
- 10 Haziran 1926’da Barselona tramvayının çarpması sonucu yaşamını yitiren Gaudi’nin naaşı kilisenin mezar odasına gömüldü.
- Çalışma, 1935’te İspanya İç Savaşı nedeniyle sekteye uğramasına rağmen, ölümünden sonra da devam etti.
- Kilisenin 12 çan kulesi ise havarileri temsil ediyor.

The Times, Haber: Thomas Catan, Çev. Gül Keskin - Arkitera, Fotoğraf: sagradafamilia.org, 27.04.2007

MENCİLİS MAĞARASI YOLU GENİŞLETİLMESİ ÇALIŞMALARI TAMAMLANIYOR

 

 

Karabük'ün Safranbolu İlçesi'nde bulunan Türkiye'nin 4. büyük mağarası Mencilis'e giden yolun genişletilmesi ve asfaltlanması çalışmasının tamamlanmak üzere olduğu bildirildi.

 

Safranbolu Kaymakamı İzzettin Küçük, Mencilis Mağrası'na giden yolun genişletilmesiyle turizm potansiyelinin artmasını hedeflediklerini söyledi. Küçük, uzunluğu 3 kilometre olan mağaranın sarkıt ve dikitleriyle turistlerin ilgisini çektiğini, buraya giden yolun genişletilmesi ve asfaltlaması çalışmalarının da tamamlanmak üzere olduğunu söyledi. Yaklaşık 350 metre uzunluğundaki bölümü ışıklandırılarak turizme açılan mağaranın içinde gölet ve yer altı şelalelerinin bulunduğunu ifade eden Küçük, şöyle dedi:

 

''Mağara çok sayıda yerli ve yabancı turistin ilgisini çekiyor. Ancak burada tek sıkıntımız, mağaraya giden yolun çok kötü olmasıydı. Bu konuda açtığımız ihale sonucu başlanan çalışmalar bitirilmek üzeredir. Yaklaşık 37 bin YTL tutarındaki genişleme ve asfaltlama çalışmalarıyla turizm şirketleri mağaraya daha fazla tur düzenleyecektir.''

Turizm Gazetesi, Fotoğraf: karadenizgezi.net, 27.04.2007

YEPYENİ OSMANLI SOKAKLARI ESKİŞEHİR ODUNPAZARI

 

Osmanlı’dan günümüze kadar ayakta kalmayı başarabilmiş eski tarihi evler ve bunlardan oluşan mahalleler zaman içinde yok olup gitti. Ayakta kalmayı başarmış ve restore edilmiş olanların sayısı da çok az. Eski Osmanlı evleri denilince herkesin aklına Safranbolu, Beypazarı veya İstanbul’daki Soğukçeşme Sokağı geliyor. Şimdi bu evlere Eskişehir Odunpazarı Evleri de eklendi. Bir hafta sonunda Eskişehir’e gidip, geçmişten günümüze bir köprü olan bu evleri görün.





Modern hayatın içinden bir anda çıkıp kendinizi Osmanlı sokağında bulmak ve 100 yıl öncesinin evlerinin birinin içinde olmak istemez misiniz? Bu hiç de zor değil. Geçmişle gelecek arasında gidip gelmenizi sağlayan bu ortam, Eskişehir’in Odunpazarı semtinde gerçek oldu. Osmanlı’nın en güzel mimari özelliklerine sahip Odunpazarı evleri, restore edilerek artık günyüzüne çıktı.

Bölge, 1973 yılından beri birinci derece sit alanıydı ve koruma altındaydı. Odunpazarı Belediyesi, sahip olduğu kültürel ve kentsel mirası gelecek nesillere aktarmak için, "Odunpazarı Evlerini Yaşatma Projesi" adı altında 2005 yılında işe koyuldu. Bu projeye başta Kültür Bakanlığı olmak üzere, Anadolu Üniversitesi Mimarlık Bölümü, sivil toplum kuruluşları, Vakıflar Genel Müdürlüğü de destek verdi. Proje çerçevesinde sadece evlerin restorasyonu değil sokakların altyapıları da yapıldı. Bazı evlerde restoran açılması, bazılarının otel haline dönüştürülmesi planlandı. Bir başka deyişle bölge iç ve dış turizme hazırlandı. Belediye tarafından uygulanan sokak sağlıklaştırma projesi, geçen yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verdiği 1’inci Ulusal Mimarlık Koruma Ödülü’nü de kazanmıştı.

Karayolu ve demiryollarının çoğu Eskişehir’den geçiyor. Bu nedenle ulaşım çok çeşitli ve kolay. Dilerseniz özel aracınızla veya otobüslerle dilerseniz de trenle Eskişehir’e ulaşabilirsiniz. Eskişehir’e gidince rotanız doğruca Odunpazarı semti olsun. Semt kentin güneyindeki tepe üzerinde, eşsiz tarihi dokusuyla geçmişle günümüz arasında bir köprü gibi duruyor. Bölgede birçok sivil ve dini mimari eser bir arada.

Önce Kemal Zeytinoğlu Caddesi üzerindeki Karakamil İletişim Merkezi’ne uğrayın. Buradaki sanat tarihçisi ve restorasyon görevlisi güleryüzlü genç kızlar size bilgi verecek, bölgenin geleneksel dokusunu anlatacaklar.

Bilgilenip broşürlerinizi de aldıktan sonra binadan çıkıp karşı kaldırıma geçin. Paşa Mahallesi Kurşunlu Külliyesi tam karşınızda. 1512’de Kanuni Sultan Süleyman’ın sultanlığı döneminde Sadrazam Mustafa Paşa tarafından yaptırılan Kurşunlu Külliyesi’nin ortasında şadırvan, sağda menzilhane ve kervansaray, solda aşhane, tam karşıda cami, büyük kubbeli semahane, medrese bölümleri var. Burasının Mevlevi Tekkesi olarak kullanıldığı biliniyor. Ayrıca kütüphane ve aşevi bulunuyor. Birçok Mevlevi şeyhinin türbeleri, burayı dini turizm açısından önemli hale getiriyor.


Külliye’den çıktıktan sonra 50 metre ileride projenin diğer önemli adımlardan biri ve 19. yüzyıl sivil mimarisinin önemli bir örneği olan Yeşil Efendi Konağı’nı göreceksiniz. Dede Mahallesi’nde bulunan ve Bağdadi tarzda inşa edilen yapı, özellikle tavan, kapılar ve dolaplardaki ahşap işçiliğinden dolayı Türk evleri içinde özel bir yere sahip. Bugünlerde Osmanlı Evi, müze ve restoran olarak hizmet vermeye hazırlanıyor.





Konaktan çıkınca tam karşıda eski bir dükkanda mesleğini icra eden kalaycıyla geçmişe bir kez daha dönüyor, Beyler Sokağı’na giriyorsunuz. Belediye bu sokaktaki 27 evi restore etmiş. Dar sokak boyunca bitişik nizam yapılmış evler rengarenk boyalarıyla sizi bir film platosuna götürüyor sanki. Evler genellikle 2-3 katlı. Alt katları kiler, depo, kömürlük, ambar olarak kullanılmış. Cephelerinde küçük pencereleri var. Üzerlerinde geometrik motifler bulunan sokak kapıları genellikle at arabasının girebilmesi için iki kanatlı. Alaturka kiremitli ahşap çatılar, işlemeli saçaklar, köşe kırmalı duvarlar bu evlerin belirgin özellikleri. Avlu veya bahçeler evleri birbirinden ayırıyor. Duvarlar moloz taş, taşıyıcı duvarlar ahşap iskelet arası kerpiç ya da tuğla dolgudan yapılmış.

İlginç evlerden biri de Hafız Ahmet Efendi Konağı. 1717 tarihli. Yüksek bahçe duvarıyla çevrili. Bahçe kapısından önce avluya sonra eve giriliyor. Klasik Türk evi temasında. Kurşunlu Camii’nde 22 yıl imamlık yapan İmam Hafız Ahmet Efendi’nin konağı o yıllarda resmi nikah olmadığı için imam nikahlarının da mekanı olmuş. Aynı zamanda bir lületaşı ustası olan Hafız Ahmet Efendi bu yeteneğini çocuklarına ve torunlarına öğretmiş. Konakta oturan 52 yaşındaki akrabaları Gülsen Cengiz, Hafız Ahmet Efendi’nin torunlarının yaptıkları lüle taşı asayı Eskişehir’i ziyaret eden Mustafa Kemal Atatürk’e hediye ettiğini, asanın halen Anıtkabir Müzesi’nde sergilendiğini belirtiyor. Konakta restoran da var.

 

Yürümekten yorulursanız, oturun semtin kahvehanelerinden birine, alın elinize susamlı bir simit ve çay söyleyin. Bir yandan evlere bakarken diğer yandan çevredekilerle sohbet edin. Odunpazarı Evleri Yaşatma Projesi kapsamında başlatılan çalışmalar için 2 milyar YTL harcandığı söyleniyor. Beyler Sokağı’nda başlayan restorasyon ve sokak sağlıklaştırma projesi sırasında 27 evin çatı ve dış cephe restorasyonu yapıldı. 2007 yılı sonlarında sekiz mahalledeki toplam 100 ev elden geçirilmiş olacak.

Hürriyet Cuma, Haber: Cahit Akyol, 27.04.2007

CLAUDE MONET'NİN IŞIK GÖRMEMİŞ RESİMLERİ

 

ABD'nin New York kentinde, ünlü Fransız empresyonist ressam Claude Monet için, aralarında ressamın daha önce hiç sergilenmemiş bazı eserlerinin de bulunduğu bir sergi açılacağı bildirildi.

 

'Wildenstein & Company' firması tarafından ticari kaygı güdülmeden hazırlandığı söylenen sergi, 27 Nisan-15 Haziran tarihleri arasında gezilebilecek. Sergide yer alan 62 eserden üçünün daha önce hiç sergilenmemiş, ikisinin ise daha önce hiç renkli reprodüksiyonu yapılmamış eserler olduğu belirtildi. Özel koleksiyonlardan ödünç alınan 41 eserin yer aldığı sergideki baş yapıtlar arasında, ressamın 1867 yılında yaptığı ve ilk kez halka açık bir yerde sergilenecek olan Adolphe Monet in the Garden of Le Cocteau adlı tablo da yer alıyor. Monet'nin meşhur tablolarının yanı sıra, az bilinen ve gittikçe soyutlaşan son dönem eserlerinin de yer aldığı sergide ayrıca, 1840-1926 yılları arasında yazılmış ve Fransız empresyonizmini tanımlayan orijinal mektuplar da görülebilecek.

Birgün, 27.04.2007

EN ESKİ DENİZALTILARDAN FLACH'IN ENKAZI BULUNDU

 

Şili açıklarında, 140 yıl önce batan, en eski denizaltılardan "Flach"ın enkazı bulundu. Araştırma çalışmalarını yürüten Şilili sinema sanatçısı Juan Enrique Benitez, dalgıçların 12,5 metre uzunluğundaki 2,5 metre genişliğindeki silindir şeklindeki denizaltının enkazını, başkent Santiago'nun 120 kilometre batısındaki Valparaiso limanı yakınlarında bulduğunu söyledi. Benitez, denizin 40 metre dibinde bulunan denizaltının "Flach" olduğundan neredeyse emin olduklarını belirtti. Bulunan enkazın 140 yıl önce batan Flach'a ait olduğunun kesinleşmesi için dalgıçların enkazı daha yakından incelemesi gerekiyor, ancak henüz bunun için Şilili yetkililerden gerekli izin alınamadı.

 

3 Mayıs 1866'da Valparaiso yakınlarında kaybolan "Flach", Şili'de inşa edilen ilk, Latin Amerika'da inşa edilen ikinci, dünyada inşa edilen beşinci denizaltıydı. Denizaltının batması sonucu, içindeki 11 kişilik mürettebat ölmüştü. Battığında, "Flach"ın isim babası gemi mühendisi Kari Flach da denizaltıdaydı.

Birgün, Fotoğraf: tcgnews.com, 27.04.2007

MÜZE ZİYARETÇİSİ AZALDI

 

Aydın Müze Müdürü Emin Yener, Aydın Müzesi'nin topraktan yapılma eserlerin çeşitliliği bakımından Türkiye'nin önemli müzelerinden birisi olduğunu söyledi.

 

Yener, geçen yıl Dünya Futbol Şampiyonası, Irak savaşı ve terör tehdidi sebebiyle Türkiye'ye gelen turist sayısında düşüş olduğunu anımsatarak, turist sayısındaki düşüşün müze ve ören yerlerinin ziyaretçi sayısını da etkilediğini, Aydın Müzesi'ni geçen yıl bin 903 kişinin ziyaret ettiğini bildirdi. Yener, Aydın Müzesi'nin tanzim ve onarım çalışmalarının ardından modern bir müze şartlarına geldiğini söyledi.

Zaman, 27.04.2007

MÜZE MÜDÜRLERİNİN ARKEOLOJİ ÇIKARMASI

 

Marmaris Müze Müdürlüğü’nün evsahipliği yaptığı 16’ncı Müze Kurtarma Kazıları Sempozyumu başladı.

Martı Otel’deki sempozyumun açılışına Muğla Valisi Mustafa Temel Koçaklar, Marmaris Kaymakamı Cemalettin Özdemir, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı Abdullah Kocapınar ve yaklaşık 300 müze müdürü katıldı.

 

Kocapınar, ülkemiz kültür ve tabiat varlıkları açısından büyük bir potansiyele sahip olduğunun, kurtarma kazılarının da arkeoloji dünyasına büyük katkısı olduğunun altını çizdi.

Hürriyet Ege, Haber: Gülşah Güyük, 27.04.2007

AÇIK HAVA MÜZESİ: BÜYÜKNEFES

 

 

Yozgat Valisi Amir Çiçek, Demir Çağı'nda yerleşim alanı olarak kullanılan ve birçok döneme tanıklık eden Büyüknefes Köyü'nde incelemelerde bulundu. 

Almanlar'ın atası olan Galatlar'ın başşehri olarak bilinen Büyüknefes köyünde (Tavium) tarihi kalıntıları inceleyen Yozgat Valisi Amir Çiçek, Yozgat'ın tarihi yönden çok zengin bir il olduğunu ancak iyi bir şekilde tanıtılamadığını söyledi. 

Vali Çiçek, köylülerin tarlasını işlerken çıkarttığı veya tesadüfen bulduğu üzerinde çeşitli şekil ve yazılar bulunan eserleri bahçe ve ev duvarlarında kullandığını belirterek, "Bu eserlerin bir nevi koruma altına alındığını varsayıyoruz çünkü bu eserlerin buralardan kaybolmasına imkan kalmamıştır, sahiplenilmiştir" dedi. 

Büyüknefes köyünde bir açık hava müzesi oluşturulabileceğini ifade eden Vali Çiçek, şöyle konuştu: "Bu köyümüzü ve buradaki eserlerimizin tanıtımını sağlayıp turizme kazandırmamız gerekiyor. Bu konuda sadece valilik ve ilgili kurumlara değil herkese görev düşmektedir." 

Tarihi kalıntıların korunması konusunda köylülere uyarılarda bulunan Yozgat Valisi Amir Çiçek, "Bu köyde yaşayan tüm vatandaşlarımızın bu eserlere sahip çıkması gerekiyor. Vatandaşlarımız kaçak kazı gördüğünde, güvenlik güçlerimize bildirsin. Kaçak kazılar tarihi eserlerimize zarar vermektedir" ifadelerini kullandı.

Yozgat
Kent Haber, 26.04.2007

TARİHİ ESERLER İLGİ BEKLİYOR

 

 

Mardin'de, 3 bin yıllık geçmişe sahip Oğuz köyündeki tarihi mekanlar ilgisizlikten dolayı yok oluyor. 

Her yıl binlerce yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği Mardin'in Oğuz (Dara) köyündeki harabeler, 3 bin yıllık medeniyetlerin kalıntılarını taşıyor. Pers İmparatorluğu başta olmak üzere birçok medeniyete ev sahipliği yapan tarihi ve mimari mekanlar bakımsızlıktan adeta dökülüyor.

Kalesi, taştan oyma mağaraları, tarihi zindanları, kuleleri, surları ve daha pek çok tarihi ve mimari yapıları ile ortada kalan Oğuz köyünü her yıl binlerce turist ziyaret ediyor. 7 bin yıllık tarihiyle Hititler'den Sümerlere, Artuklular'dan Osmanlılara kadar birçok medeniyete beşiklik eden Mardin'de tarihi binalar ilgisizlik veya yanlış çalışmalar nedeniyle harabeye döndü. Sahip olduğu kültürel değerleri ve günümüze kadar dimdik ayakta duran tarihi binalarıyla açık hava müzesi görünümüne sahip olan kent, dünyada Venedik ve Kudüs ile birlikte sayılı 3 SİT kentten biri olma özelliği taşıyor. 

Mimari, etnografik, arkeolojik, tarihi ve görsel değerleriyle zamanın durduğu izlenimi veren Güneydoğu'nun şiirsel kentlerinden Mardin'de, tarihi mekanlar yok olmakla karşı karşıya. 

Muhtar Hamit Bilgiç, bölgenin birinci derece SİT alanı olmasından dolayı tek bir çivi dahi çakamadıklarını belirterek, "Köy nüfusu artıyor. Askere gidip dönen çocuklar, ev yapamadıklarından evlenemiyor. Mimari alanlara gerekli bakım sağlanamıyor. Ne yapacağımızı şaşırdık. Konuyu Mardin Valisi Mehmet Kılıçlar'a ilettik. Bize, biraz sabırlı olun, dedi. Biz de çaresizlik içinde kıvranıp duruyoruz. Kültür Bakanlığı'na, buradaki harabelerin bakım ve onarımının sağlanması çağrısında bulunuyoruz" dedi. 

Mehmet Şirin Ayanoğlu adlı vatandaş ise Zinciriye Medresesi restorasyonunun ehil olmayan insanlar tarafından ve zamanında yapılmadığını öne sürdü. Zinciriye'nin aslına uygun bir şekilde restore edilmediğinin herkes tarafından bilinmesine rağmen hiç kimsenin önlem almadığını anlatan Ayanoğlu, şöyle konuştu. "Şehidiye Medresesi gibi şimdi de bu tarihi medresemizin restorasyonu yanlış yapılıyor. Taş kaplamaların yerine beton kullanılıyor. Bu çalışmaları denetleyen yetkilileri görevlerini yapmaya çağırıyoruz. Restorasyon çalışmalarının aslına uygun olması gerekiyor." 

Mardin Kent Haber, 26.04.2007








KÜLLİYE GEÇMİŞİ İLE BULUŞUYOR

 

Trakya Üniversitesi tarafından kurulan ve kısa sürede marka haline gelen Trakya Üniversitesi Sağlık Müzesi, düzenlenen resepsiyonla 10'ncu yılını kutladı. 10 yıl önce harap halde bulunan ve iç bölümleri koyun ağılı olarak kullanılan, Darüşşifa'yı Avrupa Müze Ödüllü bir müzeye taşıma yolunda emek verenlere ise törende plaketleri takdim edildi. Müzede düzenlenen törene ünlü Psikiyatr Mazhar Osman'ın hayatta olan tek asistanı, İstanbul Ruh ve Sinir Hastalıkları Readaptasyon Merkezi Başkanı Prof. Dr. Faruk Bayülkem de katıldı.





Trakya Üniversitesi Sağlık Müzesi'nin 10'ncu kuruluş yıldönümü müzede düzenlenen törenlerle kutlandı. Müze'nin dünü ve bugününde emeği geçenlere plaketlerin verildiği geceye Vali Nusret Miroğlu, Tugay Komutanı Tuğgeneral Muharrem Yavaş, Başsavcı İbrahim Ethem Dikmen, Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Mehmet Gökpınar, Adli Yargı ve Adalet Komisyonu Başkanı Tayyip Özdurmaz, Rektör yardımcıları ve çok sayıda davetli katıldı.

Edirne'nin tarihinde çok sayıda medeniyet yaşadığını ve bunun kültümüze yansıdığını ifade eden Rektör Prof. Dr. Enver Duran, “Zengin bir kültür mirasına sahip olmakla beraber hızla gelişmekte olan Türkiye’de değişen sosyokültürel, ekonomik ve politik şartların yanında zengin bir gelenek, görenek, inanç ve değerler sistemi geçerliliğini korumaktadır. Kültürel sürekliliğin devamı için yaşam şekli, değer yargıları ve kültürel birikim ön plana çıkmaktadır” diyerek, müzenin geçirdiği evreleri anlattı.

Sağlık Müzesi'nin bir marka olduğunu vurgulayan Rektör Prof. Dr. Enver Duran, “Sağlık Müzesi artık bir markadır ve müzemiz 2006 yılında ziyaretçi rekoru kırmıştır. Bizim asıl hedefimiz Sağlık Müzesi'nin ilk kurulduğu yıllardaki haline getirmektir. Tıp eğitiminin verildiği yeri o günkü şartları ile yeniden canlandırmak istiyoruz. Burasını bir cazibe merkezi haline getirmeye çalışıyoruz. Tıbhane’nin yeniden hayata geçirilmesi ile ziyaretçiler arasına sağlık dünyasını katmayı hedefliyoruz. Üniversitemizin eğitim misyonu dışında kente ve bölgeye yüklediği diğer misyonlar arasında kentimizi kültür ve turizm şehri yapmak gelmektedir”diyerek, Kırkpınar Müzesi'nin hayat geçirilmesi için kararın Yükseköğretim Kurulu’nca onaylandığını söyledi.

Çok sayıda davetlinin katıldığı 10'ncu Kuruluş yılı törenlerinde Sağlık Müzesine emeği geçenlere plaket verildi.


İstanbul’da Psikiyatri Uzmanı Dr. Adnan Çoban tarafından kurulan ve tarihi mekanlarda verdikleri konserlerle dikkati çeken TUTEM Türk Tedavi Musikisi Uygulama ve Araştırma Grubu, Sağlık Müzesinin 10. kuruluş yıl dönümü etkinlikleri kapsamında “Cana Şifa Nağmeler” isimli konser verdi. Geçmişte hem normal hem de akıl hastalarının musiki ile tedavi edildikleri Sultan II. Bayezid Darüşşifası’nın müze olarak düzenlenmesinin 10. yılında TUTEM tarafından verilen konserle, yüzyıllar öncesinin tedavi musikisi tekrar canlandırıldı.

Ülkemizde müzikterapi alanındaki önemli boşluğu doldurmak ve müzikle tedavinin modern tıp anlayışıyla uygulanmasını sağlamak amacıyla 2004 yılında TUTEM’i kuran Dr. Adnan Çoban, şu an ülkemizde Memory Center Hastanesinde, hastalarına müzik terapiyi modern tıpla birleştirerek aktarmasıyla tanınıyor.

Edirne Internet Gazetesi, Fotoğraf: trakya.edu.tr, 26.04.2007

İKİNCİ MÜZE GÜN SAYIYOR

 

Trakya Üniversitesi Rektörlüğü tarafından projesi hazırlanan ve yaşayan müze olarak hayata geçirilmesi planlanan “Tıp Medresesi Müzesi'nin ”yaklaşık iki ay sonra hizmete açılacağı belirtildi. Bir anlamda günümüzdeki Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin geçmişi de sayılabilecek müzeyi ziyaret eden Edirne Valisi Nusret Miroğlu T.Ü. Rektörü Prof. Dr. Enver Duran'dan bilgi aldı.

II. Bayezid Külliyesi içinde bulunan Tıp Medresesini Edirne Valisi Nusret Miroğlu ile birlikte ziyaret eden Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Enver Duran, çalışmalarda sona yaklaştıklarını söyledi. Duran, 'yaşayan müze' olarak tasarlanacak ve mankenlerle canlandırılacak müzenin iki ay içinde hizmete açılmasını planladıklarını ifade etti.

Döneminin tam teşekküllü Tıp Fakültesi olarak hizmet veren Sultan II. Bayezid Tıp Medresesini “yaşayan müze” haline getirmek için yapılan çalışmalar kapsamında dönemin tedavi sistemleri de canlandırılacak. 1975 yılında İstanbul Üniversitesi bünyesinde Edirne Tıp Fakültesi adı altında akademik eğitime başlayan T.Ü. Tıp Fakültesinin de bir anlamda geçmişi sayılabilecek müzede, tedavi yöntemleri ve sistemlerini anlatan araç gereçler de yer alacak. Geçmişi canlandıracak ahşap düzenekler müzeye getirilirken, ders anını canlandıran baş hekimler ve öğrencilerin mankenleri de ilerleyen günlerde müzede yerini alacak.

Edirne Internet Gazetesi, 26.04.2007

ÇIMAĞIL MAĞARASI GÜN SAYIYOR

 

Bayburt Merkez İlçeye bağlı Çımağıl Köyü'nde bulunan, Çımağıl Mağarası'nın turizme kazandırılması projesiyle ilgili sözleşme imzalandı. 

Avrupa Birliği tarafından desteklenen, Bayburt Valiliği Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından yürütülen bir proje ile Çımağıl Mağarası'nın, mağara içi inşaatı ve yolu yapılarak 15 Eylül 2007 itibariyle tamamlanarak turizme açılması planlanıyor. 

19 Nisan'a yapılan ihalede en uygun teklifi veren Camadan Ltd. Şti tarafından alınan ihalenin sözleşmesi şirket yetkilisi Halis Camadan ile Vali Musa Küçükkurt tarafından imzalandı.

Bayburt Kent Haber, 26.04.2007

OSMANLI VE ROMA DÖNEMLERİNE AİT OBJELERİ SATARKEN YAKALANDILAR

 

Antalya'da düzenlenen operasyonda, Roma dönemine ait bronz sikke, Osmanlı dönemine ait gümüş para ve süs eşyalarını, alıcı gibi davranan jandarma ekiplerine 1 milyon dolara satmaya çalıştıkları iddia edilen 4 zanlı yakalandı.

 

Alınan bilgiye göre, bir ihbarı değerlendiren jandarma ekipleri, alıcı gibi davranarak, T.G, M.V, E.D. ve İ.K.'yi düzenlenen operasyonla zanlıları suçüstü yakaladı. Operasyonda, Osmanlı dönemine ait 222 gümüş para, Roma dönemine ait 95 bronz sikke, 7 gümüş sikke, 5 haç, bir delikli süs eşyası, bir kuş figürlü bronz heykel, bir bronz kandil, bir kadın ve erkek figürü bulunan bronz bilezik, bir yılan figürlü bronz obje ve bir kuş figürlü haç ele geçirildi. Zanlılar, sorgulamalarının ardından adliyeye sevk edildi. Eserler ise Antalya Müze Müdürlüğü'ne teslim edildi.

Zaman, 26.04.2007

400 BİN DOLARLIK PAZARLIĞI POLİS BASTI

 

İstanbul’da, Roma hükümdarı Augustus’un mermer heykel başını Kıbrıslı işadamına 400 bin dolara satmak için pazarlık yapan üç kişi gözaltına alındı.

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Roma dönemine ait tarihi eserin Ankara’dan gelen bir kişiye Beyazıt’ta bir kafede satılacağı ihbarını aldı. Ankara’dan gelen alıcı Süleyman T. ile satıcılar Mustafa İ. ve Eyüp I. Gözaltına alındı. Mustafa İ.’nin çantasında mermerden heykel başı, Eyüp I.’nın çantasında ise som altından boğa başı, tuğra motifli sikke, iki bronz sikke, üç yüzük bulundu. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde yapılan incelemede mermerden heykel başının Roma hükümdarı Augustus’a ait olduğu belirlendi.

Hürriyet, Haber: Çetin Aydın, 26.04.2007

MÜZE DEPOLARINDAKİ SAYIM EKSİKSİZ ÇIKTI

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın müze depolarında başlattığı sayım kapsamında, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde eksik esere rastlanmadı.

 

Müzedeki toplam 185 bin eser, sürekli kontrol ediliyor, sıkı güvenlikle korunuyor. Müzenin depolarına iki kapıdan geçerek ve ikişer kilit ve mühürler açılarak girilebiliyor.

 

Müze Müdürü Hikmet Denizli yaptığı açıklamada, müzedeki cam, sikke, altın, tablet, maden gibi eserlerin ayrıştırılarak 22 depoda korunduğunu söyledi. Bakanlıkça başlatılan sayımdan depoların hepsinin ''yüz akıyla'' çıktığını belirten Denizli şunları kaydetti:

 

''Diğer müzelerden 13 uzmanın katıldığı bir komisyon marifetiyle her türlü işlemler geriye dönük 3 yılı kapsayacak şekilde teftiş edildi. En önemlisiyse eser sayımıydı. Sayım sonucunda hiçbir eserimizin noksan olmadığı tespit edildi, belgelendi. Bu da müzecilik ve bizler açısından sevindirici bir durum, teftişten başarıyla çıktık.''

 

Denizli, depolarda aylık, altı aylık, yıllık kontroller yapıldığını, depolardaki eserlerin bozulmalara karşı korunduğunu ve güvenlik kameralarının 24 saat kayıt yaptığını anlattı. Depolara giriş-çıkışlarda da kurallar olduğunu belirten Denizli, şunları kaydetti: ''Depolarımız için iki depo sorumlusu vardır. İkisi bir araya gelmeden veya başlarında idareden biri bulunmadan depolara girilemez. Depoların da iki kapısı, kapılarında da iki kilit ve mühür vardır. Mührün üzerinde en son ne zaman ve kim tarafından açıldığına dair yazı eklidir. Bunun yanında, depolarda defter tutuluyor. Her giren, tarih ve açıklamasını deftere yazarak imzalıyor ve çıkarken de kapılar tekrar mühürleniyor. Müzemiz kurulduğundan bu yana bu sistem uygulanmaktadır. Çünkü, depolara girmeyi ne kadar zorlaştırırsanız çalınma ve değiştirilme riski o kadar azalır.''

 

Osmanlı döneminde hayvanların bağlandığı ancak günümüzde müzenin en eski A deposunu gezdiren Denizli, ''Müzemiz kurulduğundan bu yana ilk defa depolarımızı açıyoruz'' dedi. Denizli, oksitlenmenin önlenmesi için eserlerin poşetlendiğini ve kolayca bulunabilmesi için de numaralandırılarak kayıt altında tutulduğunu söyledi.

 

Kültür ve Turizm Uzmanı Latif Özen de eserlerin korunması için depolarda sürekli ısı ve nem ölçümleri yaptıklarını anlatarak, ''Isı ve nem ölçen aleti, 1 sene boyunca, gerekli gördüğümüz yerlere yerleştiriyoruz, bunları bilgisayara bağlıyoruz, eğer nem ve ısıda değişim varsa, ona göre tedbirimizi alıyoruz'' dedi.

 

Müze Müdür Yardımcısı Nihal Demirtaş ise seramikleri daha çok kuru temizleme yöntemi ile korunduklarını söyledi. A deposunda, Kültepe, Boğazköy, Hacılar, Hacıtuğrul ile 1970-1974 yılları arası satın alınan toplam 9 bin 568 seramik eser bulunuyor. Bunlar arasında Asur ticaret kolonileri dönemini yansıtan hayvan biçimli kaplarla, çömlek, vazo gibi eserler yer alıyor.

 

Müzede, madenler deposunda özellikle altın yüzük, kolye, yüzük taşları gibi toplam 4 bin 533 envanter bulunuyor. Bunların yaklaşık 900'ü teşhirde sergileniyor.

 

Depoyu gezdiren sorumlu Arkeolog ve Antik Takı Uzmanı Özcan Şimşek, depoda özellikle Roma dönemine ait eserlerin bulunduğunu ve eski Tunç dönemine ait eserlerin çok değerli olduğunu vurguladı. Şimşek, ''Buraya 4-5 ayrı anahtarla ve tüm güvenlik sistemlerini çalıştırarak girilebilir. Altınlar kutularda saklanıyor'' dedi.

 

Altın eserlerin müzeye gelince envanter olarak almak için önce komisyondan, sonra laboratuvarda restorasyon ve konservasyon işlemlerinden geçtiğini belirten Şimşek, ''Örneğin, Hellenistik döneme ait olan bir taç olduğu düşünülen altın plaka, havasız, plastik bir ortamda saklanıyor'' diye konuştu.

 

Bu arada, Hikmet Denizli, müzedeki 65 bin eserin dijital ortama aktarıldığını söyledi. Üç sene içinde tüm eserlerin girişlerini tamamlamayı planladıklarını dile getiren Denizli, böylece eserlerin fotoğraf ile ayrıntılı bilgilerine bilgisayar ortamından rahatça bulunabileceğini kaydetti.

 

Müzedeki toplam 185 bin eserin 6 bin 550'ü teşhirde bulunuyor. Müzede teşhir edilenlerin 3 bin 191'i seramik, taş, cam, kemik, fosil ve etnografik eser. Müzede teşhir edilen diğer eserlerin dağılımı ise şöyle: 766 maden, bin 402 sikke, 76 tablet, 158 mühür ve mühür baskısı, 957 değerli maden.

Zaman, 26.04.2007

HEYKEL DÜŞMANLARI

 

Kültür, turizm ve sanat kenti İzmir’de, heykel düşmanları yine terör rüzgarı estiriyor.

Konak İlçesi’ndeki parklarda bulunan heykeller sürekli saldırılara uğruyor. Gürçeşme Kaynak Parkı’nda bulunan Atatürk ve çocuk heykeli bugüne kadar üç kez saldırıya uğradı. Eskiizmir’deki, köy ensitülerinin kurucularından İsmail Hakkı Tonguç’un adını taşıyan parkta, kendisininkinin de aralarında yer aldığı heykellerin başları, arkadan vurularak tahrip edildi. Parkta oynayan çocuklar araçla gelen iki kişinin ellerinde demir levyeyle alçı heykellerin başlarına vurup kırdıklarını, mahalle halkının tepki göstermesi üzerine, saldırganların kaçtıklarını söyledi. Yeşilyurt Maliyeciler Sitesi arkasında bulunan Kadın Hakları Parkı’nda da kadına el verip, onun yanında yer alan erkek heykelin bir kolu kırıldı. Balçova sınırları içindeki İnciraltı Kavşağı’nda bulunan Atatürk heykelinin başına ise yeşil boya doküldü. Heykellere yapılan bu saldırılar İzmirlilerin tepkilerine neden oldu.
Hürriyet Ege, Haber: Mustafa Oğuz, 26.04.2007

"AKM'NİN YIKIM KARARI FIRSATÇILIKTIR"

 

Bazı sanat ve sivil toplum kuruluşları, ortak bir açıklama yaparak, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılmak istenmesi konusunda kamuoyunu tepki göstermeye çağırdı.

 

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi'nde düzenlenen basın toplantısında, grup adına açıklamayı okuyan Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi'nden Eyüp Mıhçı, İstanbul'un dünya mirası doğal güzellikleri ile tarihsel ve kültürel değerlerinin bir yıkım süreciyle karşı karşıya olduğunu savundu. Mıhçı, kentsel dönüşüm adı altında yağma ve yıkım sürecinin, bilimin rehberliği ve demokrasi yok sayılarak yaşama geçirildiğini ileri sürerek, şunları kaydetti: "Bu uğurda, 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul hazırlıkları dahi bu yıkım sürecinde araç olarak kullanılmaktadır. Tarlabaşı, Yarımada, Sulukule, Haydarpaşa, Boğaziçi kıyıları gibi pek çok kentsel ve kültürel değerimizin küresel şirketlerin kar amaçlı politikaları doğrultusunda sosyal, kültürel ve mekansal talanını öngören kentsel dönüşüm projeleri, sivil toplum örgütlerinin iyi niyetli yaklaşımları kullanılarak meşrulaştırılmaya çalışılmakta ve kültür başkenti çalışmalarının ana misyonu haline getirilmektedir."

 

Mıhçı, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti hazırlıkları kapsamında ciddi endişeleri olduğunu dile getirerek, sürecin fırsat bilinerek kültür, sanat mekanları ve yapılarının ortadan kaldırılmasının söz konusu olduğunu savundu. Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği (TOMEB) İstanbul Temsilciliği'nden Orhan Kurtuldu da, 1999 yılında Kültür Bakanlığının AKM'yi korunmaya değer kültürel varlıklar arasında bulduğunu, ancak şu anda Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın burayı yıkmak istediğini dile getirdi.

Birgün, Haber: Cem Tursun, 26.04.2007

 

************


AKM'YE 'TESCİL ENGELİ'

 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cengiz Eruzun, "Atatürk Kültür Merkezi'nin 20. yüzyılın kültür varlığı olarak tescilli bir bina olduğunu ve bu tescilin kaldırılmadan binanın yıkılmasının mümkün olmadığını" savundu. Prof. Dr. Eruzun, AKM'nin depreme dayanıklı bir bina olmadığını ve bu nedenle yıkılıp yeniden yapılabileceğini belirterek, AKM, tescilli bir binadır. Tescili kaldırılmayınca yıkılıp yeniden yapılması mümkün değil. Ancak depremle zaten yıkılacak" dedi.

Haber Ekspres, 27.04.2007

KONGRE VADİSİ PROJESİ HALA GÜNDEMDE

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kamuoyundaki tepkilere karşın Kongre Vadisi yapmayı planladığı Harbiye, İstanbul 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nca sit alanı ilan edildi. Kararın basında "proje rafa kalktı" diye yansıtılmasına karşın kurul ret ya da onay vermek için projenin kendilerine sunulmasını bekliyor.

İstanbul 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, İBB'nin, tepkiyle karşılanan "Harbiye Kültür Vadisi Tesisleri Uygulama Projesi" ni yaşama geçirmeyi planladığı Harbiye bölgesini 11 Nisan'da yaptığı toplantıda sit alanı ilan etti. Kurul Başkanı Prof. Dr. Mete Tapan, bu karar üzerinde kamuoyunda oluşan "Sit alanı ilan edildi, proje rafa kalktı" diye algılamanın yanlışlığına işaret etti. Tapan, "Bir yerin sit alanı ilan edilmesi demek orada hiçbir şey yapılmayacağı anlamına gelmiyor. Bu kararı almaktaki amacımız bölgenin bir plan çerçevesinde ele alınmasını sağlamak" dedi.

Bazı sanat ve sivil toplum kuruluşları, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi'nde düzenledikleri basın toplantısında, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılmak istenmesi konusunda kamuoyunu duyarlı olmaya çağırdı. Grup adına ortak açıklamayı okuyan Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi'nden Eyüp Muhçu,"kentsel dönüşüm adı altında yağma ve yıkım sürecinin, uzmanlık, bilimin rehberliği ve demokrasi yok sayılarak yaşama geçirildiğini" ileri sürdü.

Cumhuriyet, 25.04.2007

TÜRK SANATI VE ARKEOLOJİSİ SEMPOZYUMU

 

Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi ile Konya Ticaret Odası’nın ortaklaşa düzenlediği Rüçhan Arık ve M. Oluş Arık’a armağan edilen Uluslar Arası Türk Sanatı ve Arkeolojisi Sempozyumu başladı. SÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan sempozyumda, Türk sanatı ve arkeolojisi konusunda akademisyenler bildiri sunacak. Sempozyuma 15’i yabancı olmak üzere 70’e yakın bilim adamının katılacağı sempozyumda, katılımcıların büyük bölümünün Osmanlı ve Selçuklu dönemlerini kapsayan, ortaçağ yapıları, arkeolojik kazılar ve el sanatlarını kapsayacak. 16 oturumun gerçekleştirileceği sempozyumda 5’e yakın yabancı bilim adamının katılacağı sempozyumda toplam 65 bildirinin sunulması bekleniyor. Sempozyumda sunulan bildiriler Rühçan Arık ve M. Oluş Arık hatıra kitabı olarak yayınlanacak.

Merhaba Gazetesi, 25.04.2007

CUMALIKIZIK'TA DEV İŞBİRLİĞİ





Son zamanlarda dizi çekimleriyle yıldızı parlayan tarihi Cumalıkızık Köyü`nün 3. bin yıla bozulmadan taşınabilmesi için yeni bir projeye imza atıldı. İl Özel İdaresi, Yıldırım Belediyesi ve Mimarlar Odası Bursa Şubesi`nce yürütülecek proje kapsamında, daha önce gerçekleştirilen restorasyon çalışmalarına ek olarak, bu kez köyün tamamı ele alınacak. 2 yıl sürmesi planlanan projenin maliyeti ise yaklaşık 8 milyon YTL`yi bulacak. Protokolün ardından Cumalıkızık`a yeni bir konsept belirlemek üzere fikir yarışması ve panel düzenlenecek.

700 yıllık Osmanlı köyü, Stratejik Plan kapsamında `3. Bin Yılda Yaşayan Bir Osmanlı Köyü Cumalıkızık` projesiyle tarihe tanıklık etmeyi sürdürecek. Dün Cumalıkızık`ta imzalanan protokolle projenin ilk adımı atıldı. İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Ali Altuntaş, İl Genel Meclis Başkanı Mehmet Tunçak, Yıldırım Belediye Başkanı Özgen Keskin ve Mimarlar Odası Bursa Şube Başkanı Melih Türa Cumalıkızık`ın geleceği için protokol masasına oturdu.

Altuntaş, 2006-2010 Stratejik Planı`nda Osmanlı yıllarını canlandırmaya yönelik projenin yer aldığını belirterek, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile konu hakkında yapılan görüşmelerin ardından Cumalıkızık`ın ön plana çıktığını söyledi. Projenin yaklaşık 8 milyon YTL`ye malolacağını ifade eden Altuntaş, Özel İdare`nin 2.5-3 milyon YTL kaynak ayıracağını bildirdi. Cumalıkızık`ta münferit çalışmalar yerine, bütüne dönük çalışma yapmak istediklerini anlatan Altuntaş, `Bunun için un, yağ, şeker vardı. Ustalar da vardı. Şimdi hep birlikte güzel bir helva pişireceğiz` dedi.

Tunçak ise, projenin tarihi ve kültürel mirası daha fazla gün ışığına çıkaracağını ve turizm argümanlarını artıracağını vurgulayarak, uygulama aşamasına gelen planın adım adım gerçekleştirileceğini söyledi.

Yıldırım Belediye Başkanı Özgen Keskin de bugüne kadar Cumalıkızık`a yönelik birçok projeye imza atıldığını anımsatarak, projenin sadece 3 dinamikle değil, Mimarlık Fakültesi ve köy halkı da dahil olmak üzere kentin çeşitli dinamiklerinin de katılımıyla gerçekleşeceğini kaydetti. Bölgede bu kadar büyük bir işbirliğiyle yürütülecek ilk proje olacağını da dile getiren Keskin, çalışmalar kapsamında köyün kapı tokmaklarından hayvanlarına kadar her yönüyle ele alınacağını vurguladı.

Mimarlar Odası Şube Başkanı Türa ise projeye Cumalıkızık`ın yeniden yapılandırılarak, gelecek nesillere güvenle aktarılması için katkı koyacaklarını söyledi.

Çalışmaya teknik destek sağlayacak olan Uludağ Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Murat Taştan da proje kapsamında şu ana kadar yapılan taramaların sonuçlarını bildirdi. Proje öncesi tüm yapıların tek tek incelendiğini ve vatandaşlarla anket çalışmaları yapıldığını anlatan Taştan, `Yapılan çalışmaya göre toplam 147 yapının, 24 adeti iyi durumdadır. Kalanların 30`u basit onarım, 32`si orta onarım, 26`sı kapsamlı onarım gerektirmektedir. 35`i için de rekonstrüksiyon uygulaması gereklidir` dedi.

Bursa Olay, Fotoğraf: Yıldırım Belediyesi, 25.04.2007

ERMENİ KİLİSESİ'NİN MELEKLERİNİ ASKER KORUYOR

 

Sivrihisar’da bulunan ve yapıldığı dönem olan 1881’de, "Balkanların en büyük kilisesi" olarak tanımlanan Ermeni Kilisesi, Kültür Bakanlığı’nın yardım elinin uzanmasını bekliyor. Belediyenin altı yıl önce bakanlığa devrettiği kilisede, şimdiye kadar hiçbir koruma ve restorasyon işlemi yapılmadı.

 


Kilisenin kapısının üzerinde bulunan tarihi melek heykel kabartmaları da çalınma riskine karşılık yerinden alındı. Melekler, Hava Meydan Komutanlığı ile yapılan bir protokolle, Komutanlığın müze bahçesinde korunuyor.

Kilise hakkında görüşünü bildiren Türkiye Ermenileri Patriği 2. Mesrob Mutafyan, "Kültür Bakanlığı Akdamar’da olduğu gibi burayı da restore ederse çok memnun olacağız" dedi. Buradaki kilisenin de çok büyük ve tarihte önemli bir yere sahip olduğunu belirten Mutafyan, restore edilerek anıt müzeye dönüştürülmesi halinde her yıl buraya inanç turizmi gerçekleştirebileceklerini dile getirdi.

Sivrihisar Belediye Başkanı Yaşar Yurtdaş, restore edilerek turizme açılması durumunda bu kilisenin de Akdamar gibi büyük ilgi çekebileceğini aktardı. Kilisenin, anıt müzeye dönüştürülmesi için bakanlığa devredildiğini hatırlatan Yurtdaş, altı yıldan beri hiçbir çalışma yapılmadığını vurguladı. Kilisenin son derece bakımsız olmasından yakınan Yurtdaş, şunları söyledi:

Korumasında da sorunlar yaşanıyor. Kilisenin kapısının üzerinde tarihi melek heykel kabartmaları var. Bunları herhangi bir çalınma riskine karşılık yerinden aldık. Şu anda askeri alandalar. Hava Meydan Komutanlığı ile 2006’nın sonuna doğru yapılan bir protokolle koruyoruz onları. Komutanlığın, uçakların sergilendiği müze gibi yeşil güzel bir alanı var. Melekler orada güvendeler.

Hürriyet Ankara, Haber: Umut Erdem, 25.04.2007

TARİHİ EVLER TURİZME KAZANDIRILIYOR

 

Kapadokya’daki Uçhisar beldesinde 400 tarihi ev, restoran, butik otel ve pansiyona dönüştürüldü.

Uçhisar Belediye Başkanı Mustafa Zühal, doğa ile tarihin iç içe bulunduğu beldede son Osmanlı ve erken cumhuriyet dönemi ev ve konutlarının, öncelikle 1990’lı yıllardan sonra bölgeyi ziyaret eden yabancı turistlerin ilgisini çektiğini söyledi.

Daha önceden oturulamadığı için sahipleri tarafından boşaltılan ve harabeye dönen konutların geçen 17 yılda yeniden kullanıma kazandırıldığını ifade eden Zühal, şöyle konuştu:

"Tarihi dokusuna uygun olarak Nevşehir Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’ndan alınan onayla restore edilerek Kapadokya bölgesinin turizmine butik otel, pansiyon ve restoran olarak kazandırılıyor. Bu tür mekanları genellikle Fransızlar işletiyor. Bazı Alman, İtalyan ve ABD’li turistler de satın alarak restore ettirdikleri bu mekanlarda yakınlarıyla birlikte doğa ve tarihle iç içe tatil yapmanın keyfini sürüyor ve bölgeye ciddi katma değer kazandırıyorlar."

Zühal, butik otellerde konaklamanın 4 ve 5 yıldızlı otellerin geceleme fiyatlarının birkaç katı tutarında olmasına rağmen, doğal ortamın turistlerde olumlu etki bıraktığını söyledi. Belediye Başkanı Zühal, Uçhisar beldesinde 400 tarihi evin restoran, butik otel ve pansiyona dönüştürüldüğünü kaydetti.

Hürriyet Ankara, 25.04.2007

ÇİNE'DE ESKİ ASKERLİK ŞUBESİ "ETNOGRAFYA MÜZESİ" OLACAK

 

Çine Belediyesi 10 dönümlük arazinin içinde bulunan ve yanına geçen yıl Çanakkale Şehitleri Anıtı yapılan, eski Askerlik Şubesi’ni Etnografya Müzesi'ne dönüştürecek. Arazinin içine yeni bir bina daha yaparak, Alabanda ve Tepecik Höyüğü kazılarında elde edilen tarihi eserlerin sergileneceği bir müze daha inşa edecek. İki dönümlük bir alana tabi göl yapacak olan Çine Belediyesi, gerekli ağaçlandırma çalışmaları ve çevre düzenlemelerini gerçekleştirerek mesire alanı ve sosyal tesislerde yapacak. İlçeyi turizme açacak olan alan konser ve düğün gibi sosyal etkinlikler için de kullanılacak.


CHP Çine İl Genel Meclisi Üyesi Yusuf Sevil ve CHP Çine Belediye Meclisi Üyesi Muammer Direk ile birlikte Eski Askerlik Şubesi ve Çanakkale Şehitleri Anıtı’nın içinde bulunduğu 10 dönümlük arazide incelemeler yapan Çine Belediye Başkanı Osman Aydın, güzel bir proje hazırladıklarını ve 2008 yazına kadar projenin tümüyle gerçekleşeceğini söyledi.






Restorasyon çalışmalarının devam ettiği Eski Askerlik Şubesi Binasını Etnografya Müzesi yapacaklarını söyleyen Çine Belediye Başkanı Osman Aydın, Kurtuluş Savaşı döneminde Kuvayi Milliye’nin toplandığı yer olan bu binada efe kıyafetleri, silahları ve aksesuarları gibi yakın tarihi anlatan eşyaların sergileneceğini anlattı.


Başkan Aydın, Aydın’ın Yunanlılar tarafından işgal edildiğinde 57. Alay Komutanı Albay Şefik’in sığındığı yer olan Çine Eski Askerlik Şubesi’nin efeler ile askerlerin iş birliği yaparak Malgaç Baskınını planladıkları yer olması nedeniyle önemli bir buluşmaya ev sahipliği yaptığını belirterek, “Burayı amacına uygun değerlendireceğiz” dedi.


Aydın, “Albay Şefik, Eski Askerlik Şubesi binasından dağdaki eşkıyalara düşmana karşı iş birliği yapmak için birleşme çağrısında bulundu ve burada onlarla bir araya gelerek, Malgaç Baskının planladı. Askerlerini de Efe kıyafeti giydirerek onların arasına soktu. O güne kadar dağlarda eşkıyalık yapan Kıllıoğlu Hüseyin Efe ve Yörük Ali Efe gibi çok sayıda efe kızanları ile birlikte askerle işbirliği yaptı. Burası Kuvayi Milliye kurtuluş harekatının başladığı yerdir. O yüzden burayı amacına uygun olarak yakın tarihimizi anlatan bir Etnografya Müzesi'ne dönüştüreceğiz” diye konuştu.


Aydın, restorasyon çalışmalarının yakın bir zamanda tamamlanacağını, Etnografya Müzesi'ni bu yıl Haziran ayı içinde açmayı planladıklarını kaydetti.

Alana yeni bir bina daha inşa ederek Alabanda ve Tepecik Höyüğü kazılarından çıkarılan tarihi eserleri sergileyeceklerini söyleyen Aydın, tarihi varlıkların bugüne kadar iyi kullanılmadığını belirterek, “Buradan çıkan eserler başka müzelerde sergileniyor. Biz bütün bunları toplayarak burada yapacağımız müzede sergileyeceğiz. İlçemizin kapılarını tarih turizmine açacak olan bu projemizi önümüzdeki yıl Haziran ayına kadar gerçekleştirmeyi planlıyoruz” şeklinde konuştu.

Çine Askerlik Şubesi ve İlçe Jandarma Komutanlığı’nın arasında kalan ve meyilli olan arazinin alt kısmına ise 2 dönümlük bir tabi göl yapacaklarını söyleyen Aydın, “Buraya yapacağımız göl kendi kendini temizleyebilecek bir sistemle çalışacak. Çevre düzenlemeleri ve ağaçlandırmalar yaparak piknik yapılabilecek bir mesire alanı da oluşturacağız. Aynı zamanda bu alanda açık alan konserleri de düzenlenebilecek. Amacına uygun kullanmak şartıyla vatandaşlarımız burada düğünlerine de yapabilecek” dedi.


Aydın, alan için yapılan projenin tümüyle önümüzdeki yıl Haziran ayına kadar tamamlanarak hizmete gireceğini ifade etti.

Aydın Denge, 25.04.2007

TADİLATI BİTEN KÜTAHYA ÇİNİ MÜZESİ YENİDEN ZİYARETE AÇILDI

 

Kütahya'da, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın tahsis ettiği ödenekle İl Özel İdaresi tarafından restore edilen Türkiye'nin tek çini müzesi ziyarete açıldı.

 

Kütahya Valiliği Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden yapılan açıklamaya göre, Germiyan Beyi İkinci Yakup (1387-1429) külliyesinin imaret bölümü olan yapı, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca restore edilerek, Çini Müzesi olarak 1999 tarihinde ilk ziyarete açıldı.

 

Müze 2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından gönderilen ödenekle restorasyon, teşhir ve tanzimi tamamlanarak ziyaretçileri tekrar kabul etmeye başladı. Yetkililer, "Kubbeli ve şadırvanlı orta mekana, üç yönde kubbeli eyvan ile iki oda açılarak, türbe bölümünde ikinci Yakup Bey'in çinili sandukası bulunmaktadır. Yıkılan medresenin taş kitabesi giriş kapısının solundaki nişe yerleştirilmiştir. Müze içinde yer alan vitrinlerde 14. yüzyıldan başlayarak günümüzde yapılan örneklere kadar olan çini eserler sergilenmektedir. Rıfat Çini'nin müzeye bağışladığı değerli çiniler, babası Mehmet Çini'nin adının verildiği bölümde teşhir edilmektedir.

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından gönderilen ödenek ve İl Özel İdaresi tarafından yapılan ihale sonunda KDV dahil 233 bin 359 YTL'ye mal olan müzeye Nisan ayı itibariyle yaklaşık 2 bin ziyaretçi kabul etti" dedi.

Turizm Gazetesi, Fotoğraf: kultur.gov.tr, 24.04.2007

MTA'DA ÇÜRÜK MÜZE DAVASI

 

TBMM KİT Komisyonu, Maden Tetkik Arama'nın (MTA), 30 milyon YTL'lik 'çürük müze' sorununa el attı.

Komisyon, yapısal sorunlar nedeniyle 'çürüğe' çıkan Tabiat Tarihi ve Madencilik Müzesi'nin yapımında, denetiminde ve kabulünde etkili olan ve yönlendiren bürokratlar hakkında 'görevi kötüye kullanmaktan' suç duyurusunda bulundu.

Dönemin bürokratları hakkında açılacak 'görevi ihmal' davasının zamanaşımı süresinin 5 yıl olduğu, binanın ilk kabul tarihi dikkate alındığında bu sürenin dolmasına birkaç ay kaldığına işaret edildi.

Komisyonun görüş sorduğu Yüksek Denetleme Kurulu (YDK) 7 bürokrat hakkında işlem yapılmasını istedi.

Sabah, 24.04.2007

ÇİN SEDDİ'NDE TAHRİBAT TEHLİKESİ

 

İnsan eliyle yapılmış ve uzaydan görülebilen tek tarihi yapı olduğu belirtilen Çin Seddi bakımsızlıktan çöküyor.

Yıkılmış olan kısımlarıyla beraber uzunluğunun 10 bin kilometreyi bulduğu sanılan seddin bir çok bölgesinde, yetersiz fon ayrılması ve yoğun turistik geziler nedeniyle tahribat oluştuğu belirlendi. 

Çin Seddi, Çin’in en ünlü simgelerinden biri. Ülkenin kuzeyinde bir dizi dağı aşarak ıssız Batı çöllerinde son bulan duvar, binlerce kilometre boyunca uzanıyor. Her yıl milyonlarca kişi tarafından ziyaret edilen Çin Seddi’nde, zaman zaman hayli sıradışı etkinlikler de düzenleniyor. Örneğin bir seferinde bir akrobasi ustası, duvarı motorsiklet üzerinde aşmıştı. Çin Seddi, ayrıca sıklıkla gece boyu devam partilere ve eğlencelere de ev sahipliği yapıyor.

Fakat Çin Seddi’ne gereken özenin gösterilmemesi ve bakımının ihmal edilmesi, artık büyük bir sorun halini almaya başladı. Seddin duvarlarının büyük bölümünün onarımdan geçmesi gerekiyor ve bunun yapılması için de yeterli fon ayrılmış değil. Geçen yıl bir inşaat firması, seddin üzerinden yol inşaa etmeye kalkıştığı gerekçesiyle binlerce dolar para cezası aldı.

Seddin geçtiği, nispeten ıssız yerlerdeki çiftçilerin de duvardan tuğla çalıp ev inşaatında kullanmaları, sık rastlanan bir durum. Bu gelişmeler karşısında, Çin Seddi’nin geleceği tehlike altında.

Çin hükümeti, bir süre önce çeşitli koruma önlemleri içeren yasal düzenlemeler yayınlamıştı, ama yetkililer oluşan zarara rağmen, bir yandan da karlı turizm sektörünü sınırlama konusunda isteksiz davranıyorlar.

NTVMSNBC, 24.04.2007

KAYIP KITAYI TSUNAMİ YUTMUŞ

 

Ben Gurion Üniversitesi'nden bilim adamları, Atlantis'in MÖ 1500'lü yıllarda meydana gelen bir tsunami sonrası yok olduğunu iddia etti.

 

İlk olarak Eflatun'un tasvirlerinde, döneminin çok ilerisinde bir medeniyet seviyesine ulaşmış bir şehir devleti olarak adı geçen Atlantis'in varlığı kesin olarak kanıtlanamıyor. Ancak İsrail'in Ben Gurion Üniversitesi'nden bilim adamları, Atlantis'in yalnızca bir efsaneden ibaret olmayabileceğini savundu. Bilim adamları incelemelerin, Akdeniz'in doğusunda yer aldığı varsayılan bu adanın büyük bir tsunami sonrası sular altına gömülmüş olabileceğini gösterdiğini kaydetti.


Araştırmacılar, Girit'te yaptıkları incelemelerde, bu adanın yaklaşık 3500 yıl önce dev bir tsunami tarafından vurulduğunu gösteren deliller buldu. Bu tsunaminin 2004'te Asya'da 250 bin kişinin ölümüne yol açan tsunami kadar güçlü olduğu, Atlantis'in de bu nedenle yok olduğu ifade edildi. Tsunamiye, Santorini Yanardağı'nın patlamasının yol açtığı sanılıyor. Girit'in kuzeyindeki Santorini Yanardağı'nın patlamasının çok büyük bir etki yarattığı tahmin ediliyor.

Milliyet, 24.04.2007

TABLO HIRSIZLARINA 9 YIL HAPİS

 

Norveçli ressam Edvard Munch'ün “Çığlık” ve ”Madonna” adlı tablolarının çalınmasına karışan 3 kişiye 5 ila 9 yıl hapis cezaları verildi. Oslo İstinaf Mahkemesi, Petter Tharaldsen'i 9,5, Björn Hön'ü 9, Petter Rosenvinge'yi ise 5 yıl hapse mahkum etti. Tharaldsen'in cezasına, karıştığı başka bir soygunun cezası da eklendi. Mahkeme, sanıkların Oslo Belediye Başkanlığına toplam 195 bin avro tazminat ödemesini de kararlaştırdı. Ressamın paha biçilemeyen ünlü tabloları, 2004 ağustosunda Munch Müzesi'nden maskeli ve silahlı 2 kişi tarafından güpegündüz çalınmıştı. Tabloları çalan 2 kişi, kendilerini bekleyen 3. kişinin kullandığı araçla kaçmışlardı. 1893 tarihli tablolar, 31 Ağustos 2006'da bulunmuştu.

İddianamede, sanıklar hakkında 7 ila 12 yıl hapis cezası istenmişti.

Hürriyet, 24.04.2007

TURGUT CANSEVER SERGİSİ VE PLATFORM'DA AÇIK KÜTÜPHANE





İstiklal Caddesi'nden Karaköy'e uzanan aks üzerinde Garanti Bankası'nın kuruculuğunu üstlendiği; sanatın farklı alanlarını temsil etmeyi amaçlayan üç mekan bulunuyor. Garanti Bankası'nın sanata destek veren diğer kurumlardan ayrı olarak, tutarlı bir biçimde sanatın değişik alanlarını kucaklayarak hem öğretici olarak tanımlanan sergilere, hem de yeni ve genç oluşumlara olanak sağladığına daha önce de bu sayfalarda değinmiştik. Özellikle büyük kurumların sanata destek olurken bir takım temel noktaları gözden kaçırmamaları gerekiyor hiç kuşkusuz; bunlardan öğretici ve retrospektif sergilerin gerçekleştirilmesi ilk akla gelenlerden... Çünkü bu türden kapsamlı "müze sergileri" ancak kurumların desteği ile varolabiliyor. Garanti'nin bu eğitici sergiler dizilerini gerek Garanti Galeri'de gerekse Osmanlı Bankası Müzesi'nde sıkça uyguladığını vurgulamalı... Çoğu kurumun ilgi görmek adına adına popüler ve "markalaşmış" sergilere itibar ettiği düşünülürse, Garanti Bankası'nın mimarlık, güncel sanat gibi alternatif alanları odak noktası olarak seçmesine dikkat çekmek gerekiyor.

Garanti Galeri'nin ve Osmanlı Bankası Müzesi'nin, belki de ilk kez, "ikiz sergi" başlığı ile gerçekleştirdiği bir etkinlik var şu günlerde. "Turgut Cansever: Mimar ve Düşünce Adamı" başlığıyla gerçekleşen sergi, çoğunlukla ressam ve heykeltraşların retrospektif sergilerine alışık olan izleyiciler için ilginç bir deneyim sunuyor ve bir mimarın ayrıntılı biçimde salt yapıtlarıyla değil, toplumsal figür olarak da varoluşunu görselleştiriyor; onu büyüteç altına alıyor. Küratörlüğünü mimarlık tarihçisi Uğur Tanyeli ve Atilla Yücel 'in üstlendiği sergi iki ayrı mekanda iki farklı eksende ilerliyor. Garanti Galeri'de Cansever, bir mimar olarak ama daha çok kişisel tarihi çerçevesinde geliştirilen bir kurgu ile ele alınırken, Osmanlı Bankası Müzesi'nde özellikle 1940'lardan sonraki tasarımcılık serüveni ve yapıtları üzerine odaklanılıyor.

Cumhuriyet döneminin en özgün ve muhalif mimarlarından biri olarak tanımlanan Turgut Cansever'in kişisel tarihine odaklanan Garanti Galeri'deki sergi, mimarın yapıt üretme sürecinin öncesini, kökenlerini ve onu besleyen kaynakları görünür kılıyor. Kısaca bir mimarın yetişme sürecindeki durakları gösteriyor ama aynı zamanda toplumsal tarihi de alt metin olarak okumamıza olanak sağlıyor. Çocukluğu, öğrenciliği gibi temel kronolojinin yanı sıra ressamlık gibi Cansever'in çok da bilinmeyen bir yönü, ilk gözağrısı da kişisel tarihinin derinliklerinden çıkarılıyor; manzaraları, otoportreleri galeri duvarlarındaki yerini alıyor. Özetle, galerideki sergi bir mimarın portresi niteliğinde; onu tamamlayan müze sergisi ise, Turgut Cansever'in yapıtlarının merkezde durduğu bir kurgu üzerinde yol alıyor.

Müzedeki sergi, Cansever'in gerçekleşen ya da gerçekleşmeyen projelerinin bir dökümünü içerirken mimarın zaman içinde gelişen, farklılaşan ya da aynı kalan yönlerine de dikkat çekiyor. Sergi, elbette Cansever'in yapıtları üzerine odaklanıyor ama Türkiye'de özellikle 1950'lerden sonra mimarlığın hangi düşünceler, akımlar ve politikalar çerçevesinde şekillendiğinin bir yansıması olarak da okunabilir...

Garanti'nin yazının girişinde sözünü ettiğimiz üçüncü mekanı Platform'da ise "Açık Kütüphane" sergisi yer alıyor. "Açık Kütüphane" adı üstünde, bir kütüphane sergisi aslında... Platform'un yöneticisi Vasıf Kortun 'un kişisel kütüphanesinin yanı sıra 2000'lerden itibaren kurumun çatısı altında oluşturulan arşivi görünür kılan bu serginin, bir sergi olarak, mekana konumlandırılması hayli ilginç. İstiklal Caddesi'nin en işlek yerlerinden birinde üst katı arşiv, kütüphane ve misafir sanatçılara ait alanlara ayrılan, alt katı ise galeri olarak işlev gören Platform, bu sergide kendini, varoluşunu bir sergi malzemesi olarak öneriyor. Galeri mekanının yeniden biçimlendirilerek üst katın alt katın sergi malzemesine dönüştürüldüğü bu proje "superpool" adlı bir mimari grup tarafından tasarlanmış. Sanatçı dosyalarından ulusal ve uluslararası klasikleşmiş sanat tarihi kitaplarına, videolardan sergi kataloglarına değin hemen her türlü yazılı arşiv malzemesinin sergilendiği "Açık Kütüphane" sanatı besleyen kaynağı bizzat serginin odağına yerleştiriyor; önermesini buradan sunmayı tercih ediyor.

İstiklal'den Karaköy'e uzanan keyifli yol üzerinde Garanti'nin bu üç mekanına da uğramadan geçmeyin.

Cumhuriyet, Yazı: Esra Aliçavuşoğlu, 24.04.2007

GÜZEL SANATLAR MÜDÜRÜ İÇİN DÜĞMEYE BASILDI

 

Bir süre önce taciz iddialarıyla gündeme gelen, Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürü Bayram Bilge Toker için düğmeye basıldı. Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Tokel'in görevden alınmasını öngören kararnameyi hazırlayarak, Cumhurbaşkanlığı'na gönderdi. Bakan Koç, Güzel Sanatlar Genel Müdürü Tokel'in taciz iddialarından değil, hakkındaki usulsüzlük iddialarıyla ilgili soruşturma nedeniyle görevden alınacağını söyledi. Bakan Atilla Koç, Teftiş Kurulu'nun soruşturmayı sürdürdüğünü hatırlatarak, "Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'nde pek çok noktada soruşturma var. Hukuki prosedür üzerine hassasiyet gösteriyorum" diye konuştu.

Sabah, 24.04.2007

1 - AKM YIKILMASIN
2- KIRAÇLAR'IN KÜLTÜR MERKEZİ UNUTULMASIN

 

Atatürk Kültür Merkezi (AKM) yıkılsın mı yıkılmasın mı? Bir tartışmadır gidiyor. Öncelikle Türkiye'nin var olanı yıkıp yerine yenisini yaptıracak kadar zengin olmadığını düşününler arasında olduğumu söylemek istiyorum.

Evet bu ülkenin o kadar çok parası varsa, niye bir tane daha kültür merkezi inşa edilmiyor ki?

Yazıya AKM'yle başlayıp aslında sözü İnan Kıraç'ı şu günlerde hummalı bir çalışmanın içine sokan Suna Kıraç Kültür Merkezi'ne getirmek istiyorum.

Gözden kaçmış gibi görünüyor. Oysa, evet İstanbul denince iddialı mimarisiyle akla gelecek bir kültür merkezi çoktan projelendirildi bile. İnan Kıraç, her şey olup bitmeden kültür merkeziyle ilgili detayları anlatmıyor olabilir. Projeyle övünüp durmayabilir.

Uzun bir süredir eşi Suna Kıraç'ın en büyük hayallerinden birini gerçekleştirmek için çalışan İnan Kıraç, kültür merkezi için dünyanın en tanınmış mimarlarından birini, Kanadalı Mimar Frank O. Gehry'yi seçti.

Kıraçlar bu kültür merkezi için tam tamına 135 milyon dolar harcayacak. Hatırlıyorum aylar önceydi, daha henüz projeyle ilgili bazı prosedürler tamamlanmamıştı. İnan Kıraç'a proje için Kanadalı mimarı seçtiklerini duyduğumu söyleyince, 'Şelale, Suna Hanım 200 milyon doları kültür ve sanat projeleri için ayırıp, koydu bir kenara. Projemiz hazır olunca anlatacağız. Biraz bekler misin' demişti. Sonra da Rıdvan Akar'ın kaleme aldığı 'Ömrümden Uzun İdeallerim Var' isimli Suna Kıraç'ın kitabında projenin detaylarına yer vermişti.

Yukarıda anlattıklarımı özetlemem gerekirse, durum şudur. Evet belki AKM hiç de etkileyici olmayan bir mimariye sahip. İçinde de teknik sorunlar barındırıyor olabilir. Ama İstanbul'un bence AKM'siz tek bir gün bile geçirecek lüksü yok, çünkü böyle onlarca merkezi yok. Teknik sorunlar giderilmeli ve AKM yoluna devam etmeli.

Öte yandan, İstanbul denince akla gelecek bir kültür merkezimizin olması hepimizin en büyük hayali belki. Ve onu da Kıraçlar gerçekleştiriyor.

Tepebaşı'nda yine Kıraçlar'a ait Pera Müzesi'nin tam karsında yer alacak olan kültür merkezi, iki ana yapıdan oluşacak ve 1650 kişilik konser salonu ve 500 kişilik tiyatro salonuyla Türkiye'nin sanat dünyasına büyük bir katkıda bulanacak. 30 bin metrekarelik kapalı alanda yer alacak merkezde sanat ürünlerinin satılacağı bir alışveriş merkezi, restoran ve kafe de yer alacak.

Bakalım mimar Frank O. Gehry'nin İstanbul için çizdiği kültür merkezi projesi, yine onun ellerinden çıkan Bilbao'daki Guggenheim müzesi kadar etkileyici olacak mı?

Küçük bir hatırlatma. Gehry, dünya mimarlık literatürüne 'Bilbao Effect' yani Bilbao Etkisi'ni kazandıran isim olmuştu.
Kimsenin seyahat etmek için tercih etmediği sevimsiz sanayi kenti Bilbao, çarpıcı Guggenheim'in çarpıcı mimarisi sayesinde bir anda ilgi odağı haline gelmiş ve Barselona'yla yarışmaya başlamıştı.

Tabii İstanbul'un zaten muhteşem bir şehir olduğu ortada. Gehry belki çizimiyle İstanbul'un tanınmışlıkta ve turistik seyahatlerde gecikmiş olan hakkını almasına yardımcı olur, o kadar.

Sabah, Yazı. Şelale Kadak, 23.04.2007

KAÇAKÇILAR SERBEST, ANTİKALAR MÜZEYE

 

İstanbul'da, Otogar'da ele geçirilen som altından Zeus heykelciği ile bileziğin, MÖ 450'li yıllara ait olduğu tespit edildi.

İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince, Esenler'deki İstanbul Otogarı'nda Malatya'dan gelen İrfan M'nin yanındaki bilgisayar kutusunda çift tarafı aslan başlı som altından bilezik ile ele geçirilen Zeus Heykelciği, İstanbul Arkeoloji Müze Müdürlüğü'ne teslim edildi. 9 kişiden oluşan Müzelik Eserleri Koruma Komisyonu tarafından hazırlanan rapora göre Zeus heykelciği ile çift tarafı aslan başlı bileziklerin, MÖ 450'li yıllara ait olduğu belirlendi. Paha biçilemeyecek değerdeki eserlerin, taklitlerinin yapılmaması için gramaj ve ölçülerinin gizli tutulduğu bildirildi. Bu arada, tarihi eserleri piyasaya sürmeye çalışan İrfan M'nin çıkarıldığı Eyüp Adliyesinde, savcılık sorgusunun ardından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı öğrenildi.

Bugün, 22.04.2007

İŞTE EN PAHALI TABLO





Dünyanın en pahalı tablosu unvanını 2004 yılında 104.2 milyon dolarlık (yaklaşık 140 milyon YTL) fiyatıyla alan Pablo Picasso'nun "Pipolu Çocuk" tablosu, üst üste gelen rekor satışlarla yerini Jackson Pollock'ın 140 milyon dolara (yaklaşık 189 milyon YTL) alıcı bulan "No.5, 1948" adlı tablosuna bıraktı. Yeni listede Pipolu Çocuk dördüncü sıraya düştü. Zirveye oturan tablo Kasım 2006'da satıldı. Tabloya 140 milyon dolar veren alıcının adı resmi olarak açıklanmasa da, The New York Times, alıcının David Martinez adlı Meksikalı bir finansçı olduğunu yazdı.


En pahalı 10 tablo listesinin ikinci sırasında ABD'li ressam Willem De Kooning'in "Woman 3", üçüncü sırasında Avusturyalı ressam Gustav Klimt'in "Adele Bloch-Bauer I" adlı tablosu yer aldı.  

 

Antik Dekor, Türkiye'deki müzayedelerde satılan en değerli tablolar listesini de yayımladı:
1- Osman Hamdi Bey (1842-1910), "Kaplumbağa Terbiyecisi", 3.82 milyon dolar, Antik A.Ş., 12 Aralık 2004
2- Osman Hamdi Bey (1842-1910), Otoportre "Rüstem Paşa Camii Önünde", 642 bin dolar, Antik A.Ş., 12 Şubat 2005
3- Ivan Konstantinoviç Ayvazovski (1817-1900), "Kırım Sahilinde Yelkenli Mavna", 642 bin dolar,
Alif Art, 4 Mart 2007
4- Varnia Zarzecki, "Boğaziçi'nde Piknik", 431 bin dolar, Antik A.Ş., 30 Nisan 2005
5- Nazmi Ziya Güran (1881-1937), "Sokak Manzarası", 381 bin dolar, Antik A.Ş., 12 Aralık 2004
6- İbrahim Çallı, "Maşlahlı Kadınların Büyükada Sefası", 357 bin dolar, Portakal Kültür ve Sanat Evi, 17 Aralık 2006
7- Süleyman Seyyid Bey (1842-1913), "Natürmort", 300 bin dolar, Antik A.Ş., 5 Haziran 2003
8- İbrahim Çallı (1882-1960), "Adada Sabah Gezintisine Çıkan Kadınlar", 285 bin dolar, Antik A.Ş., 12 Kasım 2006
9- Edwin Long (1829-1891), İngiliz ekolü, "Ancient Custom", 280 bin dolar, Antik A.Ş., 12 Şubat 2005
10- Nuri İyem, "Köylü Kadınları", 101 bin dolar, Antik A.Ş., 2 Nisan 2006  

 

Listesi Antik Dekor'da yayımlanan dünyanın en pahalı  10 tablosu şöyle sıralandı:

1- Jackson Pollock, "No.5, 1948", 140 milyon dolar, özel satış, 2006
2- Willem De Kooning, "Woman III", 137,5 milyon dolar, özel satış, 2006
3- Gustav Klimt, "Adele Bloch-Bauer I", 135 milyon dolar özel satış, 2006
4- Pablo Picasso, "Garçon a la pipe" (Pipolu çocuk), 104,2 milyon dolar, Sotheby's, New York, 2004
5- Pablo Picasso, "Dora Maar au chat", 95,2 milyon dolar, Sotheby's, New York, 2006
6- Gustav Klimt, "Adele Bloch-Bauer II", 87,9 milyon dolar, Christie's, New York, 2006
7- Vincent Van Gogh, "Portrait du Dr. Gachet", 82,5 milyon dolar, Christie's, New York, 1990
8- Jasper Johns, "False Start", 80 milyon dolar, özel satış, 2006
9- Pierre-Auguste Renoir, "Au Moulin de la Galette", 78,1 milyon dolar, Sotheby's, New York, 1990
10- Pierre-Paul Rubens, "Le Massacre des Innocents", 75,9 milyon dolar, Sotheby's, Londra, 2002

Milliyet, Fotoğraf: arts.net, 22.04.2007

RUM KİLİSEDEN KKTC'DEKİ KİLİSELERİ 'TEMİZLEME VE ONARMA' TALEBİ

 

KKTC Din İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönüler, Kıbrıs'ın hem kuzeyinde, hem de güneyinde bulunan dini eserlerin bakımının ancak diyalog ve işbirliği yoluyla mümkün olabileceğinin belirtti.

Yönlüer, Kıbrıs'taki ibadet yerlerini koruma projesinin, ''yer, köken veya inanç farkı gözetmeksizin'', adadaki tüm dini eserleri kapsaması gereğine işaret ederek, ''Din İşleri Dairesi Başkanı olarak, Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi'nin Güney Kıbrıs'taki Kıbrıslı Türklere ait Müslüman dini eserlerini gözardı eden ayrımcı ve tek taraflı niyetini şiddetle kınadığını'' bildirdi.

 

Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos'a bir mektup gönderen Yönlüer, Rum basınında çıkan bazı haberler vasıtasıyla Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi'nin KKTC'deki kiliseleri ''temizlemek ve onarmak'' amacıyla komiteler kurmak niyetinde olduğunu öğrendiğini belirtti.

Yönlüer, mektubunda, Kıbrıs'ta bulunan dini eserleri, ''ister Rum Ortodoks, ister Türk Müslüman olsun'' köken ayrımı yapmadan iki toplumun ortak mirasının bir parçası olarak gördüklerini kaydetti. Kıbrıs'taki dini eserlerin bakım ve onarım sorununun, sadece Kıbrıslı Rumları etkileyen bir sorun olmadığını kaydeden Yönlüer, Güney Kıbrıs'taki Kıbrıslı Türklere ait dini binalarda da acil temizlik ve bakımın gerektiğini vurguladı.

 

Ahmet Yönlüer, Kıbrıs'taki ibadet yerlerinin korunması projesinin yer, köken veya inanç farkı gözetmeksizin adadaki tüm dini eserleri kapsaması gerektiğine inandığını, bu bağlamda Din İşleri Başkanı olarak Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi'nin Güney Kıbrıs'taki Kıbrıslı Türklere ait Müslüman dini eserlerini göz ardı eden bu ayrımcı ve tek taraflı niyetini şiddetle kınadığını ifade etti.

 

Yönlüer, Kıbrıs'ın hem kuzeyinde, hem de güneyinde bulunan dini eserlerin bakımının ancak diyalog ve işbirliği yoluyla mümkün olabileceğinin de altını çizerek, Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi'nin bu konuda Kıbrıslı Türk muhatabı ile hiçbir diyalog kurmadan tek taraflı olarak böyle bir harekette bulunmasının, sadece kurumlar arasındaki ilişkilere zarar vermekle kalmayacağını, aynı zamanda Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum halkları arasındaki işbirliği ve diyalog kurma çabalarını da olumsuz etkileyeceğini kaydetti.

 

''İki taraf liderleri arasında üzerinde anlaşmaya varılmış olan 8 Temmuz anlaşmasının, diğer konuların yanı sıra Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların yaşantılarını etkileyen gündelik konuları ele alacak olan komiteler kurulmasını öngördüğünü'' anımsatan Yönlüer, bu noktada teknik komiteler sürecinin temel amacının, ''gündelik konulara pratik ve hemen uygulanabilecek çözümler bulmak ve iki taraf arasında güven inşa etmek olduğunun'' altını çizdi.

 

KKTC Din İşleri Dairesi Başkanı, bu çerçevede Kıbrıs'ın her iki tarafında bulunan hem Türk-Müslüman, hem de Rum-Ortodoks mirası dini eserlerin bakımı konusunun, teknik komiteler bağlamında ele alınıp çözülmesi gereğini dile getirdi.

Zaman, 22.04.2007

ISPARTA DÜNYACA ÜNLÜ MAĞARA VE YÜRÜYÜŞ YOLLARI İLE TURİZME AÇILIYOR

 

Sanayinin ağır ilerlemesi nedeniyle ekonomik yönden yeni açılımlar arayan Isparta'da ibre turizme kaydı.





Güller ve göller yöresi olarak adlandırılan kentte, uzunluğu ile dikkat çeken yürüyüş yolları ve mağaraların yanı sıra gözde kayak merkezleri arasında gösterilen Davraz turizm dinamikleri olarak görülüyor.

 

Turizm Haftası nedeniyle Isparta'nın turistik değerlerini ortaya koyan Vali Şemsettin Uzun, bunların iyi değerlendirilmesi ve profesyonel çalışmalar yapılmasının öneminin altını çizdi. Türkiye'de yılın 12 ayında turizmden gelir sağlanabileceğine dikkat çeken Vali Uzun, nitelikli iş gücünün ve yatırımların artırılmasının turizm gelirlerini kat kat artıracağını vurguladı. Uzun, "Isparta Anadolu'dan Akdeniz'e uzanan bir geçittir. Mükemmel bir doğaya ve coğrafyaya sahiptir. Adeta dağlarla göllerin buluşma yeridir. Her mevsimin ve her saatinde renk değiştiren Eğirdir Gölü ile ünlüdür. Çok sayıda göl, gölet, milli ve tabiat parkı ile dünyada sınırları içinde en çok göl ve gölet bulunan bir ildir." dedi. Eğirdir, Kovada ve Gölcük'ün bilinen en önemli göller olduğunu anlatan Uzun, Isparta'da dört mevsim turizm yapılabildiğini, her türlü tabiat sporuna uygun mekanlar bulunduğunu söyledi. Kayak, yüzme, tabiat yürüyüşleri, yamaç paraşütü, dağcılık, ip inişi, mağaracılık, sörf ve foto safari gibi birçok etkinliğin yapılabildiğinin altını çizen Uzun, "Göl çevresindeki Barla Dağı, bitki örtüsüyle foto safari turları için de uygundur. Kışın, Davraz Dağı Kış Sporları Turizm Merkezi dahil diğer dağlarda da kış sporları, diğer mevsimlerde ise doğa ve kültüre açık turizm faaliyetleri yapılabilmektedir. Her türlü su sporu ve yamaç paraşütü yapmak için Türkiye'nin 4'üncü büyük gölü olan Eğirdir ile kamp, dağcılık ve doğa yürüyüşleri yapmak için Yazılı Kanyon Tabiat Parkı ve Dedegöl Dağları son derece elverişlidir. Kültür ve inanç turizmi için Yalvaç Psidia ile Sütçüler Adada Antik Kenti, sağlık turizmi için Kızıldağ Milli Parkı, mağara turizmi için Aksu Zindan Mağarası ile 12 kilometre uzunluğuyla Türkiye'nin en uzun mağarası Yenişarbademli'deki Pınargözü yörenin en dikkat çekici değerleridir." diye konuştu.

 

Isparta'da ayrıca yörenin geleneksel el sanatlarının da kültürel ve ekonomik değerleri olduğunu hatırlatan Uzun, Türkiye'nin ikinci uzun mesafe yürüyüş rotası olan St. Paul Yolu'nun Antalya ve Isparta'yı birbirine bağlayan, 15 günde alınabilen 500 kilometrelik bir mesafe olduğunu söyledi. Yürüyüş rotası Perge veya Aspendos'tan başlayan St. Paul Yolu, Isparta'nın Yalvaç ilçesindeki Psidia Antiochia'da sona eriyor.

Zaman, Haber: Mustafa Altıntaş, 22.04.2007

SÜMER KİTABESİ'NİN RÖLYEFİ YAPILIYOR

 

Diyarbakır'da İranlı Heykeltıraş Babek Sobhi tarafından yapılan özgürlük ve sosyal adaleti anlatan Sümer Kitabesi'nin rölyefi, bir parka konulacak.





Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi için Sümer Kitabesi'ni seramik rölyef olarak hazırlayan Sobhi, orjinali Fransa'daki Louvre Müzesi'nde bulunan Sümerlere ait bir kitabeyi aslına uygun olarak hazırladıklarını söyledi.

 

Kitabenin içeriğinde ağırlıklı olarak özgürlük ve sosyal adalete vurgu yapıldığını ifade eden Sobhi, bir sanat eseri görünümünde olan kitabenin ilgi çekici yazı karakterinin de kendisini bu çalışmaya teşvik ettiğini belirtti. Kitabenin 1800'lü yıllarda Irak'ın Ninova bölgesindeki tarihi saray kalıntılarında çalışma yapan bir Fransız arkeoloğun kırık olarak bulduğu parçaları bir araya getirmesiyle oluştuğunu bildiren Sobhi, şunları kaydetti:

 

''Bir Sümer bilgini tarafından yazdırıldığı sanılan ve içeriğiyle dikkat çekici olan kitabenin kaligrafisinin güzelliği dikkatimi çekti. Her şeyden önce bu özelliğiyle bir sanat eseri görünümündeydi. Ancak günümüzden 5 bin yıl önce toplumun ve bireylerin özgürlüğünden ve sosyal adalete yaptığı vurgu dikkat çekici. Kitabede özgürlük kelimesi 'Amargi' metnin dışında dikkat çekmesi açısından özellikle kenarlara da yazılmış. Çivi yazısıyla yazılmış bu kitabeyi 40 santimetrekarelik tabletler halinde 120 metre uzunluk ve 2 metre genişliğindeki bir eser olarak oluşturuyoruz. Bu eser Türkiye'deki mevcut en büyük seramik rölyef tablosu olacak. Hazırlanacak rölyef bir parka konulacak.''

 

Sobhi, uzmanlar tarafından daha önce çözümü yapılmış bu kitabenin Türkçe özetinin de eserin sergileneceği parka konulacağını sözlerine ekledi.

 

Heykeltıraş Babek Sobhi, daha önce de Sümerlerin Gılgamış destanını şekilsel olarak anlatan seramik rölyef hazırlamıştı. Tamamlanan seramik rölyef, yerleştirileceği Diyarbakır'daki parkın düzenleme çalışmaları nedeniyle bekletiliyor.

Diyarbakır Söz, 22.04.2007

İSLAM ESERLERİNİ KEŞFEDİN

 

“Akdeniz’de İslam Sanatını Keşfedin” Sanal Müzesi, Türkiye’nin de içinde yer aldığı 14 ülkede aynı anda açıldı.

 

14 ülkeden 40 müzenin katılımıyla oluşturulan sanal müzede, 18 sanal sergi bulunuyor. Sergilerde, Emevi Halifeliği’nden Osmanlı İmpatorluğu’na kadar Akdeniz’de yaşamış büyük İslam hanedanlarının farklı sanatsal ve mimari eserleri sunuluyor. Almanca, Arapça, Fransızca, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Portekizce ve Türkçe olmak üzere 8 dilde hazırlanan sanal müze sergisinde, Emevi Halifeliği’nin kurulmasından Osmanlı İmpatorluğu’nun çöküşüne kadar süren 13 asırlık dönemde, Akdeniz’de yaşamış büyük İslam hanedanlarının farklı sanatsal ve mimari eserleri sunuyor.

 

Sanal müzede, üç bölüm halinde 18 sanal sergi, 244 tarihsel yapı ile 603 sanat eseri izlenime açılıyor. Birinci bölümde Emeviler, Abbasiler, Osmanlı İmparatorluğu gibi büyük Müslüman hanedanları, ikinci bölümde “Figüratif Sanat”, “Hat Sanatı”, “Kadınların Rolü”, “Bitkisel ve Geometrik Bezeme” gibi konular, üçüncü bölümde de Avrupa ile Müslüman Akdeniz tarihlerinin kesiştiği dönemle ilgili “Haçlılar”, “Mudejar Sanatı”, “Sicilya’daki Arap-Norman Sanatı” ile “Osmanlı Topraklarında Batı Etkisi” konu başlıkları yer alıyor. Serginin “Daimi Koleksiyon” bölümünde de 14 ülkeden bin 235 sanat eseri, anıt ve arkeolojik fotoğraflar ve bilgiler bulunuyor. Ziyaretçiler, eserin yapıldığı dönemde, farkı ülkelerde meydana gelen önemli olayları karşılaştırmalı olarak görebiliyor. Ayrıca, 8 bin görüntünün, müzelerde bakılınca görülemeyen ayrıntıları ortaya çıkıyor.

 

Sanal sergi için sekiz dilde bir kitap da yayınlandı. “Sınırlar Ötesi Müze”nin koordine ettiği “İslam Sanatını Keşfedin” projesi, Avrupa Birliği Euromed Heritage III programı çerçevesinde, Lizbon’daki Gülbenkian Vakfı, İspanya Dışişleri Bakanlığı ile Fas ONA Vakfı’ndan kısmi maddi destek aldı. Projede yer alan ülkeler ise şöyle: Türkiye, Fas, Tunus, Cezayir, Mısır, Ürdün, Filistin, Suriye, İtalya,

Türkiye Gazetesi, 22.04.2007

BİNALAR YIKILDI TARİH ORTAYA ÇIKTI

 

Tarihi yarımada Eminönü’nün Küçükayasofya semtindeki 510 yıllık Küçükayasofya Camii, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin caminin etrafını çeviren binaları yıkmasıyla yeniden ortaya çıktı. On gün önce başlayan çalışmalar sonucunda binalardan üçü yıkılırken, bir binanın daha yıkılmasıyla caminin çevresi tamamen açılmış olacak. Hafriyat çalışmalarının ardından da Büyükşehir Belediyesi caminin etrafını yeşil alan olarak düzenleyecek. Daha önce çevresini saran yüksek binaların arasında kaldığı için görünüm açısından sorunlar yaşayan Küçükayasofya Camii çevre düzenlemesi tamamlandıktan sonra turistlerin de yoğun olarak ziyaret ettiği mekanlardan biri haline gelecek.

 

İstanbul’un en eski camilerinden olan Küçükayasofya Camii 6. yüzyılda kilise olarak inşaa edilmişti. Osmanlı Sultanı 2. Beyazıd’ın emriyle Hadım Hüseyin Ağa isimli mimar tarafından camiye çevrilen yapının özellikleri 16 metrelik kubbe yüksekliği 8 köşeli ana gövde olarak dikkat çekiyor.

Akşam, Haber: Erdinç Akkoyunlu, 22.04.2007


DOSYA



"Namuslu kolleksiyoncular" tam hapse giriyordu ki...


...KULAKLAR ÇEKİLDİ, YENİ YASA MECLİSE GÖNDERİLDİ!

KÜLTÜR BAKANLIĞI, EROL SİMAVİ VE RAHMİ KOÇ GİBİ KOLEKSİYONCULARI MALLARINI ALIP HAPSETMEKLE TEHDİT ETTİ

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, yayınladığı bir yönetmeliği "geçmişe dönük" olarak işleterek Türkiye'nin önde gelen eski eser koleksiyoncularına ait bazı eserlere elkoymaya karar verdi ve bu eserlerin 30 gün içerisinde müzelere teslim edilmesini istedi. Bakanlık, koleksiyonculara eserleri vermedikleri takdirde "2863 sayılı yasanın 73. maddesi gereğince, suç duyurusunda bulunacağını" da söyledi. Sözkonusu madde üç aydan bir yıla kadar hapis ile yirmi beş bin liradan yüz bin liraya kadar para cezası öngörüyor ve hapisle tehdit edilen koleksiyoncular arasında Rahmi Koç ve Erol Simavi gibi isimler de bulunuyor. Koleksiyoncular, elkonmak istenen eserlere servet ödemişlerdi...

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, aralarında Rahmi Koç ve Erol Simavi gibi ünlü isimlerin de bulunduğu çok sayıda eski eser koleksiyoncusunun sahip oldukları bazı kayıtlı tarihi eserlere elkoymaya karar verdi. Bakanlık, koleksiyonculara ellerinde bulunan eserleri teslim etmedikleri takdirde 25 bin liradan 100 bin liraya para ve üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına çarptırılacaklarını bildiren yazılar gönderiyor. Koleksiyoncular ise bu konudaki açtıkları davalardan bir sonuç çıkmaması durumunda, konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşıyacaklar. Türkiye'deki eski eserler koleksiyoncuları, sahip oldukları eserleri müzelere gösterip kayıt altına aldırmakla zorunlu tutuluyorlar. koleksiyonlardaki eserlerin fotoğrafları çekiliyor ve bu fotoğraflarla eserin özellikleri iki adet "envanter defteri" ne kaydediliyor. Defterin biri koleksiyoncuda duruyor, diğeri de müzede muhafaza ediliyor. koleksiyonlar, müze yetkilileri tarafından her sene bu defterlerdeki kayıtlara göre kontrol ediliyor.

Gelişmeler, bakanlık görevlilerinin 2004 yılında özel bir koleksiyonun yıllık denetimini yaptıkları sırada Roma dönemine ait olan ama koleksiyona kaydedilmemiş bir lahit parçası bulmalarıyla başladı ve ne yapılması gerektiği konusunda bakanlığın Hukuk Müşavirliği'nden görüş istendi. Gelen görüşte ev, tapınak, anıt-mezar benzeri yerlerden çıkan lahit, stel, sanduka, kabartma, mozaik, sütun, sütun başlığı, sütun kaidesi, arşitrav, taban süslemesi ve kapı gibi "taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları"na ait parçaların koleksiyon defterlerine kaydedilemeyeceği söyleniyordu. Yani, bu eserler ait oldukları yapının ayrılmaz parçasıydılar, koleksiyon malzemesi olamazlar ve koleksiyon defterine kaydedilemezlerdi. Bir eserin deftere kaydedilememesi de, o eserin özel koleksiyonlarda bulundurulmasının yasak olması ve sadece müzelerde saklanması demekti. Hukuk Müşavirliği'nin görüşü, bakanlığın Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından 11 Mart 2005'te genelge olarak yayınlandı. Sahip oldukları eserleri genelge uyarınca müzelere vermek mecburiyetinde bırakılan koleksiyon sahiplerinin Ankara'da kurduğu Kültür Varlıkları koleksiyoncuları Derneği de genelgenin iptali için Danıştay'a dava açtı.

Koleksiyoncular, toplanması yasaklanan eserlerin aradan geçen binlerce yıl sonra hangi taşınmaz esere ait olduğunun bilinmesinin mümkün bulunmadığını, dolayısıyla artık taşınır eser niteliği kazandığını söylüyorlardı. Bakanlık ise, gönderdiği savunmada taşınmaz kültür varlıklarından ayrılan parçaların taşınabilir kategorisine gelmesi halinde eski eser ticaretinin ve eski eser tahribatının artacağını ileri sürüyordu. Danıştay Altıncı Dairesi kararını 2006'nın 13 Kasım'ında verdi ve davayı reddetti. Karara göre koleksiyoncular lahit, stel, sanduka, kabartma, mozaik, sütun, sütun başlığı, sütun kaidesi, arşitrav, taban süslemesi ve kapı gibi eski eserleri bundan böyle toplayamayacaklardı. Ancak, Kültür ve Turizm Bakanlığı Danıştay'ın kararını hukuk kurallarının aksine makable şamil, yani geçmişe yönelik olarak işletti ve daha önceleri toplanmasına izin verilen eserlere elkonmasına karar verdi. Kültür ve Turizm Bakanı Attila Koç, 30 Ocak 2007'de valiliklere bir yazı gönderdi ve karar kapsamındaki eserlere sahip olan koleksiyon sahiplerinin ellerindeki eserleri 30 gün içerisinde müzelere teslim etmelerinin sağlanmasını, eserleri teslim etmeyen koleksiyoncular hakkında da "2863 sayılı yasanın 73. maddesi gereğince suç duyurusunda bulunulmasını" istedi.

Müzeler, Bakan'ın bu talimatı üzerine koleksiyon sahiplerine gönderdikleri yazılarda koleksiyonlarında bulunan ve yasak kapsamına giren eserleri 30 gün içerisinde teslim etmelerini istediler "vermediğiniz takdirde hakkınızda suç duyurusu yapacağız" dediler. Sözkonusu madde, üç aydan bir yıla kadar hapis ve yirmi beş bin liradan yüz bin liraya kadar ağır para cezası öngörüyor. Bu, Türkiye'nin önde gelen koleksiyoncularının ellerindeki eserleri teslim etmemeleri halinde ağır ceza mahkemelerinde sözkonusu maddeden yargılanmaları, aynı zamanda koleksiyonlarına da el konması anlamına geliyor. İstanbul'daki müzeler kendilerine kayıtlı koleksiyonculara henüz tebligatta bulunmadılar ama Anadolu'daki müzeler bakanlığın istediği tebligatı yaptılar ve tebligatı alan koleksiyon sahipleri, Kültür Bakanlığı'na karşı Danıştay'da şimdi yeniden ve tek tek dava açıyorlar. İlk davalardan birini koleksiyoner ve özel müze sahibi olan hukukçu Haluk Perk açtı ve işlemin iptalini istedi. İş bu kadarla kalmayacak, davaların reddedilmesi halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kadar gidecek ve Türkiye maruz kaldığı daha birçok suçlamanın yanısıra, göğsünde bir ihtimal "vatandaşının malına el koyan devlet" yaftasını da taşıyacak.




ATİLLA BEYİN O KARARI NASIL İMZALADIĞINI ANLAMADIM

 

"Vakti zamanında bir servet ödeyerek satın aldığınız tarihi eserlere elkoymaya karar verdik. Bu eserleri 30 gün içerisinde müzelere teslim etmezseniz hapsi boylarsınız" anlamına gelen böyle bir karar, açık söylemek gerekirse, en ceberrut komünist rejimlerde bile sözkonusu olmadı. Ben koleksiyoncu falan değilim ama resmve ciddkoleksiyon yapan çok sayıda dostum var ve onların koleksiyon merakının eski eser kaçakçılığının önlenmesinde nasıl işe yaradığına da senelerdir şahidim. Ama, şahit olduğum bir husus daha var: Müzecilerin bir kısmı, koleksiyon ve koleksiyoncu kavramına tamamen karşı, hatta düşmanca bir tavır içerisindedirler. koleksiyoncu onlar için neredeyse bir tarihi eser hırsızı gibidir ve bazı müzeciler, denetlemeye gittikleri koleksiyonların sahiplerine ellerinden gelen zorluğu çıkartmaktan adeta zevk alırlar. Başka bir ifadeyle söyleyeyim: koleksiyonculuğu menfaat vasıtası olarak kullanmış olan biriki kişi yüzünden ciddi patronlar, yani sanat koruyucuları hep tehdit altındadır. Bakanlığın son uygulamasında, bu görüşteki uzmanların etkili oldukları apaçık belli. Bu kararın kesinlik kazanması halinde yaşanacakları tahmin etmek için kahin olmaya hiç gerek yok: koleksiyoncuların bazı eserleri satın almaları yasaklanınca, yurt içinde kayıt altında satılan eserler bundan böyle yurt dışındaki müşterilere sunulacak, yani kaçakçılıkta patlama yaşanacak. koleksiyonculardan alınacak ama ağzına kadar zaten dolu olan müzelerin depolarına konacak olan eserler bir güzel tahrip olacak. Türkiye'nin uykusuyla, benim ise sahip olduğu kültürü vasıtasıyla tanıdığım Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, memleketin en önemli koleksiyoncularını hapse girmekle tehdit etmek gibi zerafetten uzak bu yazıyı nasıl imzaladı, bir türlü anlamadım.

Sabah, Yazı: Murat Bardakçı, 22.04.2007

 

 

 

KOLEKSİYON SAHİPLERİ RAHATLASINLAR, YENİ YASA ÇIKIYOR

 

Dün yazmıştım: Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınladığı bir yönetmeliği geçmişe yönelik işleterek Türkiye'nin önde gelen eski eser kolleksiyoncularının elinde bulunan bazı tariheserlere elkoymaya karar vermişti.


Bakanlığın hazırladığı yönetmelikte lahit, stel, sanduka, kabartma, mozaik, sütun, sütun başlığı, sütun kaidesi, arşitrav, taban süslemesi ve kapı gibi "taşınmaz kültür varlıklarına" ait eserlerin yani eski binalara ait parçaların kolleksiyonun yapılması yasaklanıyordu. Kültür Bakanlığı kararı geçmişe yönelik işletmiş ve bu gibi parçalara daha önceden sahip olanların ellerindeki objeleri müzelere vermelerini istemişti.

 

Kolleksiyon sahiplerinden bazılarına bu konuda tebligat da yapılmıştı. Ama, tebligat metninde hiç de zarif olmayan bir ifade vardı ve mealen "İstediğimiz eserleri 30 gün içerisinde müzelere teslim etmezseniz, hakkınızda bir yıl hapis cezasına çarptırılmanız için suç duyurusunda bulunacağız" deniyordu. Sahip oldukları eski eserleri teslim etmedikleri takdirde hapse girmekle tehdit edilenler arasında Rahmi Koç ve Erol Simavi gibi isimler vardı.


Dün bu konudaki yazımın yayınlanmasından sonra Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç aradı ve uygulamada değişiklik yapılacağını söyledi. Bakanlığın kolleksiyonlarda bulunmasını yasakladığı eserlerin bunlara daha önceden sahip olanlardan geri alınmayacağını anlattı ve bu iş için hazırlanan kanun tasarısının Meclis'e gönderildiğini söyledi. Kolleksiyonerler bundan böyle vakti zamanında bir taşınmazın, yani tapınak yahut saray gibi yapıların parçası olan eserleri alıp saklayamayacaklar ama daha önceden alıp kaydettikleri eserleri ellerinde tutmaya devam edecekti.


Koleksiyon sahipleri Atilla Bey' in hazırladığı tasarının yasalaşmasından sonra huzur bulacak ve hemen hepsine bir servet ödeyerek sahip oldukları eserleri rahatça seyredebilecekler.

Sırası gelmişken söyleyeyim: Nedendir bilmem ama, Türkiye'deki müzecilerin çoğunda, eski eser koleksiyonerlerine karşı bir antipati vardır. Koleksiyoncular onların gözünde maalesef bir çeşit eski eser tücarı yahut hırsızıdır. Evlerdeki kolleksiyonların her yıl yapılan rutin kontrollerinde o koleksiyonun sahibine elden gelen her türlü zorluk çıkartılır, mutlaka bir açık aranır ve tesadüfen bulunduğu takdirde de ağır ceza mahkemelerinde sürüm sürüm sürünmesi için elden ne gelirse yapılır.


Bütün bu davranışların sebebi, geçmişte koleksiyoncu kisvesi altında işi eski eser ticaretine, hatta kaçakçılığına çeviren birkaç sahtekarın varolmasıdır. Gerçek ve namuslu kolleksiyoncuların birçok müzecinin gözünde her zaman şaibeli olmalarının sebebi de budur.


Unutmayalım: Bugün dünyanın birçok memleketinden modern kolleksiyon mekanlarının başında gelen önemli müzeler, varlıklarını eski eser meraklılarının ve zengin koleksiyon sahiplerinin bağışlarına borçludur. Bu kuruluşlar hem eser şeklinde, hem de maddi olarak yapılan bağışlarla kurulmakta, yine bu yolla ayakta durmakta ve sahip oldukları fonlarla dünya sanat piyasasına bile hakim olmaktadırlar.


Kültür Bakanı olsaydım, ilk yapacağım işlerden biri, müzecileri kolleksiyon sahibi gerçek ve görmüş geçirmiş zenginlerin evlerine götürmek, eser seçiminin ve teşhirin ne şekilde yapılması gerektiğini göstermek ve süzülmüş bir zevkin eski eserlere nasıl yansıdığını farketmelerini sağlamak olurdu.

Sabah, Yazı: Murat Bardakçı, 23.04.2007





Nano-yorum:



Eveeet, bu iş biraz karışık: "Hepsine bir servet ödeyerek sahip oldukları eserleri, huzur içinde rahatça seyreden" "namuslu kolleksiyoncular"; her gece huzursuzluk içinde, "Hanııım yatakta çok gıpraşma, İskender'in kafası ezileyo!" diye dertlenen namussuz kolleksiyoncular ve dahi "servet düşmanı" müzeciler meselesi yani...

"Namussuz kolleksiyoncular"ı bir yana bırakırsak, şu soru yine de beynimizin kıvrımlarında hep dolaşacak: Devamlı "mal" talep eden "namuslu kolleksiyoncular"a kim servis yapacak: Kültür varlıklarını, geçmişi, eskiye ait bilgiyi sürekli talan eden namuslu kaçak kazıcılar mı, yoksa namussuz kaçak kazıcılar mı? (Bu konuda da meclisten bir yasa geçiriverseler ne iyi olur değil mi?...)

İşte size bir sudoku, çözün çözebilirseniz.

S.B. Sinirli



ŞANLIURFA'DA AMAZON KRALİÇESİ MOZAİĞİ

 

Şanlıurfa İli, Balıklıgöl, Harran ve Göbeklitepe'den sonra Amazonlar Kraliçesi ile ün salacak. Şehir merkezindeki Haleplibahçe'de park çalışmaları sırasında tesadüfen bulunan mozaik, Amazon Kraliçesi Penthesileia'nın av partisini resmediyor. Şanlıurfa'ya yeni bir çehre kazandıracak mozaik, sır gibi saklanıyor.


Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un basın toplantısıyla bulunduğu duyurulacak olan mozaiğin 4. yüzyıldan bir eser olduğu tahmin ediliyor. Uzmanlar Güneydoğu'da Amazonların yaşamadığını ancak zaman zaman savaşlar için geldiklerini, Truva Savaşı'nda da Truvalılara yardım ettiklerini belirtiyorlar.






14 Mayıs 2005'tee Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından Şanlıurfa Haleplibahçe'de temeli atılan Temalı Park projesi kazı çalışmaları sırasında Bizans dönemine ait olduğu tahmin edilen mozaikler çıktı.


Yaklaşık 4 ay önce bulunan mozaikler o tarihten itibaren basından sır gibi saklandı. Üzeri brandayla örtülen mozaikleri sadece çalışmaları yapan uzmanların görmesine izin verildi.

Amazon Kraliçesi Penthesileia'nın av partisinin resmedildiği mozaik üzerinde keklik, göğsü açıkta av yapan kız, Kraliçe'nin aslanın kalbine mızrağı sapladığı an ve aslanın ağzından akan kanlar ile ceylan ve at resmediliyor. Yaklaşık 14 metrekare olan mozaiği oluşturan tesseraların Fırat Nehri'nden toplandığı ve ince bir işçiliği bulunduğu belirtiliyor.


Ayrıca yeni mozaiklerin de bulunacağı düşünülen alanda kazılar yapılabilmesi için üniversitelerden bir bilim heyeti oluşturulması planlanıyor.






MÖ 1200 yıllarında şimdiki Terme Çayı kıyısında efsanevi Amazon kadın savaşçılarının yaşadığı ileri sürülüyor. Terme adının da, kıyısında Amazonların Themiskyra adlı kenti kurdukları Thermodon'dan (Terme Çayı) geldiği söyleniyor. Erkek çocukları öldürdükleri, sadece üremek için erkekleri kullandıkları mitolojide anlatılan Amazonların müthiş savaşçılar olduklarına inanılıyor.

Efsaneye göre, Hektor'un Akhilleus tarafından öldürülmesinden sonra Penthesileia, bir bölükle Truva'ya yardıma koşar. Böyle iyi dövüşen bir savaşçıyı gören Akhilleus, Penthesileia'ya meydan okur. Sıkı bir kavgadan sonra Akhilleus, mızrağı Penthesileia'nın göğsüne saplar. Akhilleus, hem savaştığı kahramanı merak ettiğinden hem de onu onurlandırmak için zırh ve kalkanı almak ister. Penthesileasia'nın miğferini çıkarır ve kadın olduğunu görünce büyük bir şaşkınlık yaşar.





Şanlıurfa Valisi Yusuf Yavaşcan, 24 Nisan'da Bakan Koç'un mozaiğin tanıtımını yapacağını belirterek, bundan önce hiç kimseye mozaiği göstermeyeceklerini söyledi. Yavaşcan, "Bugüne kadar gizledik. Yerinde korunması gerekirse yerinde korunacak. Aksi halde belki bir mozaik müzesi yapılarak başka yerde sergileyeceğiz. Parkın altyapı çalışmaları sırasında mozaik bulundu. Görenin ağzı açık kalıyor. Müthiş sahneler var" dedi.

Milliyet, Haber: Ömer Erbil, 22.04.2007

TARİHİN ÜZERİNDEN KAMYON GEÇİYOR

 

Muğla'nın Ula İlçesi'ne bağlı Akyaka Beldesi’nde 2 bin 400 yıllık kaya mezarı, yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.



İnişdibi Mevkii'nde, üzerinden 1970'te yol geçirilen mezarın, sarsıntılarla ağır hasar gördüğünü belirten Yrd. Doç. Dr. Kaan İren, "Her gün, binlerce tonluk yükün altında kalan kaya mezarının hemen koruma altına alınması gerekiyor" dedi.

Muğla Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi İren, Akyaka'da yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya olan 2 bin 400 yıllık kaya mezarını kurtarmak için proje hazırladı. 37 yıldır üzerinden araç geçen, sarsıntılar nedeniyle çökmeye başlayan kaya mezarının koruma altına alınması gerektiğini belirten İren, "Mezar acil olarak kurtarılmalı. Zaman yok. Aksi takdirde çok özel bir yapı yok olacak. Bu sadece bir mezar değil aynı zamanda tapınak" dedi.

Hürriyet Ege, Haber: Ahmet Bayrak, Fotoğraf: akyaka.net, 22.04.2007



Sinan Ağa Çeşmesi

ÇEŞMELERE ONARIM İZNİ ÇIKTI

 

Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi mülkiyeti Edirne Belediyesi'ne ait olan Tarihi Çeşmelerden Sultan Selim, Sinan Ağa, Cavidan Hatun, Su Terazisi ve Ömer Efendi çeşmelerinin onarım çalışmalarına önümüzdeki hafta başlanacağını açıkladı. Sedefçi, Dertli Mustafa Bey Çeşmesi'nin restorasyonunu da belediyenin yapmasına rağmen başkasının bu işe sahip çıkmasını eleştirdi.

Tarihi çeşmelerin restorasyonunu Edirne Belediyesi'nin yapmasına rağmen bu işin başkaları tarafından sahiplenilmesini eleştiren Sedefçi, “Belediyenin yaptığı işe millet sahip çıkıyor” dedi. Dertli Mustafa Bey Çeşmesinin onarımıyla ilgili yerel bir gazete çıkan köşe yazısında yanlış bilginin yer aldığını öne süren Sedefçi açıklamasında şunlara yer verdi.

“Vali Yardımcısı Abdülkadir Yazıcı çeşme onarımının son durumuyla ilgili beklenen duyarlılığı gösterdi ve çeşmeyi yerinde gördü” şeklinde yer alan yazıda Vali Yardımcısı çeşmenin yapıldığına dair müjde veriyor. Biz belediye olarak bir yığın çalışma yapıyoruz ve bu çeşmeler tarihi eser olduğundan Anıtlar Kurulu'ndan izin almadan restorasyonunu yapmak mümkün değil. Metin Keçeci kardeşimizin desteğiyle Muradiye'de Fatih Sultan Çeşmesi'nin tamiratı belediye tarafından yapıldı. Şu an Yeniimaret'te onarımına önümüzdeki hafta başlanacak olan Sinan Ağa, Cavidan Hatun Çeşmesi için kuruldan karar çıktı. İşadamlarımızdan Ramiz Çelik tarafından onarımı yapılacak. Yeniimaret'te Su Terazisi Çeşmesi için Ali Ayağ tarafından onarımı içinde başvuruda bulunuldu. Onarımı uygun bulundu ve en kısa zamanda başlanacak. Merkez Öğretmenevi yanında Çamaşırcılar Sokak'taki Ömer Efendi Çeşmesi'nin röleve projeleri kurula sunuldu, kuruldan karar bekliyoruz. Bu çeşmenin onarımı için Kamil Tunca başvuruda bulunuldu. Diğer çeşmelerde kurulda onay aşamasında”

Edirne Internet Gazetesi, Foto: edirneden.com, 22.04.2007

ABDÜLMECİD'İN KÜLTÜR BAŞKENTİ KENTİ HAYALİ NURUZİYA SOKAK'TA GİZLİ

 

Napolyon Bonaparte, "Eğer dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti mutlaka İstanbul olurdu” demiş. Dünya Napolyon’un emperyal iddiasındaki gibi tek ülke olmadı ama, tarihin ironisi ki, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti seçildi.

200 yıl önce Padişah Abdülmecid’in rüyası da İstanbul’u kültür başkenti yapmaktı aslında. Bu iddia, bugün adını pek kimsenin bilmediği, onbinlerce insanın farkına dahi varmadan hergün yanı başından geçip gittiği Beyoğlu’nun merkezinde yer alan kırık dökük bir sokakta asılı duran tabelada simgeleşmişti.


“Franz Liszt burada yaşadı” yazılı tabela Abdülmecid’in son fermanıydı. İstanbul’un yeni çağın kültür başkenti olmaya layık olduğunu gösterecek bir ilk adım olması için tabelanın asılı olduğu binanın Liszt müzesine dönüştürülmesini çok istiyordu hükümdar. Ne var ki, proje kendisiyle birlikte unutulup gitti. Ve sadece müzeyle de sınırlı kalmadı bu unutma. 19. yüzyılda ünü Paris’in görkemli Champ Elysee’si ile yarışan daracık bir Beyoğlu sokağının hikayesi de hafızalardan yavaş yavaş silindi. Liszt’ten Kamelyalı Kadına, Madam Butterfly’dan De Gaulle’e, Mitterand’dan Behice Borana ve Ara Güler’e kadar nice tanıdık simayla anılan bu köhne sokak, bir zamanlar mekanın cazibesinin mimari görkemden ziyade üzerinde yaşayanlardan geldiğini hatırlatır gibidir. Macar besteci Franz Liszt’in İstanbul konserinin 160. yıl dönümünün yaklaştığı şu günlerde bir büyük hayalin simgesi olarak asılan tabelanın izlerini sürmek, İstanbul’un anlam haritasının unutulmaya yüz tutmuş renkli bir koordinatını daha anımsamak bakımından anlamlı olsa gerek.

İstiklal Caddesi’nde Galatasaray'dan Tünel'e giderken sol kolda, Odakule'nin tam karşısındaki sokak 1800’lü yıllarda Osmanlı’ya sığınan Leh ulusal direnişçilerinin kaldığı yer olduğu için Polonya Sokağı diye anılırmış. 1930'larda ise adı devrin belediye meclisi tarafından Mason dünyasının iki önemli kavramı olan "nur" ve "ziya"yı bir araya getiren "Nur-u Ziya" olarak değiştirilmiş. Araştırmacı Hakkı Sabancalı’nın çabaları olmasaydı, bugün Nuruziya Sokağı hakkındaki tüm malumatımız Mason Locası’nın bulunduğu yer olarak kalacaktı belki de. Sabancalı uzun bir çalışma sonucu sokakta bir buçuk asır boyunca yaşamış mimarlardan müzisyenlere, oyunculardan zanaatkarlara, ressamlardan siyasetçilere kadar bir çok ismin listesini çıkarmış.


Sokağın ünü Abdülmecid’in çabaları ile Macar besteci Liszt’in İstanbul’a konser vermeye gelmesiyle başlar. Zira, 19. yüzyılın kültürel iklimini özetleyecek isimler aranacaksa eğer, bunlardan birisi kesinlikle Liszt’tir. Lisztmania rüzgarı tüm Avrupa’yı kasıp kavururken, Liszt’in en çok istediği şey ise İstanbul’a gelmektir. İstanbul’un da bestecinin bu tutkulu isteğine yanıt vermeye hazır olduğunu gösterircesine Takvim-i Vekayi gazetesinde şöyle bir haber yayınlanır: “Bazı rivayetlere göre, piyano ustalarının meşhurlarından Avrupa’nın bütün hükümet merkezlerinde nam kazanmış Mösyö Liszt bu aralıkta İstanbul’a gelmek üzereymiş.” Haber İstanbulluları heyecanlandırır ama, tarihin en enteresan sahtekarlıklarından birinin de yolunu açar. Listmann adındaki bir piyanist haberi duyar duymaz adının son hecelerini düşürüp Liszt kimliğiyle İstanbul’a gelerek konserler verir. Yıllar sonra Liszt, kızı Henriette von Liszt’e yazdığı bir mektupta bu sahtekarlığı muzipçe anar: “İstanbul’dayken Listmann adındaki bir piyanist, benim adımı kullanarak konserler verdiği için af diledi. Hatta o kadar beğenilmiş ki, padişah ona mücevherlerle süslü bir sandık hediye etmiş.” Liszt 1847 yılının haziran ayında nihayet isteğini gerçekleştirir. İstanbul’da 40 gün kalır, Abdülmecid’in huzurunda uzun bir konser verir. Çırağan’ın Boğaz’ı boydan boya gören salonunda İtalyan opera bestecisi Domenico Donizetti’nin Lucia Di Lammermoor adlı eserini icra ederken padişah ve saray eşrafı piyano tuşlarında gezinen parmakların ritmine kendini kaptırmışken, Liszt İstanbul’un görkemli suretinden büyülenmiş bir halde Boğaz’ı izlemekten kendini alamamaktadır. İlk görüşte aşık olduğu bu kenti daha sonra anılarında şöyle yazacaktır: “Doğu ve Batı’yı aynı anda görebilmenin coşkusunu yaşıyordum. Sanki bir an uzaklardaki Olimpos’u (Uludağ) bile gördüğümü sandım.” Liszt İstanbul konserine tüm diğer konserlerinden daha fazla özen gösterir. Öyle ki, dünyanın en iyi piyano yapım ustası olan Fransız Pierre Eard’a özel şipariş verir. Ve konser sonunda Mösyö Baldagi adında bir İstanbullu nişanlısına hediye etmek üzere piyanoyu 16 bin kuruş gibi rekor fiyattan satın alır. Bu alışveriş karşısında şaşkınlığını gizleyemese de Liszt, Eard’a gönderdiği mektupta kendine has üslubuyla, “Piyano bu romantik kaderi, klasik vasıfları düşünüldüğünde fazlasıyla hak ediyordu doğrusu” diye yazar. İşin gerçeği fiyatından dolayı piyanonun ünü Avrupa gazetelerine dek uzanmıştır. Liszt yaşadığı tüm bu atmosferden öylesine etkilenir ki, Abdülmecid için yazılmış Mecidiye Marşı temaları üzerine Grand Parafraz’ı besteler. İstanbul’daki tek bestesi bu da değildir Liszt’in. Pek bilinmeyen yarım kalmış bir diğer eseri de Büyükdere’deki mezarlığın önünde bekleyen dervişlerden esinlenerek yazdığı Derviche’tir.

İşte Abdülmecid, tüm Avrupa’nın Osmanlı’yı “hasta adam” olarak alaya aldığı bir dönemde İstanbul’un doğu ve batı kültürlerinin kesiştiği noktada ayakta durduğunu göstermek adına Macar bestecinin ikamet ettiği Nuruziya Sokağı’ndaki evin önüne ziyaretin anısına tabela astırır. Buranın Liszt Müzesi olması için ilk girişimi de bizzat kendisi başlatır. Liszt’in bir kara kalem portresini yapar ve müze tamamlandığında sergilenmesini ister. Müze hiçbir zaman kurulamaz ama Abdülmecid’in ömrü biraz daha vefa etseydi eğer, belki de hayalinin bir başka anlamda gerçekleştiğini görebilecekti.


Çünkü Liszt de İstanbul’u unutamaz. Ülkesine döndükten sonra öğrencilerine uzun uzun Boğaz’ın büyüleyici güzelliğinden bahseder. Bu sürükleyici söyleşilerden etkilenen dahi bir çocuk, mesleğinin doruğundayken İstanbul’a gitmeye karar verir. Henüz çocuk yaşta Liszt'in varisi olarak gösterilen piyano virtüözü Venedikli Alexandro Voltan'dır bu. (1846-1941). İstanbul’dan İzmir’i görmeye giden Voltan, kentin güzelliğine kaptırır kendini ve Avrupa’daki parlak kariyerini bir kenara itip yerleşir. Müslüman olur ve Tevfik adını alır. Müzik tarihine Macar Tevfik adıyla geçecek olan virtüöz klasik Batı müziğinin Türkiye’ye yerleşmesine öncülük eder. İzmir’de piyano dersleri verdiği günlerde Ahmet Adnan Saygun adındaki çocuğun üstün yeteneğini keşfeder ve onun yetişmesi için büyük çaba sarfeder. İlerleyen yaşlarında yoksulluktan hastalanır, Darülaceze'ye yerleştirilir. 1941 yılının nisan ayında vefat eder. Avrupa’da Liszt’in varisi olarak gösterilen, bu yıl 100. doğumgününü kutladığımız ünlü Türk bestekar Saygun gibi bir dehayı Türkiye’ye kazandıran Macar Tevfik, artık kimsenin adını bile anımsamadığı kimsesizler mezarlığına gömülür.

Nuruziya'nın Tarihinden İzler

Kamelyalı Kadının Son Yolculuğu
Liszt, Paris'te konser verdiği sırada tanıştığı Alphonsine Plessis adlı kadına aşık olur. Ve kadını Nuruziya Sokağa gelmeye ikna eder. Ancak İstanbul'a doğru yola çıktığı sırada hastalanır ve yaşamını yitirir. Henüz 23 yaşında hayatını kaybeden bu kadın Marie Duplessis adıyla tüm Avrupa'da ünlüdür. Balzac'tan Rossini'ye, Liszt'e kadar dönemin bütün ünlü simalarını peşinden koşturan kadının en tutkulu aşığı olan Fransız yazar Alexandre Dumas Fils, Kamelyalı Kadın adıyla Marie Duplessis'i ölümsüzleştirir.

Madam Butterfly'ın Apartmanı Belvü
İtalyan opera bestecisi Giacomo Puccini'in en ünlü eserlerinden olan Madam Butterfly da Nuruziya Sokağı ile birlikte anılır. Daha sonra sinemaya da dafelarca uyarlanan Madam Butterfly geyşadır ve Amerikalı bir denizciye aşıktır. Sonu trajedi ile biten bu aşkın erkek kahramanı denizciyi operada ilk canlandıran kişi olan Bernard Boursicot da Nuruziya Sokağı sakinlerindendi. Sokağın metro 30 numaraları Belvü Apartmanı'nı o günden beri Madam Butterfly'ın apartmanı olarak bilinir.

De Gaulle Utandırdı Parke Taşı Döşendi
Nuruziya'da kalan siyasetçiler de renkli simalardır. Ve sokağa 1930'lardan sonra ilk bakım, Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle sayesinde oldu. De Gaulle kaldıktan sonra sokağın harabe halinden utapın ilk kez parke taş döşenir. Türkiye siyasetinde saygın bir yeri bulunan ve ilk kadın parti genel başkanı olan Behice Boran'ın Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP) genel merkezi de uzun süre bu sokaktaydı. Sokakta kalan son ünlü siyasetçi ise Jacques Chirac'tan önceki Fransa Cumhurbaşkanı Francois Mitterand'dı.

Referans, Yazı: Bahadır Özgür, 21.04.2007

İSTANBUL'UN ALTIN BOYNUZ'U HALİÇ KÜLTÜR VADİSİ OLUYOR

 

Haliç, görkemli günlerine geri dönüyor. Gün geçmiyor ki burada bir restoran, kafe ya da butik otel açılmasın! Bölge, müzeleri, sanat atölyeleri, restorant ve kafeleriyle İstanbul'un kültür ve eğlence merkezi olmaya hazırlanıyor.

Çok değil birkaç yıl öncesine kadar kokudan yanına yaklaşılamayan Haliç, İstanbul'un kültür vadisi olma yolunda ilerliyor. Haliç sahillerinde belediyelerin yaptığı kültür merkezlerinin yanı sıra restoranlar, kafeler, sanat galerileri, özel müzeler ve butik oteller açılıyor. Haliç, tiyatro gösterilerine, konserlere ve fuarlara ev sahipliği yapıyor. Birkaç yıla kalmadan Haliç, eskiden olduğu gibi, insanların eğlenmek ve dinlenmek için gittiği bir kültür ve eğlence merkezi olacak. Meşhur Sadabat gezileri, müzikli, sohbetli, eğlenceli geceleri geri geliyor. "Altın Boynuz", üzerindeki çamuru attıktan sonra parlamaya başlıyor. Daha şimdiden, her pazar Haliç'te kültür turları yapılıyor. Fener ve Balat evleri restore ediliyor. Eyüp'teki restorasyon çalışmaları neredeyse bitirildi. Önceden fabrikalarla dolu olan Haliç sahilleri yeşil alana dönüştü; yürüyüş yapanlar, dinlenenler ve hatta balık tutanlarla dolmaya başladı. Haliç sularında küçük balıkçı tekneleri demir atmış, 1 YTL'ye karşıya geçmek isteyenleri bekliyor. Haliç'in serin sularında sadece telaşla dolaşan vapurları ve kayıkları değil, Kadir Has Üniversitesi kayık takımı öğrencilerini de kürek çekerken görebilirsiniz. Eski Cibali Tütün Fabrikası binasında bulunan üniversite, çevre esnafı da hareketlendirmiş. Eyüp sahilinden Boğaz'a açılmayı bekleyen saltanat kayığı ise Haliç'in Lale Devri'ndeki günlerini hatırlatıyor. Pierre Loti Tepesi'ne çıkan teleferik hiç boş kalmıyor. Feshane'de sık sık fuarlar, sergiler, konserler düzenleniyor. Parkta oynayan çocukların sesleri, restore edilen sahabe türbelerinden yükselen ezan seslerine karışıyor.

Eyüpsultan Türbesi’nin yakınına inşa edilen Yunus Gösteri Merkezi tamamlanmak üzere. Kısa bir süre sonra Haliç’te canlı yunus gösterileri başlayacak. Haliç’in bitim noktasında, Alibeyköy eteklerinde bulunan Silahtar Ağa Elektrik Santralı’nda ise hummalı bir çalışma var: Bilgi Üniversitesi bu eski fabrikaya çağdaş sanatlar müzesi kuruyor. Haliç’in diğer yakasında ise Miniatürk ziyaretçi akınına uğruyor. Miniatürk’ün yakınındaki Sütlüce Kültür Sarayı inşaatı da devam ediyor. Bitirildiğinde, Haliç’in deniz trafiği kadar kültür trafiğini de artıracağa benziyor. Sütlüce Kültür Sarayı’yla arasından Haliç Köprüsü geçen Rahmi Koç Sanayi Müzesi’nin denizaltısı Haliç’in artık temiz olan sularından başını çıkarmış, ziyaretçilerini bekliyor. Müzenin biraz ilerisindeki Eski Galata Köprüsü’nde ise hararetli bir hazırlık var; tarihi köprü Tiyatro Festivali için bahar temizliğine başlamış bile. Haliç’te süren bu hummalı hazırlıktan nasibini almayan tek yer Tersane. Ama o da 500 yıllık tarihiyle öyle vakur bir duruşa sahip ki, Kültür Vadisi olmaya hazırlanan Haliç’in güzelliğini tamamlayan siyah bir ben gibi duruyor.

Kısacası, Haliç yarım milyar dolara temizlendikten sonra uyanmaya başladı. Artık Haliç’in Lale Devri’ndeki ihtişamlı günleri değil, kültür-sanat-eğlence vaat eden gelecek günleri konuşulacak. Tarihi, kültürel ve dini merkezleri bünyesinde barındıran Haliç, muhteşem manzarasıyla da Boğaz’a alternatif bir mekan haline gelecek.

Zaman, Yazı: Gülizar Baki, 21.04.2007

DİVRİĞİ KALE CAMİİ'NİN ONARIMI ÖNCESİ TELEFERİK KURULACAK

 

Divriği'de bulunan ve Türkler tarafından Anadolu'da yapılan birkaç camiden biri olan tarihi Divriği Kale Camii'nin restorasyon ve onarımı için hazırlanan projenin onaylanıp ihalesinin sonuçlanması ile birlikte çalışmalara başlanacak.





İhaleye  alan firma tarafından yüksek bir bölgede olan Divriği Kale Camii'ne ilk etapta onarım öncesinde bir teleferik kuracak olan firma daha sonra restorasyon çalışmalarına başlayacak.

12 Mart'ta yapılan ihalenin ardından Divriği Kale Camii onarım işini alan firma 850 bin YTL bedel ile Divriği Kale Camii'nin restorasyonunu tamamlayacak olurken, çalışmaların 3-4 aya kadar bitirilmesi hedefleniyor.

Uzun bir süredir restorasyon ve bakım yapılamayan tarihi Divriği Kale Camii'nin onarımı çerçevesinde eserin batı tarafındaki şah mahfili çıkışının kalıntısının dondurulması ve bugünkü haliyle muhafaza edilmesi hedeflenirken, ayrıca yapıda bulunan çatlaklar ve yıkılan bölümler yapının özgün özelliğine göre yeniden yapılacak.

Tarihi Divriği Kale Camii'nin restorasyonu çerçevesinde bozulmuş ve aşınmış taşlar ise yenileri ile değiştirilecek.

Memleket Sivas, 21.04.2007





15 -21 Nisan 2007

HASANKEYF'İN İRAN'DAKİ KARDEŞİ

 

5 binden fazla mağarası, 200'ün üzerinde höyüğü, camileri, mağaraları, binlerce yıllık kültür mirasıyla, inşa edilmesi planlanan Ilısu Barajı'na 'kurban edilmeyi' bekleyen, Mezopotamya'nın en önemli tarihi yerleşimlerinden Hasankeyf'e İran'dan kardeş çıktı. Baraj yapımıyla birlikte büyük bölümü sular altında kalacak olan, Hasankeyf'in çok yakınlarında, İran'da Sivand Irmağı üstüne inşa edilen barajda su tutulmaya başlanmasıyla, Pers İmparatorluğu'ndan kalan tarihi yerler tehlike altına girdi.





Yetkililer Fars eyaletinde Tahran'a 840 km. mesafedeki Sivand Irmağı üstünde inşa edilen barajın Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'ın emri üzerine açıldığını belirtti. Açılış, uluslararası arkeoloji ekiplerinin baraj bölgesindeki kazılarını tamamlaması için aylardır erteleniyordu.

Bölgedeki kazılarda MÖ 6. yüzyıldaki Hahameniş hanedanı döneminden kalma, Kral Yolu olduğuna inanılan bir yol ve bir Hahameniş köyünün kalıntıları bulunmuştu. Arkeologlar baraj sularının Perslerin iki başkenti Persepolis'le Susa'yı birbirine bağlayan Kral Yolu'nu ve ırmağın geçtiği dağlık Teng-e Balagi Boğazı'ndaki 130 arkeolojik ören yerini tehdit altında bırakacağını belirtiyor.


Barajın yeraltı tünellerinden kaynaklanan nemin barajın yakınındaki Hahamenişlerin yazlık başkenti Persepolis ve Pers Kralı Büyük Kuruş tarafından MÖ 550 civarında kurulan antik başkent Pasargad'a zarar verebileceğinden de endişe ediliyor.


Hem Persepolis, hem de Pasargad UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. İranlı arkeologlardan Parviz Varjavand, barajla birlikte yeri doldurulamaz insanlık miraslarının kaybedilebileceğini söyleyerek, "Yönetim İran'ın kültürel mirasına hiç değer vermiyor. Bu aptallık ve inatçılık" diyor. Hükümet yetkilileriyse barajın 30 kilometre uzaklıktaki Persepolis ve 8 kilometre uzaklıktaki Pasargad'a zarar vermeyeceğini ileri sürüyor. Başkanlığını Nobel Barış Ödülü sahibi Şirin Ebadi'nin yaptığı İnsan Haklarını Koruma Merkezi ise barajın faaliyete geçmesi nedeniyle yerel mahkemelere başvurarak hükümet aleyhine dava açmayı planlıyor.

Radikal, 21.04.2007

SİDE TARİHİNİ ORTAYA ÇIKARAN ARKEOLOGLAR MÜZEDE BULUŞTU

 

Antalya'nın Manavgat İlçesi Side beldesinin tarihinin gün yüzüne çıkmasında emeği geçen 40 arkeolog, antrapolog ve tarihçi antik kenti gezdi.

Side Müzesi'nde biraraya gelen arkeologlar, antik kentin gün yüzüne çıkmasında emegi geçen Prof.Dr. Arif Müfid Mansel ile Prof.Dr. Jale İnan'ı rahmet ve minnetle andı.  

 

Side Müzesi'nde 3 yıl içinde 78 heykeli restore eden Alman heykeltraş Dietmar Frieze, arkeologlara yaptığı restorasyon hakkında bilgi verdi. Restore ettiği 78 heykelin Side Müzesi'nde sergilendiğini ifade eden Alman heykeltraş Dietmar Frieze, 52 yıldır Türk eşi Fadime Frieze birlikte Side'de yaşadığını belirtti. Müzedeki restorasyon çalışmasını Almanya ve İtalya'da yapılan restorasyon yöntemi ile yaptıklarını anlatan heykeltraş Frieze, 78 yaşında olduğunu ve tek sıkıntısının restorasyon ve onarım işlerini sahada öğrenecek genç nesil bulamamak olduğunu söyledi.

 

Dietmar Frieze, "Üç yıl gibi kısa sürede 78 heykeli onanarak Side Müzesi'nde sergiye açtık. Müzede bu işi gönüllü olarak yapıyorum. Kültür ve Turizm Bakanlığı restorasyon alanında gençlerin meslek sahibi olması için bu işi cazip hale getirmelidir. Bu işler asgari ücret maaşla olmaz. Şu anda atölyemizde Herakles Heykelinin restorasyonu yapıyoruz. Çalışmamız konusunda sivil toplum kuruluşlarının maddi ve manevi yardımlarını bekliyoruz." diye konuştu.

TürkiyeTurizm.com, 20.04.2007

BİLGİSAYAR KASASINDAN PAHA BİÇİLMEZ TARİHİ ESERLER ÇIKTI

 

İstanbul polisi, Avrupalı bir koleksiyonere 5 milyon dolara satılmak üzere Malatya'dan İstanbul'a getirilen Yunan Mitolojisi'nin figürlerinden Zeus heykelciği ve bir kraliçeye ait olduğu belirtilen arslan başlı bilezik ele geçirdi.





Ele geçirilen tarihi eserlerin bugüne kadar ele geçirilmiş en değerli eserler olduğu bildirildi.

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Malatya'dan İstanbul'a hareket eden bir otobüsteki yolculardan birinin valizinde som altından Zeus heykelciği ve arslan başlı bilezik bulunduğu bilgisini aldı. Otobüs, Esenler Otogarı'na girdiği sırada ekipler operasyon düzenledi. İrfan M. isimli yolcunun valizinde yapılan aramada, küçük bir kutu içerisinde som altından Zeus heykelciği ve arslan başlı bilezik ele geçirildi. İrfan M. gözaltına alındı. Heykelcik ve bileziği Malatya'da İrfan M.'ye veren kişinin tespit edildiği ve yakalanması için çalışmaların sürdüğü bildirildi. İrfan M., emniyetteki ifadesinde, "Malatya'da bir kişi içerisinde ne olduğunu bilmediğim bir kutu verdi. İstanbul'a ulaştığımda beni telefonla arayan kişiye kutuyu teslim etmemi istedi. Kutuda ne olduğunu bilmiyordum." dedi. İrfan M., emniyetteki sorgusunun ardından Eyüp Cumhuriyet Savcılığı'na sevk edildi. Polis, eserlerin Avrupalı bir koleksiyonere 5 milyon dolara satılmak üzere İstanbul'a getirildiği yönünde bilgi bulunduğunu ifade etti.





Zeus heykelciği ve bilezik, İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne götürüldü. Burada yapılan incelemede, eserin mitolojinin en önemli tanrılarından Zeus olduğu, MÖ 500 yıllarında yapıldığının anlaşıldığı belirtildi. Müze yetkililerinin, polisi tebrik ederek, eserin bugüne kadar ele geçen en önemli tarihi eser olduğunu söyledikleri belirtildi. Arslan başlı bileziğin de aynı dönem içerisinde yapıldığı, o dönemde yaşayan bir kraliçeye ait olabileceği kaydedildi. Eserin, oluşturulacak bir kurul tarafından yeniden inceleneceği bildirildi.

 

Öte yandan ekipler, Tekirdağ'dan Ürdün'e gönderilmek üzere bir kargo şirketine verilen 18. yy'a ait el yazması Kur'an-ı Kerim'in, kargo şirketinin İstanbul'daki merkezinde olduğu bilgisini aldı. Kargo şirketine düzenlenen operasyonda altın varaklı Kur'an-ı Kerim ele geçti. Tekirdağ'da Kur'an-ı Kerim'i kargoya veren Mustafa İ. gözaltına alındı.

Zaman, Haber: Ufuk Köroğlu, 20.04.2007

MISIR'IN TEPKİSİ ÜZERİNE GİZE PİRAMİTLERİ YARIŞMADAN ÇIKARILDI




Gize Piramitleri, Ayasofya Müzesi'nin de aday olduğu dünyanın ''7 yeni harikası'' yarışması adayları arasından çıkarıldı. İsviçreli maceraperest Bernard Weber'in 1999 yılında başlattığı yarışmanın ''www.new7wonders.com'' adresindeki internet sitesinde yapılan açıklamada, dünyanın 7 harikası arasında günümüzde sağlam kalan tek yapı olan Gize Piramitleri'nin ''Dünyanın 7 yeni harikası'' yarışmasının onur ödülü adayı olmasına karar verildiği bildirildi.

 

Bernard Weber'in 1999 yılında başlattığı yarışmaya 200 aday gösterilmişti. Bu adaylar arasında Ayasofya Müzesi'nin yanısıra Eyfel Kulesi, Özgürlük Anıtı ve Tac Mahal bulunuyor. Organizasyonun bu kararı, daha önce bu yarışmaya karşı olduğunu açıklayan Mısır'ın tepkisini çekti. Mısır Antik Eserler Kurumu Başkanı Zahe Havas, yaptığı açıklamada, ''Weber saçma sapan konuşuyor. Bu projeye karşıyım. Bir Yunan tarihçinin, dünyanın 7 harikasını, kendisinden sonra bir turizm acentası yenilerini seçsin diye belirlemiş olmasını kabul edemem'' dedi.

 

Yunanlı tarihçi Bizanslı Philon'un belirlediği sanılan dünyanın 7 harikasından Babil'in Asma Bahçeleri, Zeus Heykeli, Artemis Tapınağı, Rodos Heykeli, İskenderiye Feneri ve Kral Mausoleus'un mezarı günümüze dek kaybolmuş, bir tek Gize Piramitleri sağlam kalmıştı. Yarışmanın internet sitesinden ya da telefon aracılığıyla yapılan oylamanın 6 Temmuz 2007'ye dek süreceğini belirten organizatörler, ''7 yeni harikayı'' 7 Temmuz, yani 07.07.2007'de açıklayacaklar.

TürkiyeTurizm.com, 20.04.2007

MÜZELERDE 23 NİSAN

 

Bazı müzelerin ve Kapalıçarşı ve Mısır Çarşısı'nın resmi tatil ilan edilen 23 Nisan 2007 Pazartesi günü mesaileri şöyle:

 

1- Topkapı Sarayı Müzesi: Tam gün açık  

2- Ayasofya Müzesi: Tam gün kapalı    

3- Kariye Müzesi: Açık   

4- Dolmabahçe Sarayi: Açik    

5- İstanbul Arkeoloji Müzeleri: Tam gün kapalı   

6- Efes Müzesi: Açık   

7- Efes Orenyeri: Açık  

8- Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi: Tam gün açık   

9- Antalya Müzesi: Tam gün açık  

10- Göreme Açıkkhava Müzesi: Tam gün açık   

11- Kapalıçarsi: Tam gün açık  

12- Mısır Çarsısı: Tam gün açık

Turizm Habercisi, 20.04.2007

SARAÇHANE KÖPRÜSÜ ONARIMI BAŞLADI

 

Edirne Valiliği Özel İdaresi tarafından 'Tarihi köprülerde onarım' projesi kapsamında onarılan 'Fatih' ve 'Kanuni' köprülerinin ardından dün 556 yıldan bu yana Edirne'de hizmet veren tarihi Hadım Şehabeddin Paşa (Saraçhane) köprüsüne ilk kazma vuruldu. Edirne Valisi Nusret Miroğlu'nun da ziyaret ettiği köprü kazısında yapılan çalışmalarda yaklaşık 2 metre dolgu olduğu saptanırken, tahmini 140 kamyon harfiyat çıkması ve bunun temizlenmesinin ardından onarımın başlayacağı ifade edildi.

Köprüde yapılacak onarım sırasında sonradan eklenen bölümlerin yıkılacağı, köprünün yanlarında kalan ve gözleri kapatan ekili alanların ise mülkiyetine bakılarak hazine arazisi olması halinde açılacağı öğrenildi.

Hadım Şehabeddin Paşa tarafından 1451 yılında yaptırılan 556 yıllık tarihi Saraçhane Köprüsünde yapılacak olan onarım kapsamında kazılara başlayan ekip köprü üzerinde yaklaşık 2 metre dolgu malzemesiyle karşılaştı.

Yıllar içerisinde köprü üzerine atılan beton ve asfalt nedeniyle orjinal zeminin 2 metre yükseltildiği ortaya çıktı. Onarım sırasında orjinal zemine ulaşmak için başlatılan çalışmalarda yaklaşık 140 kamyon dolgu malzemesi çıkarılması planlanıyor.

Köprüde başlayan onarım çalışmalarını yakından incelemek ve bilgi almak üzere ziyaret eden Edirne Valisi Nusret Miroğlu, köprüdeki durumun iç açıcı olmadığını belirterek “Köprünün orjinal yapısı çok aşağıda ve aşırı dolgu yüklenmiş. Onarıma başlanmadan önce dolgu kaldırılacak ve köprünün baş ve son tarafına yapılan ekleme bölümler kaldırılacak. Tabii burada köprünün kotunu tutturmak için sıkıntı yaşayabiliriz ancak köprü tamamen orjinal hale getirilecek. Ayrıca köprünün bazı gözlerini devre dışı bırakan tarım alanları var bunların da mülkiyetine bakarak gerekirse açacağız” dedi.





Kentin kuzeybatısında Tunca Nehri üzerinde Saraçhane yakınlarında kurulmuş olan köprü, II. Murat ve Fatih Sultan Mehmet devirlerinin meşhur vezirlerinden Filibe'de cami imareti ve kervansarayı, Edirne'de camiileri olan Hadım Şehabeddin Paşa tarafından 1451 yılında yaptırıldı. İlk yapıldığı dönemde sekiz gözlü ve on kemerli olan köprü günümüzde Edirne ile Sarayiçi arasında bağlantıyı sağlamakta ve Hadım Şehabettin Paşa Köprüsü'nden ziyade Saraçhane Köprüsü adıyla anılmaktadır.

Yapılışından itibaren yaklaşık 250 yıl hizmet veren köprü, II. Mustafa zamanında tamir görmüş ve tamir sırasında köprünün ilk yapılışında konulan kitabe kaldırılmış. Bununla da yetinilmeyerek adı değiştirilen köprüye Sultan Mustafa Köprüsü adı verilmiş.

Sultan Abdülhamid zamanında Vali İzzet Paşa tarafından taş ayaklar üzerinde 50 m. kadar uzatılmıştır. Köprünün sonunda bir Karakolhane ile bir de kuyu kazılmıştır. Bugün ortada sadece köprü bulunuyor.

Köprü, 120 m uzunluğunda, 5 m genişliğindedir. 11 ayak, 12 kemerli, taştan köprünün iki yanındaki kemeri toprak altında kalmıştır. Kemer formu sivridir. Selyaranları üçgen prizma şeklindedir. Mihrap biçiminde çok güzel bir tarih köşkü (kitabe köşkü) vardır. Bunun karşısında kademeli konsolu oturan mermer parmaklıklı ve korkuluklu bir balkonu vardır. İçinde oturmak için taştan sediri de bulunmaktadır. Kula Şahin Paşa, Beylerbeyi Sinan Paşa H. 840'da öldükten sonra Beylerbeyi olan Hadım Şahabeddin Paşa köprüyü 10 kemer üzerine inşa ettirmiş ve ordu yolu üzerinde bulunması nedeniyle bir de tarihi seyir köşkü yapmıştır. Halk arasında kanatlarında Selçuk mimari örnekleri gibi kabartma bir horoz olması nedeniyle köprü Horozlu Köprü diye de anılır. Köprü Edirneliler tarafından Saraçhane Köprüsü diye anılır. Edirne Saray yolu üzerinde bulunmaktadır.

Edirne Internet Gazetesi,  Fotoğraf: edirneden.com, 20.04.2007

ÜÇ ŞEREFELİ RESTORASYONU SÜRÜYOR

 

Restorasyonu 20 yıldır süren Üç Şerefeli Camii'nin dış cephesi temizleniyor.

Vakıflar ve Bölge Müdürlüğü tarafından yürütülen restorasyon çalışmaları kapsamında caminin dış cephesi tazyikli suyla temizlenerek yosundan ve yılların kirinden kurtarılıyor.

Caminin dış cephesinde kurulan iskelede çalışan işçiler tazyikli su ile duvarları yıkadıktan sonra cam çevresindeki tezyinatları aslına uygun renklerle boyuyor.

Caminin duvarlarında yapılan temizlik çalışmalarının ardından duvarların üst düzeyindeki yosunlu ve kirli renk yerini beyaz ve temiz bir görüntüye bıraktı. Ayrıca caminin minarelerinde de çatlaklara onarılarak temizleniyor.

Edirne Internet Gazetesi, Fotoğraf: edirneden.com, 20.04.2007

DÜNYANIN EN ESKİ FAAL BARAJI OLAN HİTİT BARAJI 12 HAZİRAN'DA AÇILIYOR

 

Çorum Alacahöyük’teki barajın açılışı 12 Haziran’da yapılacak.

 

Çorum'un Alaca İlçesi'ne bağlı Alacahöyük beldesinde sürdürülen kazılarda ortaya çıkarılan ve 3 bin 500 yıl önce Hitit Kralı Tuthaliya tarafından yaptırıldığı tahmin edilen Hitit Barajı, 'en eski faal baraj' unvanıyla dünyada bir ilk olma özelliği taşıyor. Çorum turizmi için önemli bir kazanım olacak tarihi baraj, turizme hazır hale getirilerek düzenlenen törenle hizmete açılacak.

Turizm Gazetesi, 20.04.2007

ÜZERİNDEN KAMYON GEÇEN ROMA KÖPRÜSÜ

 

Kocaeli'nin Körfez İlçesi'nde, Sevinçli Köyü'nün hemen dışında bulunan Taşköprü tehdit altında.





İlçenin kuzey kesiminde bulunan yerleşim birimlerine ve içinden geçen dereye de adını veren Taşköprü Roma Dönemi'ne ait. Yedigözlü olan köprü halen kullanıma açık. Ancak biraz ötesindeki taşocağı nedeniyle üzerinden her gün defalarca tonlarca ağırlıkta kamyon geçiyor.





Kocaeli'nde uzun süredir sorun olan taşocakları konusunun en kısa sürede çözümlenmemesi durumunda köprü gerçekten tarihe karışacak.

TAYHaber, Haber ve Fotoğraflar: Rüçhan Ziya, 20.04.2007

ERZİNCAN'DA SAHTE SİKKE VE UYUŞTURUCU OPERASYONU

 

Erzincan'da İl Jandarma Komutanlığı, bir ihbar üzerine 4 ilde bazı ev ve işyerlerine eşzamanlı baskın düzenledi. `Şimşek-4' adı verilen operasyonda 2 bin 483 sahte sikke, uyuşturucu ve silahlarla birlikte yakalanan 10 kişi gözaltına alındı.

Erzincan, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Hatay illerini kapsayan `Şimşek-4' operasyonu kapsamında Erzincan kent merkeziyle Üzümlü, Tercan ilçeleri ve Ulalar, Kavakyolu Beldeleri'ndeki çok sayıda ev ve işyerine aynı anda baskınlar düzenledi. Bir evde yapılan aramada 2 bin 483 sahte sikke, 3 kurusıkı tabanca, 1 pompalı tüfek, 1 dizüstü bilgisayar, içeriğinde tarihi eserler ile ilgili görüntüler bulunan 5 cd, 290 kök hintkeneviri, 1 kilo 750 gram esrar, 1 kilogram kenevir tohumu, çeşitli çaplarda çok sayıda fişek ve 10 cep telefonu ele geçirildi.

Olayla ilgili olarak organize suç örgütü kurdukları ve sahte altın, sikke bulundurdukları, dolandırıcılık yaptıkları iddia edilen 10 kişi gözaltına alındı. Yakalanlar, Jandarma gözetiminde Adliye'ye sevkedildi.

Vatan, 20.04.2007

KATKI




BİN YILLIK BUKALEON SARAYI KALINTILARI YAĞMALANIYOR




İstanbul Çatladıkapı’da Bizans döneminden kalma 1165 yıllık Bukaleon Sarayı, yetkililerin vurdumduymazlığı sonucu harap halde yıkılmayı bekliyor. Sarayın içinde ve çevresinde bulunan tarihi eser niteliğindeki amfora kırıkları ve süslemeli mermer parçaları, yağmacıların saldırısına uğruyor.





Kültür Bakanlığı, tarihi alanda restorasyon çalışması yapılmadığını ancak yabancı bir ekibin geçtiğimiz yıllarda yüzey çalışması yaptığını bildirdi.

 

Eminönü Sahil Kennedy Caddesi üzerinde yer alan Bizans deniz surlarına bitişik Bukaleon Sarayı harabeleri, tinerci ve şarapçılarla tarih yağmacılarının mekanı oldu.

 

Bizans zamanında bugünkü Sultanahmet Meydanı’ndan sahildeki deniz surlarına kadar geniş bir alanı kaplayan Büyük Bizans Saray kompleksinin bir parçası olan tarihi yapı, geçmişte imparatorların yaşadığı görkemli zamanlarını hüzünle anıyor.

 

İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti ilan edilmesinin ardından tarihi yarımadadaki Sultanahmet ve çevresini restore etmeye başlayan yetkililer, aynı yarımadanın hazinelerinden Marmara sahilindeki Bizans surları ve Bukaleon Sarayı’nı gözden kaçırıyor.

 

Binlerce yıllık surlarında gecekondu kuran insanları denetleyen hiçbir yetkilinin çıkmadığı 3 bin yıllık görkemli kent İstanbul’da, yetkililer ve kent halkının çoğunluğu dışında binlerce  yabancı turist Bukaleon Sarayı harabelerini görmeye geliyor. Turistlerin, içindeki çöp birikintileri ve idrar kokusuna  katlanarak gezdiği tarihi saray, MS 842’de inşa edildi.





İmparator Justinianus’un saray topluluğuna eklediği en önemli yapılardan birisi olan ve Hormistas Sarayı adıyla da bilinen Bukaleon Sarayı’nın çok az, ancak değerli kalıntısı günümüze ulaşabildi.

Sarayın bir bölümü 20’inci yüzyılın başında  buradan geçirilen Sirkeci demiryolunun yapımı sırasında yıkılmış ve büyük bir kısmı da çevrede yapılan apatmanların altında kalmıştı.

 

Günümüzde sahil yolu üzerinde mermer söveli pencereleri ile bu sarayın mahzeni ve görkemli kapısı görülebiliyor. Saray, II. Justinianus zamanında batıya doğru genişletilmiş ve buradaki yapılara son derece görkemli bir taht salonu eklenmişti.

 

Oktogonal görünüşlü, küçük kubbeli bu taht salonu İtalya’daki St.Vitale ile Sergios Bacus’a benziyordu. İçi tümüyle mozaiklerle kaplanmış olan saraydan Sultanahmet’teki Hipodrom’a geçişi sağlayan Triklinos denilen geçit de yine bu dönemde yapılmıştı. Bugün bu geçit de mezbelelik durumda yıkılacağı günü bekliyor.

 

Bukaleon Sarayı; Bizans döneminde, özellikle 9. ve 13. yüzyıl arasında İmparatorluk iskelesi olarak kullanılmış, önünden Kennedy Caddesi’nin geçtiği deniz kenarında bir yapı. Bizans ve Osmanlı dönemlerinde ise saray ve rdevamındaki surlar, denizle içiçeydi. Günümüzdü tarihi alanın  bazı yerlerinin üstü toprak dolgu malzeme ile kapanmış durumda. Kazı yapılması durumunda çok sayıda nadide tarihi parça bulunacağı düşünülen saray kalıntılarında otlar arasında çok sayıda amfora ve mermer süslemeli blok kırıkları göze çarpıyor.

 

Alanı gezmek için gelen turistler ise tarihi saray ve surları mekan tutmuş tinerci ve şarapçılarca tacize uğruyor.





Konuyla ilgili olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, Bukaleon Sarayı’nda başlatılmış bir restorasyon çalışması olmadığı ancak saray ve çevresinde yüzey araştırmaları gerçekleştirildiği bildirildi.

 

Açıklamada Dr. Eugenia Bolognesi Recchi – Franceschini başkanlığında sürdürülen yüzey araştırmalarının 1992 yılında başladığı belirtilerek, 2007 yılında da çalışmanın sürdürülmesi için başvuruda bulunulduğu kaydedildi.

Yusuf Ziya Ay - Gülay Özata

ANADOLU HİSARI'NIN ÖNÜNDEKİ YOL KALKIYOR

 

Tarihi Anadolu Hisarı'nın önündeki sahil yolu kaldırılıyor. Hisarı ortadan ayıran yol kaldırıldıktan sonra hisar orijinalindeki gibi yeniden birleştirilerek Anıtmüze haline getirilecek.


Yıldırım Bayezid tarafından 1395'te yaptırılan ve Osmanlıların İstanbul'da yaptırdığı ilk yapı olan Anadolu Hisarı, yıllar önce sahil yolu yapılırken yıkılarak ortasından yol geçirildi. Daha sonra kaderine terk edilen hisar, içine park yapılarak işlevsiz hale getirildi. Tarihi yapının zaman içinde pek çok burcu da yıkıldı.






Tarihi hisar, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasında 22 Kasım 2006'da imzalanan protokolle yeniden ayağa kaldırılacak. Protokole göre, hisarın yeniden ayağa kaldırılması için ilk olarak ortasından geçen Beykoz sahil yolu kaldırılarak Göksu deresinin üzerinden bir tünelle Beykoz'a bağlanacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu konuda anlaşma sağladı.

 

Bakanlık tarihi hisarın müzeye dönüştürülmesi için gerekli restorasyon projelerine başladı. Büyükşehir Belediyesi de tünel projelerini hazırlıyor. Yaklaşık bir yıl içinde tamamlanması düşünülen yol kaldırma çalışmasının 3 milyon YTL'ye tamamlanması planlanıyor.


Anıtın açıkhava müzesi olarak değerlendirilebilmesi için gişe, kitap, hediyelik eşya satış ünitesi, kafe, WC gibi ünitelerin inşa edilmesi gerekiyor. Ancak belirlenecek işlevlerin ağır olmamasına, anıtı zorlamamasına özen gösterilecek.


Teşhir tanzim çalışmaları çerçevesinde Yıldırım Bayezid'in Anadolu Hisarı'nı yaptırış öyküsü, hükümdarın hayatı ve İstanbul'u fetih arzusu Rumeli Hisarı'yla ilişkilendirilerek anlatılacak. Ayrıca İstanbul'da kale mimarisi ve kültürünün gelişimine ilişkin bir düzenleme yapılması da düşünülüyor.






İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Doç. Dr. Ahmet Bilgili, konuyla ilgili olarak şu bilgileri verdi:
"Rumeli ile Anadolu Hisarı'nın bir bütünsellik içinde düşünülmesi gerektiğini bakanlığa bildirdik. Bu konuda bir proje geliştirilmesini istedik. Sayın Bakan'ımız da bu konuda bizimle aynı fikirde oldu. Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç ile Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ı Anadolu Hisarı'na götürdük.


Kendileri de yerinde görünce hisarın ortasından geçen yolun kapatılarak, bir tünel ile başka yerden bağlanması gündeme gelerek protokol imzalandı. Böylelikle hisar kurtulmuş olacak. Aksi halde kısa süre içinde hisardan geriye birkaç kalıntı kalacaktı. Hisar, park haline gelmiş. Ortasından yol geçmiş. Tamamen amacı dışında kullanılıyordu. Beykoz'a uygun cam atölyelerinin bulunduğu turistik mekan haline gelirse tarihi yapı da kurtulmuş olacak."

Milliyet, Haber: Ömer Erbil, 20.04.2007

MİNİK ÖĞRENCİLER TARİHE DOKUNDU

 

Anadolu Medeniyetleri Müzesi, çocuklara atölyede çalışarak tarihi öğrenme fırsatı sunuyor. Müzenin eğitim atölyesinde çocuklar, sikke basarak, çamurdan resim kalıpları çıkararak, mozaik döşeyerek, kazı yaparak tarihi ve kültürel varlıkları hem tanıyor hem de eğleniyorlar. Müze Müdürü Hikmet Denizli yaptığı açıklamada, 10 yılı aşkın bir süredir çocuklara eğitim verdiklerini, 2003 yılından itibaren de atölye çalışmaları yaptıklarını söyledi.

Atölye çalışmalarına ilköğretim okulu öğrencilerine müze ile kültür varlıklarını tanıtmak ve sevdirmek amacıyla başladıklarını belirten Denizli, "Önceden müzelerde şöyle bir anlayış vardı: ’Bağırma, konuşma, dokunma. ’Biz de küçüklüğümüzde böyle gördük. Bu yüzden de daha müzeyi gezmeyi bitirmeden eserler hakkındaki bilgiler bir kulağımızdan girip ötekinden çıkardı. İşte bu anlayışı değiştirmek istedik" dedi. Eğitmenler, "Çocuklar burada, müzeden sağladıkları ekipmanla kazıya başlıyor. Ölçüm ve yön tayini yapıyor" dediler.

Minik öğrenciler tarihi atölye çalışmalarıyla öğreniyor... Sanat tarihçisi ve müze atölyesindeki eğitimcilerden Uğur Gündüz, öğrencilerin bu şekilde daha iyi öğrendiğini ve tarihi bilgilerin aklında daha fazla kaldığını söyledi. Zevkli ve öğretici bir eğitim yaptıklarını belirten Gündüz, çocuklara kazı çalışmalarını göstermek için de müzenin eskiden sera olan bölümünün, minyatür bir kazı alanına çevrildiğini ve adının "Serahöyük" konulduğunu belirtti. Gündüz, "Bu arada biz de bilgilerimizi tazeliyoruz" dedi.

Çayyolu bölgesinin gözde okulu Türkiye Noterler Birliği İlköğretim Okulu öğrencileri, müzedeki atölye çalışmalarına katıldı. Öğretmenleri Meliha Ulusoy’un liderliğinde 4-C sınıfının öğrencileri, uzman kişilerin eşliğinde önce müzeyi gezdiler, ardından müzede gördükleri eserlerin kopyaları üzerinde uygulama yaptılar. Atölyede, "restorasyon ve konservasyon", "seramik tanıtımı" ve "tablet" atölyeleri bulunuyor. Öğrenciler burada sikke kalıbında, sikke basıyor, ayrıca çocuklar, bu kalıplar üzerine çivi yazısını kullanarak isimlerini yazıyor.

Hürriyet Ankara, 20.04.2007

ASPENDOS'A ŞARTLI İZİN ÇIKTI

 

Antalya Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, "onarım" geçirene kadar gösteri yapılmasına izin vermediği Aspendos Antik Tiyatrosu'yla ilgili olarak üç gün önce yeni bir karar aldı. Kurul, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın "acil önlemler" alınacağı taahhüdü üzerine 2007 etkinliklerine izin verdi. Ancak seyirci kapasitesine sınır getirdi. Buna göre 14. Uluslararası Opera ve Bale Festivali Aspendos'ta yapılabilecek.


Antalya Koruma Bölge Kurulu'nun kapatma kararını, Milliyet 11 Nisan'da duyurmuştu. Haberimizden bir gün sonra toplanan kurul bakanlığın "acil güvenlik tedbirleri" önerisini görüştü. Bakanlık, üst oturma yerleri tehlike arz eden birkaç sütunun onarımıyla seyircilerin üst basamaklara çıkışını engelleyecek bariyerlerin yapılmasını kurula sundu. Kurul da, projeyi onayladı.

Milliyet, Haber: Ömer Erbil, 16.04.2007

 

 

BAKANLIK, 23 NİSAN ŞENLİĞİ İÇİN TRT'Yİ UYARDI: ASPENDOS 10 BİN KİŞİYİ ALMAZ

 

TRT, 2 bin 500 kişinin girmesi gereken Aspendos'a 23 Nisan Çocuk Bayramı dolayısıyla yaklaşık 10 bin kişiyi toplamayı planlıyor. Ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı, TRT'yi olası bir kazaya karşı ikaz ederek, antik tiyatroya sadece 2 bin 500 kişinin girebileceğini hatırlattı. Bakanlık, TRT'ye bu yönde yazılı uyarı da gönderecek.

 

23 Nisan'da Antalya'daki Aspendos Antik Tiyatrosu'nda gerçekleştirilecek Uluslararası Çocuk Şenliği'ne katılan çocukların güvenliği için Kültür Bakanlığı harekete geçti. Bakanlık, Aspendos'a yaklaşık 10 bin kişiyi bekleyen TRT'ye, Antalya Koruma Kurulu'nun, "Aspendos'a en fazla 2 bin 500 kişi girebilir." yönündeki kararını hatırlatarak, olası bir kazayı engellemeyi hedefliyor. Koruma Kurulu, geçtiğimiz haftalarda aldığı bir kararla Aspendos'ta gösteri yapılmasını tamamen engellemişti. Ancak, ikinci bir incelemeden sonra gösterilerin tamamen iptal edilmesi yerine, gösterileri izleyecek seyirci sayısının 2 bin 500'le sınırlandırılmasına karar vermişti. Bu kararın ardından Aspendos'ta gerçekleştirilecek ilk büyük organizasyon, '23 Nisan Uluslararası Çocuk Şenliği' olacak. 62 ülkeden çocuk ağırlayacak olan TRT'nin, kurul kararı nedeniyle daha az seyirci kabul etmesi bekleniyor. İlk olarak 15 bin kişilik kapasiteyi doldurmak niyetinde olduklarını belirten TRT yetkilileri, Kültür Bakanlığı'ndan gelecek uyarı doğrultusunda yeni bir düzenleme yapabileceklerini aktardı.

 

TRT Yetkilileri, sınırlı seyirci kararının, özel kuruluşların organizasyonlarına özgü olduğunu düşündüklerini de kaydetti. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün, bir uyarı mektubu göndererek, sınırlamanın TRT'yi de kapsadığını hatırlatacaklarını bildirdi. Aspendos'un restarosyonunun 2007 yılının sonlarına doğru yapılacağına da değinen Orhan Düzgün, acil restorasyonun önümüzdeki günlerde gösterilerle aynı anda yürütüleceği bilgisini verdi. Düzgün, büyük onarım tamamlanana kadar seyirci sayısının kurulun kararı doğrultusunda 2 bin 500'ü geçmeyeceğini tekrarladı.

Zaman, Haber: Aslıhan Aydın, 20.04.2007

ZEUGMA'NIN SANAL GÖRÜNTÜLERİ HAZIR

 

 

Gaziantep Arkeoloji Müzesi Müdür Vekili Mehmet Önal, Zeugma Antik Kenti'nin üç boyutlu dijital sanal görüntülerini Müzeler Haftası'nın başladığı 18 Mayıstan itibaren ziyaretçilere izleteceklerini söyledi. Önal, Zeugma Kazı Başkanı Doç. Dr. Kutalmış Görkay ve ekibinin yürüttüğü Zeugma Antik Kenti'nin üç boyutlu dijital sanal görüntülerinin hazırlanması çalışmasının tamamlandığını belirtti. Mehmet Önal, 2006 yılının Eylül ayında başlayan çalışmanın geçen ay bitirildiğini ve hazırlanan üç boyutlu dijital sanal görüntülerin Gaziantep Arkeoloji Müzesi'ne teslim edildiğini ifade ederek, ''Üç boyutlu dijital sanal görüntüler de Zeugma Antik Kenti'nin güzelliklerini bir başka biçimde gözler önüne seriyor'' dedi. Önal, sözlerinin şöyle sürdürdü: "Bu güzel görüntüleri müzemize gelen yerli ve yabancı konuklarımızla paylaşacağız. Hazırlıklarımızı tamamladık, sanal görüntüleri Turizm Haftası'nın başladığı 18 Mayıs'tan itibaren ziyaretçilere izleteceğiz. Müzemizi ziyaret eden konuklarımız, Zeugma Antik Kentinden çıkarılarak müzemizde sergilenen değerleri eserleri görme yanında bu eserlerin çıkarıldığı kentin sanal görüntülerini de izleyebilecek.'' Önal, Zeugma Antik Kentinin üç boyutlu dijital sanal görüntülerinin, antik kentteki kalıntıların restorasyonu yanında Gaziantep Arkeoloji Müzesi'nin tanıtımı için de kullanılacağını bildirdi. Önal, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, Gaziantep Arkeoloji Müzesi'ni Avrupa'da Yılın Müzesi Ödülü'ne (EMYA) aday gösterdiğini, bu teklifle birlikte müzelerini İspanya'da tanıtma fırsatı bulduklarını ifade etti. Avrupa Müze Forumu tarafından düzenlenen yarışmamın finalinin 5 Mayıs 2007'de İspanya'da yapılacağını vurgulayan Önal, "Finalde, aralarında İngiltere, Fransa, Almanya, Yunanistan ve İspanya'nın da olduğu 20 ülkeden 33 müze yarışacak. Yarışmada Türkiye'yi biz temsil edeceğiz. Yarışmaya katılan müzemize, Gaziantep Ticaret Odası (GTO) ve İl Özel İdaresi de destek veriyor. Yarışma öncesinde müzemiz ile ilgili olarak hazırlanmış, görüntü, broşür ve kitapları İspanya'ya gönderdik. Ben de yarışma için 1 Mayıs'ta İspanya'ya gideceğim. Yarışmanın yapılacağı 5 Mayıs'ta diğer müzelerin yetkilileriyle birlikte Gaziantep Arkeoloji Müzesi'ni tanıtmak için 30 dakikalık bir sunum yapacağım. EMYA ödülünü alarak müzemizi uluslararası alanda daha iyi tanıtmak istiyoruz" dedi.

Gaziantep 27 Gazetesi, 20.04.2007

OSMANLI ESERLERİNE 8.8 MİLYON DOLAR

 

Sotheby's Müzayede Evi’nde Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi Türkiye'sine ait 200'den fazla sanat eserinin de içinde bulunduğu çok sayıdaki İslami eser açık artırma ile 8.8 milyon dolara satıldı.





Çok sayıda Türk ve Arap koleksiyoncunun katıldığı açık artırma yaklaşık 5 saat sürdü. Koleksiyoncuların bir kısmı kimliklerini gizli tutmak amacı ile artırmaya telefonla katıldı.

 

Artırmada en yüksek rakama satılan eser ise 19. yüzyılın başlarına ait olduğu sanılan 7.60 metre uzunluğunda 1.10 metre genişliğindeki Kabe Kapı Bandı oldu. Kadife ve ipek zemin üzerine altın ve gümüş iplerle Bakara Suresi'nden bir bölüm motiflenerek işlenmiş olan ve Hizam adı verilen kapı bandı 630 bin 191 dolara (840 bin YTL) alıcı buldu.

 

İslami döneme ait sanat eserlerinin yer aldığı açık artırmadaki bir diğer önemli tarihi eser ise İran'dan Şahname'nin bir bölümünün bulunduğu minyatürler oldu. Hicri takvime göre 1067-1088 yıllarına, miladi takvime göre 1657 ve 1677-8 yılları imzalı, Muin Musavvir tarafından yapılmış olan 39 sayfalık, Şahname'den bir bölümün olduğu minyatür resim serisi 192 bin pounda satıldı.

 

Artırmada yer alan en ilginç eserler, 18. yüzyıldan kalma mermer Osmanlı stili başlık şeklindeki mezar taşları oldu. Her iki mezar taşı da, artırmaya katılanların dikkatini çekerken, taşlardan biri 30 bin YTL'ye (11 bin pound), diğeri ise 45 bin YTL'ye (17 bin pound) alıcı buldu.

 

Arttırmada göze çarpan bir diğer eser ise 1560-1575 yıllarına ait olduğu sanılan 4 parça İznik seramik duvar süsü oldu. Benzerlerinin İstanbul'da Rüstem Paşa Camii'nde 1561 yılında görüldüğü ifade edilen İznik çinileri için telefonla arttırmaya katılan bir koleksiyoncu 120 bin YTL ödedi. Alıcılar 1500 ile 1600 tarihleri arasında yapılmış olan İznik çinileri ve tabaklarının her biri için yaklaşık 25- 75 bin YTL ödedi.

 

200’den fazla sanat eserinin içinde bulunduğu İslami eserlerin toplamı 8.8 milyon dolara satıldı. Bunun yanı sıra Sothebys'deki İslami döneme ait sanat eserlerinin satıldığı artırmada çok sayıda İran ve diğer Arap ülkeleri ile İspanya'dan bazı eserler de satışa çıktı. Bunlar içinde 9. yüzyıla ait Suriye yapımı, üzeri sarı süslemeli bir cam bardak 230 bin YTL'ye alıcı buldu.

Bugün, 20.04.2007

SUMELA'YA 700 BİN YTL

 

Trabzon‘un Maçka İlçesi'ndeki Sümela Manastırı‘na İl Özel İdare'den restorasyon ve çevre düzenlemeleri için 700 bin YTL‘lik ödenek aktarıldı. Maçka Meslek Yüksek Okulu tarafından düzenlenen 4. Geleneksel Turizm Şenlikleri’ne katılan Kültür ve Turizm Müdürü İsmail Kansız, burada yaptığı konuşmada, İl Özel İdare’den Sümela Manastırı’na 700 bin YTL para aktarıldığının müjdesini verdi.


Kansız, amaçlarının yaz sezonuna kadar manastırdaki çalışmaların bir kısmını tamamlamak olduğunu dile getirdi.
Karadeniz Gazetesi, 20.04.2007

ALACAHAN KERVANSARAY'I ONARIMA ALINACAK

 

Sivas'ın Kangal İlçesi'ne bağlı Alacahan beldesindeki tarihi Alacahan Kervansarayı'nda Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce onarım çalışması başlatılacak. Onarım çalışmaları kapsamında, tarihi yapının zemini güçlendirilecek, drenajı ve çevre düzenlemesi yapılacak, tabanı taş, çatısı bakırla kaplanacak.

 

Selçuklu Hükümdarı Alaattin Keykubad tarafından 1150-1180 yıllarında yaptırılan Alacahan Kervansarayı'nın onarım çalışmalarının ardından turizme kazandırılması planlanıyor. Kervansarayı gezen Sivas Valisi Veysel Dalmaz, Sivas Vakıflar Bölge Müdürü Adnan Er ile İl Kültür ve Turizm Müdürü Kadir Pürlü'den bilgi aldı. Eserin Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce onarılması için çalışma başlatıldığını ifade eden Dalmaz, onarım işinin ihalesine 9 firmanın katıldığını, ihalenin sonuçlandığını ve yakında çalışmalara başlanacağını bildirdi.

Onarım çalışmaları kapsamında tarihi yapının zemininin güçlendirileceğini, drenajının ve çevre düzenlemesinin yapılacağını, tabanının taş, çatısının ise bakırla kaplanacağını ifade eden Vali Dalmaz, kervansarayın yanındaki caminin de onarılacağını kaydetti. Vali Dalmaz, eski İpek Yolu'nda bulunan yapının Kangal Balıklı Kaplıcaları ve Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası ile birlikte turizme kazandırılması için gereken çalışmaların yapılacağını sözlerine ekledi.





Sedef hastalığı tedavisine iyi geldiği bildirilen ve ''doktor balıklar'' olarak adlandırılan balıkların bulunduğu Kangal Balıklı Kaplıcaları'na, UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası'nda yer alan Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası'na yakınlığıyla önemli bir turizm potansiyeli olan Alacahan Kervansarayı, Hititler, Selçuklular ve Osmanlılardan kalma önemli tarihi eserleri bünyesinde barındıran Sivas'ın gözde turistik mekanları arasında gösteriliyor.
 

Kervansaray'da, Kangal İlçesi'nde her yıl geleneksel olarak düzenlenen Uluslararası Kangal Sanat ve Kültür Festivali etkinlikleri kapsamında yurt içi ve yurt dışından çok sayıda bilim adamının katılımıyla sempozyumlar düzenleniyor.


Siyah ve beyaz kesme taşlardan yapılan ve ismini bu taşların yerleştirilme biçiminden alan kervansaray, 4. Murad'ın Bağdat seferi dönüşünde onarılmış. Kervansaray, 1967 yılında Kültür Bakanlığı'nca restore edilmiş.

Bizim Sivas Gazetesi, Fotoğraf: kultur.gov.tr, 19.04.2007

TAŞKUYU MAĞARASI İÇİN EKİP BEKLENİYOR

 

Kısa bir süre önce bulunan Taşkuyu Mağarası için Maden Tetkik ve Arama Genel Merkezinden gelecek olan ekibin beklendiği öğrenildi.


Geçtiğimiz günlerde Belediye Meclis toplantısında alınan bir karar Tarsus’a bağlı Taşkuyu Köyü mevkiinde Tarsus’a 15 km. Eshab-ı Kehf’e ise 1 km. mesafede bulunan Taşkuyu Mağarası'nın “Turizme” kazandırılması yönünde karar alınmıştı.


Tarsus Belediye Başkan Danışmanı Fevziye Kökdil, Maden Tetkik ve Arama Genel Merkezi Müdürlüğüne mağaranın turizme kazandırılması yönünde gerekli başvuruların yapıldığını ve önümüzdeki günler içerisinde gelecek olan ekibin hazırlayacağı rapor doğrultusunda mağara içerisinde çalışmalara başlanacağını söyledi. Kökdil, Tarsus Kaymakamlığı ve Tarsus Belediyesi ile mağara içerisinde yürütülecek olan çalışmaların hızlandırılması için protokol anlaşmasıda imzalanacağını sözlerine ekledi. Kökdil yaptığı açıklamada:

"Mağara, 2000'li yıllarda Karayolları Genel Müdürlüğü'nün yol çalışması sırasında bulundu. 1 m. çapında olan mağaranın ağzından içeriye doğru 15 m. gidildiğinde 8 m. derinliğinde 6 m. çapında dairesel bir çukur ile karşılaşılmaktadır. Çukurdan aşağıya inildiğinde 300 m2 lik sarkıt, dikit ve travertenlerle süslü bir galeriye girilmektedir. Çukur, derin ve inişi zor olmasından dolayı buradaki galeriyi çok az kişi görebilmiştir. Galeride yaptığımız incelemeler sonucu 40 cm. yüksekliğinde 3 m. uzunluğunda gizli bir geçit bulduk. Bu geçidi sürünerek geçtiğimizde birbirleriyle bağlantılı çok sayıda galeri keşfettik. Galerilerin yüksekliği yer yer 10 m.ye kadar çıkmaktadır. Galerilerde çok sayıda sarkıt, dikit, duvar travertenleri ve damlataşlar bulunmaktadır. Mağaranın jeolojik yapısından dolayı mağaranın içine ışık tutulduğunda her yer fosfor gibi parlamaktadır. Geçitlerle birbirine bağlanan galeriler 200 ile 500 m2 lik alanlara sahiptir. Doğal bir oluşum olan bu mağarada hiçbir canlıya ve canlı kalıntısına rastlanmadı. Mağara, traverten birikimi açısından son derece zengindir. Galerileri oluşturan traverten sütunlar geniş yer tutmaktadır. Ayrıca yan duvarlar perde travertenlerle süslüdür. Mağarada yer yer sarkıtlarda su akıntısı ve yer yer de küçük tatlı su göletleri bulunmaktadır. Mağaranın şu anki ısısı açık havaya nazaran 7-8 derece daha sıcaktır." bilgisini verdi.

Tarsus Haber, 19.04.2007

KRİSTALLER MAĞARASI'NIN SIRRI ÇÖZÜLDÜ

 

Jeolog Juan Manuel García-Ruiz, bu hafta bir açıklama yaparak Meksika’da bulunan Cueva de los Cristales (Kristaller Mağarası) de bulunan devasa kristallerin nasıl oluştuğunun sırrını bir araştırmacı grubu ile birlikte çözdüklerini bildirdi.

 

Chihuahuan Çölü’nde, Naica Dağı’nın 300 metre altında bulunan mağara, bölgede bulunan gölün suyu boşaltıldıktan sonra Industrias Peñoles şirketi için tünel açan iki madenci tarafından 2000 yılında bulunmuştu. Mağaradaki bazı kristal formlar dünyada şu ana dek bilinenlerin en büyükleri; şeffaf bir jips kristal çubuğu tam 11 metre uzunluğunda ve yaklaşık 55 ton ağırlığında.

 

Kristallerin böylesi devasa ölçülere nasıl ulaştığını bulmak için García-Ruiz mağaradaki suyun boşaltılmasının ardından geride kalan ufak sıvı birikintilerini incelemiş. Açıkladığına göre, bu oluşumların yegane sebebi, suda bulunan yüksek orandaki anhidrit minerali ve mağaranın sabit olan 58 derecelik ısısı. Normal suda bulunmayan bu mineral, bu ısıda yavaşça eriyerek jips oluşturmakta, bu yumuşak mineral de zaman içinde kristalize olmakta.

 

García-Ruiz ve meslektaşlarının bu çalışması, kapak resmi ile birlikte, Geology dergisinin Nisan sayısında yer aldı.

 

Şu anda mağaranın korunması için Industrias Peñoles şirketine danışmanlık yapan García-Ruiz’e göre en büyük çelişki ise, mağaradaki suyun boşaltılması ile kristallerin insanlar tarafından görülebilir hale gelmesi, ama suyun yokluğunun kristallerin büyümesini durdurması. “Bu gezegende, minerallerin kendilerini böylesi bir güzellikle teşhir ettikleri başka bir yer yok” cümlesi de yine ona ait.

National Geographic News, Haber: Stefan Lovgren, 06.04.2007

SİNAN'IN SURİYE'DEKİ KÜLLİYESİ

 

Mimar Sinan'ın en önemli eserlerinden, Suriye'deki Süleymaniye Külliyesi, iki ülkenin işbirliği ile onarılacak.

 

 

Topkapı Sarayı'ndaki törende protokolü, Türkiye adına Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Suriye adına Evkaf Bakanı Ziyadeddin Allabi imzaladı.

 

Atilla Koç, Osmanlı döneminden kalan tarihi eserlerin hangi ülkede olursa olsun onarılması için çalışma başlattıklarını, Türkiye'deki kültürel mirasın da dönem ve uygarlık ayrımı yapılmaksızın onarıldığını bildirdi. Koç, "Ülkemizdeki her türlü kiliseden sinagoga kadar, her türlü eserleri de onarıyoruz. Yalnız tek tanrılı değil, çok tanrılı pagan dinlerin de mabetlerini onarıyoruz. Bu bizim kültürel köklerimizde olan bir hoşgörünün neticesidir." dedi.

Trt/Haber, Fotoğraf: Vakıflar Genel Müdürlüğü, 19.04.2007

UNESCO, HİTİTLERİ DÜNYAYA TANITACAK

 

Dünya mirası arasında yer alan ve her yıl on binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlayan Hitit Uygarlığı'nın başkenti Çorum Boğazkale Hattuşa'da, 2007 turizm sezonu törenle açıldı. Türkiye'deki 9 Dünya Kültür Mirası'ndan biri olan 7 bin 500 yıllık geçmiş tarihi ile Hitit Uygarlığı'nın başkenti Hattuşa kentini, bu yıl çoğunluğu yabancı olmak üzere 70 bin turistin ziyaret etmesi bekleniyor.

 

Turizm İl Müdürü Ali Özüdoğru, "Bu yıl UNESCO, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Çorum Valiliği işbirliği ile ciddi bir tanıtım çalışması yapılacak. 70 bin civarında turistin gelmesini sağlayacağız" dedi. Özüdoğru, Hattuşa'yı dünyaya tanıtmak için yoğun çalışmalar yapacaklarını ve Çorum'u bir marka haline getireceklerini söyledi.

 

Hattuşa'da turizm sezonunun açılışı öğrenciler tarafından söylenen şiirler ve oynanan halaylarla başlatılırken, ilk geziyi Arkeolog Uğur Serden ve Hititolog Betül Tercan rehberliğinde turizm çalışanları yaptı. Diğer taraftan, UNESCO, Çorum'a 3 kişilik bir ekip göndererek, "Dünya Mirası" Hattuşa'da incelemeler yaptırdı. Hattuşa'nın tanıtımı konusunda çalışmalar yapılacağı ifade eden UNESCO'lu yetkililer, 2007 yılında Hattuşa'yı dünyaya tanıtacaklarını açıkladı.

Birgün, Haber: Volkan Baş, 19.04.2007

KRAL MEZARLARI YIKANDI

 

Amasya'da bulunan Kral Kaya Mezarları Turizm Haftası nedeniyle yıkandı. Etkinliğe öğrenciler ve itfaiye ekipleri de katıldı.

 

Amasya Kral Kaya Mezarları'nda Amasya Müzesi Müdürlüğü organizesinde temizlik çalışması gerçekleştirildi. Turizm Haftası nedeniyle yürütülen faaliyet programı kapsamında en son 1999 yılında temizlenen Kral Kaya Mezarları, Amasya Müzesi Müdürlüğü organizesinde Belediye İtfaiye ekipleri ile bazı öğrencilerin de desteğiyle deterjanla yıkandı.

Zaman, Fotoğraf: Amasya Defterdarlığı, 19.04.2007

MÜZESİZ MÜZE MÜDÜRLÜĞÜ'NE 21 YIL SONRA ATAMA YAPILDI

 

Erzincan'da 1986 yılında Kültür ve Turizm Müdürlüğü bünyesinde kurulan Müze Müdürlüğü'ne 21 yıl sonra müdür ataması yapıldı.





Zeynep Karakoyun'un atandığı Müze Müdürlüğü'nün müzesi ise bulunmuyor. İlde müzenin açılamaması sebebiyle çeşitli dönemlere ait taşınabilir tarihi eserler ise Erzurum'da bulunan Müze Müdürlüğü'nün emanet bölümünde tutuluyor.

 

Müzesi bulunmayan Erzincan Müze Müdürlüğü'ne 9 Nisan 2007 tarihinde, Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne bağlı Ankara Etnografya Müzesi'nde görevli Arkeolog Zeynep Karakoyun atandı. Müze Müdürlüğü'ne atanan Karakoyun, ilk işinin ise müze açılması yönünde çalışmalar olacağını belirtti.

 

Fiziki mekanları tamam olan müze ise yeterli teknik personeli olmaması sebebiyle açılamıyor. Bu sebeple Erzincan'da gün ışığına çıkarılan taşınabilir tarihi eserler, müzenin açılamaması nedeniyle Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Erzurum Müze Müdürlüğü'nde tutuluyor. Müze Müdürlüğü'nün kurulması ile birlikte İl Kültür Müdürlüğü Merkez binası içerisinde açık hava müzesi, kapalı teşhir salonu, depolar, laboratuvarlar, idari bölümler tamamlanmış bulunuyor. 21 yıl önce kurulan Müze Müdürlüğü'ne hiç müdür atanmaması sebebiyle Müze Müdürlüğü'nün işlemlerinin yürütülmesi için Şube Müdürü Osman Ballı, yaklaşık 10 yıldır vekaleten görevlendirilmişti. Erzincan Kültür ve Turizm Müdürü Metin Çankaya, Müze Müdürlüğü ve müdürü bulunan Erzincan'a bir müze istediklerini belirtti.

 

Öte yandan; Erzincan'a müze açılması yönünde yeterli tarihi eser potansiyelinin olduğu belirtildi. Taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları içerisinde Erzincan'da 203 adet tescilli ve koruma altına alınan tarihi varlık bulunuyor. Taşınır kültür varlıklarından, arkeolojik, etnografik ve sikke olarak envanterlerin mevcut olduğunu Erzincan'da, tarihi eserlerin de envanter defterine yazılarak, koruma altına alındığını belirtti.

Zaman, Haber: Burhan Torunlar, 19.04.2007

METRO KAZISI İLE ANTİK SELANİK AÇIĞA ÇIKIYOR

 

Yeni başlayan metro çalışmaları Selanik’in geçmişini yavaş yavaş gözler önüne seriyor. İlk mimari buluntular ve arkeolojik kalıntılar kazma makinesi ilerledikçe neler çıkacağının kanıtları gibi. 9.6 km lik hattın tesbiti için 350 noktada açılan sondaj çukurlarından çıkanlar için yeni bir müze oluşturuldu. Bu müze Hamza Bey Camii ve renovasyon çalışmalarının tamamlanması ile yıl sonunda ziyaretçilere açılacak.

 

Buluntu beklenen ilk yer Selanik’in doğu mezarlığıydı. Daha önce arkeologlar tarafından yeri tesbit edilen bu mezarlık umutları boşa çıkartmadı; Erken Yunan’dan Geç Roma’ya kadar tarihlenebilen mezarların 11 tanesinde ölü hediyeleri vardı. Sikkeler, heykelcikler, saç yokaları, seramik ve cam vazolar, altın ve bronz mücevherler ve mezar sahibi Epitherses Filonos Methemnaios’un isminin yazılı olduğu bir mezar steli.

 

Diğer 42 noktada da yoğun buluntulara rastlandı. Dimokratias Meydanı’ndaki sondajda duvar kalıntılarına, kanalizasyon borularına ve zemin döşemelerine rastlandı ve mermer bir torso bulundu.

 

Ortaya çıkan tüm bu buluntuların ardından, inşaat firması genel müdürü  Giorgos Yiannis bir açıklama yaparak orijinal planlarda değişiklik yapıldığını, ilk projede öngörülen 7-9 metre derinlik yerine tünellerin 31 metre derinlikte kazılacağını söyledi.

Kathimerini, Haber: Iota Myrtsioti, 14.04.2007

GAZNELİLERDEN KALAN MİNARE DÜNYA KÜLTÜR MİRASI LİSTESİ'NDE

 

Birleşmiş Milletler'e (BM) bağlı UNESCO, Afganistan'da ilk kez bir minareyi 'Dünya Mirası' listesine alarak koruma altına aldı.

 

 

Doğal afet ve Afganistan'da devam eden savaşın tehdit ettiği Jam Minare, Gazneliler tarafından yapıldı. İslam sanatı ve mimarisinin seçkin örneklerinden olan minarenin kuşağında Meryem Suresi'nden ayetler bulunuyor.

 

Jam Minaresi'ni insanlık mirası olarak değerlendiren UNESCO delegesi Koichiro Matsuura, "Bu kadar eski ve değerli bir eser hem savaş hem de doğal afetler nedeniyle tehlike altında. Bu çok eski eser tam anlamı ile mimari açıdan hazine hükmünde." diye konuştu. 65 metre uzunluğa sahip minare, tamamen tuğladan inşa edilmiş bir eser. 2002 yılında UNESCO'nun yok olma tehlikesi altında olduğunu açıklaması üzerine koruma altına alındı. Afganistan'daki savaşın dışında Jam Minare, Hari Rud ile Jam Rud'un taşması durumunda su altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor.

Zaman, Haber: Sezai Kalaycı, 19.04.2007

KABİLELERE BARAJ DARBESİ

 

Brezilya bugün "yerliler günü" nü kutluyor ama Amazon Ormanları'ndaki yeni bir baraj dalgası yerli kabilelerinin hayatlarını tehdit ediyor. Birçok kabilenin topraklarından geçen Juruena Nehri üzerinde 11 baraj inşa edilmesi planlanıyor. Bu kabilelerden biri 420 kişilik Ena-wene Nawe. Kırmızı et yemeyen bu insanlar balık yiyerek yaşamlarını sürdürüyor. Aynı zamanda dünyanın en büyük soya üreticilerinden Maggi ailesine karşı mücadele ediyorlar. Öte yandan 1989'da uluslararası protestolar karşısında rafa kaldırılan beş büyük baraj projesi de yeniden yürürlüğe kondu. Bu projeler Xingu nehri üzerinde yapılacak ve bu da bölgedeki 18 yerli kabilesinin yaşamını tehdit ediyor.

Birgün, Fotoğraf: WWF, 19.04.2007

ROMA HAMAMI'NDA İLK HEDEF SÜTUNLU CADDE

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, 2007 çalışmaları kapsamında Ankara Roma Hamamı için hazırlanan projeye başlandı.

 


Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün, Roma Hamamı kazılarını başlattı. Bölgede inceleme yapan Düzgün, Roma Hamamı için önceden sadece müze bünyesinde çalışma yapıldığını, ilk defa bu kadar geniş kapsamlı bir proje yürütüldüğünü söyledi.

Ankara’dan Gordion, Efes gibi yerlere gidebilmek için tur düzenlenmesi gerektiğini belirten Düzgün, "Halbuki buraya kolayca gelinebilir. Yabancı konuklara da Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni gezdiriyoruz ama burası da gezdirilebilecek açık hava müzesi olacak" diye konuştu.

Düzgün, Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü Hikmet Denizli başkanlığında Ankara Üniversitesi'nden gelen öğretim görevlilerinden yapılacaklarla ilgili bilgi aldı.

Beş yıllık projenin 2007 yılını kapsayan ilk aşamasında, kazı ve jeofizik etüt incelemeleri yapılacak. Jeofizik etüt çalışmaları çerçevesinde, 1800 yıldır toprak altında kalan Sütunlu Cadde’nin güzergahı tespit edilecek. Büyük kent kapısının yeri ve durumu belirlenecek. Çalışmaların en geç Mayıs sonuna kadar tamamlanması bekleniyor.

Hürriyet Ankara, Fotoğraf: Anadolu Medeniyetleri Müzesi, 19.04.2007

UNESCO SÜRECİNDE İSTANBUL

 

Avrupa ile Asya'nın kesiştiği coğrafyada üç imparatorluğun başkenti İstanbul 1985 yılından beri UNESCO Dünya Mirası ünvanına sahip. Dünya mirasına aday olmak, seçilmek ve bu ünvanı korumak uzmanların, bürokratların ve diplomatların birlikte çalıştığı karmaşık bir süreç. Bu süreçte görev alan Prof.Dr. Cevat Erder (ODTÜ, ICOMOS - Türkiye), Prof.Dr. Zeynep Ahunbay (İTÜ, ICOMOS-Türkiye) ve Mehmet Gürkan (Kültür ve Turizm Bakanlığı) "Dünya Mirası" ünvanının anlamını, başvuru ve seçim aşamalarını ve "Tehlike Altındaki Dünya Mirası" listesine alınma tehdidi altındaki İstanbul'un dünyaya karşı sorumluluklarını 17 Nisan 2007 Salı günü saat 18:30'da Pera Müzesi Konferans Salonu'nda anlattılar.

Toplantı, Prof.Dr. Cevat Erder’in ”Kültürel Varlıkların Geleceği ile İlgilenen Uluslararası Kuruluşlar” hakkındaki bilgilendirmeleri ile başladı. Kültürel varlıkların geleceği ile ilgilenen uluslararası kuruluşların NGO (non-governmental organizations / uluslararası sivil toplum kuruluşları) ve IGO (intergovernmental organizations / uluslararası kamusal kuruluşlar) olarak ikiye ayrıldığını belirten Erder yalnızca Dışişleri Bakanlığı’nın bu kuruluşlara 60 – 70 milyon dolar yıllık üyelik ücreti ödediğini söyledi. Erder NGO ve IGO’ların tarih içindeki gelişimlerini de şöyle sıraladı;

NGO (Kültürel varlıkların geleceği ile ilgilenen uluslararası sivil toplum kuruluşları)
1946 – ICOM (International Council of Museums – Uluslararası Müzeler Konseyi)
1964 – ICOMOS (International Council on Monuments and Sites – Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi)
1988 – DOCOMOMO (International Working Party for Document and Conservation of Buildings, Sites and Neighbourhoods of the Modern Movement – Modern Mimari Akımın, Sitlerin ve Çevresinin Uluslararası Koruma ve Belgeleme Grubu)

IGO (Kültürel varlıkların geleceği ile ilgilenen uluslararası kamusal kuruluşlar)
1920 – 1946 – League of Nations (Uluslar Birliği)’ın Uluslararası Müzeler Birliği (Cenevre)
1945 – UNESCO
1949 – CE (Council of Europe – Avrupa Konseyi)’nin Kültürel İşler Bölümü (Strasbourg)
1956 – ICCROM (International Centre for the Study of the Preservation and Restoration of Cultural Property – Uluslararası Kültürel Varlıkları Koruma ve Onarım Araştırma Merkezi)
1972 – UNESCO Dünya Miras Vakfı (Paris)
1995 - UNESCO Dünya Miras Vakfı UNESCO Dünya Miras Merkezi’ne dönüşüyor (WHC).

Özel Kuruluşlar
1965 – WMF (World Monuments Fund – Dünya Anırlar Vakfı)
1985 – Getty Koruma Enstitüsü

UNESCO’dan istenenlerin bağlayıcı olduğunu belirten Erder bu isteklerin zaman içinde çeşitli revizyonlara uğradığını da ekledi.

UNESCO Dünya Miras Listesi’nde Türkiye'den 9 yerin olduğunu da ekleyen Erder bu alanları şöyle sıraladı;
1985 – İstanbul tarihi alanları, Göreme – Kapodakya – Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası
1986 – Boğazköy (Hattuşaş)
1987 – Pamukkale (Hierapolis), Ksanthos-Letoon
1994 – Safranbolu
1998 – Truva Arkeolojik Alanı

 

Kültür Bakanlığı bünyesinde UNESCO Dünya Mirası Sürecinde İstanbul çalışmalarını yürüten Mehmet Gürkan ise UNESCO’nun İstanbul ile ilgili istediği kriterler hakkında bilgi verdi. İstanbul’un Dünya Tehlike Altındaki Miras Listesi’ne alınmasının hazırlanacak raporlara göre 2008’de değerlendirileceğini söyleyen Gürkan 01 Şubat 2008’e kadar hazırlanacak bir raporun Dünya Miras Komitesi’ne sunulacağını ekledi. Gürkan; daha önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Valiliği’nin daveti ile ICOMOS’un incelemeler yapmak üzere İatanbul’u ziyaretleri ile bir rapor hazırladıklarını söyledi. Gürkan raporda istenenleri ise şöyle sıraladı;
- Alan Yönetim Planı
- Koordinasyon Kurulu
- UNESCO Bakanlık Birimi
- Surlardaki uygulamaların durudurulması
- Süleymaniye’deki çalışmaların alana yayılması
- Marmaray – metro ve Bizans Sarayı ile ilgili daha detaylı rapor
- Şehrin silüetini bozacak yüksek yapılanmalara karşı önlemler

Gürkan istenenler kapsamında yapılanları ise şöyle sıraladı; Kültür Bakanlığı bünyesinde UNESCO birimi kuruldu, İstanbul İzleme Komitesi oluşturuldu, Alan Yönetim Başkanı İBB tarafından atandı ve alan yöneim planı hazırlanmaya başlandı, Koruma ve uygulama denetleme birimi olan KUDEB kuruldu, yasa ve yönetmeliklerin uygulanmasına geçildi, surlar ile ilgili uluslararası sempozyum düzenlendi ve Haydarpaşa sit alanı ilan edildi. 

Daha sonra sözü alan Prof.Dr. Zeynep Ahunbay ise devamlı bir uyarı ile kendimizi topladığımızı buna gerek olmadan Dünya Mirası ile ilgili bilgilendimelerin yapılmasının gerekli olduğunu ekledi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Dünya Mirası kavramına ne kadar inandığının da sorgulanması gerektiğini belirten Ahunbay planlar yapılırken Dünya Mirası’nın dikkate alınmadığını da ekledi. Yenikapı metrosu ve marmaray ile ilgili çalışmalarda da Dünya Mirası’nın hesaba katılmadığını ekleyen Ahunbay ilgili kuruma bu konu ile ilgili bir yazı yazdığını fakat dikkate alınmadığını da ekledi. Birbirinden kopuk bir takım kuruluşlar olduğunu ve toplumun bu kuruluşları uyarması gerektiğini söyledi. Haydarpaşa’nın bir endüstri mirası olduğunu ve bir doktora öğrencisinin araştırmalarının kurul tarafından değerlendirilmesi ile sit alanı ilan edildiğini de ekledi.

İzleyicilerin de katkısı ile zenginleşen panelin devamı niteliğinde ilerleyen günlerde “Süleymaniye” ve “Kültürel Varlıkların Ruhu” başlıklı iki toplantı daha yapılacak.

Arkitera, Yazı: Gökçe Aras, 18.04.2007

MARDİN KALESİ YIKILMA TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYA

 

Mimarlar Odası Mardin Şube Başkanı Yılmaz Altındağ, Mardin Kalesi'nin yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı. Altındağ, kale ile ilgili yaklaşık iki yıl önce bir rapor hazırladıklarını belirterek, kale eteklerindeki kaya parçalarının büyük bir tehlike arz ettiğine dikkat çekti.





Mardin Kalesi'nin kültürel miras kapsamında önemli bir zenginliğe sahip olduğunu ifade eden Altındağ, "Son dönemde olanlar bizde sürpriz yaşatmadı. Bu tehlikenin boyutlarını iki yıldır dile getirdik. Kale ile ilgili şu ana kadar somut bir çalışma olmadı. Bu duruma çok üzüldük. Mimarlar Odası olarak bu eşsiz kültürel mirasımızın korunması için kaleyi sürekli gündemde tutacağız. Konu ile ilgili başta valilik olmak üzere ilgili kurumlara rapor hazırlayıp sunacağız. Kalenin özellikle ovaya bakan güney istikametindeki kaya parçalarının kontrol altına alınması için hiç zaman kaybetmeden akademik çalışmanın yapılması gerekir." şeklinde konuştu.

 

Mardin Kalesi ile ilgili olarak mimarlar odasının geniş bir araştırma yaptığını vurgulayan Altındağ, "1970'li yıllarda kalenin özellikle eteklerinin afet bölgesi ilan edilmesi ve boşaltılması için çalışmalar yapılmış. O bölgede yaşayan yaklaşık 210 aile tespit edilmiş ve bu aileler için alternatif konutlar istasyon bölgesinde yapılmış. Ancak 210 aileden sadece 1 aile bahsedilen konutlara yerleşmiş geri kalanlar halen o riskli ve tehlikeli bölgede yaşamlarına devam ediyor. Kalenin yapısı tipik Midyat sarı kalkerden olduğu için zaman içinde iklim şartlarının uygunsuzluğu ve taşın yapısından ve yıpranmasından dolayı uç kesimlerinde büyük kırılmalar ve şişmeler ortaya çıkmış. Yağmur ve karın etkisi ile çatlaklar oluşmuş. Kaleden kopan parçalar düşmüş. Özellikle güneye bakan ve ovayı gören bölümde, yani kale kapısının üstünde blok olarak büyük bir parça daha var. O da büyük bir tehlike oluşturuyor. Bu blok parçanın düşme ihtimalini düşünmek bile istemiyoruz, ancak bununla ilgili mutlaka ciddi bir çalışmanın yapılması gerekir." dedi.

Zaman, Haber: Şeyhmus Edis, 18.04.2007

KANATLI DENİZATI BROŞ DAVASININ BEŞİNCİ DURUŞMASINA BAŞLANDI

 

Uşak Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmekte Karun Hazineleri'nin en değerli parçası Kanatlı Denizatı Broş'un sahtesiyle değiştirilmesi davasının beşinci duruşmasına Uşak Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlandı. Dördü tutuklu ve altısı tutuksuz 10 sanığın yargılandığı davada, sanıklar arasında dönemin müze müdürü Kazım A. da bulunuyor.

 

Kanatlı Denizatı Broş'un sahtesiyle değiştirildiği iddiasından sonra yapılan operasyonda 10 zanlı yakalanmıştı. Uşak Arkeoloji Müzesi eski Müdürü Kazım A., Uğuz S., Suat Y., Ahmet D., Fehmi İ., Fuat E., Halil E. ve Mehmet P., 2863 Sayılı Kültür Varlıklarını Koruma Kanunu'na muhalefet ve zimmet iddiasıyla 25'er yıl, tutuksuz yargılanan polis memuru Bülent Y. ve İsmail B. ise suçu bildikleri halde yetkili mercilere bildirmedikleri iddiasıyla 1 ile 4 yıl arasında hapis talebiyle yargılanıyor.

 

Sanık polis memuru Bülent Y. ve İsmail B., bir önceki duruşmada alınan kararda bağışık tutuldukları için beşinci duruşmaya sadece avukatları katıldı. Ahmet D., Halil E., Fuat E. ve Oğuz S. ise tutuklandıktan sonra bir müddet sonra tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmişti. Kazım A., Mehmet P., Suat Y. ve Fehmi İ. tutuklu bulunuyordu.

 

Tutuklu sanıklar, sabah saatlerinde Uşak Adliyesi'ne götürüldü. Dördüncü duruşmada Ahmet. D.'nin yakalandığı sırada sahte pasaportla yakalandığı gözetilmekle duruşmadan vareste tutulma talebinin reddine, bilirkişi incelemesine ilişkin talebin Focus dergisinden gelecek cevaptan sonra değerlendirilmesine, Cenap Işık hakkında yazılan son talimattaki hususlar yeniden belirtilerek gerektiğinde bu kişinin zorla getirilerek şahit sıfatıya dinlenmesi için Ankara Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi'ne talimat yazılmasına, Halkbank şubesinden, sanık Uğuz Müdafi tarafından belirtilen tarihlerde Burdur şubesine sanık Kazım A. tarafından sanık Mehmet P.'ye isme havale çıkarılıp çıkarılmadığı hususunun sorularak buna ilişkin örneğin istenmesine karar verilmişti.

Turizm Gazetesi, 18.04.2007

İLK CUMHURBAŞKANLIĞI KÖŞKÜ AÇILIYOR

 

 

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel döneminde restore edilmesi kararlaştırılıp Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in talimatıyla restore edilen Atatürk Evi (Müze Köşk), yarın yeniden halkın ziyaretine açılacak. Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı yıllarında 4 bin 500 liraya aldığı, önemli kararlara mekan olan evin ilk ziyaretçileri TBMM ve hükümet üyeleriyle gazeteciler olacak.


Atatürk'ün Ankara'ya geldiği yıllarda oturduğu, Kurtuluş Savaşı'nın önemli kararlarını verdiği Bulgurzade Tevfik Efendi'nin bağ evi, satın alındıktan sonra Atatürk'ün evliliğine de tanıklık etti. Mimar Vedat (Tek) Bey'in restore etmesiyle birlikte bu eve taşınan Gazi-Latife Hanım çifti, evlilik yıkılıncaya kadar burada oturdu.

Atatürk, Cumhurbaşkanı olduktan sonra da burada oturdu ve ev, 1932'ye kadar Cumhurbaşkanlığı Köşkü olarak hizmet verdi. 1876'da yapıldığı tahmin edilen, 1924 ve 1926'da iki kez onarım gören Atatürk Evi, 1986'da müze olarak açılmıştı. Atatürk'ün yaşamı boyunca en uzun süreli ikametgahı olan Müze Köşk'ün bir özelliği de Atatürk'ün Cumhuriyet'in kurulması dahil tüm devrimlerini planladığı, yerli-yabancı pek çok konuk ağırladığı, 'Büyük Nutuk'u kaleme aldığı yer olması.


Atatürk Evi'nde, müze olarak kullanılmaya başlandığı 1986 yılından sonra kimi küçük onarımlar yapılmasına rağmen, binanın 100 yıla yaklaşan yaşı ve ziyaretlerin yarattığı yıpranmalar, onarımı zorunlu kıldı. Cumhurbaşkanı Sezer, Müze Köşk'ün onarılması için talimat verdi. Sonuçta, uzun yıllardır vatandaşın ziyaretine kapalı olan Atatürk Evi, yarın halkın hizmetine yeniden açılıyor.

Radikal, 18.04.2007

MERSİN'İN MUT İLÇESİ'NDE ALAHAN MANASTIRI CAZİBE MERKEZİ OLACAK





Dünyanın önde gelen manastırları arasında yer aldığı ifade edilen Alahan Manastırı'nın yapılacak restorasyon çalışmalarından sonra hem din hem de doğa turizmi açısından bir cazibe merkezi olacağı bildirildi.

 

İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Çalışkan, Mersin'in Mut İlçesi'nde yer alan Alahan Manastırı'nın kültürel özellikleri bakımından dünyada başka bir örneğinin olmadığını belirtti.





Alahan Manastırı'nın manastır olarak özellikleri bakımından dünyada ilkler arasında olduğunu kaydeden Çalışkan "Manastırın ana giriş kapısının yanındaki işlemeli balık motifleri üç hareketlidir. Dünyada hiçbir yerde yoktur bunun örneği. Hem manastır özelliği olarak hem yapı kompleksi olarak ve hem de motif işlemeleri yönünden Alahan Manastırı ayakta kalabilen çok iyi manastırlardan birisidir." dedi.





Alahan Manastırı'nın bir cazibe merkezi olabilmesi için 1997 yılından beri uğraş verdiğinin altını çizen Çalışkan, bölgede şu an için geçici işçi statüsünde bir bekçinin görev yaptığını söyledi.





Bölgeye WC, bekçi kulübesi, kafeterya ve otopark gibi ihtiyaçların yapılması için Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Yatırım İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nden tüm onayların alındığını kaydeden Çalışkan "Burası SİT alanı olduğu için, bir takım sorunlar yaşanıyor. Adana Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü, Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü ve Silifke Müze Müdürlüğü ile onay ve yazışmalarımız sürmektedir. Valimiz Hüseyin Aksoy ve İl Özel İdare Genel Sekreterimizin onay ve yardımlarıyla İl Özel İdaresi'nden ödeneği de hazır. Yazışmalar bitince ihalesi yapılarak inşaatı başlatılacak." şeklinde konuştu.

 

Alahan Manastırı'nın dünyada az bulunan manastırlardan birisi olduğunu dile getiren Çalışkan, gerekli bakım-onarım yapıldıktan sonra seyahat acenteleri ile iletişim kurarak yerli ve yabancı turistleri buraya çekmeye çalışacaklarını belirtti.

 

İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Çalışkan, Alahan Manastırı'nın hem doğa hem de din turizmi için elverişli bir yer olduğuna işaret etti ve 1700 metre yükseklikteki bu alandaki çalışmaları yaz sonuna kadar bitirerek bölgeyi turizm cazibe merkezi haline getirmeyi planladıklarını sözlerine ekledi.

TürkiyeTurizm.com, 18.04.2007

SAMSUN AMAZONLARI ARIYOR

 

Amazonlar’ın yaşadığı yöre olarak bilinen Samsun'un Terme İlçesi Gölyazı Beldesi'nde, Amazonlar’ın yaşadığı iddia edilen kayıp şehri bulmak için çalışma başlatılıyor. Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi dalgıçları, Gölyazı'ya gelerek kayıp şehri bulmak için ön dalış yaptı. Ancak göl dibinin aşırı çamurlu olması nedeniyle tarihi herhangi bir buluntuya rastlanamadı.





Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Müdürü Yaşar Yıldız, başarılı çalışma yürütülmesi için özel cihaz ve malzemeye ihtiyaç olduğunu kaydetti. Yıldız, "Zemin yoğun bir çamur tabakası ile kaplı. Var olduğu söylenen bir duvar araştırıldı. Ancak çamur tabakası olduğu için bu duvar çamur altında kalmış olabilir" dedi. Gölyazı Belediye Başkanı İsa Baş da, efsanevi kadın savaşçılar Amazonlar’a ait her türlü eseri gün ışığına çıkarmayı amaçladıklarını bildirdi. Baş, "Kadın savaşçılar Amazonların şehrini bulmak için çalışma başlattık. Samsun Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nden iki dalgıç gelerek Akgöl ve Kızlar Adası yöresinde dalarak Amazonlar’ın kayıp şehrini bulmak için arama çalışmalarına başladılar" diye konuştu.

 

Efsanevi kadın savaşçılar olarak bilinen ve Thermedon Çayı (Samsun'un Terme İlçesi yöresi) yakınlarında kurdukları Themiskyra kentinde yaşadıkları belirtilen Amazonlar, Eflatun ve Sokrates'in eserleri ile Homeros'un İlyadasında da geçiyor. Daha iyi ok atabilmek için sağ göğüslerini kestikleri çeşitli kaynaklarda rivayet edilen ve Hitit tabletleri ile birçok efsanede adları geçen Amazonlar adına, Samsun ve yöresinin tarihi ve kültürel değerlerinden kabul edilmesi nedeniyle her yıl Terme ilçesinde festival düzenleniyor.
Bugün, 18.04.2007

ANTİK BİR MEZARDA HEYKEL BULUNDU

 

Ölüyü taklid eder biçimde bir mezara gömülü bulunan heykel İran Demir Çağı’na çok farklı bir bakış yarattı. Kazvin bölgesinde, Abyek Köyü yakınlarındaki bir dağda bulunan mezardan, antik heykelin dışında çanak çömlek ve insan kemikleri de çıktı. Kazı ekibinin bir üyesi bu buluntunun Demir Çağ ölü gömme gelenekleri ile ilgili birçok soruyu da beraberinde getireceğini belirtti. Uzmanlar, bu dönem insanlarının ölülerine ihtimam gösterdiklerini ve oldukça sofistike cenaze törenleri olduğuna inanıyorlar.

 

MÖ 1400 ile 550 yılları arasına tarihlenen İran Demir Çağı ülkenin kültürel ve dini gelişiminde çok önemli bir yere sahip.

Press TV, 11.04.2007

'SU ŞEHRİ ANTALYA'NIN SON DEĞİRMENİ

 

Dünyada bir yerleşim yeri düşünün ki, 40 ayrı kaynaktan çıkan su, 40 ayrı koldan tüm araziyi dolaşıp içme suyu, sulama, enerji, temizlik ve serinleme ihtiyaçlarını karşılasın. Antalya, 30 yıl öncesine kadar bu özelliğe sahip bir şehirdi.

Antalya'nın kuzeyindeki, alt yontma taş devrine tarihlenen insan izine rastlanan Karain Mağarası, bugün de şehrin su ihtiyacını karşılayan Kırkgöz su kaynaklarının hemen yanında. Kırkgöz pınarlarının birinci kolu yüzeyden akan ve Kepez Elektrik Santrali'ni de çeviren Kepez-Varsak kanalıdır. İkincisi ise Düdenbaşı kanyonunda açığa çıkarak Karpuzkaldıran Plajı yakınlarındaki Kasser Çağlayanı'ndan Akdeniz'e dökülür.






Bu Düden (Kataraktes) Irmağı suyunun bir bölümünü Antalya'nın kent merkezine taşıyan su şebekesinin başlangıç kısmının adı, Yedi Arıklar. Arıklara salınan sular Kaleiçi, Balbey, Yenikapı, Kızılsaray, Şarampol gibi eski mahalleleri sokak sokak dolaşırdı. Bu şebekenin eğimli bölümlerinde suyun itme gücünden yararlanarak çalıştırılan değirmenlerde tahıl, susam, biber öğütülür, demir atölyesi ve buz fabrikası çalıştırılır ve elektrik santrali çalıştırılırdı. Kış aylarında Düden'den su girişi engellenen bu kanallar, yağmur sularının drenajı için kullanılırdı. Kaleiçi'nin etrafındaki tarihi surların dibindeki su hendeklerinin de güvenlik amacıyla suyla doldurulduğu biliniyor.

Şehrin eşsiz doğal ve coğrafi özelliklerini idrakten yoksun siyasetçiler, kendine özgü zenginlikleri olan Antalya'yı "Dünya kenti", "Türkiye'nin Dubai'si" yapacağız diyerek iktidar oldular. 1980 askeri darbesi sonrası başlayan süreçte bahçelere apartman dikildi, su arıkları kapatıldı, içme suyu uluslararası şirketlerin iştahını kabartacak bir ticari ürün olarak tanımlandı. "Organize Sanayi Bölgesi" de Kırkgöz su kaynaklarının üzerine taşındı. Antalya'ya hayat veren Yedi Arıklar'ın kollarının isimleri, modern eğitimli mühendislerin hazırladığı imar haritalarında birer semt adı olarak kaldı.

Bu modernleşmenin Antalya'ya hediyesi milyonlarca dolarlık atık su arıtma şebekesine rağmen deniz kirliliği, yağmur suyu drenaj şebekesine rağmen su baskınları ve her eve takılan klimalara rağmen yaz aylarında sıcaklardan kavrulma oldu. Yedi Arıklar'dan beslenen bahçelerde yaşayan canlıların doğal yaşam alanları kayboldu.

'Su şehri' projesi

Yıllardır, 6-7 milyon turistin geldiği Antalya'nın "marka değeri"ni artırmak için "sembol" arayan kent yöneticilerine en ciddi öneri DSİ'den gelmiş. Dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı'nın talebi üzerine, inşaat mühendisi Galip Büyükyıldırım, DSİ adına 2000 yılında hazırladığı raporda Kırkgöz ve Düden su kaynaklarının eskiden olduğu gibi şehrin içinden akıtılarak Antalya'nın yeniden bir "su kenti" olabileceğini hatırlatmış.

İmar uygulamaları ile kapatılan doğal su kanallarına alternatif su akış güzergahları öneren, uygulamada karşılaşılacak olası güçlükleri ve bunları giderme yöntemlerini sıralayan Büyükyıldırım, "su kenti" temasıyla Antalya'nın özgün kimliğine kavuşturulmasının mümkün olduğunu savunuyor. Değirmenönü'nde, içinde çağlayanlar ve değirmen bulunun bir su parkı yapılmasını isteyen Büyükyıldırım, Kaleiçi surlarının etrafındaki hendeklerin de ortaya çıkarılmasını ve Atatürk Caddesi'ndeki suyun buradan akıtılmasını ve bu suyun bir kolunun Narenciye Bahçesi'nden de geçirilerek Elektrik Santrali'ne kadar ulaştırılarak enerji üretilmesini öneriyor. Aynı amaçla, Kepez Varsak Kanalı'nın da kentin batı bölgesine dağıtılmasını öneren DSİ raporuyla ilgili bugüne kadar geri bildirim olmamış.

Büyükşehir'den umudunu kesen Galip Büyükyıldırım, DSİ raporunu Muratpaşa Belediyesi'ne de göndermiş. Çünkü, Muratpaşa Belediyesi, 1970'lere kadar Yedi Arıklar'ın bir kolundan gelen suyla döndürülen irili ufaklı beş değirmen ve iki fabrikanın bulunduğu Değirmenönü Caddesi'nde ayakta kalan son değirmeni restore ettiriyor. Koruma Kurulu'nca tescil edilmemesine karşın mimar Sebati Aktuğ tarafından röleveleri çıkartılan ve aslına uygun restorasyonu yapılan değirmendeki su çarkları ve taşlar da tamir ettirilmiş. Su enerjisi ile çalışır duruma getirilen değirmenin kafe olarak kullanılması planlanıyor.

Aynı cadde üzerindeki diğer eski yapıları da projeye dahil etmeye çalışan Belediye Başkanı Süleyman Evcilmen, daha önce restorasyonu yapılan bir bakkal dükkanı ile bir kahvehane binasını değirmenle birlikte "Kültür Merkezi"ne dönüştürmek istiyor...

'Su değirmeni müzesi'

Roma devrinde Perge'de su değirmeninin kullanıldığı biliniyor. Ama son yüzyılda Antalya'da değirmenciliğin tarihi bilinmiyor. Selanik göçmeni bir aileye mensup Hüsnü Yolburun, Değirmenönü Caddesi'nin girişinden başlayarak sırasıyla altı değirmen saydı: Aklar'ın Eski Değirmeni (1950'lerde yıkılmış), Aklar'ın Susam Değirmeni (Yer Değirmeni), Aklar'ın Yeşil Değirmeni (1950'lerde yapılmış), Ahmet Ağa'nın Değirmeni (1976'da yıkılmış), Şükrü Başargan'ın Değirmeni (Restore edilen), Akların Yer Değirmeni (Köylüler kullanmış, 1970'lerde yıkılmış, yerine havuz yapılıyor) ve Çapacıların Değirmeni (1980'lerde yıkılmış).

Müzeyyen Dişey, Girit'te tüccarlık yapan amcası Süleyman Kaçaroğlu'nun mübadele sonrasında Antalya'da bir değirmen satın aldığını söylüyor. Muhtemelen mübadelede Yunanistan'a göç eden Antalyalı Rumlardan kalan bu değirmenlerde, iskeleye gemi ile gelen buğdaylar öğütülüp un olarak Yunan adalarına ihraç edilirmiş. Uzun yıllar bu değirmenleri işleten Süleyman Kaçaroğlu, bir gönül ilişkisi nedeniyle ekonomik sıkıntıya girince, yanında katip olarak çalışan Hüseyin Ak'a değirmenlerini satmış. Bu işten çok zengin olan Hüseyin Ak'ın oğullarının 1950'lerin sonunda bir Alman firmasına kurdurduğu, günlük 42 ton kapsiteli "Yeşil Değirmen", 1980'lere kadar üretim yapmış. İçinde barınan tinercilerin çevreye zarar verdiği gerekçesiyle Muratpaşa Belediyesi'nce geçtiğimiz ay yıkılan "Yeşil Değirmen", Perge'deki su değirmeninden günümüze gelen teknoloji tarihi zincirinin son halkasıydı. Değirmeni kuran firmanın temsilcisi bir Alman teknisyen, eşiyle birlikte bir süre Antalya'da çalışmış.

Mehmet Çapacılar'ın torunu olan ve günlük 24 ton kapasiteli değirmeni 1959-63 arasında işleten Soykan Fenercioğlu'na bu Alman teknisyenin söylediği "Su akar Türk bakar" sözünün mahcubiyetini duyan kaç kişi var bilmiyorum. Ama restorasyon çalışmaları hakkında bilgi almak için görüştüğümüz Belediye Başkanı Evcilmen'e Avrupa'daki müzelerden örnekler vererek "Değirmeni, neden müze yapmıyorsunuz" dediğimizde cevabı "Neden olmasın" oldu. Müze önerisine sempatiyle yaklaşan, restore edilen değirmeni Yedi Arıklar'ın suyuyla çalıştırmaya kararlı Başkan Evcilmen, Değirmenönü Caddesi'nin tümünü "değirmen" temasıyla projelendirmeye ise gücünün yetmeyeceğini söylüyor.

Değirmenönü tarihi

Geçtiğimiz hafta Muratpaşa Belediyesi'nin 2006 bütçesi görüşülürken AKP'li meclis üyeleri "Değirmenönü Kültür Merkezi" projesinin neden geciktiğini sormuşlar. Oysa, bence Başkan Evcilmen "Neden bu kadar acele uygulama yapıyor" diye eleştirilmeli. Çünkü, Antalya değirmencilik tarihçesi hakkındaki bilgi tek kelimeyle "yok".

Bir taş üzerindeki "Marque de Fabrique..." yazılı logodan restore edilen değirmenin teknik aksamının bir Fransız firması tarafından kurulduğu anlaşılıyor. ATSO kayıtları iktisat tarihçilerini bekliyor. Ayrıca Değirmenönü'nde bir sözlü tarih çalışması hem değirmencilik tarihini hem de toplumsal tarihi günışığına çıkartacaktır.

Son olarak Muratpaşa Belediye Başkanı Evcilmen'i projeyi uygulamakta geç kalmakla suçlayan AKP'li meclis üyelerine eski bir deyimi hatırlatmak isteriz: "Tanrının değirmeni yavaştır, ama unu ince öğütür" Bu değirmen suyla çalışırsa serinlik de verir!

Radikal İki, Haber: Hasan Üstün, 17.04.2007

İZMİR'DE TARİH AYAĞA KALKACAK

 

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Kadifekale’den Kemeraltı’na kadar uzanan bölgenin “Yenileme alanı” ilan edilmesi için Bakanlar Kurulu’na başvurdu. Başvurunun kabulü, Kemeraltı-Kadifekale aksını yeniden canlandıracak projelere hız kazandıracak.

Proje Kapsamında Neler Yapılacak?

  • Kadifekale’nin sur duvarlarının onarımı,

  • Antik Tiyatro’nun ortaya çıkarılması,

  • Agora Kazı Alanı kamulaştırmalarının tamamlanarak Agora’nın kent içinde algılanabilir bir merkez olarak ortaya çıkarılması,

  • Aya Vukla Kilisesi’nin restorasyonu ve çevresinin rehabilitasyonu,

  • Havraların restore edilerek inanç turizmine kazandırılması,

  • Konak Belediyesi tarafından başlatılan tarihi hanların restorasyonu ve yeniden işlevlendirilmesi çalışmalarının devamı,

  • Konak Belediyesi tarafından tamamlanan Oteller Sokağı Düzenleme Projesi’nin Aya Voukla Kilisesi, Hatuniye Cami Meydanı ve Anafartalar Caddesi ile bağlantısının düzenlenmesi,

  • Konak Belediyesi tarafından çalışmaları devam eden Altınpark Meydan düzenlemesinin tamamlanması,

  • Pazaryeri Cami Meydanı ve çevresinin düzenlenmesi,

  • Emir Sultan Türbesi ve çevresinin düzenlenmesi,

  • Hatuniye Cami Meydanı ve Dönertaş Sebili Çevresinin Düzenlenmesi,

  • Anafartalar Caddesi’ndeki yapıların dış cephelerinin bakım ve onarım çalışmaları,

  • Namazgah, Damlacık ve Tilkilik konut bölgelerinin rehabilitasyonu,

  • Kadifekale - Agora ve Ayavukla Kilisesi’nin oluşturduğu tarihi üçgenin turizm aksı haline getirilmesi, (Kadifekale ve Antik Tiyatronun tarihi konut dokusu içerisinden Agora kazı alanına, kazı alanından Batı’da havraların ve hanların bulunduğu geleneksel ticaret merkezine, Doğu’da ise Hatuniye Meydanı, Oteller Sokağı ve Ayavukla Kilisesi’ne ulaştırılmasını sağlayacak tarihi yaya aksı üzerinde sokak ve cephe düzenlemelerinin tamamlanması)

  • Tarihi yaya aksının devamı olan Anafartalar Caddesi’nin daha önce düzenlenmesi tamamlanmış olan Tarihi Konak Meydanı ile bütünleştirilmesi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Kadifekale’den Kemeraltı’na kadar uzanan tarihi, kültürel ve arkeolojik yapılarla dolu alanın, “Kemeraltı ve Çevresi Yenileme Alanı” olarak ilan edilmesi amacıyla Bakanlar Kurulu’na başvurdu. 5366 sayılı “Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması” hakkındaki kanuna göre bölgenin yenileme alanı ilan edilmesinin, tahrip olmuş tarihi değerlerin rehabilite edilerek kente kazandırılmasında Konak ve Büyükşehir Belediyesi’nin yetkilerini arttıracağı bildirildi.





Yenileme Alanı olarak ilan edilmesini istedikleri alanın; bir zamanlar kentin en prestijli bölgesi olduğunu hatırlatan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, yıllar içinde yaşanan ekonomik ve sosyal dönüşüm sonucu tarihi yapıların yıprandığı ve tahrip edildiğini, arkeolojik buluntuların yağmalandığını ve farklı amaçlarla kullanıldığı bu alanın yok olma riskiyle karşı karşıya bulunduğunu kaydetti.

Amaçlarının, İzmir’in geleneksel kent merkezi Kemeraltı ve çevresinin; rehabilite edilerek sosyal çöküntü alanı olmaktan kurtarılması, korunarak ve yeniden işlevlendirilerek geliştirilmesi, yaşatılması ve kentle, kentliyle bütünleştirilerek gelecek kuşaklara aktarılması olduğunu kaydeden Başkan Kocaoğlu, “Bu amaçla, 1. ve 2. derece arkeolojik sit alanları, doğal sit alanı ve kentsel sit + 3.derece arkeolojik sit alanını içeren alan, önce Konak Belediye Meclisi’nin, daha sonra da İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nin kararıyla Kemeraltı ve Çevresi Yenileme Alanı olarak belirlenmişti. Ancak İçişleri Bakanlığı tarafından tespit edilen bazı eksikliklerin tamamlanması için konu yeniden meclisimizden geldi. Şimdi, yeni meclis kararımızı Bakanlar Kurulu’na sunuyoruz. Bölgenin yenileme alanı ilan edilmesi, Büyükşehir Belediyesi olarak yaşama geçireceğimiz projeler için yetkilerimizi arttıracak ve çalışmaları hızlandırmamıza yardımcı olacaktır. Yaşama geçireceğimiz projeler ile tarihi değerlerimizi kent yaşamına katacağız, ekonomik ve sosyal yaşamı canlandıracağız. Bölge turizmin gelişip canlandığı bir yapıya kavuşacak” diye konuştu. Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylandıktan sonra bu alanda yapılacak uygulama etaplarının belirlenip yine Konak İlçesi ve Büyükşehir Meclisleri’ne sunulacak ve hemen sonrasında uygulamalar başlatılacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, 17.04.2007

MY SON'DA ANTİK YAZILI BİR SERAMİK PARÇASI BULUNDU

 

Vietnam’ın Quang Nam Bölgesi’nde, My Son kutsal topraklarında üzerinde Champa harfleri olan bir seramik parçası bulundu. İtalyan Lerici Vakfı ile Vietnam Kültür Bakanlığı’nın ortak yürüttükleri kazıda bulunan seramik parçası 13. yüzyıldan kalma. Bu, My Son’daki G Kulesi’nin kazı ve restorasyon çalışmaları sırasında bulunan ve üzerinde “Tran” kazılı olan üçüncü seramik parçası. 2005 yılından bu yana yazılı olan bu 3 parçanın dışında yaklaşık 2000 adet porselen, terra-cotta ve seramik bulundu. My Son, dağlarla çevrili 2 km lik bir vadiye inşa edilmiş Champa tapınakları ve kuleleri ile kutsal bir mekan. Burada aynı zamanda Champa Krallığı’nın soylu mezarları da yer almakta. Hindularca güney doğu Asya’nın en önemli kutsal mekanlarından birisi olarak kabul edilen bu bölge aynı zamanda Vietnam’da bu türün yegane örneği.

VietNamNet Bridge, 11.04.2007 

ŞANLIURFALILAR TARİHİ MEKANLARI ÜCRETSİZ GEZİYOR

 

Şanlıurfa Belediyesi, Turizm Haftası etkinlikleri kapsamında belediyeye ait otobüslerle 100 kişiye ücretsiz tarihe yolculuk turu düzenledi.

 

Tura katılan vatandaşlara, Harran, Bazda Mağaraları, Han-el Ba'rur, Şuayb Şehri, Soğmatar ve Ören yerleri ücretsiz olarak tanıtıldı. Sait Rızvanoğlu'nun rehberliğinde gerçekleştirilen tura katılan vatandaşlar, turun düzenlenmesinden duydukları memnuniyeti dile getirdi.

 

Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Necmi Karadağ, her yıl yaz aylarında hafta sonu düzenledikleri ve binlerce vatandaşın rağbet ettiği tarihe yolculuk turunu bu kez, turizm haftası dolayısıyla düzenlediklerini belirterek, tura Şanlıurfalıların büyük ilgi gösterdiğini söyledi.

 

Karadağ şöyle konuştu: "Bulunduğumuz coğrafyada turizm açısından mihenk taşı konumunda olan birçok tarihi değer var. Kültürel miras bakımından büyük önem taşıyan değerlerimizi kendi halkımıza anlatıp bu çerçevede gelecek nesillere aktarılmasını amaçlıyoruz. Belediye olarak yaz aylarında Harran, Bazda Mağaraları, Han-el Ba'rur, Şuayb Şehri, Soğmatar ve Ören yerlerine ücretsiz olarak turlar düzenliyoruz. Bugüne kadar bu turlara yaklaşık bin 500 kişi katıldı. Tarihe yolculuk turları bu yaz boyunca devam edecek."

Zaman, Haber. H. İbrahim Gaffar, 17.04.2007

GÜNEYDEKİ EN UÇ NOKTA İLGİ BEKLİYOR





Türkiye'nin güneyindeki en uç noktasını içinde barındıran ilçe, tarihe direnen yapıları ve el değmemiş tertemiz sahiliyle tatilcilerin ilgi odağı olabilecek güzelliklere sahip. Anamur İlçesi'ne bağlı Ören beldesindeki eski Anamur olarak bilinen Anamurium antik kenti, ilçenin turizm potansiyellerinden biri.

''Rüzgarlı yer'' anlamına gelen Anamurium kentinde, MS ilk yüzyılda kentin çevresine ilk surların yapıldığı, bir süre Kommageneli Antiochos'un (MS 38-72) yönetimine bırakıldığına dair bilgilere ulaşılmış. Kıbrıs'a yakın olması nedeniyle özellikle Romalılar döneminde istasyon konumunda olan Anamurium, tarih boyunca çeşitli medeniyetlere de ev sahipliği yaparken, deniz kıyısındaki zengin medeniyetlere de beşiklik etmesi sebebiyle sık sık korsanlar tarafından tahrip edilmiş.

Yaşadığı tüm zorluklara rağmen halen ayakta kalmaya çalışan Anamurium'un, gerekli yatırım ve ilginin gösterilmesi halinde önde gelen bir turizm merkezi olabileceği ve mevcut tarihi değerlerin de daha iyi korunabileceği belirtiliyor.

İçinde mezarlıklar da bulunduğu belirtilen antik kentin, koruma görevlileri olmasına rağmen sık sık defineciler tarafından talan edildiği iddia edildi. Dağlık bir bölgede bulunan antik kentin çeşitli yerlerinde farklı tarihlerde defineciler tarafından kazıların gerçekleştirildiğini vurgulayan yetkililer, şunları söylediler: ''Yaptığımız temizlik çalışmaları sırasında antik kentin bazı bölgelerinde izinsiz yapılan kazılara rastladık. Her ne kadar önlem almaya çalışsak bile dağlık bir bölgede bulunmasından dolayı, pek başarılı olamıyoruz. Çünkü Dağlık alanlardan antik kentimize gelen defineciler geceleri çalışma yapıyor. Bu konuda elimizden geleni yapıyoruz. Ancak vatandaşlarımıza da tarihi güzelliklerin tahrip edilmemesi gerektiğini sık sık hatırlatarak, tarihi değerlere sahip çıkmalarını istiyoruz. En büyük sorun ilgisizlik. Kentte turizm hareketlenmesi olması durumunda tarihi doku daha iyi korunabilir.''

İlçe tarihi güzelliklerin yanı sıra sahil şeridiyle de bulunmaz bir yer. Türkiye'nin sayılı uzun sahili şeridine sahip olan Anamur, 17 kilometrelik kesintisiz sahiliyle de masmavi Akdeniz sularıyla tatilcilerin ilgisini bekliyor. İlçe Belediye Başkanı Suphi Alp, yaptığı açıklamada, muzu ile ön plana çıkan ilçenin sahillerinin temizliğini tescillendirmek amacıyla 4 farklı bölgeden mavi bayrak çalışmalarına başladıklarını söyledi.

İlçede çok küçük oranda olsa bile turizm hareketlerinin olduğunu anlatan Alp, ''Bölgemize gelen tatilciler, hem tarihi açıdan hem de doğal güzellikleri açısından adeta ilçemize hayran kalıyorlar ve ilerleyen yıllarda aynı misafirlerimizi tekrar aramızda görüyoruz. Yani turizm potansiyellerimiz, tatilcileri kendisine hayran bırakıyor'' dedi.

 

İlçedeki potansiyellerin harekete geçirilmesi halinde, Anamur'un ülkenin önde gelen turizm merkezlerinden biri haline gelebileceğini ifade eden Alp, ancak kapalı bulunan gümrük ve inşaatı süren 182 kilometrelik Taşucu-Anamur sahil yolunun tamamlanamaması gibi bazı sorunlardan dolayı potansiyellerini harekete geçirebilmek noktasında zorlandıklarını kaydetti. Özellikle otoyolun yapılması halinde ilçenin ve bölgenin büyük bir turizm hamlesi gerçekleştirebileceğini vurgulayan Alp, bu konuda yetkililerden destek beklediklerini belirtti.

Alp, ''Bölgemize getirmeye çalıştığımız turizmcilerle görüştüğümüzde yol nedeniyle gelmekte sıkıntı yaşadıklarını söylüyorlar. Bu yolun bitmesi halinde elimizden geleni yapıp, kısa zamanda çok yol kat edebiliriz'' diye konuştu.

Sabah, 17.04.2007

DEFİNE OPERASYONUNA 14 TUTUKLU

 

Eskişehir'de, jandarmanın define avcılarına yönelik düzenlediği operasyonda tutuklananların sayısı 14'e yükseldi. 

Edinilen bilgiye göre, bir grubun Eskişehir ve çevresinde izinsiz kazı yaparak buldukları tarihi eserleri yurtdışına pazarladıkları istihbaratını değerlendiren jandarma ekipleri, yaklaşık 2 ay süren takip neticesinde, Çifteler ilçesine bağlı Belpınar köyünde bir arazide izinsiz iş makinesiyle 4 metre kazı yaparak define aradıkları iddia edilen H.A, K.K, S.K, M.U, M.S, H.B, O.M, F.P, Y.E. ve M.Ş.'yi suçüstü yakalamıştı.

Aralarında 7 kamu görevlisinin de bulunduğu ve kazıda kullandıkları malzemelere el konulan şüphelilerden H.B. ile M.Ş. çıkarıldıkları mahkemece serbest bırakılırken, diğer 8 kişi "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak" suçundan tutuklanmıştı. 

İçinde mücevher olan tümülüs (kral mezarı) aradıkları ileri sürülen bahse konu kişilerle bağlantılı oldukları ileri sürülen C.K, M.E, O.B, V.U, S.M. ve U.D. de Eskişehir'de yakalanmıştı. Adliyeye sevk edilen 6 kişi de tutuklanarak cezaevine gönderilirken, operasyon çerçevesinde tutuklananların sayısı 14'e yükseldi.

Eskişehir Kent Haber, 17.04.2007

YAZILIKAYA İLGİ BEKLİYOR

 

Eskişehir’in Han İlçesi'nde Frigler tarafından yapılan ve yaklaşık 17 metre yüksekliği ile dünyanın en önemli kaya anıtlarından birisi olan Yazılıkaya’da tabiat şartları nedeniyle oluşan çatlağın bölünme tehlikesine sebep olduğu bildirildi. İnanç merkezi olarak antik Yazılıkaya kentini seçen Frigler’in MÖ 6. yüzyılda Kral Midas adına Yazılıkaya (Midas) açık hava tapınağını yaptıkları belirtiliyor.


Henüz çözümlenememiş yazıtları, kaya mezarları, yüzey kabartmaları, altarları, kaya oymaları ve kiliseleri ile günümüze kadar ulaşabilen eşsiz tarihi kalıntılar Frigya döneminin en önemli belgelerini teşkil ediyor.


Önemli ölçüde yüzeysel aşınmalar ve çatlamaların meydana geldiği Yazılıkaya’da tahribatı kısmen gidermek ve geciktirmek için Eskişehir Valiliği 1981 yılında çalışmalara başladı. Yazılıkaya’yı ortadan ikiye bölme tehlikesi bulunan çatlağın işlemelerindeki kısmi dökülmeyi araştırmak için çalışma grubu oluşturuldu, ancak sadece anıtın çevresine tel örgü çekilme işlemi gerçekleştirildi.


Son olarak Eskişehir Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü tarafından 2002 yılında Yazılıkaya ve Çevresi Koruma Projesi hazırlandı. Bütün bu çalışmalar sonuçsuz kaldı. Kültür turizmi bölgesi olarak tur şirketlerinin gezi programlarına alınması yönünde çalışmaların sürdürüldüğü ve Frigya Vadisi projesi içinde yer alan Yazılıkaya, Eskişehir’e 39 kilometre uzaklıktaki bölgede, Frig dönemine ilgi duyan turistleri ağırlıyor.

Türkiye Gazetesi, Fotoğraf: Eskişehir Valiliği, 17.04.2007

"KONGRE VADİSİ SİT ALANI KURALLARINA GÖRE YAPILACAK"

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Harbiye'deki Kongre Vadisi'nin SİT alanı ilan edilmesi kararının, söz konusu alana çivi çakılamayacağı anlamına gelmediğini, çalışmaların SİT alanı kuralları içinde yapılacağını söyledi.

 

Harbiye'nin büyük bir kongre vadisine dönüştürülmesi ve bölgede modern kültür merkezleri inşa edilmesi planlanıyordu. Ancak geçtiğimiz hafta İstanbul 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından bölgenin SİT alanı olması kararlaştırıldı ve bu karar onay için bakanlığa gönderildi. Koruma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mete Tapan, kararın ardından Zaman'a, 'oradaki hiçbir planın artık geçerli olmadığını, kendi kontrolleri olmadan burada hiçbir çalışma yapılamayacağını' açıkladı.

 

Bu gelişmeler üzerine Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, SİT alanlarının kendilerine göre kuralları olduğunu, ancak bunun 'çivi çakılamaz' anlamına gelmediğini söyledi. Projeyi yeni şartlara göre gerçekleştireceklerini belirten Topbaş, şöyle konuştu: "2 No'lu Kurul, bölgenin tamamını SİT ilanı yaptı. Tabii bu alanlardaki şartlara göre hareket edilecektir. Ancak bu hiçbir şey yapılamaz anlamına gelmez. Zaten kurul başkanı ile daha önceki görüşmelerimizde çalışmalarımızın bölgeyi rahatsız etmeyeceğini iletmiştik. Sanatçılarımıza da bu konunun detaylarını anlattık. Onlar da bu işin sandıkları gibi olmadığını anladı. Bizim daha zengin kongreler yapabilmek için böyle bir düzenleme yapmamız gerekiyor." İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, "Kongre alanı şehir merkezine yapılmasın" teklifine ise, "O zaman Olimpiyat Stadı'ndaki gibi yalnız kalırsınız. Oraya insanları götürmede zorluk çekersiniz." cevabını verdi.

Zaman, Haber: Yasin Kılıç, 17.04.2007






KONGRE VADİSİ' ÇIKMAZI

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun sit alanı ilan etmesine karşın, "Harbiye Kongre Vadisi Projesi"nden vazgeçmiyor. Sit alanı ilan edilsin ya da edilmesin, projelerini Koruma Kurulu'na sunacaklarını belirten Topbaş, Koruma Kurulu'nun doğru kararı alacağına inandığını söyledi.

Dünya Bankası Uluslararası Para Fonu'nun (İMF) 2009'da İstanbul'da yapacağı toplantı için hazırlanan "Harbiye Kongre Vadisi Tesisleri Uygulama Projesi"ni İstanbul Büyükşehir Belediyesi hazırlıyor. Belediye yetkilileri, "Harbiye Kongre Vadisi Tesisleri Uygulama Projesi"nin İstanbul Metropolitan Planlama Merkezi'nde hazırlandığını söyledi. Proje, daha önce özel kuruluşlara hazırlatılması için ihaleye çıkarılmış, ancak bu ihale Topbaş tarafından iptal edilmişti.
İhalenin iptal edilmesiyle birlikte Koruma Kurulu'nun bölgeyi sit alanı ilan etmesi, projeyi daha zor duruma soktu. Ancak Koruma Kurulu'nun aldığı sit kararı henüz Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onaylanmadı.

Koruma Kurulu'nun aldığı sit kararı üzerine Topbaş, "Biz, burası sit alanı ilan edilsin ya da edilmesin, projemizi Koruma Kurulu'na sunacaktık. Kendi kuralları doğrultusunda doğru kararı, konsensüsle alacaklardır" dedi.


İstanbul'un kongre merkezine ihtiyacı olduğunu ve bunun da ulaşım, konaklama gibi nedenlerle kent dışında yapılamayacağını belirten Topbaş, Harbiye Kültür Vadisi Projesi'nin gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi.

Yetkililere göre, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı, Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu, Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yer aldığı vadi, kültür ve kongre merkezi ağırlıklı İstanbul'un en prestijli bölgelerinden biri... Yetkililer, projeyle ilgili olarak şu değerlendirmeyi yaptı:

"Söz konusu alan için, kültürel faaliyetlerin kapasite artırımına yönelik olarak estetik, kalite, otopark ve benzeri altyapı ihtiyaçlarını dikkate alan kentsel tasarım projesi konsepti geliştirilmiştir.
Yönetim binası olarak da kullanılan Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yeniden ele alınarak projelendirilmesi düşünülmüştür. Yeni bina, tescilli yapı olan Lütfi Kırdar ile uyumlu ve onun yüksekliğini aşmayacak, yeni yol, meydan ve otopark, çevre düzenlemesiyle açıkhava tiyatrosuyla doğrudan yaya bağlantısı sağlayacak diğer hizmet yapılarının ihtiyacı olan yeterli otopark alanı temin edecek. Yönetim birimleri başka bir yere taşınacak, sadece küçük bir idari ofis olacak. Yeni binanın, eski binanın yaklaşık iki katı büyüklüğünde olması düşünülmekte."


Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nun üzerinin kapatılmayacağını, tiyatronun arka tarafından geçmekte olan yolun yeraltına alınacağını vurgulayan yetkililer, Muhsin Ertuğrul Sahnesi dışında, yer üstünde bir bina yapılmayacağını, inşaat alanın sadece 3 bin metrekarelik kısmının yer üstünde olacağını söyledi.

Milliyet, Haber: Mehmet Demirkaya, Fotoğraf: Murat Öztürk, 20.04.2007

KARİYE'Yİ KURTARMA SERGİSİ

 

Edirnekapı'daki Kariye Müzesi, bir başka müze için sergi konusu oldu son günlerde. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, Kariye'deki tasvirleri ve büyük bölümü yurtdışından getirilen obje ve belgeleri sergiliyor.





"Bir Anıt, İki Anıtsal Kişilik, Theodoros Methokites'ten Thomas Whittemore'a Kariye" müzenin öyküsünü anlatırken bir üst kattaki "Sur, Kemer, Kubbe-Osmanlı Fotoğrafçılarının Gözüyle Bizans İstanbul'u" sergisi dönemin panoramasını sunuyor.

 

Tarihi 6. yy'a uzanan Kariye'nin kiliseden camiye, oradan da müzeye uzanan uzun bir öyküsü var. İstanbul'un Bizans döneminden beri ayakta kalan nadir anıtlarından olan Kariye, 50 yıl önce ibadete kapatılarak müzeye çevrilmiş ve Bizans Enstitüsü tarafından restore edilmiş. Pera Müzesi'ndeki serginin danışmanları da iki Bizans uzmanı; Brigitte Pitarakis ve Holger Klein. Yapıyı gelecek kuşaklar için korumanın gerekliliğini hatırlatan Holger A. Klein, "Kariye Camii'nin kendisi ve iç bezemesi bir kez daha acilen onarım gerektirdiğinden, böyle bir sergi için daha uygun zamanlama olamazdı." diyor. Dünya Anıtlar Fonu'nun (DAF) en çok tehdit altında bulunan 100 sit alanına ilişkin 2004 gözetim listesinde Kariye'nin de yer aldığını söyleyen Klein, DAF'tan yapılan açıklamayı aynen aktarıyor: "Nem seviyesindeki değişiklikler ve yeraltı sularının yükselmesi, sıva yüzeylerin zayıflayıp bozulmasıyla sonuçlandı, bu da tuzların freskolar üzerinde yıkıcı bir çiçeksime meydana getiren nüfuzuyla daha da şiddetlendi."

 

Bizans Enstitüsü'nün Kariye Camii restorasyonundan yaklaşık elli yıl sonra Kariye'nin mozaik ve fresko çevrimlerinin tekrar riskli bir durumda olduğundan hareketle düzenlenen serginin bir diğer amacı 1940'lar ve 1950'lerdeki çalışmaları gerçekleştirenleri hatırlamak.

 

Sergi Türk izleyicisine, çoğu zaman meçhul kalan Kariye Camii'nin öyküsünü de anlatıyor. 16. ve 17. yüzyıldan itibaren Avrupa'dan gelen seyyah ve yazarların ilgisini çeken İstanbul panoramaları, haritaları ve kitaplarının yanı sıra müzenin cami halindeki fotoğrafları ile restorasyon sonrasında gün ışığına çıkan fresko ve mozaikler bir arada görülebiliyor. Müzenin beşinci katında yer alan "Sur, Kemer, Kubbe..." adlı fotoğraf sergisi ise 18. ve 19. yüzyılda çekilmiş fotoğraflarla dönemin İstanbul'unu anlatıyor. 3 bini aşkın "Eski İstanbul Fotoğrafları Koleksiyonu"ndan seçilen 70 fotoğraftan oluşan sergide Abdullah Biraderler, James Robertson, Vasilaki Kargopulo, Sebah&Joaillier gibi dönemin ünlü fotoğrafçılarının imzaları var.

 

İstanbul Edirnekapı'da bulunan Kariye, 6. yy'a kadar giden bir geçmişe sahip. 534 yılında Justinianus döneminde Aziz Theodius tarafından yapılan, sonra 1204-1261 yıllarındaki Latin istilasında harap olan Kariye (Chora) Manastırı, Theodoros Metokhites tarafından 14. yy'da onarılmış. İstanbul'un fethinden sonra bir müddet boş kalan Kariye, 1511 yılında II. Bayezid'in sadrazamı Atik Ali Paşa tarafından camiye çevrilerek paşanın Çemberlitaş'taki vakfına bağlanmış. Kilise olduğu dönemdeki mozaik ve freskler tahta kepenkler ve badana ile örtülmüş. Bahçesinde en çok hadis rivayet eden yedi sahabeden Ebu Said el-Hudri'nin makam kabrini barındıran Kariye Camii'nin yanında, tekke, medrese, imaret ve sıbyan mektebi de bulunuyormuş. 1945'te ibadete kapatılan Kariye Camii, 1948'de Ayasofya'ya bağlı bir müze haline getirildi. Amerikan Bizans Enstitüsü'nün 1948'den 1958'e kadar yaptığı çalışmalar sonunda hat yazıları ve sıvalar kaldırılarak mozaik ve freskler ortaya çıkarıldı.

Zaman, Haber: Jülide Karahan, 17.04.2007

SİLAH TACİRİ
EVİNE DÖNÜYOR

 

Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi envanterine kayıtlı olan, ancak müzenin restorasyon süreci nedeniyle sergilenmek üzere İstanbul Modern Sanatlar’a gönderilen Osman Hamdi’nin tablosu, "Silah Taciri", 2007’nin sonunda Ankara’ya geliyor.

Hamdi Bey’in 1908’de yaptığı, kendisini ve oğlunu birarada resmettiği tablo, restorasyonu Ekim’de bitecek olan Devlet Resim Heykeli Müzesi’nin açılışının gözde eseri olacak.

Hürriyet, Haber: Umut Erdem, 17.04.2007

MARMARAY KAZILARI ARKEOLOJİYE YARADI

 

 

Marmaray kazıları sırasında Yenikapı'da 20 civarında gemi kalıntısının bulunması arkeoloji çevrelerinde heyecan yarattı. Aynı yerde bu kadar çok kalıntının gün ışığına çıkması dünyanın önemli arkeologlarının dikkatini buraya çekerken, uzmanlar eserlerin uygun ortamda sergilenmesi gerektiğini hatırlatıyor. Arkeologlar ve Arkeoloji Derneği yöneticilerinden Arkeolog Prof. Dr. Sevil Gülçur, kazıların gizli saklı yapılmasını eleştirerek "tarihi de göz ardı etmemek lazım" dedi.

 

Arkeolog Aksel Tibet de "Kazılar İstanbul için facia da olabilir. Önemli bir buluntu ortaya çıkarsa projenin yeri değiştirilmeli" dedi. İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü ve Marmaray Projeleri Kazıları Başkanı Arkeolog Dr. İsmail Karamut ise "Proje bitiminin ardından bazı alanlar yeniden kazılarak alta inilecek" diye konuştu. Çanakkale Üniversitesi'nden Doç. Dr. Aslı Özdoğan, İstanbul kazılarını bütün dünya arkeologlarının yakından takip ettiğini vurgulayarak, "Çok önemli parçalar çıkıyor. Ama bunların metro istasyonlarında sergilenmesi uygun değil" dedi.

Sabah, Haber: Hasan Erşan, 17.04.2007

TARİHİ ESER KAÇAKÇISININ SAVUNMASI HAKİMİ GÜLDÜRDÜ

 

İstanbul’da asayiş uygulaması yapan motorize Yunus ekiplerinin 113 parça tarihi eserle yakalayarak mali polise teslim ettiği hırsızlıktan sabıkalı Ahmet Başçı, emniyetteki ifadesinde, "Eserleri Sivas’ta bir bankın üzerinde buldum. Müzeye teslim etmek üzere İstanbul’a getirdim" deyince, sorguyu yapan polisler gülmekten kendilerini alamadı.

Hürriyet, Haber: Çetin Aydın, 17.04.2007

SELÇUK'TA TARİHİ ESER OPERASYONU YAPILDI

 

İzmir'in Selçuk İlçesi'nde düzenlenen operasyonda, tarihi eser kaçakçılığı yaptıkları iddiasıyla 4 kişi gözaltına alındı.

 

Alınan bilgiye göre, bir ihbarı değerlendiren polis ekipleri, tarihi eser kaçakçılığı yaptıkları iddiasıyla Basmane semtinde M.M.B, S.G.B, G.K. ve Ç.Ö.'yü yakaladı. Zanlıların üzerinde yapılan aramada, Hellenistik döneme ait 9 bronz sikke, bronz tıp aleti, bronz mızrak ucu ve metal konik obje ele geçirildi. G.K. ve Ç.Ö'nün tarihi sikke ve objeleri Selçuk'tan buldukları, M.M.B. ve S.G.B'nin ise alıcı olarak bu kişilerle temas kurdukları anlaşıldı. M.M.B'nin 4, S.G.B'nin 1, G.K.'nin de 2 adet benzeri suçtan kaydının bulunduğu belirtildi. Zanlılar, sorgulamalarının ardından nöbetçi mahkemeye sevk edildi.

Zaman, 16.04.2007

MÜZE ESERLERİNE NÜKLEER KORUMA

 

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ndeki kültür varlıklarının “nükleer tekniklerle” incelenmesi ve korunması için Türkiye Atom Enerjisi Kurumu ile bugün protokol imzalayacak. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün ile Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Okay Çakıroğlu arasında yapılacak protol ile nükleer tekniklerle eserlerin kimyasal ve fiziksel analizleri yapılacak. Açıklamada, nükleer tekniklerin eserde tahribatı önlediği, hızlı ve güvenilir olduğu belirtildi. Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü Hikmet Denizli, gelişmiş birçok ülkede nükleer teknoloji kullanılarak “kimyasal ve fiziksel analizler” yapıldığını söyledi. Bu analiz yöntemi ile eserin yapım tekniği, yaşı, kullanım yeri gibi konularda ayrıntılı bilgi sağlandığını belirten Denizli, nükleer tekniğin eserde tahribat olmasını önlediğini de kaydetti. Analiz yöntemi için artık yurt dışına gitmek zorunda kalmayacaklarını belirten Denizli, şunları söyledi: “Türkiye Atom Enerjisi Kurumu ile yapacağımız protokol anlaşması bize tahribatsız, hızlı, güvenilir nükleer tekniklerin kullanımı ile müzemizdeki eserlerin fiziksel ve kimyasal analizlerini daha hızlı ve kolay yapma imkanı kazandıracak.”Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü Hikmet Denizli, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ndeki laboratuvarın Türkiye’nin en donanımlı ve en önemli laboratuvarlarından biri olduğunu söyledi. İstanbul’daki merkez dışında Türkiye’de sadece birkaç müzenin laboratuvarı olduğunu belirten Denizli, “İstanbul’dan sonra, bu kadar metal, cam, ahşap, bronz eserleri restore edebilen donanımlı bir kapasiteye sahip laboratuvar olarak tekiz. Böylesine yoğun çalışan, çeşitli cinslerde eserleri restore eden başka bir laboratuvar yok” dedi. Denizli, 1990’lı yıllarda açılan laboratuvarın ABD, İngiltere ve Japonya ile uzman ve cihazlar konusunda yapılan yapılan işbirliği sonucunda geliştirildiğini kaydetti. Her eserin restorasyonu için ayrılan sürenin farklı olduğunu belirten Denizli, yine de yılda yaklaşık bin 500 eseri restore ettiklerini bildirdi.Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü Hikmet Denizli, “Bu protokol ile Türkiye’nin kültür zenginliğini koruma alanında da hak ettiği seviyeye çıkarılması için bir adım atılmış olacak. Bu teknikle örneğin, bir çömlek içindeki tortulaşmış bir malzemenin analizi ile çömleğin kullanım yeri, hatta döneminin sosyal ve kültürel hayatına ilişkin bulgular elde ediliyor. Eserin yapım tekniği bulunarak, o devrin teknolojik özellikleri, ham madde kaynakları belirlenebiliyor. Yaş tespiti yanında, eserin günümüze kadar hangi ortamlarda kaldığı da bulunabiliyor” dedi.

Türkiye Gazetesi, 16.04.2007

MEZAR TAŞLARIMIZA BİLE RAHATLIK YOK

 

Osmanlı İmparatorluğu'nun hüküm sürdüğü topraklarda karşımıza çıkan ilginç mezar taşları, çok önemli bilgiler içeriyor. Ancak, Osmanlı'nın kültür hazinesi içinde ayrı bir yere sahip mezar taşlarıyla ilgili Prof. Dr. İlber Ortaylı'dan uyarı geliyor: "Mezar taşları sanatsal değerleri nedeniyle çalınıyor."





Osmanlı döneminde mimari bir üslubu ifade eden kültürel mirasımızın önemli birer unsuru olan mezar taşlarımıza da rahat verilmeyip çalındığı ortaya çıktı. Osmanlı’dan günümüze uzanan mezar taşları sahibinin payesini ve kimliğini belirten statü sembolü niteliğinde. Kültür Mezar taşları üzerindeki yazıtlarda ölen kişiyle ilgili, ölüm nedeni, meslek, isim, aile, ölüm tarihi ve yaşadığı döneme ilişkin bilgiler yer alıyor. Ayrıca, mülki kademeler, devlet görevleri, coğrafi isimler, kuruluşlar, sanat, zanaat ve ünlü isimlere ilişkin ifadeler de bulunuyor.

 

Sanatsal değeri öne çıkan mezar taşlarının çalındığına işaret eden Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Prof. Dr. İlber Ortaylı, Osmanlı'daki mezar taşı anlayışının ifade kabiliyetinin çok yüksek olduğunu açıkladı. Prof. Dr. Ortaylı, "Edebi ifadelerin yanı sıra mezar taşlarında heykele de yer veriliyor. Bu simgelerle ölen kişinin kimliğini, bağlı olduğu tarikatı, cinsiyetini, mesleğini öğrenmek mümkün" diye konuştu. Yahudi mezar taşlarının Osmanlı'dan esinlendiğini kaydeden Ortaylı şunları söyledi: "Önüne geçilemeyen bir sorun var. Yeni mezarlar eskilerinin üzerine yapılıyor. Bu da tarihi silip yok ediyor. Öldüğümüz zaman da yağmacı oluyoruz. İlle de Karacaahmet'e gömülmek isteyenler var."

 

Osmanlı'nın değişik dönemlerine ait bilgilerin yanı sıra Türk dili ve edebiyatına da kaynaklık eden mezar taşları, birer kitabe değerinde. Bu kaynaklarda, ayet ve hadislerin yanında şiirler, ve özdeyişler de dinin toplumdaki yerini yansıtıyor. Türk süsleme sanatından önemli örnekleri de barındıran mezar taşları, sanatsal açıdan da ele alınıyor. Mezar taşlarının üzerine işlenen motifler ve çiçekler, süsleme sanatımızın gelişimini de gözler önüne seriyor.

 

Mezar taşlarının okunmasına yönelik kurslar da her geçen gün daha fazla ilgi görüyor. Osmanlı padişahlarının, vezirlerinin, alimlerinin, farklı meslek gruplarının mezar taşlarında yazılanları öğrenmek isteyenler kurslara gidiyor. "Dedelerinizin mezar taşlarını öğrenmek ister misiniz?" sloganıyla İlim Yayma Cemiyeti tarafından 6 ay önce başlatılan kursa 50 kişi başvuruda bulundu. İlim Yayma Cemiyeti Başkan Yardımcısı Metin Eroğlu, kursa devam edenlerin 6 ay içinde mezar taşı okumayı öğrenebileceklerini belirtiyor. Değişik yaş gruplarından kursiyerlerin eğitmenliğini ise, ünlü Hattat ve Ebruzen Ömer Faruk Dere yapıyor.

 

Mezar taşı yazıları çoğunlukla yola bakan Osmanlı mezarları halkın yoğun olduğu bölgelerde bulunuyordu. İstanbul Karacaahmet, Eyüp veya Edirnekapı mezarlıklarının etrafındaki duvarlar, 1950'lerden sonra örüldü. Osmanlı genelinde mezarlıkları çevreleyen duvarın olmaması sayesinde herkes rahatlıkla bu mezarların arasından geçebiliyor ve sohbet edebiliyorlardı. Bununla Osmanlı'nın istediği, dünyanın geçiciliğini hatırlatmaktı.

Bugün, Haber: İrfan Dumlu, 16.04.2007

BEYOĞLU'NUN 7 HARİKASINI SİZ SEÇİN

 

Dünyanın 7 harikasına Beyoğlu'ndan nazire...

İstanbul'un kültür ve sanat merkezi Beyoğlu, bu kez birbirinden güzel ve birbirinden değerli tarihi eserleriyle turizm alanında da bir cazibe merkezi olmaya hazırlanıyor.

Bu amaca yönelik proje kapsamında 'Beyoğlu'nun 7 harikası' unvanını taşıyacak 7 tarihi yapı halkın oylarıyla seçiliyor.

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, "Osmanlı döneminin, Cumhuriyet döneminin en önemli binaları burada. Ve Beyoğlu'na gelen insanların buna bakarak gelmesi ve geldiğinde bu önemli binaları tanıma fırsatını kendine tanıması ve Beyoğlu'nu böyle algılanmasını istiyoruz."

Trt/Haber, 16.04.2007

TARLASINDA BULDUĞU TARİHİ ESERİ MÜZEYE TESLİM ETTİ, BAHÇEYE TOPRAK DÖKTÜĞÜ GEREKÇESİYLE AZAR İŞİTTİ

 

Burdur'da tarlasında bulduğu tarihi kabartmayı traktörünün römorkuna koyarak müzeye getiren çiftçi ile müze görevlileri arasında bahçeye toprak döküldüğü gerekçesiyle tartışma yaşandı.





Burdur'un merkeze bağlı Bağsaray Köyü'nde çiftçilik yapan Mevlüt Duran, tarlada yaklaşık 1,5 metre uzunluğunda tarihi kabartma buldu. Duran'ın görüştüğü Burdur Müzesi yetkilileri, 55 yaşındaki çiftçiden eseri müzeye getirmesini istedi. Tarihi eseri yerinden çıkararak traktörün römorkuna yerleştiren Duran, zarar vermemek için eserin altına ve üstüne toprak koydu. Mevlüt Duran'ın eseri teslim etmesinin ardından traktör römorkundan müzenin bahçesine dökülen toprak, müze görevlileriyle Duran arasında tartışmaya yol açtı. Dökülen toprağı temizlemesini isteyen müze görevlileri, bu isteği reddetmesi üzerine kapıları kilitleyerek Duran'ın dışarı çıkmasına izin vermedi.





Tartışma, Arkeolog Gonca Gülseven'in müdahalesiyle son buldu. Gülseven, Mevlüt Duran'a teşekkür ederek özür diledi. Mevlüt Duran, yaptığı açıklamada, kendisine teşekkür edilmesini beklerken böyle bir olay yaşanmasına anlam veremediğini söyledi. Arkeolog Gonca Gülseven de eserin MS 2. yüzyıla ait, aslan postu taşıyan Herakles kabartması olduğunu söyledi. Müze Müdürü Hacı Ali Ekinci ise kendilerini arayan Mevlüt Duran'dan tarihi eseri müzeye getirmesinin istendiğini bildirdi.

Zaman, Fotoğraf: haberler.com, 16.04.2007

MEVLANA MÜZESİ'Nİ 80 YILDA 47 MİLYON KİŞİ GEZDİ

 

Konya'da 1927 yılında ziyarete açılan Mevlana Müzesi'ni 80 yılda 47 milyona yakın kişi gezdi. Türkiye'nin en çok ziyaret edilen müzeleri arasında ilk sıralarda yer alan Mevlana Müzesi'ne dünyanın birçok ülkesinden yüzbinlerce ziyaretçi geliyor.

 

 

Mevlana Dergahı, 30 Kasım 1925 tarihinde tekke, zaviye ve türbelerin kapatılmasının ardından 1927 yılında müzeye dönüştürüldü. Müze, Hz. Mevlana'nın türbesinin bulunmasının yanı sıra içinde barındırdığı kıymetli eserler sayesinde dünya çapında büyük üne kavuştu. Açıldığı ilk yıl 25 bin 710 yerli ziyaretçiyi ağırlayan Mevlana Müzesi'nin ziyaretçi sayısı, düzenli olarak arttı. 2006'da Mevlana Müzesi'ni 1 milyon 275 bin 147 kişi ziyaret ederken, bugüne kadar müzeyi gezenlerin sayısı yaklaşık 47 milyon kişiyi buldu. Bu süre içinde Mevlana Müzesi'ne en az ziyaretçi 5 bin 461 kişiyle 1932 yılında gelirken, müze 1996 yılında 1 milyon 494 bin 650 ziyaretçi sayısıyla rekora imza attı. 2005 yılında ise müzeyi 1 milyon 392 bin 710 kişi gezdi. Şimdiye kadar müzeyi ziyaret edenlerin yaklaşık yüzde 75'i yerli, yüzde 25'i yabancı ziyaretçilerden oluşuyor. Müzeye önceleri sadece İngiltere, Fransa ve Almanya'dan yabancı turistler gelirken, son yıllarda İtalya ve Amerika, Japonya, Güney Kore, İran, Çek Cumhuriyeti, Yunanistan ve Rusya'dan da ziyaretçi gelmeye başladı.

Zaman, Haber: Muhammed Özdemir, 16.04.2007

CHP'LİLER MÜZE KARARINA KARŞI

 

CHP Isparta Milletvekili Mevlüt Coşkuner, geçen günlerde kamuoyunun gündemine gelen Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nun Isparta Belediyesi’ne müze olarak devredilmesine karşı olduğunu belirtti. “AKP’nin Türkiye genelinde uyguladığı politikalar, Isparta yerelinde de aynen sürdürülmektedir” diyen Coşkuner, mahalle sakinlerinin bu devretmeye karşı olduklarını bizzat kendisini arayarak aktardıklarını belirtti. Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nun fiziki olarak tamamen yenilendiğini ve gerekli teknolojik donanımların sağlandığını dile getiren Coşkuner, ayrıca okul kapatıldıktan sonra öğrencilerin Yedişehitler ve Nazmi Toker İlköğretim Okulu’na nakledilmesinin düşünüldüğünü kaydetti. Coşkuner, AKP’nin daha önce de Fevzi Paşa İlköğretim Okulu’nun satışını gündeme getirdiğini belirterek, “Bu tüccar anlayışı AKP’nin eğitime bakışını gösteriyor. Bu yanlıştan dönülmez ise hem Bakanlık bazında, hem de TBMM’de konunun takipçisi olacağım” dedi.

Akşam Akdeniz, Haber: Alpaslan Tonguç, Fotoğraf: wowturkey/Kemal Söylemez, 16.04.2007

ÜSKÜDAR'A 'MEYDAN' AÇILIYOR

 

Kent meydanları, kentte yaşayanların buluşma, sosyalleşme mekanlarıdır. Konutlar kentin yatak odaları, meydanlar ise ailenin bir arada yaşadığı salonlar gibidir. Nasıl ki, salonda oturup sohbet edip TV izleyip yemek yersek, kentin salonu meydanlarda da kafelerde, restoranlarda buluşur yemek yer, sohbet ederiz. Meydanlar, festivallere, karnavallara, resmi geçitlere, gösterilere, mitinglere mekan olur, kentliler heykeller etrafında gezer, açık hava konserleri dinler, kafelerde sohbet eder, restoranlarda yemek yer, dini yapılarda ibadet ederler. Meydansız kentler, salonsuz evler gibidirler hasılı.

Güzel İstanbul’un meydanları 1950 sonrası çarpık yapılaşmaya kurban gitti. Birçoğu oluşturulduğu dönemdeki özelliğini kaybetti. O kaybedileni yeniden geri getirmek için şimdilerde yeni çabalar var. Bunlardan biri de Üsküdar’da.

Yahya Kemal ‘in “İstanbul’un fethini gören şehir” diye adlandırdığı Üsküdar, İstanbul’un en kötü yapılaşma örneklerinden biri olma bahtsızlığından biraz olsun kurtulacak mi? Hummalı bir faaliyet var Üsküdar’da. İstanbul’un en önemli transfer merkezi Üsküdar Meydanı için bir meydan planı hazırlandı. Üsküdar Meydanı ve çevresini kötü yapılaşmadan arındırmayı da hedefleyen proje, bakın neler öngörüyor:






Üsküdar Meydanı, yine bir transfer merkezi olarak işlev görecek. Yapımı süren Marmaray Projesi ve planlanan Üsküdar-Ümraniye-Dudullu metro hattı, Üsküdar Meydanı’nda birbiri ile entegre olacak. Marmaray’ın Üsküdar Meydanı’nda istasyonu olacak. Üsküdar-Ümraniye-Dudullu Metro Hattı ise denize dolgu yaparak Üsküdar durağını oluşturacak. Üsküdar bu kapsamda , bir yandan tüp geçiş ile Yenikapı-Sirkeci ve Kazlıçeşme bağlantısını sağlayacak, bir yandan da Üsküdar-Ümraniye Raylı Sistem Hattı ile de Ümraniye ile olan yolcu transferini gerçekleştirecek. Meydanda iki farklı sistemin birbiri ile entegre olmasını sağlayacak bir devasa yer altı meydanı planlanıyor.

Üsküdar Meydanı transfer merkezi kapsamında raylı sistem ile karayolu sisteminin entegrasyonunu sağlayan otopark alanları tasarlanıyor. Oluşturulacak otopark alanları özellikle deniz yolu, demir yolu ve karayolu ulaşım sistemlerini kullanan yolcularca kullanılacak.

Üsküdar Meydanı’nın daha çok yaya kullanımına açılmasını sağlamak amacıyla da Selman-ı Pak Caddesi ile Paşalimanı Caddesi arasındaki bağlantı karayolu alt geçidi ile gerçekleştirilecek.

Üsküdar Meydanı

Özel proje alanı kapsamında, Üsküdar Meydanı’na yaya olarak geçişi sağlayan üç farklı noktada ve aynı karakterde üç adet karşılama meydanı tasarlanmış. Söz konusu karşılama meydanları Şemsi Paşa Cami, Yeni Valide Cami ve Mihrimah Sultan Cami ile çevreleniyor. Her biri bir anıtsal yapı ile kucaklanan ve Üsküdar meydanına açılan geleneksel meydanların zemin kaplamaları geleneksel malzemelerden oluşacak. Meydana bakan bütün tescilli kültür varlıkları özel aydınlatma elemanlarıyla ışık gösterisi sağlayacak şekilde aydınlatılacak.

Yeni Valide Camii önünde yer alan karşılama meydanı, Üsküdar meydanına merdiven ile bağlanacak. Üsküdar meydanına bağlandığı noktada meydanda yer alan eski dokuyu canlandıracak bir “Nostalji Sokağı” tasarlanmış.. Nostalji Sokağı üzerinde Üsküdar’ın tarihini ve önemli yapılarını anlatan, bununla beraber turizm açısından gereken genel bilgileri içeren simgesel ve fonksiyonel kent mobilyaları düşünülüyor. Ahşap veya çelik strüktürden oluşan kent mobilyaları iki meydana sınır oluşturacak, bununla beraber Üsküdar kent dokusuna ait bir sokağı temsil edecek. Nostalji Sokağı söz konusu kent mobilyalarının devamında çiçekçi, büfe gibi birimlere yer verilecek.






Valide Sultan Cami ve Mihrimah Sultan Cami gibi geleneksel karşılama meydanları ile çerçevelenen meydan, Valide Sultan Cami’ne paralel ve İstanbul Boğazı’na yönelecek şekilde tasarlanmış.Marmaray Projesi’ne ait yaya çıkışları; yer altı meydanı ve meydan beraber düşünülerek yeniden düzenlenecek. Bu kapsamda meydanda farklı yönlerde yaya sirkülasyonu sağlayan 7 farklı çıkış yer alacak.

Üsküdar Meydanı’nda Harem yönünden gelen taşıt yolu ile ulaşılan yer altı katlı otoparkı düşünülüyor. Yer altı meydanı günübirlik ticaret alanları, performans alanları vb. fonksiyonlara sahip olacak şekilde tasarlanmış ve istasyon yapısına kuzey ve güney yönlerden bağlanacak şekilde oluşturulmuş.

Üsküdar Meydanı sahildeki Şemsi Paşa Cami ile çerçevelenen bölgede yine karşılama meydanı, oturma alanları, asma germe sistemi ile örtülen kafeteryalar düşünülüyor. Meydanın diğer bölümlerine göre sirkülasyon alanından çok dinlenme ve oturma alanı olarak tasarlanmış. Bu bölgeden yer altı katlı otoparkına ve Marmaray istasyonuna giriş sağlanabilecek.

Kara Davut Cami Meydanı

Bir diğer önemli operasyon, Üsküdar Belediyesi ve katlı otoparkının kaldırılmasıyla oluşan bölgede gerçekleşecek. Kara Davut Cami ve Mimar Sinan Cami ile kuşatılan, bu bölgede Üsküdar’daki ticari faaliyetleri güçlendirecek ve devamlılığını sağlayacak bir çarşı tasarlanıyor. Bu kapsamda ana sirkülasyon aksı ile bağlantılı kendi içerisinde meydan ve oturma alanlarına sahip bir bölge tasarlanmış. Kara Davut Cami ve Mimar Sinan Çarşısı önünde, söz konusu tescilli kültür varlıkları ile sınırlanan, anıtsal ağaçların gölgesinde oluşan oturma alanları düşünülüyor. Oturma ve dinlenme alanları, kafeteryalar, çarşı içerisindeki meydanlara açılacak.

Bununla beraber katlı otoparkın kaldırıldığı bölgede yer altı katlı otoparkı tasarlanıyor. Yer altı katlı otoparkına iki farklı yönden 2 giriş ve çıkış öngörülüyor. Yer altı katlı otoparkı, işletme maliyeti ve inşaat maliyetleri değerlendirilerek iki farklı boyutta tasarlanmış. Yer altı katlı otoparkından çarşı içine giriş, çıkışlar öngörülüyor.

Kara Davut Cami meydanı önünde bununla beraber, Hakimiyeti Milliye Caddesinin giriş kısmında sergileme alanları oluşturulmuş. Sergileme alanları meydanı sürekli değişen aktivite alanlarına dönüştürecek şekilde tasarlanmış.

Kara Davut Cami meydanı içerisinde yer alan bir meydanda görsel zenginlik yaratmak amacıyla fıskiyeli kuru havuzlar tasarlanmış.






Meydan çevresinde yer alan yapıların tek ve 2 katlı olması öngörülüyor.. Ticaret alanları üstü açık, üstü kapalı ve yarı açık olacak şekilde farklı özelliklerde düşünülmüş. Cephe kaplaması olarak taş, ahşap ve cam malzemeler kullanılması öngörülüyor. Meydanda zemin kaplaması olarak granit, granit küptaş ve tuğla kaplama malzemeleri düşünülmüş. Meydan üzerinde yer alan yapılar farklı metrekarelerde ve farklı yönlendirmelere sahip olacak şekilde alternatifli olarak tasarlanmış.

Bu bölgede bununla beraber Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı’na yönlenen sokak yayalaştırılacak ve bu aks üzerinde yer alan yapılara yeni alternatifler öneriliyor.

Meydan projesi oluşturulurken, birçok projede olduğu gibi, tasarlananlar Üsküdarlılarca paylaşılmadı. Kent tasarımcıları, mimarları ile paylaşıldı mı onu da bilmiyoruz. Ama devasa bir proje ve önemli ekonomik boyutları da var. Umalım projeyi yürütenler, kent estetiği hassasiyetini küf tutmuş ideolojik kayguların arkasına atmaz, kayırmacı davranmaz ve İstanbul’un fethini gören Üsküdar, güzel meydanlarıyla İstanbul’un güzelliğine güzellik katar.

Yapı, Yazı: Mustafa Sönmez, 16.04.2007

BİR OPERA BİNASI NE KADARA YAPILIR?




Sydney Opera Evi


Atatürk Kültür Merkezi (AKM) yerine yapılması düşünülen, “aynı işlevli, İstanbul ve Taksim'in şartlarına uygun kültür merkezi” olarak açıklanan bir yapının, yapım maaliyeti ne kadardır? Böyle bir yapının inşa edilmesi ne kadar zaman alır? Dünyada bu tür yapıların yaşatılması için harcanan işletme maaliyeti ne kadardır?

Bugün gerçekleştirilecek “İstanbul Forumu Toplantıları: AKM ve Kongre Vadisi” paneli öncesinde, bu soruların cevaplarını, dünyadaki örneklerin yayınlanan bütçelerine ulaşarak derledik.

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, AKM’nin yıkımı ile ilgili 13 Nisan’da yaptığı "Hesabını kitabını yaptık, binanın onarımı için 120 (milyon) YTL gerekiyor, yenisi ise 200 (milyon) YTL. İstanbul ve Taksim'in şartlarına uygun, uluslararası büyük organizasyonların yapılacağı bir kültür merkezi yaptıracağız. Türkiye'yi Sydney Opera Binası gibi bir binaya kavuşturacağız," açıklaması üzerine Sydney Opera Evi’ni öncelikli olarak araştırdık.

Sydney Opera Evi
1955 yılında Avusturalya’nın Sydney kentinin en önemli rıhtım noktalarından Bennelong’a opera binası yapmak için açılan yarışmaya 32 ülkeden 233 katılım oldu. Danimarkalı mimar Jorn Hutzon’un kazandığı yarışma sonucunda yapı 3 aşamada inşa edildi. İlk etap 1959 -1963 yılları, ikinci etap 1963-1967 yılları ve son etap ise 1967-1973 yılları arasında inşa edildi. Yapımı için 1959- 1973 yılları arasında 122 milyon Dolar harcandığı belirtilen Sydney Opera Evi’nin 2002 yılına kadar süren yenileme projeleri için bugüne kadar 344 milyon Dolar harcandı. Sydney Opera Evi’nin aylık işletim gideri ise 5 milyon Dolar. 1957’lerde Sydney Opera Evi için öngörülen yapım maliyeti 7 milyon Dolar’dı.





Guggenhaim Müzesi


Guggenheim Müzesi
Öngörülen bütçesini aşan Sydney Opera Evi’nin aksine, Bilbao’daki Guggenheim Müzesi ise, Frank O. Gehry tarafından önceden belirtilen yapım maaliyeti olan 127,5 milyon Dolar’a 1997 yılında tamamlandı. 24.000 m²’lik yapı için 70’lerde bulunmayan dijital teknolojilerin, bütçelendirme için de oldukça yararlı olduğu, araştırma metinlerinde belirtiliyor.





Kopenhag Opera Sarayı


Kopenhag Opera Sarayı
Son dönem yapılarından Kopenhag Opera Sarayı’nın yapımı 3 sene sürdü. Mimar Henning Larsen’in projesi 2001-2004 yılları arasında 442 milyon Dolar’a tamamlandı. Opera Sarayı 2005 yılına kadar açılmadı. 41.000 m²’lik dev binanın aylık işletme maliyeti ise 2,1 milyon Dolar.





Welsh Ulusal Opera Binası



Welsh Ulusal Opera Binası
Galler’in en büyük kenti Cardiff için mimarlar Jonathan Adams ve Carlo Rizzi tarafından yapılan Welsh Ulusal Opera Binası ise 210 milyon Dolar’a 2004 yılında tamamlandı. İşletme maliyeti ise aylık 992.000 Dolar.

 

New Oslo Opera House
Yarışmalar sonucunda mimarlara verilen bu projelere, Oslo’ya yeni bir opera yapısı kazandırmak için açılan yarışmada birincilik alan Norveçli mimarlık ofisi Snohetta’nın New Oslo Opera House’unu da ekleyebiliriz. Nisan 2008’de tamamlanması planlanan projenin yapım maliyeti 250 milyon Dolar olarak öngörülüyor.





Canadian Opera House (Four Seasons Center)



Canadian Opera House (Four Seasons Center)
Amerika kıtasından ise 2006 yılında tamamlanan Canadian Opera House (Four Seasons Center) örnek gösterilebiliyor. 2002-2006 yılları arasında tamamlanan Toronto kentindeki bu yapı Diamond and Schmitt Architects Inc. tarafından 181 milyon Dolar’a bitirildi. Bu tutar, Rem Koolhaas’ın Dallas’a önerdiği yeni Performans Sanatları Merkezi için öngörülen 210 milyon Dolar’a yakın bir maliyet olarak görülebilir.





Metropolitan Opera Evi



Metropolitan Opera Evi
1966’da açılan New York’un tanınmış Metropolitan Opera Evi, günümüze kadar birçok yenileme geçirdi. 1995’te koltukların arkasına yerleştirilen ve opera metinlerini ingilizce’ye tercüme eden “elektronik opera sistemi” 2 milyon Dolar’a maloldu. Metropolitan Opera Evi’nin bildirilen aylık gideri ise tüm gösterilerin maliyetleri ile beraber 17 milyon Dolar.

 

San Francisco Opera House ve Museum of Modern Arts
Sadece işletim giderleri olarak San Francisco Opera House aylık 557.367 Dolar, New York’taki Museum of Modern Arts ise 700.000 Dolar maliyet gösteriyorlar.

Sütlüce Kültür Merkezi ve Maslak Ayazağa Kongre ve Kültür Merkezi
Dünyadan bu örneklerin ardından İstanbul’da yapım aşamasında bekleyen iki proje Sütlüce Kültür Merkezi ve Maslak Ayazağa Kongre ve Kültür Merkezi’ne bakmak mümkün. Yapımına 1997 yılında başlanan 26.500 m²’lik Sütlüce Kültür Merkezi için bugüne kadar 161 milyon Dolar ödendiği ve 60 milyon Dolar’ın daha ödeneceği bildiriliyor. Maslak Ayazağa Konger ve Kültür Merkezi için gösterilen yapım maaliyeti ise 70 milyon Dolar.

Arkitera, Der.: Zeynep Alpay, Gül Keskin, 16.04.2007

 

 

HERKESE AÇIK BİR VADİ, HERKESE AÇIK BİR AKM

 

Arkitera Mimarlık Merkezi’nin 16 Nisan 2007 Pazartesi günü Bahçeşehir Üniversitesi’nde düzenlediği, mimarlardan, sanatçılardan ve sivil toplum örgütlerinden 250’nin üzerinde katılımcı ile gerçekleşen İstanbul Forumu Toplantıları “AKM ve Kongre Vadisi” panelinde uzmanlar ortak olarak; Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkılması ve Harbiye’nin örtülerek Kongre Vadisi’ne dönüştürülmesi yerine, bu bölgelerin halkın kullanımına açılması gerektiğini belirttiler.

Moderatörlüğünü, İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimari Tasarım Yüksek Lisans Programı Direktörü Prof.Dr. İhsan Bilgin’in üstendiği panelde, Emre Arolat Mimarlık’ın kurucusu Emre Arolat, İstanbul Metropolitan Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi Koordinatörü Prof. Hüseyin Kaptan, Tabanlıoğlu Mimarlık’tan mimar Melkan Tabanlıoğlu, Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Uğur Tanyeli, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi ve 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Başkanı Prof.Dr. Mete Tapan ile İstanbul Serbest Mimarlar Derneği Başkanı ve Tekeli & Sisa Mimarlık’ın kurucu ortağı Doğan Tekeli davetli konuşmacı olarak yer aldı.

Prof.Dr. İhsan Bilgin, Taksim Bölgesi’nin İstanbul’da son 50 yılın en iyi tasarlanmış bölgelerinden biri olduğunu ve bu bölge ile sürekli uğraşıldığını belirterek panelin açılışını yaptı. Özellikle Taksim Meydanı’ndaki metro çalışmaları gibi, bütünlük içinde ele alınmayan işler nedeniyle, döneminin ilginç özelliklerini yansıtan bölgelerin, küçük planlarla ve hamlelerle değiştirildiğini söyledi.

Prof.Dr. Mete Tapan başkanı olduğu 2 No’lu Koruma Kurulu’ndan bağımsız kendi fikirlerine yer vereceğini belirterek sözlerine başladı ve AKM tartışmasının giderek politik bir boyut almaya başladığını belirtti. Beyoğlu’nun büyük bir kısmının kentsel sit alanı olduğunu ancak henüz koruma amaçlı bir imar planı yapılmadığını ve acilen yapılması gereken koruma amaçlı imar planı sayesinde bazı çözümlere gidilebileceğini ifade etti. Tapan, 2763 sayılı kanuna göre kamu yapılarında öncelikle depreme karşı dayanıklılık raporu istendiğini, çeşitli üniversitelerden de AKM için bu raporu talep ettiklerini ve neticesini beklediklerini belirtti.






AKM’nin mimarı Hayati Tabanlıoğlu’nun kurduğu Tabanlıoğlu Mimarlık’tan Melkan Tabanlıoğlu ise şehrin kültürel hafızasında yer etmiş Atatürk Kültür Merkezi’nin tarihinden bahsederek, bugünkü bakımsız durumuna, yapılan işletme hatalarıyla ulaşıldığından bahsetti. Tabanlıoğlu olarak AKM için hazırladıkları bakım-onarım ve yenilenme projelerinden bahseden Melkan Tabanlıoğlu Ayazağa Kültür ve Kongre Merkezi’nin 12, Sütlüce Kültür Merkezi’nin 9 senedir tamamlanamadığını, bu gibi örneklerle karşılaştırıldığında AKM’nin eksikliklerini gidermenin, yeniden bir AKM yapmaktan daha doğru olduğunu belirtti. Kongre Vadisi’nin de kapasitesini bu şehrin kaldırıp kaldırmayacağının sorulması gerektiğini, Taksim ve Harbiye Bölgesi’nde yeşilin tahrip edilmesinin ve Açık Hava Tiyatrosu’nun üstünün örtülmesine ne tür verilere bakılarak karar verildiğinin açıklanmasını istedi.

Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü öğretim görevlisi Prof.Dr. Uğur Tanyeli ise tartışılması gereken konunun “koruma - korumama” değil, “koruma -yıkmama” olduğunu ve koruma kararı alınmayan her yapının yıkılmasının söz konusu olmadığını belirtti. Tanyeli yıkılan bir yapının niteliklerini taşıyan yeni bir yapının aynı fiyata yapılamayacağını söyledi ve “eğer yapılabilseydi, dünyadaki mevcut yapıların yerine sürekli yenileri yapılırdı” dedi.

Bir yapının yapıldıktan sonra kendi haline terk edilmemesi gerektiğini, oysa Türkiye’de yapıların kaderine terk edildikten sonra “eskidi” denilerek yıkılmak istendiğini ifade eden Tanyeli; 40 yılda inşa edilmiş bir yapının yıkılarak bir yılda yenisinin yapılmasının mümkün olmadığını dile getirdi.

Çağdaş dünyanın kamusal alana olabildiğince çok aktörü dahil etmek için çalıştığını, Kongre Vadisi gibi bir yapının ise kentin merkezindeki önemli bir noktayı, insanların erişimine kapatacağını bildirdi. Bir alanı bazı insanlara kapatmanın, o yerin temellerini kaydıracağını da sözlerine ekledi.

İstanbul Serbest Mimarlar Derneği Başkanı Doğan Tekeli konuşmasında, bir yapının ancak dayanıksızsa, işlevini sürdüremiyorsa veya çok çirkinse yıkılabileceğini, AKM için ise bu gerekçelerden hiçbirinin geçerli olmadığını belitti. 30 sene boyunca kullanılan ancak bu süre içerisinde bakımı yapılmayan AKM’nin, “çürük” olarak değerlendirilerek yıkılmak istenmesini eleştiren Tekeli, bürokratik engeller veya diğer sorunlar olmasa bile AKM’nin yerine yeni bir bina yapmanın en az 5 yıl alacağını, dolayısıyla yeni yapının hedeflendiği gibi 1 yılda bitmesinin imkansız olduğunu vurguladı.

Emre Arolat Mimarlık’tan Emre Arolat ise teknik verilerin dışında, bir de AKM yapısının sevilip sevilmediğin sorulması gerektiğini ve AKM’nin “yıkım” kelimesiyle birlikte telaffuz edilmemesi gereken bir yapı olduğunu belirtti.

 

İstanbul Metropolitan Planlama ve Kentsel Tasarım (İMP) koordinatörü Prof. Hüseyin Kaptan, Atatürk Kültür Merkezi yıkılana kadar İstanbul için yapılması gereken çok farklı işler olduğunu belirtti, bununla beraber bu söylediğinin kurumun değil, kendi görüşü olduğunu da sözlerine ekledi. İstanbul’un tek merkezi konumundaki Taksim Bölgesi’nin birçok yükü tek başına taşıdığını, kent merkezindeki bu yükün dağıtılması için İstanbul’da yeni merkezler oluşturulması gerektiğini söyledi. Kaptan, Beyoğlu Bölgesi’nin en büyük sorunun denize açılamaması olduğunu belirterek, Kongre Vadisi olarak adlandırdıkları bölge sayesinde bu açılımın sağlanacağını belirtti. Vedat Dalokay’ın Taksim Meydanı Yarışması için hazırladığı planlarda bile Atatürk Kültür Merkezi’ne dokunulmadığını hatırlatan Hüseyin Kaptan, AKM gibi bir yapının yıkılmasının, İstanbul için yapılan en sert planlarda bile söz konusu olmadığını sözlerine ekledi.

Soru cevaplarla devam eden, toplantıda “Karanlığa Karşı Sanat” etkinliğinin düzenleyicilerinden, Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği (TOMEB) İstanbul Temsilcisi Orhan Kurtuldu söz alarak, AKM’nin yıkılması kararıyla Cumhuriyet’in tamal değerlerinin hedef alındığını ifade etti ve gösteri yapılması için gerekli şartları barındıran bir yapının yıkılması için bir neden olmadığını belirtti.

Mimar Sinan Omacan ise Sydney Opera Evi’yle neredeyse aynı sürelerde inşa edilen AKM’nin programatik ritim açısından stadyum gibi bir yapı olduğunu ve Taksim’in, bu yoğunluğu yüksek kısa süreli kullanım ritmine uygun olup olmadığının tartışılması gerektiğini söyledi.

Ses ve sahne sanatçılarının yoğun ilgisiyle gerçekleştirilen panelde İhsan Bİlgin, opera, bale, tiyatro gibi elit kesime hitap eden etkiliklerin, kozmopolit yaşama nasıl adapte edileceğinin sorulması gerektiğini belirtti. Toplantı sonunda değerlendirmelerini aktaran İhsan Bilgin’e göre;

- Taksim ve çevresine yüklenmek yerine yeni alt merkezlerin yaratılmalı,
- Proust Vadisi’nin; Taksim, Maçka, Dolmabahçe üçgeni arasında kalan bölgenin, tek işlevli hale getirilmesi telaffuz bile edilmemeli,
- AKM, modern, kültürel bir değer olarak görülerek muhafaza edilmeli,
- Sürdürülebilirlik açısından faydalı olması için AKM sadece kültürel değil aynı zamanda ekonomik bir değer olarak görülmeli,
- AKM, bakım, işletme ve kapasite kullanımı açısından inter disiplinel bir projenin konusu olmalı.

İstanbul Forumu Toplantıları “AKM ve Kongre Vadisi” paneline katılan uzmanlar, mimarlar ve sanatçılar sayesinde Atatürk Kültür Merkezi’nin bugünkü durumu ve eksikleri gözler önüne serilerek, yıkılmaması, İstanbul’un Kültür Başkenti olara seçildiği 2010 yılına onarılarak hazırlanması gerektiği bir kez daha tekrar edildi. Ayrıca Kongre Vadisi’nin olarak dönüştürülmesi düşünülen bölgenin sadece belli bir kesimin kullanımına sunulması yerine, bu tür bölgelerin kamusal alan olarak değerlendirilerek halkın kullanımına açılması gerektiği açıklandı.

Arkitera, 17.04.2007

 

 

AKM YIKILSIN MI?

 

Hannover Messe Fuarı'ndan yazıyorum. Dört gündür yeterince yazıldığı için fuardan bahsetmek istemiyorum. Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nun yıkılacağını ilk yazan kişi olarak AKM'nin yıkılmasına değineceğim.

Evet, AKM yıkılsın... Başkaları gibi; hükmümü veya tepkimi ortaya koyup çekilmeyeceğim. Sloganların, kampların şekillendirdiği bir eğitim döneminde lise ve üniversitedeydim. Aksiyle hareket etmek, bulunduğum yerin sorumluluğundandır.

50 yıl veya 20 yıl sonra şöyle bir geriye bakın. İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı yapmış, başbakanlık hatta cumhurbaşkanlığı yapmış birine ait izler arayın. Kayda değer ne bulursunuz? İstikrar programları, kalkınma hamleleri, reformlar insanlarla beraber yaşar ve unutulur. Menderes'i idama götüren siyasi kararlarıydı; ama halkın bugün konuştuğu, açtığı yollardır.

Selçukluları bugün en iyi anlatan şey bıraktığı mimari eserlerdir. Antropologlar bile ancak arkeologların bulguları üzerine bir yorum yapabilirler. Ortada eser yoksa tarih bile yoktur. Eğer Eyfel Kulesi, Fransa'dan daha algılanabilir bir şeyse... Dubai'yi, Japonya'yı, Malezya'yı bugün zihnimize kazıyan mimari özellikler taşıyan binalarıysa bunun önemini bir kere daha düşünmek lazım.

Taksim, bu açıdan ciddi sorunlu bir yer. AKM yıkılacak, dendi ya. Hemen Taksim Camii akla geliyor.

Taksim Camii'ni ilk medyaya taşıyan, 1977'de bir Adalet Partisi yöneticisiydi. Yıllar sonra Taksim'e cami yaptırmayla ilgili bir vakfın başkanı rahmetli Sami Karamısır Paşa ile bu konuyu konuşmuştuk. Şunu söylediğimi hatırlıyorum. "Paşam, bu cami sıradan eser olmamalı. Fonksiyonelliği ve geleneksel mimarinin özelliklerini taşıyan biblo gibi bir yapı olmalı. Her görenin hayran olacağı bu yapı için uluslararası mimari yarışma bile açılmalı." Paşa iyice dinledi; ama yorum yapmadı. Ne yazık ki, bu konuda adım atılamadan ömrünü tamamladı.

AKM için de aynı şeyi söylüyorum. Öncelikle orası bir meydan. Meydanlara bakan bütün binaların mimari özelliği olmalı. Şekliyle, tasarımıyla, teknolojisiyle günümüz Türkiye'sini anlatacak eserlere ihtiyaç var.

Münih'teki Allianz Arena Stadı'nın mimarisi, içindeki maçlardan daha fazla konuşuluyor. Bugün Barselona'yı dünyaya anlatan iki şeyden biri takımı ve bitmeyen katedralidir. İspanya sanatı sadece ressamlarıyla konuşulmuyor. Endülüs'ten beri ilginç mimari eserleriyle de kendilerinden bahsettiriyor. Valencia'da mimar Santiago Calatrava'nın çizdiği katedral, Sidney'deki opera binasını andırıyor. Artık dünyanın her şehrinde ibadet yerinden operasına, şirket binasına kadar böyle semboller var.

Ne acıdır ki, Türkiye'de şehirleri şehir plancıları, mimarlar değil politikacılar kuruyor. Bu yüzden varoşlarımız var. 'Çekme kat', 'çıkma kat' ve 'gecekondu' gibi kavramlar sadece Türkiye'de var. Sorumluluk alanı geniş. İster belediye başkanı, ister bakan isterse başbakan ol; tarihte yad edilmek istiyorsanız mimari eserler bırakınız.

Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu ile AKM'nin yıkılma gerekçeleri farklı. Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) 2009 toplantısı İstanbul'da yapılacak. Kongre Vadisi yetersiz. Hem acil ihtiyaç var hem de farklı yaklaşımlar tek bir anlayışla ele alınacak. Her yıl 5 bin kişiyi aşan onlarca etkinliği başka ülkelere kaptırıyoruz. Sadece IMF toplantısı değil, şirketlerden sivil toplum örgütlerine kadar pek çok alana hitap eden bir zorunluluk var.

AKM'deki yaklaşım ise mimari kaygılar ve fonksiyonellik açısından ele alınıyor. Kültür Bakanı kadar Büyükşehir yönetiminin de sahiplenmesi gereken bir proje. Çünkü şehre yeni bir sembol kazandırma şansı doğdu.

Sembol deyince aklıma geldi. Diyanet İşleri de önemli sorumlulardan biri. Köylerden büyük şehirlere kadar yaşadığımız yerin en önemli sembolü camidir. Yeni yapılacak camiler için yeni standartlar getirmenin zamanı geldi, geçiyor. 20. yüzyıla ait eser bırakamadık bari, "21. yüzyılın Türk tarzı nedir?" sorusuna örnekleriyle cevap verebilmeliyiz.

Zaman, Haber: Fikri Türkel, 19.04.2007

 

 

AKM İÇİN KONSEPT PROJE

 

Kültür Bakanlığı'nın ısrarla yıkıp yeniden yapmak istediği AKM'nin mimarı Hayati Tabanlıoğlu'nun oğlu mimar Murat Tabanlıoğlu, AKM'nin günün şartlarına uygun olarak düzenlenmesi için konsept proje önerdi. AKM'nin onarım maliyetinin yüksek olduğu yönündeki fikirlerin gerçeği yansıtmadığını söyleyen Tabanlıoğlu, konsept projeyle ilgili şu bilgileri verdi:

 

"AKM'nin önündeki meydan öncelikle açık hava alanı olarak, sergilerin yapıldığı bir mekân olarak kullanılması lazım. Giriş fuayelerinin de günümüzün dizayn shopları, kafelerle donatılması gerekiyor. AKM, Taksim'e gelen insanları içine çekecek bir yapı haline gelmeli. İnsanlar burada bir şeyler yiyebilmeli. Ayrıca binanın arkasındaki prova salonları da değiştirilmeli ve buraya Türkiye'nin en iyi lokantaları getirilmeli. Bu tür kültür binalarını bu şekilde sempatik göstermek önemli. AKM'deki depolar şehrin dışına çıkarılabilir. Ön cephe için de bugünün aydınlatma sistemleri kullanılarak daha ferah ve değişken bir cephe elde edilebilir. Taksim'de bir konser varsa elektronik sistemlerle bu binanın cephesine yansıtılabilir. AKM'ye Taksim Meydanı ile birleşen bir ön cephe oluşur."

Radikal, 21.04.2007

BOSNA BATAKLIKLARINDA 2 BİN YILLIK ŞARAP

 

Bosna-Hersek'de bataklık alanda yapılan kazılarda bulunan amforaların bazılarının 2bin 200 yıllık olduğu düşünülüyor. Keşfedilen ilk İlirya gemi kalıntılarının olduğu bölgede bulunan amforaların yapılan analizlere göre şarap taşımakta kullanıldığı tespit edildi.

 

İlirya gemilerinin Adriyatik Denizi'nden Neretva Nehri boyunca Balkan topraklarının içlerine doğru olan rota üzerinde ticaret için kullanıldığı düşünülüyor. İliyarlılar MS ilk bin yılda Balkanlarda birçok krallık kurdular ve bilinen ilk kralları Bardyllis idi. Antik Yunanlarla ve Antik Makedonya Krallığı ile savaşan İliryalılar korsanlarıyla da komşu topluluklar için oldukça büyük tehlike oluşturuyorlardı.

 

İliryalalılar hakkında eldeki bütün bilgiler Yuınan ve Roma efsanelerinden geliyor ve şu ana kadar ellerinde onlarla ilgili fiziksel hiçbir bilgi yoktu. Roma İmparatorluğu Balkanlar'da yetkin olmadan çok uzun zaman önce bugün Bosna-Hersek olan bölgede bulunan ilk yerleşik insanların İliryalılar olduğu düşünülüyor. Roma İmparatorluğu İlirya'yı fethettikten sonra İliryalılar Latin kültürü ve dilini kabul ederek Romalılaştırıldılar. Birçok Roma İmparatoru İliryalı idi. Bunların en ünlüleri Diocletian ve ilk Hıristyan Roma İmparatoru Büyük Konstatntin'di. Kendisi aynı zamanda "Konstantinapolis" yani bugünkü İstanbul'un da kurucusu olarak biliniyor.

Birgün, 15.04.2007

KUZEY DENİZİ'NDE BİN YIL SONRA VİKİNG TEKNESİ

 

Vikinglerin 11 yüzyılda kullandığı teknelerin aslına uygun olarak yapılan bir gemi, bin yıl aradan sonra bu yaz Kuzey Denizi'nden geçecek. Danimarka'da bir Viking gemi müzesinin yöneticilerinin girişimiyle hazırlanan gemi, 1 Temmuz'da Danimarka'nın Roskilde limanından ayrılacak. Gemi, 14 Ağustos'ta İrlanda'nın başkenti Dublin'e varacak. Projeye öncülük eden Rather Sören-sen, gemiyi tamamen Viking tekniğine göre imal ettiklerini belirterek, "Bu serüven, tam anlamıyla bir meydan okuma. Geminin bu kadar uzun yolculuğa dayanıp dayanamayacağını göreceğiz" dedi. Kare şeklindeki yelkeninin sağlayacağı çekişle yol alacak gemide 65 gemici görev yapacak.

Birgün, 15.04.2007

KUBADABAD SARAYI'NA UZAY ÇATI SİSTEMİ PROJESİ

 

10. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad tarafından yaptırılan, dünyada günümüze dek ayakta kalabilmiş tek Selçuklu Sarayı olan Beyşehir'e bağlı Gölyaka Beldesi sınırları içerisindeki Kubadabad Sarayı'nın üzerinin uzay çatı sistemleriyle kapatılarak korunabilmesi için hazırlanan projenin tamamlandığı bildirildi.

 

Gölyaka Beldesi Belediye Başkanı Rıza Namlı, geçtiğimiz yıllarda Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un küçük ve büyük sarayın korunması amacıyla uzay çatı sözü verdiğini hatırlatarak, "2006 yılında uzay çatının projesi ve elektrik sistemlerinin tadilatı için toplam 40 bin YTL'lik ödenek ayrıldı. Şu anda projemiz hazır ve ödenek bekliyor. Proje bedeli yaklaşık 2 milyon YTL civarında" dedi. Geçtiğimiz günlerde basına da konu olan Van Gölü'ndeki bir ada üzerinde bulunan kilisenin tadilat ve onarımının yapıldığını hatırlatan Namlı, değişik uygarlık ve kültürlere ait tarihi eserlerin de korunması gerektiğini vurgulayarak, "Ancak, Türklüğün eski miraslarından olan kendi topraklarımızdaki tarihi eserlerimize de en az onlar kadar sahip çıkmalıyız. Türk-İslam kültürünün mührü olan ve şu anda dünyada ayakta kalabilen tek saray kalıntısı olan Kubadabad saraylarının korumadan yoksun bugünkü içler acısı durumunu görmek bizleri gerçekten üzüyor. Bu manzara yüreklerimizi sızlatıyor" diye konuştu.

Merhaba Gazetesi, 15.04.2007

TRUVA ATI YENİLENDİ

 

Çanakkale'deki Truva Antik Kenti’nde bulunan ünlü tahta at, restorasyon çalışmalarının ardından yeniden ziyarete açıldı.

 

Merkeze bağlı Tevfikiye Köyü’ndeki Truva Antik Kenti’nde bulunan tahta atın restorasyon çalışmaları tam 3.5 ay sürdü. 1974 yılında yapılan tahta at, 3.5 ay önce bakıma alınmıştı. Bir ay sürmesi planlanan restorasyon, atın tahtalarının tamamen çürüdüğü görülünce 3.5 ay sürdü. Tarihi at da bu sürede baştan sona yeniden yapıldı.

Vatan, 15.04.2007

KÜLTÜR ELÇİLERİ YETİŞECEK

 

Diyarbakır Müze Müdürlüğü ve ÇEKÜL Vakfı işbirliğiyle yürütülecek "Kentler Çocuklarındır" projesi kapsamında kültür elçileri yetiştirilecek. Diyarbakır Müze Müdür Vekili Nevin Soyukaya, ÇEKÜL Vakfı'nın "Kentler Çocuklarındır" projesini UNESCO'nun desteğiyle 2003-2004 yılları arasında İstanbul'da yürüttüğünü, daha sonra Akseki, Birgi, Mudanya, Midyat, Kastamonu, Kemaliye ve Talas'ta uygulandığını söyledi. Soyukaya, projeye Dicle Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği ile Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası'nın desteklediğini bildirdi.

Haber Ekspres, 15.04.2007

URFA KALESİ RESTORE EDİLECEK

 

Urfa Kalesi'nde, 69 yıl aradan sonra ilk kez gerçekleştirilecek restorasyon çalışmasının ardından arkeolojik kazılara başlanacak.





İl Kültür ve Turizm Müdürü Selami Yıldız, yaptığı açıklamada, hangi tarihte ve kimler tarafından yapıldığı henüz tam olarak bilinmeyen kalenin Cumhuriyet'in ilanın ardından ilk kez 1938 yılında ''basit bir onarımdan'' geçirildiğini söyledi. Aradan geçen süre içerisinde bazı nedenlerle kısmen tahrip olan kaledeki ''Aslanlı Burç''un restorasyonu konusunda kamuoyundan talep geldiğini anımsatan Yıldız, konuyu Kültür ve Turizm Bakanlığı'na ilettiklerini ve ihale için onay alındığını kaydetti.


Kısa süre önce sonuçlanan ihale kapsamında restorasyon işinin 188 bin YTL'ye bir firmaya verildiğini aktaran Yıldız, projenin hazırlık aşamasının tamamlandığını ifade etti.

Şanlıurfa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun onayına sunulan projeyle ilgili incelemenin devam ettiğini bildiren Yıldız, şunları söyledi: ''Kurul, bu konudaki karanını sanırım mayıs ayı içerisinde verecek. 69 yıl aradan sonra ilk kez gerçekleştirilecek restorasyon çalışmasının ardından arkeolojik kazılara başlanacak. İlk etapta Aslanlı Burç'un onarımı tamamlanacak. Böylece burcun karşı karşıya bulunduğu tehlike ortadan kaldırılacak. Ardından Kültür ve Turizm Bakanlığından gelecek arkeologlar, kale çevresinde bulunduğu sanılan saray, mescit ve hamam kalıntılarını ortaya çıkarmaya çalışacak. Arkeolojik kazılarla önemli buluntuların gün yüzüne çıkarılacağını düşünüyorum.''

 

İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü kaynaklarından derlenen bilgiye göre, Urfa Kalesi, Balıklıgöl Yerleşkesi'ndeki Damlacık Dağı'nın kuzey eteğinde yer alıyor. Doğu, batı ve güney tarafı kayadan oyma, derin savunma hendeğiyle çevrili, kuzey tarafında sarp kayalıkların bulunduğu kalenin, Abbasiler döneminde şehir sularının yeniden inşa edilmesi sırasında Seleukoslar dönemine ait eski kalıntılar üzerine yeniden inşa edildiği sanılıyor.


Güneydeki kayadan oyma hendeğin MS III. yüzyıla ait kaya mezarlarının üzerine yapıldığı ve Romalılar tarafından inşa edilen iç kalede toplam 25 burç bulunuyor. Kalede, Bizans ve İslam dönemine ilişkin kalıntılar bulunuyor. Surların MS 812 yılında Hristiyanların, Arap akınlarına karşı kenti korumak amacıyla yaptırıldığı tahmin ediliyor. Dış kale ise Haçlılar zamanında büyütülerek restore edildi. Kale üzerindeki ''Korinth başlıklı'' iki sütundan birinin üzerinde yer alan Estrangela türündeki Süryanice kitabede, ''Ben askeri komutan Barşamaş (Güneşin Oğlunun oğlu Aftuha). Bu sütunu ve üzerindeki heykeli veliaht prens MA'NU kızı, Kral MA'NU eşi hanımefendim ve velinimetim kraliçe Şalmeth için yaptım'' yazıyor.


Seleukoslar, Bizans ve İslami devirlere ait çok sayıda yapı kalıntısının bulunduğu kale, Selçuklular, Eyyubiler, Memluklüler, Akkoyunlular ve Osmanlılar döneminde onarımdan geçirildi. Kalenin son olarak 1938 yılında onarıldığı belirtiliyor.

Sabah, 15.04.2007

KÜLTÜR VARLIKLARI TANITIM YARIŞMASI DÜZENLENİYOR

 

Antalya Müzesi, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü işbirliğiyle Antalya ve çevresinde 'kültür varlıklarının tanıtımı' konulu afiş yarışması düzenliyor.

 

Müze Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, kayıtların başladığı ve son başvuru tarihinin 20 Nisan olduğu belirtildi. Antalya'daki tüm profesyonel ve amatör sanatçıların katılımına açık olan yarışma için Müze Müdürü Selahattin Eyüp Aksu, özellikle gençleri bu yarışmada görmek istediklerini, dereceye girenlere 5 adet başarı belgesi ve para ödülü verileceğini bildirdi. Yarışmaya katılacak eserler 18 Mayıs 2007 günü Antalya Müze Müdürlüğü Salonu'nda sergilenecek ve müzenin etkinliklerinde kullanılacak. Yarışmaya girecek eserlerin en geç 11 Mayıs'ta Antalya Müze Müdürlüğü'ne ulaşmış olması gerektiğini aktaran Aksu, konuyla ilgili daha fazla bilgi almak isteyen vatandaşların Antalya Müze Müdürlüğü'ne başvurabileceğini söyledi.

Zaman, 15.04.2007

ATA'NIN MİRASI ARTIK KAYIT ALTINDA





''... Söz konusu olan hediye, yüksek Türk milletine benim asıl vermeyi düşündüğüm hediye karşısında hiç bir kıymete sahip değildir. Ben gerektiği zaman en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim.''

Uzun yıllar süren çabalar sonunda oluşturduğu çiftlikleri, işletmeleri, fabrikaları araç gereçleriyle birlikte Türk ulusuna bağışladığı için TBMM üyeleri adına kendisine teşekkür eden Başbakan İsmet İnönü'ye bu sözlerle yanıt veren Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün milletine ''mirası'', Cumhurbaşkanlığının hazırladığı 2 eserle gözler önüne serildi.

2000 yılından itibaren sürdürülen Atatürk Arşivi Projesi kapsamında ilgili tüm arşivlerin, kitap ve benzeri eserlerin taranması sonucu oluşturulan ve Yüce Önder Atatürk'ün 125. doğum yıl dönümü anısına Cumhurbaşkanlığınca ''Atatürk Terekesi'', ''Atatürk'ün Kitaplığı'' ve ''İşte Atatürk-Atatürk'ün Fotoğrafları'' adlı üç eser hazırlandı.

''Atatürk'ün Terekesi'' adlı kitabın sunuşunda yer alan bilgiye göre, Atatürk'ün aramızdan ayrılışının hemen ardından kendisinden geriye kalan özel anı ve fotoğrafları ile giysileri dahil tüm mal varlığı 1938/95 dosya sayısıyla Ankara Sulh Hukuk Hakimliği tarafından kayıt altına alındı.Saptanan hemen tüm eşya, dünyada eşine rastlanmayacak bir yaklaşımla kardeşi Makbule Hanım dahil herhangi bir mirasçısına bırakılmadığı için doğrudan halka ve devlete kaldı.


''Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonra beni izlemek isteyenler bu temel eksen üzerinde akıl ve ilimin rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçım olurlar'' diyen Ulu Önder Atatürk, böylece ulusuna bıraktığı terekenin sınırlarını bilimsel temellere nasıl oturttuğunu en iyi biçimde anlatıyor.

Kitap hazırlanırken tereke dosyasında uzun yıllarda ortaya çıkan karmaşa ve belge çoğaltılmasından kaynaklanan sorunlar giderilerek kayıtlar 10 ayrı listeye dönüştürüldü.
Tereke listelerinin sıra ve parça sayılarına göre incelemesi yapılırken, bu incelemede 151 kayıt sayısı boş bırakıldı ve 49 mükerrer sayı verildiği saptandı. Terekede yer alan eşya, ilk kez 1960 yılında 6195 sayılı yasa gereği demirbaş kayıtlarına alındı.

Bu kayıtların yapıldığı günden önce Anıtkabir'e gönderilmek, satış, devir veya imha biçiminde telkin edilmek, Atatürk'ün manevi çocuklarına verilmek, çeşitli kurumlara dağıtılmak yoluyla Cumhurbaşkanlığından çıkan eşya ile bugünkü durumu saptanamayan 2 bin 138 sırada kayıtlı 7 bin 482 parçadan oluşan eşya Cumhurbaşkanlığının demirbaş defterlerine kaydedilmedi. Bunlarla ilgili liste de hazırlanarak arşive konuldu ve kitaba eklendi.

Tereke listelerindeki eşyadan kimilerinde demirbaş defterleri kayıtlarına göre farklılık saptandı. Bu çalışmada söz konusu bu tutarsızlık giderildi. Tüm belgeler, tereke sıra sayısı, demirbaş sayısı, konusal dağılımı, kullanım yerlerine göre dağılımı, her bir eşyanın geçirdiği süreçler biçiminde kümelendirildi.

Buna göre, 4 bin 503 sırada kayıtlı 24 bin 74 parçadan oluşan eşyanın tümü konusal ya da ilgili diğer alt başlıklarla bilgisayar ortamına yüklendi. Bu çalışmalara bağlı olarak tereke eşyasının çeşitli başlıklar altında bugünkü durumları ortaya konularak bir anlamda 68 yıl sonra denetimi de yapıldı.Araştırmalar sırasında demirbaş kayıtlarının özenle incelenmesi sonucunda 52 sıra sayısında 303 parça eşyanın müze köşkte bulunmasına karşın tereke sayımlarında gözden kaçtığı, sonraki yıllarda değişik tarihlerde saptanarak kayıtlara alındığı anlaşıldı.

Tereke eşyası
Kitaba göre, Ata'nın tereke eşyasının kümelendirilmesi ana başlıklar altında şöyle:
-Madalya, madalyon, berat, rozet ve plaketler ile bunlara ilişkin eşya: 70 parça
-Silah ve silahlara ilişkin eşya: 88 parça
-Çeşitli taşıtlar ve bunlara ilişkin eşya: 19 parça
-Gayrimenkuller: 5 parça
-Canlı hayvanlar ve canlı hayvanlara ilişkin eşya: 306 parça
-Para, mücevher ve takılar ile bunlara ilişkin eşya: 274 parça
-Heykel, heykelcik, büst ve benzeri eşya: 85 parça
-Tablo, levha ve bunlara ilişkin eşya: 149 parça
-Biblo, oyuncak ve benzeri dekoratif eşya: 46 parça
-Aydınlatma araçları ve bunlara ilişkin diğer eşya: 315 parça
-Ev eşyası ve eve ilişkin eşya: 1749 parça
-Kırtasiye ve masa üstü araçları: 243 parça
-Mutfak ve mutfağa ilişkin çeşitli eşya: 8 bin 884 parça
-Halı, kilim, keçe ve benzeri sergi eşyası: 157 parça
-Post, deri, kürk ve benzeri eşya: 22 parça
-Giyim eşyası: 1843 parça
-Perde, masa, yatak, yorgan ve benzeri örtüler: 1672 parça
-Fotoğraf, albüm, film ve bunlara ilişkin eşya: 126 parça
-Kutu, kasa, sandık, sepet: 143 parça
-Elektronik ve mekanik gereçler ile bunlara ilişkin eşya: 287 parça
-Bilardo ve bilardoya ilişkin eşya: 67 parça
-Çanta, bavul ve benzeri eşya: 39 parça
-Kıymetli belge, banka hesapları ve benzerleri: 73 parça
-Diğer eşya: 1101 parça
-Ayna ve aynalara ilişkin eşya: 53 parça
-Sigara ve sigaraya ilişkin eşya: 256 parça
-Baston ve asa ile bunlara ilişkin eşya: 41 parça
-Çiçeklik, vazo, saksı ve bunlara ilişkin eşya: 4 bin 686 parça
-Gözlük ve gözlüklere ilişkin eşya: 22 parça
-Sağlık gereçleri: 31 parça
-İçecek, kolonya ve benzeri ile bunlara ilişkin eşya: 376 parça
-Saat ve saatlere ilişkin eşya: 54 parça
-Kitap, defter, harita, atlas, plan, kroki ve bunlara ilişkin eşya: 256 parça
-Bazı eşyanın ''tanım'' başlığı altında ayrıca belirtilen sayılar: 536 parça.

''Atatürk'ün Kitaplığı'' adlı kitabın sunuş bölümünde de, Yüce Atatürk'ün okuma ve kitap sevgisinin çocukluğundan ölümüne dek sürdüğü, hatta bu sevginin en zor koşullarda savaş alanlarında bile fırsat yaratılarak kesintisiz sürdürüldüğünün günlüklerinden anlaşıldığı ifade ediliyor.Eserde, Yüce Önder'in kitap sevgisini yakınında bulunmuş arkadaşlarının anlatımıyla, ''Bir kitabı merak ettiğinde, bitirmeden uyumadığını ya da pek az uyku aralamasıyla okumaya devam ettiğini'' öğrenildiği de yer alıyor.Eser, aynı zamanda, Atatürk'ün okuduğu ve kendi yazdığı kitaplara ilişkin bibliyografik bilgiler içermesi yanında, O'nun yaşama gözlerini yumduğu tarihte kitaplığında bulunan eserlerin ve günümüzde nerelerde bulunduklarına yönelik bir araştırma niteliğini taşıyor.

Kitap, ayrıca Atatürk'ün düşüncelerini anlamaya ve yaşatmaya çalışan, O'nun aydın kişiliğinin yeni kuşaklara tanıtılmasına çabalayanlara da yardımcı ve yararlı olmayı amaçlıyor.

''Atatürk'ün Kitaplığı'' adlı yapıta göre, Ata'nın kitapları arasında, tarih kitaplarından din kitaplarına, yönetim kitaplarından askerlik sanatına,edebiyattan sosyolojiye kadar eserler yer alıyor.Kitapta, Ata'nın kitaplığında 4 bin 433 sayıda 7 bin 338 parça eser saptandığı kaydedildi.

Kitapta, bazı eserlerin diğerlerine göre, çok daha önemli, maddi ve manevi değerlerinin son derece yüksek olması gerektiği belirtildi. Bu eserlerin bazıları şöyle:

-1302 (1886) basımı ''Lugatı Remzi''
-''Yakut Dili'' isimli Rusça eser
-''Gazi Mustafa Kemal, Yeni Türkiye'nin Yolu'' adlı 3 cilt Rusça eser.
-1817 basımı ''Büyük Japonya'' isimli eser.
-1901 basımı ''Byzance'' isimli eser.
-1666 yılında ''...ta'nın Yazdığı İncil''
-Uygur İmparatorluğunun yazısı ve haritası.
-İstiklal Madalyasının şekli ve baskı örnekleri.
-Kuran-ı Kerim'in hattı nesih, el yazısı ile yazılmış 2 örneği.
-İbrahim Hakkı Hazretlerinin yazdığı 1251 (1835) tarihli ''Marifetname'' isimli eser.
-Kuran-ı Kerim'in Türkçe Heyeti İlmiye Tercümesi (İstanbul 1924).

''Atatürk Fotoğrafları'' adlı DVD'de ise Atatürk'ün Manastır Askeri İdadisi'nde öğrenim gördüğü yıllardan başlayarak, aramızdan ayrılmasına kadar geçen süreçte yaşamından kesitler sunan fotoğraflar, çok sayıda kaynaktan yararlanılarak derlenerek, bir araya getirildi.


DVD, 4 bin 991 fotoğraftan oluşuyor. DVD ile Atatürk'e ilişkin görüntülerin tamamına yakını tarih sırasıyla, 17 başlık altında toplanarak, bugünkü kuşaklar için anlamlı ve yararlı bir eser oluşturuldu.


Kapsam olarak 4 cilt ve 1800 sayfayı bulan bu çalışma, albüm olarak da hazırlandı.

Atatürk'ün halıları da kitap konusu oldu.''Atatürk'ten Kültürel Miras Çankaya Köşkü Halıları'' adlı kitapta ise Atatürk döneminde eski ve yeni Cumhurbaşkanlığı köşklerinde kullanılan halıların desen örnekleri, üretildikleri yöreler ve tanıtıcı bilgileri fotoğraflarla sunuluyor. Çalışmada Türk halıcılık kültürü ve tarihine ilişkin bilgiler ve kaynaklar da aktarılıyor. 106 sayfadan oluşan kitapta, 41 halı örneğine yer veriliyor.

Sabah, 15.04.2007

BİZZAT TANITACAK





Avusturya'da ele geçen Bizans ve Roma dönemine ait 316 parça değer biçilmez tarihi eser, Anadolu Medeniyetler Müzesi'nin deposuna kaldırıldı.

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, eserleri 17 Nisan Salı günü özel olarak inceleyerek bir tanıtma toplantısı yapacak. Avusturya'dan Ankara'ya uçakla getirilen eserler arasında yer alan Romus ve Romulus'u dişi kurttan süt emerken gösteren paha biçilmez değerdeki heykelciğin Anadolu Medeniyetler Müzesi'nde sergilenmesine karar verildi. Diğer eserler ise temsil ettikleri uygarlığın bölgelerine göre Anadolu'daki çeşitli müzelere dağıtılacak.

İstanbul - Münih arası çalışan bir Türk yolcu otobüsünde gümrük polislerinin araması sırasında ele geçen tarihi eserler, yaklaşık iki yıldır Innsbruck Gümrüğü'nde muhafaza ediliyordu. Avusturyalı yetkililer, altın-gümüş sikkeler, cam vazolar, kaseler, kurşun mühür baskılar ve heykelciklerden oluşan 316 parça tarihi eserin Anadolu'dan çıkarıldığının tespit edilmesi üzerine, Türkiye'ye iade edilmesine karar verdiler.

Hürriyet, Haber: Umut Erdem, 15.04.2007

 

 

 

ROMUS VE ROMULUS İMİTASYON ÇIKTI

 

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, dün düzenlediği basın toplantısında Avusturya’da ele geçen Bizans ve Roma dönemine ait 316 adet paha biçilmez tarihi eser arasında bulunan ünlü Romus ve Romulus heykelinin sahte olduğunu açıkladı. Koç, "Orijinali Anadolu’da olmayan sahte bir eser. Orada yapılan tespitlerde bu anlaşılmış. Orijinalleri Roma’da" dedi.

"İki eser Avusturya’da imitasyon olarak yakalandı" diyen Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün ise Romus Romulus’un zaten Anadolu kökenli olmadıklarını vurguladı. İmitasyonun nerede yapıldığını bilemediklerini aktaran Düzgün, yakalanan diğer eserler için de, "Bunlar daha önce müzelerimizde sergilenen eserler değil, Anadolu’nun dört bir yanında yapılan kaçak kazılar sonucu yurtdışına çıkarılmışlar" dedi. Düzgün, eserlerin değerinin ise 100 milyon dolarlarla ifade edilebileceğinin altını çizerek, kaçıran kişilerin de gümrük kontrolü sırasında yakalandığını ve haklarında Avusturya’da gerekli tahkikatın yapıldığını kaydetti.

Hürriyet, 18.04.2007

BATTI-ÇIKTI'YA TARİH ENGELİ

 

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin D-100 İzmit geçişinde sürdürdüğü battı-çıktı projesi çok önemli bir engelle karşılaştı. Seka Cami yakınlarında Roma döneminde İzmit Çarşısı olarak bilinen alanın giriş kapısı ve tüneli ortaya çıktı. Bu çok önemli tarihi yapı nedeniyle Müze Müdürlüğü inşaatı durdurdu.





Geçtiğimiz günlerde bu sütunlarda “Devlet Malzeme Ofisi’nin altında yatan tarih hazinesi” başlıklı bir yazı yazmıştım.


İzmit’in son yıllarda görülmemiş bir değişim ve hareketlik yaşadığı bir gerçek. Uçsuz bucaksız Seka Fabrikası alanı park haline getirildi. Kent ulaşım sistemleri, otoban yollar dahil değiştiriliyor. Yeni geçiş ve ulaşım sistemleri düzenleniyor. Orhan Mahallesi altında antik tiyatro aranıyor.
Bu hareketlilik ve düzenlemeler ilk anda müthiş bir çalışma ve olağanüstü proje uygulamaları gibi algılanabilir. Ancak çok dikkat edilmesi gereken bir gerçek var. Tarihi geçmişi 3 bin yıla uzanan İzmit’in altında koca bir antik kent yatıyor.


Devlet Malzeme Ofisi ve çevresel alanı antik İzmit’in Agora alanıdır. Agora alanları, antik dönemde, yani 2 bin yıl önce Roma İmparatorluğu dönemindeki açık çarşı, Pazaryeri, uluslar arası ticaret bölgesi ve halkın her kesiminin bir araya gelip alışveriş ve sosyal etkinliklerde bulunduğu tarih, kültür ve arkeolojik açıdan son derece önemli, zengin tarihsel buluntu içeren paha biçilmez değerde yerlerdir.


Antik İzmit’in Agorası, 1950’li yıllara kadar az çok korunmuş ve günümüze kadar ulaşmış iken, dönemin DMO yöneticileri, beton atarak bu agorayı örtmüşler ve doğu batı yönünde 2 mermer ana platform olarak ilerleyen ve Seka İlkokulu’na kadar uzanan bu eşsiz mimari yapıyı ortadan kaldırmışlardır. Günümüzde Seka Camiinin hemen altında yer alan ve yüksek duvarlarla çevrili bulunan DMO alanı duvarlarında, agora alanından kalma sütun gövdeleri net olarak görünmektedir.
İzmit Müze Derneği eski Başkanı Sedat Tuna Yalıncan, bir uyarıda bulunmuş, DMO alanında bu tarihsel değerlerin yattığı göz önüne alınarak, burada yapılan çalışmalarda çok dikkatli olunmasını istemişti.


Nitekim dün, bu bölgedeki battı çıktı çalışması sırasında agoranın ucu ortaya çıktı. Müze Müdürlüğü’nün talimatıyla çalışma durduruldu.
Şimdi bakalım ne olacak?
Çalışma belediyecilik ve müzecilik, hatta siyaset açısından nasıl bir seyir izleyecek.

Özgür Kocaeli, Haber: Ali Gündoğdu, 14.04.2007





8 - 14 Nisan 2007

BALKANLARDAKİ TÜRK ESERLERİ

 

Bosna Hersek'te Nobel edebiyat ödüllü romana adını veren ünlü Drina Köprüsü'nün onarımını Türkiye üstlendi.



Romanı lise yıllarında okuduğunu belirten Devlet Bakanı Beşir Atalay, köprünün barış ve dostluğun sembolü olmaya devam edeceğini söyledi. "Türkiye'nin Bosna Hersek'te yürüttüğü projelerden biri de Drina Köprüsü. Köprü tam beş asırdır ayakta. Mimar Sinan tarafindan yaptırılan köprü yıllarca her türlü doğal ve yapay tahribata uğramış. Türkiye köprünün onarımı için devrede."

 

Beşir Atalay, Balkanlar'daki Osmanlı eserlerine Türkiye'nin verdiği önemin altını çizdi. "Balkanlara ne zaman gelsek hüzünleniriz, çünkü buralarda çok sayıda eser var. Bu eserleri Türkiye olarak korumaya çalışıyoruz. Balkanlar'da Mostari'yi de Türkiye üstlendi. Hepsi bizim tarihimizin eserleri. Şimdi de Drina Köprüsü'nü onarıyoruz, bu köprünün sembolik anlamı var."

 

Devlet Bakanı Beşir Atalay, savaşta zarar gören Ferhadiye Camii'nin onarımı için de 52 bin dolarlık bir kaynak ayrıldığını söyledi.

 

"Drina Köprüsü" isimli eseriyle Ivo Andriç'e 1961 yılında Nobel Edebiyat Ödülü kazandıran köprü, 500 yıl önce devrin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa tarafından yaptırılmış. Drina, yıllarca Osmanlı'nın Balkanlar'daki en önemli üslerinden birisi olmuş.

Trt/Haber, Foto: Carlonline, 14.04.2007

ÜSKÜDAR 2010'A HAZIRLANIYOR

 

Üsküdar Belediyesi, 2010 yılında Avrupa Kültür Başkentliği'ne aday olan İstanbul’a Üsküdar’dan katkı sağlamak, Üsküdarlılık bilinci oluşturmak, tarihi ve kültürel zenginliği tanımak amacıyla yaptığı çalışmaları anlattı. Beyazıt Merkez Kütüphanesi’nde yapılan “Üsküdar 2010” konulu sunumu yapan Üsküdar Belediye Başkanı Mehmet Çakır konuşmasında “İstanbul’un 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olması için Üsküdar’da yapacağımız çeşitli alanlardaki proje ve çalışmalarla üzerimize düşen görevi yerine getireceğiz.” dedi.


Amaçlarının Üsküdar’ı kültür ve kongre merkezi haline getirmek olduğunu kaydeden Çakır, “Bu sene haziranda Bağlarbaşı’nda açılacak kültür merkezi 760 kişilik salonuyla ve sosyal tesisleriyle önemli bir boşluğu dolduracak. Kandilli’de Geleneksel El Sanatları Merkezimiz hizmete geçecek. Esatpaşa’da da 150 bin nüfusa hizmet edecek Esatpaşa Kültür Ve Spor Kompleksi yapacağız. Altunizade’deki kültür merkezimizi de yenilemek niyetindeyiz, arazimiz hayli büyük, mevcut yapıyı yıkıp ihtiyaç nispetinde bir yapı inşa edeceğiz” dedi.

Kız Kulesi’ne de yeni düzenlemeler yapılacağını vurgulayan Çakır, 15 ülkeden katılacak temsilcilerle Avrupa Yayın Birliği toplantısı yapılacağını ve onlarla 2010 ile ilgili neler yapılabileceğini konuşacaklarını söyledi. Üsküdar sınırları içinde 6 yeni müzenin inşası için start verdikleri kaydeden Çakır, “Milli Mücadele yıllarının önemli mekanlarından biri olan Özbekler Tekkesi’ni Milli Mücadele Müzesi’ne çevireceğiz, Bağlarbaşı’nda Mimari ve Ulaşım Müzesi, Müzik Müzesi, Tekel Müzesi ve Sümerbank Müzesi de projeler arasında yer alıyor. Çok önemsediğim bir diğer proje ise Fatih Sultan Mehmed’in yargılandığı mekanı müze haline çevirmek. Burayı multimedya sistemleriyle döşeyerek ziyaretçileri tekrar o günlere götürmek niyetindeyiz.” dedi. Üsküdar’da tahrip edilen pek çok yapıyı da yeniden inşa edeceklerini söyleyen Çakır şunları kaydetti: “Cüzzamhane ve Tedbilhane’yi eski plan ve fotoğraflardan esinlenerek tekrar yapacağız.”

Üsküdar Belediye Başkanı Mehmet Çakır , “Üsküdar için neler yapılabileceğinin cevabını arıyoruz. 2010’da bugünkü sıkıntılarımızın önemli ölçüde azaldığı, şehir görümünde ciddi zenginliklerin sergileneceği yepyeni bir Üsküdar’ı planlıyoruz. Biz, bugünü yaşanılır kılarken yarını planlamaya, diğer taraftan da düne ait özelliklerini ortaya çıkarmaya çalışıyoruz” dedi.

Türkiye Gazetesi, Haber: Tolga Uslubaş, 14.04.2007

'DÜŞÜNCE ADAMI VE MİMAR'IN SERGİSİ

 

Garanti Bankası’nın bünyesinde faaliyet gösteren Garanti Galeri (GG) ve Osmanlı Bankası Müzesi (OBM), ilk kez ortak bir projeye imza atarak, “Turgut Cansever: Düşünce Adamı ve Mimar” başlıklı sergilere ev sahipliği yapıyor.

 

Turgut Cansever’in entelektüel ve mimari serüveni, Uğur Tanyeli ve Atilla Yücel’in imzasını taşıyan “ikiz sergi” ve çeşitli etkinliklerle ele alınırken, bir kitapla destekleniyor. Sergi, Türkiye’de bir mimar hakkında arşiv belgesi niteliğindeki malzemeye dayanılarak hazırlanan ilk retrospektif sergi olma özelliğini taşıyor. GG’deki sergi, ustanın 1940’larda başlayan tasarımcılık serüveninin ürünlerini gösterime sunuyor. OBM’deki sergi ise Cansever’in yapılarına mercek tutuyor. Sergiyle aynı adı taşıyan kitap ise Turgut Cansever’in mimarlığının ve düşüncesinin arka planını inceliyor. Etkinlikler, 17 ve 24 Nisan’da OBM’de düzenlenecek söyleşi ve panelle devam edecek.

Türkiye Gazetesi, 14.04.2007

KATKI




CERCIS SILIQUASTRUM



Onlar açınca benim için İstanbul'a bahar gelmiş demektir. O İstanbul'un ağacıdır, Öylesine yakışır bu şehre.. Renginden midir nedir bilmem, pembe ile morun sakin ama delice karışımı İstanbul ile çok uyum sağlar gözümde. İstanbul kurulduğundan beri de var olduğu söylenir. Her bahar binbir nazla gelir ve sadece 15 gün için, gören gönülleri şenlendirir. Sonra hiç beklemediğiniz bir anda apansız kaybolur. Görmeyen gönüllere yapacak bir şey yoktur ne yazık ki...

Foto: Birgül Ozan

Erguvandan söz ediyorum, anlamışsınızdır. Ana vatanı ansiklopedilere göre güney Avrupa ve batı Asyadır ama efsaneler Filistin olduğunu söyler. Eski Mısır'da asalet sembolüdür. Homeros ise İlyada'da Hektor'un kemiklerinin konduğu altın kutunun erguvan renkli örtülerle sarılı olduğundan söz eder.

 

Hırıstiyan kültüründeki "Erguvan Ağacı" efsanesine göre utancın rengiymiş erguvani, hatta çiçekleri de beyazmış. Yahuda; İsa'yı otuz gümüşe sattıktan sonra utancından kendini bir erguvan ağacına asmıştır ya, işte erguvan bu utancı kaldıramadığından, ihanet yükünü taşıyamadığından kızarmış bembeyaz çiçeği. İşte bu nedenle "Juda's Tree" (Yahuda Ağacı) olarak adlandırılır.

Foto: Ali Başarır 

Erguvan daha sonra Roma ve Bizans'ta da önemini korumuştur. Bizans İmparatorluğu'nda İmparatorlar genellikle erguvan renkli pelerin giyerlerdi ve bu rengi başka kimse kullanamazdı. İstanbul’da 6. yüzyılda, sadece bu renk kumaş üreten bir lonca olduğu bilinir. Porphirius bu anlamda bir sıfattı ve “erguvanlar giymiş” anlamına geliyordu. Bir diğeri de bazı imparatorların isimlerinin başında bulunan Porphyrogenetus olup “mor kumaşlarda doğan” anlamına gelirdi.

 

Osmanlı'da da erguvani renk ön plandaydı. Kanuni Sultan Süleyman'ın Rodos'u fethettikten sonra şövalyelerin büyük reisi L'Isle Adam'ı uzun süre yağmur altında beklettiğini, nihayetinde erguvan renkli bir çadırda kabul ettiğini biliyoruz. Erguvan, çiçekleri ne kadar narin olsa da güçlü dalları nedeniyle Osmanlı döneminde baston yapımında da kullanıldı. Ayrıca Osmanlı mutfağında salatalar, üzerine erguvan konularak renklendirilirdi. Erguvan, yüzyıllarca Bursa'nın da simgesi olmuştur. Osmanlı döneminde bilinen ilk erguvan şenliğini Bursa düzenledi. Emir Sultan’ın 15.yy’da başlattığı gelenek 19. yüzyılda unutuldu.

 

Edebiyat dünyasında da hemen her şairin şiirinde karşımıza çıkar erguvan. Bazen Baki'nin dediği gibi yağmur damlalarıyla ıslanarak inci ve yakutla bezenmiş bir ağaca dönüşür, bazen Nef'i'nin yaptığı gibi yaseminlerle kucaklaşır. Ahmet Hamdi Tanpınar "Kültürümüzde gülden sonra adına bayram yapılacak ikinci çiçek erguvandır." der. Hilmi Yavuz sevgiliye, dile gelişlerde kaybolduğu için "erguvandın" diye seslenir. İlhan Aktaş Boğaziçi'ne "erguvan kokulu be hey zalim yar" diye haykırır, Edip Cansever ise görkemli bir erguvan imparatorluğunu anlatır.

 

Son yıllarda erguvana aşık İstanbullular, kurdukları dernekle bir dedektif gibi dolaşarak kentteki erguvanları tespit ediyorlar. Ayrıca hem Bursa'da hem de İstanbul'da "Erguvan Şenlikleri" düzenleniyor, ağaçlar dikiliyor, fotoğraf yarışmaları yapılıyor. Unutulan erguvana iade-i itibar veriliyor kısacası.

Foto: Dr. Lütfi Öte

Şimdi İstanbul için erguvan vaktidir, göz açıp kapayıncaya kadar da geçer. Bir sabah uyanırsınız ki artık yoktur. Ya da gözünüzün önünde aniden bir deli rüzgarla başlayan bir deli yağmur yağar, dökülüverirler. O telaşla üzerlerine basar geçersiniz. Bence bu görkemli şenliği bugünlerde kaçırmayın...

Ayşe Didem Bayvas

DOSYA



Bu iş bu kadar:


RANTÇI KURTLAR BİR KEZ DAHA ÇUVAL OLDU...

KONGRE VADİSİ TEHLİKEDE, HARBİYE'YE ÇİVİ ÇAKILAMAYACAK

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Türkiye'nin kongre turizmi açısından önemli bir projeye hazırlanırken, çarşamba günü gelen bir karar, bütün hazırlıkları sekteye uğrattı.



Projeye göre Harbiye büyük bir kongre vadisine dönüştürülerek, bölgede modern kongre ve kültür merkezleri inşa edilecekti. Proje, Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Açık Hava Tiyatrosu gibi kurumları etkileyeceği için başta tiyatrocular olmak üzere sanat dünyasının tepkisiyle karşılaştı. Belediye, tiyatroculara yeni bir merkez gösterirken, anlaşma noktasına gelindi. Ancak İstanbul 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, aldığı ani bir kararla tartışmalara yeni bir boyut getirdi. Kurul, Harbiye'yi tarihsel ve kentsel sit alanı ilan etti. Taşkışla Divan Pastanesi'nden başlayarak Hilton Oteli, TRT binası, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Lütfi Kırdar Kongre Sarayı ve Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nu içine alan bölgede yıkım ya da yeni bir yapılaşma gerçekleştirilemeyecek. Karar, Divan Pastanesi'nden Dolmabahçe Küçük Çiftlik Parkı'na kadar çok geniş bir alanı kapsıyor.

 

İstanbul 2 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mete Tapan, 1938'de yapılmış plandaki hatlara göre Harbiye bölgesindeki binaların zaten tescilli olduğunu söyledi. Tapan "Bu bölgeye yeni binalar yapılamaz. Hilton ve çevresi olarak anılan bölgeyi tarihsel ve kentsel sit alanı ilan ettik. Müsvetteleri imzaladık. Bakanlığa gönderdik. Onaylanmasını bekliyoruz. Bir hafta sonra bakanlık onayı gelir ve bu bölge üzerindeki tartışmalar biter." dedi.

Prof. Dr. Mete Tapan, SİT alanı olarak ilan ettikleri Harbiye bölgesi için pek çok proje düşünüldüğünü, ama oradaki hiçbir planın artık geçerli olmadığını söyledi. Tapan "Koruma Kurulu'nun kontrolü dışında hiçbir çalışma yapılamaz. Bu kararı almadaki amacımız bölgeyi koruma altına almak." dedi. 1 Nolu Koruma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Zeynep Ahunbay'ın başvurusu üzerine Kurul'un çarşamba günkü toplantısında alınan kararla, Hilton Oteli, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve TRT dahil olmak üzere bölgenin tüm binaları tescillenmiş oldu.

 

Kurulun aldığı kararın Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onaylanmasıyla, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, 2009'da İstanbul'da yapılacak Dünya Bankası Uluslararası Para Fonu (IMF) toplantılarına hazırlık amacıyla planladığı 'Harbiye Kongre Vadisi Tesisleri Uygulama Projesi' de rafa kalkmış olacak. Hilton Convention Center ile Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı arasını kapsayan proje alanı, arka tarafta Harbiye Askeri Müzesi'ne, ön tarafta da Harbiye Açık Hava Tiyatrosu yeşil alanına kadar uzanıyordu. Bu alanda yapılması öngörülen değişiklikler ise şöyleydi: Muhsin Ertuğrul Tiyatro Sahnesi yıkılarak yerine kapasitesi, sahnesi ve yan mekanları daha büyük bir tiyatro binası yapılacak. Binanın 3 bin 500 kişilik salonu çok amaçlı olarak kullanılabilecek. İstanbul Şehir Tiyatrosu idari binaları yıkılarak, tiyatro yönetimi başka bir yere taşınacak. Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nun üstü kapatılacak. Radyo Evi, müze haline getirilecek. 2009 yılı Mart ayına kadar tamamlanması hedeflenen projenin ihalesi, 5 Nisan'da yapılmış, ancak teklif veren firmanın evrakının eksik olduğu gerekçesiyle yeni ihale, ileri bir tarihe ertelenmişti.

 

Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nun üstünün kapatılmasını ve Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılıp daha modern bir binaya dönüştürülmesini öngören Kongre Vadisi projesi, geçtiğimiz ay İstanbul Şehir Tiyatroları'nda şaşkınlıkla karşılanmış, tiyatrocular o günden bu yana çeşitli eylemlerle seslerini duyurmaya çalışmıştı. Pek çok toplantı ve eylem yapan tiyatroculara İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından yeni binalar önerilen şu günlerde bu haber, Şehir Tiyatroları yönetimi tarafından sevinçle karşılandı.

Zaman, Haber: Jülide Karahan, 14.04.2007



******


ASPENDOS HER TÜRLÜ ETKİNLİĞE KAPANACAK

 

Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, Aspendos Antik Tiyatrosu'nun tüm etkinliklere kapatılmasını kararlaştırdı. Kurul, kararında her yıl Opera Bale Festivali dahil pek çok etkinliğin yapıldığı Aspendos'un yapısal ve acil güvenlik sorunları bulunduğunu, esaslı bir onarım yapılana kadar da ziyaretçi dışında her türlü gösterime kapatılmasının daha uygun olacağını bildirdi.


Kurul bu kararı alırken, Antalya Müzesi ile Antalya Rölöve Anıtlar Müdürlüğü'nün tiyatronun durumuyla ilgili raporlarını dikkate aldı.


Kurul, Aspendos'un 1995'te etkinliklere açılmasının bazı şartlara bağlandığını, önlemlerin alınmasının istendiğini belirtti, ancak buna rağmen önlemin alınmadığına ve restorasyonun yapılmadığına dikkat çekti. Kurula ulaşan raporlara göre, 5 bin kişinin alındığı alt caveaya'da (seyircilerin oturduğu bölüm) en fazla 2 bin 500 kişinin olması, üst caveaya'da ise hiç kimsenin bulunmaması gerektiği bildirildi.




Koruma Kurulu, 9 Mart 2007'de Aspendos'la ilgili olarak aldığı kararda şöyle dedi:"Gösterilerin kültür varlıklarına verdiği zararların artık kabul edilen bir gerçek olduğu, antik mekanların bu tür kullanımlardan etkilendiğinin bilindiği, bu tür kullanımlarla gelen araçların neden olduğu titreşim, insan yoğunluğunun önemli bozulmalara neden olduğu...
Aspendos Tiyatrosu'nun Selçuklu döneminde dahi strüktürel sorunlarının olduğu o dönemde yapılan onarımlarla da belgelendiği..."

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Döner Sermaye aracılığıyla tiyatroyu günlüğü 10 - 15 bin YTL arasında kiraya veriyordu. Bakanlık, bu yıl 14'üncüsü yapılacak ve yaklaşık 1.5 ay süren Opera ve Bale Festivali'ni de burada yapıyordu. Geçen yıl bakanlığa yaklaşık 3 milyon YTL'ye mal olan festival için bu yıl Anadolu Ateşi Genel Sanat Yönetmeni Mustafa Erdoğan'la bir anlaşma yapıldı. Buna göre, Erdoğan 900 bin YTL karşılığında festivalin organizasyonunu gerçekleştirecek, festival bitince de sezon sonuna kadar Aspendos'u ücretsiz olarak kullanacaktı.

Milliyet, Haber: Ömer Erbil, 11.04.2007

 

 

 

ASPENDOS'TA RESTORASYON 2008'DE

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Aspendos Tiyatrosu'nun geniş kapsamlı restorasyon çalışmasının 2008 yılında yapılmasının planlandığını bildirdi. Tiyatronun gösterime kapanmayacağını belirten Bakanlık, şu açıklamayı yaptı: "Restorasyon, restitüsyon, statik, elektrik projesinin keşif çalışmaları tamamlanmış olup, Aspendos Tiyatrosu'nun geniş kapsamlı restorasyon çalışmasının 2008 yılında yapılması planlanmaktadır."

Sabah, 14.04.2007


KARİYE'Yİ ANLATAN EL YAZMASI 554 YIL SONRA İSTANBUL'DA

 

Kariye Müzesi olarak bilinen Hora Manastırı Kilisesi’nin ilk restorasyonunu 1316’da yapan başvezir Theodoros Metokhites’in, Kariye’yi şiirlerle anlattığı elyazması 554 yıl sonra sergilenmek üzere Fransız Saray Kütüphanesi’nden alınarak İstanbul’a getirildi.

Elyazması, 1453’ten beri ilk kez Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nde açılan "İki anıtsal insan, bir anıt: Theodoros Metokhites’ten Thomas Whittemore’a Kariye" sergisinde sergilendi. Birbirinden farklı hikayelere sahip çok sayıda eserin yer aldığı sergi 1 Nisan’a kadar Pera Müzesi’nin dördüncü katında sanatseverler tarafından görülebilecek. Sergi kapsamında müzenin beşinci katında Suna ve İnan Kıraç’ın özel koleksiyonundan seçilen "Osmanlı fotoğrafçılarının gözüyle Bizans İstanbul’u" fotoğrafları da sergileniyor.

Hürriyet, Haber: Yeliz Öz, 14.04.2007

HAYALLERDEKİ BATIK



Çanakkale, denizlerinde barındırdığı yüzlerce batık nedeniyle, dünya sularında en çok savaş batığı olan kent unvanını taşıyor. Çanakkale Boğazı'nda 92 yıl önce yaşanan deniz savaşında müttefik donanmasının en önemli gemisi olan İngiliz Kraliyet Donanması'na ait "Majestik" adlı amiral gemisi, daha önce katıldığı savaşlardaki başarısıyla ordusuna ayrı bir güç veriyordu.

Attığı toplarla, kentin yarısını yok eden 14 bin 900 groston ağırlığında ve 119 metre boyundaki gemi, çevresindeki koruma gemilerine rağmen, 757 kişilik mürettebatıyla 27 Mayıs 1915'te U-21 Alman Denizaltısı tarafından Çanakkale Boğazı'nın uç noktasında yer alan Seddülbahir Feneri mevkiinde batırıldı. 15 metre derinlikten itibaren silueti belirmeye başlayan batık, henüz patlamamış bombaları, topunun oturduğu döner zemin, bacaları, yana devrilmiş gözetleme kulesi ve etrafında oluşan sualtı faunasıyla özellikle İngilizlerin ve Avustralyalıların en çok ilgisini çeken batık özelliğini taşıyor.


Çanakkale'de 25 yıldır profesyonel dalgıçlık yapan Su Sporları Merkezi eğitmeni Turgay Yeğin (50), denizlerde barındırdığı batıklar nedeniyle, dünyanın en önemli dalış merkezi olduğunu söyledi. Çanakkale deniz sahası içindeki yüzlerce batıktan, yalnızca İngilizlerin kral gemisi olarak nitelendirilen "Majestik"e, yurtdışındaki binlerce dalgıçtan talep geldiğini belirten Yeğin, N 40 02'98"-E 26 09'934" ile N 40 03'153"- E 26 09' 903" koordinatlarındaki batığa, Seyir Hidrografi Dairesi'nin hazırladığı TR18, TR21, TR212 numaralı haritalarda yasak saha içinde görünmesi nedeniyle dalınamadığını ifade etti.

Yeğin, Su Sporları Merkezi olarak, yurtdışından gelen talepler doğrultusunda Majestik'in dalış turizmine açılması için girişimde bulunduklarını anlattı.
"Liman Başkanlığı, gemilerin geçiş hattı sahası dışında olduğu için dalış yönünden bir mahzuru olmadığını açıkladı" diyen Yeğin, mevkinin dalışa yasak bölge olması nedeniyle izin verilemediğini belirtti.

Su Sporları Merkezi eğitmeni Turgay Yeğin, bu batığın dalış turizmine açılmasının kent ekonomisine büyük yarar sağlayacağını belirterek şunları söyledi: "Her yıl yurtdışından binlerce kişi, Majestik'i görmek istiyor. Majestik, dalgıçların rüyalarını süsleyen bir batık. Denizlerdeki savaş anını beyninde yaşamak isteyenler, buraya gelmek istiyor. Fakat izin alınamadığı için dalış gerçekleştirilemiyor. Ülke turizmine katkı sağlaması için en azından kontrollü olarak dalışa izin verilmesi gerektiğine inanıyoruz."

Milliyet, 14.04.2007

"BURASI MÜZE, YOLGEÇEN HANI DEĞİL"

 

Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın müze ziyaretçilerine kota uygulanması gerektiği yönündeki önerisine diğer müzelerden destek geldi. Kalabalığın kimi zaman izdihama yol açtığını söyleyen Ortaylı, "Laf ola diye bilinçsizce giren insanı müzelerden uzak tutmak gerek." demişti.

 

Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın geçtiğimiz günlerde yaptığı müze ziyaretçisine kota koyma önerisine, kalabalıktan şikayet eden diğer müze yöneticilerinden destek geldi. Ortaylı, dünyadaki pek çok müzenin ziyaretçi sayısını azalttığını, Topkapı Sarayı Müzesi'nin de benzer bir uygulama başlatması gerektiğini söylemişti. Müzeye bazen aynı anda 15 bin kişinin girdiğini, kimi zaman izdiham oluştuğunu, birkaç gün önce Hırka-i Saadet Dairesi'ndeki bir çini vazonun kırıldığını anlatan Ortaylı, "Bu kalabalıklar her yere böyle sokulmaz. Bilinçsizce, 'laf ola' diye gireni müzelerden uzak tutmak gerekir.'' demişti.

 

İlber Ortaylı'yı destekleyen Ayasofya Müzesi Müdürü Mustafa Sefakaya bilhassa öğrenci gruplarının müzeleri bilinçsizce gezmesinden yakınıyor. Öğretmenlerin yeterince özenli olmadığını söyleyen Sefakaya, bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı'na dilekçe yazarak gezilerin düzene sokulmasını istediklerini söylüyor.

 

Picasso ve Rodin sergileriyle ziyaretçi akınına uğrayan Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Nazan Ölçer ise bu sorunların Topkapı ve Ayasofya gibi müzelerin özel sorunları olduğunu, salonlara binlerce kişinin aynı anda girmesinin zararlı sonuçlar doğurabileceğini; ama eserlerin sağlığını korumakla birlikte bunları paylaşmak da gerektiğini söylüyor. "İlber Ortaylı'nın şikayetlerine hak vermemek mümkün değil; ama bu, iki taraflı bir olay. Ziyaretçi sayısı müzenin başarı kriterlerinden biri." diyen Ölçer, insanların eserlere ve yapılara zarar vermeden de müzeleri gezebileceğini düşünüyor.

 

Yılda ortalama 1,5 milyon ziyaretçisi olan ve yaz döneminde günde 8-10 bin ziyaretçi ağırlayan Konya Mevlana Müzesi de yoğunluğun önüne geçmenin çarelerini arıyor. Müze girişindeki sıkıntıyı turnike sistemi ile aşan, arka bahçe düzenlemesiyle ön bahçedeki ziyaretçi kalabalığını bir nebze hafifleten müze, özellikle açık kaldığı kandil gecelerinde 15-20 bin kişiyi ağırlıyor. Kapıya kadar gelenlere "Kusura bakmayın, bugün sizi alamayız." demenin mümkün olmadığını söyleyen müze yetkilileri, grup düzenlemesinin yanı sıra yaz mevsiminde mesai saatini iki saat uzatıyor ve yeterli personel sağlanırsa özel günlerde gece 23.00'e dek açık kalmayı planlıyor.

 

Bir müzenin asli görevinin kendisini ve koleksiyonunu tanıtmak olduğunu belirten İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi Başkanı Mahmut Erol Kılıç ise ziyaretçi sayısından şikayet etmek yerine alternatif çözümler aranması gerektiği görüşünde.

 

İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi Başkanı Mahmut Erol Kılıç

Topkapı Sarayı gibi içinde önemli tarihi eserler barındıran müzelerin bazı bölümleri randevuyla gezilebilir. Her bir kafilenin başına da bir rehber konabilir. Kültür Bakanlığı'nın çıkaracağı bir yönetmelikle bu sorun halledilebilir. Ama ziyaretçiye muhtaç müzelerimiz de var. Böyle bir uygulama tüm müzelerimiz için yapılamaz.

 

Ayasofya Müzesi Müdürü Mustafa Sefakaya

Müzeler özellikle yaz aylarında büyük sıkıntı yaşıyor. Öğrenci gruplarını kontrol etmek çok zor. Diğer turlarda da aynı sorun var. Rehberlerin bilinçlendirilmesi gerekiyor. Ziyaretçilerin çoğu mekanın tarihini yeterince anlamadan müzeden ayrılıyor. Talep yoğunluğu olan müzelerdeki ziyaretlerin programlanması çok önemli.

 

Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Nazan Ölçer

Ziyaretçi yoğunluğu yaşayan müzelerde insanların giriş-çıkışları denetlenir. İçerideki nem durumunun kontrol edilmesi çok önemli. Biz de Picasso sergisinde yaptık böyle bir düzenleme. İnsanların gelmesini istiyoruz. Tabii ki insanlar gelecek; ama eserlerin sağlığı her şeyden önemli. Orta yol bulunmalı.

Zaman, Haber: Jülide Karahan, 09.04.2007

MÜZELERDE ÇOCUKLAR GİBİ ŞEN OLMAK

 

İnsan, Carsten Höller'in Tate Modern'in Turbine Hall'una yerleştirdiği 58 metre uzunluğundaki kaydıraktan dördüncü kez aşağıya süzülürken düşünmeden edemiyor: Yerçekiminin etkisine kapılmış mutlu mutlu aşağıya akarken acaba bir çocuk gibi sevinmeli miyim, yoksa bir müze avlusunun eğlence parkına dönüştürülmesini 'Ne olacak bu kültür endüstrisinin sonu?' kaygısıyla dert mi edinmeliyim?


Bu tuhaf yanılsamayı bir meslek hastalığı olarak görebilirsiniz. Mutfağını heveskar amatörlerin sakar ellerine açmak zorunda kalan aşçının ıstırabı ne ise, bir müze küratörünün de en büyük korkusu, evinin izleyici tarafından işgal edilmesi ve karmakarışık bir oyun alanına dönüştürülmesidir. Fakat Carsten Höller tam da bu meşum kırılmayı deneyimlememizi, modern bir müzenin dışarıda bıraktığı yaşamsal bir pratiği tatmamızdan doğan renkliliği ve olağan dışılığı görmeye çalışmamızı istiyor. 'Test Site' (Test Alanı) adını verdiği farklı uzunluktaki beş kaydırağın etrafında kuyruk oluşturan kalabalığın, klasik müze izleyicisinin o tipik 'aman yanlış bir şey yapmayayım' tavrından çok uzak bir görünüm sergilediğini sanırım anlatmama gerek yok.


Ücretsiz olarak kullanılan bu kaydıraklar, ister istemez bir müzeye saygınlık katan soğukkanlılığı alaşağı ediyor. Daha da ilginci, kaydırakların başlangıç yerleri aynı zamanda müzenin kalıcı koleksiyon katlarının girişleriyle aynı katta ve aralarında yaklaşık beşer metre uzaklık var. Bir yanda kaydırak kuyruğu ve gürültü, diğer yanda resim, heykel ve video örneklerini izlerken verilmesi ve uyulması gereken klasik tepkiler. İnsan yine düşünmeden edemiyor, kişi izlediği yapıtlardan önce mi kaydıraktan kendini boşluğa bırakmalı yoksa önce kaydırağın tadını çıkarıp ardından sergiyi mi izlemeli?


Carsten Höller, binanın lineer omurgasına yılankavi bir form olarak asılan bu beş kaydırağı öncelikle bir heykel kütlesi olarak tanımlıyor. Paslanmaz çelik malzemeyle üretilen farklı uzunluklardaki bu kaydıraklar, sarmal hareketleriyle birer yaratık gibi gövdeye tutunmuşlar. Parlaklıklarıyla devasa büyüklükteki salonun renksiz dokusu arasındaki tezatlık, hem yaratığımsı formlarının öne çıkmasına hem de çocukların dünyasına ait bu tuhaf mimari üniteyi yeni bir gözle algılamamıza olanak veriyor.


Carsten Höller'in söylediği gibi bu kaydıraklar bir ölçüde müze ziyaretçisinin sınıfsal ve sosyal konumunu da eşitliyor. Müze mütevelli heyeti üyelerinden hafta sonu için Londra'ya ziyarete gelen geçici turiste, gencinden yaşlısına kadar herkes, çocuksu bir heyecanla poposunun üstünde bu eğlencenin tadını çıkarmaya çalışıyor. Höller Tate'le birlikte Londra'nın iki ayrı kurumu için de birer kaydırak önerisinde bulunuyor: Dışişleri Bakanlığı ve Halk Bilgilendirme Ofisi.


Tate Modern'de 58 metre uzunluğundaki kaydırağın önünde uzun kuyruklar oluşuyor


Nezihleştirme tartışmalarının ayyuka çıktığı, müze kültürünün gereksiz abartılarla yerden yere vurulduğu bir süreçte acaba bu tip bir enstalasyon İstanbul'un yeni müzelerinden birinde uygulansa nasıl bir tartışma başlar doğrusu merak ediyorum. İstanbul Modern'in deniz tarafına bakan yüzünün 1. katından aşağıya, giriş katına kaydığınızı ya da Pera Müzesi'nin 5. katından başlayıp dışarıda birkaç tur attıktan sonra 1. kattan gerisingeriye sergi salonuna ulaştığınızı düşünsenize. Bu görünümü sadece kültür endüstrisinin basit eğlencesi olarak küçümseyenler çıkacaktır sanırım. Oysa müzesinin izleyici tarafından bir oyun parkına dönüştürüldüğünü düşünen biricik küratörünün endişesi, neredeyse son 15 yıldır hiçbir şekilde ciddiye alınmıyor.

Bugün büyük metropol müzelerinin en büyük hedefi, geniş kitlelere müzenin bir ibadet merkezi olmadığına inandırmak. İçine aldığı her türlü nesneyi sanat yapıtı kılan "white cubeler artık çok gerilerde kaldı. Şimdilerde deneyimi çocuksu bir heyecanla paketlemeyen, aktivitelerine renklilik katmayan müzelere müze gözüyle bakılmıyor. Hal böyle olunca uçmak, koşmak, kaymak, sarsılmak gibi klasik ve modern sanat yapıtlarının bizden uzaklaştırdığı fiiller, gerisingeriye müze mekanlarına dönmüş oluyor. Dolayısıyla bu tip güncel sanat uygulamalarından kaçınmaktan çok zevk almaya çalışmak, deneyimin orta yerinde kişinin kendisine yabancılaşmasından çok daha akıllı bir çözüm.

Radikal, Yazı: Levent Çalıkoğlu, 12.04.2007

DÜNKÜ DİNAZOR TAVUK OLDU

 

Amerikalı araştırmacılar, T. rex fosillerinde bugüne kadar kalmayı başaran organik molekülleri, günümüzün yaşayan hayvanlarınkilerle karşılaştırarak, bunların tavuk proteininin benzeri olduğunu tespit etti. Dinozor kemiğinde protein keşfini, organik bir materyalin bu kadar uzun süre yaşamayı başarmasından ötürü sürpriz olarak niteleyen Amerikalı bilim ekibi, bulgularını Science dergisinde yayınladı. Tekniklerinin, diğer yaşayan ve soyu tükenmiş organizmalar arasındaki evrim ilişkisini aydınlatmakta da yardımcı olabileceğini belirten araştırmacılar, bulgularının kuşların evrimsel bağla doğrudan dinozorlara bağlandığı düşüncesiyle uyum içinde olduğunu ve bunu güçlendirdiğini kaydetti.

 

Araştırmanın eşbaşkanlarından Kuzey Carolina Eyalet Üniversitesi'nden Mary Schweitzer, analiz sonucu proteinlerin dinozorun yumuşak dokusundan organik materyal olduğunun teyit edildiğini belirterek, "Fosilleşme teorisine göre, organik dokuların bu kadar uzun süre yaşayamayacağı düşünülüyordu" dedi.

 

Schweitzer, 68 milyon yaşındaki bu dinozorun kemik dokusundan elde edilen proteinlerin analizi sayesinde elde edilen bulguların, dinozorların evrimi ve diğer türlerle bağlantısı konusunda aydınlatıcı olacağını belirtti.

 

Fosil, eski bir akarsuyun taşıdığı alüvyon ve çamurla karışan ve fazla sıkı olmayan en az bin metreküp kumun altında bulunmuştu. Proteinlerin T. rex kemiğinin "kolajen" olarak adlandırılan elastiki bağlantı lifleri olduğu belirtildi.

Birgün, 13.04.2007

GÜRÜN'DE TARİHİ KONAKLAR TESCİL ALTINA ALINDI

 

Sivas'ın Gürün İlçesi'ndeki tarihi konakların onarılarak korunması ve gelecek nesillere aktarılması  amacıyla bir süre önce başlatılan çalışmalar sonuç vermeye başladı.


Konu ile ilgili bilgi veren Gürün Belediye Başkanı Mehmet Aktaş, çalışmalar kapsamında konaklarda uzmanların incelemeler yaptığını kaydetti. Aktaş, “Sivas Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü ile işbirliği yaparak Gürün’deki tarihi konakları korumak ve gelecek nesillere bir kültür mirası bırakmak için bir çalışma başlatıldı. Bu kapsamda, uzmanlar ilçemizdeki tarihi konakları tek tek incelediler. Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü uzmanlarının tespit ettiği 16 konaktan 5’i Koruma Kurulu kararı ile tescillenmiş oldu. İlçemizdeki Orhanoğlu, Talat Kırış, Doruk Bey (Atilla İlhan’ın babasının evi), Moroğulları ve Hüsrevbey konakları kurul tarafından tescil edildi.’’ dedi.

Konakların onarımı konusunda Ankara’da bulunan özel bir firma ile anlaşma yapıldığını belirten Aktaş, “Bu firma tescili yapılan konakların sahipleriyle irtibata geçerek gerekli anlaşma ve prosedür çalışmalarını yaptı. Tescilli 5 konaktan 3’ü için Kültür ve Turizm Bakanlığınca proje çizilmesi amacıyla gereken başvurular yapıldı. Belli birtakım sürecin işlemesinin ardından bu konaklar onarılması için mülk sahiplerine karşılıksız kredi verilecek. Şartlı verilecek kredi ile çalışmaların takibi resmi yollardan yapılacak.’’ açıklamasında bulundu.

Tespiti yapılan diğer konakların da tescillenmesinin ardından onarılacağını ifade eden Aktaş, bu tarihi yapıların yeniden kültüre kazandırılması için yapılacak çalışmaları takip edeceklerini söyledi.

Sivas Hürdoğan, Foto: Gürün Kaymakamlığı,13.04.2007



SAMSUN'DAKİ MÜZELERDE ENVANTER SAYIMLARI BAŞLADI

 

Samsun'da Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı müzelerde, envanter sayımı ve sahte eser kontrolü için çalışma başlatıldığı bildirildi.

 

Edinilen bilgiye göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından alınan karar gereği, çeşitli illerdeki müzelerde yürütülen envanter sayımı ve sahte eser kontrolü kapsamında, Samsun'da bir çalışma başlatıldı.

 

Çalışma ile Ankara'dan gelen bir müfettiş nezaretinde Samsun Arkeoloji ve Etnografya Müzesi ile Gazi Müzesinde envanter sayımı ile sahte eser kontrolü yapılıyor.

 

Yetkililer, Samsun merkezdeki çalışmaların ardından bazı ilçelerde bulunan müzelerde de benzer bir çalışmanın yapılacağını söylediler.

Turizm Gazetesi, 13.04.2007

FATİH'İN MEZARI BOŞ MU?

 

"Fatih Sultan Mehmet Nasıl Öldürüldü?" kitabında Fatih'in zehirlendiğini açıklayan tarihçi Ahmet Almaz, cesedinin mumyalandığını ve şu an mezarı olarak bilinen yerin boş olduğunu öne sürdü.



Fatih Sultan Mehmet'in Yahudi asıllı doktoru Hekim Yakup Paşa tarafından Venediklilerle yaptığı anlaşma sonunda zehirlendiğini belgeleriyle kitabında ortaya çıkaran tarihçi Ahmet Almaz, bu çalışmasının ardından yeni açıklamalarda bulundu. "Fatih Sultan Mehmet Nasıl Öldürüldü?" kitabının ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı'na Fatih'in ölüm nedeninin ortaya çıkarılmasıyla ilgili başvuruda bulunan Ahmet Almaz, padişahın zehirlendirildikten sonra mumyalandığını ve mezarının boş olduğunu öne sürdü.

 

Kitabın ardından araştırmalarını sürdürdüğünü ve Fatih Sultan Mehmet'in öldürüldükten sonra mumyalandığı bilgisine ulaştığını ifade eden Almaz, şöyle konuştu: "Reşat Ekrem Koçu 1950 yılında Resimli Tarih dergisinde bir yazı yazmıştır. Onun verdiği bilgilere göre: II. Abdülhamid döneminde Fatih semtinde su boruları patlar ve her taraf su içinde kalır. Bu sırada oradaki halkın bazılarının rüyasına Fatih Sultan Mehmet girer ve ‘Boğuluyorum beni kurtarın’ der. Bu rüyalar kulaktan kulağa yayılır ve saraya kadar uzanır. Durumu öğrenen II.Abdülhamid, itfaiye kumandanı Mehmet Paşa'ya mezarı gizlice açıp, kontrol etmesini ister.Ancak Padişah Mehmet Paşa'ya bu işi yaptıktan sonra kimseye söylemeyeceğine dair de yemin ettirir. Mehmet Paşa yanına birkaç kişi alır ve onlara da kendi yemini gibi büyük yemin ettirerek mezarı açarlar. Mehmet Paşa ve yanındakiler mezarı üç metre kazdıkları halde cesedi bulamazlar. Karşılarına çıkan kapaktan girerler ve bir dehlizden geçerek geniz bir mahzende mermer üzerinde Fatih'in mumyalamış tabutunu görürler. İşte bu şekilde mezarın boş olduğunu öğreniyoruz. Mezar açılınca Fatih Sultan Mehmet'in mumyalanmış cesedi görülür. Ayak uçları su almış ve ıslanmıştır. Suyun girdiği yerler sıvanır ve mezar tekrar kapatılır."

 

Gerçeğin ancak yapılacak araştırmalarla ortaya çıkacağını söyleyen Ahmet Almaz, "Bu araştırmalarda özellikle Fatih'in "Avni" mahlasıyla yazdığı şiirler incelenmeli ve Fatih'in doğu ve batı Roma İmparatorluğu'nu birleştirip Üçüncü Roma imparatoru olma düşüncesi araştırılmalıdır. Ben burada devletimizin yetkililerine tekrar Fatih'in ölümü ve mezarı hakkındaki iddiaları araştırarak tarihin karanlık noktalarının aydınlatılması konusunda gerekli hassasiyeti göstermelerini istiyorum" dedi.

Bugün, Haber: Erdal Doğan, 13.04.2007

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KARAKOLLAR KİTAP OLDU

 

İstanbul'da tarihi yapılar arasında bulunan polis karakollarının zaman içindeki değişimi, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nce, "Geçmişten Günümüze İstanbul Polis Karakolları" adlı kitapta toplandı. İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, konuya ilişkin açıklamasında, zengin tarihi ve kültürel yapıya sahip İstanbul'da tarihi yapılar arasında karakolların önemli bir yer tuttuğunu belirtti. Tarihi 250 karakoldan günümüzde sadece 32'sinin ayakta durduğunu vurgulayan Cerrah, mevcut 32 tarihi karakolun 26'sının Avrupa, 6'sının ise Anadolu yakasında olduğunu, bunlardan 11'i polis karakolu olarak hizmet vermeye devam ederken, diğerlerinin çeşitli kurum ve kuruluşlarca kullanıldığını anlattı. Tarihi karakolların eski ve yeni durumlarına ilişkin fotoğraflar da İstanbul Emniyet Müdürlüğünün internet sayfasında yer alıyor.

Sabah, Foto: İstanbul Emniyet Müdürlüğü, 13.04.2007



Harbiye Karakolu

TARİHİ SARAYLAR ÇATILARI UÇUNCA KORUMAZSIZ KALDI

 

Konya'da Beyşehir’e bağlı Gölyaka beldesi yerleşim sınırları içerisinde yeralan tarihi Kubadabad Sarayları'nın koruma sistemleri şiddetli lodostan zarar gördü. Geçtiğimiz yıl yaz aylarında devam eden kazı çalışmalarının ardından üzerine sac çatı yapılarak geçici olarak koruma altına alınan tarihi kalıntıları, şiddetli rüzgar yeniden korumasız bıraktı.

 

Tarihi mekanda gün yüzüne çıkarılan hamam ve sarayların üzeri doğal etkilerden korunması düşünülerek yaklaşık 25 bin YTL harcanıp sactan çatılarla örtülmüştü. Gölyaka Belediye Başkanı Rıza Namlı, tarihi mekanda geçtiğimiz yıl hayata geçirilen basit koruma sistemlerinin bölgede meydana gelen şiddetli lodos nedeniyle zarar gördüğünü belirterek, tarihi sarayların yine korumasız kaldığını söyledi. Namlı, sactan yapılan çatının profilleriyle birlikte rüzgarın da etkisiyle metrelerce sürüklenerek uçtuğunu ve bölgede harabe bir görüntünün oluştuğunu kaydetti.

Merhaba Gazetesi, 13.04.2007

TARİHİ KONAKLAR RESTORE EDİLİYOR

 

Mudurnu’nun en değerli konaklarından biri olan Haytalar Konağı’nda tadilat başladı.

 

Mudurnu Kaymakamlığı tarafından çatı onarımı başlayan Haytalar Konağı restoresi için 2007 yılında çalışmalar başlatılacağı belirtildi. İlk olarak tarihi ve mimari  özelliği ile yerli ve yabancı turistlerin ziyaret ettiği Haytalar Konağı’nın çatı onarımı oldu. Mudurnu Kaymakamlığı tarafından çatı onarımının başlatıldığı konağın çatısı tamamen aslına uygun şekilde bakımdan geçiriliyor. Safranbolulu ustaların çalıştığı Konak çatısında bakım öncesi kiremitlerin kırık olduğu ve yağan yağmurlar neticesinde konağın ahşap kısmında çürükler oluştuğu belirtildi.

 

Mudurnu Haytalar Konağı restorasyon çalışmaları sonrasında eski haline dönecek.

Bolunun Sesi, 13.04.2007

YILDIZ SARAYI'NDA SEMERKAND SERGİSİ

 

Semerkand’daki tarihi yapıların fotoğraflarından oluşan sergi, bugün Yıldız Sarayı’nda açılıyor.


İslam, Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezinden (IRCICA) yapılan yazılı açıklamada, IRCICA tarafından, Semerkand şehrinin 2750. yılı kutlamaları çerçevesinde düzenlenecek sergide, Semerkand’daki tarihi yapıların fotoğraflarının yer alacağı belirtildi. Açıklamada, sergide, Shahi Zinda, Registan, Guri-Emir, Bibi Hanım, Mahalle Camii, Ruhabad Türbesi, Pazar ve eski evlerin fotoğrafları, kroki ve modellerinin bulunduğu 100’den fazla eserin sergileneceği bildirildi. Sergi kapsamında yarın Prof. Dr. Amir Paşiç’in “Semerkand Mimarisi” ve Kişimcan Eşenkulova’nın “Timurlular Devri Medreseleri” konulu birer konferans verecekler. Yıldız Sarayı’ndaki serginin 20 Nisan 2007’ye kadar gezilebilecek.

Türkiye Gazetesi, 13.04.2007

TİCARİ ARAÇTA TARİHİ ESER

 

Jandarma`nın, tarihi eser kaçakçılarına karşı açtığı savaş sürüyor.

 

Ticari bir aracı ihbar üzerine Mudanya`nın Dudaklı Köyü`nde durduran Jandarma, yaptığı aramada 20 adet bronz sikke, bir adet beli kırık heykel ele geçirdi. Gözaltına alınan K.Ç hakkında yasal işlem yapılarak soruşturma evrakı hazırlandı. K.Ç. tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Bursa Olay, 14.04.2007

SAKAL-I ŞERİF YANIYORDU

 

Tarihi Kabataş Ömer Avni Camisi'nde önceki gün sabah saatlerinde yangın çıktı. 17. yüzyıl eseri olan caminin bazı bölümlerinde hasar meydana geldi. Yangın itfaiye ekiplerinin kısa süreli çalışması sonucu kontrol altına alındı. 361 yıllık tarihi cami içerisinde bulunan Kuran'lar ve diğer kitaplar polis ekipleri tarafından dışarı çıkartıldı. Yangınla ilgili basın mensuplarının sorularını yanıtlayan cami imamı Yunus Kaplan, "Yangında tarihi el yazması eserler zarar görmedi. İçeride Sakal- ı Şerif de bulunuyordu. Çelik kasada korunduğu için zarar görmedi"

Sabah, Haber: Mustafa Kaya, 13.04.2007

WILLIAMS PAŞA'NIN TARİHÇİ TORUNUNA KARS'TA GÖZALTI

 

Kırım Savaşı (1853-56) sırasında Osmanlı İmparatorluğu’nun yanında Ruslara karşı savaşan ve İngiltere Kraliçesi Victoria tarafından "Kars Baroneti" unvanı verilen İngiliz General Williams’ın torunu, tarihçi David Williams, elinde haritayla Kars Kalesi’ni gezerken "defineci" diye apar topar gözaltına alındı.

"Kaçak kazı yapılıyor" ihbarı alan Kars polisi, 20 kişilik ekiple tarihi Kars Kalesi’ni bastı. Polis, burada 1853-56 Kırım Savaşı’nda Osmanlı ordusu saflarında yer alan İngiliz General Williams’ın tarihçi torunu David Williams, rehberi ve Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu’nun kendisine yardımcı olması için görevlendirdiği Kent Konseyi Genel Sekreteri Sezai Yazıcı ile karşılaştı. Grup, polis tarafından gözaltına alındı ve gece yarısına kadar sorgulandı.

Yazıcı, Telekom’dan emekli başmüdür olduğunu ve şimdiki görevini söylediyse de polislerin Williams’ı gözaltına almasına engel olamayınca "Allah aşkına nerede tarihi eser var? David Williams, Williams Paşa’nın üçüncü kuşaktan torunudur. Bu olay ’Gece Yarısı Ekspresi’ gibi oldu" diye yaşananlara tepki gösterdi. Williams ve yanındakiler, ifadelerinin alınmasının ardından sevk edildikleri savcılıkça serbest bırakıldı.

David Williams, olay öncesinde askeri yetkililerden izin alamadığı için dedesi General Williams’ın adının verildiği Kars’taki "Williams Tabyaları"nı da görememişti. Belediye Başkanı Alibeyoğlu, olup bitenlerle ilgili olarak "Kars’a gelen turistelere böyle mi yapılmalı? Gece yarısına kadar ifade vermişler. Ellerinde kazma kürek mi vardı? Bu olay Kars’a yapılmış bir ihanettir. Türk turizmine vurulmuş bir darbedir" diye isyan etti. Geceyi Kars’ta geçiren ve yaşadığı şoku atlatmaya çalışan Williams ise konuyla ilgili görüş bildirmek istemedi.

Hürriyet, Haber. Mukadder Yardımcıel, 13.04.2007

İPEK YOLU'NDAKİ TARİHİ ESERLERE TUR DÜZENLENECEK

 

Tarihi eserleri restore ettirerek yok olmaktan kurtaran Vakıflar Genel Müdürlüğü, İpek Yolu üzerindeki eserlerin de restorasyonunu yaparak tur düzenleyecek.

Tarihi İpek Yolu üzerinde mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne ait 55 eserin bulunduğu ve bunların 24'ünün ihalesinin yapıldığı, 31'inin de restore et işlet modeliyle kiraya verileceği belirtildi. Vakıflar Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Tanyolaç, görevlerinin eserlerin sadece onarımını yapmak olmadığını kaydetti. Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan eserlerin mevcut kullanılan karayollarının 15-20 kilometre içerisinde kaldığı için vatandaşların çok fazla ziyaret edemediğini tespit ettiklerini aktaran Tanyolaç, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile görüştüklerini ve bu eserlerin restorasyonu yapıldıktan sonra buralara tur düzenleneceğini kaydetti. Uygulamaya bakanlık yetkililerinin de sıcak baktığının altını çizen Tanyolaç, şunları söyledi: "Günümüzde ulaşım kolaylığı, modern otelcilik anlayışı ve karayollarındaki dinlenme tesislerindeki yenilikler gibi geçerli nedenlerle, hanlar ve kervansaraylar geçmişteki fonksiyonları kalmadığından, bu evrensel nitelikteki çok önemli anıtlar, kullanılmadığı için, gün geçtikçe harap oluyor. Eserlerin restorasyonu için her yıl trilyonlarca ödenek çıkartıyoruz. Ancak, onarılan esere günümüzün ihtiyaçlarını karşılayacak bir fonksiyon verilmeyişi nedeni ile söz konusu eserler yeniden hızla harap olmakla karşı karşıya kalıyor.

Zaman, Haber: Musa Özyürek, 13.04.2007

İSTANBUL 2010 YASASI

 

"İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti" organizasyon yapısına ilişkin yasa tasarısının geçen günlerde hükümet tarafından TBMM'ye sunulmasıyla, kamuoyunun ilgisi yeniden bu proje üzerinde yoğunlaşacağa benzer.

Bilindiği gibi, 2005 yılında bir Bakanlar Kurulu kararı ile yetkilendirilen 'Girişim Kurulu'nun yaptığı çalışmalar, 2006 yılında Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu'nun oluşturduğu jüriye sunulmuş ve İstanbul bu jüri tarafından 2010 yılında ' Avrupa Kültür Başkenti ' sıfatına hak kazanan üç kentten biri (Almanya'nın Essen ve Macaristan'ın Pecs kentleri ile birlikte) olarak seçilmişti.

Jüri, bu kararının gerekçesinde, projenin ' yönetişim' ilkesine (merkezi hükümet, yerel yönetim, sivil toplum işbirliğine) sahip çıkmasına ve sivil toplumun bu projedeki ağırlıklı rolüne vurgu yapmıştı. İstanbul'un seçilmesiyle birlikte yeni bir sürece girilmiş, projenin yönetimini üstlenecek organizasyon yapısı üzerinde çalışılarak, oluşturulan taslak hükümete iletilmişti. Ağırlığını sivil toplum temsilcilerinin oluşturduğu Girişim Kurulu'nun taslağında, yeni yapıda da bu ilkenin korunması hedeflenmişti. Ne var ki, geçen hafta Meclis komisyonunda görüşülen yasa tasarısı ile kurulması öngörülen ' İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı 'nın yapısı bu ilke ile hiç de uyumlu gözükmüyor.

Her ne kadar, tasarının gerekçesinde, " Ajansa tüzelkişilik kazandırılarak, bütçesi, yönetimi ve organlarıyla özerk bir yapı oluşturulması amaçlanmaktadır" denilse de, oluşturulması öngörülen kurumun yapısı özerklikten oldukça uzak görünüyor. Nedeni çok açık: Demokratiklik ilkesinden uzak bir özerklik, gerçek bir özerklik değildir de ondan.

' Avrupa Kültür Başkenti ' gibi kültür ve sanat dünyamız için büyük önem taşıyan bir projeyi yönetmek üzere kurulması tasarlanan 2010 AKB Ajansı özerk bir kurum olmanın çok ötesinde, siyasi iktidara fazlasıyla bağımlı bir kurum olarak görülüyor. Bunun gerekçeleri üzerinde duracağız. Ama, tasarının daha da büyük bir hatası var: Konuyu, AKM'nin yıkılması gibi hassas bir gündem maddesi ile birleştirmesi. Bir konsensüs aranmadan gündeme getirilen ve sanatçı örgütleri ile Mimarlar Odası, Şehircilik Odası gibi uzman kuruluşların benimsemediği AKM'nin yıkılıp yerine ' uluslararası büyük organizasyonların yapılacağı bir kültür merkezi' yapılması projesinin, İstanbul Avrupa Kültür Başkenti'ne ilişkin tasarı ile birleştirilerek gündeme getirilmesi, 2010 projesine gölge düşürebilecek nitelikte. Umarım, bu yanlışta ısrar edilmez.

***

Tasarı ile oluşturulması öngörülen Ajans, dört organdan oluşuyor: Koordinasyon Kurulu, Danışma Kurulu, Yürütme Kurulu ve Genel Koordinatörlük. Koordinasyon Kurulu, 6 Bakan, Vali ve Büyükşehir Belediye Başkanı'nın yanı sıra ' Başbakan tarafından atanacak' Danışma Kurulu Başkanı ve (Danışma Kurulu'nun belirleyeceği Yürütme Kurulu üyeleri arasından seçilecek) Yürütme Kurulu Başkanı'ndan oluşmakta. 10 kişilik Kurul'da 9 resmi, 1 sivil üye... Üzerinde durulması gereken bir başka husus da, Dışişleri Bakanı'nın bu kurulda yer almaması. Kurul Başkanlığını, Başbakan'ın görevlendirdiği bir Bakan üstleniyor. Evet, belki Başbakan Dışişleri Bakanı'nı atayacaktır, ama doğrudan Dışişleri Bakanı denilmesi daha doğru olmaz mıydı?

Temel görevi, ' kamu kurum ve kuruluşlarının eşgüdüm içinde çalışmasını sağlamak ' olacak Koordinasyon Kurulu'nun kamu ağırlıklı olması doğal. Ama, aynı şeyi Danışma Kurulu için söylemek mümkün mü?

Tasarı, Danışma Kurulu'nda, 20 kamu görevlisinin (Bakanlık, Genel Müdürlük temsilcileri, kaymakam ve belediye başkanları vb.), 3 üniversite temsilcisinin ve 3 yarı kamu kuruluşu niteliğindeki meslek birliğinin (İTO, İSO ve TÜRSAB) yanı sıra yer alacak 25 sivil üyenin, Koordinasyon Kurulu'nca -yani 10'da 9'u siyasi iktidarın temsilcilerinden oluşacak bir kurulca- belirlenmesini öngörüyor.

Avrupa Kültür Başkenti Girişim Grubu'nca hazırlanan taslakta, ' merkezi İstanbul ' da bulunan kanunla kurulmuş meslek odaları ve meslek birlikleri temsilcileri 'ne yer verilmesi öngörülmüştü. Yani, sanat alanlarını temsil eden meslek birliklerinin de Danışma Kurulu'nda yer alması ilkesi benimsenmişti... Sanatçıları dışlayarak nasıl ' Avrupa Kültür Başkenti ' olunabilir, aklım almıyor.

Cumhuriyet, Yazı: Vecdi Sayar, 13.04.2007

DALYAN'DA KAYA MEZARLARININ ÖNÜNÜ KAPATAN YAPILAR YIKILDI

 

Muğla'nın Dalyan beldesinde belediye ekipleri Kaunos dönemine ait 3 bin yıllık "kaya mezarları"nın karşısındaki bir otel ve eski sağlık ocağını kaya mezarlarının önünü kapattığı için yıktı.

Dalyan Belediye Meclisi'nin, 'mezarların manzarasına engel olduğu ve kıyı kenar çizgisinde yer aldığı' gerekçesiyle kaya mezarlarının karşısındaki 20 oda kapasiteli otelin ve eski sağlık ocağının yıkılması yönündeki kararı uyarınca, belediye ekipleri kepçe ve dozerle bu iki binayı yıktılar. Dalyan Belediye Başkanı Suat Tufan, yıkımın amacının Dalyan'da bulunan 3 bin yıllık tarihi geçmişe sahip "kaya mezarları"nın önündeki görsel kirliliği ortadan kaldırmak olduğunu söyledi. Tufan, "Böylece Kaunos döneminden kalma antik kaya mezarlarının önünü açmış olduk. Bu yıkım çevreci bir yıkım" dedi.

Yıkılan otel ve eski sağlık ocağının olduğu yere beldeyi ziyarete gelen turistlerin faydalanması için bir park yapacaklarını belirten Tufan, "Beldemize gelen turistler bu parkta çaylarını yudumlarken kaya mezarlarının ve Dalyan kanalının manzarasını izleyecekler" diye konuştu. Daha öncede sahil bandında bulunan imarsız yapıları yıktıklarını hatırlatan Tufan, "Yaptıklarımızdan rahatsız olan rant çevreleri var. Biz bu çevrelerin rahatsızlıklarına rağmen, doğru bildiklerimizi yapmaya devam edeceğiz" dedi.

Zaman, 13.04.2007

BOĞAZ'A İLK RAYLI KÖPRÜYÜ 2. ABDÜLHAMİD YAPACAKTI

 

Üçüncü boğaz köprüsü yapılması gündemde olan İstanbul’daki ilk köprü, Pers kralı Darius  tarafından, ordusunun karşı kıyıya geçirilmesi amacıyla bugünkü Beykoz ile Rumelihisarı arasında salların yan yana dizilmesiyle oluşturulan ve ordunun geçişinden sonra kaldırılan köprü oldu. Roma İmparatoru Jüstinyen’in 6. yüzyılda Haliç üzerinde “Ayas Kalinikus” adlı bir köprü yaptırdığı, bugünkü Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün bulunduğu bölgede imparator 1. Heraclius’un 7. yüzyılda Darius’unkine benzer bir köprü inşa ettirdiği de tarih kayıtlarında yer aldı.

İki kıtanın ve iki denizin buluşma noktası olan Boğaziçi üzerinde ilk ciddi köprü yapılması projesi ise Sultan 2. Abdülhamid döneminde gündeme geldi. 1900 yılında, Anadoluhisarı ile Rumelihisarı arasında bir köprü inşa edilmesi için “Bosphorus Railroad Company” ile görüşmeler yapıldı. Bu ilk boğaz köprüsü üzerinde bir raylı sistem de planlandı. Böylece Avrupa ile Asya ve Orta Doğu demir yollarının birleştirilmesi hedeflendi. Ancak Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle proje de rafa kaldırıldı. İstanbul Boğazı üzerindeki ilk köprü inşaatına, ilk girişimden yaklaşık 70 yıl sonra başlandı ve Beylerbeyi ile Ortaköy arasında yapımına başlanan Boğaziçi Köprüsü, Alman “Hochtief AG” ile İngiliz “Cleveland Bridge and Engineering Company” şirketleri tarafından yapıldı. Boğazın iki kıyısında birer taşıma kuleleri arasına gerilmiş iki ana kabloya asılmış olarak tabliyelerden oluşturulan köprü, Cumhuriyet’in 50. yılında, 29 Ekim 1973’te açıldı. Yaklaşık 22 milyon dolara mal edilen Boğaziçi Köprüsü’nün yumuşak ve yüksek dirençli çelikten yapılmış olan kuleleri 165 metre yüksekliğinde, üçer gidiş ve gelişli 6 şeritlik köprünün orta noktası ile deniz arasındaki mesafe 64 metre, iki kule arasındaki uzunluk ise 1074 metre iken, kulelerin içerisinde yolcu ve servis asansörlerine de yer verildi.

Kentin artan trafik meselesine yeterince cevap veremeyen ilk köprünün ardından İstanbul Boğazı’ndaki ikinci köprünün yapımına, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının itirazlarına rağmen 1985 yılında başlandı ve 1988’de ulaşıma açıldı. Kavacık ile Rumelihisarı arasında inşa edilen Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün projesi İngiliz “Freeman Fox and Partners” firmasınca hazırlandı. Yapımını da Japon “Ishikawajima Harima Heavy Industries”, “Mitsubishi Heavy Industries” ile “Nippon Kokan K.K” firmaları üstlendi.

Yaklaşık 125 milyon dolara mal olan ve içerisinde servis asansörleri de bulunan 102.10 metre yüksekliğinde kuleler arasında 39.40 metre genişliğindeki tabliyelerin yerleştirilmesiyle oluşturulan asma köprünün taşıyıcı kabloları, birinci köprüdekinden farklı olarak dikey şekilde düzenlendi. Gidiş ve geliş yönünde, Boğaziçi Köprüsü’nden birer şerit daha geniş olan Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nde ayrıca, yan konsollar üzerinde bugün kapalı tutulan yaya yolları da yapıldı.

Osmanlı döneminde de Haliç üzerinde ilk köprü fikrinin Sultan 2. Beyazıd’a ait olduğu, Topkapı Sarayı’nda bulunan ve Venedikli bir mimarın Beyazıt’a yazıp köprü fikri ile özelliklerinden bahsettiği mektupla kesinlik kazandı. Fransa Ulusal Kütüphanesi’nde bulunan bazı çizimler, Leonardo da Vinci’nin Haliç üzerinde bir köprü projesi üzerinde çalıştığını gösterdi.

İstanbul’un Osmanlı dönemi ilk köprüsü ise Sultan 2. Mahmud tarafından 1836 yılında Haliç üzerinde ahşaptan yaptırıldı. Bugünkü Unkapanı Köprüsü’nün bulunduğu noktada inşa edildiği tahmin edilen köprüden geçişler ücretsiz olduğu için “Hayratiye” ismi verildi.

Sultan Abdülmecid döneminde de Eminönü ile Karaköy arasında kurulan Galata Köprüsü, 1845’te hizmete açıldı ve tarihteki ilk “paralı köprü” olarak kayıtlara geçti. Yaklaşık 100 bin altın liraya mal olan köprüden geçiş ücreti yayalar için 5, yüklü arabalar için de 200 para olarak belirlendi.

Haliç üzerindeki üçüncü köprünün yapımı, Sultan Abdülaziz tarafından 1863’de başlatıldı. Ancak Abdülaziz köprünün açılışını yapamadan vefat ederken, yeni köprü 1875’te demir ağırlıklı ve dubalı olarak tamamlandı.

2. Abdülhamid zamanında ulaşıma açılan bu köprü (eski Galata), yaklaşık 37 yıl Eminönü ile Karaköy arasında ulaşımı sağladı ve 24 yıl boyunca da Unkapanı’nda hizmet verdikten sonra 1936’da yerinden söküldü.

Türkiye, 12.04.2007

"KÜLTÜREL SOYKIRIM ENGELLENMELİ"

 

 

Kerkük Vakfı Başkanı Yüksek Mimar Suphi Saatçi, Irak savaşıyla birlikte kültürel mirasın büyük tahribata uğradığını söylüyor. Yüksek Mimar Suphi Saatçi, Kerkük bölgesindeki savaşın izlerini taşıyan tarihi eserlerle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Bölgedeki savaşın izlerinin en çok tarihi eserlerde, müzelerde görüldüğünü belirten Saatçi, bin 500 yıl öncesine dayanan tarihi eserlerin yıkıldığı için kendini çok kötü hissettiğini ve içinin acıdığını söyledi. Irak'la ilgili birçok çalışma yapıldığını anlatan Saatçi, “Bombalama ve saldırılar sonucu birçok proje yarıda kaldı. Köprü ve yollar için yapılan projeler kesildi. Özellikle de bu durum kırsal kesimi etkiledi. Dolayısıyla Irak’ta net bir biçimde yatırımları takip etmek ve gözlemlemek çok zor” dedi. “Kerkük’teki Kerkük Kalesi ile ilgili belediyenin talebi üzerine Amerikalılar bir ihale açmış. Bana ‘Nasıl adım atacağımızı bilmiyoruz. Bize bir yol haritası lazım’ dediler. Bunun için öncelikle bir master plan yapılması gerekiyor. İmar planı hem Kerkük Kalesi için hem de Irak için şart. Çünkü Saddam döneminde 1970’li yıllarda Kerkük’ün imar planını bir Yunan firmasına yaptırdılar. Türkmen mahallelerine bazı geniş caddeler geçilerek dağıttılar eski dokuyu. Bunların bir kısmı maalesef uygulandı ve zarar verdiler. Onun tahribatını gidermek için şimdi yeni bir imar planı istiyorlar. Ben de kendilerine neler yapılabilir diye bir proje sunmuştum. Bu proje meclisten geçmiş ve hayata geçirmek istiyorlar. Ama önce bir restorasyon proje hazırlanması lazım” diyen Saatçi, bunun üzerine uygulamaya geçilebileceğini söyledi. Bu tür imar işlerinin kapalı bir kutu şeklinde yürüyemeyeceğini dile getiren Saatçi, bu restrorasyon projeleriyle ilgili bazı komşu ülkelerden ya da UNESCO’dan destek alınması gerektiğini belirtti. “Bağdat’ta birçok tarihi eser, bina tahrip oldu ya da yok oldu. Petrol Bakanlığı hariç her yer tahrip edildi. Hatta Petrol Bakanlığı’nın önünde Amerikan askerlerinin nasıl sıkı koruma yaptıklarını görmeniz gerekir. Ama müzelere öyle bir koruma yapmadılar. Bağdat’taki Irak Müzesi’nde 150 bin yaşında taş balta vardır. O yok artık. Maalesef 10 bin yıllık Sümer, Akad dönemlerine ait ülkenin tarihi birikimi yağmalandı gitti” diyen Saatçi, üzüntüsünü gizleyemedi. Hayatı boyunca Kerkük kavgası verdiğini belirten Saatçi, ABD’nin Irak’tan çekilmedikçe, Irak’ta hiçbir ümit ışığı olamayacağını söyledi. “Bu soykırım artık durmalı” diyen Saatçi, Irak’ta özellikle Kerkük’te büyük bir kültürel soykırım yaşandığını belirterek, soykırımın telafisi mümkün olmayan korkunç zararlar verdiğini dile getirdi. Saatçi, “Irak’ın tarihi artık yok. Çocukluğumun cenneti yok oldu. Zengin bir dünyaydı orası bizim için” dedi. 

Bugün, Haber: İmge Yücetürk, 12.04.2007

800 YILLIK HOROZLUHAN TURİSTİN İLGİSİNİ BEKLİYOR

 

Eski İpekyolu üzerinde bulunan Konya'da Selçuklu İmparatorluğu zamanında yapılan ve yaklaşık 800 yıldır ayakta kalmayı başaran Horozluhan, yerli ziyaretçilerin ilgisini bekliyor.

 

Konya'ya gelen yabancı turistlerin Mevlana Müzesi dışında en çok ziyaret ettiği Horozluhan'ın işletmecileri yerli turistlerin ilgisinin azlığından şikayet etti. İşletmeci Yasin Okur, yılda 100 binin üzerinde turistin Horozluhan'ı ziyaret ettiğini ve mistik ortamından çok etkilendiğini belirterek, "Buraya gelerek Horozluhan'ı ziyaret eden turistler buranın tarihi ve mistik havasından çok etkileniyor. Selçuklu zamanında sefere çıkan ordular mola verdikleri yere bir han dikerlermiş. Burası da o hanlardan bir tanesi. Yıllarca ordulara dinlenme yeri olarak hizmet eden bu yer şimdi de ülke ve Konya turizmine hizmet ediyor. Ancak biz yabancı turist kadar kendi vatandaşımızın da burayı ziyaret etmesini ve kendi öz tarihini yaşamasını istiyoruz" dedi.

Merhaba Gazetesi, Fotoğraf: Selçuklu Belediyesi, 12.04.2007

ALLIANOI İÇİN SON TEKLİF SUALTI KAMERA SİSTEMİ

 

Bergama'da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Alliaoni Ilıcasını kurtarmak için DSİ tarafından önerilen projede, üzeri örtülerek su altında bırakılacak kalıntılar, kameralarla izlenerek turizme hizmet vermesi planlanıyor. Ilıcanın sualtında kalan bölümlerinde sualtı arkeologları çalışacak ve bu çalışmalar turistler tarafından kamerayla izlenebilecek.


Bin 800 yıllık tarihe sahip, en sağlam Roma Ilıcası olarak gösterilen Allianoi'nin yok olmaması için DSİ tarafından üretilen proje üzerinde tartışmalar devam ediyor. İzmir 2 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun kabul ettiği ve Kültür Bakanlığı bünyesindeki bilim kurulunun onayını bekleyen projeye göre antik kaplıca, yapımı tamamlanan Yortanlı Barajı sularının altında kalacak. Alüvyonların altında kalmaması için kalıntılar 1 metrelik setle çevrilerek taşınabilir durumdaki parçalar baraj alanı dışında yapılacak sergi salonuna taşınacak.


DSİ 2. Bölge Müdürü Ayhan Sarıyıldız, antik ılıcanın su altında kalacak bölümlerine yerleştirilecek kameralarla turizme hizmet vermeye devam edeceğini, bölgedeki kazılara sualtı arkeologları tarafından devam edileceğini söyledi. Allianoi'yi kurtarmak için "en iyi" projeyi yaptıklarını, başka bir çözüm yolunun bulunmadığını öne süren Sarıyıldız, hukuki bir engel olmadığı takdirde bilim kurulu'dan gelecek karara göre çalışmaların başlayacağını ifade etti. Sarıyıldız, Allianoi'yi su tutma alanı dışında bırakmayı hedefleyen projeler de önerildiği, ancak bu projelerin bilim adamları tarafından uygun karşılanmadığını ifade etti.

Alliaoni Kazısı Bilimsel Heyeti Başkanı Ahmet Yaraş, DSİ'nin önerdiği projeye tepki gösterdi.

Projeyle antik kentin sular altında kalacağına dikkati çeken Yaraş, "Antik kentin etrafına 1 metrelik duvar yaparak kenti suyun altında bırakacak bir proje önerdiler. Onlara göre çözüm, kalıntıların üstünün mille kapatılması. Bu amaçları hiç değişmedi. Su altında bırakmak çözüm değil aldatmaca. Ne yazık ki politikacıları ve kamuoyunu 'antik kenti kurtaracağız' söylemiyle yanıltıyorlar. Önerdikleri proje kesinlikle korumaya yönelik bir proje değildir" dedi. Hazırlanan fizibilite raporuna göre barajın su tutma havzası içinde yer alan antik kentin iki yanına 30 metrelik sedde örüleceğini, su akışını sağlamak için tünel kazılacağını belirten Yaraş, bu projeyle antik kentin su üstünde kalarak turizme hizmet vermeye devam edeceğini ifade etti.


Yaraş, projenin geçen yıl UNESCO büyük ödülünü kazanan Bulgaristan'daki Antik Odrissia kentini kurtarmak için yapılan projenin benzeri olduğunu da kaydetti.

Haber Ekspres, 12.04.2007

TARİHİ EVLER TESCİLLENDİ

 

Çorum'un Osmancık İlçesi'nde restore ettirilen tarihi evler, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından tescillendi. Osmancık Belediyesi, geçen yıl ilçe merkezinde yer alan tarihi evlerden bir tanesini model olarak seçerek, restorasyon çalışmalarının ardından hizmete açmıştı.

Sosyal ve kültürel etkinliklerde kullanılan tarihi ev, Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri tarafından da incelenerek tescillendi.

 

Tarihi evin bir çok alanda değişik etkinliklerde kullanıldığını açıklayan İlçe Belediye Başkanı Emin Serdar Kurşun, ahşap işlemeciliği, musiki çalışmaları, geleneksel Türk sanatları, konser, kermes, her çeşit sergi ve misafir ağırlama gibi etkinliklerin daha yoğun bir şekilde gerçekleştirileceğini ifade etti. Kurşun, kültürel organizasyonlarla ilgili olarak kültür evinin çok yoğun bir şekilde değerlendirildiğini ve bu mekanın ilçeye kazandırmaktan dolayı gurur duyduklarını kaydetti.

Zaman, Haber: İbrahim Özer, 12.04.2007

RESTORASYONLAR TİCARETİ CANLANDIRACAK

 

İzmir'de Konak Belediyesi tarafından Kemeraltı Revizyon İmar Planı'na göre restorasyonları tamamlanan ve çalışmaları yürütülen projeler, İzmir Kent Kültürü Gelişim Platformu üyelerine tanıtıldı

Konak Belediye Başkanı Ali Muzaffer Tunçağ ile birlikte Kemeraltı turuna katılan İzmir Kent Kültürü Gelişim Platformu üyeleri çalışmalar hakkında bilgi aldı. Basmane Semt Merkezi'nde başlayan gezi, Kemeraltı Abacıoğlu Han'da sona erdi. Konak Belediye Başkanı Ali Muzaffer Tunçağ ile restorasyon çalışmalarını inceleyen İzmirli platform üyelerinden oluşan 50 kişilik heyet, Basmane Semt Merkezi'nin mimarisine uygun şekilde restorasyonu ve binanın tarihi hakkında bilgi aldılar. Binanın eski fotoğraflarını görüp de 10 ay gibi kısa bir sürede restorasyonun tamamlanmasını takdir ettiler. Heyet bir süre de semt merkezinde kursiyerlerin gerçekleştirdiği çalışmaları izlediler. Platform üyeleri bu tür tarihi binaların bayanlara yönelik çalışmalar için hizmet etmesinin kentin kültürel gelişimi için umut verici bir girişim olduğunu belirttiler. Kemeraltı turu kapsamında Agora, Kemeraltı Havra Sokağı, 926 Sokak ve Abacıoğlu Han'da yapılan çalışmalar yerinde görüldü. Başkan Tunçağ, heyete, Agora çevresindeki Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi'nin birlikte yürüttüğü kamulaştırma çalışmaları hakkında da bilgi verdi. Alışveriş merkezi haline getirilmesi planlanan 926 Sokak ve Havra Sokağı çevresindeki çalışmalar ve projeler hakkında da platform üyelerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunan Başkan Tunçağ, yapılan çalışmalar ile bu bölgede ticareti canlandırmayı hedeflediklerini söyledi.
Gezinin son noktası olan Abacıoğlu Han'a gelindiğinde ise tura katılan üyeler restorasyonu tamamlanmış olan hanın muhteşem görüntüsü karşısında kısa bir şaşkınlık yaşadılar. Abacıoğlu Han ile ilgili açıklamalarda bulunan Başkan Tunçağ, "Han'da restoran ve kafeteryalar yer alacak, mimarisi ve Ege'nin yöresel lezzetleriyle turistlerin ilgi göstereceği merkez haline geleceğini umut ediyoruz." dedi.


Konak Belediyesi'nin yaptığı çalışmaları değerlendiren İzmir Kent Kültürü Gelişim Platformu üyeleri, çalışmalar için Belediye Başkanı Ali Muzaffer Tunçağ'a teşekkür ettiler ve bundan sonra yapılacak ve yapılması düşünülen çalışmalara her türlü desteği vereceklerini söylediler.

Haber Ekspres, 12.04.2007

AYDIN MİMARLAR ODASI'NDAN 'MİMAR SİNAN KONFERANSI'

 

Adnan Menderes Üniversitesi ADÜ) Araştırma Görevlisi Mükerrem Kürüm, İstanbul'daki çarpık kentleşmenin Mimar Sinan'ın eserlerini gölgelediğini söyledi. Kürüm, Aydın Mimarlar Odası tarafından Aydın Müze Müdürlüğünde düzenlen ''Mimar Sinan ve Geride Bıraktıkları'' konferansta Mimar Sinan'ın Osmanlı mimarisinin kriterlerini belirlediğini ifade etti.


Mimar Sinan'ın camiler ve küllüyeler başta olmak üzere 477 tane eser ürettiğini anımsatan Kürüm,''Mimar Sinan topoğrafyadan yararlanmayı seviyor, bu yüzdende hafif meyilli yerlerde eserlerini yapmayı tercih etmiş ve eserlerini kentin siluetine uygunluğuna dikkat etmiştir. Ama bugün baktığınız da özellikle İstanbul'da ki çarpık kentleşme Mimar Sinan'ın eserlerini gölgeliyor'' dedi.


Mimar Sinan'ın başarısında Osmanlının yükselme döneminde olmasının da etkisinin olduğunu ifade eden Kürüm, şunları söyledi: ''O dönemde mimarlı ve mühendislik bir birinden ayrılmadığı için Mimar Sinan eserlerinde hem mühendislik hemde mimarlık yapmıştır. Ölümünden bir kaç yıl önce bile eserlerinin yapı denetimini bizzat kendisi yapmayı tercih etmiştir. Bu gün mimarlar eserlerinin ömrünü kestiremezken, Mimar Sinan'ın eserleri tüm varlığıyla ayakta durmaktadır.''
Aydın Mimarlar Odası Başkanı Mehmet Akarsu da Mimar Sinan'ın üç padişah döneminde de eser verdiğini anımsatarak ''Mimarlar olarak bize düşen, baş mimar Mimar Sinan'ı anlamak ve anlatmak olmalıdır'' dedi.

Aydın Denge, 12.04.2007

KAMU DÜZENİNE AYKIRI BULUNDU

 

Fikret Mualla filmine, ünlü ressam küfürbaz olduğu iddiasıyla kredi verilmedi.

 

Fransa'da 1967'de yokluk içinde ölen bohem Türk ressamı Fikret Mualla'nın hayatı, filme çekiliyor. Bu, Mualla'nın hayatıyla ilgilenen ilk film projesi değil. Daha önce Günay Kosova, "Kendine Sürgün" adlı bir filmle Kültür ve Turizm Bakanlığı'na kredi için başvurmuştu. Bakanlık, "Sinema Filmlerinin Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik"in 14'üncü maddesinde belirtilen kriterler yüzünden, krediye onay vermemişti. Bu maddeye göre kredi verilecek filmlerin kamu düzenine aykırı, genel ahlak ile küçüklerin ve gençlerin ruh sağlığına zararlı, insanlık onuruna uygunsuz olmaması gerekiyor. Günay Kosova, ünlü ressamın içkici ve küfürbaz yönlerinin göz önünde bulundurduğunu, filmde bu özellikleri de yer alacağı için kredi verilmediğini belirtirken, tepkisini şöyle dile getirdi: "Dünyada herkesin tanıdığı üç Türk vardır. Atatürk, Nazım Hikmet ve Fikret Mualla... Evet, Fikret Mualla küfürbazdı. Ama herkesi olumsuz yönleriyle değerlendirirsek, kimseye hakkını veremeyiz." Öte yandan Bakanlık, kredi için "uygunsuz" bulduğu ressamı internette övüyor. "Discoverturkey. com" sitesinde yer alan 32 biyografiden biri, Mualla'ya ait.

Sabah, Haber: Mehmet Çalışkan, 12.04.2007

ROMUS'LA ROMULUS'U TESLİM ALDIK

 

Avusturya’da ele geçen Bizans ve Roma dönemine ait 316 parça değer biçilmez tarihi eser, Türk yetkililere teslim edildi. Romus ve Romulus’u dişi kurttan süt emerken gösteren paha biçilmez değerdeki heykelciğin de bulunduğu eserler Türkiye’ye getirildi.



Türkiye’den kaçak kazılar sonucu çıkarılan Roma ve Bizans dönemine ait son derece değerli tarihi eserlerimizi dün Avusturya’dan teslim aldık. Türkiye’den gelen arkeologlar Nurhan Turan ile Mümtaz Şahin, önceki gün Innsbruck’ta tarihi eserleri avusturyalı yetkililerden teslim aldı. Paketlenen eserler, uçakla Innsbruck-Viyana üzerinden Ankara’ya götürüldü.



İstanbul-Münih arası çalışan bir Türk yolcu otobüsünde 2 yıl önce gümrük polislerinin araması sırasında ele geçen 316 parça tarihi eser, yaklaşık iki yıldır Innsbruck Gümrüğü’nde muhafaza ediliyordu. Avusturyalı yetkililer, altın-gümüş sikkeler, cam vazolar, kaseler, kurşun mühür baskılar ve değişik boyutlarda heykelciklerden oluşan 316 parça tarihi eserin Anadolu’dan çıkarıldığının tespit edilmesi üzerine, Türkiye’ye iade edilmesine karar verdiler.



Anadolu Medeniyetleri Müzesi yetkilisi Nurhan Turan ile Mümtaz Şahin, aralarında Roma’nın kurucuları Romus ile Romulus’u dişi kurttan süt emerken tasvir eden bir heykelciğin de bulunduğu eserlerin Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne yerleştirileceğini açıkladı. Eserleri havaalanında Türk arkeologlara, Avusturyalı gümrük yetkilisi Fritz Kapfinger teslim etti. Kapfinger, tarihi eserlerin güvenlik kontrolü ve x-ray ışınlarından geçmeden uçağa yüklenmesi için ayrı bir özen gösterdi. Avusturyalı yetkili iki Türk arkeoloğu tarihi eserlerle birlikte uçağa kadar yolcu etti.




Hürriyet, Haber. Celal Özcan, 12.04.2007

YAKALANAN ESERLER EREĞLİ MÜZESİ'NE

 

Zonguldak'ta, ro-ro gemisindeki bir TIR'da ele geçirilen 25 ikona ve 1 asa, Ereğli İlçesi Müze Müdürlüğü'nde koruma altına alındı. 

Alınan bilgiye göre, Ukrayna'dan Suriye'ye giden ve Zonguldak Limanı'na giriş yapan ro-ro gemisindeki bir TIR'da ele geçirilen, üzerinde Meryem ana ve çocuk, İsa'nın çarmıha gerilişi, İsa'nın yeniden dirilişi, aziz ve azizeler, melekler gibi Hristiyanlık'a yönelik sahnelerin bulunduğu ve sanat değeri yüksek olduğu belirtilen 25 ikona ile bir papaz asası, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatı doğrultusunda Ereğli Müze Müdürlüğü'ne teslim edildi. Müze Müdürlüğü yetkilileri, eserlerin korunma altına alındığını kaydetti. 

Zonguldak Limanı'nda ro-ro gemisinde denetim yapan Gümrük Muhafaza Müdürlüğü ekipleri, hareketlerinden şüphelendikleri TIR sürücüsü M. Mazen Dınawı'nın aracında yaptıkları aramada, gizli bölümlerde 25 ikona ve 1 asa ele geçirmişlerdi.

Zonguldak Kent Haber, 12.04.2007

SAFRANBOLU'DA TARİHİ YERLERE RESTORASYON

 

Safranbolu’da 18, 19. ve 20. yüzyılda inşa edilmiş geleneksel Türk mimarisini yansıtan konakların, kapı tokmağı ve menteşe gibi demir ve metal donanımın temin edildiği tarihi iş yerlerinin restorasyonunun yaklaşık 70 bin YTL’ye malolacağı belirtildi.

Kaymakam İzzettin Küçük, açılan ihaleyi kazanan firmanın çalışmalara başladığını, bölgenin turizm hareketliliğini artırmak için ellerinden gelen çabayı sarf ettiklerini söyledi. İş yerlerinin restorasyonunun Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla yapıldığını belirten Küçük, şunları kaydetti: "Önemli tarihi merkezimizi yok olmaktan kurtarıyoruz. Tarihimizin ve turizmin göz bebeği iş yerlerinin, yeni görünümüyle turizme daha iyi hizmet edeceğine inanıyorum. Halen faaliyetini sürdüren iş yerlerinin ürünleri, evlerin inşaatlarında kullanılmasının yanı sıra süs eşyası olarak da ilgi görüyor. Safranbolu’ya turist ilgisinin artmasına yönelik çalışmalarımıza devam edeceğiz."

Yüklenici firma yetkilisi Oğuz Ünal da ihalede işin tamamlanma süresinin 200 gün olmasına karşın 1 aya kadar çalışmalarını bitireceklerini, iş yerlerinin aslına uygun şekilde restore edileceğini kaydetti.

Hürriyet Ankara, 12.04.2007

SELANİK OTEL YAŞATILACAK

 

Edirne indanaltı'nda halen bir bölümü restoran olarak kullanılan tarihi bina dünyaca ünlü Edirneli Heykeltraş İlhan Koman'ın oğlu Prof.Dr. Ahmet Koman tarafından aslına uygun olarak restore ettirilecek. Bina geçmişte Selanik Otel adıyla işletiliyordu.

Yıllar önce Selanik Otel olarak hizmet veren bina için restorasyon projesi hazırlattığını belirten ünlü heykeltraş İlhan Koman'ın oğlu Prof. Dr. Ahmet Koman, projelerin Edirne Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kuruluna sunulduğunu ifade etti.

Zindanaltı Caddesi üzerinde bulunan ve halen restoran olarak hizmet veren tarihi bina, sahipleri olan Koman ailesi tarafından otel olarak düzenlenecek. Edirneli dünyaca ünlü Heykeltraş İlhan Koman'ın oğlu Prof. Dr. Ahmet Koman tarafından hazırlanan bina restorasyon projelerinin Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından kabul edilmesi halinde otel için çalışmalar başlayacak.

Yıllar önce Selanik Otel olarak kullanılan bina, Koman ailesi tarafından tekrar otel haline getirilerek Edirne'nin turizmine kazandırılmak isteniyor. Binayla ilgili restorasyon projelerini hazırlatarak Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'na sunduğunu ifade eden Ahmet Koman, “Projelerin kabul edilmesiyle birlikte, otel için çalışmalara başlayacağız” dedi.

Edirne Internet Gazetesi, 12.04.2007

FRANSIZLAR MÜZEDE AKITAN ÇATIYI DEKOR SANMIŞ

 

Maden Tetkik ve Arama (MTA) bünyesinde kurulan, Türkiye'nin tek Tabiat Tarihi Müzesi, binayı yapan inşaat firması ile MTA'nın mahkemelik olması nedeniyle yaklaşık 2 yıldır ziyarete kapalı bulunuyor.


MTA Genel Müdürü Mehmet Üzer, "Müzeyi can güvenliği nedeniyle uygun olmadığı için ziyarete kapattık. Devlet kıt kaynaklarını bir araya getirerek bu müzeyi yapmış, ama şu anda müzeyi açamıyoruz" dedi. 2003 yılı başında tamamlanan müze binasında kısa süre sonra aksamalar meydana geldiğini söyleyen Üzer, "Belli yerlerde çatlamalar, akıntılar oluştu, binanın alt tarafında çatlamalar meydana geldi. 2005'in temmuz ayında, güvenlik nedeniyle uygun olmayacağını gösterir bir rapor alıp müzeyi ziyarete kapattık" dedi.


"İnsanlığın Ayak İzleri" konulu sergi için müzeye gelen Fransız Müze Müdürlüğü'nün, müzenin çatısındaki akıntıları görünce mağara yapıldığını zannettiklerini ifade eden Üzer, "Yeni bir müzede bu durumun gündeme gelmesi bizi çok üzdü. Devlet, kıt kaynaklarını bir araya getirerek bu müzeyi yapmış, ama şu anda gördüğünüz gibi müzeyi açamıyoruz" dedi.

Milliyet, 12.04.2007

RAMSES'İN ÇALINAN SAÇI MISIR'A DÖNDÜ

 

Firavun 2. Ramses’in 30 yıl önce çalınan ve internette satışa çıkarılan saçı, Mısır Müzesi’ne geri getirildi. Saçın çalındığından, Jean-Michel Diebolt adlı bir Fransız tarafından geçen kasımda internette satışa çıkarılınca haberdar olunmuştu. 3 bin 200 yıllık saç, Mısır müzesinde Ramses’in mumyasının yanında sergilenecek.

Hürriyet, 12.04.2007

TARİH KAÇAKÇILARI SATAMADAN KAÇTI

 

 

Bodrum’da tarih kaçakçılarının yakalanacağını anlayınca atarak kaçtığı tarihi eserleri, inşaatı için hafriyat yapan müteahhit Mahir Süleymanoğlu buldu.

Muğla’nın Bodrum İlçesi, Yokuşbaşı semtinde Dudu Çotra’ya ait 10 dönümlük arazide başlatılan hafriyat çalışmaları sırasında Hellenistik ve Roma-Bizans dönemine ait sütun başları ve antik kolonlar bulundu. Çotra’ya ait arazide villa inşaatı başlatan Müteahhit Mahir Süleymanoğlu, Bodrum Müzesi Müdürü Yaşar Yıldız’a bilgi verdi. Bölgede polisler ve müzeye bağlı arkeologlar araştırma yaptı. Çotra’ya ait arazi ile yakındaki çöplük ve ormanlık alana bırakılmış 20’den fazla eser daha bulundu.

Müteahhit Süleymanoğlu, iki hafta önce başlattıkları hafriyat çalışmalarında tarihi eserle karşılaşmadıklarını ve eserlerin araziden çıkmadığını belirterek, "Altı aydır arazide inceleme ve çalışma yapıyoruz. İki hafta önce de hafriyata başladık. Ancak herhangi bir esere rastlamadık. Eserleri büyük olasılıkla gece atıp gitmişler" dedi. Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Müdürü Yıldız da eserlerin Hellenistik, Roma ve Bizans dönemine ait olduğunu belirterek "Tarihi değeri büyük olan eserleri geniş bir alana atarak kaçmışlar" dedi.

Eserleri bulan Müteahhit Süleymanoğlu, tarihi eserlerin daha önce bu arazide olmadığını söyledi. Müze Müdürü Yaşar Yıldız da, eserlerin Bodrum’dan çıkarılmadığını söyledi, "Eserlerin nereden, kim tarafından getirildiğini bilmiyoruz" dedi.
Hürriyet Ege, Haber: Yaşar Anter, 12.04.2007

KÜLTÜR MERKEZLERİNİN İÇLER ACISI DURUMU



Bartın Kültür Merkezi                                                            Bitlis Kültür Merkezi
 

09 Nisan 2007 tarihinde İstanbul’un 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti olması amacıyla hazırlanan tasarı, TBMM Başkanlığı’na sunuldu.

Bu tasarı AKM binası ile ilgili içerdiği öneri ile tartışmaların boyutunu da değiştiriyor. Öneri şu; “İstanbul’un Beyoğlu İlçesi Gümüşsuyu Mahallesi'nde bulunan Atatürk Kültür Merkezi yıkılarak yerine İstanbul Büyükşehir Belediyesi, diğer belediye ve Hazine arazilerinden oluşacak alanlar katılarak yeni bir Atatürk Kültür Merkezi binası yapılacak”.

AKM binasının yıkımının “2010 Avrupa Kültür Başkenti” başlığı altında sunulması da “Kültür Başkentliği”nin diğer gereklerini yerine getirdiğimiz anlamına mı geliyor?

Peki Kültür Bakanlığı’nın “2010 Avrupa Kültür Başkenti” adı altında yaptığı bu yoğun! çalışmalardan İstanbul ve diğer kentlerimizdeki Kültür Merkezleri de nasiplerini alabiliyorlar mı?

Türkiye’de Kültür Bakanlığı’na bağlı AKM dahil 12 adet Kültür Merkezi var. İstanbul’da bulunanlara baktığımızda biri yıkılmak isteniyor diğerleri ise (Sütlüce Kültür Merkezi, Maslak Kültür ve Kongre Merkezi) ise senelerdir tamamlanamıyor.




Maslak (Ayazağa) Kültür ve Kongre Merkezi - Maket


Maslak (Ayazağa) Kültür ve Kongre Merkezi arazisinin tahsisi 1990'lı yıllarına uzanıyor. Tahsis, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'na (İKSV) yapılmış, temeli 1996'da atılmış. 2000 yılında hizmete girmesi planlanan yapının 1999'da dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay tarafından ödenek ayrılmadığı için inşaatı durdurulmuş, projenin ancak kaba inşaatı bitirilebilmiş. O gün bu gündür yapıya tek bir çivi bile çakılmamış. Yapı için 13 Haziran 2006'da Maliye Bakanlığı ve İKSV ile bir protokol imzalayan Kültür ve Turizm Bakanlığı, tesisi tamamlamak üzere devraldı. Kültür Bakanlığı yaptığı açıklamada Kültür ve Kongre Merkezi'nin kaba inşaatının yüzde 85'inin tamamlanmış durumda olduğunu, 66 bin 460 metrekare arazi üzerinde gerçekleştirilen projede 2 bin 550 metrekare restorasyon ve 65 bin 870 metrekare kapalı inşaat alanı bulunduğunu, Ayazağa Kasrı, Çinili Köşk ve Süvari Alayı binalarının bulunduğu tarihi yapıların onarımının da yüzde 88'inin tamamlandığını belirtiyor.

Avrupa'nın en büyük kültür merkezlerinden birisi olma iddiasıyla yapımına başlanan Sütlüce Kültür Merkezi ise 8 yıldır tamamlanamıyor. Sütlüce Kültür Merkezi'nin ihalesi 1997 yılında yapılmış ve yapımına 1998'de başlanmış. Kültür merkezinin yapımına başlandığı tarih itibarıyla 400 günde bitirilmesi öngörülüyordu. Kayalar İnşaat firmasına 3 trilyon 803 milyar TL'ye ihale edilen Kültür merkezinin inşaatına 2005 yılına kadar 100 milyon dolar harcama yapıldı. İnşaatın sadece yüzde 60'lık bölümü tamamlanabildi. Kültür merkezi inşaatının 31 Mayıs 2007'de bitirilmesi planlanıyor.

Kültür Bakanlığı’na Bağlı Kültür Merkezleri

- İstanbul Kültür Merkezi (AKM)
- Ankara Kültür Merkezi
- Adana Hacı Ömer Kültür Merkezi
- Batman Kültür Merkezi
- Bartın Kültür Merkezi
- Bingöl Kültür Merkezi
- Bolu Kültür Merkezi
- Bitlis Kültür Merkezi
- Bitlis Tatvan Kültür Merkezi
- Çankırı Kültür Merkezi
- Erzincan Kültür Merkezi
- Erzurum Kültür Merkezi

Kültür Merkezi yapılarında yer alması gerekli fonksiyonlar ise şunlar; ana Giriş – fuayeler, gösteri mekanları, eğitim mekanları, atölyeler ve çalışma salonları, kafeterya, yönetim mekanları, teknik mekanlar.




Çankırı Kültür Merkezi                                                             Erzincan Kültür Merkezi


AKM Binasında bahsedilen fonksiyonlar yer alıyor, fakat Anadolu’da bulunan Kültür Merkezleri’nin hali ise deyim yerindeyse içler acısı.

Bartın Kültür Merkezi tescilli tarihi Rum Kilisesi’nin restorasyonuyla elde edilmiş ve sadece 128 kişilik bir çok amaçlı salondan ibaret.

Bolu Kültür Merkezi, 12 Kasım depreminde orta dereceli hasar görmesi nedeniyle kullanılmıyor. Onarımı hala Bolu Valiliği bünyesinde devam ediyor.

Bingöl Kültür Merkezi de Bolu Kültür Merkezi ile aynı kaderi paylaşıyor onarımı bekliyor.

Erzurum Kültür Merkezi’nde ise çeşitli etkinliklerin yapılabileceği bir konferans salonu dahi yok.

Ülkemizde Kültür Bakanlığı’na bağlı daha çok Kültür Merkezi olması gerekliliği bir yana var olan Kültür Merkezleri’nin iyileştirme çalışmaları dahi durmuş vaziyette.

Fonksiyonlarıyla, konumuyla ve teknik özellikleri ile Türkiye’deki en önemli kültür merkezi olma özelliğini seneler geçmesine rağmen koruyan AKM binasını yıkmaya çalışmak yerine yeni merkezlerle rant amacı gütmeden kültüre, kente ve sanata katkı yapmak Kültür Bakanlığı’nın hedefleri arasında yer almalı. Yeni bir AKM yapmak için harcanacak kaynaklar, varolan merkezleri iyileştirmek için ya da ihtiyacı olan kentlere yeni merkezler kurmak için harcanmalı.

Arkitera, Der. Gökçe Aras, 12.04.2007

KIBRIS'TAKİ KÜLTÜREL VARLIKLAR

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türk halkının bütün dinlerin, tarihi eserlerin ve değerlerin koruyucusu olduğunu söyledi.

Soyer, Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, Kıbrıs'taki kültürel varlıklar konusunu Avrupa Parlamentosu Eğitim ve Kültür Komitesi'ne taşıyan Rum yönetimini eleştirerek, Kıbrıs Türkünün bulunmadığı platformlarda bu tür konuların konuşulmasının hiçbir anlamı olmadığını vurguladı.

 

Başbakan Soyer, Rumları, Kıbrıs Türkünün olduğu, eşit olarak karşılarına oturacakları Birleşmiş Milletler Platformlarına davet etti. Rumların, Güney Kıbrıs'taki Türk kültür varlıklarını tahrip ettiklerini belirten Soyer, şöyle dedi: "Güneydeki Kıbrıs Türk kültürel varlıklarına ve onun değerlerine yaptıkları tahribatı öncelikle dünya kamuoyu önünde kendileri göstermek zorundadır ve Kıbrıs'ta yaşanan olaylar nedeniyle belli ölçüde bir kısım sıkıntıların olduğu aşikardır. Bunları çözmenin yolu da karşılıklı anlayış ve işbirliğidir."

Trt/Haber, 11.04.2007

 

 

RUM KESİMİNDEN KÜLTÜREL MİRAS OYUNU

 

Güneydeki Türk eserlerini acımasızca tahrip eden Rumlar, bu kez de Kıbrıs'ın tarihi ve kültürel varlıkları üzerinden baskı oluşturmaya çalışıyor.

 

Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki tarihi eserlerin tehlike altında olduğu yönündeki açıklamaları son dönemde yoğunlaşıyor. Konuyu Avrupa Parlamentosu Eğitim ve Kültür Komitesi'nin gündemine taşıyan Rum milletvekilleri, Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafını, Kuzey Kıbrıs'taki tarihi eserleri ihmal etmekle suçluyor.

 

Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi'nin öncülüğündeki planın ikinci aşamasında, güneye yerleşmiş göçmen Rumlar'dan komiteler oluşturularak bunların Kuzey Kıbrıs'a düzenli olarak gönderilmesinin istendiği kaydediliyor.

 

Avrupa Parlamentosu'nda Türkiye'ye baskı yapmaya çalışan Rumlar, 1963 yılından bu yana çok sayıda cami, mezarlık, çeşme, hamam gibi Türk kültür mirasını yok etti.

 

Güney Kıbrıs'taki 148 Türk mezarlığından yalnızca 3 tanesi ayakta kalırken, 16 cami de Rumlar tarafından ya yıkıldı ya da tahrip edildi.

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Rumların bu tutumunu belgeleriyle ortaya koyuyor.

Trt/Haber, 11.04.2007

AYASOFYA MEDRESESİ 71 YIL SONRA YENİDEN İNŞA EDİLİYOR

 

71 yıl önce bir gecede yıktırılan Ayasofya Medresesi'nin inşası için Kültür ve Turizm Bakanlığı harekete geçti. Fatih Sultan Mehmet tarafından 15 yy'da yaptırılan, Sultan Abdülmecid'in yeniden yaptırılırcasına tamir ettirdiği ve 1936 yılında dönemin müdürü Aziz Ogan'ın emri ile bir gecede yıktırılan ve 71 yıldır ihmal edilen tarihi medresenin yapımı için Kültür ve Turizm Bakanlığı harekete geçti.

Hizmete girdiği ilk yıllarda Molla Hüsrev, astrolog Ali Kuşçu, Ümmüveled Hüsameddin Hüseyin Efendi, Şeyhülislam Hamid Efendi, Hocazade Şemseddin Efendi, Seyfi Çelebi gibi devrinin muhtelif ilim adamlarının dersler verdiği Ayasofya Fatih Medresesi, Kültür ve Turizm Bakanlığının özellikle İstanbul başta olmak üzere başlattığı tarihi eserlerin yenileme çalışmaları çerçevesinde yeniden yapılacak.

Medresenin, müzenin yeni bir büroya kavuşması açısından önemli olduğunu söyleyen sanat tarihçisi Prof. Dr. Semavi Eyice, “Medrese binası Osmanlı dokusu dikkate alınarak inşa edilmeli. Hem tarihi bir bina hayata döndürülmüş olacak hem de müdürlük binasının yetersiz olduğu müzeye idari bir bina kazandırılmış olacak' dedi.

Yeni Şafak, 11.04.2007

BOLU'DA 4 LAHİT MEZAR BULUNDU

 

Bolu'nun Tepecik Mahallesi'nde yapılan hafriyat çalışması sırasında, Roma dönemine ait olduğu bildirilen 4 adet lahit mezar bulundu.

 

Tepecik Mahallesi'nde hafriyat çalışması sırasında bir mezara rastlayan ekipler, durumu Müze Müdürlüğü'ne bildirdi. Müze Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı kazıda, ilk belirlemelere göre Roma döneminden kaldığı tahmin edilen 3 mezar daha bulundu. Bolu Müze Müdürü Mustafa Güneş, kazı çalışmalarının sürdüğünü belirterek, "İlk belirlemelere göre mezarların Roma dönemine ait olduğunu tahmin ediyoruz. Mezarların birinde çeşitli tasvirler, kabartmalar ve süslemeler mevcut" diye konuştu. Bolu'da son dönemlerde lahit ve tuğla mezarların ortaya çıkarıldığını ifade eden Güneş, mezarların içinin incelenmesinin ardından hangi döneme ait olduklarının kesin olarak belirlenebileceğini söyledi.

 

Lahitlerde birer iskelet ile mezar hediyesi olarak bırakılmış gözyaşı şişesi ve kandiller bulundu. Kazı hakkında bilgi veren Bolu Müze Müdürü Mustafa Güneş, "Mezarların içinden birer iskelet ile mezar hediyesi olarak bırakılmış gözyaşı şişesi ve kandiller bulundu" dedi. Çalışmaların sürdürüldüğünü aktaran Güneş, mezarların Müze Müdürlüğü'nün bahçesine taşınacağını kaydetti.

Bu arada Bolu Valisi Ali Serindağ da mezarların bulunduğu alana gelerek çalışmalarla ilgili bilgi aldı. Vatandaşların görmek için yoğun çaba sarf ettiği mezarların etrafında güvenlik önlemi alındı.

Zaman, Haber: Kadri Kılıç, 11-12.04.2007

"ANTİK TİYATROYU EXPO 2015'E YETİŞTİRMELİYİZ"

 

İzmir Ticaret Odası (İZTO), Kadifekale eteklerindeki konutların altında bulunan Roma dönemine ait antik tiyatronun gün ışığına çıkarılması için harekete geçti. İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş, Kadifekale eteklerinde 20 bin kişilik antik tiyatronun ortaya çıkarılarak EXPO 2015'e yetiştirilmesi gerektiğini belirterek, "EXPO 2015'in açılışının bu tarihi mekanda yapılması İzmir'e büyük bir prestij kazandırır" dedi.



Tepekule'den sonra İzmir kentinin (Smyrna) ikinci kuruluş yeri olan eski adıyla Pagos Dağı (Kadifekale) eteklerinde Roma döneminde yapılan tiyatronun oldukça görkemli bir yapı olduğunu anlatan Demirtaş, "Kadifekale ile Agora arasında yer alan tiyatrodan, 17. ve 18. yüzyıllarda İzmir'i ziyaret eden seyyahlar da hayranlıkla söz ederler ve ayrıntılı olarak anlatırlar. Buradaki Smyrna Tiyatrosu'nun, antik dünyanın en büyük tiyatrolarından biri konumunda olduğu belirtiliyor. Bugün yapmamız gereken, bu görkemli yapıyı ayağa kaldırıp İzmir'e kazandırmaktır. Kadifekale-Agora-Kemeraltı arasında, antik tiyatroyu da içine alan güçlü bir yaya aksı oluşturarak birbirine bağlamak, kentin görünümüne ve turizmin gelişmesine büyük katkı sağlar" diye konuştu.

İzmir'in, Yunanistan'ın başkenti Atina'ya göre üstünlüklerinin daha fazla olduğunu savunan Demirtaş, sözlerini şöyle sürdürdü:


"Atina'nın olimpiyatların ilk düzenlendiği Akropol'ü varsa, bizim de Pagos Dağı'nın eteklerinde dev bir amfitiyatromuz, hipodromumuz var. Büyük İskender'in İzmir'in ilk yerleşimlerinden birisini kurdurduğu o zamanki Pagos, bugünkü Kadifekale'nin eteklerinde yer alan bu güzellikleri ortaya çıkarmamız lazım. Bunun sonuncunda Kemeraltı-Agora ekseninden yaya veya teleferik ile Kadifekale'ye çıkıp, tiyatronun da üzerinden İzmir'e kuşbakışı bakanlar, 'İzmir ne güzel şehir' diyeceklerdir. Bütün bunları yapmak için İzmir ve yerel yönetimler planlarını yapmıştır. Bir an önce bu güzellikleri toprak altından çıkarmak için harekete geçmeliyiz."

 

Antik tiyatronun kazı ve restorasyon çalışmalarına bir an önce başlanması ve 2015 EXPO İzmir organizasyonunun açılışının burada yapılmasının da EXPO yolunda büyük prestij kaynağı olacağını vurgulayan Demirtaş, "Bu nedenle alandaki tüm kazı ve restorasyon çalışmaları ile Kadifekale-Agora-Kemeraltı arasında güçlü yaya akslarının oluşturulmasına yönelik çalışmaların 2015 yılına kadar tamamlanması hayati önem taşımaktadır. Böylece İzmir'in tarihi kent merkezi tam olarak ortaya çıkarken, EXPO 2015 sonrasında, bugün Efes Antik Tiyatro'da gerçekleştirilen Uluslararası İzmir Festivali gibi uluslararası organizasyonlar bu tiyatroda yapılabilecek ve İzmir kenti, turizm pastasından hak ettiği payı almaya başlayacaktır" dedi.

 

Demirtaş, 2006 yılı içerisinde Mimar-Arkeolog Didier Laroche ve Mehmet Taşlıalan'ın tiyatronun bulunduğu alanda araştırmalar yaparak mevcut durumu ortaya koyduklarını ve bu çalışmaların sonunda tiyatronun tekrar ayağa kaldırılması için bir kazı ve restorasyon projesi hazırladıklarını söyledi. Projeyi İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne sunduklarını belirten Demirtaş, "Büyükşehir Belediyesi, semtin mevcut durumu, kamulaştırma ihtiyacı ve maliyetinin belirlenmesine yönelik olarak ön çalışmalara başladı ve projeyi hazırlanan stratejik plana dahil etti" diye konuştu.

Çapı 155 metre olan tiyatro, Kadifekale yamaçlarında üç bölüm olarak yapıldı. Yaklaşık seyirci kapasitesi 20 bin kişi olan tiyatro, 55 metre uzunluğunda ve 40 metre yüksekliğinde bir sahne binasına sahip. Bu özellikleri ile antik dünyanın en büyük tiyatrolarından biri konumundaydı.

Yeni Asır, Haber: Murat Şahin, 11.04.2007

500 YILLIK ÇINAR AĞACI

 

Çanakkale'nin Yenice İlçesi'nde, 500 yıllık tarihi çınar ağacı, yıllara meydan okuyor.

Eski Yenice Mahallesi Muhtarı Şaban Yiğit, cami bahçesindeki 500 yıllık çınar ağacının kim tarafından dikildiğine dair bilgileri olmadığını, gövde çevresi 11 metre, uzunluğu 25 metre olan ağacın ilçeye gelenlerin ilgisini çektiğini söyledi. Kazdağları'nın eteklerinde kurulan bir ilçe olarak, doğaya ve yeşile bağlı olduklarını, korumaya özen gösterdiklerini belirten Yiğit, geçmişten gelen bu bilinç sayesinde, Türkiye'de eşine az rastlanan tarihi bir ağaca sahip olduklarını ifade etti.

Bugün, 11.04.2007

KAÇAK KAZI YAPIYORLARDI

 

Ödemiş'te tarihi eser kaçakçılığı yaptıkları iddiasıyla 3 kişi yakalandı.


Bir ihbarı değerlendiren Ödemiş İlçe Jandarma Komutanlığı'na bağlı ekipler, Günlüce köyüne baskın düzenledi. Köyün Gelincik mevkiinde kazı yapan A.O., M.C. ve O.K., jandarma ekipleri tarafından gözaltına alındı. Bu kişilerin evlerinde yapılan aramada, Roma dönemine ait 12 adet sikke, 6 yağdanlık ve 2 vazo bulundu. Eserler, Ödemiş Müzesi Müdürlüğü'ne teslim edildi.

Haber Ekspres, 11.04.2007

MİLLİ SARAYLAR'A TS ISO 9000 BELGESİ

 

TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı, “TS ISO 9000 Kalite Belgesi” almaya hak kazandı. TBMM Başkanlığı Genel Sekreterliği Milli Saraylar Daire Başkanlığından yapılan yazılı açıklamada, 2006 yılı eylül ayında başlayan Kalite Yönetim Sistemi çalışmalarının geçtiğimiz mart ayı içerisinde tamamlandığı ve Türk Standartları Enstitüsü (TSE) tarafından Milli Saraylar Daire Başkanlığı ve bağlı birimlerinin ”TS ISO 9000 Kalite Belgesi” ile belgelendirilmelerine karar verildiği bildirildi.

Açıklamada, “Kalite Belgelendirme Töreni'nin, Milli Saraylar Daire Başkanlığı, Yıldız Çini ve Porselen Fabrikası ile Hereke İpekli Halı ve Dokuma Fabrikası olmak üzere 3 ayrı grupta yapılan kalite çalışmalarının ardından gerçekleştirileceği belirtildi.

Hürriyet, 11.04.2007

KÜÇÜKAYASOFYA CAMİSİ'NİN ÇEVRESİNDEKİ YAPILAR YIKILIYOR

 

Restorasyonu geçen yıl tamamlanan 1500 yaşındaki Küçükayasofya Camisi'nin etrafındaki yapılar, Kentsel Dönüşüm çalışmaları kapsamında yıkılıyor. Yıkımlar "Tarihi Eserlerin İhyası" gerekçesiyle, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş'ın talimatıyla gerçekleşiyor. Eminönü-Küçükayasofya Camisi etrafındaki 5 binanın yıkımına başlandı.

Sabah, Haber: Serdar Canıpek, 11.04.2007

TARİHİ EVLERİ DEFİNECİLER TALAN EDİYOR

 

Sakarya'nın Pamukova İlçesi'ndeki eski Rum ve Ermeni evleri ilgisizlik yüzünden defineciler tarafından talan ediliyor. Pamukova İlçesi'nde 16'ncı yüzyıldan kalma olduğu belirtilen tarihi evlerle kimse ilgilenmediğinden çürüdü. Birçok deprem ve badireyi atlatarak günümüze kadar ayakta kalmayı başaran binaların onarılarak turizme kazandarılması istenirken, belediye yetkilileri ise bunlarla ilgili tarihi bir kayıt bulunmadığını söyledi. Pamukova Belediye Başkanı Feridun Turan ilçede çok sayıda Rum ve Ermeniler'den kalma ev olduğunu tespit ettiklerini vurgulayarak, şöyle konuştu: “Öncelikli olarak tarihi evlerin koruma altına alınması gerekiyor. Bir çoğu Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararıyla koruma altında. Ancak, bu koruma sadece kağıt üzerinde yapılabiliyor. Bizim en büyük isteğimiz tarihe ışık tutacak olan tarihi binalarımızın öncelikle restore edilmesi ve daha sonra koruma altına alınmasıdır.” Bölge sakinlerinin turizme kazandırılmasını istedikleri tarihi evler son zamanlarda define avcılarının hedefi haline gelmiş durumda. İlgisizlik sebebiyle kapılarına kilit vurularak kaderine terk edilen evlerde sık sık değerli madeni eşya arayan define avcılarının görüldüğü belirtildi.

Hürriyet, Haber: Zafer Tokuş, 11.04.2007

SİNAN'IN EVİ AĞIRNAS BELEDİYESİ'NİN

 

Mülkiyeti Kayseri İl Özel İdaresi'ne ait olan Mimar Sinan'ın evi, kültürel amaçlı kullanılması amacıyla Ağırnas Belediyesi'ne tahsis edildi. 

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Kayseri İl Genel Meclisi Başkanı Ramazan Taş, belediyenin Mimar Sinan'ın doğduğu yer olan Ağırnas'ta kültürel faaliyetler gerçekleştirilmesi yönündeki talebini kabul ettiklerini söyledi. Mimar Sinan'ın doğduğu evin mülkiyetinin Kayseri İl Özel İdaresi'ne ait olduğunu belirten Taş, il genel meclisi toplantısında tarihi evin kültürel faaliyetlerde kullanılabilmesi için karar aldıklarını kaydetti. 

Taş, "Mimar Sinan'ın 419. ölüm yıldönümü için etkinliklerin düzenlendiği haftada meclisimiz, belediyenin tahsis talebini kabul etmiştir. Sinan'ın isminin yaşatılması ve ona sahip çıkılması hususunda meclisimizin duyarlı davranarak katkı sağlaması bizleri mutlu etmiştir" dedi.

Kayseri Kent Haber, 11.04.2007

KARAGÖZ VE HACİVAT TALANA KARŞI ÇIKIYOR

 

Bursa'nın çok kültürlü, çok kimlikli tarihinin fetih ideolojisiyle, mekanlarının restorasyon adı altında yok edilmesine devam ediliyor. Osmangazi Belediyesi'nin, düzenlediği "Osmangazi'yi Anma ve Fetih Şenlikleri" çerçevesinde gerçekleştirilen Fetih Yürüyüşü'nde, Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün katılımıyla Restitüsyon ve Restorasyon Projesi tamamlanan Saltanat Kapısı ve Bursa surlarının açılışı gerçekleştirildi.

 

Bursa'nın fethi olarak bilinen 1326 yılının 6 Nisan tarihini, hala fetih zihniyetiyle kutlanıyor olmasındaki sözde çağdışılık, AB ile müzakere sürecini yürüten Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, Anadolu'nun çok kimlikli, çok kültürlü yapısı karşısında "fetih" şenliğine katılması ve Osmangazi Belediyesi'nin ise halkın vergileriyle böylesi bir etkinliği düzenlemesi Bursalılarda büyük tepki yarattı.

 

Konuyla ilgi açıklama yapan Özgürlük ve Dayanışma Partisi Bursa İl Başkanı Ferruh Yılmaz, açıklamasında şu ifadelere yer veriyor: Fetih ideolojisinin Bursa'nın Karagöz-Hacivat'ında olduğu gibi farklılıkların bir arada yaşamın kültürel tarihine verdiği zarar dışında, tarihi mekanları koruma adı altında yapılan restorasyon uygulamaları da içler acısı durumdadır. Restitüsyon ve restorasyon adı altında yapılan "Saltanat Kapısı ve Bursa Surları" projesinde, mevcut olmayan bir kapı yeniden imar edilmiştir. Daha acısı ise hemen yakınında bulunan Balıbey Han restorasyonuyla tarih katledilmiştir. Yüzyıllardır her döneme, her yönetime tanıklık eden bu tarihi mekanlar belki de hiç bu kadar acı çekmediler. Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'e sormak istiyoruz: Açılışını yaptığı Saltanat Kapısı'nın, mevcutta olmadığını, canlandırma adı altında bir tiyatro dekoru gibi kentin ortasına yeniden imar edildiğini biliyor mu? Fetih Yürüyüşü adı altında yürüyeceği tarihin önemli yollarından birinde, Balıbey Han Restorasyon Projesi adı altında yapılan otel inşaatının önünden geçerken göreceği "gazlı beton" yığınının altında gömülenin ne olduğunu biliyor mu? Yüzyıllardır duran taşları AKP'li belediyelerinin "koruma uygulamalarıyla" tarihe gömdüğünü fark edecek mi?

 

Bursa'nın Hacivat ve Karagözleri olarak fetih zihniyetine de "tarihi koruma" adı altındaki rant talanına da karşı çıkıyoruz diyen Yılmaz, Bursalıları bir arada yaşamı savunmaya ve tarihimize, kentimize sahip çıkmaya çağırdı.

Birgün, 10.04.2007

BÜYÜK KENTSEL DÖNÜŞÜM BALAT'TA

 

18 Nisan’da Balat’ta kentsel dönüşüm için ihale düzenlenecek. Bölgedeki inalar dokuya uygun şekilde yenilenecek.

Geçen ay Tarlabaşı I. etabın ihale edildiği İstanbul’un ilk kentsel dönüşüm projesinden sonra gündemde şimdi ikinci kentsel dönüşüm projesi var. Fatih Belediye Başkanlığı, Fener ile Ayvansaray arası ve sahil kesimi yenileme alanları için ihale açtı. İhale kapsamında Ayvansaray ve Mürselpaşa Caddesi ve çevresindeki 59 yapı adası ve 909 parseli kapsıyor. Projenin uygulanacağı alan surların üst kısmında 79 bin 335 ve surun alt tarafında ise 200 bin 10 metrekare olmak üzere toplam 279 bin 345 metrekare.

İhale kapsamında üzerinde bina bulunan ve bulunmayan tüm arsaların, tarihi dokuya uygun binalar inşa edilerek yenilenmesi öngörülüyor. Balat daha önce Bakanlar Kurulu kararıyla kentsel dönüşüm yapılacak bölge olarak belirlenmişti.




Tarlabaşı’nda I. etap 21 bin metrekare alanlıydı. Balat’ta ise toplam alan bunun 13 katından fazla. İhale 18 Nisan’da Fatih Belediyesi Encümeni tarafından gerçekleştirilecek. İhaleyi kazanan yer tesliminden itibaren 30 ayda işi tamamlayacak. Verilen tekliflerin geçerlilik süresi, ihale tarihinden itibaren en az 60 takvim günü olacak. Konsorsiyum olarak ihaleye teklif verilemeyecek.

Binaların yaklaşık 500’ü 1. ve 2. dereceden tarihi eser. Restorasyon çalışmalarının ardından Balat Beyoğlu’na alternatif bir eğlence ve kültür merkezi haline gelecek. Otel ve alışveriş merkezlerine yer verilecek projede gayrimenkul sahipliği tıpkı Beyoğlu’nda olduğu gibi korunacak. Projede 16 bin metrekare anıt eser, 18 bin metrekare yeni yapı, 32 bin metrekare sivil mimarlık örneği eserler bulunuyor.

Bir zamanlar İstanbul’da yaşayan Museviler’in en önemli iskan merkezlerinden olan Balat’ta Yahudi, Rum ve Türk-İslam eserleri bulunuyor. İhaleyi kazanan bu tarihi eserleri de restore edecek.

Projede 16 bin metrekare anıt eser, 18 bin metrekare yeni yapı, 32 bin metrekare sivil mimarlık örneği eserler bulunuyor.

* Faruk Göksu (Kent Stratejisti)

Kentsel dönüşüm, Balat’ın canladırılmasına yönelik bir proje. Bu proje, yerel ekonominin kalkınmasını sağlayacak, ilçede istihdamı artıracak. Bu tür alanlarda binaların kullanımı çok kötü. Yeni fonksiyonlarla kullanımın etkinliği ve çeşitliliği artırılacak. Balat mevcut haliyle bir çöküntü alanı. Bu kentsel yenileme ile Balat İstanbul’un en önemli turizm ve ticaret merkezlerinden birisi olabilir. Mevcut gayrimenkuller daha değerli bir hale gelebilir. Bu proje doğru uygulanırsa Fatih’in gelişmesini tetikler.

İstanbul’da ve Türkiye’de kentsel dönüşüm projeleri gerçekleştirilirken halkın da katılımı sağlanır, projeler konsensus ile meydana getirilirse bu hem kamuya hem de vatandaşa daha çok çıkar sağlar. Kentsel dönüşümlerin olmazsa olmazı konsensustur.

Beyoğlu Belediyesi’nin 16 Mart’ta gerçekleştirdiği Tarlabaşı kentsel dönüşüm ihalesini Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın genel müdür vekili olduğu Çalık Holding kazanmıştı. Çalık Holding ihalede, gayrimenkul sahiplerine yüzde 42 oranında pay vermeyi teklif etmişti. Bu ihaledeki en yüksek orandı. Beyoğlu Belediyesi bu yıl içinde Tarlabaşı II. etabın ihalesine çıkmaya hazırlanıyor. İkinci etap da ilk etap gibi gayrimenkul sahiplerinin hissedar olduğu ortaklık yöntemi ile gerçekleştirilecek.

Fatih ilçe sınırlarında önümüzdeki yıllarda 9 kentsel dönüşüm projesi daha hayata geçirilecek. İlçenin turizme açılmasını öngören belediyenin, İstanbul Büyükşehir belediyesi ve TOKİ ile ortaklaşa gerçekleştireceği projeler ile Fatih 24 saat yaşanılan ve Eminönü kadar turist çeken bir potansiyele kavuşacak.

* Projelerin tamamlanması ile birlikte ilçenin hem Haliç hem de Marmara kıyıları daha iyi kullanılır hale gelecek.

* Deprem açısından yüksek risk taşıyan ilçede depreme dayanıksız olan yapılar yıkılarak yenileri inşa edilecek.

* Özellikle Balat ve çevresinde yapılacak kentsel dönüşüm projesi ile birlikte ilçenin Haliç kıyısı turizm ve alışveriş merkezi cenneti haline getirilecek.

* İlçede Bizans manastırı iken 1453 yılında camiye dönüştürülen Zeyrek Camii, Tekfur Sarayı, Anemas Zindanları ve Zeyrek Sarnıcı ile Zeyrek Evleri gibi önemli tarihsel yapılar bulunuyor.

Vatan, Haber: Tebernüş Kireçci, 10.04.2007

KALEDEN KOPAN KAYALAR, TARİHİ MEDRESE İLE 3 EVİN ÜZERİNE DÜŞTÜ

 

Mardin'de, 7 bin yıllık tarihi kaleden kopan büyük kaya parçaları, tarihi medrese ile 3 çatısına düştü. Can kaybının olmadığı olayda, evlerin büyük kısmı yıkılırken, düşen kaya parçaları tedirginliğe yol açtı. Tarihi kaleden medrese ve iki evin üstüne düşen kayalar sebebiyle herhangibir ölüm veya yaralanma olmazken maddi hasar meydana geldi. Mardin Kalesi'nin yamacında kurulan Medrese Mahallesi'nde önceki gece geç saatlerde büyük bir gürültü ile kopan kaya parçaları tarihi Zinciriye Medresesi ile 3 evin çatısına düştü. Yıkılan evlerden ikisinin atıl durumda olduğu belirtilirken, kullanılan evde yaşayan Azize Şabuktekin'in ise çocukları ile birlikte misafirlikte olduğundan dolayı yıkılan evlerde ölen ve yaralanan olmadı. Olay yerinde incelemelerde bulunan Belediye Başkanı Metin Pamukçu, kaya parçalarının düştüğü alanın riskli bölge olduğunu bildiklerini ve bu anlamda bütün mahalleye daha önce uyarılarda bulunduklarını söyledi. Başkan Pamukçu, belediye olarak valilik nezdinde kaledeki çatlakların onarılması için başlattıkları çalışmaların devam ettiğini belirterek, "Bölgenin askeriyeye ait olmasında dolayı buraya müdahale edemiyoruz. Tehlikenin önüne geçmek için çalışmalarımızı hızlandıracağız. Tek tesellimiz evde oturan ailenin misafirlikte olduğu için kimseye bir şey olmaması." dedi. Mahallenin kaleden kopabilecek kayaların riski altında olduğu konusunda daha önceleri defalarca yetkilileri uyarmalarına rağmen bir tedbir alınmadığını söyleyen mahalle sakinleri ise, 50 yıldır onarım ve restorasyondan geçmeyen kale surları için bir çalışmanın başlatılması gerektiğini ifade etti. Olaya tepki gösteren vatandaşlardan Tekin Narşap ise, mahalle sakinlerinin kale tehlikesi altında olduğunu dikkat çekerek, en kısa zamanda tedbir alınmasını istedi. Tarihi kentte yıkılma tehlikesi bulunan bütün eserler Valilik ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından bir bir restore edilirken tarihi kale, Hava Radar Komutanlığı ve NATO'ya bağlı askeri üs olarak kullanılmasından dolayı restore edilemiyor.

Zaman, Haber: Şeyhmus Edis, 10.04.2007

UŞAK'TA MÜZELER KOMPLEKSİ YAPILACAK

 

Uşak Valisi Kayhan Kavas, Uşak Tren Garı'nda yapılması planlanan müzeler kompleksinin kentin turizm potansiyelini harekete geçireceğini bildirdi. Vali Kavas, gazetecilere yaptığı açıklamada, ilde ''Kent Müzesi'', tarihi Uşak halılarıyla kilimlerinin sergileneceği ''Halı-Kilim Müzesi'', birçok film ve dizi çekimlerine ev sahipliği yapan tren istasyonunda ''Ulaştırma Müzesi'' kurulacağını, Uşak Arkeoloji Müzesini de içine alan ''Müzeler Kompleksi'' kurulması çalışmalarının sürdürüldüğünü belirtti. 1970 yılından beri hizmet veren Uşak Müze Müdürlüğü binasında yaklaşık 46 bin arkeolojik eser ile ''Karun Hazineleri''nin de sergilendiğini belirten Vali Kavas, 37 yıldır hizmet veren müze binasının yıprandığını kaydetti.    Kavas, şu bilgiyi verdi: ''İl merkezine çok yakın, uygun bir alanda bulunan istasyon ve müştemilatı, 80 bin metrekare alan üzerinde yer alıyor. Tarihi binaların bulunduğu ve 1. derece sit alanı olarak tescil edilen bu bölgenin, (Müzeler Kompleksi) haline getirilmesini gündeme getirdik. Proje, ÇEKÜL tarafından hazırlandı. ÇEKÜL Başkanı Prof. Metin Sözen ve ekibini Uşak'a davet ederek, ilgili bölgede gerekli incelemeleri yaptırdık.'' Kavas, ÇEKÜL'ün, bölgenin projeye çok uygun olduğunu bildirdiğini Avam Projesi çalışmalarına başlandığını, bunun uygulama projesine dönüşmesi için değişik zaman ve mekanlarda, Ulaştırma Bakanlığı, Devlet Demiryolları, Belediye Başkanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı personel ve görevlileriyle toplantılar yaptıklarını, sonunda anlaşma sağladıklarını ifade etti. Amaçlarının kültürel değerleri ve kültürel mirası korumak olduğunu belirten Kavas, ilin tanıtımına da katkı sağlamak istediklerini söyledi. Çalışma kapsamında Arkeoloji Müzesinin yapılmasına öncelik verileceğini anlatan Kavas, daha sonra diğer mevcut binaların ve hangarların aslına uygun restorasyonlarının yapılacağını bildirdi. Uşak'ta, sosyal tesisleri, spor alanları, eğlence yerleri, yürüyüş parkurlarıyla canlı, yaşanılabilir bir çekim merkezi oluşturmak istediklerini ifade eden Kavas, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Projenin gerçekleşmesiyle dünyaca ünlü Karun Hazineleri daha modern, daha sağlıklı ve güvenli bir arkeoloji müzesinde sergilenecek. Kent müzesi, halı-kilim müzesinde kent kültürünü daha iyi yansıtacağız. Eserlerimizi bir araya toplayarak, sergileme ortamı sağlayacağız. Böylece tarihi miraslarımızı gelecek kuşaklara koruyarak aktarma sansını yakalamış olacağız. 'Uşak, müzeler kompleksiyle turizm potansiyelini harekete geçirecek.''

Turizm Gazetesi, 10.04.2007

TMMOB'DAN KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJELERİNE TEPKİ: İSTANBUL RANTİYENİN ŞANTİYESİ HALİNE GELDİ

 

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, Mimar Sinan'ın 419. yıldönümünde anarak, Kentsel Dönüşüm Projeleri adı altında İstanbul'un çeşitli yerlerinde gerçekleştirilecek yıkım planlarına karşı çıktı.

 

Şube tarafından yapılan açıklamada, '2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul' hazırlıklarının, söz konusu yıkım sürecinde araç olarak kullanıldığına dikkat çekilerek, "Küresel güç merkezleri ve AKP hükümeti tarafından dayatılan yıkım politikalarıyla, kentlerimizin sömürgeleşmesi ve kimliklerinin yok edilmesi ile sonuçlanacak bu uygulamalar, hızla gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Atatürk Kültür Merkezi, Muhsin Ertuğrul Sahnesi, İstanbul Radyosu, Taksim Cumhuriyet Meydanı gibi yapı ve kentsel alanlar "rantçı ve çağdışı" anlayışlar doğrultusunda yıkılarak, İstanbul "rantiyenin şantiyesi"ne dönüştürülmek istenmekte. Tarlabaşı, Sulukule, Kuştepe, Çeliktepe gibi yerleşim alanlarının yıkılması yönünde adımlar atılmakta. İstanbul'u savunmak için yeni bir dayanışmaya ve toplumsal seferberliğe gereksinim var" denildi.

Birgün, 10.04.2007

HALEPLİBAHÇE'DEN TARİH FIŞKIRIYOR

 

14 Mayıs 2005 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından Şanlıurfa, Haleplibahçe'de temeli atılan dinler bahçesi ve Temalı park projesi kazı çalışmaları sırasında Bizans dönemine ait olduğu tahmin edilen mozaikler çıktı. Yapılan çalışmalar sonunda mozaiklerin tarihe gün tutacağı belirtiliyor. Şanlıurfa Müze Müdürlüğü'nde görevli arkeolog Nedim Dervişoğlu, kazı çalışmalarında ortaya çıkan mozaiğin bulunduğu yerde geçmişte kilise olabileceğini belirterek, "Tahminimize göre burası bir kilisenin mozaik tabanı. Toprağın 1.5 metre derinlikteki taban mozaiğinin tamamını ortaya çıkarmak için çalışmalarımız sürüyor. Çıkan keklik figürü ve geometrik şekilli mozaiğin Bizans dönemine ait olduğunu tahmin ediyoruz" dedi.

 

180 bin metrekarelik alanda uygulanacak temalı park projesi kapsamında, turizm ofisi, turizm polisi ofisi, park yönetim ofisi, kafeterya, Hat Sanatları Müzesi, Urfa Edebiyat Müzesi, peygamber tabletleri, samara kulesi, Mevlevihane, amfi tiyatro, konferans salonu, spor salonu ve spor sahaları, alışveriş üniteleri, şelale, göletler, gezi ve dinlenme parkları yapılacak.

Birgün, Haber: Mehmet Çiçek, 10.04.2007

DOSYA



Vaka-i AKM IV:


BİZ BIKTIK, YA SİZ?..

"KİMSE KAZMAYI ALIP, AKM'Yİ YIKMIYOR"

 

Devlet Tiyatroları (DT) Genel Müdür Vekili Mine Acar, İstanbul'daki Atatürk Kültür Merkezi'nin (AKM) yıkılması tartışmalarıyla ilgili, “Sayın Bakan'ın dediği gibi yıkılıp yerine çok daha İstanbul'a, Atatürk'e yakışır, modern bir kültür merkezinin yapılması benim görüşüme göre doğrudur” dedi.

Acar, DT olarak kendilerinin de orada oyun sahnelediklerini söyledi. AKM'nin kışın ısıtılamadığını, yazın soğutulamadığını ve kötü bir vaziyette olduğunu belirten Acar, yapılabilecek bir tadilatın maliyetinin ise çok büyük olacağını kaydetti. Acar, şöyle konuştu: “Sayın Bakan'ın dediği gibi gerçekten yıkılıp yerine çok daha İstanbul'a, Atatürk'e yakışır, çok daha modern bir kültür merkezinin yapılması, benim görüşüme göre doğrudur. Belki buradaki 'yıkım' lafı, insanları rahatsız etmiş olabilir ya da bir proje görmek istiyorlar. Önlerini göremedikleri ya da oraya ne yapılacağını bilemedikleri için sanki böyle bir tedirginlik yaşadıklarını düşünüyorum. Çünkü, AKM'nin yenilenmesinden, oraya daha iyi, daha güzel bir kültür merkezi yapılmasından daha doğal bir şey yok. Nitekim sanatçılar da bundan yıllar önce kendileri talep ediyorlardı, AKM'nin yıkılmasını. Çünkü, hakikaten sağlıksız durumda. Onun için bu AKM'nin yenilenmesi-yıkılması da demek istemiyorum- konusundaki muhalefeti çok doğru bulmuyorum.”
      
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un AKM yıkıldıktan sonra daha iyi, güzel ve çağdaş bir bina yapılacağını çeşitli konuşmalarında dile getirdiğini hatırlatan Acar, “Biraz güven göstermek lazım bence. Çünkü, Sayın Bakan sanata yakın bir insan, tiyatroyu, operayı, baleyi seven bir insan” dedi.

 

Anadolu'da kültür merkezleri açıldığını ve pek çok yerde tiyatro sahnelerinin sanatseverlerle buluşturulduğunu ifade eden Mine Acar, “Biz çok sahneler açmaya çalışıyoruz, Anadolu'da kültür merkezleri açıyoruz. Ben 20 aydır Bakanlıktan hiç bir şekilde idari, sanatsal veya siyasi müdahale görmedim” diye konuştu.

 

AKM'nin yıkılmasının ardından yaşanacak süreçte DT olarak sahne sıkıntısı yaşamayacaklarını anlatan Acar, şunları kaydetti:   “Sayın Bakan bunu da açıkladı. Süratle Maslak'taki sahnenin bitirilmesine çalışılıyor. Ayrıca, İstanbul'da yine başka sahneler kiralanacak, bulunacak. Ancak ondan sonra...

 

Zaten benim görebildiğim daha bu 1-1.5 yıllık bir süreçtir. Yani, hemen bugün kimse kazmayı alıp yıkmaya koşmuyor orayı. Bu, 1-1.5 yılı kapsayacak bir süreç. Bu arada da, özellikle opera ve balenin-çünkü bizim tiyatro olarak başka sahnelerimiz de var- sanatlarını icra edebilecekleri yer ayarlanacak. Ancak ondan sonra oranın yıkılıp yeniden yapılması söz konusu olacak.”

Hürriyet, 10.04.2007

 

 

 

2010 YASASINDA AKM SÜRPRİZİ

 

Bakanlar Kurulu, AKM'nin yıkılmasını sağlayacak bir yasa tasarısı hazırladı. Dün TBMM Başkanlığı'na sunulan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti hakkındaki tasarıda, AKM'nin yıkılması ve yerine yeni bir kültür merkezi yapılması için de bir madde var. Tasarının üçüncü bölümünde yeni Atatürk Kültür Merkezi ve Rami Kışlası'nda kurulacak İstanbul Kütüphanesi ve Kongre Merkezi'nin Kültür Bakanlığı tarafından yaptırılması öngörülüyor. İşin ilginci, 2010'un genel işleyişi ve yapısını belirleyen tasarıda başka herhangi bir somut proje yer almıyor.


Tasarının 'diğer hükümler' başlığı altında yer alan 11. maddesinde 'AKM'nin yıkılması, diğer belediye ve Hazine arazilerinin de eklenmesiyle oluşacak alanda yeni bir Atatürk Kültür Merkezi binasının yapılması' öngörülüyor. Aynı madde AKM'nin yıkımı ve yapımını Kültür Bakanlığı'na bırakırken, kullanılacak kaynakları da belirliyor. Kültür Bakanlığı adına açılacak hesapta, Kültür Bakanlığı, Tanıtım Fonu, İstanbul'daki İl Özel İdaresi, Büyükşehir Belediyesi, Ticaret ve Sanayi odalarıyla 2010 için oluşturulacak bütçeden aktarılacak tutarlar toplanacak.


2010 Avrupa Kültür Başkenti için merkezi ve yerel yönetimle sivil toplum temsilcilerinden oluşan bir Danışma Kurulu, Nuri Çolakoğlu'nun başkanlığında uzun süredir çalışıyor. Bu kurul içinde yer alan İKSV, Bilgi Üniversitesi, Tarih Vakfı gibi kurumların temsilcilerinden oluşan 'İstanbul 2010 Grişim Grubu', yasa tasarısı için bir metin hazırlamıştı. TBMM'ye gönderilen tasarı bu metnin neredeyse aynısı. Aradaki en büyük fark, AKM'nin yıkılması maddesi.


Dün AKM sürpriziyle karşılaşan Girişim Grubu, açıklama yapıp "AKM ve Rami Kışlası konularının bu tasarı dışına çıkarılmasını öneriyoruz," dedi. Tasarının TBMM'ye sevk edilmesinden duyulan memnuniyetle başlayan açıklama, kendi hazırladıkları metne 'AKM'nin yıkılıp yeniden yapılması ve Rami Kışlası'nın dönüştürülmesi için bir maddenin eklendiği'ni belirtiyor. Açıklama şöyle devam ediyor: "Önerilerin daha geniş bir katılımla, şeffaf bir şekilde tartışılacağı bir ortama ihtiyaç olduğu kanısındayız. Kanun Tasarısı'nın bir an önce yasalaşması gerektiğine inandığımızdan AKM ve Rami Kışlası konularının bu tasarı dışına çıkarılıp ayrı değerlendirilmesini öneriyoruz."


Radikal'e özel bir açıklama yapan Nuri Çolakoğlu da AKM tartışmalarının 2010 çalışmalarını gölgelemesinden duyduğu endişeyi dile getirdi. "2010 çok iyi konsensüs sağlanan, Türkiye'de herkesin sahip çıkmaya çalıştığı bir proje." diyen Çolakoğlu, "Bu yasa faaliyetlere hız kazandıracak, ama AKM gibi tartışmalı bir projenin bunu gölgelemesi iyi olmaz," dedi.
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un dile getirdiği ve ısrarla savunduğu AKM'nin yıkılıp yeniden yapılması projesi, büyük tartışmalara ve protestolara neden olmuştu. Yasayla gelecek özel hükümler ve düzenlemeler sayesinde Kültür Bakanlığı'nın projeyi hızla ve kolaylıkla gerçekleştirmesinin mümkün olacağı söyleniyor.
 

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı aslında yürütme yapısını ve mali koşulları belirliyor. Yasaya göre gerekli çalışmaları İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı yürütecek. Bu ajans, Koordinasyon Kurulu, Danışma Kurulu, Yürütme Kurulu ve Genel Koordinatörlük'ten oluşacak. Yasada gelirler, bütçe, alım, satım, yapım, kiralama gibi işlemlerin usulleri de yer alıyor. Bu işlemlerde Devlet İhale Kanunu, Kamu İhale Kanunu ile Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu hükümlerinin uygulanmayacağı belirtiliyor.

Radikal, 10.04.2007

 

 

 

AKM'YLE GÖLGE BOKSU

 

Son dönemin en tartışmalı iki konusu hiç beklenmedik biçimde iç içe geçiverdi. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti için hazırlanan yasa tasarısının içine, AKM'nin yıkılmasını da ekleyen Ankaralı bürokratları tebrik etmek gerek.


Uzun tartışmalar, sonsuz toplantılardan sonra 2010 konusunda sanatçılar, sivil toplum örgütleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve hükümet arasında belirli bir uzlaşma sağlanır gibi oldu. Herkes, somut adımların atılması için gerekli olan yasayı bekliyordu. Tasarısı önceki gün Meclis'e gönderilen yasa belki en masum haliyle bile çok tartışılacaktı, ama şimdi işin içine bir de AKM girdi...


İstanbul Kültür Başkenti'nin başarılı olabilmesi için projeye katkıda bulunması gereken, bu konuda gayet de istekli olan sanatçı inisiyatiflerinin çoğu AKM'nin yıkılmasına karşı çıkıyor. Şimdi 2010 yasasına karşı çıkacaklar; bu nedenle yasa daha bu tasarı haliyle büyük bir tartışmanın odağı olacak, 2010 yolu yine bir yokuşa dönüşecek.


Başından beri AKM'yi yıkmayı bir inat haline getiren Kültür Bakanlığı'nın bu konuda kamuoyunu ikna etmek ya da bir uzlaşı aramak gibi niyeti yok. Bakan Koç'un AKM'nin yıkılmasını neden bu kadar tutkuyla istediği ise belirsiz. Bakanlık nasıl bir AKM yapacağını, kime yaptıracağını, nasıl işleteceğini anlatmadığı, neden binanın içini değiştirmek yerine ille de etrafındaki boş arazileri inşaata katmak istediğini açıklamadığı sürece kimse ikna olmayacak. Bu arada 150 milyon dolarlık bir inşaat için bütçeden kaynak ayırıp iki senede bitirmek de hiç mümkün görünmüyordu. Ama onun da yolunu buldular, yasa tasarısına göre gerekli para biraz 2010 bütçesinden, biraz merkezi bütçeden ve belediye, ticaret odası, sanayi odası gibi kuruluşlardan toplanacak. Bu kuruluşların yeni AKM'yi finanse edeceklerinden haberi var mı, bilinmez. İnşaat da Kültür Bakanlığı'nın kontrolünde, çıkacak özel yasa sayesinde pek çok standart uygulamadan azade biçimde hızla bitirilebilecek. Tabii hala üzerinde Koruma Kurulu'nun tescili bulunan bir yapının yıkılması için nasıl yasa tasarısı hazırlanıyor onu da anlamak mümkün değil.


AKM'nin yıkımı, 2010 yasa tasarısına belli ki Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın girişimiyle eklenmiş. Tasarının hazırlanması için aylardır büyük uğraş veren 2010 Girişim Grubu üyeleri şimdi çok zor durumda kaldılar. Rami Kışlası'nın kütüphane ve kongre merkezine dönüştürülmesiyle AKM'nin yıkılıp yeniden yapılması için tasarıya bir madde eklendiğini dün Radikal'de çıkan haberi hazırlarken bizden öğrendiler. Girişim Grubu hemen yumuşak bir üslupla, AKM ve Rami Kışlası'nı içeren maddenin yasadan çıkartılmasını istediğini açıkladı. Şimdi bu değişiklik için ekstra enerji harcamaları gerekecek. Hükümet ikna olmazsa belki de zaman kaybetmemek için yasayı bu haliyle kabul edecekler ve bu kez de kendilerini AKM tartışmalarının içinde bulacaklar. Kültür Bakanlığı, 2010 Girişim Grubu içinde yer alan Nuri Çolakoğlu gibi etkili kişileri, İKSV, Bilgi Üniversitesi gibi etkili sivil kuruluşları bu tartışmanın içine çekerek kendince bir uyanıklık yaptı. Ne de olsa o kadar çabadan sonra sivil toplumun bu işi bırakıp gidemeyeceğini düşünüyorlar. Ya da belki de çekilsinler, herkes kendi evine gitsin, onu da biz yapalım, kendi adamlarımızla yapalım, gönlümüzce yapalım istiyorlar...

Radikal, Yazı: Cem Erciyes, 11.04.2007

 

 

 

KOÇ'TAN AKM SÖZÜ

 

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, 2 haftadır tartışılan İstanbul Taksim Meydanı’ndaki Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) yıkılıp yerine yenisinin yapılması konusunda "Biz İstanbul AKM’yi yıkmıyor, yapıyoruz" diyerek, AKM’nin oldu bittiyle yıkılıp yerine iş merkezi ya da benzeri projeler yapılacağı iddialarına yanıt verdi.

TBMM İçişleri Komisyonu’ndaki görüşmelere katılan Bakan Koç, CHP İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü’nün AKM’nin yıkılması yönündeki sorusunu cevaplandırdı. Koç, "AKM’nin ısıtma ve soğutma işlemi için 100 milyar lira harcamışız. Binayı tam anlamıyla verimli bir şekilde kullanamıyoruz. İstanbul ve Taksim’in şartlarına uygun, uluslararası büyük organizasyonların yapılacağı bir kültür merkez yaptıracağız. Şu anda 50 bin metrekare kapalı alana sahip AKM’nin yerine, 110 bin metrekarelik kapalı alana sahip yeni bir kültür merkezi yapacağız" diye konuştu.

Hürriyet, 12.04.2007

 

 

 

"TADİLAT YETMEZ, YIKILIP YAPILMALI"

 

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Meriç Sümen, açılışında sahne aldığı İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nin yeniden yapılması gerektiğini söyledi. Sümen, yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AKM'den daha güzel bir sahneye sahip olmadığını ancak, binanın artık "bakımsız, sevgisiz ve himayesiz'' kaldığını kaydetti. Kültür ve Turizm Bakanı Koç'un konuya "fevkalade hassasiyetle yaklaştığını'' belirten Sümen, "Binanın onarımı yapımı kadar masraf ve zaman alacaksa, tabii ki yeni bir opera binası yapılmasını isterim. Çünkü binanın yeni bir bina inşa edilecek kadar yıkılıp yapılmaya ihtiyacı var. Eğer müthiş bir tadilat yapılacaksa, benim için yıkılmasıyla tadilatı zaten aynı kapıya çıkıyor'' dedi.

 

Sümen, bina yerine daha geniş kapsamlı, içerisinde daha geniş kullanım salonları, çalışma odaları, istirahat yerleri olan, kafeteryası bulunan yeni bir merkez yapılmasını desteklediklerini anlattı. İnşaat sektörünün gelişmesi sonucu yeni merkezin kısa sürede biteceğini düşündüğünü de ifade eden Meriç Sümen, artık Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerde tek bir sahneden bahsetmenin de söz konusu olmadığını bildirdi. Merkezin 35 yıl önceki açılışında bulunan Meriç Sümen, genç sanatçılara daha çok şans tanımak için daha çok sahneye ihtiyaç bulunduğuna işaret ederek, "O kadar güzel genç sanatçılar çıkıyor ki, onları çıkarmak lazım. AKM yıkılıp yapılsa, sahne çok güzel olsa bile artık bize bir sahne yetmiyor'' diye konuştu.

Sabah, 12.04.2007

 

 

 

SİNAN ANILIRKEN AKM YIKILSIN MI?

 

Osmanlı tarihini mühendislik, mimarlık ve şehircilikle buluşturan Koca Sinan her yıl 9 Nisan'da anılıyor. Sinan, sadece Osmanlı tarihini bu kavramlarla buluşturmakla kalmıyor, bugün de meslek insanlarına ilham vermeye devam ediyor.


Sinan, Osmanlı'nın yükseliş zamanlarında 300'den fazla yapı yaparak erişilmesi güç bir rekorun da sahibi oldu. Ama bu rekor yalnızca sayısal değil, aynı zamanda bir nitelik rekoru. Onu büyük dahi Leonardo da Vinci ile kıyaslanmaya kadar götüren bu başarının altında yatan sır, yaşadığı toprakların kültürünü ve tarihini özümsemiş olmasında yatıyor. Sinan, tasarladığı yapıyı nasıl bir toplumsal zeminde yaptığını çok iyi biliyor. Tabii ki Akdeniz'e özgü İstanbul'un çok kültürlü yapısını da...


Sinan, vakfiyesinin girişinde şöyle tanımlanıyor: "İleri gelen mühendislerin gözdesi, büyük kurucuların süsü, zamanın üstadlarının üstadı, devrin gerçeklerinden haberdar olanların başkanı, zamanın Öklid'i, sultanın mimarı ve hakanın hocası". Bugün farklı uzmanlıklara karşılık gelen bu bilgi ve görgü zenginliği Sinan'da eksiksiz olarak mevcut. Bu zenginliğin gözle görünür ürünü, tarihçi İlber Ortaylı'nın "tapumuz" dediği Süleymaniye. Süleymaniye külliyesi, yalnızca bir mimari tasarım dehasını ve mühendislik yaratıcılığını göstermekle kalmıyor. Bunlarla birlikte, bir yapı grubunun içinde bulunduğu kentle nasıl bütünleşeceğinin ve o kente nasıl katkı yapacağının da yollarını gösteriyor. Külliye, içindeki dinsel yapıların yanı sıra, bilimsel ve sosyal yapılar ve sağlık yapılarıyla birlikte bir bütün oluşturuyor. Bununla da kalmayıp, çevresinde gelişip dönüşen Süleymaniye mahallesi başta olmak üzere, tarihi İstanbul'un dokularını yeniden tanımlıyor.
Bu kadar iddialı bir yapı grubu, üstelik de Osmanlı'nın gücünü tüm dünyaya göstermesi amaçlanan bir külliye, "çirkin ve süfli" bir mahallenin yıkılmasıyla oluşan bir boşlukta da inşa edilmiyor. Çevresindeki mütevazi mahalle ve çarşıların ortasında, Fatih'in yaptırdığı sarayın bahçesinde, 5.5 hektarlık bir alanda yükseliyor. Benzerleriyle kıyaslandığında epey dar bir alan bu. Bunun nedeni aslında çok basit. Sinan'ın Süleymaniye ile amaçladığı yalnızca mimari bir ihtişam yaratmak değil, aynı zamanda kente ve toplum hayatına katkıda bulunmak. Sinan, bugün hala fazlaca öğrenemediğimiz şehirciliğin temellerini kentsel tasarım boyutuyla Süleymaniye'de atıyor. Çünkü Sinan mühendis ve mimar olduğu kadar yönetici ve şehirci aynı zamanda.
Koca Sinan'ın Süleymaniye'si bugünkü şehircilik ve mimarlık uygulamalarımız için derslerle dolu.

 

En başta da AKM'nin yıkılıp yıkılmayacağına karar verecekler için... Sinan diyor ki, "bir yapı yalnızca mimari ve mühendislik özellikleriyle değil, kente ve toplum hayatına katkılarıyla da önemlidir". Peki, AKM'nin yıkılmasını savunanlar ne diyor? "AKM mimari olarak kötü bir bina, üstelik mühendislik bakımından da sağlam değil." AKM'yi 1990'lı yıllarda koruma altına alan Koruma Kurulu binanın mimari ve mühendislik özelliklerine bakmamıştı. Aynen Sinan'ın Süleymaniye'de yaptığı gibi, öncelikle yapının Taksim meydanındaki ve kentteki rolüne ve katkısına bakmıştı. Bu rol ve katkı ortadan mı kalktı ki, AKM de ortadan kalksın!


AKM'nin yıkılıp yıkılmayacağını ne Kültür ve Turizm Bakanı'nın hayalleri ne de şimdiki Koruma Kurulu'nun mimarlık anlayışı belirleyebilir. AKM için bir çözüm aranıyorsa, bunun için Sinan'ın yöneticilik ve şehircilik mirası yeterli derslerle dolu. Ama asıl amaç, Atatürk "Kültür" Merkezi yerine Atatürk "Turizm" Merkezi yapmaksa, onu bilemem.

Sabah Emlak, Yazı: Erhan Demirdizen, 12.04.2007

 

 

 

"YASA OLMAZSA AKM İNŞAATI 10 YIL SÜRER"

 

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti için hazırlanan yasa tasarısına AKM'nin yıkılmasına yönelik bir hüküm eklenmesi, hem tartışmaları tırmandırdı hem de konuyu Meclis gündemine taşıdı. AKM'nin yıkılmasına karşı olan CHP bugün İstanbul Akatlar Kültür Merkezi'nde, milletvekilleri ve sivil toplum örgütleri temsilcilerinin katılımıyla bu konuyu değerlendirecek. CHP, ayrıca Meclis'te tasarının yasalaşmasını engellemeyi hedefliyor.


Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç ise "Hesabını kitabını yaptık, binanın onarımı için 120 YTL gerekiyor, yenisi ise 200 YTL. İstanbul ve Taksim'in şartlarına uygun, uluslararası büyük organizasyonların yapılacağı bir kültür merkezi yaptıracağız. Türkiye'yi Sydney opera binası gibi bir binaya kavuşturacağız," dedi.


Yasal düzenlemenin şart olduğunu vurgulayan Koç, yasa sayesinde özel bir bütçe hazırlanacağını, işlemlerin de Kamu İhale Yasası'na tabi olmadan yapılacağını söyledi. Yasanın, binanın yapımını hızlandıracağını belirten Koç, "Aksi takdirde binanın yapımı 10 yıl sürer" dedi. Böyle bir kültür merkezini yapabilecek dünyada 10, Türkiye'de ise bir-iki firma olduğunu savunan Koç, yasa çıktıktan sonra proje için Türkiye'de ve dünyada bu işi yapan firmaları davet edeceklerini söyledi. Koç, "Tasarının önümüzdeki hafta komisyonlarda görüşülmesini bekliyorum. Yasa çıkıp, projesi hazırlanıp, bütçesi ayarlandıktan ve ihaleler yapıldıktan sonra yıkım gerçekleşecek. Kısa sürede de yeni bina yapılacak" diye konuştu.

Radikal, Haber: Yurdagül Şİmşek, 13.04.2007

 

 

 

"AKM BİNASI MODERN MİMARİYE UYGUN OLACAK"

 

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi (AKM) ile ilgili tartışmalara kızdı. Yeni binanın Valencia ya da Sidney Opera Binası gibi modern mimari tarzında yapılacağı mesajını veren Koç, "Ben olduğum için binanın yıkılmasına karşı çıkıyorlar" dedi.

Koç, Meclis kulisinde bazı gazetecilerin sorularını yanıtladı. Koç, Atatürk Kültür Merkezi'nin Fransız gösterimci mimarisinin kötü örneklerinden biri olduğunu söyledi. Binanın altıncı katının boyahane olduğunu, dekorları koyacak yer bulunmadığını ifade eden Koç, "Binanın klima masrafı ayda 30 bin YTL. Bina ısınmıyor, soğumuyor. Binanın onarım maliyetini hesaplattırdım. Onarmaya kalksak 120 milyon YTL gerekiyor. Şimdi biz 200 milyon YTL'ye yeni bir bina yapacağız" dedi. Koç, AKM ile ilgili tasarının birkaç hafta içinde Meclis'ten çıkartılacağını da kaydetti.

Koç, yasa çıktıktan sonra davet usulü ile ihale yapacaklarını belirterek "Oraya Sidney'deki opera binası gibi modern bir bina yapmak istiyoruz. Bizim istediğimiz tarzda proje hazırlayabilecek dünyada en fazla 10, Türkiye'de de 2-3 firma var. Onlara sipariş edeceğiz. Sonra projeye karar verip uygulamaya geçeceğiz" diye konuştu. Koç, ihale verildikten sonra binanın yıkılacağını ve yeni binanın da 2 yıl içinde tamamlanmasını düşündüklerini kaydetti.

Sabah, Haber: Zübeyde Yalçın, 14.04.2007


TARİHİ CAMİLERİMİZ BÜYÜKŞEHİR'E EMANET

 

İstanbul’daki belli başlı tarihi camilerin bakım, onarım, temizlik, güvenlik ile turizme yönelik rehberlik hizmetleri Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılacak. Vakıflar Genel Müdürlüğü, Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na gönderilen yazıda “2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti seçilen İstanbul’daki 22 adet caminin eleman yetersizliği sebebiyle güvenlik ve temizlik hizmetlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Söz konusu hizmetlerin Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Vakıflar Bölge Müdürlüğü arasında hazırlanacak olan protokol esasları çerçevesinde yapılmasını” talep etti. Büyükşehir Belediye Meclisi AK Parti Grup Başkan Vekili Hüseyin Evliyaoğlu, dünkü meclis toplantısında bu taleple ilgili sözlü bir önerge verdi. Evliyaoğlu önergesinde, protokol yapılması için Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a yetki verilmesini talep etti. Önerge mecliste oy birliği ile kabul edildi.

Büyükşehir’e emanet edilen tarihi camiler
1- Sultanahmet Camii 2 - Süleymaniye Camii 3- Beyazıt Camii 4- Yeni Camii, 5- Rüstempaşa Camii 6- Fatih Camii 7- Piyalepaşa Camii 8- Nuruosmaniye Camii 9- Eyüpsultan Camii 10- Şehzadepaşa Camii 11- Laleli Camii 12- Aksaray Valide Sultan Camii 13- Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii 14- Yavuzselim Camii 15-Nusretiye Camii 16- Kılıç Ali Paşa Camii 17 Dolmabahçe Camii 18- Ortaköy Camii 19- Üsküdar Mihrimah Sultan Camii 20- Üsküdar Valide-i Ceddi Camii 21- Üsküdar Valide- i Atik Camii 22- Sünbül Efendi Camii.

Türkiye Gazetesi, Haber: Sadettin Erkişi, 10.04.2007

DOSYA



Yine yeniden:

"Haçsız bir Surp Haç Ermeni Kilisesi Anıt Müzesi"

ERMENİSTAN'DA ÇİZİLDİ



Akdamar’daki Surp Haç Ermeni Kilisesi’nin restorasyon danışmanı Mimar Zakarya Mildanoğlu kubbeye konulması istenen haçı 1 yıl önce yaptırdıklarını söyledi.

Mildanoğlu "Haçın şeklini Van’dan Ermenistan’a göç etmiş Ermeni Mimarlık Tarihi Uzmanı Harutcunyan’a teyit ettirdik. Hatta haçı oradan çizdirip getirttik" dedi.

Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II’nin, Akdamar Kilisesi Anıt Müzesi’nin kubbesine koyulması için hazırladığı haçı Hürriyet görüntüledi.

Mesrob II’nin açılışından bir ay önce Başbakan Tayyip Erdoğan ile Kültür Bakanı Atilla Koç’a mektup yazarak izin istediği haçı, Ermeni cemaati adına restorasyon çalışmalarına gözlemci olarak katılan mimar Zakarya Mildanoğlu, Ermeni sanat ve mimarlık tarihi uzmanları birlikte hazırladı.

29 Mart 2007’de kapılarını "haçsız ve çansız" açan Van Gölü Akdamar Adası’ndaki 1086 yıllık Surp Haç Ermeni Kilisesi’nin restorasyon danışmanı Mimar Zakarya Mildanoğlu mektupta bahsedilen haçın projesinin, bir sene önce kilisenin restorasyonu sırasında hazırlandığını belirtirken şunları söyledi:

Haç yüksekliğiyle, bina yüksekliği ve ana kaide arasında belirli oranlar vardır. Bu oranlardan yola çıkarak haçın yüksekliğinin 70-80 santimetresi kaide içinde kalmak üzere 2.5 metre olabileceğini ortaya çıkarttık. Bu oranları ve haçın şeklini 1915 tehcirinden sonra Van’dan Ermenistan’a göç etmiş Ermeni Mimarlık Tarihi uzmanı, uluslararası restoratör Varaztad Harutcunyan’a teyit ettirdik. Hatta haçı oradan çizdirip getirttik, burada da imalatını yaptırdık. Geçen seneden beri duruyor. Kilisedeki bazı ikonalar Ermenistan’da bazıları da Tebriz’deki Ermeni Müzesi’nde. Kilisenin çanı da Tebriz’e götürülmüş. Haçın ise ne Ermenistan’da ne de Tebriz’de olduğuna dair bir bilgi yok. Büyük bir ihtimalle kaybolmuştur. Çünkü o çatı depremden yahut başka bir sebepten çökmüş. Yoksa birisi oradan o haçı indirmiş falan değil. Kaidesi de ortada yok çünkü.

Patrikhane’nin desteğiyle hazırlatılan 2.5 metrelik siyah boyalı bronz haç bir yıldır İstanbul Kumkapı’daki Ermeni Patrikhanesi’nde Akdamar’a gideceği günü bekliyor.

Mimar Zakarya Mildanoğlu, 70-80 santimetresi kaidenin içine gömülen yaklaşık 2.5 metrelik haçın metal olduğunu belirterek, "Altı ay önce ulaştığımız bir belge haçın orijinalinin taş olduğunu gösteriyor. Bir meslek adamı olarak söylüyorum, bana kalırsa oraya artık metal değil taş bir haç konulması gerekir" dedi.

Hürriyet, Haber: Aslı Sözbilir, 10.04.2007

 

 

AKDAMAR HAÇINDA MESİHİN K'SI

 

Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II, Akdamar Kilisesi Anıt Müzesi’nin kubbesine yerleştirilmek üzere hazırlanan haçın üzerindeki şekillerle ilgili bilgi verdi.



Buna göre haçın alt bölümünde Hristiyanların Krisdos adıyla andıkları Hazreti İsa’yı simgeleyen K harfi ve ateşten bir dil var. Mesrob II, "Haçın dibinde Krisdos’un (İsa Mesih) ilk harfi olan Ermenice K harfi var. Ateşten dil ise Ruh-ul Kuds’u yani Kutsal Ruh’u temsil ediyor" dedi. Ermeni cemaati adına restorasyon çalışmalarına gözlemci olarak katılan Mimar Zakarya Mildanoğlu’nun Ermeni sanat ve mimarlık tarihi uzmanları birlikte hazırladığı, Ermenistan’da çizdirilen ve Türkiye’de imal edilen 2.5 metrelik siyah boyalı bronz haç bir yıldır İstanbul Kumkapı’daki Ermeni Patrikhanesi’nde duruyor.

Hürriyet, Haber: Aslı Sözbilir, 12.04.2007

 

 

AKDAMAR'A HAÇ İÇİN OLUMSUZ GÖRÜŞ

 

Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II'nin "Van'daki Akdamar Kilisesi'ne haç konulması" talebi konusunda olumsuz görüş bildirdi. Dışişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın talebi üzerine, kilisenin üst noktasına haç konulması konusunda yazılı görüşünü hazırlayarak, Bakan Atilla Koç ile Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne iletti.


Ayasofya'yı örnek gösteren Dışişleri'nin yazısında, "İstanbul'daki Ayasofya müze konumunda olup ibadete açık değildir ve kubbesinde İslam dininin sembolü olan hilal bulunmamaktadır. Akdamar Kilisesi de aynı durumda olduğu için, haç konulması uygun olmaz" denildi.

Milliyet, Haber: Yıldız Yazıcıoğlu, 12.04.2007

AVİZELERİ 50 YIL ÖNCE BABA YAPTI, BUGÜN OĞLU ONARDI

 

1756’da inşa edilen ve Osmanlı İmparatorluğu’nun "sadaret" (Başbakanlık) makamı olarak kullandığı İstanbul Valiliği binasının çok değerli avizelerinin bir bölümünü, 50 yıl önce Antranik Boğosyan yapmıştı. Şimdi 81 yaşında olan Boğosyan’ın oğlu Kapriel, bir zamanlar babasının elinden çıktığını bilmediği avizelerin onarımını üstlendi.

Antikacı bir babanın oğlu olan Antranik Boğosyan, aynı zamanda İstanbul’un en eski avizecisi unvanına sahip. 1756’da inşa edilen ve Osmanlı İmparatorluğu’nun sadaret makamı olarak kullanılan İstanbul Valiliği binasının çok değerli avizelerinin bir bölümü de Boğosyan’ın imzasını taşıyor.

Şimdi 81 yaşında olan Boğosyan’ın 48 yaşındaki oğlu Kapriel Boğosyan ise babasının elinden çıktığını bilmeden avizelerin onarımını üstlendi. "Luikenz" stil avizeleri hemen tanıyan Kapriel, bunların babasının eseri olduğunu da fark etti. Gördüklerini anlattığında babası, bu avizeleri yaptığını hatırladı, ancak yaşı ayrıntıları unutturmuştu.

Kapriel Boğosyan, İstanbul Valisi Muammer Güler’e, babasının yaptığı avizeleri göstererek "Bunların onarımını yapmak da bana kısmet oluyor. Çok heyecanlıyım" dedi. Sadece babasının yaptıklarını değil, Vali Muammer Güler’in odasındaki paha biçilmez değerde ve yaklaşık 200 kilo ağırlığındaki orijinal Fransız avize ile diğer odalardaki avizeleri de elden geçirmek için kolları sıvayan Kapriel Boğosyan, şunları söyledi:

"Avizelerin bakımının yanı sıra tavanda avizeleri taşıyan kütükleri de sağlamlaştırdık. Mobilyaları elden geçirdik. Hatta öylesini özenle ve sağlam yaptık ki, iddia ediyorum, mobilyalar 100 yıl bozulmaz. Kumaşı da özel dokuma ipekli, saray tipi."

Hürriyet, Haber: Mustafa Kınalı, 10.04.2007

İTALYAN KÖYLÜLERİNİN METROPOLITAN MÜZESİ İLE MÜCADELESİ

 

Umbria’da bulunan küçük bir dağ köyü, New York Metropolitan Müzesi’nden 2.00 yıllık bir savaş arabasını yıllardır geri istiyor. Müze ise, Leon Levy ve Shelby White tarafından finanse edilen ve 20 Nisan 2007 günü açılacak olan yeni salonda MÖ 530 yılında yapılmış bu bronz savaş arabasını sergilemeye hazırlanıyor.

Öte yandan 651 nüfuslu Monteleone di Spoleto köyünün belediye başkanı Nando Durastanti “Metropolitan olağanüstü bir restorasyon yaptı. Fakat, kendileri için üzgünüm; araba bizim ve kimliğimizin bir parçası. Onu geri alacağız” demekte. Belediye Başkanı, İtalyan hükümetinin konuya ilgisini çekmek için Roma’ya bir yürüyüş düzenlemeye hazırlanmakta. Köylüler aynı zamanda Roma’da bulunan ABD Konsolosluğu'na da “Arabamızı geri istiyoruz!” yazılı bir pankart asacaklar.




Bu, bilinen yegane sağlam Etrüsk savaş arabası geçtiğimiz on yıl boyunca Metropolitan Müzesi’nde restore edilmekteydi. 4.20 m uzunluğundaki arabanın üç panelinde Aşil’in yaşamından kabartmalar mevcut. Müzenin arkeoloji bölümünden Joan Mertens savaş arabasının dönemi için çok özel olduğunu, o zamanın Rolls-Royce’u olarak kabul edilebileceğini söylemekte. Müze yetkilileri arabanın yüz yıldan önce ve “iyi niyetle” satın alındığını ve ellerinde menşeini gösteren hiçbir belge olmadığını belirtmekteler.

 

Yurt dışına kaçırılmış eski eserlerin geri getirilmesi için yaptıkları kampanyaları devletçe desteklenen köylüler ise, arabanın İtalya dışına kanunsuz yollarla çıkarıldığını savunmaktalar. Bronz araba 1902 yılında Monteleone di Spoleto yakınlarında çoban Isidoro Vannozzi tarafından bulunmuş. İçinde, ellerinde törensel içki kapları tutan iki iskelet varmış. Araba, Umbria’da bulunan bir demir hurdacısına 950 Lirete satılmış.  Aile ise, bu para ile 30 tane kiremit satın almış. Araba daha sonra Roma’da banker J.P. Morgan tarafından alınmış. Morgan’ın arabayı New York’a gönderme çabaları, İtalya parlementosundaki ayaklanmalar yüzünden gerçekleşememiş. Daha sonra, bir buğday treni ile gizlice Paris’e sevk edilen savaş arabası Credit Lyonnais’nin kasalarında saklanmış. İsmi açıklanmayan bir aracı tarafından 250.000 Liret’e satın alınan eser New York’a, Metropolitan Müzesi’ne gönderilmiş.

 

Şu anda 21 eserle ilgili Metropolitan ile görüşmelerini sürdüren İtalyan hükümeti, Etrüsk savaş arabasını da geri istediği eserler listesine koydu fakat bu eserin iadesi konusunda iyimser olmadığını da açıkladı. Kültürel eserlerin korunması ile ilgili ilk kanunu 1906, bulunan her eski eserin devletin malı olduğunu kabul eden yasası ise 1939 tarihli olan İtalya’nın, Metropolitan Müzesi ile görüşmelerini sürdüren sorumlusu Maurizio Fiorilli “Bu özel durumda kanuni bir hakkımız yok” demekte.

telegraph.co.uk,  Haber:  Malcolm Moore, 09.04.2007

ESKİ ÇAĞLARDA İNSANLAR MAĞARALARINI BEŞ KRİTERE GÖRE SEÇİYORLARDI

 

Bugünlerde ev satın alan insanlar, mülkleri kafalarındaki bazı kriterlere göre değerlendirip karar veriyorlar. Tarih boyunca insanlarının kullandığı mağaralarla ilgili yeni bir araştırma sonucuna göre, bu tavrımız onbinlerce yıldan bu yana fazla değişmemiş.



Yorkshire Dales’de 230 ve Kuzey İngiltere’de 190 mağarada yapılan araştırmaya göre MÖ 4.000 ila 2000 yılları arasında bu mağaraları kullanan insanların en az beş kriteri göz önüne alarak yerleşimleri seçtikleri belirtildi.

 

Sheffield Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nden Andrew Chamberlain’in bildirdiğine göre “Tarihöncesi çağlarda kullanılan mağaraların çok büyük bir oranı geniş ağızlı, derin pasajlı, nisbeten yüksek irtifalarda ve ağızları ya batıya veya doğuya bakmakta.”

 

İngiliz Mirası Tarihsel Çevre programı tarafından finanse edilen bu çalışma sırasında Chamberlain ve meslektaşları özellikle bu iki bölgeyi seçmişler çünkü bu bölgedeyi diğer yerlerden daha fazla mağaracı ziyaret etmekte ve mağaraların korunma kaygısı daha yüksek. Buna karşılık doğal olmayan mağaraları, maden galerilerini, düdenleri çalışmanın dışında tutmuşlar.



Diğer bir buluntu ise, Kuzey İngiltere mağaralarının yerleşim olarak Yorkshire Dales’den daha fazla tercih edilmesi. Bu ise, bugün bile geçerli olan “evin konumu” kriterinin 6000 yıl önce de gündemde olmasına bağlanıyor. Chamberlain’ın belirttiğine göre bugün de daha geniş bir tarım alanına sahip olan Kuzey İngiltere’nin, o çağlarda da aynı durumda olmadığını düşünmemiz için herhangi bir sebep yok. Öte yandan, Chamberlain bazı mağaraları ise bugünkü yol kenarı otellere benzetiyor. Yani; insan veya hayvanların bir veya birkaç gece kalmak için kullandığı ve sonra başka bir yere gittiği geçici sığınaklar.

 

Ekip, üç yıl süren bu çalışmanın gelecekte başka araştırmacıların hangi tür mağaralarda arkeolojik buluntular olabileceğine dair tahmin yürütmelerine yardımcı olabileceğine inanmakta. 

Discovery News, Haber: Jennifer Viegas, 09.04.2007

SİNAN'I AN-LA-MAK



Foto: selimiyecamii.com


Her yıl Sinan’ı resmi törenler ve seminerlerle anmanın günümüz Türk toplumuna ne faydası oluyor diye sormadan edemiyorum. Sinan uzun süredir marjinalize edilmiş ama yakın tarihlerde kendisiyle tarihsel bağlantısının açıkça kabul edildiği anılarında kendi dindar sözleriyle gelecek kuşaklar tarafından hayırla anımsanmak için dua eder. İçinde bulunduğu ve ebediliğine naifçe inandığı dünya düzeninin kırılganlığından ve gelecek kuşaklar için anımsama eyleminin travmatik boyutlara dönüşebileceğinden habersizdir bu dilekte bulunurken.

Nasıl bir mimar olursa olsun ben Sinan’ı hep öncelikle bir insan olarak düşünmeden edemiyorum; dört yüzyıldan uzun zaman önce yaşamış bir insan. Bu gözle baktığımda her yıl tekrar edilen resmi törenler ve sayısı gitgide artan ruhsuz anıtlar zalimlik gibi görünüyor. (1) Freud yıllar önce anıtın bilinci travmatik bir anıya karşı kalkan gibi korumak üzere üretilmiş bir yalan olduğunu savunur. Her fikrine katılmasam da Freud’un bu tezini ikna edici buluyorum. O günden bugüne üzerine sayısız düşünceler üretilmiş anıt ve anıtsallık kavramlarının temelinde geçmişi çarpıtmak, bir tarihsel fenomeni sadece o bakış açısından önemli göründüğü için diğer geçmiş parçalarından ayrıcalıklı saymak olduğu söylenebilir. İster kutlama ister yas tutma olsun anmak genelde insanın varlığını rahatlatmak için gereksinim duyduğu bir eylem ve günümüzde de bireyin ruh sağlığını sürdürmek adına önemini inkar etmek zor. Ama ben ortak değerlerin çok boyutlu ve parça parça bulanıklığının egemen olduğu günümüz toplumlarında resmi törenlerin masumiyetine inanmakta güçlük çekiyorum. Sonuçta Tatlin’in sonsuza yükselen ütopik spiraline Lenin kendi tıknaz heykeliyle son noktayı koymadı mı? Zaten dünya Sultan Süleyman’a da (haliyle) kalmamıştı. Hangi sosyal rejim hala toplum için masumca dürüst olduğunu ileri sürebilir? Manhattan’ın sıfır noktasında dikilmeye çalışılan hilkat garibesi mimarlık harikasının nasıl bir yalana çanak tuttuğundan bu bağlamda söz etmeye bile gerek yok. Günümüzde toplumsal anımsama yalanını çoğu kez kimse yutmuyor. Kenarda durup Maya tören kuyusuna kurban edilecek bakireyi izlemek o dönemin insanı için belki Tanrılarla ileşitime geçmekti. Bu zamanda her yıl Sinan’ı ruhsuz bir mimarlık sunak taşına dönüştürmek de bana daha az zalimce görünmüyor.

Üç Anımsama

1
Dünyanın öbür yarım küresinin Antarktika’ya yakın bir yerlerinde son üç yıldır her dönem mimarlık ve peyzaj mimarlığı öğrencilerine bir saat Osmanlı mimarisi anlatırım, bu onlara bize geldiğinden çok daha ilginç gelir, çünkü dününü anımsamaya bile üşenen refah bir ekonomik düzenin şımarık ve istedikleri her şeye ulaşabileceklerine inanan genç bireyleridir. Eski zamanlarda yaşamış, şu an ortadan kalkmış bir uygarlığı dinlemek onlar için eğlendiricidir. Dersin büyük kısmını istemeden Sinan’a adamak beni hep rahatsız eder ama klasik Osmanlı mimarisini bir saate sığdırmanın başka yolu yoktur. Üstelik istisnasız her dönem en az bir öğrenci Sinan’a takılır kalır. Bunlardan bir tanesi başka bir elektif derste ödev olarak Sinan’ı hazırlamıştı ve sunuşunda önceki dersimde Sinan’ın hemen her eserini Ayasofya’yı ölçüt olarak değerlendirdiğim için beni eleştirmişti. Sıcak havaları birasız atlatamayan, merak etmedikçe okumayan ve hayatının önemli bir parçası sörf yapmak olan bu genç adam için Sinan neden bu kadar önemliydi hiç anlayamadım.

2
Yeni Zelanda’nın küçücük bir kenti Napier’de bir mimarlık tarihi konferansı. Ardarda üç sunuşun sonuncusu benim; sunuşları coğrafyaya göre bölmüşler. Önce bir kadın küçük bir Bosna köy kilisesinin Ayasofya’yla mekansal akrabalığını irdeliyor, ardından bir adam Melchior Lorichs’in İstanbul panoramasını Osmanlı öncesi Bizans fiziksel çevresi üzerine ipucu bulabilmek için arşınlıyor. En son da ben uluslararası modern mimarlık tarihi yazımında Sinan konusunu irdeliyorum. Ayasofya’yı inceleyen kadın rahatsız oluyor varlığımdan, Ayasofya’ya kendince sahip çıkmış başka bir kültürün temsilini aynı konferansta beklemiyordu herhalde, kötü tesadüf. O Kostof’tan eskizlediği plan üzerinden Ayasofya’nın kutsal noktalarını ispatlamaya çalışadursun benim orijinal fotoğraflarım istemsiz ukalalık göstergesi oldular. Bizans’çı adam pişkin ve rahat, gerine gerine Kanuni’nin Roxalena’ya olan düşkünlüğünden dem vuruyor. Ama bir uyarı alıyor dinleyicilerden Bizans fiziksel çevresinin tarumarlığından şikayet edince; farkında mı İstanbul’un fethinden yıllar önce Haçlılar zaten İstanbul’u yakıp yıkmışlar ve Osmanlılar adeta bir harabe kenti fethetmişlerdi. Sağolsun buralarda da Eco okuyanlar var diyorum ve Baudolino’ya teşekkürler gönderiyorum. Bütün bu konular içinde ister inanın ister inanmayın Sinan bir anda kendiliğinden popüler oluyor; ben durumdan nasıl kaçmaya çalışırsam çalışayım.

3
Bir akşam oturması, Türkiye’den misafir gelmesi son beş yılını burada kitaplara gömülü yaşamış birisi için iletişim aşırılığı demektir. Konuştuğum kişi Trakya taraflarından ve kendi oğlu için küçükken Sinan’in Selimiyesi’nin ne kadar önemli olduğunu anlatıyor bana. Küçük oğlanın en büyük zevki gidip gidip camiyi gezmekmiş çocukken. Sonra anne-babası evlerini yaptırırken ‘nolur Sinan’a yaptıralım’ diye tutturmuş. Ölüm kavramıyla ilk o zaman tanışmış ve Sinan’ın çoktan öldüğünü duyunca ağlamış. İlkokul resimlerinde bile ne zaman bina çizmesi istense o hep bir Selimiye silüetiyle donandırırmış kağıdını.




Foto: sinanasaygi.com - Uzun Kemer - Eyüp


Bu anekdotların bir bütünlüğü olduğunu iddia etmeden önce daha uzak geçmişe gidiyorum. Şimdilerde Kayseri’nin Ağırnas kasabasında bir Sinan evi açılmış ya da açılmak üzere. Ünlü bir tarihsel figürü kökenine döndürmek amacında Dünya’da ilk örnek değil. Ama Sinan’la Ağırnas’ın ilişkisini abartmak konusunda şüphelerim var. Bu oluşum daha fikir aşamasındayken ben Kayseri’de çalışıyordum. Bayıcı bir kış sabahında başlayan günün sıkıcılığından kurtulmak için kendimi öğrenci otobüsüne atmış ve Ağırnas’a gidenler kervanına harici olarak katılmıştım. Ağırnas’ta bulduğumsa Sinan’ın yokluğuydu. Sinan olsa olsa bir anlatı olarak varlığını sürdürüyordu kasabada. Ankara’dan taşındıkları için Kayseri’nin her şeyini ilginç bulan diğer hocaların Ağırnas şaşkınlıklarını paylaşmakta malesef güçlük çekiyordum. Önünde yılda kaç törenin yapıldığı meçhul heykelin üzerinde yıllar önce yine aynı niyetle buralara gelen Afet İnan’ın Atatürk’ten aktardığı söz yazılıydı: “Sinan’ın heykelini yapınız”.

Sinan’ın evi olarak yeniden diriltilen yapının olduğu sokakta bir amca yolumu kesti o gün, “kızım kızım, adam edin artık bu köyü!” diye gürlerken ben sanki yüz yıldır değişmemiş kıyafetine ve şivesine şaşırıp kalmıştım karşısında. “O şarkıcının köyünü turist cennetine çevirdiler kızım, darısı başımıza” dedi. “Aman Tarkan köyde mi doğmuş” diye düşünürken çekinerek sordum adama “kim bu şarkıcı amca?”; Aşık Veysel’den bahsediyordu! Sonra bana zorla yer altında bir sunak taşını gösterip o taşı Sinan’ın zamanında elleriyle oyduğunu iddia etti. Güya ona anlatırlarmış ki çocukken de Sinan çok yetenekliymiş ve sürekli kumun üzerine parmağıyla bir Erciyes silueti çizer kaçarmış. Oradaki varlığımız amca için o kadar inanılmazdı ki dört yüz yıl sanki iki gün gibi kendi ömrüne ve anılarına indirgenmişti uyduruk anlatısında. Bütün bunları anlatırken amca bir yandan da elimi bırakmıyordu. Bense nasıl elimi geri alacağıma sürekli kaygılanıp duruyordum. O günden bugüne Maoriler dahil güney kutbu yerlilerine varana kadar çeşit çeşit insanlar gördüm; bütün Asyalıları Çinli ve Japon’dan öte ayırdedecek kadar aralarında yaşadım ama hiçbir zaman o amcayla aramızdaki iletişim kopukluğu kadar anlamamak ve kendini anlatamamak beni vurmadı. Sinan ne kadar Ağırnas’ta yoksa o adamcağınızın Sinan’dan bir güncel fayda sağlama takıntısı da o kadar yaşamsaldı. O sebepten artık bugün o Sinan müze evi kurulmuştur herhalde.

Başka bir vesile ile bir gün yine Sinan’ı düşündüm. Avustralya’nın popüler timsah avcısı Steve Irwin yakın zamanda göğsünden aldığı şokla trajik bir biçimde öldü; belgesel çekerken vatos balığı çarpmış. Ölüm anı saniye saniye kameraya takılmış olmalı, gerçek bir Türk mantığıyla hemen “aman ne televolelik hadise, izlemek lazım” diyerek açtım televizyonu, öyle ya dünyada kaç kişi böyle bir ölümle ölürken kameraya takılıyor. Belki inanmazsınız ama Steve’in tek bir görüntüsü dahi yayınlanmadı; iki elinde yılan tutarak yaramaz çocuk edasıyla kameraya gülümsediği eski iyi halleri dışında. Üç dört gün bekledim ve ölüm anının tek bir görüntüsü bile basına sızmadı. Sanırım bu saklanan görüntüler bireye saygının göstergesiydi. Bu yetmezmiş gibi Steve’in ailesi teklif edilen devlet törenini reddetti. Başbakan Howard pek de gücendi ama Steve’in babası “o basit bir insandı, basit bir aile töreniyle gömülecek” diye rest çekti devlete. Tekrar vurgulamakta fayda var bu bahsettiğim adam Discovery Channel’dan Dünya’nın her yerine yeniden dönüştürülen “vahşi yaşam savaşçısı” Steve Irwin; Amerika’ya her gidişinde yanına uçaktan iner inmez koruma verirlermiş kendisi istemese de çünkü orada star olmanın tanımı ve toplumsal anlamı Avustralya’dan farklı.

Steve’in Sinan’la ne ilgisi var? Ben Steve’i saydıkları gibi Sinan’ın da sayılmasını isterdim. Çünkü bu her yıl kurumsal törenlerlerle tükettiğimiz adam da kendince bir insandı zamanında. Törenlerin zalimliğinden dem vururken abartmıyorum. Kesinlikle geçmişe bakışımız masum değil ve toplumsal travmalarımızla yüzleşemiyoruz. Bunu yapamadıktan sonra nasıl Mimar Sinan’dan bugüne mimari dersler çıkaracağız bilmem. Sorunun en gerçekçi göstergesi “Sinan’ın kafatası” meselesinde ortaya çıkıyor. Zamanında Türk’lüğü ispatlansın diye kafatası mezarından alınmış ve iddiaya göre bir daha da yerine konmamış! (2) Malesef o çok saydığımız, tarih ötesi mimar idolümüz mezarında başsız yatıyor. Tim Burton’umuz da yok ki Sleepy Hollow gibi bir film çekip Sinan’ın öcünü en azından temsili olarak alsın (Neyse zaten Johnny Depp’ten iyi Sinan olmazdı). Nereden bulunur nasıl döndürülür bu kafatası mezarına bilmiyorum. Daha da kötüsü başka bir şeyden korkuyorum bir kaç söylenti ve tartışma sebebiyle: Umarım Sinan’ı şu Kayseri’de yaşama arayışları mezarının da oraya taşınmasıyla sonuçlanmaz. Parçalanmış cesediyle bağlamından koparılmış Sinan söylemi arasında su götürmez paralellikler var. Bence Sinan’ı gerçekten sayanlar artık onu bağlamından koparmaya bir sınır koymalı. Çok arıyorlarsa gerçek Sinan şu an tam da olmak istediği yerde yatıyor, magnum opus’u Süleymaniye’nin dibinde, kendi şirin mi şirin anıt mezarında, tıpkı yaşarken de onun mahallesinde oturduğu gibi. Sinan’ı anmaya çok meraklı olanlar keşke bir de onu anlamaya çalışsalar. Böylece hem sürekli onun adına konuşmaktan vazgeçerlerdi, hem de beklentileri kadar çeşitli kurmaca Sinan’lar üretmekten. Ben kimim de mi bunları yazıyorum; bağlam sorununun yaşamsallığını anlayacak kadar uzaktaki biri.

1 Sigmund Freud. On Metaphysics, The Penguin Freud Library, v.11, London: Penguin, 299.
2 Bu başsızlık olayını abarttığımı düşünenler kendilerini ya da çok sevdikleri birini aynı durumda varsaysınlar, hala dert etmeyeceklere bir lafım yok (sonuçta insanların babalarının küllerini marihuanayla çekebildiği bir dünyada yaşıyoruz). Meraklısı için sadece Google search’ten bile bu konuyla ilgili sayısız haber bulmak mümkün. Bilimsel bir makale için bakınız: Soner Çağaştay, “Race, Assimilation and Kemalism: Turkish Nationalism and the Minorities in the 1930s”. Middle Eastern Studies 40, no. 3 (2004): 87.

Arkitera, Yazı. Selen Morkoç, 09.04.2007

"ÖNCE GÖMDÜK, ŞİMDİ ÇIKARIYORUZ"

 

Ekmekçizade Ahmet Paşa Köprüsü'nde (Tunca Köprüsü) Edirne Valiliği İl Özel İdaresi tarafından başlatılan restorasyon çalışması kapsamında, köprü kanat duvarları ve iskelelerin toprak altında kalan bölümlerini açığa çıkarma çalışmaları köprü üzerindeki yoğun trafiğe karşın devam ediyor. Gerekli çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte köprünün trafiğe kapatılarak onarıma alınması yaklaşırken çevre esnafının da tedirgin bekleyişi sürüyor.

Edirne Valiliği Özel İdaresi tarafından tarihi köprülerin onarımı projesi kapsamında hazırlıkları sürdürülen tarihi Ekmekçizade Ahmet Paşa Köprüsü'nde (Tunca) başlanan yan duvarların ve iskelelerin ortaya çıkarılma çalışmaları nedeniyle köprünün çevresi adeta delik deşik oldu. Köprü çevresindeki çalışmalar hızla devam ederken, köprünün trafiğe kapatılmasından zarar edeceklerini düşünen iki köprü arası esnafının ise endişeli bekleyişi sürüyor.

Ekmekçizade Ahmet Paşa Köprüsünde yapılan çalışmaları izleyen vatandaşlar ise yapılanlara bir anlam veremediklerini ifade ediyor. Benzer çalışmanın Sarayiçi'ndeki Fatih Köprüsü'nde de yapıldığını belirten vatandaşlar, “Köprünün yan kanatları ve kayıkların bağlandığı iskeleler 50-60 yıl önce açıktaydı. Devlet Su İşleri tarafından seddeler yapılırken bu bölümler dolduruldu. Şimdi ise Valilik tekrar para harcayarak buraları açtırıyor. Kanat duvarları ve iskelelerin ortaya çıkarılması çalışmaları sırasında ise daha sonradan yapılan birçok çalışma bozuluyor. Bu çalışmalardan seddelerin zarar görmesinden de endişeliyiz” diye konuştular.

Edirne Internet Gazetesi, 09.04.2007

SARNIÇ GERÇEĞİ

 

Prof. Dr. Semavi Eyice, üzerlerine bina yapılarak tarihi sarnıçların yok edilmesinde müteahhitlerin ihmallerinin olduğunu söyledi.

Eyice "Bilinen sarnıçlar var. Bir de tesadüfen inşaat için kazı yapıldığında ortaya çıkanlar var" dedi. Prof. Dr. Eyice, müteahhitlerin yaklaşımını, "Tabi bu tesadüfen ortaya çıkanlardan kimsenin haberi olmuyor. Müteahhitler de çok açık göz. Hemen 'Aman! Kimse farkına varmadan şunları yıkıp kaldıralım' diyorlar" dedi.

 

Eyice, 1980 ihtilali sonrası İstanbul Belediye Başkanı olan General Abdullah Tırtıl döneminde yaşanan bir olayı gösterdi: "Mercan Yokuşu başında otopark yapmak için kazı yaptılar. Orada muazzam bir sarnıç çıktı. Hiç kimsenin haberi olmadan" dedi. Prof. Dr. Eyice, Şişhane Yokuşu'nun sol tarafındaki Kanser Araştırma Merkezi'nin binasının altında da muazzam bir sarnıcın ortaya çıktığını, Arkeoloji Müzesi’nin arkasında da iki tane büyük sarnıç bulunduğunu söyledi. Eyice, "Sarnıçlarla ilgili kayıtlar 110 yıl önce yayınlandı. 50 kadar yayınlanmış olan var. Bu saydıklarımın hiçbiri yoktur o kitaplarda. Onları da katınca 100’e çıkıyor” dedi.

Bugün, Haber: Ali Kuş, 09.04.2007

DE JONGH KÖŞKÜ İÇİN KURTULUŞ IŞIĞI YANDI



İzmir Buca'da 9 yıldır kaderine terk edilen 50 dönüm üzerine kurulu ve herkesin peşinden koştuğu eski Sağlık Meslek Lisesi binası ile bahçesinde yer alan 100 yıllık tarihi De Jongh Köşkü kurtuluyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, bir türlü değerlendiremeyip geçtiğimiz yıllarda 20 milyon 100 bin YTL'ye satışa çıkardığı Sağlık Meslek Lisesi binaları ve De Jongh Köşkü'nü, 1 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun, "Bize sormadan satamazsınız" uyarısı üzerine satmaktan vazgeçti. Geçtiğimiz günlerde toplanan Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim Kurulu ise, çürüyen binaları sosyal tesis yapma kararı aldı.


Buca Belediye Başkanı Cemil Şeboy ve özel sektörün de talip olduğu binalar, Ege Bölgesi'ndeki sağlık kurumlarında görevli personele hizmet içi eğitimlerin verileceği sosyal tesis haline dönüştürülecek. SSK İzmir İnşaat Emlak Müdürlüğü, geçtiğimiz günlerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na başvurarak lise binası ve De Jongh Köşkü'nün yenileme projesini hazırlatmak üzere ihale yetkisi istedi. Proje hazırlandıktan sonra yenileme inşaatının ihalesi de yapılarak çürümeye terk edilen binalar, sosyal tesise dönüştürülecek. Lise binası ve tarihi köşkün güçlendirilerek sosyal tesise dönüştürülmesi için en az 3 milyon YTL'ye ihtiyaç duyuluyor.

 

Buca'nın merkezinde 1900 yılında inşa edilen De Jongh Köşkü ile 1951 ve 1961 yıllarında yapılan iki ek bina, uzun yıllar Verem Savaş Derneği tarafından kullanıldı. 50 dönümlük bahçeye sahip olan tarihi köşk ve ek binaları, 1976 yılında SSK Genel Müdürlüğü satın aldı. Ek binaları dersliğe, tarihi köşkü ise idari bölüme dönüştüren SSK Genel Müdürlüğü, aynı yıl binayı Sağlık Meslek Lisesi olarak faaliyete soktu. 1976'dan 1998'e kadar 1050 hemşire ve sağlık personeli yetiştiren bina, 25 mezun verdiği 1998'de kapatılarak boşaltıldı. Lisenin derslik binaları 1998'den bu yana SSK'nın İzmir'deki kurumları tarafından arşiv olarak kullanılıyor.

 

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'nın kararı üzerine harekete geçen SSK İzmir İnşaat Emlak Müdürlüğü, tarihi köşk ve derslik binalarıyla ilgili restorasyon ve güçlendirme projeleri hazırlatmak üzere ihale yapma izni istedi. Müdürlüğün geçtiğimiz günlerde hazırladığı avam projesine göre 106 yaşındaki tarihi De Jongh Köşkü, idari bina olarak kullanılırken biri 1951, diğeri ise 1961'de yapılan 2 derslik binası yenilenecek. Binalardan birinin derslikleri bölünerek yatılı misafirhaneye dönüştürülecek. Diğer bina ise, derslikleri yenilenerek aynı amaca hizmet vermeyi sürdürecek. Ayrıca çamaşırhane ve mutfak binaları da günün teknolojisine göre hizmet verir hale getirilecek. Binaların yenilenmesi için gereken yaklaşık 3 milyon YTL'lik ödenek, projenin hazırlanmasından sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'ndan talep edilecek.

 

Bakanlığın bir türlü değerlendiremediği eski sağlık meslek lisesi binası ve De Jongh Köşkü'nü son 2 yılda Buca Belediyesi ile işadamları Yalçın Sevimli ve Ahmet Sine kiralamak istedi. Buca Belediye Başkanı Cemil Şeboy, ilçenin kaymakamlık, tapu, emniyet, nüfus, milli eğitim ve özel idare müdürlükleri gibi dağınık durumdaki kamu binalarını, lise binaları ve tarihi köşkte toplama önerisinde bulundu. İşadamları Yalçın Sevimli ve Ahmet Sine ise, 50 dönümlük bahçeye sahip lise binasını, özel okul yapmak için Çalışma Bakanlığı'ndan talep etti. Fakat her iki girişim de sonuçsuz kaldı. Lise binası ve tarihi köşkü ayrıca, Deniz Feneri Derneği'nin de istediği öğrenildi. Ancak tüm bu başvurulara rağmen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, lise binası ve köşkü kimseye tahsis etmedi.

 

Lise binası ve De Jongh Köşkü'nü restore etmek istediğini belirten Buca Belediye Başkanı Cemil Şeboy, geliştirilen bu yeni projeye tepki gösterdi. "Kaderine terk edilen ve perişan olan binaları kurtarmak istiyoruz. Burayı 500 bin nüfuslu Buca'nın kamu kurumları kompleksi yapacaktık" diyen Şeboy, "Binaların önündeki dev bahçeyi de halkın kullanımına açacaktık. Ancak, çabalara rağmen binanın tahsisini alamadık. Şimdi güzelim binaları eğitim ve sosyal tesis adı altında keyif çatma yeri yapacaklar" diye konuştu.

Yeni Asır, Haber: İlker Çoban, 09.04.2007

TARİHİMİZ JİLET OLDU

 

Tarihimizle övünmeyi genellikle seviyoruz ama ona saygı göstermeyi nedense pek beceremiyoruz. Bunun en iyi örneği tarihimize mal olmuş gemiler...


Kırım Savaşı'na katılan Mahmudiye'den Kurtuluş'un simgesi Bandırma'ya, Çanakkale Savaşı'nda ünlü İngiliz gemisi Goliath'ı batıran Muavenet-i Milliye'den 1. Dünya Savaşı'nın simgesi haline gelmiş Yavuz'a kadar tarihte çok önemli görevler üstlenmiş 10 gemiden 8'inden geriye hiçbir şey kalmadı.


Çanakkale Deniz Savaşı'nı kazandıran Nusrat (Nusret) mayın gemisinin ise orijinal parçalarından sadece kaburga kısmı kaldı.




Türkiye tarihe mal olmuş bu efsane gemilerin yok olmasına göz yumarken, birçok ülke böylesi manevi değerlerine sahip çıkıyor. Yunanlılar, Yavuz gibi Dünya Savaşı'nda görev yapmış olan ünlü gemileri Averof Zırhlısı'nı, Bulgaristan da Hamidiye kruvazörünü bir torpido ile yaralayan Drutsky torpidosunu müze-gemi yaptı. Rusya'da Aurora, İngiltere'de Victory, Belfast ve Cutty Sark, ABD'de Texas, Intrepid, Constitution ve sayılamayacak daha niceleri günümüzde birer müze-gemi olarak hizmet vermeye devam ediyor.


Tarihi gemilerle ilgili çeşitli araştırmalarını kitaplaştıran yazarlar Eser Tutel ve Ahmet Güleryüz, Türkiye'nin kendi manevi değerlerine sahip çıkamadığını belirterek, "Şimdi Nusrat ve Bandırma gemilerinin sadece benzerlerini yapıp sergiliyoruz. Ama orijinalleri yok oldu. Elimizde müze gemi yapabileceğimiz bir tek Savarona kaldı. Ama onu özel bir şirkete kiraladık. Hiç olmazsa elimizdeki bu son geminin bir an evvel müze gemiye dönüştürülmesi gerekiyor" dediler.

 


Yavuz İtalyanlara Satıldı



Yavuz, "Goeben" adıyla 1911'de Almanya'da yapıldı. 186 metre boyundaki gemi, dönemin en büyük savaş gemilerinden biriydi. İngiliz Kraliyet Donanması Komutanı Winston Churchill, bu geminin ne pahasına olursa olsun ele geçirilmesini istemiş, Goeben, yanında Breslau kruvazörüyle birlikte Kraliyet Donanması'nı İstanbul açıklarına kadar peşine takmıştı.
Burada beş milyon Osmanlı altını karşılığı satın alınan gemi, Osmanlı Donanması'na geçti. Goeben, "Yavuz"; Breslau da "Midilli" adlarını alıp Rusya'nın Sivastopol ve Odessa kentlerini bombalayarak, Osmanlı İmparatorluğu'nun 1. Dünya Savaşı'na girmelerine sebep oldular.
Yavuz, 1925-30 arasında büyük çapta onarım gördü. Bu onarım yüzünden bir bakan Yüce Divan'da yargılandı ve hüküm giydi. 1930'da tekrar sefere çıktı. Atatürk'ün naaşını taşıdı. 1950'de kadro dışı kalarak Gölcük'e çekildi. 1969'da Makine Kimya Endüstrisi'ne (MKE) satıldı. 1975'te satışa çıkarıldı. Hurdaya ayrılan gemiyi, İtalyanlar sökmek üzere satın aldı.

 


Kardeş Yatların Sonu



1890'da Japonya'da batan Ertuğrul Firkateyni'nin adını alan Ertuğrul yatı, 1903'te İngiltere'de inşa edildi. 1904'te İstanbul'a geldi. 1926'da Donanma kadrosundan çıkarılarak, Cumhurbaşkanlığı yatı olarak tahsis edildi. 1926'dan 1937'ye kadar Atatürk tarafından kullanıldı.


Genç Türk devletinin konukları, krallar, cumhurbaşkanları ve prensler, Atatürk tarafından hep, imparatorluğun son, cumhuriyetin ilk yatı olan Ertuğrul'da ağırlandı. 1937'de hizmetten çıkarılan yat, 1939'da sökülmek üzere Bozmacı İlhami Söker'e verildi. Haliç'te yıllarca bekledikten sonra 1959'da söküldü.


Ertuğrul'un kardeşi Söğütlü, 1908'de İngiltere'de inşa edildi. Ertuğrul yatından önce devlet erkanı tarafından kullanılıyordu. Atatürk bu yatı bir süre kullandı. Marmara'da geziler yaptı. Yat 1933'te hizmetten çıkarılarak söküldü.

 


Şanlı Nusrat'ın Dramı



Osmanlı Donanması'nda 1913'te göreve başlayan Alman yapımı mayın gemisi, 18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşı'nın kazanılmasına büyük rol oynadı. Döşediği mayınlarla birçok savaş gemisinin batmasına neden oldu. 1937'de dalgıç gemisi oldu. 1939'da tekrar "Nusrat" ismini aldı. 1962'de Kalkavan ve Kaptanoğlu'na satıldı.


1962-66 yıllarında büyük bir tadilat ile kargo gemisi oldu ve "Kaptan Nusrat" adını aldı. 1979'da A. Tombul ve 1980'de Mustafa Okan Kardeşler Kollektif Şirketi'ne satıldı. 1990'da Mersin Limanı'ndan çıkarken battı. 1999'da çıkarıldı ve yüzdürüldü. 2004'te bu gemi tekrar aslına uygun hale döndürülüp Tarsus'ta bir parkta "Nusrat" olarak ziyarete açıldı. Ancak geminin orijinal parçalarından sadece kaburga kısmı kaldı.

 


Mahmudiye Odun Oldu



Haliç'te 1829'da yapılan üç ambarlı kalyon tekne olan Mahmudiye, Kırım Savaşı'na katıldı. Savaşın ardından Gazi sanı ile anıldı. Görkemli duruşu ile çağının en büyük savaş gemisiydi. 1879'da hurdaya çıkarıldı. Parasızlık nedeniyle tersane çalışanlarının ödenemeyen maaşlarının yerine kışlık odun olarak dağıtıldı.

 


Akıncı Hamidiye Söküldü



1. Dünya Savaşı'nda Osmanlı donanmasının savaş gemilerinden biri olan 112 metre uzunluğundaki Hamidiye kruvazörü, 1903'de İngiltere'de inşa edildi. Balkan Savaşı başlayınca Karadeniz'de görevlendirildi. Aralık 1912'de Varna'yı ve öteki Bulgar limanlarını bombaladı. Aynı yıl bir Bulgar torpil gemisince vuruldu. İstanbul'a gelmeyi başardı ve Haliç'te onarıma alındı. Balkan Savaşı sırasında Yunanistan'ın Osmanlı donanması üzerindeki baskısını hafifletmek üzere Ege ve Akdeniz'de Yunan hedeflerine yönelik 'Akın Harekatı' adı verilen 7.5 aylık bir taarruz gerçekleştirdi. Unutulmazlar arasında yerini alan gemi, 1966'da söküldü.

 


'Kurtuluş'un Simgesi



Atatürk'ü Samsun'a götüren Bandırma Vapuru, 1878'de Glasgow kentinde yolcu ve yük vapuru olarak inşa edildi. İlk sahibi Yunanistan'da bir firmaya sattı. 12 Aralık 1891'de kaza sonucu battı, aynı yıl yüzdürüldü. Daha sonra İstanbul'daki Rama Derasimo firmasına satıldı. Adı "Panderma" olarak değiştirilen gemi, Türk bayrağı çekilerek yük ve yolcu seferleri yaptı. 1910'da Osmanlı Seyrüsefain İdaresi, adını "Bandırma" olarak değiştirdi ve posta vapuru yaptı. 19 Mayıs 1919'da Atatürk ve arkadaşlarını Samsun'a getirdikten sonra yine posta hizmetine devam etti. 1924'te hizmet dışı bırakıldı. 1925'te Bozmacı İlhami Söker'e satıldı ve 4 ayda parçalandı.

 


İlk Transatlantiğimiz



Gülcemal, 1875'te İngiltere'de Atlantik Okyanusu'nu geçmek üzere inşa edilen iki transatlantikten biriydi. 1900'lerin başlarında bir Kanada şirketi Avrupa'dan göçmen taşımada kullandı. 1911'de Sultan Reşat satın aldı. Gemiye, Sultan'ın annesinin adı olan Gülcemal ismi verildi. Ekonomik ömrünü doldurmuş olmasına rağmen onarıma alındı ve 1937'ye kadar kullanıldı. Türk deniz yollarının amiral gemisi oldu. Atatürk'ün de bindiği ve seyahat etmekten büyük keyif aldığı gemi, 1930'lu yılların sonunda Haliç'e çekilip depo olarak kullanıldı. 1945'te sökülmek üzere İtalya'ya götürüldü.

 


Goliath Fatihi



1910'da Almanya'dan satın alınan Muavenet-i Milliye adlı torpido bot, Binbaşı Ahmet Bey komutasında, Çanakkale Savaşı'nda 12 Mayıs 1915'i 13 Mayıs'a bağlayan gece İngiliz gemisi Goliath'ı batırdı ve savaşın kaderini etkiledi. Nusret'le birlikte savaşta çok kritik bir rol oynayan iki savaş gemisinden biri oldu. Bu torpido, 1923'de hizmet dışı kaldıktan sonra 1953'te hurdaya ayrılarak söküldü.
Milliyet, Haber: Önay Yılmaz, 09.04.2007

YENİKAPI'DA 24 SAAT ARKEOLOJİK KAZI

 

İstanbul Boğazı'nı tüp geçişiyle geçerek Halkalı ile Gebze'yi demiryoluyla birbirine bağlayacak Marmaray Projesi kapsamında Yenikapı'da sürdürülen arkeolojik kazılarda çalışma süresi 24 saate çıkarıldı. Türkiye'de ilk kez uygulanan gece arkeoloji çalışmasında 30 arkeolog ve 100 işçi görev yapıyor.



İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin denetiminde sürdürülen Marmaray metro kazıları hız kazandı. Yenikapı'da antik limanın çıkması ve 19 batığın bulunması üzerine arkeolojik kazıların uzayacağını düşünen müteahhit firma, çareyi kazıları 24 saate çıkarmakta buldu.


Milet, Ağlat, Söğüt, Ankara, Bergama müzelerinden gönüllü gelen 6 arkeolog ile İstanbul Arkeoloji Müzesi arkeologları bir aydır 3 vardiya çalışıyor. 24 saat kazı yapılan Yenikapı'da gece önemli bir buluntu tespit edildiğinde çıkarma işlemi gündüze kaydırılıyor. Bulunan batık sayısının 19'a çıktığı arkeolojik kazıların ne kadar sürede tamamlanacağı halen kesinlik kazanmış değil.




Lambalarla aydınlatılan kazı alanında kazma ve kürekle kazılan toprak önce işçilerin sonra arkeologların denetiminden geçiyor. El arabalarıyla banda taşınan toprak çukurdan çıkarılarak kamyonlara yükleniyor. Bulunan keramik parçaları ise üstlerinde numaralar bulunan kasalara ayrılıyor.


Gündüzleri kasalardaki keramikler tasnif edilerek kayıt altına alınıyor. Kazılarda arkeologların dışında antrepolog, jeolog, sanat tarihçi, mimar ve fotoğrafçılar da görev yapıyor.




Kazı alanını Milliyet ekibine gezdiren İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü Dr. İsmail Karamut şu bilgileri verdi: "24 saat arkeolojik kazı yapılma uygulaması ülkemizde de, dünyada da bir ilk. Ulaştırma Bakanlığı'ndan bu talep geldiğinde biz arkeoloji biliminden taviz vermeyeceğimizi ilettik. Arkeolog ve işçi takviyesinin yanı sıra iyi bir aydınlatma yapılmasını talep ettik. Onlar da şartları yerine getirdiler. En küçük bir sikkenin bile kaybolmasına gönlümüz razı değil.


3 ay gibi bir sürede tamamlanacağını umuyoruz. Ancak önemli bir buluntu çıkarsa süre uzar. Şu ana kadar 3 metre 40 santim ana topraktan aşağıya kadar indik. Bu kadar daha inmeyi planlıyoruz."




Üsküdar, Sirkeci ve Yenikapı'da devam eden kazılarda bulunan eserlerin 25 Haziran'da Arkeoloji Müzesi'nde sergileneceğini belirten Karamut, "Kazılarda farklı disiplinler uygulanıyor. Mesela limandan çıkan ahşaplar incelenmek üzere ABD'ye gönderildi. Diğer yandan bulunan deve kemikleri İstanbul Veterinerlik Fakültesi'nce incelenirken, mezardan çıkan insan kemikleri Antropoloji Enstitüsü'ne gönderildi" dedi.

Milliyet, Haber: Ömer Erbil, Fotoğraflar: Yurttaş Tümer, 09.04.2007

GİZLİ KUDÜS RAPORUNA FİLİSTİN KIZACAK

 

Kudüs'teki Haremüşşerif kazısını incelemeye giden Türk heyetinin raporu ne oldu?

Olay büyüktü...

Filistin İsrail'in Haremüşşerif'te yaptığı kazının kutsal yapıya zarar verdiğini iddia ediyor ve durdurulmasını istiyordu. İsrail ise bir ihlal olmadığını söyleyerek kazıya devam ediyordu.

Ve bu kazı yüzünden İsrail ve Filistin yine savaşın eşiğine gelmişlerdi.

Türkiye arabulucu olarak bir inceleme heyeti gönderdi.

Ve böylece 20 Mart'ta profesörlerden oluşan Türk heyeti Kudüs'e gitti. Heyet incelemelerini yaptı ve 20 gün önce döndü.

Ancak günler geçti, heyet bir türlü raporunu tamamlayamadı.

Önceki gün Dışişleri Bakanlığı'na sordum. Sözcü Levent Bilman, raporun henüz kendilerine ulaşmadığını söyledi.

Şimdi sormak gerekiyor:

- Acaba bu profesörler orada ne olduğunu anlayamadılar mı? Uzmanlık bilgileri yeterli değil miydi?

- Bir kazının tarihi esere zarar verip vermeyeceğini anlamak bu kadar zor muydu?

Aslında bu soruların bir tek cevabı görünüyor. O da şu:

- Profesörler kazının zarar vermediği görüşünde olabilirler. Ama bunun rapor haline getirilmesi Filistin'i çok kızdıracak. Tabii bunun Türkiye'de de iç politik yankıları olacak.

Sanıyorum rapor bu yüzden yazılmıyor. Ya da yazıldı da gün ışığına çıkartılmıyor...

Yakında anlarız.

Hürriyet, Yazı: Fatih Çekirge, 09.04.2007

EFES'İN GLADYATÖRLERİ AVUSTRALYA YOLCUSU

 

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün çalışmaları sonucunda Efes’te bulunan gladyatör kemikleri ve silahları, gelecek yıl Avustralya’ya gidiyor.

Tarihi eserler, Sydney’in en büyük müzelerinden "Powerhouse Müzesi"nde açılacak olan "Gladyatörler Sergisi"nde ziyarete sunulacak. Gladyatör kalıntıları, 1991-95 tarihleri arasında Efes civarındaki antik bir mezarda yapılan kazılar sonucunda ortaya çıktı. Mezarlıkta bulunan 66 ceset kalıntısını inceleyen antropologlar, kemiklerdeki darbe ve yara izlerinden bölgenin bir gladyatör mezarlığı olduğunu belirlediler.

Hürriyet, Haber. Umut Erdem, 08.04.2007



JAPONYA'DA MEZAR RESTORASYONU

 

Japonya’nın Nara Bölgesi’nde, Asuka Köyü’nde bulunan ve MS 7. ila 8. yüzyıla ait olan Takamatsuzuka mezarının, duvar resimlerinin korunabilmesi için sökülmesine başlandı.

1300 yıllık mezardan 16 taş blok söküldükten sonra yaklaşık 10 yıl süreceği tahmin edilen restorasyon işlemi başlayacak. Bu iş için özel olarak tasarlanan bir vinç ile sökme işlemine geçen hafta başlandı.

Özellikle tavanda bulunan ve çatlakları olan 4 bloğun kaldırma sırasında parçalanmaması için olağanüstü bir hassasiyet gösterilmekte.

Bu bloklar 160 x 105 x 47 cm ölçülerine sahip.

Üst düzey bir kraliyet mensubuna ait olduğu tahmin edilen mezarın dört duvarı ayrı tarz süslemelerle bezenmiş. 

Çin ve Kore üslubu gösteren bu resimler, mezarın Mart 1972 de bulunmasından sonra hızla bozulmaya başlamıştı. Mezar girişinin kapartılmasına ve resimlerin korunması için gösterilen yoğun çabaya rağmen, mezarın iç ısısındaki artışa bağlı olarak geçen 35 yıl içinde resimlerde ciddi tahribat gözlendi.

Son çare olarak, mezarın taş taş ayrılıp açıkta restore edildikten sonra tekrar monte edilmesi kararlaştırıldı.

The Japan Times, 04.04.2007

SİNA'DA BULUNAN TAŞLAR ANTİK YANARDAĞ PATLAMASI İLE BAĞLANTILI MI?

 

Mısırlı arkeologlar, kuzey Sina’da bulunan beyaz ponza taşlarının, 700 km uzakta bulunan Santorini Adası’ndaki yanardağ patlaması sonucunda oluşan bir tsunami ile buraya taşındığını belirttiler. Aynı patlamaya ait taşlaşmış lav köpükleri daha önce Girit ve güneybatı Türkiye’de bulunmuştu. Fakat MÖ 17. yüzyılda gerçekleşen Santorini patlamasına ait buluntulara ilk defa  bu denli uzak bir yerde rastlanıyor. Mısır’ın Antikalar Yüksek Konseyi Başkanı Zahi Hawass bu buluntuların Mısırbiliminde yeni bir sayfa açacağını belirterek şunları söyledi: “Jeologlar, Santorini tsunamisi gibi doğal afetlerin firavunlar dönemini nasıl etkilediğini öğrenmemize yardımcı olacaklar.”

 

Öte yandan, Yunanistan Jeoloji ve Maden Arama Enstitüsü’nden Georges Vougioukalakis, Sina’da bulunan ponzaların tsunami ile gelmiş olmasına oldukça şüpheci yaklaşmakta. Her ne kadar Nil deltası’nda Santorini patlamasına ait kül birikintileri bulundu ise de, Vougioukalakis ponza taşlarının tsunami ile değil, bunlar yüzebilecek kadar hafif taşlar olduğu için normal deniz akıntıları ile taşınmış olabileceğini düşünüyor.

Associated Press, Haber: Katarina Kratovac, 02.04.2007

KOMİLİ'YE TARİHİ ESER SORUŞTURMASI

 

Ünlü işadamı Halis Komili’nin koleksiyoner eşi Alev Komili’nin başını derde sokan olay, Kıbrıslı Yalısı'ndaki tarihi eserlerin kaybolmasıyla başladı.


İstanbul Arkeoloji Müzesi görevlileri, yalıdaki eserleri kontrol etti. Envanterin 83, 100, 101 ve 110'uncu sıralarındaki eserlerin yerinde olmadığını gördü. Bunun üzerine Alev Hanım’ın koleksiyonerlik belgesi iptal edildi. Geçen yıl müzeye başvuran Alev Komili, kayıp eserlerin boya-badana işleri nedeniyle başka adrese kaldırıldığını ve bulunduğunu belirtti. Tekrar yalıya giden müze görevlileri, bulunduğu belirtilen eserler ile envanterdekilerin özelliklerini karşılaştırdı. Eserler arasında şu farklar tespit edildi:

* 83’üncü sıradaki bronz kılıçın 51 cm olması gerekiyor. Ancak bulunan kılıç 49 cm. n 100’üncü sıradaki cam şişe 12.5 cm olarak deftere kayıtlı. Ancak, getirilen eser 12 cm.

* 101’inci sıradaki cam şise, kırık ve 4 cm olarak gösterilmiş. Bulunduğu söylenen cam şişe ise 5.3 cm. Ayrıca kırık değil.

 

Çelişki üzerine, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü hazırlanan dosyayı, dava açılması için Cumhuriyet Savcılığı’na gönderdi. 

Bugün, Haber: Tolga Atar, 08.04.2007

PARİS-2 BATIĞINA ARAŞTIRMA DALIŞI

 

Antalya'nın Kemer İlçesi açıklarında, 1’inci Dünya Savaşı’ndan kalma "Paris-2" batığına üniversitelerin sualtı topluluklarının katılımıyla araştırma dalışı yapıldı.

Fransızların ünlü savaş gemisi Paris- 2’yi az sayıdaki cılız topçu bataryasıyla Akdeniz’in sularına gömen Kahraman Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul Aker anısına yapılan "1’inci Kemer Paris-2 Batığı Dalışı" büyük ilgi gördü. Dünyanın en önemli ve en gözde 100 batığı içinde gösterilen Paris-2’ye gerçekleştirilen dalışa yaklaşık 100 balıkadam katıldı.

Hürriyet, Haber: Saffet Yenigün, 08.04.2007

2007 ULUSLARARASI ANITLAR VE SİTLER GÜNÜ: "KÜLTÜREL PEYZAJLAR VE DOĞAL ANITLAR"

 

Dünya Miras Konvansiyonu’nun 35. yıldönümüne denk gelen ve Uluslararası Anıtlar ve Sitler Günü’nün 25. yıldönümünün kutlanacağı 18 Nisan 2007 özel gününün teması “Kültürel Peyzajlar ve Doğal Anıtlar” olarak belirlendi. Bu tema kapsamında, peyzajların insani, kültürel, sembolik ve anıtsal boyutlarına dikkat çekilmesi ve ayrıca “doğal” değerleri nedeniyle miras olarak kabul edilen bazı değerlerin sahip olduğu kültürel özelliklerin de ön plana çıkarılması amaçlanıyor.

 

Örneğin, dünya üzerinde bulunan kayalıklar, dağlar ve benzeri birtakım coğrafi oluşumların tarihin çeşitli dönemlerinde dinsel açıdan simge olarak kabul edildikleri, çeşitli sanatçılara, gezginlere ve efsanelere ilham verdikleri veya röper noktaları olarak kullanıldıkları biliniyor. Buna rağmen çoğunlukla doğal özelliklerin ön plana çıktığı değerlendirmelerde, kültürel özellikler yeterince bilinmiyor. Bu amaçla yapılacak etkinliklerde geçmişe tanıklık eden mekanlar, geleneklerin, inançların ve törelerin yüzyıllar boyu sürdüğü ve şekillendirdiği peyzajlar, birçok bilimsel ve sanatsal etkinin altında kalmış veya üzerlerine pek çok hikaye yazılmış coğrafi alanlar üzerine odaklanılması planlanıyor.


Bu yılki programla ilgili açıklamasında, ICOMOS Genel Sekreteri Dinu Bumbaru peyzajların ve doğal anıtların miras boyutunun daha algılanır hale gelmesinin bu alanda yapılan koruma uygulamalarını da artırdığını söylüyor. Son dönemlerde Avustralya’daki Uluru-Kata Tjuta kayalıkları veya Nijerya’daki Osun Oshogbo kutsal ormanı gibi çeşitli doğal alanların kültürel değerleri nedeniyle kabul gördüklerini veya tarım öğelerinin peyzaj oluşturan kültürel değerlerinden bahsedilebildiğini ifade ediyor. Bu anlamda, bu yılki etkinliklerle tüm dünya ülkelerini doğal peyzaj ve anıtların kültürel değerlerini kamuoyuna duyurmaya çağırıyor.

 

Uluslararası Peyzaj Mimarları Federasyonu (IFLA) Kültürel Peyzajlar Bilim Kurulu Koordinatörü Luigi Zangheri ise bu özel günle ilgili yaptığı açıklamada kültürel peyzajın insanlığın ve doğanın ortak eseri olma özelliğine dikkat çekerek, bu ortak üretimin envanterinin çıkartılmasının önemine değiniyor. Federasyon tarafından tarihi park ve bahçelerin envanterinin çıkartılması amacıyla yapılan çalışmaların, kültürel peyzaj için de bir yöntem olarak kullanılabileceğini ifade ediyor.

 

Uluslararası Anıtlar ve Sitler Günü 18 Nisan 1982 yılında ICOMOS tarafından oluşturulmasının ardından, 1983 yılında 22. UNESCO Genel Konferansı’nda onaylandı. Bu özel gün, dünya mirasının çeşitliliği, maruz kaldığı tehditler ve bu mirasın korunması ve sürdürülmesi için çabalara ilişkin kamu bilincini artırmak için bir fırsat olarak görülüyor. Son dönemlerde bu özel gün için belirlenen temalar arasında tarihi köyler, 20. yüzyıl mirası, su altı mirası, toprak mimarlık mirası ve endüstriyel miras olmak üzere çok çeşitli konular bulunuyor.

 

Kültürel Peyzaj Nedir?

Kültürel Peyzaj (Cultural Landscape), koruma alanında oldukça yeni bir tanım olarak karşımıza çıkmaktadır. Kültürel peyzaj Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından “kültürel ve doğal kaynakları ve bu bağlamda yaban hayatı ve evcil hayvanları içeren, tarihi bir olay ve bir etkinlikle birlikte olan ya da çeşitli kültürel ve estetik değerler sergileyen coğrafi alanlar” olarak tanımlanmaktadır. Bu alanlarda doğa ve insan eliyle oluşturulmuş öğelerin uyum içinde olması; tarihi, estetik, etnolojik ve antropolojik olarak değer taşımaları; o bölgedeki hakim doğa unsurlarını, arazi kullanım biçimlerini ve geleneksel yaşamın sürdürüldüğü dokuları bölge adına temsil edebilmeleri aranan diğer nitelikler arasındadır. Aslında tüm peyzaj alanlarının kültürel öğeleri vardır. Çünkü tüm bu alanlar insan eliyle oluşmuş eserler içerirler. Ancak, bir alanın “kültürel peyzaj” alanı niteliği kazanması için doğa/insan birlikteliğinin zaman içerisinde önemli ürünler vermesi ve bu ürünlerin uyum içerisinde olması gerekmektedir.

 

Kültürel Peyzaj Türleri

Kültürel peyzaj alanları üç değişik türde olabilmektedir. Bunlardan ilki, insan eliyle düzenlenen park ve bahçelerle bunların içindeki çoğunluğu kamusal nitelikteki yapı ve/ya da yapı gruplarını içerir. İstanbul Yıldız Sarayı Yapı Grubu ve Bahçeleri bu türün önemli örneklerinden bir tanesidir. Yıldız Sarayı, Beşiktaş Yıldız Tepesi'nde Türk Osmanlı Saray mimarisinin en son örneğini teşkil eden yapı gruplarındandır. Yapılar III. Selim, II. Mahmut ve II. Abdülhamid dönemlerinde inşa edilmiştir. 80 dönümlük bir alana yayılan sarayın içinde yapıların yanısıra kamusal açık alanlar, akarsular, düzenlenmiş bahçeler vb. elemanlar da yer almaktadır.

 

İkinci tür kültürel peyzaj alanları organik olarak gelişmiştir. Bu türün ilk grubunu jeolojik miras olarak da nitelendirilen alanlar oluşturur. Antik çağlarda kullanılmış ve bugün terkedilmiş maden ocakları da bir endüstriyel peyzaj elemanı olarak ve bir tekniğin kalıntılarını içermeleri bakımından kalıntı peyzaj alanı olarak tanımlanabilir. Kızılcahamam yakınlarındaki “Güvem Fosil Alanı” 13–15 milyon yıllık fosilleriyle önemli bir örnektir.

 

Organik olarak gelişmiş peyzaj alanlarının ikinci alt başlığı, sürekliliği olan peyzaj alanlarıdır. Bu alanlar eski çağlardan bu yana insanoğlu tarafından sosyal ya da ekonomik amaçlarla işlevlendirilmiş ve gelişerek günümüze kadar gelmişlerdir. Çevrelerindeki arazinin ve bu araziden ürün alımının doğal ve geleneksel yönlerini hala koruyan ve sürdüren kırsal yerleşmeler de bu kategoride yer almaktadır. Safranbolu’nun 20 km. doğusunda yer alan 140 hanelik Yörük Köyü hemen tümüyle korunmuş bir kırsal yerleşmedir

 

Üçüncü tür, yardımcı peyzaj alanı olarak tanımlanmaktadır. Bu alanlar dini, artistik ya da kültürel motiflerle bütünleşmiş tümüyle doğal oluşumlardır. Mitolojik bir motifle birleşmiş bir doğa oluşumu olan, Manis yakınlarındaki “Ağlayan Kaya” (Niobe) bu tür örnek gösterilebilir. Helen mitolojisinde, kıskançlık nedeniyle 14 çocuğu diğer tanrılar tarafından öldürülen Niobe’nin Zeus tarafından taşa çevrildiği efsanesi, bu noktada yaşamaktadır.

 

Kültürel Peyzaj Alanlarının Korunması

Avrupa Konseyi bünyesinde yapılan bir çalışmaya göre, kültürel peyzaj alanlarının bozulmasında doğal kaynakların sorumsuzca kullanılması; sanayi, enerji, turizm vb. alanlardaki kontrolsüz gelişmeler; kentsel gelişmelerin iyi yönlendirilmemesi; doğal çevrenin niteliklerine uymayan büyük ölçekli alt ve üst yapı tesislerinin oluşturulması önemli rol oynamaktadır.

 

Aynı araştırmaya göre kültürel peyzaj alanlarının korunması ve geliştirilmesinde göz önünde tutulması gereken ilkeler arasında bu alanların kullanılmaları sürecinde bütünlükleri ve niteliklerinin bozulmaması; toplumlar tarafından kullanılmaları için gerekli önlemlerin alınması, ancak bu kullanımın kontrol altında tutulması; kültürel peyzaj alanlarının tarihsel ve kültürel öneminin çeşitli araçlarla geniş halk kitlelerine duyurulması ve bu konuda gerekli duyarlılığın gösterilmesi yer almaktadır.

 

Ülkemizde “Kültürel Peyzaj” tanımının bugüne değin mevzuatımızda yer almaması büyük bir boşluk oluşturmuştur. Örneğin, Yıldız Sarayı peyzaj öğeleriyle bezenmiş bir kültür varlıkları topluluğu olmasına karşın, saray yapılarıyla ön plana çıkmıştır. Aynı sorun, Afşin’de, Tarsus’ta ve Efes’te bulunan Eshabı Kehf (Yedi Uyurlar) mağaralarında da yaşanmaktadır. Dini mitolojide önemli bir yeri olan bu mekanlar, doğal sit ya da arkeolojik sit statüsünde değerlendirilmektedir. Fosil alanlarımızın büyük bir ölümünün ise tescil edilmemiş olduğunu görmekteyiz.

 

“Kırsal Sit” tanımının olmaması da, bazı önemli alanların korunması ve geliştirilmesi sürecinde boşluklar yaratmaktadır. Örneğin, Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinde bulunan yaylalar ve bu yaylalar içinde o öreye özgü yaşam biçiminin oluşturduğu dağınık kırsal yerleşmeler, ancak yeni bir tanım ve eylemler dizisi ile korunabilecek ve geliştirilebilecektir.

Mimarlar Odası, 06.04.2007





1 - 7 Nisan 2007

DOSYA



Kamikazeler İstanbul Üzerinde Uçuyor:


KÜLTÜR VADİSİ ADI ALTINDA "KURTLAR VADİSİ" OPERASYONU...

'AÇIKHAVA' KAPANIR MI?

 

İstanbul Harbiye'de yer alan Harbiye Açıkhava Tiyatrosu, Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve Radyoevi'ni kapsayan 'Kongre Vadisi' projesi için yarın ihaleye çıkılıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan ihaleye göre, Harbiye'nin bir kongre vadisine çevrilmesi planlanıyor.

Bu kapsamda Açıkhava Tiyatrosu'nun üstünün kapatılması, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılarak yerine yenisinin yapılması ve Radyoevi'nin de müzeye çevrilmesi hedefleniyor.

İstanbul Belediyesi'nce düzenlenen ihale öncesinde bölgede yapılacak değişiklikler tartışma yarattı. Kongre Vadisi fikrini ortaya atan Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB), Açıkhava Tiyatrosu'nun kış aylarında da kullanılabilmesi amacıyla açılıp kapanabilen bir sistem kurulmasını önerdi.



TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy, Açıkhava Tiyatrosu'nun yalnızca yaz aylarında aktif olarak çalıştığını vurgulayarak, tiyatronun üstünün kapatılması isteklerinin gerekçesini şöyle açıkladı: "Açıkhava Tiyatrosu'nun üzeri otomatik açılır-kapanır bir sistemle kapatılmalı ve iç düzenlemesi iyileştirilmeli. Açıkhava konserlere ev sahipliğine devam ederken bir yandan da Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'ne ek kapasite yaratmalı."


Kongre Vadisi projesi için konsept bir tasarım hazırlayan Arima Mimarlık'ın sahibi Erol Kuzubaşıoğlu ise Açıkhava'nın tescilli bir yapı olduğunu vurgulayarak üstünün hiçbir şekilde kapatılmayacağını söyledi. Kuzubaşıoğlu, "Adı üstünde Açıkhava Tiyatrosu, üstü kapatılırsa Açıkhava olur mu?" dedi.


Kuzubaşıoğlu, Açıkhava Tiyatrosu'nun önündeki yolun yayalaştırılarak yeni bir meydan haline getirileceğini, araç trafiğinin ise yeraltına kaydırılacağını söyledi. Kuzubaşıoğlu, detayları şöyle anlattı:"Açıkhava ile Muhsin Ertuğrul Sahnesi arasında kalan yeşillik yamaç aynen korunacak. Bölgenin altına 1200 araçlık bir otopark yapılacak. Açıkhava'nın karşısında bir çeşme var. Bu çeşmenin aslı 'iki yüzlü'ymüş. Bir yüzü Beşiktaş'tan sökülerek buraya getirilmiş. Diğer yüzü belediyenin bir deposundaymış. O yüzünü de bulursak bu 'iki yüzlü çeşme'yi eski görkemiyle meydanın görünür bir yerine bir anıt olarak koymayı planlıyoruz."

 

Tiyatro yazarları ve sanatçıları, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkımının durdurulması için 'Muhsin Ertuğrul İttifakı' kurdular. Tiyatrocular, 2009'da yapılacak IMF toplantısı gerekçe gösterilerek tiyatro binasının yıkılmak istenmesine tepki gösterdiler.


Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Nurullah Tuncer, "IMF toplantısı bu işe bahane ediliyor. Muhsin Ertuğrul'a bundan büyük hakaret olamaz" dedi. CHP'li meclis üyeleri de daha önce ihale kararına resmi yolla itiraz ettiklerini hatırlatarak, hukuk kurallarının çiğnendiğini öne sürdü. CHP İstanbul İl Başkanı Şinasi Öktem, ihaleyi bir skandal olarak nitelendirerek, "Bu konuda itirazımız var, koruma kurullarından daha görüş alınmamış. Bu acele niye?" dedi.
Milliyet, Haber: Fehim Genç, 04.04.2007

 

 

KÜLTÜR VADİSİ İHALESİNDE ERTELEME

 

Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi binasının yıkılmasını öngören Harbiye Kültür Vadisi Tesisleri Uygulama Projesi hizmet alımı işi ihalesinde dün Arima Mimarlık-Dekorasyon- İnşaat Limited Şirketi'nin verdiği KDV hariç 1 milyon 550 bin YTL'lik teklif mektubu evrak eksikliği nedeniyle reddedildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden yapılan yazılı açıklamada, ihale için dört katılımcının şartname aldığını, bir firmanın teklif verdiği hatırlatılarak şöyle denildi: "İhale komisyonunun değerlendirmesi sonucu, Arima firmasının verdiği teklif evrakı eksik olduğu ve ihale şartlarını sağlamadığı için ihale gerçekleşmedi." Tek teklifi veren firmanın ortaklarından Erkan Altuğ, projelerinde Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nun üzerinin kapatılmasının söz konusu olmadığını ifade ederek, "Tiyatronun arkasında yol yeraltına alınıyor. Projede, kongre merkezi olarak konseptleri düşünülen mimari yapılar toprak altında olacak" dedi.




Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde "İstanbul: Susuyoruz, lütfen dinle" adı altında gerçekleştirilen eylemde yaklaşık 150 tiyatrocu yüzlerine taktıkları Muhsin Ertuğrul maskesiyle binanın yıkılmasına karşı sessiz protestoda bulundu.

Sabah, Haber: Güngör Karakuş - Selin Yanık, 06.04.2007

TARİHİ MEKANLARI YIKMA GİRİŞİMLERİNİN ALTINDAN BAŞARAN ULUSOY ÇIKIYOR

 

Taksim AKM, Harbiye Muhsin Ertuğrul binasının yıkılması girişimleri ile gündeme gelen Başaran Ulusoy, Harbiye’deki tarihi Radyoevi binasının da eğlence merkezi yapmak amacıyla kendilerine tahsis edilmesini istemişti. Başaran Ulusoy, Antik Aspendos Tiyatrosu’nda da, Anıtlar Kurulu'nun uyarısına karşın, burayı kiralayan Anadolu Ateşi etkinliklerini pazarlayacaklarını söylemişti.



Başaran Ulusoy’un İstanbul’daki Radyoevi binasını eğlence merkezine dönüştürme talebi ile başlayan tarihi binaları ticari amaçlı faaliyetler için kullanma girişimleri devam ediyor. Başaran Ulusoy’un tarihi binaların yıkılmasına yönelik taleplerine tepki gösteren sanatçılar ise, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin önünde toplanarak kararı protesto etti.

Bugünlerde Muhsin Ertuğrul sahnesi ve AKM binasının yıkılması girişimleri ile gündemde olan Başaran Ulusoy’un tarihi binaları ticari amaçlarla kullanma talepleri daha önce İstanbul Harbiye’deki Açık Hava Tiyatrosu’nun üzerinin kapatılması, Harbiye’deki Radyoevi binasının eğlence merkezine dönüştürülmesi talepleri ile gündeme gelmişti.

Aralarında Aspendos, AKM, Darphane binası ile Açıkhava Tiyatrosu’nun da olduğu tarihi binaların ticari etkinlikler için kullanılması amacıyla buraların kedilerine tahsis edilmesini isteyen Başaran Ulusoy’un bu yöndeki girişimlerini değerlendiren sanatçılar, "Şehirler tarihleri ile yaşar. Her şey para değildir. Bu yöndeki girişimler, umarız Başaran Ulusoy gibi ticaretten başka hiçbir şey düşünmeyen birinin ileri geri konuşmasından ibaret kalır. Başaran, inşallah başarısız olur" diyorlar.

Başaran Ulusoy’un tarihi binaları ticari amaçlarla kullanma girişimleri arasında Harbiye’deki Radyoevi binası da yer almıştı. Ulusoy, Radyoevi binasının kendilerine devredilmesi için dönemin Devlet bakanı Kazım Yücelen’e mektup yazarak, burayı Paris’in eğlence merkezi "Moulin Rouge"u gibi bir eğlence merkezi yapmak istediklerini söylemişti. Başaran Ulusoy’un bu talebinin duyulması üzerine TRT çalışanları Harbiye Radyoevi önünde toplanarak bu girişimi protesto etmişti. Dönemin TRT Genel Müdürü Yücel Yener de “Bu binayı almaya TÜRSAB’ın gücü yetmez” demişti.

Sanatçılar, sanat merkezlerinin ticari amaçlarla yıkılmak istenmesine karşı olduklarını belirterek, kongre vadisi, eğlence merkezi, alışveriş merkezi vb amaçlar için tarihi binaların yıkılmak istenmesinin 2010 Avrupa Kültür Başkenti seçilen İstanbul’a ihanet olacağını söylediler.

Başaran Ulusoy ise konuyla ilgili olarak daha önce yaptığı açıklamalarda kamuoyu ve sanatçılardan gelen tepkileri önemsemediğini söylemişti. Başaran Ulusoy, Atatürk Kültür Merkezi'nin (AKM) yıkılmasını savunurken şunları söylüyor: AKM herşeyi ile yanlış bir yapı. Isıtması, havalandırması ve ses düzeninde ciddi sıkıntılar var."

Bu arada Taksim’deki AKM binasının yıkılmak istenmesine karşı çıkan sanatçılar geçtiğimiz günlerde AKM önünde toplanarak bu girişimi protesto etmişti.

Konuyla ilgili haberleri değerlendiren İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Nurullah Tuncer, " Binamız yıkılacak; yerine kongre merkezi yapılacak. Çok ayıp. Tiyatroya ne kadar saygı duyulduğunu anlamış oluyoruz" derken, İBB Şehir Tiyatrosu yönetmen ve yönetim kurulu üyelerinden Orhan Alkaya ise tepkisini şu sözlerle dile getiriyor: “Bu olay umarım Başaran Ulusoy gibi ticaretten başka hiçbir şey düşünmeyen birinin ileri geri konuşmasından ibaret kalır. İstanbul şehrinin yöneticileri umarım Ulusoy gibi sadece paraya önem veren kimseler değillerdir. Başaran, inşallah başarısız olur."

Öte yandan tarihi binalar ve kültür merkezlerinin 2009’da yapılacak olan IMF toplantısına alet edilmesini değerlendiren sanatçılar, "Mesleğimize ve Muhsin Ertuğrul ustamıza bundan daha büyük bir hakaret yapılamazdı" diyor.

Aralarında opera, tiyatro, bale sanatçıları, müzisyenler, sendikacıların bulunduğu yüzlerce kişi, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve AKM’nin yıkılma kararını “AKM değil, AKP yıkılacak” sloganıyla protesto etmiş, Şehir Tiyatroları Derneği’nden Haşmet Zeybek de yaptığı konuşmada, Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfowitz’in “2009’da Şehir Tiyatrosu sahnesinde toplanacağım” sözleri üzerine Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmak istendiğini dile getirerek, “Sen kim oluyorsun! Senin hayatın benim tiyatromun dilini kesmeye yetmez” demişti.

Turizm Gazetesi, 05.04.2007


DOSYA



Tarih Kapkaççıları:


ÖNLENEMEYEN / ÖNLENMEYEN TAHRİBAT: DEFİNECİLİK...

Kültür varlıklarını koruma bilincinin gelişmediği, hatta gelişmemesi için neredeyse zorlandığı ülkemizde kolay para kazanma yöntemlerinden biri olan definecilik ve tahribat haberlerinin ardı arkası kesilmiyor. Nisan 2005'den beri sürdürdüğümüz TAYHaber arşivini taradığımızda 150'den fazla define haberi olduğunu gördük. Tabii bunlar basına yansıyanlar. Bu nasıl bir rant tutkusuysa, define ararken derelerin yönünü değiştirmeleri, binlerce yıllık geçmişi dinamitlemeleri, mağaraları çökertmeleri, bu uğurda cinayet işlemeleri hatta canlarından olmaları onları bezdirmiyor. Bunlarla ilgili detay haberleri merak edenler TAY Arşiv'i karıştırabilir.

 

Bu haftaki örnekler ise aşağıda:

 

 

DEFİNE AVCISININ ACI SONU



Tokat'ın Niksar İlçesi'ndeki bir evin bahçesinde define arayan şahıs, göçük altında kalarak hayatını kaybetti. 

Edinilen bilgiye göre, Şair Emrah Mahallesi Büyük Ata Sokak'ta Erkan Ç.'ye ait evin bahçesinde bu şahısla birlikte kazı yaptığı ileri sürülen Bünyat T. (51), göçük altında kaldı. Define aradıkları iddia edilen şahıslardan 7 metre derinlikte göçük altında kalan Bünyat T.'yi kurtarmaya çalışan Erkan Ç., 112 Acil Servisi arayarak yardım istedi. Olay yerine gelen 112 ekiplerinin saatler süren çalışmaları sonucu toprak altından çıkarılan şahsın cesedi, Niksar Devlet Hastanesi morguna kaldırdı. Soruşturma başlatan polis, defineciler tarafından girişine muska asıldığı tespit edilen kazı alanını şerit çekerek güvenlik altına aldı. Ayrıca girişinde kemer şeklindeki taş yapı dikkat çeken kazı alanında, Tokat Müze Müdürlüğü'nün inceleme yapacağı kaydedildi. 

Define arama çalışmaları sırasında bir kişinin ancak girebileceği genişlikte olan yerde 7 metre derinliğe kadar inen şahısların bir kamyon toprak çıkardığı, çalışmalar sırasında ise bir koliye yakın mozaik taş parçalarının bulunduğu öğrenildi. 7 metre aşağıda sağ tarafa açılan bir bölme bulunduğu da iddia edildi.

Tokat Kent Haber, 31.03.2007

 

ADIYAMAN'DA TARİHİ ESER OPERASYONU



Adıyaman Jandarma Garnizon Komutanlığı ekiplerinin yaptığı operasyonda çok sayıda tarihi eser ele geçirdi. 

Edinilen bilgiye göre, jandarma ekipleri, aldıkları bir ihbarı değerlendirerek Kahta İlçesi Taşlık Köyü'nde R.K. isimli şahsın evinde arama yaptı.

Jandarma ekiplerinin evde yaptığı aramada, çeşitli dönemlere ait 58 adet sikke, 3 adet yüzük, 1 adet minyatür kaşık, 1 adet metal boğa kafası figürü ve 4 adet muhtelif eser olmak üzere toplam 67 adet tarihi eser ele geçirildi. R.K. isimli şahıs gözaltına alınırken, olayla ilgili soruşturmanın sürdürüldüğü kaydedildi.

Adıyaman Kent Haber, 03.04.2007

 

BİLECİK'TE TARİHİ ESER OPERASYONU: 1 GÖZALTI

 

Bilecik'in Pazaryeri İlçesi'nde tarihi eser kaçakçılığı yaptığı iddia edilen 1 kişi yakalandı. Tarihi eserlere el konuldu.

 

Edinilen bilgiye göre, jandarma ekipleri, elindeki tarihi eserleri satmak isteyen bir kişi olduğunu belirledi. Alıcı gibi davranarak S.Ç. (29) ile irtibata geçen jandarma ekipleri, buluşma yeri olan Pazaryeri Karaköy'de önceden önlem aldı. Ekipler, S.Ç.'yi, yanındaki çantada bulunan 201 altın ve gümüş sikke, 60 ve 44 santimetre uzunluğunda 2 kılıç, 2 yüzük ile birer broş, bilezik, toka ve kuş figürlü heykeli satmaya çalışırken suçüstü yakaladı. Ele geçirilen tarihi eserlere ilgili makamlara teslim edilmek üzere el konuldu. S.Ç. gözaltına alındı.

Zaman, 02.04.2007

 

 

DEFİNECİLER TARİHİ KÖPRÜYÜ TALAN ETTİ

 

Bizans İmparatorluğu döneminde yapılan ve bugün define avcıları tarafından hazine bulma ümidiyle talan edilen tarihi Kurt Köprüsü, restore edilerek turizme kazandırılmayı bekliyor.

Samsun'un Havza İlçesi'ne bağlı Kayabaşı köyündeki İstavroz Çayı üzerinde yer alan 40 metre uzunluğunda, 15 metre yüksekliğindeki tarihi köprü, Roma ve Bizans dönemlerine ait mimari kalıntılar taşıyor. Yanı başındaki yüksek dağların eteğinde bulunan ve tarihe ışık tutan Kurt Köprü'nün onarılması halinde dağ turizmine kazandırılabileceğini söyleyen Havza Belediye Başkanı Murat İkiz, köprünün her geçen gün daha çok tahrip edildiğine dikkat çekti.

Samsun'un 2 önemli ilçesi Havza ile Vezirköprü'yü birbirine bağlayan Bizans dönemine ait Kurt Köprü'nün 4 kemeri ve ayaklarında 3 odacığı bulunuyor. Köprü, kemer başlangıcından itibaren 13-14. yüzyılda sıkça görülen ve Bizans dönemi mimarisinde de rastlanan 3 sıra tuğla, bir sıra kesme taştan oluşan bir örgü sistemine sahip. Köprüye 1 kilometre uzaklıkta antik bir köprü kalıntısı bulunuyor. Bu iki tarihi mekanı mesken tutan define avcıları, hazine bulma ümidiyle sık sık gelip köprüde kazı yapıyor.






Her geçen gün biraz daha tahrip edilen tarihi Kurt Köprü, onarılarak turizme kazandırılmayı bekliyor. Define avcılarının tarihi köprüye her geçen gün daha çok zarar verdiğini söyleyen Havza Belediye Başkanı Murat İkiz, bu tahribatın önlenmesi gerektiğini söyledi. Köprü mülkiyetinin Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde olduğunu hatırlatan Başkan Murat İkiz, "Kurt Köprü'nün tarihi açısından önemi büyük. Ancak burada defineciler kaçak kazı yapıyor. Köprü, şu an perişan bir halde. Etrafındaki doğal güzellikle birlikte bir bütün oluşturan tarihi köprü restore edilip turizme açılmalıdır. Yetkililerin buraya bir an önce sahip çıkacağına inanıyorum" ifadelerini kullandı.

Zaman, Haber: Fatih Yalçıner, 03.04.2007


****
Ne yazık ki, yakalansalar bile aldıkları cezalar caydırıcı olmuyor. Savcının 5 yıla kadar hapis istediği davada sanıklar 5 ay hapis ile kurtuluyor. Kanunun dediği zaten komikken bir de hakimin takdiri söz konusu.
****


CAMİ AVLUSUNDAKİ DEFİNE AVINA 5 AY HAPİS CEZASI

 

İstanbul'da Aksaray Muratpaşa Camii'nin avlusundaki mermer sütunlarda define ararken yakalandıkları için yargılanan dört kişiye 5'er ay hapis ve kişi başı 93'er YTL para cezası verildi. Mahkeme, kültür ve tabiat varlıklarından olan camide izinsiz kazı yapmak suçunun sabit olduğunu vurguladı. Üç yıl önceki olayda cami müezzini gece yarısı avludan gelen gürültülere uyanmış ve dört gözü kara definecinin üç metre boyundaki yekpare mermer sütunun üst kısmındaki kurşun bölümü eritmeye çalıştıklarını görünce polisi aramıştı. Seyfettin Yıldız, Efer Çakır, Ziver Yılmaz ve Kemal Gül define aramakta kullanılan murç, keski, çekiç ve kaynak gibi aletlerle yakalandı. Defineciler eğlence dönüşü şadırvanda ellerini, yüzlerini yıkadıklarını söyledikleri halde yanlarındaki malzemeleri açıklamakta güçlük çekmişlerdi.

Sabah, Haber: Ali Oktay, 06.04.2007

 

**** 

Bu tutku sürerken, internet yoluyla satılan define arama ekipmanı satan firmaların sayısı hızla artıyor, bununla ilgili kitaplar yayınlanıyor. Emekli İlahiyatçılar hobileri olan defineciliği cazip gösteren internet siteleri kuruyorlar. Hatta bazıları daha da abartıp dernekleşmeye çalışıyorlar. İşte bunlar, 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 50. maddesi ile ruhsat alıp kazı yaparak tahrip edenler sınıfına giriyor.

 ****

 

DEFİNE AVCILARI BURSA'DA BULUŞTU

 

Anadolu Teknik Araştırma Grubu (ATAG), Türkiye genelindeki tüm definecileri, resmi kazılara yönlendirmek ve tarihi eser kaçakçılığını önlemek amacıyla bir araya getirdi. ATAG Başkanı Muzaffer Nişancı, Bursa'da yapılan toplantıdan önce gazetecilere, Türkiye'de yürütülen define çalışmalarının çoğunun çeşitli nedenlerden başarısızlıkla sonuçlandığını söyledi.


Definecilerin, kanunları bilmediğini savunan Nişancı, dernek çatısı altında toplandıkları takdirde her çalışmanın resmi yolla yürütüleceğini kaydetti.Nişancı, defineciler arasında birlik sağlandığı takdirde internet üzerinden tüm definecilere eğitim ve danışmanlık hizmeti verilebileceğini, definecilerin tüm deneyimlerinin bir merkezde toplanarak, diğerlerine aktarılabileceğini anlattı.

Define arama çalışmalarının, yasal olarak yapılması halinde hiçbir sakınca içermediğini dile getiren Nişancı, şöyle konuştu:


"Üyeler resmi kazı organizasyonu yöntemiyle kazı yapılabileceğinden kazıdan buluntunun paraya çevrilmesi hatta paranın aklanması sorunlarına maruz kalmayıp, korktukları polis ve jandarma, resmi çalışma halinde onların koruyucusu olacaktır. Dernek çatısı altında bulunan üyeler, buluntuları gerek resmi koleksiyoner gerekse müze teslimatı yöntemi ile para ve ikramiyeye çevrilebileceğinden, kaçakçılara gerek kalmayıp, defineci ve kültür varlığı korunmuş olacak."

Bursa Hakimiyet, 02.04.2007

 

 ****

Defineciliği kendi internet sitelerinde "Modern arkeolojinin lokomotifi" olarak nitelendiren bu grup "kültür hırsızlığını önleme" kisvesi altında gayet açık bir şekilde resmi kültür hırsızlığından para kazanmayı özendirmekte. Hatta toprak altı yetmezmiş gibi sualtı konusunda da uzmanlar...

 ****


Nano-Yorum



Sonuç olarak; kültür varlıklarını koruma esaslarının uluslararası standartlara getirilmesi, kültür bilincinin küçük yaşlarda oluşturulması için eğitim sisteminin gözden geçirilmesi gerekliliklerinin yanısıra, 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 50. maddesinin tamamen ve ivedilikle kaldırılması, onu takiben de 74. maddede belirtilen komik hapis ve para cezalarının ağırlaştırılması, en azından caydırıcı hale getirilmesi şarttır. Bu, aynı zamanda tarihi eser kaçakçılığını da önleyecektir.

 

Ülkemizde Kültür ve Tabiat Varlıkları Kaçakçılığı fiilleri 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile düzenlenmiştir. Bu fiiller, "Kaçakçılık ve Organize Suçlar" kapsamına girdiği halde, ne yürürlükten kaldırılan 4926 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nunda ne de AB uyum çerçevesi kapsamında yeni yürürlüğe giren 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nda konuyla ilgili hükümler bulunmamaktadır. 2863 Sayılı Kanunun 65. maddesine göre korunması gerekli kültür ve tabiat varlığını yurt dışına kaçıranlara verilecek ceza da en az definecilikteki kadar komiktir.

 

Görülen odur ki, kültür varlıklarını korumak için daha atılacak çok adım, alınacak çok yol var. Her geçen gün daha geç kalınıyor. Bu durum artık "Biz söylüyoruz, biz dinliyoruz" olmaktan çıkmalı, kültür varlıkları ile ilgilenen herkesin, sanat tarihi, arkeoloji ve yakın disiplinlerde çalışma yapanların ve hatta konuya duyarlı sade vatandaşın ortak çabası haline gelmelidir.

 

Ayşe Didem Bayvas


ÜSTÜ BELEDİYE, ALTI HAZİNE

 

Eminönü Belediye binasının, 2 bin yıllık tarihi sarnıcın üzerinde bulunduğu ortaya çıktı. Üzerindeki ağırlık nedeniyle tahrip olan Şerefiye Sarnıcı, restore edilerek ziyarete açılacak. Belediye başka yere taşınacak.



İstanbul'daki birçok tarihi sarnıç üzerlerine kurulan binaların ağır yükü nedeniyle yok oluyor. Kentin en önemli kültür varlıklarından olan tarihi sarnıçların tahribatının önlenmesi için üzerlerindeki yapıların kaldırılması gerekiyor. Tarihi Yerebatan Sarnıcı'nın üzerindeki yapıların kaldırılmasına karar verilmesi ile birlikte diğer sarnıçlarında aynı çalışma ile korunması gündeme geldi. İstanbul'da sayıları 80'i bulan bu tarihi yapılardan biri de Eminönü Belediyesi binasının altındaki Tarihi Şerefiye Sarnıcı. Bizans döneminde inşaa edilen 2 bin yıllık Şerefiye Sarnıcı, 2008 yılına kadar restore edilerek üzerindeki binalardan kurtulacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi 2007 yılı yatırım programına alınan proje ile tarihi Şerefiye Sarnıcı üzerinde bulunan Eminönü Belediye binasını kaldırılacak.

Önümüzdeki aylarda başlanacak restorasyon çalışmalarında, sarnıcın üzerindeki diğer binalar da yıkılacak. Proje, Anıtlar Kurulu tarafından onaylandı. Eminönü Belediye Başkanı Nevzat Er, tarihi sarnıcın kolonlarının üzerindeki ağır yük nedeniyle zarar gördüğünü belirterek, belediye binası için yer aradıklarını ve en yakın zamanda taşınacaklarını kaydetti. Belediye binasının yıkılarak tarihi sarnıcın üzerinin yeşil alana çevrileceğini kaydeden Er, ''Şerefiye Sarnıcı restore edilecek. Teknik çalışmalar tamamlandı. Proje en yakın zamanda hayata geçecek'' diye konuştu. Bizans eserleri uzmanı Prof. Dr. Semavi Eyice, İstanbul'un altında ikinci bir sarnıç kent bulunduğunu belirterek, ''Yaklaşık 30-40 sarnıç inşaatlar sırasında tahrip edildi, ortadan kayboldu. Sarnıçların üzerlerindeki yapıların yıkılma projesine geç kalındı. Mesela Şehzade Paşa'da çok büyük bir sarnıç vardı. Üzerine binalar yapıldıktan sonra anlaşıldı orada bir sarnıç olduğu. Ve bu sarnıç yok edildi. Birçok sarnıç aynı yolla istenmeden yok edildi" diye konuştu.

Tarihi sarnıçların üzerinde bulunan binaların yıkılmasının olumlu bir gelişme olduğunu kaydeden Eyice şöyle devam etti: "Geç de olsa tarihi eserlerin korumaya alınması iyi bir gelişme. Sarnıçların üzerine kesinlikle beton bina yapılmamalı. Osmanlı onları çok iyi korumuş. Mesela Osmanlı tarihi sarnıçların üzerine sadece ahşap binaların yapılmasına izin vermiş. Bu şekilde sarnıcın kolonlarının zarar görmesi engellenmiş. Hatta Osmanlı sarnıçların kolonlarını destekleyici duvarlarla da korumuş. Biz bu tarihi mirasa sahip çıkamadık. Ama geç kalınan bu projelerin hayata geçirilmesi ile bazı tarihi eserlerimiz korunabilecek." 

Bugün, Haber: Ali Kuş, 07.04.2007

ALİ NACAR CAMİİ İBADETE KAPATILDI

 

Gaziantep'te Tabakhane semtindeki tarihi  caminin bahçesinde bulunan minarenin ana alt gövdesindeki taşların bakımsızlıktan çürüme ve bu çürümelere bağlı olarak eğilme ve çökme riski üzerine geç de olsa müftülük kararıyla 'tedbir' olarak ibarete kapatıldı.

 

Konuyla ilgili Vakıflar Bölge Müdürlüğü teknik elemanları sorunu çözmek ve minarenin acilen onarılması için yoğun çaba içerisine girdi. Bu konuda Anıtlar Yüksek Kurulu'nun kararının bekleneceği ve o doğrultuda işlem yapılıncaya kadar caminin ibadete kapalı tutulacağı belirtildi.

Gaziantep 27 Gazetesi, 07.04.2007

"FATİH SULTAN MEHMET'İN MEZARI AÇILSIN"



"Fatih Sultan Mehmet Nasıl Öldürüldü" adlı kitabın yazarı tarihçi Ahmet Almaz padişahın Venedik'in ajanı olan doktoru Yakup Paşa tarafından zehirlendiğini iddia etti. Tarihçi Almaz, Fatih'in mezarının açılarak incelenmesini istedi.

Tarihçi Ahmet Almaz Venedik arşivlerinde yapılan araştırmalar sonucunda Fatih'in hekimi Yakup Paşa'nın, Jacopo adını taşıyan bir İtalyan Yahudisi olduğunun anlaşıldığını ileri sürüyor. Almaz, Fatih'in zehirlenmesini şöyle anlatıyor: "Ordusu ile sefere çıkan Fatih Sultan Mehmet İzmit yakınlarında hastalanıyor. Burada Yahudi Hekimbaşı ilacı verince Padişah yere yığılıyor. Ağzından burnundan kan geliyor. Zaten ölümünden sonra yeniçeriler ayaklanıyor ve Hekimbaşı'nı parçalayarak öldürüyor. Hekimbaşı'nın Yahudi olmasından dolayı İstanbul'daki Yahudi mahallelerine saldırarak yağmalıyorlar." Ahmet Almaz kitabında Fatih'e verilen zehirin formülünü de veriyor. Yakup Paşa'nın Padişah'a hazırladığı ilacın formülünde yer alan maddeleri inceleyerek padişahın zehirlendiğini iddia ediyor. Ahmet Almaz Fatih'e hazırlanan ilacın formülünde bulunan Güçlebüken ve Asarun adlı maddelerin içeriğinde bulunan zehirleri şöyle aktarıyor: "Bu tertipte 'Güçlebüken/Ceyzimukayyi/Kargabüken' ağacının tohumlarından elde edilen maddede, köpekleri öldürmek için kullanılan ve içinde sitrikinin, brucin ve vomicine gibi üç tane etkili alkoloid bulunmaktadır."

Ahmet Almaz, Adli Tıp'ın bugün ulaştığı teknolojik seviye neticesinde Fatih Sultan Mehmet'in mezarı açıldığında gerçeğin ortaya çıkacağını söyleyerek bir çağrıda bulunuyor: "Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethederek dünyanın gidişatına yön vermiş bir insandır. Bu zehirlenme ile dünya tarihi değiştirilmiştir. Mezarın açılması durumunda bu tarihi cinayet çözümlenecektir." Tarihçi Ahmet Almaz mezarın Kültür Bakanlığı'nın girişimleri ile açılabileceğini söyleyerek "Fatih'in mezarı açılmalı ve aradan geçen beş yüz yıldan sonra bu tarihi gerçek ortaya çıkartılmalıdır. Ayrıca bu konuda İtalya'da bulunan Venedik arşivlerinde de araştırma yapılabilir" diyor.

 

Fatih Sultan Mehmet'in mezarının açılması çağrısını değerlendiren İlahiyat uzmanları ise mezarın açılmasının dini açıdan bir sakıncasının olmadığını söylediler.

* Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Emrullah Yüksel: Mezarın bilimsel yönden bir yararının olması durumunda açılabileceğini söyleyen Yüksel, şöyle devam ediyor: "Ölümünün nedeni seneler sonra tespit edilmiş olur, ortaya çıkmış olur. O zamandan mezarında ne kaldı bilmiyorum ama sanırım kemiklerden anlarlar. İlmi açıdan bize bir şey kazandıracaksa, din de ilmi teşvik ettiğine göre mezarının açılmasında bir mahsur yoktur."

 

* Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı: Yüksel'le aynı görüşü paylaşan Bayraklı ise "Bunun dinle hiçbir alakası yok. Mezarın açılmasında bir sakınca yok. Bu konuda dini bir fetvaya da ihtiyaç yok. Açılabilir" ifadesini kullandı.

 

Mezarın açılmasına tek itiraz ise Bizans ve Osmanlı tarihi konusundaki çalışmaları ile tanınan Prof. Dr. Semavi Eyice'den geldi. Eyice mezarın açılmasının bir yarar sağlamayacağını savunarak "Saraya girmiş aslen Yahudi olan Yakup Çelebi diye bir hekim tarafından bu işin başarıldığı rivayet edilir. Bu hekim tarafından verilen şerbetten sonra öldüğü yazılıdır. Mezar açılsın denilir. Beş yüz yıl önce ölmüş biri zehirlenmiş olsa ne olur olmasa ne olur" dedi.

Sabah, Haber: Sadık Güleç, 07.04.2007

4 BİN 400 TARİHİ EV KORUMA ALTINDA

 

Muğla Belediye Başkanı Osman Gürün, "Muğla'nın bacalarıyla ünlü 4 bin 400 tarihi evini koruma altına alarak kent dokusunu geleceğe taşıyoruz" dedi.

Muğla'yı kültür kentine dönüştürmeyi planladıklarını kaydeden Belediye Başkanı Osman Gürün, "Muğla kendi kültürel değerini koruyarak bu güne geldi. Aslına uygun yaptığımız restorasyon çalışmaları kapsamında bacalarıyla ünlü tarihi Muğla evlerinin geleceğe taşınması için önemli adımlar attık" dedi.


Muğla'da 4 bin 400 tarihi evi koruma altına alarak eski kent dokusunu geleceğe taşıdıklarını söyleyen Gürün, şunları kaydetti: "Karabağlar yaylasında bulunan tarihi Keyfoturağı Kahvesi'nin yeniden kazanılması için yaptığımız çalışmalar sonucu burayı Muğla kültürünün ve yemeklerinin tanıtıldığı bir alan haline getirdik. Biz kent olarak kararımızı verdik. Kentte korumacılık bilinci artık yerleşti. Daha önce Kaderine terk edilen tarihi mekanlar ve yapılar bugün bize ulusal ve uluslararası platformlarda ödül getiriyor. Muğla ve Muğlalı, koruma ve uygulama konusundaki kararlılığını tüm ülkeye gösterdi. Şimdi önemli olan bunu devam ettirmek. Biz kendi imkanlarımızla yaptığımız uygulamalarla vatandaşımıza örnek oluşturduk. Dileğimiz bu anlayışın ve hassasiyetin devam etmesi. Muğlamız için önem taşıyan bu uygulamayla Karabağlar Yaylası'nda da günübirlik turizm faaliyetleri yapılabilecek."


Gürün, Muğla'da restorasyonu yapılan ve belediyenin "Kültür Evi" olarak kullandığı tarihi binanın Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca, Türkiye'deki koruma çalışmalarını özendirmek için ilki bu yıl yapılan yarışmada "Ustalık Ödülü" kazandığını kaydetti. Gürün, Muğla Belediyesi'nin Kültür Evi restorasyonunda "belediyenin kendi imkanları ve elemanlarıyla yaptırdığı bir uygulamada, yerel malzeme ve tekniklerin kullanılması nedeniyle" ödüle layık bulunduğunu anlattı.


Gürün, sözlerini şöyle sürdürdü: "Muğla'da uzun yıllardır süren koruma çalışmalarına belediyemiz öncülük etti. Konakaltı Kültür Merkezi, Kültür Evi, Özbekler Evi, Sekibaşı Kahvesi, Belediye Hizmet Binası gibi önemli çalışmalar. Son olarak Keyfoturağı Kahvesi restorasyon projesiyle tamamlandı. Bundan sonra Süpüroğlu, Vakıf, Cihanbeğendi, Hacı Ahmet ve Ayvalı kahvehanelerinin restorasyonu yapılarak kültür turizmine kazandırılacak. Çok özgün bir kültürel turizm anlayışını Muğla'ya kazandırmaya çalışıyoruz."


Gürün, turizmin 12 aya yayılabilmesi için kültür turizmine ağırlık verdiklerini belirterek, "Biz Muğla'da turizmi deniz güneş kum üçgeninden kurtarmak istiyoruz. Muğla'ya yabancı turist de gelecek, ancak biz öncelikle yerli turistleri bekliyoruz. Bizim hedef kitlemiz yerli turistler" dedi. Gürün, "Başka kentlerden gelen misafirlerimize Muğla'nın özgün kültürünü, yemeklerini, tarihi dokusunu görmelerini tavsiye ediyoruz" diye konuştu.


Muğla belediye bütçesinin yüzde 15'ini restorasyon çalışmalarına ayırdıklarını anlatan Gürün, şunları söyledi: "Her yıl belediye bütçesinin belli bir kısmını restorasyona ayırıyoruz. Yaptığımız projeler sonucu Muğla'ya dışarıdan da yatırımcı gelecek çünkü Muğla butik otel işletmesinin, kısa dönemli konaklamaların özgün mekanlarda yapılabileceği önemli bir merkez. Yatırımcıları Muğla'ya bekliyoruz. Kültür turizmine kazandırdığımız tarihi evleri ziyaret etmek için kentimize gelen turistleri butik otellerde ağırlamayı hedefliyoruz."

Haber Ekspres, 07.04.2007

"MÜZE ZİYARETÇİLERİNE KISITLAMA GETİRİLSİN"

 

Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı, müzeye gelenlerin çoğunlukla ne için geldiğini ve neyi göreceğini bilmediğini ifade ederek, dünyadaki birçok müzenin ziyaretçi azalttığını ve Türkiye'de de bunun yapılması gerektiğini söyledi.



Topkapı Sarayı'nda son dönemde birçok önemli çalışma gerçekleştirildiğini belirten Ortaylı, "Osmanlı Sarayı'nda Rusya" ve "Sürre Alayı" konulu iki tane de sergi hazırlıkları olduğu haberini verdi. Turizm şirketlerinin insanları harekete geçirmesiyle bütün dünyada müzelerin artık çok kalabalık hale geldiğini ve bu durumun Türkiye için de geçerli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ortaylı, şunları söyledi: "Müzeye gelenler çoğu zaman ne için geldiğini, neyi göreceğini bilmiyor. Bu sorun bütün dünyada var. Bazı müzeler bu kadar adam alamaz. Dünyadaki birçok müze artık ziyaretçi sayısını azaltma yoluna gidiyor, kapatıyor kendini. Kremlin müzelerinde böyle bir tahkimat var. Bizde de yapılması lazım. Çünkü buraya bazen aynı anda 15 bin kişi giriyor. Burada her yer çok hassas. Mesela Hırka-i Saadet'te izdihamdan, kenardaki bir çini vazoyu kırmışlar. Çok kıymetli değil; ama bu kalabalıklar böyle sokulmaz her yere. Bazı günler kapatılabilir, seyirci sayısı sınırlandırılabilir. Acil önlem olarak, bilinçsizce giren insanı, 'laf ola' diye gireni uzak tutmak gerekir."

 

Topkapı Sarayı'nda Kutsal Emanetler'in muhafaza edildiği 'Hasoda' restore edilmeye başlandı. 4 milyon 700 bin YTL bütçe ile onarılacak hasodalarda 35 adet eser karışık, 60 eser de konusal bütünlükle teşhir edilecek. Çalışmalar 14 Eylül 2007'de tamamlanacak. Onarım çalışmalarının başlaması münasebetiyle Topkapı Sarayı Mecidiye Köşkü'nde bir toplantı düzenleyen Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Topkapı Sarayı'nın 170 yıl boyunca ihmal edildiğini, bu ihmalin bir iki yıl gibi kısa sürede giderilmesinin mümkün olmadığını söyledi. Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı da saraydaki restorasyon sıkıntılarına işaret ederek 40-50 yıl önce bazı kubbelerin betonla sıvandığını kaydetti.

Zaman, Haber: Habibe Demircan, 07.04.2007

TARİH VAKFI YİNE DARPHANE BİNASINDA

 

Tarih Vakfı, geçen ay mühürlenen Darphane binalarına mahkemenin verdiği yürütmeyi durdurma kararının uygulanmasıyla geri döndü.


Darphane-i Amire binası 1995 yılında İstanbul Müzesi kurulması için 49 yıllığına Tarih Vakfı'na kiralandı. Kültür Bakanlığı'yla vakıf arasında daha sonra anlaşmazlık çıktı. İstanbul Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü'nün binaların çökmek üzere olduğu raporu üzerine İstanbul Valiliği vakıftan 23 Şubat 2007'ye kadar binayı boşaltmasını istedi. Vakfın başvurduğu İstanbul 4. İdare Mahkemesi, bilirkişi raporu gelene kadar yürütmenin durdurulması için karar aldı. Bu karara karşın Darpahene binaları 6 Mart'ta mühürlenince vakıf yetkilileri suç duyurusunda bulundu. Mührün kalkmasından sonra Tarih Vakfı'ndan yapılan açıklamada "Mahkeme kararına 30 gün gecikmeyle de olsa uyulması memnun edici" denildi.


Kültür Bakanı Atilla Koç'sa konuyla ilgili kararların alındığını belirterek "Benim bu hususta tartışacak bir şeyim yok. Damga matbaasında, Darphane'de kendimiz ve Büyükşehir Belediyesi ile İl Kültür Müdürlüğü ve Özel İdare, Topkapı Sarayı'nda yapılacak işler dahilinde oraya bir fonksiyon vereceğiz. Onun için Tarih Vakfı'yla çalışmıyoruz" diye konuştu.

Radikal, 07.04.2007

ASLANAPA'YA ÜSTÜN HİZMET ÖDÜLÜ

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İslam Sanatı Tarihçisi Prof. Dr. Oktay Aslanapa’ya dün Ankara Palas’ta düzenlenen törende "Dışişleri Bakanlığı Üstün Hizmet Ödülü"nü takdim etti.

Gül, "hocaların hocası" olarak nitelendirdiği Aslanapa’nın Türk sanatı ve mimarisini dünyaya tanıtmada çok önemli katkıları olduğunu belirtti. Gül, Prof.Dr. Aslanapa’nın sanat tarihçilerinin duayenleri arasında olduğuna işaret etti.

Hürriyet, Haber: Fahir Arıkan, 07.04.2007

KÜLTÜR BAŞKENTİ İSTANBUL'DA MİMAR SİNAN'A UYDU-KONDU

 

Bütün dünyanın önünde eğildiği Mimar Sinan’ın eserleri, yağmacıların tehdidi altında. Tarihi eserler gecekonducuların talanına uğradı

Çeşitli etkinliklerle 419’uncu ölüm yıldönümünü andığımız Mimar Sinan’ın eserleri bakımsızlık yüzünden yıkılma tehlikesi ve yağma ile karşı karşıya. Mimar Sinan’ın eserlerinin kimisi dükkan, kimisi gecekondu, kimisi ise çarpık yapılaşmanın kurbanı oldu. ÇEKÜL Vakfı’nın yürüttüğü, ‘Sinan’a Saygı Projesi’ kapsamında elde edilen veriler, Mimar Sinan’ın İstanbul’daki 100 eserinden 42’sinin özgün mimarisinin bozulduğunu ortaya koyuyor.

 

Mimar Sinan’ın en önemli eserlerinden olan ve 1562-1565 yılları arasında inşa edilen Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camii’nde yürütülen restorasyon çalışmaları 10 yıldır tamamlanamadı. Temelinde kayma oluşan cami, her an çökme tehlikesiyle karşı karşıya. Cami Külliyesi’nin bir bölümü olan tarihi Mihrimah Sultan Hamamı da pislik ve bakımsızlık nedeniyle neredeyse bütün mimari özelliklerini yitirmiş durumda.

Mimar Sinan’ın eserlerinin yeterince korunamadığını belirten Mimarlar Odası eski Başkanı Oktay Ekinci, şunları söyledi: "Çağdaş şehirleşmede, tarihsel yapıların kent dokusu içindeki algılarını korumak esastır. Bu eserler gitti mi geri gelmez."


 

Fatih İlçesi’nde bulunan Nişancı Mehmet Bey Medresesi’nin durumu içler acısı (üstte). Sinan’ın bu tarih mirası, içine ve etrafına yapılan gecekondular nedeniyle tanınmaz halde. Medresenin kubbelerindeki uydu antenler ise vurdumduymazlığın boyutlarını gözler önüne seriyor.

 

Edirne’deki Sokollu Mehmet Paşa Hamamı’na ait bölümlerden biri manav deposu olarak kullanılıyor, diğeri ise tuğlayla örülmüş durumda.

 

Akşam, Haber: Bülent Şanlıkan, 06.04.2007

 

 

 

MİMAR SİNAN'I ÖLÜMÜNÜN 419. YILINDA SAYGIYLA ANIYORUZ

 

TMMOB Mimarlar Odası Genel Merkezi, internet sitesinde Prof. Dr. Doğan Kuban'ın 9 Nisan Mimar Sinan’ın ölüm yıldönümü nedeniyle hazırladığı yazıyı yayımladı. "Sinan’ın Mesajı" başlıklı yazı şöyle;  

Sinan’ın Mesajı

Osmanlı tarihinin en ünlü sanatçısı Sinan yapıtlarıyla ulusal tarihin fiziksel imgesini oluşturan en önemli yaratıcıdır. Tarihimizin uzun yüzyıllarını çevremizde somutlaştıran varlıklar olarak yapıları günümüz yaşamına katılıyorlar. Sinan’ın mesajının tanımını bilgi olarak edinmek yeterli sayılmamalıdır. Sinan’ın yapıtı çağdaş bir etkinliği yönlendirici olursa gerçek ödevini yerine getirmiş olur. Onun genç kuşaklara ilettiği mesajın yorumu, çağdaş koşullar içinde yapılarında bulduklarımızla orantılıdır. Genç kuşakların hayal gücünü harekete geçiren, yaratıcılığa özendiren olgular geçmiş yaratıcılıklardır. Geçmişin yaratıcılığı, özgünlüğü özendirdiği oranda anlamlıdır. Sinan’ın pek çok yapıtı, tasarımlarının süzülmüşlüğü ile etkileyicidir. Ne var ki bu etkinin bilinçli bir değerlendirmeye dönüşmesi, görsel bir etkilenmenin ötesinde, bir yaratma iradesinin akılcı temelini açıklayan bir yoruma dayanmalıdır. Sinan’ın yapıtları bu bağlamda heyecan verici bir düşünsel spekülasyon ürünüdür. Her büyük yapıtında yeni bir şey aramak, yeni bir öğeyi kompozisyona eklemek, istediği mekan etkisini yaratmak için strüktürel şemaların bütün varyasyonlarını denemek, kendinden sonra gelen mimarların yüzyıllarca gerçekleştiremedikleri yapı düzenlerini kendi yaşamında gerçekleştirebilmek onu büyük sanatçı yapan özelliklerdir.

Onaltıncı yüzyıl, Uzakdoğu dışındaki bütün büyük kültür çevrelerinde büyük kubbeli yapılar dönemidir. Osmanlı kültür dünyası, Sinan’ın elinde, kubbeli yapı strüktürüne özgün bir ifade kazandıran bir üslup yaratarak toplumun yaratıcı potansiyelinin en güçlü gösterisini oluşturmuştur. Genç mimarların Sinan’da bir şeyler bulmaları, onun kendilerine bir esin kaynağı olması, ancak doğru bir tarihi değerlendirme içinde, büyüklük edebiyatının gösterişlerinden arınmış ve mimarlık olgusunun kendisinde odaklanan bir arayışın sonucu olabilir. Büyük kubbeli camilerin dünyanın kubbeli mimari üsluplarıyla karşılaştırılması Sinan’ın mimari tasarımının strüktürel dinamizminin, yarattığı mimari dilin özgünlüğünün kavranmasına yardım edecektir. Sinan’ın ayrıntıların biçimlenmesinden çok, mimari vizyon bütünlüğü arayışından etkilenmeleri onları yeni yaratmalara özendirecektir.

Tarihi kültür bağlamında bütün büyük olgularda insanları birbirine yaklaştıran bir nitelik vardır. Sinan’ın eserinde birleştirici olan, çağının bütün teknik olanaklarını, sanatsal eğilimlerini açıklayan, ortamın yoğurduğu, kalıplandırdığı bir sentez olmasıdır. Osmanlı kültürünün sadece İslam kültürü içinde değil, Akdeniz kültür geleneği içinde de yer alması onun evrensel boyutunun bir özelliğidir. Bu çok yönlülük bizim bugünümüzü hazırlayan kültürün eğilimini göstermesi bakımından, günümüzü de anlamamıza yardım edebilir. Biz Türk kültürünün sadece Anadolulu, sadece Orta Asyalı, sadece Müslüman, sadece Akdenizli ya da Bizanslı olmadığını görüyoruz. Kaynakların çok yönlülüğü, ulus olarak adaptasyon gücümüzü, yaratma potansiyelimizi belgeliyor. Büyük sanatçı, içinde yaşadığı toplumu yansıtırken, kültürün pek çok boyutunu da aydınlatıyor. Bunlar Türk toplumunun iç yaşantısından gelen, kesinleşmemiş eğilimler olabilir. Folklorumuzda bulduğumuz bir dengeli duyarlık, bir insancıl sevgi, bir duru anıtsallık gibi. Sinan’ın sanatının bilincini daha derinleştirmek zorunda olduğumuz bir mesajı var. Yapıtlarının estetik gücünde ifadesini bulan enerji günümüzün insanına da yeni çabalar için gerekli enerji kaynağı olabilir. Bütün özellikleriyle bugüne kadar ulaşabilen Sinan mimarisinin öğretici gücü buradan geliyor.

Sinan’ın sanatının mesajını toplumun tarihsel doğrultusunu işaretleyen olarak görmek, ulusal kültürün tanımının önemli bir bileşenidir. İslam’la Avrupa arakesitindeki konumunda bu sanat Akdenizlidir. Akdenizlilik. Anadolululuk gibi, tarihin her aşamasında yeniden tanımlanması gereken bir jeopolitik ve kültürel konumdur.

Sinan mirasının korunması bağlamında mimarlık kamuoyunun, aydınların ve ulusal kültür kaynaklarının değerlendirilmesini amaçlayan bilinçli insanların, onun yapılarını, diğer kültür varlıklarıyla birlikte, tehdit eden durumu doğru değerlendirmeleri gerekir. Bu tehdit Kanuni türbesi yanına ahşap gecekondu yapmaktan, Süleymaniye imaretini lokantaya çevirmeye, yapılarının çevresinde saygılı koruma bölgeleri tasarlamak yerine yapı spekülasyonu yapmaya ve Türkiye’deki bilgi ve uzman birikimini dışlayan bir cahil vurdumduymazlığa uzanan davranışlarla karşımıza çıkmaktadır. Fiziksel çevreyi sadece yağma penceresinden görenlerin ulusal kültüre yaptıkları ve yapabilecekleri zarara karşı çok duyarlı olmamız gerekiyor.

Yapı, 06.04.2007

BEYAZ HAN RESTORE EDİLİYOR





Gaziantep'in, kültürel kimliğini ön plana çıkarmak için tarihi yapılar bir bir restore ediliyor. Bu kapsamda, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Bayaz Han'da restore çalışmaları başlattı.

 

Büyükşehir Belediye Başkanı Asım Güzelbey, tarihi yapıların, Gaziantep'in kültürel kimliğini ön plana çıkarmada önemine dikkat çekti. Bayaz Han'a, verilecek yeni işlevle vatandaşların hana rahatlıkla girebileceğini belirten Güzelbey, "Han, restorasyonun bitimiyle halkımızın kullanımına açılacak. Han, aktif bir toplanma mekanı olarak düşünüldü, Kent Kültürü Merkezi olarak restore edilecek ve Gaziantep'e kazandırılacaktır. Bu kapsamda merkez; Gaziantep Kent Müzesi (etnografik, otantik, özel koleksiyonerlere yönelik yazılı ve sözlü bellek ve süreli yayınlar bölümleri, dijital bilgi bankası, multivizyon gösterisi), protokol kabul salonu, kardeş şehirler teşhir salonu, uzun ve kısa dönem sergileme mekanı, Gaziantep ile ilgili araştırmaların yapılacağı araştırma laboratuvarı, Antep yemeklerini sunan 150 kişilik restaurant, 90 kişilik bir kafe, 85 kişilik pastane, yerel el sanatlarının sergilendiği ve satışının yapıldığı 12 adet satış mağazası, 180 kişilik toplantı-kokteyl-sergi salonu, turizm bilgilendirme ofisi, 4 adet atölye ve derslik birimlerinin kurulmasını planlıyoruz" diye konuştu..

 

Bayaz Ahmet Efendi tarafından 1909 yılında yaptırılan Bayaz Han'ın mülkiyetinin 2005 yılında Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından alındığını hatırlatan Güzelbey sözlerini şöyle tamamladı: "Belediyemizin İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı tarafından röleve, restitüsyon ve restorasyon projeleri hazırlanmış, Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından da onaylanmıştır. Tarihi binaların ayakta kalabilmeleri için çatılar çok önemli olduğundan Hanın öncelikle çatısı 2006 yılı içerisinde onarılmıştır. Büyükşehir Belediyesinin Toplu Konut İdaresiyle görüşmeleri neticesinde Bayaz Han'ın ihalesi TOKİ tarafından yapılmış olup, Şubat 2007 tarihinde çalışmalara başlanılmış ve Mayıs 2008 tarihinde restorasyon çalışmaları tamamlanarak hizmete açılması planlanmaktadır."

Olay Medya, 06.04.2007

"ANTAKYA'NIN MÜZE KOMPLEKSİNE İHTİYACI VAR"

 

Mimarlar Odası Hatay Şubesi Başkanı Abdulgani Mazmanoğlu, kentsel yaşam alanlarının bütünlük içeren bir planlamayla gerçekleştirilmesinin zorunlu olduğunu, ihtiyaç duyulan müze kompleksinin de bu anlayışla oluşturulması gerektiğini bildirdi.

 

Mazmanoğlu, yazılı açıklamasında, Hatay Arkeoloji Müzesi'nin bünyesinde barındırdığı eserler bakımından dünyanın sayılı müzelerinden biri olduğunu ve mimari tasarımının bu özelliğine uygun olarak yapıldığını vurguladı. Mazmanoğlu, son zamanlarda gündeme çıkartılan taşınma konusundaki girişimlerle ilgili olarak, ''Antakya'nın müze kompleksine ihtiyacı var. Önerimiz, müzenin yanında, dönemsel özellik taşıyan Vali Konağı, İl Sağlık Müdürlüğü ve Endüstri Meslek Lisesi binalarının iç düzenlemeleri uygun hale getirilerek müzeye dönüştürülmesidir. Birbirleriyle bağlantıları da planlanarak o dokuda müze kompleksi geliştirilmelidir” dedi.

Hatay Gazetesi, 06.04.2007

EMİR SULTAN TÜRBESİ RESTORE EDİLİYOR

 

İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU), Dönertaş Sebili ve Gaffurzade Sebili restorasyonlarının ardından, bahçesinde Latife Hanım'ın dedesi Uşşakizade Sadık Bey ve eşi Makbule Hanım'ın naaşlarının da bulunduğu Emir Sultan Türbesi'nin restorasyonu için harekete geçti.

 

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile yaptığı protokol kapsamında, kentin önemli tarihi eserlerinden Emir Sultan Türbesi ve çevre yapılarında yapacağı restorasyon çalışmasına ve düzenlemelere yönelik kazılara başladı. Belediye, geçen yıl restorasyon projelerini hazırlayıp İzmir 1 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'na sunarak onay istemişti. Kurul, prensipte projeye onay verdi, ancak çevre yapılardan "Aşhane" ve "Hamam" olduğu düşünülen iki adet yapının çevresinde daha çok veriye ulaşmak için araştırma kazısı yapılmasını istedi. Bu kapsamda, İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU), İzmir Arkeoloji Müzesi ve Ege Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü işbirliğinde başlayan çalışmalarda elde edilen bulgular tek tek tasniflenerek kayda alınıyor. Kazı çalışmaları sonrasında elde edilecek bulgulara göre, proje yeniden değerlendirilecek ve hazırlanan rapor ile birlikte Kurul'a sunulacak; onay işleminin ardından ise İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) tarafından uygulama için ihale edilecek.

 

Gerçek adının Anadolu Selçuklu komutanlarından Seydi Mükeremeddin olduğu sanılan Emir Sultan'ın 14. yüzyılda vefat ettiği ve türbesinin yapıldığı düşünülüyor. Emir Sultan Türbesi'nin bahçesinde Mustafa Kemal Atatürk'ün eşi Latife Hanım'ın Dedesi Uşşakizade Sadık Bey ve eşi Makbule Hanım ile Aydın Valisi Ahmet Esat Paşa, Kestanepazarı Camii Banisi Mısırlı Hüseyin Nuri Efendi, İzmir Kadısı Şükrüzade Abdülkadir Paşa gibi devrin önde gelen büyüklerinin naaşları yer alıyor.

Haber Ekspres, 06.04.2007

"BURASI SENİN BABANIN TEKKESİ Mİ?"

"EVET"





Alevilerin 500 yıllık Hubyar Sultan Tekkesi, bir miras kavgasının ortasında kaldı. Hubyarlılar 'sorun çözülsün' diye Tokat Valiliği'nin kapılarını aşındırırken, tekkenin 'koruyucusu' Temel ailesi, dedelerine verilen 'Osmanlı beratına' dayanarak tapu davası açtı. Bu kez köylüler harekete geçti, tekke, köylünün mücadelesiyle 'anıtsal varlık' ilan edildi.


İnatlaşma İstanbul'a da taşındı. Hubyarlılar, Hubyar Kültür Vakfı'nı (HKV), Temel ailesi de Hubyar Eğitim Vakfı'nı (HEV) kurdu. Son hesaplaşma Türk Patent Enstitüsü'nde yaşandı.


Tokat'ın Almus İlçesi'ne bağlı Hubyar Köyü, adını kurucusu Hubyar Derviş'ten alıyor. Hubyar Derviş, 1530'lu yıllarda yerleştiği Almus'ta, 1562'de kendisine verilen fermanla vakfını ve tekkesini kurmuş. 500 yıllık tekkeyi kutsal sayan 400'e yakın Alevi köyü var.


Tekkenin koruyucusu Temel ailesi ile Hubyarlıları birbirine düşüren kavga iki yıl önce başladı. Temel ailesinin büyüğü Mustafa Temel'e göre, Sultan Abdülaziz, tekkenin beratını 1872'de büyük dedesi Şeyh Hıdır'a vermişti, koruyucusu da kendileriydi. Hubyar Kültür Vakfı'nın (HKV) Başkanı Cemal Coşkun'sa "Hubyar Sultan, tüm Hubyarlılarındır" diyor. Coşkun'a göre, burası da Sultan 2. Mahmut döneminde tüm Alevi tekkeleriyle birlikte kapatıldı. Şeyh Hıdır, Alevilerin inançsal bakımdan otorite olarak tanımadığı 'şeyhülislamlığa' başvurup tekkenin 'bekçilik' iznini aldı. Tartışma dinecek gibi değildi. Sonunda Hubyar Muhtarı Ahmet Coşkun, 23 Eylül 2005'te Tokat Valiliği'ne yazı yazarak soruna çözüm bulunmasını istedi. Valilik de 17 Mart 2006'da tekkeyi 'anıtsal varlık' ilan etti.


Tartışma sürerken Temel, tekkenin adlarına tapulanması için dava açtı. Aile ayrıca 'Hubyar' adının marka olarak tescili için geçen yıl Türk Patent Enstitüsü'ne başvurdu. Ancak Aleviler ayaklanınca başvuru 26 Şubat'ta reddedildi. Cemal Coşkun, ret kararından memnun, "Biz Alevi büyüklerine başvurduk, 'Hakem olun' dedik. Temel, kabul etmedi. Tekkeyi işgal etmiş haldeler. Ya biri de kalkıp Hacı Bektaş Veli için dava açarsa? Babalarının tekkesi mi orası?" derken, kavga devam ediyordu.

Radikal, Haber: İsmail Saymaz, 06.04.2007

SHAKESPEARE TİYATROSU YIKILMADI

 

 

İngiltere'nin en prestijli tiyatro topluluğu Royal Shakespeare Company (RSC), kendi tiyatrosunda son kez bu hafta sonu sahneye çıkacak. Çünkü Shakespeare'in yaşadığı Startford upon Avon'daki Royal Shakespeare Theater, yenilenmek üzere kapılarını kapatıyor. 100 milyon sterlin harcanacak ve 1932'de inşa edilen yaşlı bina yenilenmiş haliyle tekrar 2010 yılında kapılarını açacak.


2004 yılında RSC, 2. Derece eski eser olan binayı yıkıp yerine bir tiyatro köyü kurmaya karar vermişti. Ancak tiyatro sanatçıları ve kamuoyu bu karara tepki göstermiş, Dame Judi Dench gibi isimler 'RSC'nin geleceği için derin endişeleri' olduğu açıklamalarını yapmış ve eski binanın yenilenmesine karar verilmişti. Startford'daki 1400 kişilik tiyatronun salonu ve cephesi yenilenecek. Yapının Art Deco özellikleri korunarak daha cazip ve bütünlüklü bir giriş inşa edilecek. Girişe 33 metrelik bir kule, tiyatro kompeksi içinde kamuya açık bir meydan ve nehir boyunca yürüme yolu inşa edilecek. En büyük değişiklik ise, tiyatro binasının salonunda olacak. RSC yetkilileri 19. yüzyılın 'resimsel' salon yapısını, izleyiciyle oyuncuların daha iç içe geçtiği, Shpakespeare'in döneminde de uygulanan bir düzene çevirmek istediklerini açıkladı. Bunun için sahne koltukların ortasına alınacak ve salon 'U' biçiminde bir oturma düzenine sahip olacak. Bu arada salonun koltuk sayısı da 1000'e düşecek.

Radikal, 06.04.2007

I. ULUSLARARASI ARTUKLU SEMPOZYUMU

 

Dicle Üniversitesi ile Mardin Valiliği tarafından ortaklaşa düzenlenen I. Uluslararası Artuklu Sempozyumu 25-27 Ekim 2007 tarihleri arasında Mardin'de gerçekleştirilecek. Sempozyumda tebliğ sunmak için son başvuru tarihi 1 Haziran 2007 olarak belirlendi.

TAYHaber, 06.04.2007

90 MİLYON YILLIK KUŞ BEYNİ

 

Rusya'da yaklaşık 90 milyon yıllık bir kuş beyni gün ışığına çıkarıldı. Kuş beyninin kanatlıların duyumsal evrimi konusunda daha önce elde olmayan bilgiler sağlayacağı açıklandı. İngiliz Royal Society Journal Biology Letters'da yayımlanan bir çalışmada, 95 ve 93 milyon yıllık jeolojik tabakalarda bulunan ilkel kuşa ait fosilin, kuşun beynindeki ayrıntılı elemanları içerdiği belirtiliyor.

Birgün, 06.04.2007

SERGİYE TUZ BASMAK

 

Hüsamettin Koçan, yine serüven peşinde! Doğduğu kente müze yaptıktan sonra şimdi de bizi Çankırı Tuz Mağarası'na götürüyor. 'Tuz Tadı' başlıklı sergi, Çankırı'da yarın açılıyor ve bir hafta açık kalacak.

Çankırı'da bir tuz mağarasında sergi yapmanın en heyecanlı tarafı ne olabilir?

Bende öteden beri merkezin dışında bir şeyler yapmak vardır. Alanya'daki tersanede sergim de buna örnek. Ayrıca sanat TIR'ı yapıp Diyarbakır, Van, Erzurum, Bayburt'a; sanat çadırı hazırlayıp deprem bölgesine gitmek de aynı şekilde olabilir...



Peki tuz mağarasında, hala tuz çıkarılıyor. Sergi var diye değişecek mi bu? Doğal ortama sergi, ne gibi müdahalelerde bulunuyor?

Ben kullandığım mekanlara saygı duyarım. Çünkü onların arkasında büyük oluşumlar var. Onun için mesele o mekanla dövüşmek değil, o mekana eklemlenmek... Böyle baktığınız andan itibaren 'Bu mekanda nasıl varoluruz?' diye soruyorsunuz. Bizim serginin adı 'Tuz Tadı'. Tuzla yola çıktık, insana doğru gidiyoruz. İnsanın mekanla ilişkisine gidiyoruz. Mekanı yenmek değil, mekana saygı sunmak istiyoruz.

Hep merkezin dışına gidiyorsunuz. Merkez çok mu sıkıcı?

Evet, benim meselem o. Galiba benim kuşağımın toplumsal sorumluluğundan kaynaklanan bir durum bu. Biraz, cumhuriyetin de ideolojisidir. Toplumun değiştirilmesinde ve dönüştürülmesinde sanat büyük rol oynar. O yüzden sanat hayata girdikçe, hayat daha anlamlı olacak diye bir inancım var. Ayrıca sanat, merkezde kendini tüketiyor. Beslenme alanını, hayalini, ideallerini yok ediyor. Serüveni kalmıyor galiba... Onun için belki bunlar bütün bu gereksinimleri de karşılayan bir serüven alanı yaratıyor.



Merkezin avantajları da yok mu?

Bence entelektüelin kalbi, başka yerde atmak zorunda. Merkezde olarak, kendini sürekli tekrar eden bir yaşama biçiminin yeniden üretilmesinin dışına gidemeyiz. O yüzden belki bizim sanatçımızın ve entelektüelimizin serüveni yok. Şimdi bakın merkez söylemler diye söylemler var. Ayrıca avangardizm dediğimiz mesele, direnenler meselesi var. Bütün bunları yan yana koyduğunuzda aynı söz, aynı teknoloji kullanılıyor. O da aynılaşmaya yol açıyor. Sanat, farka doğru gitmek zorunda. Fakat öyle bir iklim, ortak söylem ve çağrı oluşuyor ki, bunun dışına kişiler çıkamıyor. Ve giderek onlar da kendilerini avangardizm adına tekrar etmeye başlıyor.

Sabah Cuma, Haber. Ayşegül Sönmez, 06.04.2007


Nano-Yorum



Tabi, haklı Hüsamettin Koçan! Merkeze yerleşmiş, herhangi bir farklılık, yenilik, ya da avangardizm yaratamayan çağdaş sanatımız ve sanatçılarımızla karşılaştırıldığında Çankırı Tuz Mağarası'nda açılan bu sergi çağdaş Türk sanatında gerçek bir farklılığın göstergesi. Hem de ne gösterge! Aynı şekilde, Alanya Tersanesi’ndeki sergisi de, Sanat TIR’ı veya Sanat Çadırı projeleri de yepyeni bir akımın habercisi sanki.

Koruma altındaki doğal bir oluşumda sergi izni veren yetkilileri de, çağdaş sanata yepyeni bir boyut kazandırılmasına olanak verdikleri için yürekten kutluyoruz. Avangard sanatın mekan seçimi ile değil, yaratılan eserler ile olduğunu zanneden bizlere, seçilen mekanın da bir tarz oluşturabileceğini öğrettiği için Hüsamettin Koçan’a da teşekkür ederiz. Böylesi bir yaratıcılık, bu tarzın öncüsü Marcel Duchamp’ın bile aklına gelmemişti.

Doğanın milyonlarca yılda oluşturduğu gerçek bir sanat eserini, kendi sanatı için sergi mekanı olarak kullanmanın avangardizm mi, yoksa kitsch mi olduğu konusundaki tartışmayı ise sanat eleştirmenlerimize bırakıyoruz.


Ali Yamaç


TARİHİ MEDRESE KAPILARINI ÖZÜRLÜ ÇOCUKLARA AÇACAK

 

Osmanlı döneminde önemli bilim adamları ve uzmanların yetiştiği 12 Daru'l- Hadisler'den biri olan Eyüp'deki Hacı Beşir Ağa Medresesi, özürlü çocuklar için eğitim merkezi oluyor.

 

Restorasyon ihalesi Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan medrese, harabe halinden kurtulup, kasım ayında kapılarını özürlü çocuklara açacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden devraldığı medresenin restorasyonunu ihaleyle özel bir şirkete verdi. 677 bin YTL ihale bedeliyle restorasyon işini alan şirket de harabe halindeki medresede çalışmalara başladı.

 

Kasım ayında aslına uygun olarak yenilenmiş olacak olan medrese aralık ayında kapılarını özürlü çocukların eğitimi için açacak. Merkezde otistik, fiziksel ve zihinsel engelli çocuklar eğitim görecek.

Sabah, Haber: Ercan Sarıkaya, 06.04.2007

O KEMİKLER BİR MUMYANINMIŞ

 

İngiliz Nature dergisinin son sayısında yayımlanan makaleye göre, Fransızların ulusal kahramanı Jeanne d'Arc'a ait olduğu söylenen kalıntıların bir Mısır mumyasına ait olduğu anlaşıldı.

 

Jeanne d'Arc, İngiliz işgaline karşı mücadele vermiş, 1431'de 'dinden çıktı' diye yakılarak öldürülmüştü. 1867'de bulunan kaburga kemikleri, Jeanne d'Arc'a ait olduğu sanılarak korumaya alınmıştı. Kalıntıların kökenini belirlemek için son yüzyılda yapılan bilimsel incelemelerin her biri farklı sonuç verdi. Uzmanlar, kemiklerin Fransız kahramanın aziz mertebesine yükselme olayını büyütmek için kullanıldığını sanıyor.

Radikal, 06.04.2007

YAZMA ESERLER BİRLEŞTİRİLİYOR

 

Anıtlar Derneği Konya Şubesi tarafından düzenlenen “Azerbaycan-Türkiye Ortak Dil Arayışında Elyazmalarının Önemi” konulu konferansa katılan Azerbaycan Milli İlimler Akademisi Fuzuli Elyazmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Memmed Adilov, yazma eserlerin iki ülkeyi birleştiren bir unsur olduğunu söyledi. Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Konferans Salonu’nda düzenlenen programda konuşan Adilov, Azerbaycan ve Türkiye’yi birleştiren unsurlardan bir tanesi olan yazma eserlerin korunması bakımından iki ülkede farklılık ortaya çıktığını söyledi. Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürü Bekir Şahin ise yaptığı konuşmada, böyle önemli bir etkinliğe ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyduklarını belirtti. Anıtlar Derneği Konya Şube Başkanı Prof. Dr. Haşim Karpuz da etkinliklerinin süreceğini kaydetti

Merhaba Gazetesi, 06.04.2007

"ASPENDOS'U 'ÇİLE BÜLBÜLÜM' YIKTI"

 

AKP’li milletvekili Fikret Badazlı, 1970’li yıllarda Emel Sayın konseri sırasında seyircilerin “Allah” diye haykırması ile Aspendos Antik Tiyatrosu’ndaki taşların yerlerinden oynadığını öne sürdü.

 

Badazlı, o dönem kendisinin de eşiyle birlikte Aspendos Antik Tiyatrosu’na konseri izlemek için gittiğini, programı izlemek için yaklaşık 15 bin kişinin antik tiyatroya akın ettiğini söyledi.

Badazlı, şöyle konuştu: “Emel Sayın Altın Portakal Film Festivali çerçevesinde Aspendos’ta konser vermeye gelmişti. Ben de eşimle birlikte konseri izlemek için Aspendos’a gittim. Sayın ‘Çile Bülbülüm Çile’ adlı şarkıyı söylerken, nakarat kısmındaki ‘Allah’ sözlerini seyircilere tekrarlattı. Seyirciden ses az çıkınca Sayın, ‘Bu cansız oldu. Daha yüksek sesle, kuvvetle istiyorum’ dedi.”

 

“Nakarat tekrarlandığında gökyüzü, semalar çınladı” diyen Badazlı, şöyle devam etti: “Seyirciler hep bir ağızdan ‘Allah’ deyince tiyatronun taşlarında çatırdamalar duydum. Nitekim, Emel Sayın da Aspendos’un zarar gördüğünü hissetti ve ‘Eyvah yapıya zarar mı verdik?’ demişti. Dolayısıyla ben çok gümbürtülü konserlerin orada yapılmasını içime sindiremiyorum.”

Akşam Akdeniz, 05.04.2007

"ÜLKEMİZDE KAÇ TANE HÖYÜK VE TÜMÜLÜS BULUNMAKTADIR?"

 

CHP Hatay Milletvekili Gökhan Durgun, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç tarafından yazılı olarak cevaplandırılması için bir soru önergesi sundu. Durgun'un Koç'a sunduğu soru önergesi şöyle:

 

"Ülkemizde kaç tane Höyük ve Tümülüs bulunmaktadır? Ülkemizde kaç adet antik yerleşim yeri bulunmaktadır? (Efes, Milet, Hierapolis v.b.), Ankara kent merkezinde Höyük ve Tümülüs bulunmakta mıdır?, Beştepe diye bilinen semtin bu tür bir özelliği var mıdır?, Ankara kent merkezinde bulunan bu tür kültür hazinelerinin açılması ve hem ülkemizin tarih birikiminin açığa çıkarılması, eksik parçaların tamamlanması ve hem de ekonomimize katkı yapar hale getirilmesi düşünülmemekte midir?, Bu tür yerlerden elde edilebilecek maddi ve manevi değeri çok yüksek objeler müzelerimizde korunamadığı için mi kazı çalışmaları başlatılmamaktadır?, Bu tür değerli objeler korunamadığı için çıkarılmıyor ise, bunların belli dönemler için yurtdışındaki Louvre, British Museum, New York Metropolitan gibi müzelere konsinye, kiralama v.s. yöntemlerle verilmesi ve ülkemizdeki buldukları yerin müzesine bir taklidinin konulması fikri sizce değerlendirilmeye alınabilecek bir değer taşımakta mıdır?, Bu yöntemle, hem tarihi obje, dünya kültür mirasına kazandırılmış, hem ülkemiz bir ekonomik kazanç elde etmiş ve hem de ülkemiz dışına gizli yollarla çıkmasının önüne geçilmiş olmaz mı?, Bir türlü başlatılmayan kazı çalışmalarının sebebi yetişmiş arkeolog, sanat tarihçisi, eski diller eğitimi almış yetişmiş eleman yokluğu mudur?, Yetişmiş eleman eksiği var ise bu açık nasıl kapatılacaktır?”

Hatay Gazetesi, 05.04.2007

"Ay inaaanmiyoruum..."


Tam Bozcaada'da bahar tatilime başlamak üzereydim ki, TAY Haber'in işgüzar editörü sevgili Ayşe Didem Bayvas beni GSM'imden arayarak yine göreve çağırdı: "Bu hafta sizden, bizim sayfaya önemli bir katkı bekliyorum!". "Nasıl yani?" filan demeye kalmadan Hatay Gazetesi'nde çıkan bir haberi (yukarıda) göndererek, "Muhattabı bilmez, buna siz yanıt verin" demez mi! "Yahu olur mu öyle şey, sular seller gibi bilir..." dedim ama dinletemedim. Bir hafta boyunca çalış, çabala, araştır-maraştır ödevimi hakkıylan yaptım. Bir yandan da düşündüm, bu bir kamu hizmeti yahu!: Bakan'ım yorulmadan, şu aşağıdaki bilimsel sonuçları, hemen "forward" ediversin Sayın Durgun'a, olsun bitsin...

Bir de Sayın Durgun'a bir not: Lütfen üstünüze vazife olmayan manasız soruları yanıtlanması için Sayın Bakan'ımı rahatsız etmeyiniz -hem de yazılı!...


Ülkemizde kaç tane Höyük ve Tümülüs bulunmaktadır?

125.000 höyük, 60.000 tümülüs, bi o kadar da petrol kuyusu. Eminim... (Yoksa 225.000 miydi?)


Ülkemizde kaç adet antik yerleşim yeri bulunmaktadır? (Efes, Milet, Hierapolis v.b.)

Nantik?... O dediğiniz yerleri bilmiyorum doğrusu. Vallahi ben yalnızca danscıların eski taşlar üzerinde hoplayıp zıplayacağı, desibellerin patlayacağı, taşlar üzerinde çatlakların oluşacağı tiyatroları saydım Sayın Durgun: Önceden 116 saymıştım (216 mıydı yoksa?), şimdi 206 tanesini sayabiliyorum (parnak ilen). Ama daha toprağın altında kaç tane var onu allah bilir!


Ankara kent merkezinde Höyük ve Tümülüs bulunmakta mıdır?

Bulunmakta, bulunmaktaa. Çooook. Ama bunların tarihi değeri meğeri yok. İnşallah onlar da AKM, Haydarpaşa, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu gibi yıkılıp yeniden yapılacak. Bazıları ise "Tümülüs İş Merkezi" ve "Höyük Kongre ve Eğlenti Vadisi" olacak.


Beştepe diye bilinen semtin bu tür bir özelliği var mıdır?

Var, var. Daha ne özellikleri var. Beştepe nadide bir semtimizdir. Neleri meşhur der iseniz elması, ananası, keşkeki, peyniri bir de definecilere, kaçak kazıcılara aman vermeyen, her gördüğü yerde onları derdest eden Jandarması...


Ankara kent merkezinde bulunan bu tür kültür hazinelerinin açılması ve hem ülkemizin tarih birikiminin açığa çıkarılması, eksik parçaların tamamlanması ve hem de ekonomimize katkı yapar hale getirilmesi düşünülmemekte midir?

Bu soru biraz karışık geldi bana ama anlayabildiğim kadarıyla hemen söyleyeyim: Hayır.


Bu tür yerlerden elde edilebilecek maddi ve manevi değeri çok yüksek objeler müzelerimizde korunamadığı için mi kazı çalışmaları başlatılmamaktadır?

Vallahi doğru bir soru, Sayın Durgun. Öncelikle kazı, ilmi araştırma genel olarak ilim bir yük bizim içün. İzinler mizinler, eş dost müteahite verilecek parayı hafire ver! Bunnar bize gelmez. Hem de sahiden müzelere veriyorlar onlarca eseri, hooop Amerika'da, Almanya'da... E ne annadim ben bu işten! Ayrıca bildiğiniz gibi, bu kaçırılan eserler, Türkiye'nin tanıtımına daha çok katkı sağlıyor...

Bu tür değerli objeler korunamadığı için çıkarılmıyor ise, bunların belli dönemler için yurtdışındaki Louvre, British Museum, New York Metropolitan gibi müzelere konsinye, kiralama v.s. yöntemlerle verilmesi ve ülkemizdeki buldukları yerin müzesine bir taklidinin konulması fikri sizce değerlendirilmeye alınabilecek bir değer taşımakta mıdır?

Bu görüşünüze katılmıyorum. Bu eserleri kira yerine doğrudan satmak daha iyi bir fikir değil mi? (Bunu Bakan'lığa önermek lazım). Kira için kontrato yap, her ay kiralari topla... Hem alıcı da var: Şeyh Maktum, Kral Kallavi, atlar üzerine vallahi.

Bu yöntemle, hem tarihi obje, dünya kültür mirasına kazandırılmış, hem ülkemiz bir ekonomik kazanç elde etmiş ve hem de ülkemiz dışına gizli yollarla çıkmasının önüne geçilmiş olmaz mı?

Olamaz! (Yazılıysa yazdık işte). Yahu niye bunlara kafayı takıyorsunuz Sayın Durgun, milletin bir vekili olarak daha ciddi şeylerle uğraşsanıza; mesela alfaabe niye 29 harf? ÿ, ò, ©, #, ß, @, ¿ gibi harfleri de ekleyiversek daha manalı olmaz mı? Hem alfaabemiz gelişmiş olur, hem de paraya sıkışınca satacak harfimiz... Sorun burada Sayın Durgun, gündem budur...

Bir türlü başlatılmayan kazı çalışmalarının sebebi yetişmiş arkeolog, sanat tarihçisi, eski diller eğitimi almış yetişmiş eleman yokluğu mudur?

O elemanların şeyini şeetmek..., yani şeylerini dikkate almak gerekmektedir. Merak buyurmayın, duyumlarıma göre, çok yakın bir zamanda Bakan'lık Sudan'dan, Honolulu'dan, Timbuktu'dan bol bol yörük arkeolog ve sanat tarihçi ithal edecek. Hemi de en babasından...

Yetişmiş eleman eksiği var ise bu açık nasıl kapatılacaktır?

E siz basını izlemiyor musunuz? Bakan'lık, 400 arkeolog, sanat tarihçi, overlokçu, son ütücü aldı ya. Yaz başına kadar 1400 tane daha alacakmış. Maksat reyting!


Son olarak Sayın Durgun, ünlü büyüğümüz Süleyman Bey'in bir lafını size hatırlatmak isterim: "Meseleleri mesele etmezseniz, ortada mesele kalmaz."

Arz ederim.

S.B. Sinirli

ESKİ YAPILARIN KORUNMASI İÇİN AVRUPA MODELİ

 

Fırat Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Yapı Eğitimi Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Cevdet Emin Ekinci, yaptığı açıklamada, eski yapıların korunmasının bugün birçok ülkede titizlikle düşünülen ve uygulanan yöntemlerle sağlandığını söyledi.

 

Türkiye'de bu tür yapıların korunmasında gerek vatandaş gerekse idare olarak bilinç eksikliği veya yanlış yöntem uygulandığını savunan Ekinci, idari olarak sit alanı ilan edilmek yoluyla koruma çalışmalarının, yapının kaderine terk edilmesi gibi uygulandığını öne sürdü.

 

Sit alanlarındaki yapıların onarım veya restorasyonu için oldukça pahalı olan bir proje hazırlanıp, yine oldukça uzun bir bürokratik sürecin beklenmesi gerektiğini anlatan Ekinci, bu durumun evin yeteri kadar korunmasını sağlayamadığını kaydetti. Ekinci, şöyle konuştu:

 

''Tarihi ve eski yapılarımızın önemli bir bölümü arsa ekonomisi ve ticari rant beklentilerine yenik düşüyor. Selçuklu, Osmanlı ve Türk mimarisinin son örnekleri de hızla tarih olmaya başlamıştır. Kentler artık birbirlerine benzemeye başladı. Hemen her tarafta aynı mantık ve sistemlerle benzer caddeler, sokaklar ve yapı blokları oluşuyor. Kentler arasındaki farklılıkları kentsel mobilyalarla kapatmaya çalışıyoruz. Kent merkezlerinde sayıları hızla azalan tarihi ve eski yapıların korunması ve gelecek nesillere aktarılabilmesi için sit alanı mantığı yerine yerel yönetimlerin ciddi ve tutarlı yaklaşımlar gösterip bu binaları yeniden kazanma konusunda adımlar atmalarıyla sağlanması gerekiyor.''

 

Yrd. Doç. Dr. Ekinci, İtalya, İspanya, Portekiz ve Fransa gibi ülkelerde yoğun şekilde ve oldukça eski mimari tarz örnekleri yansıtan yapıların bulunduğunu söyledi. Bu ülkelerin eski yapılarını korumak için değişik bir düzenleme yaptıklarını ifade eden Ekinci, yapıların dış görünüşleri aslına uygun muhafaza edilip, onarıldığını, güçlendirildiğini veya restore edildiğini, iç mekanda kullanıcısının isteğine göre yüksek konfor şartlarının elde edilebildiğini belirtti.

Turizm Gazetesi, 05.04.2007

FOSİL KALINTILARI TEMİZLENİYOR

 

 

Gaziantep Arkeoloji Müzesi Müdür Vekili Mehmet Önal, yüzey araştırmaları sırasında buldukları fosil kalıntılı kaya parçalarını temizleme çalışmalarının sürdüğünü söyledi.. Önal, A. Şehitkamil İlçesi'ne bağlı Sofdağı ile Karadağ arasındaki alanda yapılan yüzey araştırmaları sırasında üzerlerinde 12 farklı fosil kalıntısı bulunan 20 kaya parçası bulduklarını ve bunları müzeye taşıdıklarını belirtti.

"Sofdağı ile Karadağ arasında yaptığımız yüzey araştırmaları sırasında bulduğumuz fosil kalıntılı kaya parçalarını temizleme çalışmamız devam ediyor'' diyen Önal, temizleme çalışmasını büyük bir dikkat ve titizlikle yaptıklarını vurguladı. Kaya parçaları üzerindeki fosillerin 55 milyon yıl öncesinden günümüze ulaştığını ifade eden Önal, ''Geçmişe ilişkin önemli bilgilere ulaşmamızı sağlayacağına inandığımız kaya parçalarını temizledikten sonra müzemizde sergileyeceğiz'' diye konuştu.

 

Önal, kaya parçaları üzerindeki fosillerin, Gaziantep'in yakın olan yörenin bir zamanlar denizle kaplı olduğunu gözler önüne serdiğini vurguladı. Kaya parçalarının üzerinde deniz yıldızı, deniz kestanesi, midye kabuğu fosilleri bulunduğunu, yörede yaşayanların üzerinde fosil bulunan bu kaya parçalarına değişik anlamlar yüklediklerini ifade etti. K