Haberler logo Mayıs '07 Arşivi



27 Mayıs - 2 Haziran 2007

LOUVRE MÜZESİ İZMİR KİTABI YAYINLAYACAK

 

Louvre Müzesi'nin, İzmir'in antik dönemini anlatan bir kitap yayınlama kararı aldığı bildirildi.

 

Louvre Müzesi Roma Dönemi Eski Eserler Daire Başkanı Jean-Luc Martinez, beraberindeki heyet ve İzmir Fransız Kültür Merkezi Müdürü Jean-Luc Maeso ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nu ziyaret etti. Jean-Luc Martinez, ziyarette gazetecilere yaptığı açıklamada, Louvre Müzesi olarak, geçen yıl müzede yer alan İzmir ile ilgili eserlerden olaşan bir sergi düzenlediklerini, bunun sonuçlarından son derece memnun kaldıklarını belirtti. Bu işbirliğini yeni bir projeyle devam ettirmek istediklerini ifade eden Martinez, şunları kaydetti: "Louvre Müzesi olarak antik tarihe sahip şehirlerle ilgili bir koleksiyon hazırlama kararı aldık. Antik döneme sahip şehirlerin, bu yönlerini gösterir kitaplar hazırlanacak. Koleksiyon dünyadaki birçok şehirle ilgili olacak, fakat ilk basılacak kitap İzmir ile ilgili. Bu, İzmir ve Fransa arasında çok eskiye dayanan ve devam eden dostluk sayesindedir." Martinez, İzmir'deki müzeleri gezdiğini belirtti. İzmir'in gerçekten antik dönem açısından çok zengin bir potansiyele sahip olduğunu belirten Martinez, "Ancak bu dünyada bilinmiyor, tanınmıyor, sadece uzmanlar bunun farkında" dedi. Martinez, antik şehirler koleksiyonu için ilk kent olarak İzmir'in seçilmesinde "Türk-Fransız ilişkilerinde son dönemde yaşanan gerilimin yumuşatılmasına katkı sağlama amacı tayışıp taşımadığı" yönündeki soruya da "İlişkilerimiz hiç de kötü değil. Bakın burada dört Fransız, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanını ziyaret ediyoruz" yanıtını verdi.

 

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu da Louvre Müzesi tarafından hazırlanacak İzmir kitabının 2008 yılında tamamlanacağını bildirdi. Fransa'da 2009 yılının "Türk Yılı" ilan edildiğini belirten Kocaoğlu, İzmir ile ilgili bu kitabın etkinliklerin başlangıcını teşkil edeceğini, Louvre Müzesi'ne çalışmalarında her türlü kolaylaştırıcı desteği vereceklerini kaydetti. Kocaoğlu, ziyaretin anısına Louvre Müzesi Roma Dönemi Eski Eserler Daire Başkanı Jean-Luc Martinez ve beraberindekilere "İzmir Kartpostalları" ve "Küllerinden Doğan Şehir" adlı prestij kitaplarıyla Prof. Dr. Ekrem Akurgal'ın "Ege" kitabını hediye etti.

Haber Ekspres, 02.06.2007

YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ İLE MİLLİ SARAYLAR EL SIKIŞTI

 

Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Milli Saraylar ve Tarihi Yapılar Meslek Yüksek Okulu'nun kurulmasına ilişkin protokol, TBMM Başkanı Bülent Arınç ve YTÜ Rektörü Prof. Dr. Durul Ören tarafından imzalandı. Dolmabahçe Sarayı Medhal Salonu'nda dün düzenlenen protokol imza töreninde konuşan Bülent Arınç, 5 yıllık meclis başkanlığı döneminin sonunda bu okulun açılacak olmasının, kendisini çok mutlu ettiğini belirterek, "Bu okulun 100 yıllık mazisi olan Yıldız Teknik Üniversitesi gibi bir prestijli kurumun içinde açılması bizi ayrıca çok mutlu etti" diye konuştu. Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Durul Ören de, üniversite bünyesinde açılacak okulun 2007-2008 akademik döneminde 40 öğrenciyle eğitime başlayacağını belirterek YTÜ Mimarlık Fakültesi Restorasyon Bölümü'nün teorik eğitim, Milli Sarayların atölyelerinin de bu işin pratik eğitimine katkıda bulunacağını dile getirdi.

Sabah, Haber: Güngör Karakuş, 02.06.2007

ROMA HAMAMI GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR

 

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün, Roma Hamamı’nda başlattığı kazı ve restorasyon çalışmalarının ilk aşamasının sonuna gelindi. Sütunlu Cadde, üzerindeki topraklar alınarak daha belirgin hale getirildi, etrafı temizlendi.

İki sondaj sonunda, Sütunlu Cadde’nin kenarındaki gezinti yolu ve bir dükkana ait olduğu düşünülen bir duvar ile kuzey-güney yönünde caddeyle bağlantılı olduğu tahmin edilen iki kalın duvar bulundu.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü ve kazı başkanı Hikmet Denizli, 25 bin YTL ödenek alarak Ankara Üniversitesi ile yürütülen çalışmaların birinci aşamasının 3 Haziran'da tamamlanacağını söyledi.

Roma Hamamı’ndaki restorasyon çalışmalarını bu yıl sonunda bitirmeyi hedeflediklerini belirten Denizli, proje sonucunda hamamın Ankara’nın önemli çekim merkezlerinden biri haline geleceğini ifade etti. Denizli, ikinci aşamaya da başlamak üzere olduklarını bildirdi.






Arkeolog Mehmet Akalın da tespit çalışmaları yaparak ve eserleri numaralandırarak işe başladıklarını kaydetti.

Tespitin ardından Sütunlu Cadde’ye ait mimari parçaların Palaestra alanına, diğerlerinin ise lojmanların yakınlarına vinçle taşındığını anlatan Akalın, kazı çalışmaları hakkında da şunları ifade etti: "Daha önceden ortaya çıkarılan ama zamanla üstü atık toprakla kaplanan Sütunlu Cadde’nin zeminin temizlettik ve belirgin hale getirdik. Daha sonra iki sondaj çalışması yaptık. 8x5’lik birinci sondajda, caddenin kenarında gezinme yeri olabileceğini düşündüğümüz poligonal andezit yer döşemesi ile basamaklı geniş bir yükselti bulundu.

Arkeolog Mehmet Akalın, yükseltinin yanında Roma Dönemi'ne ait olduğu tahmin edilen tuğla duvar ortaya çıkarıldığını söyledi. Akalın, "Bunun cadde kenarındaki bir dükkanın duvarı olduğu zannediliyor ama tabii kesin değil bunlar, üzerinde incelemeler devam ediyor" dedi. Cadde kenarında atık veya içme suyu için Roma Dönemi'nde pişmiş topraktan yapılmış kalın su borusu (künk) da bulunduğunu anlatan Akalın, ikinci dönemde bu yapıların daha fazla görünür hale getirileceğini kaydetti.

Hürriyet Ankara, 02.06.2007

DENETİMDE DEFİNECİ SÜRPRİZİ

 

Kocaeli, Saraybahçe Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, rutin denetim için gittikleri Alemdar Caddesi üzerinde bir pastanede ilginç bir olayla karşılaştı.

Zabıta ekipleri, Bekir Kurt'a ait olduğu öğrenilen pastanede yaptıkları denetimde, bodrum katında define aramak için kazılan 7 metrelik tünelle karşılaştı.


Pastane sahibi Bekir Kurt ve arkadaşlarının buldukları bir haritadan yola çıkarak 3 aydır kazı yaptıkları, kazı alanında çıkan toprakları bodrumda sakladıkları öğrenildi.

 

Olay yerinde Kocaeli Müze Müdürü İlksen Özbay incelemelerde bulundu. Yapılan incelemelerin ardından tünel kapatılırken izinsiz kazı sebebiyle soruşturma başlatıldı.

Heryerden Haber, 02.06.2007

SON ŞÖVALYEYE KÖTÜ HABER

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, eski müze müdürü Oğuz Alpözen'in Bodrum Kalesi'nde astırdığı armaların derhal kaldırılmasını istedi. Bodrum Kalesi Sualtı Arkeoloji Müzesi'nde 27 yıl görev yapan Alpözen, mermere kazılı ay-yıldız ve Oğuz boylarının simgelerinden oluşan armaları, kalenin yedi yerine yerleştirmişti. Armalardan biri, Refahyol döneminde büyük tartışmalardan sonra şapele inşa edilen minarede.





Durum, kalenin zindanının girişinde yer alan Latince 'Inde Deus Abest' (Burada tanrı yoktur) yazısının, orijinal olmadığı, 13 yıl önce Alpözen tarafından kazıtıldığı iddiası üzerine başlatılan soruşurmayla ortaya çıktı. Müze müdürü Yaşar Yıldız, "Bakanlık, tarihi dokunun orijinalliğini bozduğu, müzeyi gezenleri yanılttığı gerekçesiyle armaların kaldırılmasını istiyor. Kaymakamlıktan olur aldıktan sonra harekete geçeceğiz" dedi.


Danimarka Kraliçesi'nin 'Danneborg Şövalyesi' unvanını verdiği eski müdür Alpözen'se şövalye geleneğini sürdürdüğünü söyledi. Alpözen, "Ben kurucu müdür Haluk Elbe'nin, eski müdürler Nurettin Yardımcı ve İlhan Akşit'in de armalarını yerleştirdim. Amacım açılan bu sergi salonlarının, Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapıldığını göstermekti. Şövalye armasını koymuş, haçını takmış. Ben de Türkiye Cumhuriyeti'nin ay-yıldızını taktım, anfora ve kale surlarını yerleştirdim" dedi. Bodrum Kalesi, Saint Jean Şövalyeleri tarafından 1406-1523 tarihleri arasında inşa edilmişti.

Radikal, Fotoğraf: Yaşar Anter/DHA, 02.06.2007

KIRKLARELİ'NDE 2500 YIL ZAR BULUNDU

 

Kırklareli kent merkezinin güneyindeki Aşağı Pınar'da yürütülen kazı çalışmalarında, MÖ 5'inci yüzyılda kullanıldığı sanılan bir zar bulundu. Pişmiş toprak malzemeden yapılmış zarın üzerindeki rakamların dizilişi, bugün kullanılan zarlarla bire bir aynı. Zarın, Darius komutasında Kırklareli üzerinden Trakya'ya geçen Pers askerlerine ait olduğu sanılıyor.

Sabah, Haber: Bedia Güzelce, 02.06.2007

ASPENDOS TİYATROSU YENİDEN ETKİNLİKLERE AÇILIYOR

 

Antalya Koruma Kurulu'nun raporu ile 'etkinlikler zarar veriyor' tartışmalarına sahne olan Aspendos Tiyatrosu, yapılan onarımın ardından kapılarını yeniden açıyor. Son alarak TRT'nin düzenlediği 23 Nisan Uluslararası Çocuk Şenliği gala programının gerçekleştirildiği antik tiyatroda, önceki etkinliklerde hasar gören bölümler yeniden gözden geçirildi. 30 bin YTL harcama yapılan onarım çalışmalarında zarar gördüğü tespit edilen bölümler krom kelepçelerle güçlendirildi. Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü tarafından yapılan ihale sonucunda Aspendos'ta küçük onarım çalışmaları yapıldığını belirten Kültür ve Turizm İl Müdürü İbrahim Acar, "Bundan böyle koruma kurulunun kararlarının uygulanmasında daha hassas olunacak." dedi.

 

Aspendos'taki etkinliklerin kaldığı yerden devam edeceğini belirten Acar, her yıl Mayıs ayında başlayan Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali'nin de onarım nedeniyle bu yıl Haziran'da başlayacağı bilgisini verdi. Devlet Opera ve Balesi tarafından bu yıl 14. kez düzenlenecek olan etkinlik 7 Haziran tarihinde Mario Frangoulis gala konseri ile başlayacak. Festivalin ilk gösterisi ise Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından 12 Haziran'da sergilenecek Nabucco operası olacak.

 

Aspendos'ta daha büyük ve daha kapsamlı ikinci bir onarım çalışmasına başlatılacağı bilgisini de veren İbrahim Acar, "Böylece tartışmaların önüne geçilecek. Tarihi eserleri karşıdan bakarak değil, kullanarak tanıtmak daha etkili oluyor" diye konuştu. Acar, ikinci onarım çalışmasının 200 bin YTL tutarında olacağını söyledi.

 

Aspendos Tiyatrosu ile ilgili tartışmalar Koruma Kurulu'nun hazırladığı rapor ile gün yüzüne çıkmıştı. Aspendos'ta düzenlenen konser ve gösterilerin antik tiyatroya zarar verdiği belirtilen raporda, etkinliklerin durdurulması istenmişti. Aynı dönemde Anadolu Ateşi'nin Kasım ayına kadar Aspendos'ta gösteri düzenleme hakkını alması da tartışma konusu olmuştu. Tartışmalar üzerine kendisine yöneltilen soruları cevaplayan Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Aspendos'ta her hangi bir yasak olmadığını söylemişti. Ancak bakanlık tartışmaların büyümesi ve kamuoyundan gelen baskılar üzerine geri adım atmıştı.

TürkiyeTurizm.com, 01.06.2007

ZEUGMA ANTİK KENTİ ARKEOPARKA DÖNÜŞECEK

 

Gaziantep'in Nizip İlçesi'nde Birecik Barajı gölü kıyısındaki Zeugma Antik Kenti 5 yıl içinde arkeoparka dönüştürülecek.

 

Zeugma Kazı Başkanı ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Kutalmış Görkay, Zeugma'nın arkeopark haline getirilmesi amacıyla hazırlanan projeyi 5 yıl içinde tamamlamayı planladıklarını söyledi. Zeugma Arkeoloji Projesi'nin interdisipliner bir çalışma ortamı geliştirmeye yönelik olduğunu söyleyen Görkay, "Şimdilik İsviçre ve ABD'den katılan araştırmacı ve bilim adamları ile gerçekleştirilen çalışmaların, ileriki yıllarda daha kapsamlı katılımlarla sürdürülmesi planlanıyor. Bunun için Zeugma'da bir Müze-Enstitü Kazıevi Projesi geliştirildi ve bu aşamada proje için çeşitli vakıf ve kuruluşların da desteklerini bekliyoruz." dedi. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, Zeugma Kazıevi Enstitü Müzesi'nin hayata geçirilmesi amacıyla antik kent yakınlarında 362 dönümlük bir arazi tahsisi yaptığını söyleyen Görkay, yapılması planlanan arkeoparkın benzer örneklerinin Türkiye'de mevcut olduğunu belirtti. Projeyi AB fonlarından sağlanacak hibe ile hayata geçirmek istediklerini bildiren Görkay, bu amaçla hazırladıkları avam projenin AB'nin Türkiye'deki yetkililerince iyi bulunduğunu belirterek, "Hazırladığımız avam proje, AB'nin Türkiye ayağında iyi not aldı. Ancak son kararı, AB'nin merkezindeki uzmanlar verecek. Birlikten hibe desteği çıkmazsa sponsor firmalar bularak bu projeyi hayata geçirmeyi planlıyoruz. Zeugma Antik Kenti'ni 5 yıl içinde arkeoparka dönüştürmeyi amaçlıyoruz." diye konuştu. Görkay, Zeugma Antik Kenti'ndeki kazı çalışmalarına 15 Temmuz'da başlanacağını da sözlerine ekledi.

Zaman, Haber: Serkan Canbaz, 01.06.2007

"İSTANBUL'UN KÜÇÜK AYRINTILARA DEĞİL, BÜTÜNSEL RESTORASYONA İHTİYACI VAR"

 

Havana’da geliştirdiği yerel koruma modeliyle, Küba’nın en başarılı mimarları arasına girmeyi başaran 65 yaşındaki Kent Tarihçisi Dr. Eusebio Leal Spengler, İstanbul’u ’Ulaşılamaz bir şehir’ olarak tanımlıyor. Spengler, İstanbul’da küçük ayrıntılara odaklanıldığına dikkat çekerek, "Bunları bir kenara bırakıp, İstanbul için sosyal yönü de içeren bütünsel bir restorasyona ihtiyaç var" dedi. Spengler ayrıca şehirlerin uzmanların ve politikacıların ruhuyla değil sevgiyle kurtarılacağını söylüyor.

Küba’nın en başarılı mimarları arasına girmeyi başaran 65 yaşındaki Kent Tarihçisi Dr. Eusebio Leal Spengler, deneyimlerini geçtiğimiz hafta "Ulaşılmaz bir şehir" olarak tanımladığı İstanbul’da ki meslektaşlarıyla paylaştı. İstanbul’da teknik bakış açıları bırakılarak, bazı küçük ayrıntılara odaklanıldığı uyarısında bulunan Spengler, bunların bir kenara bırakılıp, İstanbul için sosyal yönü de içeren bütünsel bir restorasyona ihtiyaç duyduğuna değiniyor ve bunu da sevgiye bağlıyor. Spengler, "Şehirler, sadece uzmanların ve politikacıların ruhuyla kurtarılamaz. Şehirleri kurtaran sevgidir" diyor.

1994’te Dr. Spengler’in başkanlığını yürüttüğü Tarih Ofisi, yasayla tüzel kişiliğe sahip oldu. Kendi adına mal edinmeye başladı ve projeler yürütecek hukuki altyapıya kavuştu. Bu yasayla Havana Tarih Ofisi, bütün devlet kademelerinde temsil edilen özerk bir yapıya kavuştu. Dolayısıyla artık yerel yönetime değil, doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı’na bağlı bir ofis konumuna geldi. 1994’deki değişiklikten sonra, bütünsel bir restorasyon, yani sadece binaların ayağa kaldırılmasından çok, işin sosyal boyutunun da olduğu bir döneme geçildi.

Havana Tarih Ofisi, daha önce arşiv ve konferansların düzenlendiği bir yapıyken, bu değişimle birlikte müzeleri işleten, kataloglama yapan çok daha geniş bir perspektife sahip ofis haline dönüştü. Tarih Ofisi’ne bağlı kentin var olan halini inceleyecek ve yapılacak restorasyon projelerini gözden geçirecek bir mimarlar kurulu oluşturuldu. Şu anda Tarih Ofisi bünyesinde 267 mimar çalışıyor. Bunlar, çok çeşitli restorasyon projelerinde yer alıyorlar. Merkezi yönetim aynı zamanda, Tarih Ofisi’ne her türlü kamusal, özel faaliyetten belli bir miktar vergi alıp, bunu restorasyon çalışmalarında kullanma yetkisi verildi. Bu da, temel bir kasa vazifesi gören para havuzu oluşturulmasına yol açtı.

İstanbul’a da örnek olacak bu projeyi Caddebostan Kültür Merkezi’ndeki Deneyim Paylaşımı etkinliğinde anlatan Dr. Spengler, "Bizim işimiz yerelliği aşıyor. Bu diplomatik bir çalışma. Çünkü tarihimiz yüzeysel bir hazine değil" diyerek şunları söyledi:

"Tarihi Havana’yı yüz binlerce kişinin gezdiğini düşünürseniz, bu gerçekten hareketle kendi turizm şirketimizi kurduk. Örneğin on altı oteli restore ettikten sonra, şimdi sahibi olarak işletiyoruz. Gayrimenkul şirketimiz var. Tarihi Havana’daki güvenlikten sorumlu şirket de bizim yönetimimizde. Şirket, hem orada yaşayanları hem de dışarıdan gelenleri güvence altına alan bir sistemle çalışıyor. Bu uygulama bir süre sonra iş kaynağı haline dönüştü. Yaklaşık olarak on yılda, on bin kişilik istihdam yarattık, aynı zamanda da bir okul kurduk. Bu okulda restorasyonun çok çeşitli alanlarında uzmanlaşan eleman yetiştiriyoruz. Her restore ettiğimiz binada yirmi kişilik ilkokul sınıfı var. Dolayısıyla restorasyon yaptığımız bölgede bulunan okullara talepte bulunuyoruz, her restore ettiğimiz binanın içinde onlara yirmi öğrenciyle birlikte ders yapabilecek bir alan yaratıyoruz. Engelli çocuklar için yaptığımız merkezler de var. Bunu yaparken bazı kalıpları yıktık. Ebeveynler çocukların rehabilitasyonunda çalışıyorlar ve bunun için para alıyorlar. Bu mantık, çok farklı kuşaklardan çocukların kendi kültürel mirasıyla haşır neşir olmasını sağlamamıza yardımcı oldu. Bir taraftan da sağlık ve barınma problemlerinin olduğu bir metropolden bahsediyoruz. Bütün bunlar farklı bir restorasyon anlayışına, daha bütünsel bir yaklaşıma işaret ediyor."

Havana’da şehir bir meydan sistemi içinde yaşıyor. Meydan restorasyonlarının stratejisi ise şehir ve meydanları birbirine bağlamak. Bütün restore edilen meydanlara yayalara açık. Bazı ticarethanelerin bulunduğu meydanlarda araçların geçebilmesi için belirlenen saatler var. Havana’daki en eski meydanda 16’ncı yüzyıldan 20’inci yüzyıla kadar dört farklı yüzyıla ait oteller yer alıyor. Hepsinin dinamik bir şekilde korunması gerektiği için tarihi mirasa çok önem verdiklerini belirten Dr. Spengler, çarşılarını anlatırken, bir gün önce ziyaret ettiği Kadıköy Meydanı’nı hatırlayarak "Kadıköy’deki çarşı sistemiyle aynı. Çünkü burada ticarethanelerin çakıştığı bir sistemi görebiliyoruz. Eğer bunu koruyabilirsek gerçekten şehir ruhunu korumuş olacak" diyor. Havana’daki San Fransico Meydanı’nı gösteren Dr. Spengler, "Ortada artık seküler olan bir tapınak var. Burayı konser alanı olarak kullanıyoruz. Yakın bir tarihe kadar araçlarla doluydu. Yayalara ait olması farklı bir değer kattı" dedi.

"Mihenk taşı kültür olmayan tüm restorasyon ve dönüşüm projeleri çöküşü hazırlıyor demektir" diyen Kent Tarihçisi Dr. Eusebio Leal Spengler, restorasyon ve dönüşüm projelerine halkın katılmasının önemine dikkat çekerek, ticari değil bilimsel restorasyondan yana olduğunu da vurguladı. "Havana’nın mimari özelliklerine bakıldığında, Güney İspanya köy evlerinin, barok mimarini neoklasik mimarinin etkilerini görüyoruz" diyen Leal Spengler, Barok tarzının mimarinin ötesinde Havanalıların ruh halini yansıttığını söyleyerek, kentsel ve mimari dokusuyla kolonyal bir kent özelliği gösteren Havana’da, sosyal boyutun ön planda tutulduğu bir anlayışla restorasyon çalışmalarının devam ettiğini vurguladı.

"Havana da İstanbul gibi denizle mistik bir ilişki içerisinde. Boğaz’dan geçerken farklı akımların yarattığı duyguları hissettim. Orada dünya tarihi gelişti" diyor Dr. Eusebio Leal Spengler. Topkapı Sarayı’nın bahçesinde kendini Havana’da hissettiğini belirterek, "Bu liman bizim Haliç’imiz gibi. Gerçekten orada eski şehrin yoğunluğunu hissedebilirsiniz. Hálá surların izleri var" dedi. Dr. Spengler’in İstanbul izlenimleri şöyle:

"İstanbul’da yürüdüm, gemiye bindim, popüler eserleri gezdim. Kadıköy’e iki kez geldim, çarşıda dolaştım. Buraya gelirken, ’Ulaşılmaz bir şehir’ diyordum. Bir haftanın ardından gerçekten çok ilginç bir şehir olduğunu da söyleyebilirim. Çok büyük bir şehir. Bütün Küba adasında yaşayan insanlardan iki kat daha fazla insan yaşıyor. Bu nedenle sorunlar büyük, sonuçlar daha karmaşık. Şehir planlaması ve çevre kirliliğiyle ilgili problemler daha büyük. Eserlerin korunmasıyla ilgili sorunlar daha fazla. Ama görüyorum ki çalışma koşulları sağlanmaya başlamış ve istek gerçekten çok etkin. Ama restorasyon yaparken dikkatli olunmalı. Ticari restorasyondan kaçınmak zorundasınız."

Hürriyet, Haber: Yeliz Öz, 01.06.2007

UNKAPANI YIKILIYOR!

 

İstanbul'un ilk alışveriş merkezi İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (İMÇ) İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin geçen ay aldığı karara göre yıkılmaya hazırlanıyor. Bine yakın parseli kapsayan "Tarihi Yarımada'yı Koruma Projesi" kapsamında yıkılacak olan İMÇ'nin yerine Kiptaş tarafından Prestij Konutları adı altında Osmanlı mimarisiyle 50 adet ahşap villa yapılacak. 6 blok ve 2 bin 300 işyerinin bulunduğu İMÇ'nin esnafı ise mahkemeye başvurarak kararın iptalini istedi. Eminönü Belediye Başkanı Nevzat Er, "Karar hatalı. Kadir Topbaş'ı ikna etmeye çalışıyorum" dedi.

 

İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (İMÇ) 1960 başında İstanbul Belediyesi tarafından tüm sektörleri bir araya getiren bir alışveriş merkezi olarak tasarlandı. Proje için açılan yarışmayı ünlü mimarlar Doğan Tekeli ve Sami Simsa kazandı. Daha sonraki yıllarda özellikle kasetçiler çarşısı ile kamuoyunda tanınan İMÇ, geçen yıl Eminönü ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan Tarihi Yarımada'yı koruma amaçlı Nazım Uygulama İmar Planı çerçevesi'nde konut alanı ilan edildi.

 

Bölgedeki konut inşaatlarını yapmakla görevlendirilen Kiptaş, İMÇ'nin yerine Prestij Konutları adı altında 50 adet ahşap villa yapmak için proje hazırladı. Bu arada Kiptaş, İMÇ'nin etrafındaki bine yakın parseli de projelendirdi. Projelerinin İstanbul'a ayrı bir renk getireceğini ifade eden Kiptaş Genel Müdürü İsmet Yıldırım, ilk etabın kısa süre içinde başlayacağını, İMÇ'nin ise tamamen kaldırılacağını açıkladı.





İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin aldığı kararın kendilerine ulaşması ile soluğu mahkemede alan İMÇ esnafı ise karara ateş püskürüyor. Çarşının 20 bin kişiye ekmek kapısı olduğunu söyleyen İMÇ Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Keçoğlu, İMÇ'nin yarımadanın siluetini bozmadığı gibi güzel sanat eseri olarak tescillendiğini ifade etti. Keçoğlu şunları söyledi:

"Bizim çarşımız İstanbul'un en güzel yerinde. Deniz hemen yanımızda, Taksim'e 5 dakika mesafede. Biz çarşımızı kaybetmek istemiyoruz. 20 bin kişiyi işsiz bırakıp 50 tane konut yapılması çok yanlış bir karar olur. 50 bin metrekare alana sahip İMÇ, bazı çevrelerin iştahını kabartıyor. Bize İkitelli'ye Giyimkent'e gidin diyorlar. Biz perakendeciyiz orada iş yapamayız. İstanbul içinde de başka bir alternatif sunulmuyor. "

 

Uzun süredir Büyükşehir'in kendilerine yıldırma politikası uyguladığını da ifade eden Keçoğlu, çarşıya neredeyse bir çivi bile çakamadıklarını belirterek, "Arabayla çarşıya gelmek isteyen müşteriler için bütün zorluklar çıkarılıyor. Arabaları çekiliyor, park için izin verilmiyor. Tamamen bir yıldırma politikası ile karşı karşıyayız. Ancak yılmaya niyetimiz yok. Mücadelemiz sürecek" dedi.

 

25 yıldır İMÇ'de faaliyet gösteren ve İstanbul Ticaret Odası Meclis Üyesi olan Oda Mefruşat'ın sahibi Halit Örgad da, perdede marka olmuş bir merkezin yok edilmesine karşı çıkacaklarını belirterek "İMÇ boş, işe yaramaz bir merkez olarak lanse ediliyor. Oysa İMÇ'nin yüzde 90'ı dolu ve Türkiye'nin her yerinden müşterisi var. Rant peşinde koşanlar şimdi gözünü buraya dikti" diye konuştu.

 

Konut projesine karşı çıkan kurumlardan biri de Mimarlar Odası İstanbul Şubesi oldu. Başkan Eyüp Muhçu, "Bu proje uzun zamandır var. Askıdaydı. Şimdi tekrar gündemde. Süleymaniye'ye dönüşüm projesi gerekli ancak İMÇ'nin yıkılmasına karşıyız. Bunun için biz de mahkemeye başvurduk" dedi. 

 

Eminönü Belediye Başkanı Nevzat Er ise dönüşüm projesinin İstanbul'un en büyük projelerinden birisi olduğunu, 8 mahalleyi ve bine yakın parseli kapsadığını açıkladı. Bölgede etap etap mülkiyet çalışmalarının tamamlandığını anlatan Er, "Kiptaş ile anlaşmaya vardık. Kiptaş da geçtiğimiz günlerde projenin tüm ayrıntılarını tamamladı. Kısacası projeyi hayata geçirmemize çok az kaldı" dedi.

 

İMÇ'nin durumunun ise hala tartışıldığını dile getiren Er, "İMÇ de konut kapsamında. Ben İMÇ'nin alışveriş merkezi olarak kalmasından yanayım. Ben burada doğdum ve bu alışveriş merkezininin temellerinin nasıl atıldığına şahit oldum. Bence hatalı oldu. Büyükşehir geçenlerde Sultanahmet'teki bir çok oteli de konut alanı ilan etti. Kadir Topbaş'la bir kez daha konuşacağım' dedi.

 

* İnşaatına 1960'ta başlandı ve 1966'da tamamlandı.

* İlk yıllarda plak yapımcıları, döşemeciler, konfeksiyoncular ve makineciler yer aldı.

* 1980'lerde elinde sazıyla Anadolu'dan kopup gelen binlerce insanın ilk durağı oldu.

* İbrahim Tatlıses’ten Küçük Emrah’a, Mahsun Kırmızıgül’den Özcan Deniz’e  kadar bir çok isim bu çarşıdan çıktı.

* 2000'lere gelindiğinde bazı plak firmaları görkemli binalarının yolunu tutarken korsana yenilen şirketler ise kapandı.

* Halen 6 blok ve 2 bin 300 işyeri bulunuyor.

* 20 bin kişiye iş imkanı sağlıyor.

* Bölgenin bugünkü saltanatını ise perdeciler sürüyor.

Turizm Habercisi, Fotoğraf: Mimarlık Müzesi, 01.06.2007

 

 


TAYHaber Bilgi: İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Sultanhamam ve çevresinde yer alan manifaturacıların, ulaşım ve mekân güçlükleri nedeniyle inşa ettirmek istedikleri yeni bir çarşı için 1954 yılında kurdukları kooperatife, Bozdoğan kemeri ile Unkapanı Köprüsü arasında kalan kısımda bir arsa teklif etmiştir. Bu arsa, sözü edilen bölgede, Atatürk Bulvarı'nın Süleymaniye yakası boyunca, dar bir şerit olarak uzanan, 45.000 metrekare büyüklüğünde bir alandır. İmar planı için açılan yarışmanın sonuçlanmasının hemen ardından düzenlenen mimari proje yarışmasında, Doğan Tekeli-Sami Sisa- M. Hepgüler'in tasarımının uygulanmasına karar verilmiştir.

Çarşı tasarımında, inşa edilecek yapı grubunun, arsanın çevresinde yoğunlukla yer alan, önemli Osmanlı ve Bizans yapıtlarının algılanmasını engellememesine dikkat edilmiştir. İlk projenin, birkaç değişiklik geçirmesiyle birlikte programda; ortalama 80- 90 metrekare büyüklüğünde 1117 dükkân, depolar, katlı bürolar, büfeler, açık- kapalı otoparklar ve diğer hizmet bölümleri bulunmaktadır. Arsanın tam ortasında bulunan ve yapı grubunu ikiye bölen Şebsefa Hatun Camii'nin de açılı yerleşmesine uygun olarak bloklar, Atatürk Bulvarı'na göre açılı olarak yerleştirilmiştir. Böylece yapıların önünde, üçgen avlular meydana gelmiştir. Arkadan geçen cadde, otopark ve depolara bağlanmaktadır. Ayrıca aradaki yaya yolları ile avlulardan arkadaki caddeye ulaşılır.

Yapıların cephelerinde, bazı kütlelerin öne, bazılarının ise arkaya çekilmesiyle hareketlilik sağlanmıştır. dolgu yüzeyleri beyaz traverten ile kaplıdır. dışarıdan algılanabilen, beton yatay kirişler ve korkuluklar ise kaplanmamıştır. Blokların, dışa bakan üst kat cephelerinin prefabrik kafeslerle kaplanmasıyla, yapıların yukarıdan, çukurda kalan alt katlarına kadar ışık alabilmesi sağlanmıştır.

 

Unkapanı'nda bulunan İstanbul Manifaturacılar Çarşısı sadece dönemin saygın mimarlarının projesi değil, bugün kimse farketmese de aynı zamanda çağdaş Türk plastik sanatının değerli isimlerinin çalışmalarının da yer almasıyla önemlidir. Yapı grubunda, inşa edildiği dönemin seçme plastik eserlerine de yer verilmiştir. Bu eserler için açılan yarışma sonucunda; Füreya Koral ve Sadi Diren'in seramik panoları, Eren Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Nedim Günsür'ün mozaik panoları, Yavuz Görey'in dekoratif plastiği ve Kuzgun Acar ile Teoman Germaner'in kabartma yapıtları seçilerek belirlenen yüzeylere yerleştirilmiştir.

 

1959 yılında yapımına başlanan çarşı 1967 yılında tamamlanmıştır.

Kaynak: Mimarlık Müzesi


"bütün mühendisler de yüksek oldu mimarlar da...
bir sen alçak kaldın Ey Koca Sinan Usta!... "

Cemal Süreyya







BODRUM'UN YENİ UCUBELERİ

 

Konacık Belediyesi’nin bulunduğu ışıkları geçtiğinizde biraz ileride sağda gözünüze garip, tuhaf yapılar çarpacak..

 

Bodrum mimari özelliklerinin hiç birini taşımayan, adını aldığı Anadolu mimarisi ile de yakından uzaktan ilgisi olmayan bu modern gecekonduları Anadolu motiflerini taşıyan bir çarşı olarak pazarlamaya çalışıyorlar..

 

Tüm Bodrum Yarımadası genelindeki diğer ucube yapıların tahtını elinden alacak kadar tuhaf olan bu yeni ucube yapılara izin verenlere de sormak lazım Bodrum’u seven, Bodrum’a aşık olan bir tek insan bu yapılar için “güzel olmuş” dedi mi ?

 

Eğer bu yapılar sezonluk yapıldı, sezon sonu kalkacak diyecekseniz biz de size bu sezonda bu ucube yapılar ile Bodrum’u rezil etme hakkını nereden aldınız diyeceğiz.

 

Bodrum’u gecekondu mahallesine çevirmeye kimsenin hakkı yok.

 

Çevirenlerin ise “biz farklıyız, daha iyi, daha güzel bir Bodrum için çalışıyoruz” demeye hiç hakkı yok.

 

Bir Konacık var Bodrum’da örnek diyorduk, ne yazık ki yanılmışız. Çünkü bu yapılar yenilir, yutulur gibi değil.

BodrumdaHayat.com, 01.06.2007

LADİK'TEKİ KANALİZASYON ÇALIŞMASINDAN TARİH ÇIKTI

 

Konya'nın Sarayönü İlçesi'ne bağlı Ladik beldesinde, kanalizasyon şebekesi inşaatı için kazı yapılırken, antik Laodikya kentine ait olduğu sanılan parçalar çıktı.

 

Ladik Belediye Başkanı Kazım Torlak, yaptığı açıklamada, beldede altyapı çalışmaları kapsamında kanalizasyon hattı döşediklerini söyledi. Belde merkezinde kanalizasyon hattı çekilirken, çalışmayı yapan belediye görevlilerinin kendisine gelerek, "Tarihi eser kalıntısı olabilecek bazı taş parçaları çıktı" dediklerini bildiren Torlak, "Kazı yerine gittiğimde yontulmuş az sayıda taş parçası gördüm. Bunun üzerine, kazı çalışmamızı önemli bir tarihi kalıntıya zarar verebileceği şüphesiyle durdurduk" dedi. Konuyu derhal Konya Müze Müdürlüğü'ne bildirdiklerini, görevlendirilen uzmanın da aynı gün beldeye gelip inceleme yaptığını vurgulayan Torlak, şunları kaydetti: "Görevli uzman ön inceleme yaparak, topladığı bilgileri Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'na sunmak üzere beldeden ayrıldı. Bu alan, bölgemizdeki bazı yerler gibi 3. derece sit alanı statüsüne dahil edilebilir. Çünkü beldemiz, Roma Dönemi'nin Anadolu'daki en önemli kentlerinden biri olan Laodikya'nın yakınında yer alıyor. Bu çıkan parçaların da halen sit alanı durumundaki antik kent döneminden kalan bazı unsurlar olduğu tahmin ediliyor. " Torlak, kazı çalışmasında çıkan parçaların, düzenli bir tarihi yapının parçaları olmadığının tespit edildiğini, bu nedenle kanalizasyon kazısına bir müze yetkilisinin gözetiminde devam edilebileceğini, durumun kurulun vereceği karardan sonra netleşeceğini sözlerine ekledi.

 

Konya Müze Müdürlüğü yetkilileri de kanalizasyon inşaatında rastlanan parçaların, başlanan inşaatı durduracak önemde olmadığını, fakat bunun, kazının diğer bölümlerinde arkeolojik değeri yüksek tarihi eserlerle karşılaşılmayacağı anlamına gelmediğini vurguladı.

Yeni Şafak, 01.06.2007

BU HEYKEL NE HEYKELİ?

 

Kısa bir süre önce Bodrum’un tam ortasına, Bodrum Belediyesi tarafından garip bir heykel konuldu.

 

Görenlerin bu heykelin ne heykeli olduğunu anlaması imkansız..

 

Çünkü bu heykelin ne heykeli olduğunu sadece onu oraya koyan Bodrum Belediyesi biliyor.

 

Ülkemizin ve dünyanın her yerinde bu tip heykellerin üzerine inceleyen kişilerin bilgilenmesi için heykel hakkında bilgiler içeren bir plaket konulur.

 

Bodrum Belediyesi’nin kime yaptırdığı, kaça yaptırdığı, niye yaptırdığı belli olmayan bu heykeli, tıpkı diğer icraatları gibi..

 

Neyin ne olduğunu, neden olduğunu sadece kendileri biliyor, bu da onlara yetiyor.

 

   

BodrumdaHayat.com, 01.06.2007



LEYLA KONUK'UN YAPITLARI TARİHİ TERSANEDE

 

Bodrum’un ilk tersanesi olarak, 1775 yılından günümüze kadar uzanan zenginzbir geçmişe sahip olan Osmanlı Tersanesi Kaymakamlık Sanat Galerisi kültür- sanat etkinliklerine evsahipliği yapmaya devam ediyor. Bu tarihi mekanda haziran ayının ilk sergisi Leyla Konuk'un yağlıboya tablolarına ayrıldı. Sergi, 2 Haziran'dan başlayarak 17 Haziran tarihine kadar görülebilecek.

İstanbul`da doğan, ailesi ile birlikte Almanya`ya yerleşen Konuk, resim sanatına ilkokul yıllarında başladı. Türkiye`ye duyduğu özlemi yansıttığı, cami ve denizin bütünleştiği resimleri ile Almanya`da aynı yıllarda bir çok ödül kazandı. Sanatçı, Bodrum ve İstanbul’daki kendi atölyesinde çalışmalarına devam ediyor.

Hürriyet, 01.06.2007

ADIYAMAN BELEDİYESİ TARİHİ ÇIRÇIR PINARINI RESTORE ETTİRDİ

 

Adıyaman Belediyesi tarafından Ali Taşı Mahallesi'nde bulunan Tarihi Çırçır Pınarı yeniden restore edilerek hizmete sunuldu. Belediye, Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında ele aldığı çalışmaların yanında Adıyaman'ın tarihini canlı tutacak tarihi yapılarında korunması yönünde çalışmalar yapıyor.

 

Bu kapsamda Adıyaman'ın tarihi yapıtlarından olan ve Adıyaman ile özdeşleşmiş Çırçır Pınarı yok olmaktan kurtarılarak yeniden canlandırıldı. Park ve Bahçeler Müdürlüğü öncelikle Çırçır Pınarı için restorasyon çalışması yaparak pınar etrafında yeni düzenlemeler yaptı. Çırçır Pınarı'nın önünden geçen kaldırım ve karşı taraftaki kaldırımda 200 metrekarelik kilitli parke döşemesi yapıldı. Öte yandan bu bölgede yapılan yol çalışmaları esnasında yolun kaymasını önlemek için yolun tarafına taş duvar örüldü. Bu arada Park ve Bahçeler Müdürlüğü Çırçır Pınarı çevresinde peyzaj düzenlemesi de yapacak. Yetkililerin Çırçır Pınarı etrafında yapılacak olan çalışmaların en kısa sürede tamamlanarak hizmete sunulacağını belirtti.

 

Belediye Başkanı Necip Büyükaslan, Adıyaman Belediyesi olarak tarihi ve kültürel yapıların korunması yönünde bir çok önemli çalışma yaptıklarını kaydederek, "Özellikle şehir merkezimizde bulunan tarihi yapıtların bir envanterini çıkarıp kültür bakanlığına sunduk. Tarihi yapıların korunması ve yeniden restore edilmesi için bakanlık nezdinde girişimlerimiz devam ediyor. Ayrıca yapılan fizibilite çalışmalarından sonra Tarihi Çırçır Pınarı'nı yeniden restore ederek hizmete sunduk. Yaptığımız düzenlemeler ile bu bölge daha modern bir görüntüye kavuşacak" dedi.

Adıyaman Haber, 01.06.2007

IV. ULUSLARARASI
KİLİKİA ARKEOLOJİSİ
SEMPOZYUMU

 

Mersin Üniversitesi, Kilikia Arkeolojisini Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen IV. Uluslararası Kilikia Arkeolojisi Sempozyumu, 03-06 Haziran 2007 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Çiftlikköy Kampüsü “Prof. Dr. Uğur Oral Kültür Merkezi, B Salonu”nda gerçekleştirilecek.

TAYHaber, 01.06.2007

GAZİANTEP'TE İSLAM ESERLERİ MÜZESİ KURULDU





Tezhip ve ebru sanatıyla süslenmiş Türk Hat Sanatı örneklerinden Kur'an-ı Kerim ve hat levhaların sergilendiği Gaziantep Mevlevihanesi Vakıf Müzesi'nde, değişik yörelere özgü tarihi kilim ve halılar ile sema ayininin tasvir edildiği bir Mevlevi salonu bulunuyor. Müze'nin, 30 Haziran'a kadar açılması planlanıyor.

 

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kültür ve turizme katkı sağlamak amacıyla kurulan ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin ilk İslam Eserleri Müzesi olarak nitelendirilen Gaziantep Mevlevihanesi Vakıf Müzesi için, 1636 yılında Mustafa Ağa Bini Yusuf Efendi tarafından yaptırılarak vakfedilen Mevlevihane binası restore edildi.

 

4 Ekim 2006'da başlayan restorasyon çalışması, 14 Mart 2007'de tamamlandı. Restorasyonu 6 ayda biten binanın müze olarak tefrişi, 45 günde gerçekleştirildi. Restorasyon için 593 bin YTL harcandı. 2 ayrı binadan oluşan Gaziantep Mevlevihanesi Vakıf Müzesi'nin 3 katlı binasında, Mevlevilik kültürü ve maden eserleri ile Türk vakıf hat sanatlarından örnekler yer alıyor.

 

2 katlı binada ise değişik yörelere özgü tarihi kilim ve halılar teşhir ediliyor. Müzede, tezhip ve ebru sanatının eşsiz motifleriyle süslendiği altın ve gümüş yaldızlı 20 el yazması Kur'an-ı Kerim ve 10 hat levhası; Konya, Gaziantep, Uşak, Kırşehir ve Muğla'nın yanı sıra Türkiye'nin farklı yörelerine özgü motiflerle bezenmiş tarihi değeri yüksek 47 el dokuması halı ve kilim ile tarihi değere sahip 14 mihrap şamdanı ve cami kandili sergileniyor. Sergilenen eserlerin büyük bir bölümü, Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne ait eserlerden oluşuyor.

 

Mevlevi kültürünün gözler önüne serildiği salonda ise, arakiyye, sikke, istiva, tennure, hırka, kemer ve habbesi ile mevlevi dervişlerinin kıyafetlerinden örnekler yer alıyor. Bu salonda, sazendelerin ney ve bendiri ile ruh kattığı bir sema ayini tasvir ediliyor.

 

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde arkeoloji, etnoğrafya ve açık hava müzeleri olmasına rağmen, Türk milletinin Orta Asya'dan Anadolu'ya getirdiği kültür zenginliği ile oluşturduğu Türk-İslam medeniyetine ailt eserlerin sergilendiği bir müze bulunmuyor.

 

Gaziantep Mevlevihanesi Vakıf Müzesi'nin, Türk kültür ve turizmine önemli katkı yapması ve kaybolmaya yüz tutan hat ve dokuma sanatının tekrar canlandırılmasına da büyük katkı sağlaması bekleniyor.

Olay Medya, 01.06.2007

AŞAĞI HAMAM'DA RESTORASYON ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR

 

Tarihi eserler eserler açısından önemli bir potansiyele sahip olan Divriği'de bu tarihi yapıların korunarak gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından başlatılan çalışmalar çerçevesinde tarihi Aşağıhamam da ortaya çıkmış oldu.

Yıllardır bakım ve onarımı yapılamayan ve restorasyonu gerçekleştirilemeyen Aşağıhamam'ın yapılan restorasyon çalışmaları ile yeniden su yüzüne çıktığı görülürken, restorasyon işini alan firma, çalışmaları büyük bir titizlikle devam ettiriyor.

Yapılan çalışmalar çerçevesinde toprak altında kalan kapıları pencereleri açığa çıkarılırken, binanın taşıyıcı sistemi kontrol edilerek duvar ve kubbeleri onarılarak güçlendirme çalışması yapılıyor.

Ayrıca köprüye bakan kapısı işlevsel hale getirilecek cehennemlikleri temizlenirken, su depoları onarılıyor kazanı ve külhanı restore ediliyor.

Aşağıhamam'da başlatılan restorasyon çalışmaları meyvesini verirken, çalışmalara kısa bir süre önce başlanmasına rağmen tarihi yapının su yüzüne çıktığı da görülüyor.

Memleket Sivas, 01.06.2007

ATATÜRK'ÜN KALDIĞI KONAK ÇÜRÜYOR

 

Göynük’de bulunan 200 yıllık Postacılar Konağı gün geçtikçe çürüyor. Cumhuriyetin ilanından sonra Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve annesi Zübeyde Hanım’ın üç gün birlikte kaldıkları konak yıkılmak üzere.

 

Mustafa Kemal Atatürk ve annesi Zübeyde Hanım’ın 1920’li yıllarda Göynük’ün Yenice Mahallesi’nde bulunan 200 yıllık Postacılar Konağı’nda kaldığı iddia ediliyor. Konuyla ilgili olarak bilgi veren Göynük Belediye Başkanı Abdulkadir Yılman, “‘İlçemizde bulunan yaşlılarımız tarafından Atatürk ve annesi Zübeyde Hanım’ın Göynük’te kaldığı söylenmekte. Bunun üzerine bizde araştırma yaptık ve benim de yakın akrabalarım olan yaşlılarla bire bir görüşmelerim sonucunda söylenen bilgilerin doğru olduğunu öğrendim. Atatürk ve annesi Zübeyde Hanım İstanbul’dan Ankara’ya giderlerken ilçemiz yakınlarında Zübeyde Hanım rahatsızlık geçirmiş. Bunun üzerine annesiyle birlikte Postacılar Konağı’na konuk olmuşlar. Burada birkaç gece kalmışlar. Bunu şu an ilçemizde bulunan 90’lı yaşlardaki dedelerimiz, ninelerimiz bize anlatıyorlar. Atatürk ve annesi Zübeyde Hanım’ın Göynük’te kaldığını kanıtlamak için resmi kurumlarla görüşmeler yapmaktayız. Resmiyete döktüğümüz takdirde Atatürk ve annesi Zübeyde Hanım’ın kaldığı 200 yıllık konağın müze olarak açılması için çalışacağız’’ dedi.

 

Yılman, 200 yıllık Postacılar Konağı’nın bakımdan geçirilmesi gerektiğini kaydederek, ‘’Konağın sahipleri ile görüşme yapacağız. Görüşmelerimiz sonucunda restorasyon çalışması için izin alabilirsek konağın önce projesini çizdireceğiz. Daha sonra da çalışmalara başlayacağız. Atatürk’ün ve annesi Zübeyde Hanım’ın kaldığını resmi olarak kanıtlarsak bu ilçemiz için büyük bir tanıtım sağlar’’ ifadelerini kullandı.

Bolunun Sesi, 01.06.2007

KOZAN'DAKİ YAVERİN KONAĞI BUTİK OTEL OLUYOR

 

Adana'nın Kozan İlçesi'nde belediye tarafından restorasyonu yapılan Yaverin Konağı butik otel oluyor.

 

Kozan Belediye Başkanı Kazım Özgan, özellikle dışarıdan gelen misafirler için konağın bulunmaz bir yer olacağını söyledi. Özgan, "Bugüne kadar dışarıdan gelen misafirleri ağırlayamadık. Misafirler Kozan'a günü birlik gelip gitti. Yaverin Konağı'nın tamamlanmasıyla misafirleri burada ağırlayacağız. Bu da Kozan için iyi bir fırsat olacak." dedi. Kamulaştırılması yapılan Yaverin Konağı, Kozan tarihinde turizme kazandırılmış ilk tarihi eser olacak.

Turizm Gazetesi, 01.06.2007

"KÜLTÜREL MİRASIMIZA SAHİP ÇIKALIM"

 

Bolu Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz, asrın felaketi sayılan 1999 yılındaki depremde hasar alan Kadı Camii’nin onarımında ve Semerkant Camii’nin tuvalet yapımında verdikleri destekten ötürü Ankara Vakıflar Bölge Müdürü Muzaffer Ataseven’e teşekkür plaketi, İnşaat Şube Müdürü Algun Gören ve diğer personele teşekkür belgesi verdi.


Bolu’ya ve Bolululara hizmet etmekten büyük mutluluk ve keyif aldıklarını vurgulayan Ankara Vakıflar Bölge Müdürü Muzaffer Ataseven yaptığı konuşmasında; “ Vakıflar Bölge Müdürlüğü olarak son dört yıldır büyük çaba ve gayret içersindeyiz. Bolu’da bize bağlı olduğu için Bolu’ya ve Bolululara hizmet etmekten de büyük mutluluk ve keyif duyuyoruz. Bolu bizim için çok önemli bir şehir. Tarihi ve Kültürel Miras bakımından önemli şehirlerimizden bir tanesi. Yatırımlarımızı bu yıl ağırlıklı olarak gerçekleştirdiğimiz yer Bolu. Yaptığımız çalışmaların da yerel yönetimler tarafından taktir edilmesi bizleri de fazlasıyla mutlu ediyor. “ dedi.


Vakıflar Genel Müdürlüğü, Bolu Bölge Müdürlüğü'nün Bolu ilinin ilçeleri de dahil olmak üzere çok yoğun bir çalışmanın içersinde olduğunu belirten Başkan Yılmaz ise yaptığı konuşmasında; “ İlimizde bulunan Vakıflar Bölge Müdürümüz ve ekibi bizi ziyarete geldiler. Kendilerine bu ziyaretlerinden ötürü çok teşekkür ediyorum. Vakıflar olarak Bolumuzun ilçeleri de dahil çok büyük hizmetlerini görüyorum. Şu anda Kadı Camii'nin içerisindeki müştemilatının ihalesi yapılıyor, orası bitecek. Semerkant tuvaleti de bitti. Çok güzel bir yer oldu. Şu anda Akpınar Mahallemizdeki Keçeciler Camisi’nin inşaatı devam ediyor. Önümüzdeki dönemde de bu çalışmalara devam ederek içinde yaşadığımız Bolu’muzu daha yaşanabilir vakıf eserlerini tarihi eserleri koruyabilecek çalışmalarımız devam edecektir.” dedi.

Bolu Olay, 01.06.2007

SÜLEYMANPAŞA HAMAMI ONARILACAK

 

İzmit Akçakoca Mahallesi’nde bulunan, 14. yüzyılda yapıldığı bilinen Süleymanpaşa Hamamı’nın restorasyonu için harekete geçildi.


Uzun süredir bakımsız olan ve yıpranan Süleymanpaşa Hamamını, Saraybahçe Belediye Başkanı Yenice ile Büyükşehir Belediye Başkanı Karaosmanoğlu önceki gün gezdiler. Karaosmanoğlu, şehrimizdeki tarihi eserlere çok önem verdiklerini söyledi. Süleymanpaşa Hamamı’nın aslına uygun şekilde restore edilmesi, yanında kafe, restaurant, hediyelik eşya dükkanı gibi tesislerin yapılması planlanıyor. Restorasyon için yakında ihaleye çıkılacak.

Özgür Kocaeli, 01.06.2007

AKM'YE YIKIM VİZESİ ÇIKMADI

 

 

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un, "Yıkıp yeniden yapacağız" dediği Atatürk Kültür Merkezi (AKM) için toplanan 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, Taksim'deki binanın yıkılmasına vize vermedi. Bakanlığın yaklaşık 2.5 ay önce yaptığı başvurunun ardından Kurul, binanın deprem dayanıklılık raporu ile AKM'nin yerine yapılması düşünülen konsept projenin getirilmesini talep etti. Bu talep üzerine bakanlık Sakarya Üniversitesi'nden 15 Mayıs'ta alınan dayanıklılık raporunu sundu. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muzaffer Elmas, Prof. Dr. Kemalettin Yılmaz ve Yrd. Doç. Dr. Naci Çağlar'ın hazırladığı raporda, AKM'nin depremsellik göz önüne alınarak yıkılması ibaresi yer almazken, raporun sonuç bölümünde, binanın güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Bunun üzerine Kurul üyeleri yaptığı toplantıda, konsept projenin de getirilmesi gerektiğine karar vererek AKM dosyasını rafa kaldırdı.

Bakanlığın, yaklaşık 400 milyon dolarlık bir bütçeyle yıkıp yeniden yapmayı düşündüğü AKM'ye kuruldan vize çıkmaması, bakanlığı harekete geçirdi. 1946 yılında temeli atılan AKM'nin tescilli bina olduğunu belirten Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Turgut, "SİT alanında bulunan bir yapıt. Yüzde 20 deprem riski taşıyor olsa bile güçlendirilmesi gerekir" dedi. 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurul Başkanı Prof. Dr. Mete Tapan ise, AKM'nin tarihsel bir değerinin bulunduğunu söyleyerek, "Sakarya Üniversitesi'nden depremle ilgili rapor geldi. Orada da 'yıkılmalıdır' diye bir ibare yok. Biz yıkma değil koruma kuruluyuz" dedi.

Sabah, Haber: Erhan Öztürk, 01.06.2007

TARİHİ ESERİ KARPUZ GİBİ SATILIĞA ÇIKARDILAR

 

Bozkurt’ta çok sayıda tarihi eser ele geçirildi. İlçe Jandarma Komutanlığı’nca yapılan operasyonda 2 kişi, traktöre yüklü vaziyette Roma dönemine ait olduğu sanılan bir adet eski esere alıcı beklerken yakalandı.

 

Denizli Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şubesi ekipleri, Bozkurt İlçesi Armutalanı Köyü yolunda iki kişinin tarihi eski eser kaçakçılığı yapacakları ihbarını aldı. Bozkurt İlçe Jandarma Komutanlığı ekiplerince yapılan operasyonda 2 şahıs, traktöre yüklü vaziyette Roma dönemine ait olduğu sanılan bir adet eski esere alıcı beklerken yakalandı. Şüphelilerden M.A.A.'nın Baklankuyucak Köyü'ndeki evinde yapılan aramada, Roma dönemine ait 2 adet daha taş eser ele geçirildi. Diğer şüpheli M.İ'nin Bozkurt İlçesi'ndeki evinde yapılan aramada ise Osmanlı dönemine ait 53 bronz sikke, bir bronz bilezik, eski döneme ait 2 dolma tüfek, bir bronz yüzük, bir gözyaşı şişesi, bir ahşap halka, bir bronz boğa ayağı figürlü bıçak sapı, 2 nal, eski döneme ait bir bıçak ucu, bir kanca, bir kapı süsü ve 7.7 milimetre çapında fişek olmak üzere toplam 69 parça tarihi eser ele geçirildi.

 

Tarihi eserler ile olayda kullanılan traktöre el konuldu, şüpheliler gözaltına alındı. Tarihi eserlerle ilgili Denizli Müze Müdürlüğü’den yapılan açıklamada eserlerin Roma döneminde bina girişlerinde kullanılan su oluğu olduğu bildirildi.

denizlili.net, 01.06.2007

MÜZAYEDEDE LALE DEVRİ

 

Alif Art Antikacılık A.Ş.’nin 3 Haziran 2007 Pazar günü Ortaköy, Esma Sultan Yalısı’nda yapılacak yaz müzayedesine, paha biçilmez mücevherler ve Lale Devri’nde İstanbul’a gelip Osmanlı’nın gizemli hayatını resmetmiş oryantalistlerin göz kamaştıran tabloları damgasını vuracak.


Müzayedede saray ressamı Fausto Zonaro’nun “Beylerbeyi Sırtlarında İki Ağaç” adlı eseri 80.000 YTL, Nuri İyem’in “Göç” isimli tablosu 65.000 YTL, Napoleon dönemi altın ve gümüş üzerine takribi 30 karat eski kesim pırlanta ve elmas kakmalı Fransız taç-kolye 60.000 YTL, Fabius Brest’in “Boğazda Pazar Kayıkları” adlı eseri 55.000 YTL, İbrahim Çallı’nın “Büyükada’dan Heybeli’ye bakış” adlı eseri 50.000 YTL’den satışa sunulacak.

Göz kamaştıran Fransız Art-Deco mücevherler müzayedenin en güzel ve en özel parçalarını oluşturuyor. Napoleon dönemi altın ve gümüş üzerine takribi 30 karat eski kesim pırlanta ve elmas kakmalı Fransız taç-kolye 60.000 YTL, Art-Deco dönemi orijinal platin üzerine takribi
18 karat baget ve yuvarlak eski kesim pırlanta kakmalı broş 38.000 YTL, Art-Deco dönemi orijinal platin üzerine takribi 15 karat baget ve yuvarlak kesim pırlanta ile takribi 6 karat çok temiz ve kaliteli Birmanya yakutları kakmalı Pandantif broş 40.000 YTL’den yeni sahiplerini arayacak.
Müzayedede, tablo ve mücevherlerin yanı sıra; bir örneği Stockholm Kraliyet Kütüphanesi’nde bulunan Baron de Philipp François Von Gudenus’un (1710-1783) 390 x 35 cm boyutlarındaki ender “İstanbul Panoraması” 15.000 YTL, Jacop Petit porselen aşurelik 20.000 YTL, altın üzerine 8 karat elmas kakmalı ve mine bezemeli Osmanlı pandantif 15.000 YTL, Jean Portet imzalı “Sultan Abdülmecid”in tasvir-i hümayunu 8.500 YTL, türünün ender güzellikteki Edirnekari Mihrap ayeti 30.000 YTL, Sultan II. Abdülhamid tuğralı Aznavur leğen-ibrik 22.500 YTL, kondisyonu ve göz alıcı kompozisyonu itibariyle türünün az rastlanır örneklerinden olan Keşan seccade halı 30.000 YTL, üzerinde İhlas suresinin yer aldığı işleme bir çift Kabe Örtüsü fragmanı 42.000 YTL’dan satılacak eserler arasında dikkat çekiyor.

Osmanlı hat sanatının ünlü hattatları Mehmed Şekerzade’nin, Hafız Yusuf’un, Derviş Ali’nin sülüs nesih, Kazasker Mustafa İzzet’in celi sülüs levhaları ve kıt’aları, hanım hattat Hatice Heybeti’nin, Hafız Hasan Tahsin ve Hattat Vehbi Bey’in hilye-i şeriflerinden ve pek çok seçkin hat eserinden oluşan koleksiyonun yanı sıra; olağanüstü güzellikte tophaneler, tombak divit, tombak sahanlar, tuğralı gümüş cezve, leğen ibrik ve objeler müzayedede satışa sunulan diğer eserler arasında yer alıyor.

Türkiye Gazetesi, 01.06.2007

300 BİN DOLARLIK
İMPARATOR BAŞI

 

Mali Suçlarla Mücadele Müdürlüğü ekipleri, Beyoğlu’nda Adnan Ahmat’ın yanında getirdiği kolide 17 parça tarihi eseri buldu.

Eserler arasında, Roma İmparatoru Septimius Severus’a (146-211) ait bronz heykel başı, yüzü baykuş rölyefli Yunan tanrıçası Athena ve Büyük İskender’e ait sikkeler yer alıyor.


Heykel başının 300 bin dolar değerinde olduğu kaydedildi.

Hürriyet, 01.06.2007

TARİHİ APOLYONT HANI YANDI

 

Bursa'nın Osmangazi İlçesi'nde, bobinajcı atölyesinde başlayan yangının yeni restore edilen tarihi Apolyont Hanı'nın çatısına sıçraması sonucu, tarihi bina kısmen kullanılmaz hale geldi.

Yangının 10 daireli apartmana sıçrama ihtimali üzerine apartman sakinleri uykularından uyandırılarak tahliye edildi.

Edinilen bilgiye göre, yangın dün gece saat 04.00 sıralarında Şehreküstü Mahallesi Cumhuriyet Caddesi'nde Zafer Plaza arkasındaki iki katlı Osman Sünal'a ait bobinaj atölyesinde başladı. Alevler kısa bir süre içerisinde atölyenin hemen üst tarafında bulunan yeni restore edilmiş Apolyont Hanı'na sıçradı. Hanın ahşaptan yapılan 500 metrekarelik çatısı tamamen kül olurken, ikinci katlardaki ahşap döşemelere sahip dükkanlar da kullanılamaz hale geldi. Bobinajcı atölyesi de tamamen kül olurken, hemen alt taraftaki 10 haneli Ülker apartmanındaki dairelerin balkonlarına da kıvılcımlar sıçradı. Gece yarısı uykudan uyandırılıp tahliye edilen apartman sakinleri, balkonlarına sıçrayan kıvılcımları kendi imkanlarıyla söndürmeye çalıştı.

İtfaiye ekipleri yangına kısa sürede müdahale ederken, araçlar dar sokaklara girmekte zorlandı. Bazı demir korkulukları itfaiye ekipleri keserken, yangın geniş bir alana sıçramadan yarım saat içerisinde kontrol altına alındı. Apolyont Hanı'nın alt tarafında bulunan beyaz eşya mağazaları ile marangoz atölyesinin yangından kurtarılması, itfaiyenin başarısı olarak değerlendirildi. İtfaiye ekipleri, 17 araç ve 38 personelle 2 saatte çalışmayı tamamladı. Yangında maddi hasarın 200 bin YTL civarında olduğu tahmin ediliyor.

Yeni Bursa, 31.05.2007

AKDAMAR'A İLGİ AZ

 

Van Akdamar Kilisesi Anıt Müzesi, açıldığı 29 Mart 2007 tarihinden itibaren sadece 479 yabancı tarafından ziyaret edildi. Müzeye yerli turistin ilgisi ise Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yüzünü güldürdü. Müze'nin 5 bin 876 yerli turist tarafından gezildiği öğrenildi.

 

Restorasyonu 3 yılda tamamlanan ve toplam 4 trilyon lira harcanan Van Akdamar Kilisesi Anıt Müzesi'nin Ermeniler başta olmak üzere çok sayıda yabancı turistin ilgisini çekmesi bekleniyor. Ancak müzenin faaliyete geçtiği 29 Mart 2007 tarihinden itibaren 479'u yabancı olmak üzere toplam 6 bin 355 kişi tarafından ziyaret edildiği öğrenildi.  

 

Yerli turist ilgisinin fazla olduğu müzeye turizm mevsiminin yeni başlaması nedeniyle daha çok yabancı turist geleceği düşünülüyor. Bakanlık yetkilileri, şuanki yabancı turist rakamlarının beklenenin altında olduğu belirtiyor.

 

Akdamar Kilisesi Anıt Müzesi'nin açılışını Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç ve Türk Ermenileri Patriği Mesrob Mutafyan birlikte yapmıştı.

 

Mutafyan, anıt müze olarak kullanılacak kilisede yılda bir kez ayin, Akdamar adasında ise festival düzenlenmesini istemişti. Konuyla ilgili olarak Başbakanlık ile Kültür ve Turizm Bakanlığı'na yazı yazan Mutafya'nın isteğine her iki kurumdan da yanıt gelmedi. Akdamar Kilisesi Anıt Müzesi'ne haç konulup konulmayacağı da tartışma yaratmış, Mutafyan'ın "haç hazır" sözleri de sonuçsuz kalmıştı.

Turizm Habercisi, 31.05.2007

OKÇULAR ÇARŞISI KİTAP OLDU

 

Bursa Osmangazi Belediyesi ve Bursa Araştırma Vakfı'nın ortaklaşa yürüttüğü çalışmalar sonucu tarihi Okçular Çarşısı'nın geçmişi kitap haline getirildi.

Okçular Çarşısı'nda düzenlenen toplantıda çarşı esnafı ile yüz yüze görüşmeler neticesinde derlenen bilgi, harita ve fotoğraflar, bir kitap halinde toplanarak kamuoyuna tanıtıldı. Çok sayıda çarşı esnafının katıldığı toplantıda konuşan Osmangazi Belediye Başkanı Recep Altepe, "Bizim Mahalle" adıyla Hisar içindeki mahallelerden başlatılan proje çerçevesinde, Osmangazi, Mollagürani, Kavaklı ve Alaaddin mahallelerinde çalışma yapıldığını hatırlattı.

Projenin çarşı bölgesinde sürdürüleceğini belirten Altepe, "Bursa'nın sosyal ve ekonomik açıdan en yoğun olduğu hanlar bölgesi içinde 17 çarşı bulunmaktadır. Ekonominin kalbi niteliğindeki bu çarşıların kültürel kimliğinin ortaya çıkarılması, hem bu çarşıların geleceği açısından önemli bir fikir verecektir, hem de kentlilik bilincinin oluşturulması anlamında önemli bir çalışma olacaktır. Bursa Araştırmaları Vakfı'yla birlikte gerçekleştirdiğimiz bu çalışmaların kent tarihine çok önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum" dedi.

Yeni Bursa, 31.05.2007

"ORTAÇAĞ ANADOLUSU'NDA TARİKAT YAPILARININ MİMARİSİ"

 

Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü (IFEA) tarafından Türkiye Turist Rehberleri Birliği (TUREB) ve Fransız Kültür Merkezi’nin işbirliğiyle düzenlenen konferans serisi kapsamında düzenlenen "Ortaçağ Anadolusu'na Çapraz Bakışlar 2007" serisi, İstanbul Üniversitesi Türk ve İslam Sanatı Anabilim Dalı Başkanı ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Bilim Kurulu Başkanı Prof.Dr. M. Baha Tanman ile devam ediyor.

 

13 Haziran 2007 Çarşamba günü saat 19.00'da gerçekleşek konferans "Ortaçağ Anadolusu'nda Tarikat Yapılarının Mimarisi" başlığını taşıyor. İstanbul, Taksim Fransız Kültür Merkezi'nde gerçekleşecek olan konferansta simultane çeviri de yapılacak.

TAYHaber, 31.05.2007

4. ULUSLARARASI
TÜRKİYE MOZAİK
SEMPOZYUMU

 

 

Bu yıl dördüncüsü gerçekleşecek olan Türkiye Mozaik Sempozyumu, Gaziantep Ticaret Odası’nın yürütmekte olduğu ve Avrupa Birliği’nin finanse ettiği “Gaziantep, Halfeti ve Rumkale’de Turizm Etkinliğinin Arttırılması Projesi” kapsamında gerçekleştirilmesi planlanan “Uluslararası Mozaik Sempozyumu” ile birleştirilerek 05–10 Haziran 2007 tarihleri arasında Gaziantep’te yapılacak.

Bildiriler, arkeoloji, konservasyon ve modern uygulamalar başlıkları altında sunulacak.

TAYHaber, 31.05.2007

YILIN MÜZESİ ÖDÜLÜ ALMANYA'YA GİTTİ

 

Avrupa Müze Forumu tarafından düzenlenen Avrupa'da Yılın Müzesi Yarışması (EMYA) sonuçlandı. İspanya'nın Alicante kentinde düzenlenen törende Almanya'nın Bremenhaven kentinden Alman Göçmen Merkezi Müzesi yılın müzesi seçildi.
 
Bu yıl 29. kez sahibini bulan ödül için Türkiye'den Gaziantep Arkeoloji Müzesi de iddialıydı.

 

Kapsamlı bir modernizasyon çalışmasından geçmiş müzeler ile son iki yılda açılmış müzelerin dahil olabildiği yarışmada EMYA ödülünün yanı sıra iki ödül daha veriliyor. Yarışmada Avrupa kültür mirasını anlamaya yönelik çalışmalar yapan müzelere verilen Avrupa Konseyi Ödülünün bu yılki sahibi İsviçre Cenevre'den Reform Müzesi oldu. Yarışma kapsamında İtalya Brescia merkezli Michletti Vakfı tarafından Endüstri ve Teknoloji müzelerine verilen Michletti ödülünün bu yılki sahibi ise İngiltere Bristol'den Brune's ss Müzesi oldu.

Turizmde Bu Sabah, 31.05.2007

AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTLERİ İSTANBUL İLE ESSEN ARASINDA İŞBİRLİĞİ

 

2010 yılı Avrupa Kültür Başkentleri ilan edilen İstanbul ile Essen arasında işbirliği olanaklarını görüşmek üzere İstanbul'a gelen Kuzey Ren Vestfalya Parlamentosu Kültür Komisyonu üyeleri, ziyaretlerine başladı.

 

2010 Avrupa Kültür Başkentleri ilan edilen İstanbul ile Essen kentleri arasında işbirliği olanaklarını görüşmek üzere İstanbul´a gelen Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Parlamentosu Kültür Komisyonu üyeleri, 2 Haziran tarihine kadar kent yöneticileri ve kültür kurumlarının temsilcilerini ziyaret ederek, görüş alışverişi yapacak. Kuzey Ren Vestfalya Parlamentosu Kültür Komisyonu Başkanı Dr. Fritz Behrens öncülüğündeki heyette beşi Sosyal Demokrat Parti (SPD), dördü Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU), biri Yeşiller ve biri Hür Demokrat Parti´den olmak üzere 11 parlamenter yer alıyor.

 

Komisyon sekreterinin de dahil olduğu heyetin İstanbul'daki ziyaretlerinin koordinasyonunu Türkiye Araştırmalar Merkezi Çalışanı Ülkü Bursa gerçekleştiriyor.

 

İlk olarak İstanbul Modern´i ziyaret eden heyet, Gursky sergisinin açılışına katıldı ve Feriye'de bir akşam yemeği yedi.

 

Ziyaretin ikinci günü İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı´nı ziyaret ederek Vakıf Direktörü Görgün Taner ile görüşen heyet, Kültür Başkenti İstanbul 2010 Bürosu yetkilileriyle bir araya geldi. Ardından Goethe Enstitüsü´nü ziyaret eden heyet, Perşembe günü İstanbul Büyükşehir Belediyesi´nde Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile görüşecek.

 

Belediye yetkilileriyle görüşmelerin ardından Alman Doğu Enstitüsü (Orient-Institut) ziyaret edilecek.

 

Heyetin İstanbul ziyareti şerefine 31 Mayıs Perşembe günü Friedrich Naumann Vakfı´nın İstanbul Bürosu´nda bir kokteyl gerçekleştirilecek.

 

Türkiye Araştırmalar Merkezi Vakfı ve Friedrich Naumann Vakfı'nca ortaklaşa düzenlenen ve saat 18:00´de başlayacak olan kokteylde Friedrich Neumann Vakfı Türkiye koordinatörü Jörg Behnert´in selamlama konuşmasının ardından Heyet Başkanı Dr. Fritz Behrens, kentlerarası işbirliği konulu bir konuşma yapacak.

 

Behrens´in konuşmasının ardından ise Türkiye Araştırmalar Merkezi -TAM Vakfı Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen, Nasyonal Sosyalistlerin iktidarı döneminde Türkiye´ye sığınan Alman bilimadamlarının faaliyetlerini konu alan Scurla Raporu'nun tanıtımını yapacak.

 

Türkiye Araştırmalar Merkezi´nce hazırlanan „Ay yıldız altında sürgün" adlı derleme içerisinde, Almanca olarak geçenlerde yeniden bilim dünyasına kazandırılan rapor aynı adla Ekim ayında Günizi Yayıncılık'ca Türkçe olarak basılacak.

 

Heyet kokteylin ardından EMS Taşımacılık Genel Müdürü Şeref Tıraş´ın akşam yemeğine konuk olacak.

 

Heyet Cuma günü Kadıköy Belediyesi´nde düzenlenecek olan „2010 Kültür Başkentleri İstanbul ve Essen: Hangi Alanlarda İşbirliği Yapılabilir?" başlıklı konferansta yer alacak.

 

Saat 11:00´de başlayacak toplantının açılış konuşmalarını Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, Friedrich Naumann Vakfı Türkiye Koordinatörü Jörg Dehnert ve TAM Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen yapacak.

 

Açılış konuşmalarının ardından heyet başkanı Dr. Fritz Behners´in yapacağı „Kültür başkentleri 2010: Istanbul ve Essen" başlıklı giriş konuşmasını Kadıköy Belediyesi temsilcilerinin sunumları izleyecek.

 

Sunumlardan sonra ise Kuzey Ren Vestfalya Parlamentosu´nda grubu olan partilerin temsilcileri birer konuşma yapacak.

 

Toplantının ardından İstanbul 2010 Bürosu başkanı Nuri Çolakoğlu ile görüşecek olan heyet Cumartesi günü Almanya´ya dönecek.

TürkiyeTurizm.com, 31.05.2007

KENT MERKEZLERİNİN YAĞMALANMASI SÜRECİNE TCDD DA KATILDI

 

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Devlet Demiryolları (TCDD) Genel Müdürlüğü’ne ait Türkiye kültür mirasının işletme fazlası nedeniyle satıldığını açıkladı.

 

TMMOB, TCDD’nin satışı yapılacak taşınmazların imar planlarının Kamu İhale Kanunu’na bağlı kalınmaksızın yaptırılabileceğine ve Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından askı sürelerine tabi olmaksızın doğrudan onaylanabileceğine dikkat çekti.


TMMOB yapılan yazılı açıklamada, 5335 Sayılı Kanun’un 32’inci maddesi ile Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü’nün, mülkiyetindeki işletmecilik fazlası taşınmazları yeni demiryolu inşaatı ve mevcut demiryollarının bakım ve onarımı ile iyileştirilmesinde kullanılmak koşuluyla satmak ya da devretmekle yetkilendirildiği hatırlatıldı.

 

Devlet Demiryolları’nın diğer parasal kaynaklara yük oluşturmadan kendi kaynaklarıyla çözüm arayan bir tavır sergilemesinin olumlu gözüktüğü ifade edilen açıklamada, yeni yasal düzenleme ayrıntılı incelendiğinde, amacında belirtildiği kadar masum, yapıcı ve kabul edilebilir olmadığının anlaşıldığına dikkat çekildi.


Devlet Demiryolları idaresinin satmak istediği taşınmazların çoğunluğunun Türkiye’nin kültür mirası olduğunun altı çizilen açıklamada, bir kamu kuruluşunun ülke kültür mirasını işletme fazlası bahanesiyle sattığı kaydedildi.


Açıklamada, “Satışa çıkartılan alanlar arasında, kentlerimizin en önemli noktalarında bulunan ve çoğu kültürel miras niteliği taşıyan taşınmazlar da bulunmaktadır. Bunlar arasında Niğde, İstanbul (Erenköy ve Haydarpaşa), Gaziantep, Diyarbakır, Zonguldak (Çaycuma), Kütahya, istasyon yapıları ve ek yapıları sayılabilir” denildi.

 

Planlama süreçlerinin, yangından mal kaçırmak için kullanılan araçlar haline getirildiği vurgulanan açıklamada, kent topraklarının önemli bir bölümünün belli grupların istekleri doğrultusunda planlandığına işaret edildi. Satışı yapılacak taşınmazların imar planlarının Kamu İhale Kanunu’na bağlı kalınmaksızın yaptırılabileceğine ve Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından askı sürelerine tabi olmaksızın doğrudan onaylanabileceğine dikkat çekilen açıklamada, şöyle denildi: “İmar planlarının kent ve tarihi dokusuna, fiziksel çevreye uygun olarak görüntü ve çevre kirliliğini gidermek amacıyla, kent dokusuna ve şehircilik ilkelerine uygun olarak dönüşüm projeleri ile en verimli kullanımların sağlanması ve cazibe merkezleri haline getirilmesine yönelik düzenlenmesi öngörülmüştü. Ancak onaylanan bazı planlar, bu ilke ve yaklaşımların çoğunlukla göz ardı edildiğini, getirilen kararların alanın satışı ya da devri sürecinde çekici hale gelmesi için düzenlendiğini gösteriyor.”




Niğde Tren İstasyonu


Taşınmazlar özel emlak firmaları tarafından pazarlanacağı ileri sürülen açıklamada, TCDD’nin, taşınmazlarının satışı ve değerlendirilmesi uygun görülen yerler için Kamu İhale Kanunu’na bağlı olmaksızın, ekspertiz şirketlerine rayiç bedel tespit ettirmeye, ilan, reklam, proje, kontrollük, danışmanlık veya pazarlama gibi konularda hizmet satın almaya yetkili kılındığı belirtildi.

 

Açıklamada, “Eski demiryolu arsalarındaki inşaat etkinliklerinin uzmanlık ve yüksek teknoloji gerektirmesi nedeniyle belli kişilere pazarlanabilecek ve rekabet ortadan kaldırılabilecek” denildi.
İhale usulünün belli istekliler arasında olacağına işaret edilen açıklamada, Devlet Demiryolları’nın işletme fazlası taşınmazlarında gerçekleştirilecek ve üst düzey ranta yönelik inşaatların uzmanlık yada yüksek teknoloji gerektirmediği ileri sürüldü.

 

Planlama ve projelendirme hizmetleri idarenin istediği kişilere yaptırılacağı ifade edilen açıklamada şöyle denildi: “Bu alanda da rekabet ortadan kaldırıyor. Bu yöntem, DDY Plancısı, DDY Mimarı gibi bir kümelenme ve ayrıcalığı gündeme getirebilecek. Yönetmelikte tanımlanan doğrudan temin yolu ekspertiz şirketlerine rayiç bedel tespit ettirilmesi, gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine her ölçekteki imar planlarının yaptırılması, ilan, reklam, proje, kontrollük, danışmanlık veya pazarlama gibi konularda kullanılacak.”

TAYHaber, Fotoğraf: Yeni Yıldız Gazetesi, 31.05.2007

MARDİN '2002 İNANÇ KÜLTÜRÜ' RESTORASYONLARI DEVAM EDİYOR

 

 

Mardin'de 2002 yılında inanç ve kültür turizmi kapsamında tarihi eserlere yönelik restorasyon çalışmaları devam ediyor.

 

Mardin Valisi Mehmet Kılıçlar, inanç ve kültür turizmi kapsamında 2002 yılından beri tarihi eserlere yönelik başlatılan restorasyon çalışmaları kapsamında bugüne kadar bir çok tarihi eseri yeniden restore ettiklerini söyledi.

 

 

Kılıçlar, "Artuklu ve Selçuklu mimarisinden günümüze miras kalan tarihi eserlerin bakım ve onarım çalışmaları kapsamında bugüne kadar bir çok tarihi eserleri yeniden gözden geçirdik. 940 yıllık Tekkiye Medresesi, restorasyonu tamamlanarak inanç ve kültür turizmine hizmet verecek hale getirildi. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Artuklu döneminden günümüze miras kalan Kasımiye ve Zinciriye ve Tekiye medreselerinin restorasyon çalışmaları devam ediyor. Elektrik tesisatları bitirilme aşamasına gelinen her 2 medresenin de 940 yıllık tarihi geçmişi bulunuyor. Zinciriye Medresesi'nde Sultan İsa, Tekkiye Medresesi'nde ise Abdulkadir Geylani Hazretleri'nin 3 torununun türbesinin de hizmete girmesiyle inanç ve kültür turizmi bağlamında büyük bir hareketlilik kazandıracaktır." dedi.

 

 

Son 5 yılda Mardin genelinde yaklaşık 100 tarihi eserin yeniden restore ettiklerini vurgulayan Kılıçlar, "Mardin'in tarihini aslına göre yeniden inşaa ediyoruz. Bu çalışmalar aralıksız devam edecektir. Yılda ortalama 500 bin yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği tarihi kentin kültür varlıklarını koruma adına önemli projelere imza atıyoruz. Bazı restorasyon çalışmalarında aksaklıklar vardır. Onları da gidermeye çalışıyoruz. Geçtiğimiz yıl Mardin'de başlatılan restorasyon çalışmaları kapsamına katkı sağlayan özel mülkiyetli 10 tarihi taş mimarisine sahip ev ve konağın bakım ve onarımlarının bitirilerek yeni turizm sezonuna hazırlandığı ifade edildi. Mardin'de kentsel dönüşüm projesi kapsamında betonarme binaların da peyderpey dış cephelerinin özgün taş mimarisine dönüştürülmesi yönünde çalışmaların sürdürülmektedir." şeklinde konuştu.

TürkiyeTurizm.com, 31.05.2007













Mitras tapınaklarının planı

MİTRAS KÜLTÜR TURİZMİNE KAZANDIRILACAK

 

Dünyanın en eski yerleşim birimleri arasında yer alan Dülük Antik Kenti'nde bulunan Mitras Yer Altı Tapınağı'nda, aydınlatma ve çevre düzenleme çalışması devam ediyor.

 

Gaziantep'in Metropol İlçesi Şehitkamil Belediyesi'ne bağlı ekipler, 10 gün önce başlayan çalışmayı, 3 ay içerisinde tamamlamayı hedefliyor. Dülük Antik Kenti'nde Keber Tepesi'nin güney yamacında bulunan ve dünyanın en büyük yeraltı tapınağı olan Mitras, bulunduğu alanın çok dar ve karanlık olması nedeniyle bugüne kadar bölgeye gelen turistler tarafından ziyaret edilemedi.

Ekipler, 8 metre uzunluğunda dar bir geçitle girilebilen Mitras'ta, öncelikle girişte bulunan toprak alanı, merdiven şeklinde düzenleyerek işe başladı. İki bölümden oluşan tapınakta, duvarlardaki dinsel motifler ve boğa motifleri, kayaların ustalıkla işlenişi ilgi çekiyor.

 

Gaziantep Kültür ve Turizm İl Müdürü Salih Efiloğlu, yaptığı açıklamada, Dülük Antik Kenti'nde bulunan ve dünyanın en büyük yer altı tapınağı olan Mitras'ın, aydınlatma ve çevre düzenleme çalışmaları tamamlanarak turizme kazandırılacağını söyledi. Efiloğlu, Şehitkamil Belediyesi tarafından başlatılan çalışmanın, 3 ay içerisinde tamamlanacağını ifade etti.

Zaman, Fotoğraf: doliche.org, 31.05.2007

BARLACH'IN ESERLERİ BURSA'DA SERGİLENECEK

 

Alman heykeltıraş ve ressam Ernest Barlach, Alman dışavurumculuğunun en önemli temsilcilerinden. Yaşadığı karışık dönemde, Hitler’in yıkıcı düşüncelerine ve Nazizmine karşı cesurca duruşuyla olduğu kadar, günümüzde dahi canlılığını yitirmeyen modern bir önsezi sonucu oluşturduğu aydınlık sanat anlayışıyla da sanat tarihindeki yerini aldı.

 

Eserleriyle modern çağın Avrupa kültürel gelişimini de yansıtan Ernest Barlach’ın döneminin varoluşsal sorularını dile getirdiği net ve yalın insan figürleri tüm kültürel sınırların ötesinde rahatlıkla anlaşılırlığını ve güncelliğini koruyor. Dünyaca tanınmış Alman heykeltıraş ve ressam Barlach'ı (1870-1938) tanıtmak amacıyla, Ernest Barlach Vakfı (Hamburg), Goethe-Institut (İstanbul) ve Anadolu Kültür İstanbul tarafından planlanan bu sergi, Mersin, Malatya, Gaziantep, Antakya, İzmir ve Antalya'nın ardından 4 Haziran saat 18.00'de Bursa'da Şefik Bursalı Sanat Galerisi'nde açılacak. Serginin son durağı Diyarbakır olacak.

Bursa Hakimiyet, Fotoğraf: von-der-heydt-museum.de, 31.05.2007

HEYKELLERİN TESBİHİNİ ÇALDILAR

 

Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin yapıldığı Edirne'de, Sarayiçi mevkiinde eski Kırkpınar ağaları Alper Yazoğlu ve Hüseyin Şahin'in heykellerindeki tespihler çalındı.

Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi, tespihleri çalanları lanetleyerek kınadığını söyledi. Söz konusu heykellerin tespihleri geçen yıl da çalınmış, yerlerine tahtadan yapılanlar konulmuştu.

Bugün, 31.05.2007

HOKKA VE DİVİT 17 YIL SONRA YERİNDE

 

 

Eyüp'te Nazlı Defterdar Mahmut Efendi tarafından Mimar Sinan'a yaptırılan Defter Camii'nin minaresindeki hokka ve divit dün düzenlenen törenle yeniden aleme yerleştirildi. Caminin ibadete açılması nedeniyle düzenlenen törende konuşan Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, 'Vakıflara kayıtlı 18 bin 500 tescilli eserin yüzde 60'a yakını İstanbul'dadır ve bunun önemli bölümü, onarım ve restorasyona ihtiyaç duyuyor' dedi. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün 2003 yılı bütçesinin, 40 trilyon lira olduğunu ve bunun büyük bir kısmını giderlerin teşkil ettiğini, belirten Bakan Şahin, 2007 yılı bütçesinin ise 600 trilyon liraya çıkarıldığını ifade etti. Şahin, bu yılın sonuna kadar onarılmadık vakıf eseri kalmayacağınını da sözlerine ekledi. Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt da bugüne kadar vakıf eserlerinin çalınıp yurt dışına kaçırıldığını ve camilerin yağmalandığını ifade ederek, yurt dışına kaçırılan eserlerin geri getirilmesi için bir çalışma başlattıklarını söyledi.

 

Konuşmaların ardından Devlet Bakanı Şahin, Vakıflar Genel Müdürü Beyazıt, İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı, Eyüp Belediye Başkanı Ahmet Genç, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, cami hakkında araştırmalar yapan Prof. Dr. Uğur Derman ile Prof. Dr. Çiçek Derman, Sunay Akın ve gazeteci Hıncal Uluç tarafından kurdele kesildi.

Yeni Şafak, Haber: Şamil Kucur, 31.05.2007

KÜTAHYA'DA TARİH YENİDEN CANLANIYOR

 

Yaklaşık 7 bin yıllık tarihe sahip Kütahya'da belediye, tarihe yeniden sahip çıkıyor. Özellikle Selçuklu ve Osmanlı mimari örneklerinin sıkça rastlandığı Kütahya'da, tarih ve kültür turizmini geliştirmek için yapılan çalışmalar takdir topluyor.





Kütahya Belediyesi'nin üç senedir üzerinde durduğu Cumhuriyet Caddesi Sevgi Yolu Projesi'nde çalışmalar tüm hızıyla devam ederken; bu yolun taşıt trafiğine kapatılması nedeniyle ihtiyaç duyulan alternatif yolun da çevre düzenleme çalışmaları yapılıyor. Şengül Hamamı ve yanında yer alan Birsen Tanrıöver Konağı, kent ekonomisin de önemli bir yeri işgal eden maden kaynaklarının tanıtım ve kullanımına ilişkin görsel bilgilerin alınabileceği, Yer Altı Kaynakları Sergi Salonu olarak değerlendirilecek.

 

19. yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı tahmin edilen, Sultanbağı Caddesi üzerindeki tarihi Defterdar Konağı'nın kamulaştırılması belediye tarafından yapılarak, restorasyon çalışmalarına başlandı. Kentteki önemli konaklardan biri olan Defterdar Konağı, Kütahya'nın eski ailelerinden Defterdarlar Ailesi tarafından yaptırılarak kullanılan bir konak. Cephe özellikleri ve iç mekan süslemeleri bakımından Kütahya'nın en zengin tarihi yapılarından birisi olma özelliğini taşıyor. Son dönem Osmanlı mimarisi olan konak, bahçeli kerpiç ev vasfına sahip. 7 bin yıllık Kütahya tarihinde çok önemli bir yeri olan Kütahya Kalesi'nin çevre düzenlemesi de, belediyenin önemli projelerinden biri. Kütahya'nın çok sayıda kültürün izlerini taşıdığını hatırlatan Kütahya Belediye Başkanı Mustafa İça, Ulu Cami çevre düzenleme projesi kapsamında hayata geçirilecek olan Ulu Cami İş Merkezi Projesi'nde yıkımların tamamlanarak inşaat çalışmalarına başlandığını söyledi.

 

Kütahya'nın önemli tarihi mekanlarından olan Ulu Cami çevresinde, tarihi dokuya uygun bir meydan çalışması yapılacağını aktaran Başkan İça, "Meydan çalışması kapsamında yapılacak iş merkezi; pastanelerin, kahvaltı salonlarının bulunduğu, Kütahyamıza özgü yöresel ev yemekleri, hamur işleri ve böreklerin ikram edileceği bir mekan olacak. Yeni yapılacak iş merkezinde zemin kattaki yerler tamamen eski mülk sahiplerine verilecek" şeklinde konuştu.

Zaman, Haber: Cemil Türken, 31.05.2007

MSGSÜ ŞİLE'YE TAŞINIYOR

 

Şile Belediye Başkanı Can Tabakoğlu, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Senatosu'nun, üniversite yerleşkesinin Şile'ye taşınması kararı aldığını aldığını bildirdi.

Tabakoğlu yaptığı yazılı açıklamada, MSGSÜ Senatosu'nun kendisiyle görüşerek, Şile'ye taşınmak için resmi talepte bulunduğunu belirtti ve "Görüşmeler, ilçemiz adına tarihi bir kararla sona erdi. Yıllardır Beşiktaş Kabataş'ta tarihi bir binada eğitim veren üniversite, senatonun aldığı kararla tüm yerleşkesini ilçemize taşıma kararı aldı" dedi.

"Üniversiteler kenti olma yönünde ilerliyoruz" diyen Tabakoğlu şunları kaydetti: "Ülkemizin sanat ve bilim adamlarını yetiştirme misyonunu üstlenmiş en prestijli üniversitelerinden biri olan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin yerleşkesini ilçemize taşıma kararı almasından son derece mutluyuz. Taşınma kararı, ilçemizin vizyonunu değiştirme sürecini olumlu etkileyecek önemli bir etkendir. Üniversitenin ilçemize taşınması, Şile'nin sosyo-ekonomik gelişimine de katkı sağlayacaktır."

Hürriyet, Haber: Yalçın Bayer, 31.05.2007

İŞGALDEN KALMA TOP MERMİSİ BULUNDU

 

Gümüşhane'nin Köse ilçe merkezinde belediye ekipleri tarafından yapılan altyapı kazı çalışmaları sırasında 2 adet tarihi top mermisi bulundu. 

Köse Belediye Başkanı Nusrettin Kesler, konuyu Gümüşhane Emniyet Müdürlüğü'ne ilettiklerini belirterek, "İl Emniyet Müdürlüğümüzden ekipler olay mahalline geldi. 

65 santimetre kapsüllü olduğu belirtilen tarihi mermilerin 1905 yapımı olduğu ve Rus işgali döneminden kaldığı belirtildi. Bölgeyi güvenlik açısından karantinaya aldık" dedi.

Gümüşhane Kent Haber, 31.05.2007

"FATİH SULTAN MEHMET ZEHİRLENEREK ÖLDÜRÜLDÜ"

 

Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Prof. Dr. İlber Ortaylı, daha önce bazı tarihçilerin dile getirdiği Fatih Sultan Mehmet'in zehirlenmesiyle ilgili iddiaların doğru olduğunu söyledi.

 

Ortaylı, "Fatih Sultan Mehmet'in hastalığı vardı; ama o hastalıktan değil, zehirlenerek öldü." dedi. Prof. Dr. İlber Ortaylı, Türkiye'nin Bükreş Büyükelçisi Ahmet Rıfat Ökçün'ün girişimi ile düzenlenen, 'Türkiye tarihinde Balkanlar-Kültürel Yaklaşım' isimli konferansa konuşmacı olarak katıldı. Ortaylı, tarih boyunca bölgede yaşanan toplumsal gelişmeler ve devletler arası ilişkiler konusunda önemli açıklamalar yaptı. Osmanlı padişahları arasında Fatih Sultan Mehmet'in dehası ve ileri görüşlülüğü ile müstesna bir yere sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Ortaylı, konferansın sonunda dinleyicilerden gelen soruları cevaplandırdı. Dinleyicilerden birisinin Macarların Kanuni Sultan Süleyman'a anısı için bir büst yaptırdığı, Osmanlı padişahlarının büstlerinin neden Türkiye'de de yapılmadığı yönündeki soruya Ortaylı, "Biz Türkiye'de bırakın büstlerini, Osmanlı hükümdarlarının kabirlerine sahip çıkamamışız. Şu an kabri açık olan hükümdar sayısı çoktur." cevabını verdi.

 

Fatih Sultan Mehmet'in zehirlenerek öldürüldüğü iddialarının hatırlatılması üzerine İlber Ortaylı, "Evet Fatih Sultan Mehmet, yönü belli olmayan bir sefere çıkarken zehirlenerek öldürülmüştür. Tarihi veriler bu seferin İtalya üzerine olduğunu gösteriyor ve İtalyanlar o dönemde zehir konusunda çok uzmanlaşmış bir milletti. Fatih Sultan Mehmet'in hastalığı vardı; ama o hastalıktan ölmedi, zehirlenerek öldü." dedi. Tarihçi Ahmet Almaz da, 'Fatih Sultan Mehmet Nasıl Öldürüldü?' adlı kitabında padişahın, Venedik ajanı doktoru Yakup Paşa tarafından zehirlendiğini iddia etmiş.

Zaman, Haber: Tahsin Demir, 31.05.2007

TBMM ARAŞTIRMA KOMİSYONU: KAPADOKYA'NIN ADI DEĞİŞSİN

 

TBMM Türkçe Araştırma Komisyonu'nun AKP'li üyeleri, Kapadokya ve Efes gibi tarihi yerlerin Türkçe isimlerinin kullanılmasını önerdi.


CHP'nin yeterli çalışma yapılmadan hazırlandığı gerekçesiyle muhalefet şerhi koyduğu raporda, Türkçe'nin etkin ve doğru kullanımını sağlamak için alınması gereken önlemler sıralandı.


Bu önlemlerden bazıları şöyle:


Öğretmen adayları Türkçe mülakatından geçirilmeli.

Okulöncesi eğitimde bakıcı anne ve eğiticiler Türkçeyi iyi kullananlar arasından seçilmeli.

Nasreddin Hoca, Deli Dumrul, Keloğlan gibi kahramanlarla ilgili çizgi film ve programlar hazırlanmalı, günümüz konularını işleyen yeni kahramanlar oluşturulmalı.

Çocukların oynadığı bilgisayar oyunları ve kahramanları Türkçeleştirilmeli.

Reklamlarda yabancı kökenli kelime ve adlara yer verilmemeli.

Bilgisayar, internet ve cep telefonu dili Türkçe olmalı ve her türlü bilgisayar yazılımı ile donanımında Türkçe karakter zorunluluğu getirilmeli. Bilgisayar yazılım programları ve internet sayfaları Türkçeleştirilmeli.

Eurovision Şarkı Yarışması'na mutlaka Türkçe eserle katılınmalı, televizyonlarda şarkı ve türküler altyazı ile sunulmalı.

Türkçenin dünya dili olması için gerekli çalışmalar yapılmalı, Türk dünyasında Latin alfabesi temelinde alfabe birliği sağlanmalı.

Kamu kurum ve kuruluşlarının 'Telekomünikasyon' ve 'Akreditasyon' gibi adları ile viyadük, 'ambulans' gibi yer ve araç adları Türkçeleştirilmeli.

Milliyet, 31.05.2007

YÜZYILLIK BİNA RESTORE EDİLİYOR

 

Balıkesir'in Erdek İlçesi'ndeki en eski yapılarından olan 100 yıllık tarihi Kaymakamlık Lojmanı binası restore ediliyor. 

Erdek'te 1907 yılında yapılan ve halen Kaymakamlık Lojmanı olarak kullanılan tarihi binanın restorasyon çalışmaları için Çanakkale Anıtlar Yüksek Kurulu'ndan gerekli izinlerin çıktığı belirtildi. Tarihi binanın restorasyon çalışmalarının başladığını ifade eden Erdek Kaymakamı Cemil Aksak, "Erdek'te mevcut Hükümet Konağı binasından bile daha eski olan, 1907 yıılında yapıldığı tespit edilen binanın sağlam bir şekilde gelecek nesillere kalması için çalışma başlattık. Kaymakam lojmanı olarak kullanılan tarihi bina için Yüksek Anıtlar Kurulu'ndan izin alınarak restorasyon çalışmalarına başlandı. Bina restorasyon çalışmaları tamamlandıktan sonra yine lojman olarak kullanılacaktır" şeklinde konuştu.

Balıkesir Kent Haber, 31.05.2007

'RUMKALE ARTIK YALNIZ DEĞİLSİN' DÜNYADA DÖRDÜNCÜ OLDU

 

Özel Sanko Okulları'nın, Volvo Adventure Çevre Projesi yarışmasında, ''Rumkale Artık Yalnız Değilsin'' projesiyle dünya dördüncüsü olduğu bildirildi.

 

Özel Sanko Okulları Genel Müdürü Murat Köylüoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, okullarının Türkiye'den 184 projeyi geride bırakarak birinci olduğunu ve İsveç'te 15 ülkenin katılımıyla düzenlenen finale katıldığını belirtti. Öğrencileri Melih Bayram, Ceyda Kaygusuz, Bahar Koçer, Sena Koçer, Dila Tuğçe Şahin ile tarih öğretmeni Mehmet Bozbaş, İngilizce öğretmeni Celal Yiğit ve biyoloji öğretmeni Zuhal Uncuoğlu'nun hazırladığı projenin yarışmada Türkiye'yi temsil ettiğini ve dünya dördüncüsü olduğunu duyuran Köylüoğlu, "Öğrenen Okullar kapsamında 2004'te kurulan Sessiz Tarih Takımının yürüttüğü çalışmalar, projenin içeriğini oluşturuyor" dedi. "Sessiz Tarih Takımının kurulmasıyla beraber Rumkale'ye hareket eden takım, gezi ve incelemelerde bulunarak tespitler yapmış ve öncelikli olarak Rumkale'nin tanıtımına yönelik çalışmalar başlatmıştı" diyen Köylüoğlu, "Bu çalışmalar sırasında İl Özel İdaresi ve Yavuzeli Kaymakamlığının da katkılarıyla gemi alımı sağlanarak Rumkale'ye kolay ulaşım için adım atılmış oldu. 'www.rumkale.org' sitesiyle Rumkale'yi bütün dünyaya anlatmaya çalışan takım, ayrıca Rumkale ile ilgili şu ana kadar en geniş kapsamlı kitapçığı hazırladı ve basılıp dağıtılmasını sağladı. Takım, projeyle ilgili çalışmalarına devam ediyor" şeklinde konuştu.

Gazianetp 27 Gazetesi, 31.05.2007

MÜZEDE EĞİTİM

 

Ege Üniversitesi'nin öğretmen adayları, bir yıl boyunca çeşitli müzelerde, sanat dersi gördü. Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Okul Öncesi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sevgi Gürtuna, uygulamalı eğitim verdiklerini söyledi. Gürtuna, ''Öğrenciler müzenin özüne uygun, kendilerinin hazırladığı kostümleri giyerek, yaşayarak öğrendi'' dedi.
Milliyet Ege, 31.05.2007

MÜZE ARAZİSİNE TOKİ KONUTLARI

 

Plan Bütçe Komisyon Başkanı Doç. Dr Sait Açba yaptığı açıklamada; Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TOKİ arasında yapılan anlaşma sonrasında Afyon Arkeoloji Müzesi'nin olduğu yere TOKİ tarafından konut yapılacağını, olimpik yüzme havuzunun bulunduğu yere de yeni Arkeoloji Müzesi yapılacağını söyledi.

Açba, "Arkeoloji Müzesi'nin yenilenmesi ve modern bir müzenin ilimize kazandırılması için Kültür Bakanlığı ve TOKİ nezdinde yaptığımız çalışmalar sonuçlandı. Afyonkarahisar'a yeni bir Arkeoloji Müzesi yapılması için TOKİ ile anlaşmaya varıldı. Bu anlaşmaya göre, mevcut müzenin arazisi toplu konuta devredilecek ve TOKİ ilimize hemen bir müze yapılması için ihale sürecini başlatacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı, yeni müze yeri için Genel Müdür Başkanlığı'ndaki bir heyet ile gerekli tespitleri yapmıştır. Tespit edilen yer olimpik yüzme havuzunun yanındaki parsel olup arazi tahsisi ile ilgili son işlemler yapılmaktadır. Haziran ayı sonuna kadar ihaleye çıkarılmış olacak. Müzenin turizm alanına taşınmış olması ve geniş kapsamlı açık ve kapalı alanların yapılması ile sergileyemediğimiz zengin arkeolojik eserlerimizi de sergileme imkanına kavuşmuş olacağız. Konum itibarıyla hem kavşakta böyle bir yatırım olması hem de turizm alanı içinde yer alması kültür turizmine önemli bir katkı sağlayacaktır. Kültür ve Turizm Bakanlığı müze projesini tamamlamış olup kısa zamanda TOKİ’ye iletecek. Yeni proje ile sergilenmeyen birkaç eser sergileme imkanı kavuşacak ayrıca kapalı müzenin yanı sıra açık hava müzesi de oluşturulacağından bu yeni proje turizm potansiyelimizi olumlu yönde etkileyecektir” dedi.

Afyon Haber, 31.05.2007

AGORA'DA KAZI ZAMANI

 

İzmir'in tarihi hazinesi 2 bin yıllık Agora'da, 1.5 yıl önce duran kazılar, önümüzdeki ay yeniden başlayacak. Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Ticaret Odası'nın desteğiyle yürütülen, Dokuz Eylül Üniversitesi'nden Yrd. Doç. Dr. Akın Ersoy başkanlığındaki çalışmalarda 30 kişilik ekip görev alacak.
Milliyet Ege, 31.05.2007

ALLIANOI'DE KAZI İÇİN İMZA KAMPANYASI

 

Allianoi Girişim Grubu, antik kentte kazı yapılabilmesi için Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’a gönderilmek üzere imza kampanyası başlattı.

İzmir’in Bergama İlçesi’nde, yapımı tamamlanan Yortanlı Barajı’nın suları altında kalacak olan Allianoi Antik Kenti’nde, 2007 yılında kazıların sürdürülebilmesi için gerekli olan kazı izni sezonun başlamasına üç gün kalmasına rağmen verilmedi.

Bakanlığın bu yıl kazı için izin vermeyeceğine inandıklarını söyleyen Dönem Sözcüsü Hilal Küey, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler uyarınca kazı izni verilmesi gerektiğini ifade etti. Kazı çalışmalarının 1998 yılında Yrd. Doç. Ahmet Yaraş başkanlığında başlatıldığını anlatan Küey, "Baraj yapımı nedeniyle kazıların yapılmasını DSİ istemişti. DSİ geçen yıla kadar kazılara maddi destek sağladı ancak baraj yapımı tamamlandı diye ödeneği vermedi. Buna rağmen Kültür ve Turizm Bakanlığı kazı izni verdi ve biz kazılar için gerekli maddi desteği kendi imkanlarımızla sağladık. Bu yıl da sadece kazı izninin verilmesini istiyoruz. Kazı izninin gönderilmesi için geçen hafta başvurduk ancak başvurumuza yanıt alamadık" diye konuştu.

Allianoi Girişim Grubu Sözcüsü Hilal Küey, imza kampanyası için değişik bir yol izleyerek imza kağıtlarını sivil toplum örgütlerine, odalara ve derneklere göndereceklerini, belli bir masa oluşturmayacaklarını, ardından da toplanan imzaları Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’a ileteceklerini söyledi.

Hürriyet Ege, 31.05.2007

BOĞAZKALE ÖREN YERLERİNİN YOLLARI YAPILACAK

 

Çorum Valisi Mustafa Toprak, Boğazkale (Hattuşa) ören yerlerinin en öncelikli sorununun yol olduğunu belirterek, en kısa süre de bu sorunun halledileceğini bildirdi.

 

Vali Toprak, Vali Yardımcısı Murat Soylu, İl Kültür ve Turizm Müdürü Ali Özüdoğru, Köye Yönelik Hizmetler Müdür Vekili Yaşar Göbüt ve beraberindeki heyet ile turizm konusundaki sorunları ve mevcut durumu yerinde görmek ve incelemek üzere Boğazkale ilçesine gitti.

 

Ziyarette ören yerini gezen ve müzeyi ziyaret eden Vali Toprak, ören yerlerinin en öncelikli sorununun yol olduğunu belirterek, şöyle dedi: ''Boğazkale Belediyesi ve İl Özel İdaresi'nin ortak çalışmalarıyla en kısa sürede bu sorun çözülmeli. Boğazkale (Hattuşa) ören yerlerinin en öncelikli sorunu yol, en kısa sürede bu sorun halledilecek.''

 

Müze bahçesi ve müze içinde incelemeler yaparak, müze hakkında İl Kültür ve Turizm Müdürü Ali Özüdoğru ve Arkeologu Halis Şahin'den bilgi alan Toprak, müze binasının yetersiz olduğunu ifade ederek, eserlerin hem içeriğinin hem de sergi bölümünün zenginleştirilmesi gerektiğini kaydetti.

 

İlçe merkezinde bulanan ve Kaplan Dölarslan'a ait tarihi konağı da ziyaret eden Vali Toprak, bu tür tarihi varlıkların korunması ve gerekli restorasyon çalışmalarının yapılması gerektiğini belirterek, konağın restorasyonu için gerekli girişimlerin yapılacağını söyledi. Toprak, ilçede tespit edilen eksikliklerin süratle tamamlanması talimatını verdi.

Turizm Gazetesi, 30.05.2007

İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZESİ'NİN KUZEY BÖLÜMÜ AÇILDI

 

İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde yaklaşık 25 yıldır kapalı tutulan ve aralarında Türkiye'nin en büyük lahdi Sidemara'nın da bulunduğu eserler, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç tarafından ziyarete açıldı.

 

Müzede düzenlenen törende konuşan Koç, Türkiye'nin kültür ve tabiat varlıkları açısından çok zengin bir ülke olduğunu, ancak bu zenginliğin kendilerine taşınması hayli ağır bir sorumluluk da yüklediğini söyledi. Bu kültürel ve tabii zenginlikleri geleceğe intikal ettirmek mecburiyetinde olduklarını ifade eden Koç, kültür ve tabiat varlıklarını devlet ve millet adına korumaya, yaşatmaya, geleceğe aktarmaya ve bunları yaparken de fonksiyonel olmaya devam edeceklerini kaydetti.

İstanbul'da Türk ve İslam Eserleri Müdürlüğü uzmanlarınca Türkiye'deki 50 eser ve 35 anıtın, arkeolojik kent ve sanal müze kıstaslarına uygun olarak sınırlar ötesi müze kavramına dahil edildiğini dile getiren Koç, ''İslam sanatını Akdeniz'de keşfedin'' müze anlayışının, yeni ortaya koydukları bir konsept olduğunu söyledi.

 

Koç, Türkiye'de en çok ziyaret edilen müzelerin Topkapı Sarayı ile Ayasofya Müzesi olduğunu, Arkeoloji Müzesi'nin ise bugüne kadar gerçek değerini bulamadığını belirterek, ''İnşallah bundan sonra bulacak'' dedi. Burada yapılan yatırımın 1-2 milyar YTL arasında olduğunu, ancak bugüne kadar bu paranın bulunup da buranın yapılamadığını dile getiren Koç, ''Ama biz bulduk. Bu kısım, tam 20 yıldır kapalıydı. Açıyoruz. Bu bile yeni anlayış değişikliğinin güzel bir göstergesi değil mi?'' diye konuştu.

 

İstanbul Valisi Muammer Güler de, İstanbul'un fethinin yıl dönümünde hoşgörü, uzlaşma, kültürel eserlere sahip çıkma ve bunları geleceğe taşıma anlayışının bulunduğunu, bu anlayış doğrultusunda hangi döneme ait olursa olsun bu eserleri geleceğe taşıyacaklarını söyledi.

 

Türkiye'de müzelerde bulunan materyallerin üçte birinin İstanbul'da olduğunu, İl Özel İdaresi olarak son 4 yılda kültür eserlerinin restorasyonu için 80 milyon YTL kaynak aktardıklarını, bu yıl için de 40 milyon ayrıldığını dile getiren Güler, ayrıca belediyeler için de 60 milyon YTL ödenek ayrıldığını ve bunun 200 projede kullanılacağını ifade etti.

 

Güler, hedeflerinin İstanbul'da kültür turizm potansiyeli oluşturmak olduğunu ve bu yolda kentin büyük ivme kazandığını belirterek, ''İstanbul'a gelen turist sayısı 5 milyonu aştı. Bu yıl hedefimiz 6, hatta 7 milyonu aşmak. Ama asıl hedefimiz, 10 milyon turist'' dedi. Güler, sikke ve hazine bölümlerinin projeleri kendilerine geldiğinde restorasyon için kaynak aktaracaklarını da bildirdi.

       

İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürü İsmail Karamut da, bugün açılışı yapılan müze klasik bina kuzey bölümünün yaklaşık 25 yıldan beri eleman sıkıntısı ve onarım gereksinimi nedeniyle ziyarete kapalı olduğunu söyledi.

Turizm Gazetesi, 30.05.2007

KADİFEKALE'DEKİ TİYATRO GÜN IŞIĞINA ÇIKIYOR

 

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Kadifekale eteğindeki antik tiyatronun gün ışığına çıkarılması için çalışmalara başladıklarını belirterek, "İnsanlık tarihinin araştırılabilecek en önemli coğrafyalarından birinde yaşıyoruz" dedi

Başkan Aziz Kocaoğlu, İzmir'in 8 bin 500 yıllık geçmişi ile bilinen en eski yerleşim yerlerinden biri olduğunu, insanlık tarihinin araştırılabilecek en önemli coğrafyalarından birinde bulunduğunu belirtti. Kentin tarihi zenginliklerinin bilinmesi amacıyla çalışmalar yaptıklarını, bu kapsamda Kadifekale'nin eteğindeki büyük antik tiyatronun gün ışığına çıkarılmasını hedeflediklerini ifade eden Kocaoğlu, şunları kaydetti: "Kadifekale'nin hemen altında 15-20 bin kişilik büyük bir antik tiyatro var. Kentin içinde bu kadar büyük bir değerimiz toprak altında, Agora'nın hemen üzerinde. Burasının ortaya çıkarılması amacıyla tiyatro çevresindeki binalarda kamulaştırmaya gidiyoruz. Kazıların başlaması için ilk etapta 40-42 evin kamulaştırılması gerekir. Bölgede kamulaştırılması gereken toplam konut sayısı 165."






Bu çerçevede ilk çalışmaları kazı yapılacak alanda başlattıklarını bildiren Kocaoğlu, "Burayı ayağa kaldırmak istiyoruz. Birçok antik kentte dahi bu büyüklükte bir tiyatro yok. Zenginliklerimizin farkında değiliz" dedi.


Kocaoğlu, belediyenin yıllardır Agora kazılarını desteklediğini belirterek, bugüne kadar Agora ve çevresinde, Kültür ve Turizm Bakanlığının görevi olmasına rağmen yaklaşık 21 milyon YTL'lik kamulaştırma çalışmaları yaptıklarını, kazı çalışmalarına sponsor olduklarını kaydetti. Kocaoğlu, "Agora ile Kemeraltı'nı bütünleştirmeyi hedefliyoruz" dedi.


Tarihi eserlerin restorasyonlarına da önem verdiklerini belirten Kocaoğlu, bu kapsamda Ayavukla Kilisesi, Emir Sultan Türbesi, Kemeraltı'ndaki havrada çalışmaların sürdürüldüğünü söyledi. Tarihi Kemeraltı Çarşısı'nın kentin en büyük değerlerinden biri olduğunu, buradaki dükkanların dış yüzeylerinin elden geçirileceğini belirten Başkan Kocaoğlu, dış cephelerin restorasyon projelerinin Ankara'ya gönderildiğini, Bakanlar Kurulu kararından hemen sonra çalışmalara başlayabileceklerini ifade etti. Kocaoğlu, İzmir Valiliğinin Kemeraltı'daki çalışmalarına destek verdiğini, finansmanın yüzde 60'ının bu kurum, yüzde 40'ının da belediye tarafından karşılanacağını, ayrıca mülk sahiplerinde de destek beklediklerini ifade etti. Kocaoğlu, Bornova'daki levanten köşklerinin de korunması gerektiğini, sadece 33 adedi kalan bu köşklerin, kentin zenginlikleri arasında bulunduğunu söyledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkilileri ise Kadifekale'deki antik tiyatro etrafında ilk etap kamulaştırmanın maliyetinin 5 milyon 263 bin YTL olduğunu ifade ettiler.

Haber Ekspres, Fotoğraf: izmirsehirrehberi.com, 30.05.2007

PAMUKKALE'DE FOTOĞRAF ÇEKİM ŞARTLARI YENİDEN BELİRLENDİ

 

Pamukkale'de, görüntü ve fotoğraf çekilmesi ile ilgili bir dizi yeni düzenleme getirildi. Ticari amaçlı çekimlerde izin alınması gerektiği, buna karşılık ticari nitelikte olmayan, turistik, sanatsal, kültürel, haber amaçlı çekimler için izine gerek olmadığı bildirildi.





Denizli Valiliği tarafından yapılan yazılı açıklamada, Pamukkale ören yerinin korunması, sürdürülebilir yönetim ve gelişiminin sağlanması, gerekli ilkelerin belirlenmesi amacıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Denizli Valiliği İl Özel İdaresi arasında imzalanan protokoldeki yönerge gereğince Pamukkale Yönetim Birimi oluşturulduğu belirtildi.

 

Denizli Valiliği tarafından yapılan yazılı açıklamada, yönergenin 12. maddesinde, ulusal ve uluslararası basın mensuplarının ören yerinde çekim izninin Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca, yerel basın mensuplarının izninin ise Pamukkale Yönetim Birim Başkanlığı'nca verildiği belirtildi. Açıklamada, bu maddeye göre yerel, ulusal ve uluslararası medya ile diğer kuruluşların profesyonel ve ticari amaçlı çekimlerde izin alınması gerekmekte olup ticari nitelikte olmayan, turistik, sanatsal, kültürel, haber amaçlı çekimler için izine gerek duyulmadığı ifade edildi. Ancak, açıklamada, "Yerel ve ulusal medya mensuplarının Pamukkale ve ören yerinde rahat çalışmalarının temin edilmesi ve gerekli desteğin verilebilmesi bakımından İl Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'ne bilgi vermeleri halinde Basın Müdürü Pamukkale Yönetim Birimi ve ilgili diğer kuruluşları konu hakkında bilgilendirecektir" denildi.

 

Açıklamada, Pamukkale ören yerinde çalışma yapmak isteyen basın mensuplarının giriş kapılarında basın kartlarını göstermeleri halinde kendileri ve araçları için verilecek basın kartları ile ören yeri içinde çalışmalarını yapacakları belirtildi.

Turizm Gazetesi, 30.05.2007

ANITKABİR'İN SESSİZ BEKÇİLERİ

 

Türkiye Cumhuriyeti'nin en anlamlı eserlerinden biri olarak gösterilen Anıtkabir'de, çeşitli kulelerin önünde bulunan heykeller, "bağımsızlığın kutsallığı, özgürlük, kuvvet ve sükuneti" simgeliyor, üçerli gruplar halinde dikilen erkek ve kadın heykelleriyle ise "derin acısında gururlu duran Türk kadını ile asker, gençlik ve köylüler" tasvir ediliyor.





TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, kuruluşunun 50. yılında ülkenin, inşaat mühendisliğinin gelişimine tanıklık etmesi amacıyla Cumhuriyet Türkiyesinin öne çıkan 50 eserini bir kitapta topladı.


"50. Yılda 50 Eser" başlığıyla 19 Aralık 2004 tarihinden bu yana sürdürülen çalışmalar kapsamında 10 kişilik jüri tarafından bir yıllık araştırmayla değerlendirilen yüzlerce eser arasından 50'si seçildi. 1923 - 2005 dönemini kapsayan çalışmada, Türkiye Cumhuriyetinin çağdaşlaşma iddiasının yaşama geçirilmesiyle inşaat mühendisliği arasındaki ilişkiye açıklık getirilmesi hedeflendi. Çalışmada, kamu binalarından köprülere, üniversitelerden havalimanı ve barajlara, 50 eserin yapılış öyküsü anlatıldı.


50. Yılda 50 Eser arasında yerini alan Anıtkabir'de, mimari ile kullanılan heykel ve kabartmaların, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş sürecini ve cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün kişisel özelliklerini taşıdığı belirtildi.

Buna göre, Prof. Dr. Emin Onat ve Doç. Dr. Orhan Arda imzalı projenin uygulandığı Anıtkabir, 9 Ekim 1944 yılında görkemli törenle atılan temelinin üzerinde 9 yıl sonra tamamlandı. 4 aşamada yapılan Anıtkabir'de Selçuklu ve Osmanlı mimari özellikleri ve süsleme ögeleriyle birlikte Anadolu'nun farklı kültürlerinin izlerine, evrensel bir dille yer verildi.


Anıtkabir'deki heykel ve kabartmalara da çeşitli roller atfedildi. Aslanlı yolun sağ başındaki Bağımsızlık Kulesi'nin iç duvarlarında bulunan kabartmada ayakta duran ve iki eliyle kılıç tutan gencin yanında görülen kartal figürü, gücü ve bağımsızlığı tasvir etti. Aynı yolun sol başındaki Özgürlük Kulesi içindeki kabartmada melek figürü bağımsızlığın kutsallığını, meleğin elindeki kağıt "Hürriyet Beyannamesi"ni, buradaki şaha kalkmış at ise özgürlük ve bağımsızlığı anlattı.
Bağımsızlık Kulesi'nin önünde ulusal giysiler içindeki heykel grubunda yer alan üç kadından birisi eliyle yüzünü kapatıp ağlayarak acısını, diğer ikisinin tuttuğu yere kadar uzanan başak demeti 'bereketli Türkiye'yi sembolize etti. Kadınlardan birisi elinde ileri uzattığı kitapla "Atatürk'e Allah'tan rahmet dilerken" her üçünün, Ulu Önder'in ölümünün derin acısı içinde bile gururlu, azimli ve ağırbaşlı duruşu anlatıldı.


Özgürlük Kulesi'nin önünde bulunan üç erkekten oluşan heykel grubuyla ise başında miğferi ve kalın kaputuyla Türk askeri, elinde kitabıyla Türk gençliği ve yerel giysisiyle Türk köylüsü tasvir edildi.

262 metre uzunluğundaki Aslanlı Yol'un iki yanında oturur şekilde bulunan ve Hititlerin sanat üslubuyla yapılan 24 aslan heykeli ise kuvvet ve sükuneti tasvir etti. Aslanlı Yol'un bitiminde bulunan Mehmetçik Kulesi'nin dış yüzeyindeki kabartmada, cepheye giden Mehmetçiğin evinden ayrılışı ifade edildi. Bu kompozisyonda elini asker oğlunun omzuna atmış, hüzünlü, ancak gururlu anne figürü de yer aldı.


Barış Kulesi'nin iç duvarındaki Atatürk'ün "Yurtta Barış Dünyada Barış" ilkesini sembolize eden kabartmada ise çiftçilik yapan köylüler ve onları kılıcını uzatarak koruyan bir asker figürü yer aldı. 23 Nisan Kulesi'nde ayakta duran kadının elinde tuttuğu "23 Nisan 1920" yazılı kompozisyonla meclisin açılışı, Misak-ı Milli Kulesi'ndeki kabartmayla ise ulusal birlik anlatıldı. Buradaki kabartma, kılıç kabzası üzerinde üst üste konmuş 4 elden oluştu.

Haber Ekspres, 30.05.2007

KAPADOKYA BÖLGESİ'NİN EN BÜYÜK YERALTI ŞEHRİ

 

Aksaray'ın Gülağaç İlçesi'ne bağlı Gülpınar beldesinin Belediye Başkanı Nizamettin Uğur, Gülpınar sınırlarında bulunan yeraltı şehrinin tarihinin çok eskilere dayandığını söyledi. Uğur, Çukurören yeraltı şehrinin yayıldığı alan itibariyle Kapadokya bölgesinin en büyük yeraltı şehri olduğunu bildirdi. Yapılan araştırmalara göre yeraltı şehrinin 8 kattan oluştuğunu ifade eden Uğur, şunları kaydetti: 'Yeraltı şehrinin 3. ve 4. katında yeraltı sularının geçtiği belirtiliyor. Henüz o noktaya ulaşamadığımız için göremedik. Şimdiye kadar yapılan çalışmalar ile yeraltı şehrinin sadece 2. katına kadar inilebildi. Bu katta kilise, şırahane, erzak depoları, yaşam mekanları ve su kuyuları bulunuyor. Alt katlara ulaşılabilmesi için çalışmalar hızlı bir şekilde sürüyor.'' Çukurören Yeraltı Şehri'nin temizleme ve turizme açma çalışmalarına Gülağaç Kaymakamlığı ve Gülpınar Belediye Başkanlığının ortaklaşa çalışmaları ile havaların ısınmasıyla tekrar başlandığını vurgulayan Uğur, Aksaray İl Genel Meclisince yeraltı şehrinin temizleme çalışmalarında kullanılmak üzere ilk etapta 20 bin YTL'lik ödenek ayrıldığını söyledi. İl Genel Meclis üyelerinin yeraltı şehrini gezdiğini ve bölgeye hayran kaldıklarını vurgulayan Uğur, ''Şehrin Aksaray turizmine çok katkı sağlayacağı görüşüne vardılar. Bu yüzden ilave ödenek çıkarılması için çalışacaklarını söylediler'' dedi. 8 katlı yeraltı şehrinin bütün katlarının temizlenip turizme kazandırılması durumunda beldelerine turist akını olacağını ifade eden Uğur, yetkililerden şehrin hızlı bir şekilde turizme kazandırılması konusunda desteklerini beklediklerini sözlerine ekledi.

Sabah, 30.05.2007

HANÖNÜ'NDE FİGÜR İŞLENMİŞ KAYALAR BULUNDU

 

Alınan bilgiye göre, Kastamonu'nun Hanönü İlçesi Kavak Köyü sınırlarındaki ormanlık alanda gezen 2 kişi, üzerinde figürler yer alan kayalara rastladı.

 

Bölgenin ve kayaların incelenmesini isteyen kişiler, durumu ilgili makamlara bildirdiler.

Kastamonu Postası, 30.05.2007

POLATLI BELEDİYESİ'NE TARİHİ KORUMA ÖDÜLÜ

 

Ankara Polatlı Belediyesi, Tarihi Kentler Birliği’nin Türkiye genelinde belediyeler arasında yaptığı ’Tarihi ve Kültürel Mirası Koruma Projeleri ve Uygulamalarını Özendirme Yarışması"nda 2006 yılı Özendirme Ödülüne layık görüldü.

Belediyenin ödülü, 26 Mayıs’ta İstanbul Emirgan Şerifler Yalısı'nda yapılan törenle Belediye Başkanı Yakup Çelik’e verildi.

Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi'nde ödül alan belediyelerin açtığı sergide, Polatlı Belediyesi de İstasyon Çevresi Rekreasyon Çalışması ve İstasyon Binalarının Restorasyonu çalışmaları standıyla ilgi çekti. 3 gün süresince seminerlerin düzenlendiği programda, TKB 2006 ödülleri Emirgan Şerifler Yalısı'nda verildi. Polatlı Belediyesi’nin aldığı Tarihi Kentler Birliği 2006 Yılı Özendirme Ödülü, Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölüm Başkanı prof. Dr. Zekai Görgülü tarafından Belediye Başkanı Yakup Çelik’e verildi.

Ödül almanın gururunu yaşayan Polatlı Belediye Başkanı Yakup Çelik, 1892-1950 yılları arasında yapılan ve şehrin yapılanmasında önemli yere sahip olan bu binaların restorasyonuna ödül verilmesinin, yaptıkları işin doğruluğunu gösterdiğini belirtti. Başkan Çelik, "Şehrin kültürel ve fiziki gelişmesi için yapacağımız çalışmalar bunlarla sınırlı kalmayacak. Şehre mahalle konakları yapacağız. Maliye Bakanlığından tahsisini aldığımız TZDK binalarını sosyo-kültürel merkeze dönüştüreceğiz. İstasyon çevresi restorasyon çalışmasında gösterdiğimiz duyarlılığı, metruk haldeyken devraldığımız TZDK Binalarında da göstererek, şehre yeni sosyo kültürel cazibe merkezleri kazandıracağız" dedi.

Hürriyet Ankara, Haber: Metin Özdemir, 30.05.2007

SERVET DEĞERİNDE STRADIVARIUS ÇALINDI

 

Avusturya'da, bir müzisyenin dairesinden yaklaşık olarak 2.7 milyon dolar değerindeki Stradivarius kemanı çalındı.

Polisin yaptığı açıklamada, başkent Viyana'da yaşayan ancak adı belirtilmeyen müzisyenin olay sırasında bir konser için Almanya'da olduğu belirtildi. Müzisyenin evinden ayrıca tahmini değeri 160 bin dolar olan bir Vuillaume kemanının da çalındığı kaydedildi. Dünyaca ünlü keman ustası Antonio Giacomo Stradivari tarafından 17. ve 18. yüzyıllarda yapılan binin üzerinde enstrümandan 600 kadarının günümüze ulaştığı tahmin ediliyor.

Hürriyet, 30.05.2007

YOL ÇALIŞMASINDA TARİHİ ESER BULUNDU

 

Yozgat'ın Şefaatli İlçesi'ne bağlı Şerefoğlu köyünde tarla yolu açma çalışması sırasında tarihi eser bulundu. Tarihi eserin Osmanlı Dönemi'ne ait olduğu belirlendi. Yozgat Müze Müdür Vekili Mehmet Ayar, ''Kayalar oyularak, çanak biçimine getirildikten sonra 3 kat horasan benzeri bir sıva kullanılarak, buğday ambarı haline getirilmiş. Yaklaşık 3 metre derinliğinde, 1,5 metre genişliğindeki eseri çıkartıp, müzeye getirmek için çalıştık, ancak kaya içerisine sıva yapılarak çanak biçimine dönüştürüldüğü için kırılmalar oldu'' dedi.

Bursa Hakimiyet, 30.05.2007

SARAÇHANE KÖPRÜSÜ SİL BAŞTAN

 

“Tarihi Köprülerin Onarımı” projesi kapsamında geçtiğimiz ay çalışmaların başlatıldığı tarihi Saraçhane (Şehabeddin Paşa) Köprüsü'nde dolgu üzerine dolgu yapılması sonucu 250 kamyon dolgu malzemesi çıkarıldığı ifade edildi. Günümüzde oldukça ciddi zararlar verilen tarihi köprüye II. Mustafa zamanında yapılan onarımda da tahribat yapıldığı ve kitabelerinin söktürüldüğü biliniyor.





Edirne Valiliği tarafından başlatılan tarihi köprülerin onarımı kapsamında geçtiğimiz ay çalışmaların başladığı Hadım Şehabeddin Paşa (bugünkü adıyla Saraçhane) Köprüsü'nde ne denli bir tarih kıyımı yaşandığı da ortaya çıktı. Çalışmalar sırasında orjinal zemin üzerine yaklaşık 3 metre dolgu yapıldığı belirlenirken, orjinal zeminin kırılarak tahrip edildiği, yolu köprüyle aynı kota getirmek için ise orijinal köprü başlıklarının kırılarak ortadan kaldırıldığı belirlendi.

Geçtiğimiz ay onarımına başlanan tarihi Saraçhane Köprüsü'ne ilk kazma vurulduğu gün yer yer 2 ile 3 metre arasında dolgu malzemesi yapıldığı yıllar içinde orjinal zeminden uzaklaşarak üzeri asfalt kaplanarak katledildiği de ortaya çıkmıştı. Köprüden toplam 250 kamyon harfiyat çıktığı, onarım çalışmaları sırasında, geçmiş dönemde köprünün orjinal zeminin tahrip edildiği ve köprü başlarının ise kırılarak yok edildiği de belirlendi.

Tarihi eserlere günümüzde zarar verildiği ve ciddi hatalar yapıldığı bilinirken, eski tarihli kayıtlarda Osmanlı'nın da çeşitli dönemlerinde tarihi köprülere ve Saraçhane Köprüsü'ne de zarar verildiği ortaya çıktı. Tarihi Saraçhane Köprüsü'nde Sultan II. Mustafa zamanında yapılan onarımda da tahribat yapıldığı ve kitabelerinin söktürüldüğü bunun yanı sıra isminin değiştirildiği ve ardından da köprünün ek ayaklar üzerine 50 metre uzatıldığı bazı kayıtlarda yer alıyor.

Köprüye Sultan Abdülhamid zamanında Vali İzzet Paşa tarafından taş ayaklar üzerine yaptırılan 50 metrelik ekleme, tarihi köprünün onarımı kapsamında kot olarak yukarıda kalırken, bu ek köprünün yıkımı için Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'ndan karar bekleniyor. Kararın çıkması durumunda köprü yıkılarak kot düşürülecek ve asfalt bir yolla köprünün devamı sağlanacak.

Kentin kuzeybatısında Tunca Nehri üzerinde Saraçhane yakınlarında kurulmuş olan köprü, II. Murad ve Fatih Sultan Mehmed devirlerinin meşhur vezirlerinden Filibe'de camii imareti ve kervansarayı, Edirne'de camileri olan Hadım Şehabeddin Paşa tarafından 1451 yılında yaptırıldı. Günümüzde Edirne ile Sarayiçi arasında bağlantıyı sağlayan ve Şehabettin Paşa Köprüsü'nden ziyade Saraçhane Köprüsü adıyla anılan köprü yapılışından itibaren yaklaşık 250 yıl hizmet verdikten sonra, II. Mustafa zamanında tamir görmüş. Ancak bu tamir sırasında köprünün ilk yapılışında konulan kitabe kaldırılmış, bununla da yetinilmeyerek köprüye Sultan Mustafa Köprüsü adı verilmiş. Sultan Abdülhamid zamanında Vali İzzet Paşa tarafından taş ayaklar üzerinde 50 m. kadar uzatılan ve sonunda bir Karakolhane ile bir de kuyu kazılan yapıda bugün sadece köprü var.

Saraçhane Köprüsü, 120 m uzunluğunda, 5 m genişliğinde, 11 ayak, 12 kemerli, taştan olup köprünün iki yanındaki kemeri toprak altında kalmış. Kemer formu sivri, selyaranları üçgen prizma şeklinde olan köprünün mihrap biçiminde çok güzel bir tarih köşkü bulunuyor. Bunun karşısında kademeli konsolu oturan mermer parmaklıklı ve korkuluklu bir balkonu ile içinde oturmak için taştan sediri bulunuyor. Beylerbeyi Hadım Şahabeddin Paşa köprüyü 10 kemer üzerine inşa ettirmiş ve ordu yolu üzerinde bulunması nedeniyle bir de tarih köşkü yapmıştır. Halk arasında kanatlarında Selçuk mimari örnekleri gibi kabartma bir horoz olması nedeniyle köprü Horozlu Köprü diye de anılır.

Edirne Internet Gazetesi, 29.05.2007

TARİHİ YAPIYA ÇANAK ANTEN

 

Edirne Kültür, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği'nin Arasta Çarşısı'nda bulunan dernek binasının üstünde bulunan Çanak Anten Arasta Çarşısı ve Selimiye Camii'nin tarihi dokusuna gölge düşürüyor.

Edirne'de 2003 yılında kurulan Edirne Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği binasına çanak anten takılması görenleri hayrete düşürdü. Edirne kültürüne ve tarihi mirasına katkı yapmak için kurulan derneğin tarihi dokunun üzerine televizyon yayınlarını daha iyi izleyebilmek için çanak anten koyması, görenler tarafından 'tarihi dokuya yakışmadı' şeklinde nitelendi.

Edirneliler, Selimiye Camii'nin ve tarihi Arasta Çarşısı'nın Edirne Turizmin önemli birer parçası olduğunu belirterek, “Tarihi dokuya daha iyi televizyon seyretmek için çanak anten takılması ve dokunun bozulmasına üzüldük. Edirne kültürünü yaymak ve geliştirmek için kurulan bu derneğin tarihi dokuyu bozması derneğin ismiyle ters düşüyor. Bu çirkin yapının bir an önce kaldırılmasını istiyoruz” yorumunda bulundu.

Edirne Kültür, Yardımlaşma Dayanışma Derneği'nin Arasta Çarşısı'nda kullandığı bina, geçmişte Çocuk Kütüphanesi olarak kullanılıyordu.

Edirne Internet Gazetesi, 29.05.2007

SARAYDA ZAMANA YOLCULUK

 

Dolmabahçe Sarayı, “Türkiye-Avusturya İlişkilerinde Zamana Yolculuk” isimli sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergide, iki ülke arasında, özellikle 19. yüzyılın başından itibaren hız kazanan olumlu ilişkileri anlatan yaklaşık 120 fotoğraf yer alıyor.

 

Avusturya Lisesi’nin 125. kuruluş yılı etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen ve TBMM Milli Saraylar İdaresi, Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği İletişim Grubu ile bazı özel sektör firmaları tarafından desteklenen sergide yer alan eserler, başta Ömer Koç olmak üzere özel koleksiyon sahipleri tarafından sağlanıyor. Türkiye-Avusturya ilişkilerinin içerdiği renkli dönem ve şahsiyetlere dikkat çekmek, iki ülke arasındaki güncel ilişkilere katkıda bulunmak amacıyla hazırlanan sergi, “Avusturya’lı oryantalist ressamlar ve yazarların Osmanlı İmparatorluğu’ndaki çalışmaları”, “iki ülke hanedan üyelerinin karşılıklı seyahatleri”, “I. Dünya Savaşı silah kardeşliği”, “karşılıklı sanat ve kültür etkinlikleri ile Viyana’da düzenlenen sergiler”, “İstanbul Avusturya Lisesi’nin kuruluş tarihi, gelişimi ve günümüzdeki durumu”, “Cumhuriyet döneminde fotoğrafçı Othmar Pferschy ve mimar Clemens Holzmeister’in Türkiye’deki çalışmaları” ve “Avusturya’lı arkeologların ziyaretleri” başlıkları altında gerçekleştiriliyor.

 

Avusturya’da büyük ilgi gören sergi 10 Haziran 2007 tarihine kadar Dolmabahçe Sarayı’nda sergilenecek.

Türkiye Gazetesi, 29.05.2007

MÜZELER HAFTASINDA HATAY ARKEOLOJİ MÜZESİ'Nİ 3 BİN 643 KİŞİ ZİYARET ETTİ

 

Hatay Arkeoloji Müzesi Müdürü Faruk Kılınç, yaptığı açıklamada, ''Müzeler Haftası'' etkinlikleri kapsamında, ilköğretim okulları öğrencileri ağırlıklı olmak üzere, bir haftada 3 bin 643 kişinin ziyaret ettiğini söyledi. Etkinlikler kapsamında kurtarma kazılarını içeren fotoğraf sergisi ile el sanatları sergilerinin açıldığına dikkati çeken Kılınç, şöyle devam etti: ''Müzeler Haftası nedeniyle il ve ilçelerde bazı okullarda karma sergiler açıldı. Müzede görevli arkeologlar tarafından tarihi eserler ve müzelerle ilgili konferanslar verildi. Ayrıca, özellikle ilköğretim okulları öğrencilerinin arkeoloji müzesini öğretmenleri gözetiminde ücretsiz gezmeleri sağlandı.''

 

Kılınç, kurtarma çalışmaları için ödenek geldiğini, yaz sezonu boyunca görevli arkeologlarla çalışmalara başlayacaklarını da sözlerine ekledi.

Hatay Gazetesi, 29.05.2007

MÜZECİLİKTE DE 'ÜÇ BÜYÜKLER' VAR

 

Kütür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün 95 müze ve 92 birimde toplam sayısı 3 milyonu bulan eserin neredeyse üçte biri dört müzede toplandı. İstanbul Arkeoloji Müzesi, 704 bin 132
eserle birinci. Onu Anadolu Medeniyetoleri, Gaziantep Müzesi ve Topkapı Sarayı Müzesi izliyor.
Bu eserlerin yaklaşık 1 milyon 650 bin adedini (yüzde 60) sikkeler oluşturuyor. Sikkeleri yaklaşık 700 bin adetle (yüzde 25) arkeolojik eserler, 290 bin adetle (yüzde 10) etnografik eserler izliyor.
Ayrıca, müzelerde yaklaşık 120 bin tablet ve yüzde 1 oranında el yazması, mühür, arşiv malzemesi gibi diğer eserler yer alıyor.






Ziyaretçi sayısında aslan payı, Topkapı, Ayasofya ve Mevlana müzelerinin. 2007 rakamlarına göre 4 milyon 992 bin 666 kişiyle üç müze, 6 milyon 725 bin 354 ziyaretçinin yüzde 31'ini ağırladı.
Son yıllarda Hacıbektaş, Kurtuluş Savaşı ve Samsun Gazi müzelerine ilgi arttı. Müzeleri, 2006'da 7 milyon 724 bin 75'i yerli 16 milyon kişi ziyaret etti.




Peki dünyada durum? 2005 verilerine göre, Paris'teki Louvre Müzesi 7.5 milyon ziyaretçiyle rakipsiz. Fransa'daki Beaubourg 5.5 milyon kişiyle ikinci. British Museum 4.8 milyon kişiyle üçüncü, St. Petersburg'daki Hermitaj müzesi 2.5 milyon izleyiciyle ön sırada yer alıyor. Hermitaj'daki eser sayısıysa (yaklaşık 3 milyon) tüm Türkiye'deki eser sayısını yakalamış durumda.

Radikal, Fotoğraf: Vahap Çakır, 29.05.2007

İNŞAATTAN 2400 YILLIK İSKELET ÇIKTI

 

Antalya'da Fener Mahallesi'ndeki bir inşaatın önünde, foseptik çukuru kazılırken, MÖ 4'üncü yüzyıla ait olduğu belirlenen insan iskeletleri ile mezara konulan bazı eşyalar bulundu.

İnşaatın sahibi, kepçe ile foseptik çukuru açarken sert cisimlere rastladıklarını belirterek, bunların insan iskeletleri ve eşyalar olduğunu görünce polise haber verdiklerini söyledi.

Mezarı inceleyen Arkeolog Mustafa Samur, bulunan iskeletleri MÖ 4'üncü yüzyıla ait olduğunu bildirdi.

Samur "Kazı sırasında 5 insan iskeleti, iki içki kabı, bir amfora ve iki koku şişesi bulduk. Burada 2 gün çalışma yapacağız'' dedi.

Sabah, 29.05.2007

SAKLI LAHİTLER GÜN IŞIĞINA ÇIKIYOR

 

Türkiye'nin en büyük lahdi olan Sidemara lahdi, bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde ziyarete açılıyor. 30 yıldır kapalı tutulan ve İstanbul Valiliği İl Özel İdare tarafından 1 milyon 280 bin YTL'ye onarılan salonda ayrıca Likya mezarları, Magnesia ve Lagina tapınak frizleri ile mumya tipi lahitler de bulunuyor.


Milliyet'te 22 Ağustos 2006'da yayımlanan haber üzerine harekete geçen Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Valiliği ile işbirliği yaparak kapalı tutulan salonun açılması için yaklaşık 10 aydır süren restorasyon çalışmalarını tamamladı. Çalışmalar çerçevesinde binada çatı ve duvar onarımlarının yanı sıra eserlerin de bakımları yapıldı. Daha önce rutubetten duvarları çürüyen bina, yepyeni bir görünüme kavuştu. Güvenlik alarm sistemi, kapalı devre kamera sistemi kurularak yenilenen salon, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç tarafından bugün açılacak.

25 ton ağırlığındaki Sidemara lahdi, Türkiye'de bilinen en büyük lahit. 4 metre uzunluğunda ve 3.5 metre yüksekliğindeki lahit, MS 3. yüzyıla ait. 1898'de Konya'nın Ambar köyünde bulunan ve bir soyluya ait olduğu sanılan lahdin, her yüzünde eşsiz figürler yer alıyor. Lahdin, bir yüzünde av sahnesi, kapağının üstünde ise lahdin ait olduğu kişi ile karısı yarı uzanmış şekilde ve kız çocukları tasvir ediliyor.






Sidemara lahdi önünde muhabirimiz Ömer Erbil ile konuşan İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü Dr. İsmail Karamut, "Geçmişi karalamak istemiyorum ama bu muhteşem güzellikler nasıl bu kadar yıl kapalı kalır anlamıyorum. İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin en önemli salonu ziyarete açılarak önemli bir eksik giderilmiş oldu" dedi.

Milliyet, Haber: Ömer Erbil, 29.05.2007

GÜZELBEY: TARİHİ KORUMAYI GÖREV BİLDİK

 

Tarihi Kentler Birliği'nin Türkiye genelinde belediyeler arasında yaptığı Tarihi ve Kültürel Mirası Koruma Projeleri ve Uygulamalarını Özendirme' Yarışması'nın sonuçları belirlendi. Otuz belediyenin projelerinin değerlendirildiği yarışmada, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi 'Bakırcılar Çarşısı Sokak Sağlıklaştırma Projesi ve Uygulaması' ile Başarı Ödülü'nü aldı.





26 Mayıs 2007 tarihinde Tarihi Kentler Birliği'nin İstanbul Kadıköy'deki buluşmasında ödülünü alan Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Asım Güzelbey, "Gaziantep bugün hızla gelişip büyürken tarihi dokusunu ve yapısını koruyan, ekonomik potansiyeli ve büyükşehir statüsüyle bir dünya kenti. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak, Gaziantep'in simgesi haline gelmiş yapıların sanat eserlerine dönüştürülmesini gerçekleştirerek, yeni nesillere hem sosyal hem de kültürel değerleri emanet etmeyi ve bu eserlere hayat kazandırmayı kendimize görev bildik" dedi. Başkan Güzelbey, Kadıköy'deki buluşmada Gaziantep, Bakırcılar Çarşısı ve belediyenin diğer tarihi koruma projeleri hakkında katılımcılara bilgiler verdi.

 

Başarı ödülüne layık görülen Bakırcılar Çarşısı Sokak Sağlıklaştırma Projesi kapsamında sekiz sokakta sağlıklaştırma çalışması yapıldı, iki yüz seksen dükkanın dış cepheleri tarihi dokuya uygun olarak yeniden yapılandırıldı. Dükkanların cephelerine ahşap camekan yapılarak, camekanların üzerine alaturka kiremit kaplamalı saçak eklendi. Çarşının daha otantik ve göze hoş gelen bir görünüme kavuşması için, sokaklar doğal kesme taşlarla kaplandı.

Yeni Şafak, Haber: Zabit Durmuş, 29.05.2007

ANTİK YUNAN KUTSAL MEKANINDA SERAMİK KASELER

 

Yunanistan’da, büyük olasılıkla Üç Güzeller’e adanmış bir kutsal mekanda binlerce seramik kap ve heykel bulundu. Yetkililerin bildirdiğine göre buluntular, sayı bakımından son yılların en büyüğü. Atina’nın 100 km kuzey batısında bulunan Orchomenos antik yerleşiminde yapılan kazılar sırasında ortaya çıkarılan küçük bir adak mekanında MÖ 5. ila 3. yüzyıllar arasında sunulmuş binlerce adak bulundu.

 

Minyatür adaklar arasında kaplar, kadın ve hayvan figürinleri, büstler ve kandiller var. Bakanlık açıklamasına göre, burada tapınılan ve adak sunulan tanrı veya tanrıçaların kimler olduğu henüz kesin değil. Fakat, bitki ve hasatla ilgili olabileceği belirtildi. Öte yandan, antik Orchomenos şehrinde Üç Güzeller’e adanmış bir sunak olduğu kayıtlardan biliniyor. Bu kazı sırasında bulunan bir adağın üzerinde ise Eurynome’un ismi geçmekte.

yahoonews.com, 23.05.2007

TARİHİ OKUL BİNALARI HALKA AÇILIYOR




İstanbul Erkek Lisesi


İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü kendisine bağlı, çoğu okul olarak kullanılan 160 tarihi binayı yap - işlet - devret veya kiralama yoluyla sosyal tesise ya da otele çevirmeye hazırlanıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın onay vermesi halinde azınlıkların elindeki tarihi binalar hariç tarihi değer taşıyan okul binaları başka amaçlarla kullanılacak. Bakanlığa sunulan ilk projede Cağaloğlu’ndaki 4 müdürlük binasının otele çevrilmesi öngörülüyor.

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü yetkililerinden aldığımız bilgiye göre ise bu binaların şimdilik sadece envanter çalışması yapılıyor. Çoğu atıl durumda olan bu binaları halka açmayı düşündüklerini söyleyen müdürlük yetkilileri bazı alanlarda satın alma yapabileceklerini ve uygun görülen binaların turizme açılabileceğini ekliyorlar.

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün bakanlığa sunduğu bu proje 15 Mayıs 2007 tarihinde NTV’de Banu Güven ve ekibinin hazırladığı 24+ programında geniş çaplı olarak ele alındı. Programda İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Ata Özer’den konu ile ilgili bilgi alınmasının ardından Banu Güven’in sorularıyla İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimari Tasarım Yüksek Lisans Bölümü Başkanı Prof.Dr. İhsan Bilgin konuyu değerlendirdi.

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Ata Özer projeyi şöyle anlatıyor: “Proje ilk etapta içinde bulunduğumuz 4 binayı kapsıyor. Ben bu binayı otel ya da müze haline getirmeyi yeğliyorum. Bu binaları kiraya mı vereceğiz, yap – işlet – devret modeli mi yapacağız? Bütün bunları bakanlığa sunduk fakat ne sonuç çıkacak bilemiyorum. Bu tarihi binalarda eğitim – öğretim gören çocuklarımızı başka yerlere alarak bu tarih kokan 160 eserin sosyal faaliyetlerde kullanılmasına çaba göstereceğiz. Tek düşüncem de buydu zaten bunun için bu projeyi gerçekleştirdim.”





Galatasaray Lisesi


Banu Güven: Çoğu okul olan 160 binadan bahsediliyor, bu binaların eğitim kurumlarının çatısı olmaktan çıkarılıp sosyal tesise ya da okula dönüştürülmesi planlarının ardındaki zihniyeti biraz sorgulayalım. Bu projede Haydarpaşa Garı’nda ve geçmiş yıllarda İTܒnün Taşkışla Binası’nda gördüğümüz zihniyetle örtüşen bir şey var galiba.
İhsan Bilgin: Evet örtüşen bir şey var. Aslında bu demecin ardında fazlası da var. Bir binanın ötesinde 160 tane binadan bahsediliyor. Burada insanı korkutacak toptancı bir yaklaşım söz konusu. Bütün otelleri okula dönüştürüyoruz demek ne kadar inanılmazsa, birdenbire eldeki 160 binalık stoku tek bir şeye dönüştürme fikri de o kadar inanılmaz bir şey.

Ben bu fikrin bir yetkilinin aklına gelen bir anlık bir şey olduğuna inanmak istiyorum. Onun ötesinde bu fikrin başka kurumlar tarafından da ciddiye alınıp gündeme getireleceğini düşünmek istemiyorum. Çünkü bu binaların hepsi ayrı yerlerde duruyor, hepsinin niteliği başka, hepsine birden ortak bir yaklaşım gösterilmesi düşünülemeyecek bir şey. Bu projenin hem mühendislik – mimarlık anlamında, hem bir teknokratın teknik yaklaşımı anlamında ciddi bir araştırmaya dayanmadığı anlaşılıyor. Demecin arkasından sezebildiğim kadarıyla sadece ellerindeki binaları listelemekle meşguller.

BG: Mimarlık tarihine bakacak olursak binalar toplumların dönüşümünü, kapitalizmin ortaya çıkışını yansıtan bir aynadır da bir taraftan. Bir ülkenin tarihini, binalara ve insanların o binalarla ilişkilerine bakarak da anlarız. Sanırım Türkiye’de memleketin mimarlık tarihi ile ilgili farkındalık eksik ya da düşük düzeyde denilebilir. Ama en azından sizin ve benim gibi (İkimiz de İstanbul Erkek Lisesi’nde farklı dönemlerde eğitim aldık) bu tür binalara o çatı altında eğitim görmek için giden çocukların en azından bir farkındalığı oluyordur. Bu açıdan yaklaşırsak nasıl değerlendireceksiniz hadiseyi?
İB: Tabii ki bu çok önemli. Bu binalar çok köklü eğitim kurumlarını barındırıyor. Bu binalarda ortaöğretimden itibaren üniversite zihniyetine uygun gençleri yetiştiren kurumlar eğitim veriyorlar. Örneğin Galatasaray Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi ve Kabataş Lisesi. Bu liseler çok önemli kurumlar ve bir hafızaları var, o hafızalarını silmek çok zor.

Ayrıca binalar dönüşmez diye bir şey yoktur. Nitekim İstanbul Erkek Lisesi de 19. yy’da bir ofis yapısı olarak inşa edilmiş ve daha sonra liseye çevrilmiş. İTܒnin Taşkışla binası aynı şekilde. 1980’lerde Taşkışla’nın otele döünüşmesi söz konusu olmuştu ve o zamanki belediye yönetimi buraya çok odaklanmıştı fakat İTܒlü öğretim üyelerinin ve mimarların da desteğiyle bu konu çözülmüştü. Fakat adı üstünde bir kışla binası olarak yapılıp çok da güzel bir eğitim kurumuna dönüşebilmiş. Yani binalar dönüşebilir hiç dönüşmez diye bir şey yok.

BG: Burada tercih nereden yana kullanılmalı bu çok önemli. Tercih edilmesi gereken bu binaları kentin insanlarının daha doğrudan temas içinde olabildiği, kullanıma da açık binalar olarak tutmak ya da bu tür binalara dönüştürmek mi? Ya da kar getirecek bir takım başka tesislere dönüştürülmesi mi? Bir okul neden bir sosyal tesis olsun?
İB:
Kurum hafızası çok önemli. Dönüşebilir demek her şey dönüştürülecek demek değil. Dönüştürülmesin demek de hiçbir şey dönüştürülmez demek değil. Özellikle bu tür okulların Türkiye’nin elitini yetiştirmekte çok önemli bir işlevi var. Bu binalar dönüşse bile o binaların kendi varlıklarına ve yeni işlevlerine uygun çok özenli mimari yaklaşımları gerekli kılar. Bu konular çok başka düzlemlerde konuşulması gereken şeyler.

Yöneticiler zaman zaman terfi amacıyla mı ya da günlük o rutinlerden canları sıkıldığından mı bilemiyorum bu türden bizim sevmediğimiz “parlak” fikirlere itibar ediyorlar.





Kabataş Lisesi


BG: Sanırım burada farklı değerler de devreye giriyor. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü iyi bir proje ürettiği fikrinde fakat “sivil toplum kuruluşları ve uzmanlar ne diyecek” diyordu. Şimdi ilk değerlendirmeyi de sizinle yapıyoruz bunun üzerine.
İB:
Bizim ne diyeceğimizi belki de hissediyor. Bu tür projelerin benzerlerinin dünyadaki ve tarihteki örnekleri ve bunlara nasıl yaklaşıldığı düşünülmeden bir fikir atılıyor ortaya biz de bunun üzerine uzun uzun konuşmak zorunda kalıyoruz.

BG: İçinde bulunduğumuz son 1 – 2 yıldır İstanbul’daki binaların dönüşümü ve kentsel dönüşüm açısından baktığımızda süre giden, ayağa kalkmaya başlayan bir yaklaşım olduğu görülüyor. Farklı kaynaklardan çıkmış olsa bile, hemen hemen her yerde benzerini gördüğümüz Dubai Kuleleri gibi ya da AKM’nin yerine daha rant getirici başka bir projenin hayata geçirilmesi gibi fikirler ortaya konuyor.
İB: AKM’nin yerine rant merkezli bir şey olmaktan ziyade benim anlayamadığım bir biçimde o binayla uğraşılıyor. AKM üzerine konuşmaları dinlediğimde ranta ilişkin bir şey de hiç duymadım.

Şunu da ayırmamız lazım. Gerek Haydarpaşa, gerek karşısındaki Karaköy olsun bu bölgeler eski liman bölgeleri ve dönüşmeleri gerekiyor. Fakat özen çok önemli. Tüm dünyada eski limanlar dönüşüyorlar. Çünkü bunlar kentlerin merkezindeki kıymetli alanlar ve artık liman olarak pek de anlam taşımıyorlar. Mesela İzmir Limanı’nın da dönüşmesi gerekiyor. Ama sırf mimarlık ve şehircilik açısından değil, kent yönetimini, sosyal hayatı, toplumsal hayatı ve işin ekonomik boyutunu da içine alarak kentin o bölgesinin neye dönüşeceği teknik, estetik ve sosyal bir mesele. Bizi mimarlar ve akademisyenler olarak rahatsız eden; meselelere karşı çıkılmasına rağmen bu tür projelerin çok hızlı bir şekilde konuşulması ve kapatılması.

BG: Saydığınız unsurlardan da sadece ekonomiye odaklanılması.
İB: Ben iktisatçı değilim fakat ekonomi demek sadece belli rant tesislerinin konulması demek değil. Ekonomi bir hesap ve bütün bir fizibilitenin yapılması meselesi. Bütün bunların yapıldığına dair de hiçbir işaret yok. Fakat kentsel dönüşümle karşılaştığımız anda tepki verip “hayır, kentsel dönüşüm olmasın” da diyemeyiz. İstanbul gibi dinamik bir metropolün tartışılmış, mimari ve kent planlama açısından enine boyuna düşünülmüş projelere ve bunun konuşulmasına ihtiyacı var. Ama bizim rahatsızlık duyduğumuz konu dünyadaki liman bölgelerinin veya eski sanayi bölgelerinin dönüşümündeki özenin gösterilmemesi. İstanbul’da Kartal’a olan yaklaşım bunun tam tersi ve iyi bir yaklaşımdır. Nasıl sonuçlanacağını bilemeyiz fakat Kartal’da gösterilen yaklaşım örnek bir yaklaşımdır. Kartal’daki aşamalı yaklaşım ve oradaki özen gösterilirse bütün İstanbul’un dönüşümü elbette ki olmalı.

BG: Sanırım burada hem kentsel dönüşüm fikrinde dikkate alınması gereken noktalar konusunun, hem de toplumsal hayatla tarihin cansız tanıkları olan mimari yapıların arasındaki bağı koparmamanın ne kadar önemli olduğunun altını çizdiniz.
İB: Bizim hafızamız o cansız tanıklar aracılığla sürekliliğini buluyor.

Arkitera, Haber: Gökçe Aras, 29.05.2007

BU GEMİDE TARİH VE KÜLTÜR GEZİSİ YAPILIR





Gaziantep İl Özel İdaresi tarafından İstanbul'dan alınan ve 60 bin dolara mal edilen Kumla Gemisi faaliyete geçti. Özel İdare tarafından 100 bin YTL iç düzenlemesi için harcanan gemi, bundan böyle Zeugma ve Rumkale arasında gezi yapabilecek. Gemi ile turist sayısının artması hedefleniyor.

Genişliği 26 metre, eni 3.20 metre ve 100 ton ağırlığında olan, Gaziantep İl Özel İdaresi tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden alınan Kumla gemisi 2006 yılında Gaziantep'e getirildi. Birecik Baraj gölü içerisinde Zeugma'nın olduğu bölgeye yerleştirilen gemi ilk turistlerini geçtiğimiz hafta gezdirdi. Gaziantep İl Özel İdare Müdürü Abdulkadir Demir, amaçlarının özellikle Zeugma ile Rumkale arasında tur düzenlemek ve Gaziantep'e gelen turist sayısını arttırmak olduğunu söyledi.

 

Geminin Zeugma'ya yakın bir kıyıda demir attığını ve bağlama yerinin Zeugma olduğunu belirten Demir, "Dolayısıyla gelen konuklarımız gemiyle de seyahat edebilme imkanı bulacaklar. Zeugma ile Rumkale arasında yaklaşık 35 km mesafe var. Gemilerin gidiş hızını düşündüğümüzde uzun bir destonesyon. Bu arada gemi Rumkale'ye giderken, Halfeti'den geçecek. Bundan daha önemlisi gelen turistler Ermeniler dönemine ait köş evleri, el değmemiş saray evlerini görme şansına sahip olacak. Fırat Nehri'nin tutulmasıyla su altında kalan evlerin, minarelerin ve diğer yapılan üst kısımların bu seyahat esnasında görülme şansı var" diye konuştu.

 

"Dünyanın gözdesi olan mezopotamyanın kollarından birisi olan Fırat vadisinin eşsiz güzelliği görülecek" diyen Demir, "Ben inanıyorum ki, bu gemiyle yapılacakolan gezinti Türkiye'deki en güzel güzergah olacak. Belki Ege'den, Akdeniz'den daha ilginç olacak. Mezopotamya'nın merkezi olan bir yeri bütün tarihi güzelliklerini ve o vahşi doğasını da turistler bu vesile ile görmüş olacak" şeklinde konuştu.

Gaziantep 27 Gazetesi, 29.05.2007

FATİH CAMİİ ONARIMDAN GEÇİYOR

 

Hatay'ın İskenderun ilçesinde Fatih Camii bakım ve onarımdan geçirilirken, daha güzel ve estetik bir yapıya bürünüyor.

 

Cami cemaati ve hayırsever vatandaşların katkıları ile onarımdan geçirilen cami içerisinde işleme sanatı ve hat yazıları dikkat çekiyor. Geçtiğimiz günlerde halıları yenilenen caminin onarımının iki gün içerisinde tamamlanması bekleniyor.

Zaman, Haber: Mürsel Seher, 28.05.2007

MERSİN'İN TEK OSMANLI ESERİ ESKİ CAMİ'DE RESTORASYON SÜRÜYOR

 

Mersin'in kuruluşunda yapılan ve tek Osmanlı camii olma özelliğini taşıyan Merkez Eski Camii, çevresinde bulunan dükkanlardan kurtarılarak tarihi güzelliği ortaya çıkarılırken, restorasyon da devam ediyor.

 

Sultan Abdulmecid'in annesi Bezm-i Alem Valide Sultan adına 1870 yılında yaptırılan Eski Camii, yıllardır çevresinde bulunan binalar arasında sıkışmış durumda iken, binalar yıkılarak cami ortaya çıkarıldı.

 

Vakıflar Adana Bölge Müdürü Osman Yayla, caminin yanında bulunan kiracıların çıkarıldığını ve bu binaların yıkıldığını belirterek, "Mayıs ayı başında başlayan çalışmaların kasım ayı başında bitirilmesi hedefleniyor. Daha önce caminin yanında dükkanlar vardı. Bunlar yıkıldı. Caminin tamamen ortaya çıkması sağlandı." diye konuştu.

 

Dikdörtgen planlı, ahşap beşik çatılı, tek minareli cami 1901 yılında onarım görmüş.

Zaman, Haber: Ümit Pıtır, Fotoğraf: haberler.com, 28.05.2007

ELMASLAR, MAĞARA ADAMLARI VE KUYRUKLU YILDIZ

 

Oregon Üniversitesi’nden iki bilimadamı, yıllar süren araştırmalarının sonuçlarını geçtiğimiz günlerde Amerikan Jeofizikçiler Birliği’nin Meksika, Acapulco’da yapılan birleşik toplantısında bir bildiri ile açıkladılar. Sunulan bildiriye göre 13.000 yıl kadar önce dünya atmosferinde infilak eden bir kuyrukluyıldız, kuzey yarıkürenin büyük kısmında yangınlara ve felaketlere yol açmış. En az 1000 yıl sürdüğü tahmin edilen mevsim değişiklikleri ise, Avrupa ve Asya’daki insan toplulukları ile Amerika’ya yeni göç etmiş gruplarda büyük nüfus dalgalanmaları yaratmış. Aynı bildiride bilimadamları bu patlamanın etkilerinin sadece insanlarda değil, mastadon, mamut gibi birçok büyük memeli hayvanda da tesbit edildiğini vurguladılar.





Allen West’in söylediğine göre 2-3 km çapındaki kuyruklu yıldız çarpmadan az önce dağılmış ve ardarda birçok patlama yaratmış. Bu patlamalar dünyanın hem yapısını, hem de iklimleri toptan değiştirecek kadar şiddetli olmuş. Çarpmalara ait herhangi bir krater olmaması ise, o dönemde Laurentide Buz Örtüsü’nün kuzey yarıkürenin çok büyük bir kısmını kaplıyor olması ve bu buzun çarpma etkisini emmesi ile açıklanmakta.

 

Bu çarpma ve patlamaların en önemli delili ise Amerika ve Avrupa’da 26 değişik noktada, aynı katmanlarda bulunmuş, “nanoelmas” da denilen, mikroskobik elmas zerrecikleri. Bunlar, karbon zengini bir kuyruklu yıldızın bu ana elementinin inanılmaz basınç ve ısı sonucu geride kalan zerrecikleri.

 

Bilimadamlarının bildirdiğine göre, aynı dönemde Asya’dan Amerika’ya göç eden avcı toplayıcı grupların bir süre sonra yokolmalarının sebebi bu yangınlar, kuraklık ve açlık olabilir. Amerika kıtasının bu ilk insan topluluklarının yokolma sebepleri arkeoloji dünyasında uzun süredir tartışılmakta idi. Öne sürülen en belirgin teori ise mevsim değişiklikleriydi.

 

Patlama ve yangınların diğer bir etkisi de son buzul çağının son kalan buzlarının hızla erimesi ve büyük sellere yol açmış olması olabilir. Nature Dergisinde de yayınlanan ve jeofizikçiler arasında dünya çapında tartışmalar yaratan bu araştırma, ekibin diğer üyesi James Kennett’a göre uzun zamandır süren üç önemli soruyu da cevaplamakta. Bunlar; Amerika’daki taş devri insanlarının aniden yokolmaları, Amerika ve Avrupa’da mamut soyunun tükenmesi ve son buzul çağının ardından hızla sıcak ve kuru bir iklime geçilmesi.

The Observer ve Newswise, 20.05.2007

HIDIR AĞA CAMİİ'NE REKLAM GÖLGESİ

 

Edirne'de Altunhan Çay Bahçesi önüne konulan reklam levhası, o bölgede bulunan Hıdır Ağa Camii'nin görüntüsünü bozduğu gerekçesiyle vatandaşların tepkisine neden oluyor.

Kilerci Yakub Mahallesi'nde Selimiye Camii'nin hemen arkasında yer alan ve halk arasında Küçük Selimiye diye anılan 15'nci yüzyıl Osmanlı eserlerinden Hıdır Ağa Camii'nin ön cephesinde yer alan kaldırımın üzerine konan devasa levha, caminin siluetini kapadığı gibi çirkin bir görüntü oluşturuyor.

Camiye namaz kılmak için giden cemaat bu durumdan oldukça şikayetçi olurken, adeta bir açık hava müzesi olan Edirne şehrinin tarihi eserleri bu eşkilde örtülmemesi gerektiğini vurgulayan vatandaşlar bu durumun bir an önce çözüme kavuşması gerektiğini vurguladılar.

Edirne Internet Gazetesi, Fotoğraf: edirneden.com, 28.05.2007

İSTANBUL'UN KORULARI

 

Yüzlerce yıllık tarihe tanıklık eden, Osmanlı dönemine ait önemli köşk ve sarayları barındıran, hanedanın dinlenme, avlanma ve gezi alanlarını da oluşturan koruluklarda, yüzlerce egzotik ve nadir bitki türü yer alıyor.





Ayazağa Korusu
Sultan II. Mahmud döneminde (1808-1839) Hazine-i Hassa’ya ait olan ve padişahın sık sık avlandığı Haznedar Çiftliği’nin koruluğunu da barındıran Ayazağa Korusu, yaklaşık 8 hektarlık alanıyla çınar, ıhlamur, saplı meşe, at kestanesi ile akçaağaçların yanı sıra diğer korulardakinden farklı boy ve çapta dişbudak ağaçlarıyla dikkat çekiyor. Ayazağa Kasırları ve Av Köşkü’nü de barındıran yaklaşık 1300 ağaçlık koru içerisinde, tamamlandığında Türkiye’nin en büyük kültür merkezi olacak Ayazağa Kültür Merkezi inşaatına devam ediliyor.

Bebek ile Rumelihisarı arasında, Sultan Abdülaziz döneminin Osmanlı Hariciye Nazırı Arifi Paşa’nın adıyla anılan 22 dönümlük korunun içerisinde zamanla yaşanan yapılaşma sonucu büyük bölümü kaybedilirken, Boğaziçi Üniversitesi yerleşkesine doğru çıkan yamaçtaki küçük bir bölümü bugün varlığını sürdürebiliyor.

Büyük bir kısmı inşaatlarla kapatılan ve küçük ağaç kümeleri şeklinde ayakta kalan aynı bölgedeki Ayşe Sultan Korusu’nda ise Himalaya sediri, servi, mavi atlas sediri, erguvan, defne, ceviz, acem dutu, dişbudak, dağ akçaağacı, Macar meşesi, sakız ağacı gibi nadide ağaçlar bulunuyor.

Emirgan Korusu
Bizans döneminde “Kyparates” adıyla anılan ve Baltalimanı’ndan İstinye’ye kadar uzanan geniş bir araziyi kapsayan bir servi ormanı olan bugünkü Emirgan Korusu’nun ismi de IV. Murat’ın İran seferinden dönerken yanında getirdiği Emirgune’nin oğlu Tahmasb Kulu Han’dan geliyor.

“Emirgune Bahçesi” ve “Mirgün Bahçesi” diye de adlandırılan 472 bin metre karelik bu korunun içinde iki su göleti ile İstanbul Büyükşehir Belediyesince, halka açık şekilde işletilen Sarı Köşk, Pembe Köşk ve Beyaz Köşk de yer alıyor. Çevresi duvarlarla çevrili olan Emirgan Korusu’nda 120’yi aşkın bitki ve ağaç türü arasında fıstık çamı, kızılçam, Halep çamı, ağlayan çam, veymut çamı,sahil çamı, Japon kadife çamı, Londra çamı, Avrupa, mavi ve konik ladinler ile mavi atlas, Lübnan ve Himalaya sedirleri, kayın, dişbudak, sabunağacı, salkımsöğüt, Macar meşesinin yanı sıra Kolorado gümüşi köknarı, Çin mabet ağacı,kaymakağacı, Kaliforniya su sediri, sahil sekoyası ve kafur ağacı gibi ender bitki türleri bulunuyor.

Ortaköy ile Kuruçeşme arasında, özellikle 1980’li yıllarda yapılan iki katlı köşklerin yapıldığı Naciye Sultan Korusu’nun da, bugün yeşil olarak kalan 3,3 hektarlık bir alanında sakız ağacı, fıstık çamları, kızıl çamlar, erguvan, gül ibrişim ve sedir ağaçlarıyla, aynı bölgedeki Naile Sultan Korusu ise fıstık çamları, kızıl çam, mavi atlas sediri, cehri, servi, mahlep, çiçekli dişbudak ve manolya ağaçlarıyla varlığını sürdürüyor.

Yıldız Parkı Korusu
Beşiktaş ile Ortaköy arasında yer alan yaklaşık 46 hektarlık alanı ile kent içerisindeki en büyük koru olan Yıldız Parkı, çeşitli tarih kaynaklarında adı geçen defne ormanları ve mitolojik öykülerdeki “Pan”ın Boğaziçi’nde flütünü çaldığı yeşillikler olarak da biliniyor. Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) dönemindeki kayıtlarda ilk kez ismine rastlanan ve 1600’lü yılların başında “Kazancıoğlu Bahçesi” olarak anılmaya başlanan Yıldız Korusu, Lale Devri'nin masalımsı “Çerağan eğlenceleri”nin düzenlendiği yer olarak da tarihte yer alıyor. Yıldız Köşkü’nün de içinde yer aldığı korulukta, yeniçeri teşkilatı kaldırıldıktan sonra kurulan Asakir-i Mansureyi Muhammediye’nin eğitimlerinin de burada yapıldığı biliniyor.

Bezm-i Alem Sultan’ın da bir kasır inşa ettirdiği ve Sultan Abdülaziz’in ise Çırağan Sarayı’nı yaptırdıktan sonra kendisinin de hayran kaldığı bu koruluğu, bugünkü ana cadde üzerinde bir kısmı halen ayakta duran taş ve mermer işlemeli köprüyle saraya bağladığı ve o dönemde sadece padişah ile yakın çevresinin kullanabildiği korunun “Mabeyn Bahçesi” adı ile anıldığı kaydediliyor.

Tahta çıktıktan sonra Yıldız Sarayı’na yerleşen II. Abdülhamid’in Malta, Çadır, Şale, Kaskat, Limonluk, Set ve Cihannüma köşkleri ile Saray Tiyatrosu’nu inşa ettirirken, yerli ve yabancı uzmanlara büyük paralar harcayarak düzenlettiği koru için hatıra defterinde “her metre karesine altın döküldü” ifadesine yer verdiği biliniyor.

Cumhuriyetin ilanından sonra da Yıldız Korusu’nda yeni düzenlemeler yapılırken, 1925’te bir İtalyan işletmeciye verilen ve bir casino olarak kullanılan Şale Köşkü, Atatürk’ün emriyle bu işletmeciden alınıp boşaltılarak yanlış bir kullanımın önüne geçildi.

1930’larda Yıldız Sarayı kompleksi üç bölüme ayrılırken, 1978’de Harp Akademisi’nin kendisine ayrılan bölümden ayrılmasıyla burası Kültür Bakanlığına bağlandı. Şale Köşkü TBMM’ye, koruluk ile içindeki Malta ve Çadır köşkleri ise İstanbul Belediyesi'ne verildi. İmzalanan bir protokolle, 1940’tan itibaren koru “Yıldız Parkı” adını aldı. 1960-70’li yılları arasında bakımsız kalan park, 1979 yılında Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Genel Müdürü Çelik Gülersoy ile İstanbul Belediye Başkanı Aytekin Kotil arasında imzalanan protokolle, içindeki köşkler restore edilerek yeniden düzenlendi ve kullanıma açıldı.

1994’te kira mukavelesi yenilenmeyerek kullanımı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne geçen köşkler ve parkta, aralarında 400 yıllık olanlarla birlikte nadir bulunan sekoyaların yanı sıra çamlar, sedirler, köknar, ladin, dişbudak, porsuk, ardıç, akçaağaç, meşe, yalancı akasya, sofora, at kestanesi, menengiç, Çin şemsiye ağacı, Amerikan lale ağacı, acem dutu, sabunağacı, kaymakağacı ve oya ağacı gibi çoğunluğu yabancı kökenli 120’den fazla egzotik ağaç ve çalı türü bulunuyor.

Küçük Çamlıca Korusu
Üsküdar’da 227 rakımlı Küçük Çamlıca tepesi üzerindeki koruluğu da, yamaçlarındaki Tomruk suları, II. Mahmud zamanında sosyal yaşama açılmasıyla biliniyor. Ancak 1970’li yıllardan sonra yaşanan yapılaşma sonucu büyük bir kısmı tahrip edilen koru, fıstık çamları, karaçam, kızılçam, servi, çınar, gürgen ve ıhlamur ağaçlarından oluşuyor.

Fethi Paşa Korusu
Yine Üsküdar’da bulunan 26 hektarlık Fethi Paşa Korusu, 1960-1980 arasında mülkiyet sorunu nedeniyle bakımsız ve girilemez durumda iken, Büyükşehir Belediyesinin istimlak işlerini tamamlamasının ardından 1985-1987 de bakım alınarak gezinti yolları, koşu parkurları, seyir yerleri, kafeterya ve spor alanlarıyla hizmete açıldı.

Çam, meşe, sakız ağacı, akçakesme, at kestanesi, Trabzon hurması, yalancı akasya, dişbudak, porsuk ve nadide bir ağaç olan Japon kadife çamından oluşan koru, halen İstanbul Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğünün sorumluluğunda bulunuyor.

Hidiv İsmail Paşa Korusu
“Çubuklu Korusu” olarak da bilinen Hidiv İsmail Paşa Korusu, Çubuklu’da sahilden yamaca doğru yükselen yaklaşık 17 hektarlık alan üzerinde kurulu bulunuyor ve bölgedeki yerleşimin Bizans dönemine dayandığı biliniyor.

Bizans kaynaklarında Aziz Alexander’ın kurduğu ve “Akimitis” olarak bilinen ve gece gündüz nöbetleşe ibadet etmeleri nedeniyle “uykusuz” olarak adlandırılan keşişlerin yaşadığı bir manastırın da o dönem bu bölgede kurulduğuna ilişkin bilgiler yer alıyor.

İtalyan mimarisinin hakim olduğu ve 1907’de yapılan “Hidiv Kasrı”nın da bulunduğu Çubuklu Korusu, gümüşi ıhlamur, at kestanesi, porsuk vefıstık çamları, ehrami serviler, saplı meşe, yaz ıhlamuru, dişbudak, yalancı akasya, Akdeniz defnesi, Trabzon hurması, kuş üvezi, erguvan, çitlembik ve Londra çınarı gibi ağaçlardan oluşuyor.

NTV, 28.05.2007



2700 YILLIK
DOKUMA

 

Atina'nın 90 km. güneyinde, Argos'ta yapılan kazı çalışmaları sırasında MÖ 7. yüzyıla tarihlenen kumaş parçası, bakırdan yapılmış ölü küllerinin muhafaza edildiği bir kabın (urne) içinde  bulundu.

Gömünün içinde ele geçen bu kabın muhtemelen Homeros'un İlyada'da bahsettiği, askerlerin küllerinin saklandığı kaplar olabileceğini belirten arkeologlar, bölgede saptanan mezarlar arasında tek kremasyon gömünün bu olduğunu da sözlerine eklediler.

 

Sarı renkli ve organik bir maddeden yapıldığı anlaşılan kumaş parçasının yanısıra silindirik biçimli urnenin içerisinde kurutulmuş nar tanecikleri de bulundu.

Nar taneciklerinin yeraltı dünyasının tanrılarına sunulan adaklar arasında yer aldığını belirten arkeologlar, MÖ 7. yüzyıla ait yanmış insan kemikleri ve küllerini de aynı urnenin içinde bulduklarını söylediler. 

AP, Haber: Nicholas Paphitis, Çev. Yüksek Zemin Arayışı, 10.05.2007

BATMAN'DA TARİHİ SİKKELER ELE GEÇTİ

 

Batman da tarihi eser kaçakçılılarına yönelik yapılan operasyonlarda çak sayıda tarihi eser sikke ele geçirildiği açıklandı. Yapılan açıklamada Organize suçlar şubesi tarafından yapılan iki ayrı operasyonda toplam 314 adet sikkeni ele geçirildiği, ayrı tarihlerde S.Y. ve M.G. adlı kişiler göz altına alınmış ve adı geçen şahısların evlerine yapılan operasyonlarda çeşitli dönemlere ait sikkelerin ele geçirildiği belirtildi.

Açıklamada ayrıca söz konusu tarihi eser sikkeleri satmak için müşteri aradıkları ve evde yapılan aramalarda 1 adet dedektör ve aparatı, 3 adet test solüsyonu, 1 adet büyüteç, 12 adet kıl testeresi, 2 adet kurusıkıdan dönme tabanca, 4 adet şarjör ve 12 adet özel yapım bilyeli fişeğe el konulduğu ve adı geçen iki kişinin adliyeye sevk edildiği ifade edildi.

Haber Diyarbakır, 29.05.2007

KOSOVA'DAKİ OSMANLI ESERLERİNİ AVRUPALI ÜLKELER RESTORE EDİYOR

 

Kosova'daki Osmanlı eserlerinin birçoğu Batı devletlerinin desteği ile onarım ve koruma altına alındı. Başkent Priştine'deki Osmanlı Dönemi'nden kalma şehir hamamı, Avrupa Kültür Merkezi tarafından restore ediliyor.

 

Restorasyon çalışmalarından sonra hamam, Avrupa Kültür Merkezini'nin Kosova Ofisi olarak kullanılacak. Prizren'de Bayraklı Camii olarak bilinen Mehmet Paşa Camii'nin avlusundaki Osmanlı kütüphanesi ve kütüphane içindeki binin üzerinde elyazması eser ve 450 yıllık Kur'an-ı Kerim, ABD'nin koruması ve denetimi altında. Geçen yıl Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı ile Kosova Kültür Bakanlığı arasında tarihi Sinan Paşa Camii ve Priştine'deki Fatih Camii onarım protokolü imzalanmasına rağmen hala çalışmalara başlanmadı.

Zaman, Haber: Enis Tabak, 28.05.2007

HAZİNE İÇİNDE HAZİNE

 

ABD'li uzmanların Atlas Okyanusu'nda 500 milyon dolar değerinde altın ve gümüş para çıkardıkları batığın alt güvertesinde kilitli bir sandık içinde çok daha değerli bir hazine bulunduğu öne sürüldü.


İngiliz The Mail gazetesinin haberine göre, hazineye ulaşan Odyssey Marine Exploration (OME) isimli Amerikan şirketi de çıkarılması gereken çok daha fazla altın olduğunu kabul etti, ancak detaylı bilgi vermedi. Gemi enkazının tam olarak nerede bulunduğunu da güvenlik nedenleriyle açıklamayan OME, "uluslararası sular" demekle yetiniyor.
İddia, batık olduğu sanılan İngiliz gemisi Merhant Royal'e ilişkin 17'nci yüzyıldan kalma gazete kayıtlarına dayanıyor. 1641'de ait bir kupürde, Merchant Royal'in batışı "Denizlerden üzücü haberler" başlığıyla yer alıyor ve yedi denizcinin gemideki bir sandığı kurtarmak isterken nasıl boğuldukları anlatılıyor. Mürettebatın bir bölümü, Merchant Royal'in kardeş gemisi diye anılan Dover Merchant tarafından kurtarıldı. Son ana kadar güverteyi terk etmeyen kaptanı John Limbrey de bu kişiler arasındaydı. Batmadan önce geminin alt güvertesinde olduğu sanılan sandığın akıbeti merak ediliyor.

Milliyet, 28.05.2007

TARİH KIYIMI

 

Definecilerin, Ilısu Barajı suları altında kalacak olan Hasankeyf İlçesi'ndeki tarihi eserlere yönelik katliamı sürüyor. Defineciler bu kez Kalebaşı'ndaki Eyyübiler'den kalma Ulu Cami'yi hedef seçti. Ulu Cami'nin tavanında yalıtım ve havalandırma amaçlı kullanılan küplerde altın olduğunu düşünen defineciler, cami tavanının yıkılmasına neden oldu.

 


Ulu Cami'nin tavanını yıkık halde bulan kazı başkanı Prof. Dr. Abdüsselam Uluçam, gördüğü manzara karşısında öfkelenerek, yapılanın tarihe büyük bir saygısızlık olduğunu ifade etti.

Kazı alanının güvenliğinden sorumlu İdris Kartal, yıkımın define arayıcıları tarafından yapıldığını belirterek "Defineciler, caminin tavanındaki küpleri, içinde altın olduğu düşüncesiyle kırınca, tavan çökmüş. Geçmiş yıllarda da Hasankeyf'in değişik bölgelerinde altın olduğunu iddia eden kişiler tarafından tarihi eserler tahrip edilmişti. Bizans döneminde kilise olarak kullanılan, Eyyübiler döneminde ise camiye dönüştürülen tarihi yapı, kendini bilmez kişiler tarafından bir daha onarılamayacak şekilde kıyıma uğradı" dedi. Kartal, tarihi ilçeyi gezmeye gelen bazı vatandaşların da bilinçsiz bir şekilde tarihi eserlere zarar verdiğini ve tüm uyarılara rağmen bunun önüne geçemediklerini sözlerine ekledi.

Haber Diyarbakır, 28.05.2007

ÇANAKKALE'DE TROY ATININ BAKIMI TAMAMLANDI

 

"Troy" filminde kullanıldıktan sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın teşebbüsüyle Warner Bros film şirketi tarafından Türkiye'ye hibe edilen, 3 yıl önce de Çanakkale Valiliği karşısına yerleştirilen Troy atının yıllık bakımı tamamlandı.

 

Çanakkale Belediyesi yetkilileri, 3 yıl önce Çanakkale'ye getirilerek kordon boyunda valilik önündeki bölgeye yerleştirilen fiberden yapılma atın yıllık bakım çalışmalarının tamamlandığını belirterek, "Tabiat şartları sebebiyle fiber atın dış cephesinde meydana gelen boyalardaki dökülmeler yapılan çalışma ile ortadan kaldırıldı. Ayrıca boyanın ardından atın dış kesimine özel bir püskürtme madde sıkılarak boyası güneş ışınlarına karşı dayanıklı hale getirildi. Yaklaşık 10 gün süren çalışmaların ardından Troy atı daha güzel bir görünüme kavuşturulmuş oldu" dedi

Turizm Gazetesi, 28.05.2007

SÜLEYMANİYE KÜTÜPHANESİ ARTIK GECELERİ DE AÇIK

 

Süleymaniye Kütüphanesi'nde 85 yıl aradan sonra tarihi bir gelenek canlanıyor. Daha önce 08.30-17.00 saatleri arasında açık olan kütüphanenin okuma salonu, bundan böyle hafta içi her gün saat 08.00-23.00 saatleri arasında hizmet vermeye başlayacak.

 

Dünyada en fazla elyazmasına sahip olan Süleymaniye Kütüphanesi'nde 67 bin 350 yazma, 49 bin 663 eski harfli basma olmak üzere 117 bin 22 eser yer alıyor.

Zaman, 28.05.2007

SALATA SOSU İLE ANTİK FRESKLERİ TEMİZLEMEK

 

Rönesans sanatçısı Lorenzo di Pietro’nun (Vecchietta) dünyanın en eski hastanelerinden birisi olan Santa Maria della Scala’daki olağanüstü freskleri, 50 yıl önce restore edilmeye çalışılırken tahrip oldular. Şimdi İtalyan bilimadamları daha çok salata sosuna benzeyen bir karışım ile bu freskleri onarıyorlar.

 

Daha önce koruma amaçlı olarak sürülen poliakrilat freskleri karartmış ve bozmuştu. Floransa Üniversitesi’nden kimyager Piero Baglioni 20 yıl kadar önce bulduğu koruyucu karışımı kiliselerde uygulamış ve çok başarılı olmuştu. Şimdi ise yağ ve su karışımından oluşan bu formülü Vecchietta’nın fresklerinde uygulamaktalar. Aslında uygulanan karışım uzun zamandır petrol türevlerinin temizliğinde başarı ile kullanılmakta idi. Baglioni ise bu karışımı daha iyi ve daha az toksik hale getirmiş. Şekere benzeyen bu yapı, içinde görülebilir ışığın dalga boyunun 1/10 u inceliğinde bir damlacık olarak yağlı temizleyiciyi barındırmakta. Bu mikro karışım önce selülöz liflerine emdirilmekte ve bu şekilde, bir macun kıvamına geldiğinde çok ince bir Japon kağıdı üzerine yedirilip kağıt freskin üzerine belirli bir süre kaplanmakta. Bu yöntem petrol türevi tüm kirleri olduğu kadar yılların birikimi olan yağlı kirleri de mükemmel şekilde temizlemekte.

livescience.com, Haber: Charles Q. Choi, 15.05.2007

MEVLANA MÜZESİ'NE SANAL TUR

 

Türkiye’nin en çok ziyaret edilen ikinci müzesi olan Mevlana Müzesi sanal tura açıldı.

 

Semazen.net’in, yakında hizmete girecek olan Hz. Mevlana Müzesi (Dergah) ile alakalı web sayfası için hazırlattığı "Hz. Mevlana Müzesi 360 derece Sanal Tur" projesi tamamlanarak müze sanal ziyaretçilere açıldı. Geçtiğimiz hafta uygulaması başlatılan proje dahilinde çok sayıda kişinin sanal alemden Mevlana Müzesi’ni ziyaret ettiği belirtiliyor.


Sitede Mevlana Müzesi’yle ilgili geniş bilgiye yer veriliyor. Mevlana Müzesi’ni 21 ayrı noktadan internet üzerinden görebilmeyi sağlayan bu uygulamaya yoğun ilgi gösterildiği belirtiliyor.
Merhaba Gazetesi, Haber: Ali Öz, 27.05.2007

SOFU'NUN TARTIŞILAN TABLOSU ALICI BULDU

 

Ressam Melek Celal Sofu'nun orijinal olup olmadığı konusunda tartışmalar yaratan natürmortu dün İstanbul Antik Sanat'ın düzenlediği müzayedede satıldı.


Hyatt Regency Oteli'nde yapılan ve tablo, ferman, hat gibi sanat eserlerinin yer aldığı "Yaz Müzayedesi"nde Melek Celal Sofu'nun gerçek olup olmadığı konusunda tartışmalar yaşanan tablosu 48 bin muammen bedelle satışa sunuldu. Tabloyu kimliği açıklanmayan bir kişi 62 bin YTL'ye satın aldı. Tablonun satışı sırasında yapılan spekülasyonlar nedeniyle İstanbul Antik Sanat'ın yöneticisi Mehmet Çebi bir açıklama yaptı ve Melek Celal Sofu'nun sözkonusu eserin gerçekliği konusunda bir problemin olmadığını dile getirdi.

Müzayede öncesinde görüştüğümüz Mehmet Çebi, satışa sundukları tabloya güvendiklerini vurgulayarak şunları söyledi: "Biz resmimize güvendiğimiz için onu müzayededen çekmedik. Diğer müzayedelerde yer alan Melek Celal Sofu tablolarının durumunu bilmiyorum. Zaten her Melek Celal tablosu sahtedir gibi bir iddiada bulunulması çok anlamsız. Ayrıca satacağımız resim daha öncesinde ortaya çıkmamış, herhangi bir katalogda da yer almamış bir çalışması ressamın. Kim görüp de kopyasını yapabilirdi ki? Önemli bir ayrıntı da tablonun arkasında II. Mahmud'un tuğrasının yer alması. Bu da tablonun orijinalliğinin önemli bir kanıtı bence. Bugün Doğan Paksoy'un koleksiyonunda Melek Celal'in kişisel mektupları, fotoğrafları da bulunuyor. Bunlara da mı sahte diyeceğiz?"

Melek Celal Sofu'nun bu ay içinde düzenlenen müzayedelerde satışa çıkarılan tablolarının orijinal olmadığı iddia edilmişti. 6 Mayıs'ta Antik A.Ş. tarafından düzenlenen müzayedede satılan Melek Celal tablosu İstanbul Modern tarafından satın alınmış fakat hemen ertesinde orijinalliği konusunda belirsizlikler yüzünden iade edilmişti. Öte yandan bir başka Melek Celal Sofu tablosu da Portakal Sanat Evi'nin 20 Mayıs'ta düzenlediği müzayedesinde son anda satıştan çekilmişti.

Milliyet, Haber: Aslı Onat, 27.05.2007

HAZİNE AVCILARI TARİHİ SURLARI TALAN ETTİ

 

Diyarbakır'ın Silvan İlçesi'ndeki tarihi surlar, define avcıları tarafından tahrip edildi. 

Kale Mahallesi'nde bulunan ve 'Silvan Kalesi' olarak bilinen surlarda, kimliği belirsiz şahısların tarihi eser aradıkları ve bu nedenle tarihi yapıya zarar verdikleri öğrenildi. Öte yandan, define avcıları tarafından yapılan kazı ve tahribat nedeniyle boşaltılan sur dipleri, vatandaşı tedirgin ediyor. Sur diplerindeki taşların çıkarılmasının, yolun çökmesine neden olmasından endişe ediliyor.

Diyarbakır Kent Haber, 27.05.2007

ATA'NIN EVİ YENİLENDİ

 

Selanik'teki Atatürk Evi, Türkiye Yardım Sevenler Derneği (TYSD) üyeleri tarafından değerli el işi ürünler ve antika aksesuarlarla yenilendi.

 Atatürk Evi Müzesi'ndeki Atatürk'ün doğduğu oda, Zübeyde Hanım'ın odası, mutfak, hamam, iki katta da yer alan antreler ile diğer odaların mefruşatları değiştirildi.

 

Zübeyde Hanım'ın odasına 90 yıllık yatak örtüsü ve konsola da yaklaşık 300 yıllık Türk işi örtü serildi. Evin girişindeki antreye ise 200 yıllık bir kilim ile dernek üyesi Sabiha Sonsoy'un anneannesinin çeyizinden bağışladığı 125 yıllık sedir örtü takımı serildi. Hamam ve mutfağa da Ankara'daki antikacılardan temin edilen değerli aksesuarlar konuldu. Ayrıca, Atatürk Evi Müzesi'ndeki 16 geniş ve 14 küçük pencereye Türk kadınlarının ördükleri dantel perdeler ve birizler asıldı. Evin ikinci katındaki antrede yer alan sedir takımın, yine bu kattaki pencerelere takılacak perdeler ise TYSD üyelerince 1 ay içerisinde hazırlanarak, Selanik Başkonsolosluğu'na gönderilecek.

Bugün, 27.05.2007

KALEHÖYÜK ARKEOLOJİ MÜZESİ TURİZMİN HİZMETİNE AÇILIYOR

 

Kırşehir'in Kaman İlçesi'ne Japonlar tarafından yaptırılacak olan Kaman-Kalehöyük Arkeoloji Müzesi inşaatının Mart 2008 başlayacağı bildirildi.





Konuya ilişkin bilgiler veren Kırşehir Milletvekili Mikail Arslan, müzenin açılması ile birlikte Kaman ve Kırşehir'e yaklaşık 100 bin turistin geleceğini belirterek, "Müzeler, günümüzde sergileme, araştırma, tespit ve envanter, yayın, konferans, seminer, sempozyum, depolama, koruma, restorasyon ve konservasyon içeren çok amaçlı kültür sanat ve eğitim kurumları olarak çalışmaktadır. İç Anadolu'nun ortasında bulunan Kırşehir'in Kaman İlçesi'ne bağlı Çağırkan Kasabası'nda yer alan ve 280 metre çapı, 16 metre yüksekliği ile tipik bir Anadolu Höyüğü'nü andıran Kaman-Kalehöyük'te, 1986 yılından itibaren Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü izni ile Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi tarafından kazı çalışmaları yürütülmektedir. Kaman-Kalehöyük kazı alanı önemli turizm ve tarihi merkezlerden Kapadokya'ya, Kayseri-Kültepe, Çorum-Alacahöyük ve Boğazköy'e yakın bir mesafededir. Ankara, Kayseri, Kırşehir gibi büyük şehirlere, bir yada iki saat uzaklıktadır. Ayrıca, bölgede 60 civarında henüz kazılmamış, fakat tespiti yapılmış irili ufaklı höyük bulunmaktadır. Bu bölge Anadolu arkeolojisi açısından çok önemlidir. Bunun yanında yerli ve yabancı turizm açısından da önem taşımaktadır" dedi.

 

Kazılarda bulunan eserlerin, dünya kamuoyuna sunulması için yerinde oluşturulacak bir müzeye ihtiyaç duyulması ile Japon ve Türk Hükümetinin ortak çalışmaları ve görüş alışverişleriyle Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın öncülüğünde müze çalışması başlatıldığını vurgulayan Arslan, " 2005 yılı Mart ayı içerisinde Japonya Dışişleri Bakanlığı tarafından görevlendirilen ve Bakanlığın bir yan kuruluşu olan JICA ve teknik proje heyeti ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü arasında görüşmeler yapılmış ve müze ile ilgili taslak çalışmalar ortaya çıkartılmıştı. Kaman-Kalehöyük Arkeoloji Müzesi, müzelerin içerik ve hizmet konularıyla bağlantılı olarak, kazılardan çıkan eserleri yerinde sergilemek, depolamak, korumak, araştırmak; ziyaretçilerin, yöre halkının ve özellikle çocukların kendi kültürleri ve tarihi geçmişleri hakkında bilgilendirilmesi ve eğitilmesine katkıda bulunma işlevlerini yerine getirmek amacıyla 1500 m2 kapalı alan üzerinde kurulması planlanan bir müzedir. Müzenin tasarım konsepti olarak Kalehöyük temel alınmıştır. Müze binası tamamlandığında, görüntüsü bir höyük şeklinde olacaktır. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın koordinasyonu ile müzenin uygulama projeleri ve inşaatın başlaması için gerekli ön hazırlıklar tamamlanmıştır. Müze binasında sergi salonları, depo, kütüphane, ziyaretçiler ve çocuklar için özel olarak hazırlanan eğitim ve bilgilendirme bölümü, derslik, laboratuar, sinevizyon, fotoğrafhane, teknik servis, dinlenme birimi-kafeterya-hediyelik eşya satış reyonu, güvenlik birimi ve müze idari bölümü gibi birimler yer alacak. Japon hükümeti, çok yakında aldığı bir kararla, müze için 430 milyon Japon Yeni kaynak ayrılmasını ve yapımına 2008 yılı Mart ayında başlanmasını kararlaştırmıştır. Bu kararla 2008 yılı sonunda, müze inşaatı bitirilecek ve bölgenin tarihi ve turistik önemine katkıda bulunacak bir tesis hizmete girecek.

 

Şu anda yılda ortalama 30 bin ziyaretçi Kaman-Kalehöyük kazı alanını ve Japon Bahçesini ziyaret etmektedir. Müze tamamlandıktan sonra daha çok sayıda yerli ve yabancı turistin yöreye gelmesi bekleniyor. Kazı çalışmalarının aralıksız devam etmesinde ve Müzenin bölgemize kazandırılmasında başta Japon Prensi ve hükümet yetkilileri olmak üzere emeği geçen Prof.Dr Omura ve ekibine teşekkür ederken, müzenin şimdiden Kırşehir'imize hayırlı olmasını dilerim" dedi.

Yeni Şafak, 26.05.2007

REZERVASYON SİSTEMİ ANTİK ÇAĞDA DA VARDI

 

Çanakkale'nin Ayvacık İlçesi sınırları içinde yer alan ve geçmişi antik döneme kadar uzanan Assos Antik Kenti'nde, bugünkü rezervasyon sisteminin bir benzerinin uygulandığı ortaya çıktı.

 

Assos Antik Kenti Kazı Başkanı, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Klasik Arkeoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Nurettin Aslan, tiyatronun orta taraftaki oturma yerlerinde 3 meslek grubunun adının yazılı olduğunu, bu grupların demirciler, taş ustaları ve dericiler olduğunu söyledi. Bu meslek grubu mensuplarının, tiyatroda yapılan şenlik, tören ve eğlencelerde kendilerine rezerve edilmiş yerlere oturma şansına sahip olduğunu ifade eden Aslan, "Bu oturma sıraları orta bir bölgede yer aldığı için bu üç mesleğin sahiplerinin o dönemdeki statülerinin orta seviyede, toplumda sevilen sayılan kişiler olduğunu anlıyoruz" diye konuştu. Aslan, antik kentin çevresinde dola-şıldığında oldukça fazla demir cüruflarına rastlanıldığını, bunun nedenin de demirin bu devirde daha çok silah yapımında sıkça kullanıldığını kanıtladığını kaydetti. Aslan, kentin, Troas bölgesinde en fazla korunmuş sur duvarlarına sahip olduğuna ve duvarların inşasının harç kullanılmadan mükemmel bir şekilde yapıldığına da işaret etti.

Birgün, 26.05.2007

KÜLTÜREL MİRAS VE TURİZM KALKINMA TOPLANTISI

 

Güneydoğu ve Doğu Anadolu Kültürel Miras ve Turizm Kalkınma Birliği Birlik Meclisi'nin Mayıs ayı olağan toplantısı, Mardin Valisi Mehmet Kılıçlar'ın başkanlığında yapıldı.

Toplantıya, Adıyaman Valisi Halil Işık, Şırnak Valisi Selahattin Aparı, Şanlıurfa Valisi Yusuf Savaşcan, Kilis Valisi Nevzat Turhan, Mardin Belediye Başkanı Metin Pamukçu, Diyarbakır Vali Yardımcısı Canan Hançer Baştürk, birlik üyesi illerden belediye başkanlarını temsilen yardımcıları, il genel ve belediye meclis üyeleri katıldı. Mardin Valisi Mehmet Kılıçlar, Mardin, Diyarbakır, Gaziantep, Şanlıurfa, Siirt, Şırnak, Batman, Adıyaman ve Kilis il özel idarelerinin ve belediyelerinin ortaklığıyla kurulan birliğin personel ve proje eksikliğinden kaynaklanan sıkıntılarının bulunduğuna dikkat çekti. Önümüzdeki dönemlerde daha yararlı ve kararlı çalışmalar sergilemeyi amaçladıklarını ifade eden Vali Kılıçlar, birliğin EURODA'ya üye olması durumunda, AB projelerinden daha fazla yararlanma imkanı bulacağını belirtti.

Vali Mehmet Kılıçlar, önümüzdeki yıl İstanbul'da yapılacak GAP festivali hakkında da katılımcılara bilgi vererek, "Festival GAP bölgesine yeni açılımlar sağlayacak. Ulusal ve uluslararası katkı ve katılımlar açısında da olumlu sonuçlar doğuracağı bir gerçek. Ayrıca kültürel, tabiat ve turizm değerleri başta olmak üzere bölgenin tanıtımı açısından çok yararlı olacağını düşünüyorum" dedi.

Konuşmaların ardından gündem maddelerine göre meclis üyelerini seçimi yapıldı. Buna göre önümüzdeki dönemde Şanlıurfa Valisi Yusuf Savaşcan, Kilis Valisi Nevzat Turhan, Şırnak Valisi Selahattin Aparı birlik meclisinde görev alacak. Birlik meclisinde görev alacak il genel meclis ve belediye meclis üyeleri ise gizli oyla belirlendi.

Haber Diyarbakır, 26.05.2007

İSTANBUL'DA YENİ BİR MÜZE





Kadir Has Üniversitesi bünyesinde açılan Rezan Has Müzesi, iki sergiye ev sahipliği yapıyor. "Türk Resim Sanatının Bir Asırlık Öyküsü" ve "Anadolu'da Pişen Toprak" isimli sergiler, 22 Temmuz'a kadar Kadir Has Üniversitesi-Rezan Has Müze'sinde ziyaretçilere açık olacak.

 

"Türk Resim Sanatının Bir Asırlık Öyküsü" adlı sergiyle, Türk Resim Tarihi'nin, Osman Hamdi Bey'den Şeker Ahmet Paşa'ya, İbrahim Çallı'dan Fikret Mualla'ya ve günümüz çağdaş sanatçılarına kadar uzanan zengin öyküsü çarpıcı örneklerle ortaya koyuluyor.





"Anadolu'da Pişen Toprak" sergisi ise, Gönül Paksoy'un  koleksiyonundan oluşuyor ve yaklaşık 800 eser sergileniyor. MÖ 7000 ve MS 1.500 arasını  kapsayan Anadolu'nun çeşitli yerlerinden  pişmiş toprak eserler,  ilk defa ziyaretçilerle buluşuyor. Daha önce sergilenmemiş olması ve bazı eserlerin benzersiz olması bakımından kesinlikle görülmesi gereken bir sergi. Kalkolitik Çağ'dan İslami döneme kadar uzanan bir kronolojide sergilenen eserler, Anadolu uygarlıklarından izler sunuyor.





Bu iki sergi kapsamında, Haziranın ilk haftası bir dizi konferans düzenlenecek. 4-5-6-7 Haziran arasında yapılacak olan konferanslara, hem arkeoloji hem de mimarlık alanından pek çok değerli isim katılacak.

Yüksek Zemin Arayışı, 20.05.2007





20 - 26 Mayıs 2007

TOPKAPI SARAYI'NDA OSMANLI MİMARİSİ'NDEN BİR KESİT

 

Doğan Kuban’ın YEM Yayın tarafından yayımlanan ve başyapıtı olarak nitelendirilen Osmanlı Mimarisi kitabının tanıtımı kapsamında düzenlenen “Osmanlı Mimarisi’nden Bir Kesit” fotoğraf sergisinin açılış kokteyli Topkapı Sarayı II. Avlu revakları ve Babüssaade önünde gerçekleştirildi. Yapı-Endüstri Merkezi ile Topkapı Sarayı Müzesi’nin işbirliğiyle gerçekleştirilen sergi, Doğan Kuban’ın “Osmanlı Mimarisi” kitabından seçkiler içeriyor.





Türkiye mimarlık camiasının önde gelen isimlerini buluşturan kokteylin açılış konuşmasını yapan Yapı-Endüstri Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Doğan Hasol, bir 'bilgi merkezi' olmanın getirdiği sorumlulukla çalışmalarını yürüttüklerini belirterek, 'Osmanlı Mimarisi'nin gerçekten bir başyapıt olduğuna dikkat çekti. Daha önce de Osmanlı mimarisini ele alan yayınlar olduğuna değinen Hasol, "Ancak bu bir ilk oldu. Ortaya, yepyeni bir görsel malzeme ile yepyeni bir Osmanlı mimari tarihi yorumu çıktı" diye konuştu.


"Aslında böyle bir kitap yazmaya niyetim yoktu" diyerek söz alan Prof. Dr. Doğan Kuban, İTÜ'de 1952 yılında asistan olarak akademik yaşamına başladığını ve 1953 yılından bu yana da Osmanlı mimarisi hakkında yazdığını hatırlattı ve sözlerine şöyle devam etti.

"Osmanlı, Selçuklu, İslam mimarisi hakkında sayısız sanat tarihçi yazdı, ancak derli toplu bir eser yazılmadı. Böyle bir eser var, ancak o da Goodwin tarafından yazılmış, bizim tarafımızdan değil yani. Bu, kendimi biraz suçlu hissettirdi. Kitabın yararlı olacağına inanıyorum, çünkü bundan daha kapsamlısı yok ve yakın zamanda da olmayacak".


Daha sonra söz alan Topkapı Sarayı Başkan Vekili İlber Ortaylı ise, Doğan Kuban'ın çabalarının önemine işaret ederek, çorak bir araziyi yeşertmeye çalıştığını söyledi. Topkapı Sarayı'nın mimarisi ve değerleri ile hala bir muamma olduğunu, arşivlerinin hala pekçok bilinmeze evsahipliği yaptığını vurgulayan Ortaylı, bu anlamda yapılacak yerel çalışmaların önemi üzerinde durdu.

Sergi, 24 Haziran 2007 tarihine kadar görülebilecek.

Yapı, Haber: Mesut Tufan - Işıl Göreci, 26.05.2007

İSTANBUL MODERN'DE SANAT EĞİTİMİ





İstanbul Modern Sanat Müzesi, Paris'teki Centre Georges Pompidou ile üç yıllık bir anlaşma imzalayarak Genç İstanbul Modern başlıklı bir eğitim programı düzenledi.

 

Garanti Bankası'nın katkılarıyla gerçekleşen Genç İstanbul Modern, 3 yıl sürecek. Centre Georges Pompidou, üç yıl boyunca hem İstanbul Modern Eğitim ve Sosyal Projeler Birimi'ne bilgi ve deneyimlerini aktaracak, hem de çocuk ve gençlere atölye ortamında sanat eğitimi verecek. Ülkemizde ilk kez gerçekleştirilecek bu eğitim programında, yılda iki kez, 2,5 aylık sürelerde 6-16 yaş grubuna yönelik uygulamalı sergi ve atölyeler yer alıyor.

 

Üç yıl boyunca Brancusi, Matisse ve Picasso gibi modern sanatın önemli isimlerinin dünyalarını keşfedecek ziyaretçileri, etkinliğin ilk döneminde 'Taşın İçinde Saklı Kuş' isimli interaktif proje bekliyor. Heykeltıraş Constantin Brancusi'nin atölyesini gösteren on yedi fotoğrafın da yer aldığı sekiz eğitsel oyun alanında çocuklar ahşap ve mermer blokları yontmasını, bir bronz bloku törpüleyip düzeltmesini ya da biçimlendirip parlatmasını öğrenecek. "Taşın İçinde Saklı Kuş" başlıklı program, pazartesi dışında her gün 10.00-12.00 ve 13.00-18.00 arasında her saat başı gerçekleştirilecek.

 

Fransa'da da Paris'te Centre George Pompidou'nun kuruluşunun 30. yılı nedeniyle Gençlik Programı Bölümü'nün hazırladığı FI'ART Ailelerle Uluslararası Sanat Festivali, 2-3 Haziran'da gerçekleşecek. İstanbul Modern'in yanı sıra Paris (Fransa), Taipei (Tayvan) ve Rivoli'de (İtalya) yapılacak festivalde, anne-baba ve çocuklarla "Kullanılmayan Nesneler Müzesi" başlıklı çalışma yapılacak. Çalışmanın amacı, çocukların gündelik hayatta kullanılan ve önemsenmeyen nesnelere farklı gözlerle bakmalarını ve eski eşyalara ilginçlik kazandırmalarını sağlamak.

Zaman, 26.05.2007

LALELİ'NİN KADERİNİ DEĞİŞTİREN TARİHİ MEKAN 'TAŞ HAN'

 

İstanbul Laleli’deki Taş Han, 1980’lerin sonuna kadar kereste deposu olarak kullanılıyordu. Bakımsızlıktan ve ilgisizlikten harabeye dönen handaki dükkanlardan bir kısmını Kemal Ocak, 1987’de satın alınca hem hanın hem de semtin kaderi değişmeye başladı.

Kemal Bey, hanın hisse sahiplerinden Mehmet Karagül ve diğer mal sahipleriyle birlikte 1991’de restorasyona başladı. Anıtlar Kurulu’nun gözetiminde yapılan restorasyonun birinci aşaması 1993’te, ikinci aşaması ise 2000 yılında tamamlandı. Hanın onarımında İstanbul’un en titiz tarihi eser restoratörleri ve ustaları çalıştı. Hanın çatısı ve kubbeleri kurşunla kaplandı.






Süleymaniye’nin sınırlarından çıkıp Divanyolu’ndan sağa döndüğümüzde önümüze Laleli adında bir semt çıkar. Yakın zamanlara kadar masal gibi bir semtti burası. Bir yanda eski konaklar, bir yanda zarif külliyeler, hanlar, medreseler, camiler vardı; diğer yanda ulusal mimarinin önemli örneklerinden biri olan Teyyare Evleri ve erken Cumhuriyet mimarisinin seçkin numunelerinden olan apartmanlar. Kendi halinde yaşayıp giderdi bu semtin insanı. Ama Laleli’den çok çok uzaklarda Berlin adı verilen bir şehir, o şehrin ortasında da bir duvar vardı. O duvar bir gün ansızın yıkıldı. Bu duvarın yıkılışı dünyada en çok nereyi etkiledi diye bir araştırma yapılsa herhalde Laleli ilk sırada yer alırdı.

Duvarın yıkıldığı tarihten bugüne kadar geçen 17 yıl içinde Laleli altüst oldu. Çünkü duvardan kurtulanlar dalga dalga İstanbul’a gelmiş ve Laleli’yi kendilerine mesken edinmişti. Ticaret hareketlenmiş ve konaklama talebi artmıştı. Göz açıp kapayana kadar eski yapılar yıkılıp yerine Berlin Duvarı’nın üç, dört katı yüksekliğinde şekilsiz hanlar, biçimsiz oteller yapıldı. Bir müddet sonra bu otellerden birkaçı kuzeyden gelip İstanbul’da fuhuş sektöründe çalışan beyaz kadınları çalıştırmaya başlayınca bütün Laleli, silinmesi çok zor olan bir damga yemiş oldu.

 

Laleli, son birkaç yıldır bu damgadan kurtulmak için çaba sarf ediyor. Bu arada Lalelililer ve semtin eski esnafı tarihi çevrenin korunması ve İstanbul’a kazandırılması için çalışıyor. Kemal Ocak, Laleli’nin geçmişini kurtarmaya çalışanların öncülüğünü yapıyor.

İstanbul’da Hanlar Bölgesi diye adlandırılan Tahtakale-Kapalıçarşı-Yeşildirek hattı dışında az sayıda tarihi han var. Bu hanların en güzellerinden biri Malta’daki Şekerci Han, ikincisi ise Taş Han.

Osmanlı döneminde Laleli, Divanyolu’nun sonunda yer aldığı için önem kazanmış. Ama 18. yüzyılın sonuna kadar önemli bir eser inşa edilmemiş. Söz konusu tarihte Padişah III. Mustafa, kendi adına bir külliye yaptırmaya karar vermiş. Fakat, cami, medrese, sebil ve handan oluşan bu külliye ortaya çıktıktan sonra her nedense padişahın ismini taşımamış. Böyle olmasının nedeni üzerine çok ilginç bir rivayet var.

Sultan III. Mustafa, külliyenin inşası sürerken semtte yaşayan ve Laleli Baba adını taşıyan bir derviş varmış.

Kışları ev ev dolaşıp lale soğanı dağıtan, bahar günlerinde kulağının arkasına lale konduran bu derviş hamam külhanları inşa ederek ve bu külhanların tamirini yaparak yaşayıp gidermiş. Dervişin namını duyan padişah bir gün onu huzuruna çağırmış ve kendisi için bir dua etmesini istemiş. Laleli Baba da, "Padişahım hayatın boyunca afiyetle ye, iç ve yellen" diye dua etmiş. Sarayın konuşma diline pek uygun düşmeyen bu garip dua hünkarı sinirlendirmiş ve Laleli Baba’yı azarlayarak huzurundan uzaklaştırmış. Bu esnada Laleli Baba "Peki öyle ise yiyin, için lakin asla yellenemeyin" diyerek ikinci bir niyazda bulunmuş. Bu olaydan sonra III. Mustafa’nın karnı her gün biraz daha şişmeye başlamış. İstanbul’da maharetine güvenilen ne kadar doktor ve nefesinin gücüne inanılan hoca varsa birer birer saraya çağrılmış fakat hiçbiri padişahın gazını def etmeye muvaffak olamamış. Sonunda Laleli Baba tekrar saraya davet edilmiş. Laleli Baba ancak şu şartla padişahı şifaya kavuşturacağını söylemiş: Yaptırılmakta olan camiye kendi adı verilecek ve yanına bir türbe inşa ettirilecektir. Padişah can havliyle bu şartı hiç tartışmadan hemen kabul etmiş ve sağlığına kavuşmuş. Laleli Baba, etrafında saray efradıyla sarayın merdivenlerinden inerken herkesin duyabileceği şekilde, "Şu işe bakın yahu bir yele koskoca bir külliyeyi üzerime aldım" diye kendi kendine söyleniyormuş. Sancılardan kurtulan padişah ayrıca, yapılmakta olan Taş Han’ın gelirinden bir kısmının Laleli Baba’ya verilmesini emretmiş.

 

24 saat hareketli olan Laleli’nin gürültülü sokaklarından geçip Taş Han’ın kapısından girdiğinizde sesler ansızın kesiliyor, bu kapı sizi farklı bir zamanın içine çekiyor. Sıra dükkanların olduğu tonozu aşıp çiçeklerle kaplı büyük avluya vardığınızda sevinçli bir şaşkınlık içinde kalıyorsunuz. Avluda oturup çay, kahve içerken tonozun girişinden avluya geçenlerin önce derin bir nefes alarak bu güzelliğin tadını çıkarmak için durakladığını görüyorsunuz. Avlunun sonlarında, hanın derinliklerine inen merdivenlerle karşılaşılaşıyorsunuz. Bu merdiven sizi ikinci bir zamana, bin yıl öncesine götürüyor. Bizans sarnıcına yani.

Kemal Ocak, restorasyon sonrasında bu sarnıcı restorana çevirmiş. Bin yıllık tarihi sarnıç, Rumca’da dilinde kemerli yapı anlamına gelen "Arkat" adını alarak İstanbul’un en şık ve şaşırtıcı lokantalarından biri olmuş. Ocak, küçük avluyu da lokantaya dönüştürerek Taş Han Restaurant olarak hizmete açmış. Arkat kapılarını açar açmaz büyük bir ilgiyle karşılaşmış. Polonya eski cumhurbaşkanı, Avrupa Birliği Parlamenterler Heyeti, NATO toplantıları sırasında İstanbul’a gelen yöneticiler, Birleşmiş Milletler’den temsilciler, büyükelçiler, kültür ataşeleri burada yemek yiyip canlı müzik eşliğinde gece yarılarına kadar eğlenmiş. Tüm dünya Arkat’ın ününü duymuş ama böyle bir lokantanın varlığından sadece İstanbul’un haberi olmamış...
Hürriyet Cuma, Haber: Ersin Kalkan, 25.05.2007

ANADOLU'NUN EN ESKİ YERLEŞİM YERLERİNDEN HARPUT YOKOLUYOR





Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden Harput ilgisizlikten dolayı yok olmanın eşiğine geldi. Türkiye'nin Anadolu'ya açılan kapısı konumunda bulunan ve tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yapan Harput'ta yapılan tahribat halkın tepkisini çekiyor.

 

Kültürel milli miras konumunda olan Harput'ta günden güne yaşanan tahribat ve tarihi erozyona engel olamayan vatandaşlar yetkililerin bir önlem almasını istedi.





Sit alanı ilan edilen tarihi mekanlarda yapılan tahribat herkesin gözü önünde yaşanırken her hangi bir tadilatta bulunamayan vatandaş, koruma planı çıkmamasıyla de iyice çaresiz kalmış durumda.

 

Harput Mahalle Muhtarı Feyzi Kahraman, tarihi ilim ve irfan yuvası olan bir şehrin yok olmanın eşiğine geldiğini belirterek, "Harput'ta bulunan yolları Osmanlı döneminde Arnavut taşı ile döşenmiş. Daha sonra belediyeler tarihi dokuyu göz önünde bulundurmadan yollar asfaltlanmış." dedi.





Harput'ta bulunan tarihi cami ve türbelerin nem çekerek çürümeye başladığını anlatan Kahraman, türbe ve tarihi mirasa saygısı olan herkesin Harput'a sahip çıkması gerektiğini sözlerine ekledi.

 

Vatandaşlardan Süleyman Kılıç, sit alanı olduğu için tahribata uğrayan yerlerde kendilerinin onarım yapamadıkları, tarihi erozyonun yaşandığını vurguladı.

 

Kılıç, "Altyapı eksikliğinin yanı sıra yapılmayan çevre düzenlemesi sıkıntıyı artıyor. Özellikle tuvalet eksikliği şehre gelen ziyaretçileri çok zor durumda bırakıyor." dedi.

TürkiyeTurizm.com, 25.05.2007

BATMAN'DA 5 BİN KİŞİ HASANKEYF 'TARİH KALSIN' DİYE YÜRÜDÜ

 

Batman'da Hasankeyf'e 5 kilometre mesafede bulunan Kesme Köprüsü'nde toplanan yaklaşık 5 bin kişi, önce halay çekip oyunlar oynadı ardından güneşin altında 5 kilometre yürüyerek Hasankeyf'e geldi.

 

Kalabalık grup, "Hasankeyf tarihtir, tarih kalacak, Hasankeyf'e uzanan eller kırılsın" şeklinde slogan atarak Hasankeyf'e kadar yürüdü. Yoldan geçen araçlar ise zaman zaman korna çalarak eylemcilere destek verdi. Yürüyüş esnasında emniyet güçleri sık sık megafonla eylemcileri, trafiği tıkamamaları konusunda uyardı.

 

Hasankeyf'e gelen kalabalık grup, basın açıklamasını Dicle kenarında yaptı. Özgür Yurttaş Girişimi temsilcileri suya grip basın açıklamasını okudu. Özgür Yurttaş Girişimi temsilcisi Mesut Aydın, Diyarbakır, Mardin, Siirt ve daha birçok yerden, Hasankeyf'in sessiz çığlıklarına ses olmak için Batman'a geldiklerini ifade etti.

 

Binlerce yıllık bir kökleşmiş değerin çığlıklarını duymayan vicdanlara seslenmeye geldiklerini belirten Aydın, "7 bin yıllık ve belki de daha fazla bir tarih 50 yıllık ömrü olan baraja mahkum ediliyor. Yapılacak baraj kapsamındaki yerleşim alanları insansızlaştırılmakta, vadinin kapsama alanındaki eko sistem ve canlı türleri yok edilmeye bırakılıyor. Hasankeyf Mezopotamya'da değil de Avrupa'da olmuş olsaydı belki de barajın adı bile geçmeyecekti." dedi.Eylemciler daha sonra olaysız bir şekilde dağıldı.

TürkiyeTurizm.com, 25.05.2007




ULUSLARARASI KAZI, ARAŞTIRMA VE ARKEOMETRİ SEMPOZYUMU

 

Uluslararası Kazı, Araştırma ve Arkeometri Sempozyumu’nun 29.su, Kocaeli Üniversitesi, Umuttepe Kampusü, Kültür ve Kongre Merkezi Salonları’nda 28 Mayıs - 01 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

 

Sempozyum süresince 2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı izni ile gerçekleştirilen arkeolojik kazılar, yüzey araştırmaları ve bu çalışmalarda ele geçen buluntular üzerindeki arkeometrik çalışmalar ile Müzelerimizde yapılan bilimsel çalışmalara ilişkin bildiriler sunulacak.

 

Sempozyumda, hafta boyunca üç salonda kazılara ait 145, yüzey araştırmalarına ait 100, arkeometrik çalışmalara ait 34 ve müze araştırmalarına ait 22 olmak üzere, toplam 301 bildiri yer alacak.

TAY Haber, 25.05.2007

EN PAHALI FOTOĞRAFÇI İSTANBUL'DA

İstanbul Modern, 30 Mayıs-26 Ağustos 2007 tarihleri arasında, dünyaca ünlü Alman fotoğrafçı Andreas Gursky’nin retrospektif sergisine ev sahipliği yapacak. Münih’teki Haus der Kunst tarafından düzenlenen sergide, sanatçının 23 yıllık kariyerini kapsamlı biçimde yansıtan 35 fotoğraf yer alacak.

 

Haus der Kunst’un baş küratörü Thomas Weski’nin düzenlediği sergi, hem Gursky’nin Türkiye’deki en büyük kişisel sergisi hem de uluslararası bir çağdaş fotoğrafçının İstanbul Modern’deki ilk kapsamlı kişisel sergisi olacak.

 

Serginin gerçekleşmesinde Merrill Lynch, Westlb Bank, Türk Alman İşadamları Kültür Vakfı, Goethe Institut, Almanya Federal Cumhuriyeti Başkonsolosluğu ve Tepta katkıda bulundular.

Sergide yer alan yapıtlar seçkisi, Gursky’nin dünyanın birçok farklı coğrafyasını gözler önüne seren benzersiz bakışını kapsamlı bir biçimde yansıtıyor. Sergilenen fotoğrafların otuzu, sanatçının 2001 yılında New York Modern Sanat Müzesi’nde büyük ses getiren retrospektif sergisinden sonra ürettiği yapıtlardan oluşuyor. Boyutları, gözüpeklikleri, renk kullanımları ve şaşırtıcı nitelikleri ile öne çıkan bu yapıtlar, sanatçının 1984 yılından günümüze uzanan sanatsal üretimini ortaya koyuyorlar.

 

"Bu sergi benim için yeni bir alan anlamına geliyor..." diyen Gursky, dijital teknolojiyi kullanarak tanıdık motifleri yeniden yorumladı ve fotoğraflarının standart boyutunu büyüterek özellikle bu sergiye uygun hale getirdi. Sergide yer alan fotoğrafların en büyük olanları, yaklaşık olarak 2 x 5 m. boyutlarını taşıyor. Gursky’nin sergilenecek yapıtlardan biri olan 99 Cent II Diptychon adlı fotoğrafı, 2006 yılında yapılan bir müzayedede, yaşayan bir fotoğrafçının yapıtına şimdiye kadar ödenen en yüksek ücret ile bir rekora imza attı.

Hürriyet, 25.05.2007

BOLU'DA TARİHİ ESERLERİN HALİ İÇLER ACISI

 

Bolu'da 12 Kasım 1999 yılında yaşanan depremin ardından ağır hasar gören Bolu Kültür ve Turizm Müdürlüğü binası yıkılarak yenisi yaptırılmıştı. Binanın yapımı esnasında tarihi eserler yıllarca konteynırlarda muhafaza edildi. Binanın yapımı tamamlandıktan sonra Müze Müdürlüğü için özel sergi salonu yaptırıldı. Değerli ve küçük tarihi eserler burada sergilenmeye başlandı. Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün girişinde üst üste bırakılmış bir şekilde bekleyen onlarca Roma dönemine ait eser terk edilmiş bir şekilde bekliyor. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün bahçesi tarihi eserlerin sergilenmesi yerine araç park yeri olarak kullanılıyor. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü bünyesinde bulunan Müze Müdürlüğü yetkilileri, müdürlüğün bahçe düzenlemesi için çalışmaların yapıldığını ve bu yıl içerisinde çalışmaların tamamlanacağını söylediler.

Bolunun Sesi, 25.05.2007

SELZEDE ESERLERİN ONARIMI TAMAMLANDI

 

Batman’da yaşanan sel afetinin ardından ağır hasar gören ve Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi tarafından Konya’ya getirilerek üzerinde çalışılan el yazması 30 tarihi eserin onarımı tamamlandı.

 

Bölge Yazma Eserler Müdürü Bekir Şahin, kurtarılan kitapların 3-4 asırlık olduğunu hatırlatarak, “Biz selin ardından bölgede kitaplara Batman’da ilk bakımı yaptığımızda su ve çamur içerisinde kalmış olduğu için hamurlaşmış vaziyetteydi. Kitapları Konya’ya getirdik. Güzel Sanatlar Fakültesi’nden destek alarak yaklaşık 20 kişi ile birlikte kitapları kurtarmak için çalıştık” dedi. Önce kurutma, sonra da sırasıyla temizlik, bakım, onarım ve ciltleme çalışmalarının yürütüldüğünü dile getiren Şahin, dijital kopyalarının ve CD’lerinin alınarak eser sahibi kişiler ile kütüphaneye verilmesi ile sürecin tamamlandığını kaydetti. Orijinal kitapların ise Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi demirbaşları arasında kaydolduğunu aktaran Bekir Şahin, böylece tarihin mirası eserlerin çok yönlü olarak toplumun hizmetine sunulduğunu vurguladı. Kurtarılan kitapların matematik ve tıp alanında eserlerden oluştuğunu dile getiren Şahin, tıpla ilgili eserin Türkoloji Bölümü öğrencileri tarafından tez konusu yapıldığını sözlerine ekledi.

Merhaba Gazetesi, 25.05.2007

TRİPOLİS GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR

 

Denizli'de Buldan’ın Yenicekent beldesindeki Tripolis Antik Kenti'nin gün yüzüne çıkarılması konusunda çalışmalar sürüyor.

 

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümünden kazı heyeti başkanı Yrd.Doç.Dr. Aytekin Erdoğan Denizli Valisi Dr.Hasan Canpolat’ı makamında ziyaret ederek kazı çalışmalarının başlaması için yapılan hazırlıklarda gelinen son nokta hakkında Vali Canpolat’a bilgi verdi.

 

Kazı çalışmaları konusunda gerekli hazırlıkların yapıldığını, projelerin oluşturulduğunu söyleyen Yrd.Doç.Dr.Aytekin Erdoğan, hazırlanan projelerin Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın onayına sunulacağını, bakanlık onay verdiği taktirde kazı çalışmalarına başlamak için harekete geçileceğini dile getirdi.

 

Tripolis antik kentinin çok küçük bir bölümünde Yenicekent Belediyesi'nin girişimleriyle kazı çalışmaları yapılmış, ancak belediyenin kaynakları sınırlı olduğu için kazı çalışmaları sürdürülememişti. Oldukça geniş bir alana yayılan antik kentin, hemen hemen tamamı toprak altında. Belediye'nin yaptırmış olduğu kazı çalışması sonucu yalnızca birkaç sütunun olduğu bölge gün yüzünde.

denizlili.net, 25.05.2007

DÜNYANIN EN ESKİ ÇIPASI URLA'DA BULUNDU

 

Türk ve İsrailli arkeologların Urla Limanı'nda yaptıkları kazılarda dünyanın en eski tahta çıpası bulundu. Kazıları Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi ile ortak yürüten Hayfa Üniversitesi Deniz Araştırmaları Enstitüsü'nden yapılan açıklamada, Urla'nın antik Liman Tepe mevkiinde, deniz yatağının 1,5 metre altında bulunan çıpanın, şimdiye dek bulunan en eskisi olduğu belirtildi.


MÖ 7. yüzyılın sonuna tarihlenen çıpa ile birlikte ortaya çıkarılan diğer buluntular, antik Yunan yerleşimi Klazomenai'nin kullandığı limanın büyük olasılıkla bir MÖ 6. yüzyılda meydana gelen deprem ile yerle bir olarak battığını gösteriyor.


Ankara Üniversitesi'nden Prof. Hayat Erkanal ve Hayfa Üniversitesi'nden Prof Michal Artzy başkanlığında, 5 bin yılı aşkın bir denizcilik tarihine sahip Urla'da yapılan kazılar 2000 yılından bu yana başarıyla yürütülüyor.

Haber Ekspres, 25.05.2007

SAHTE RESİM ŞOKU

 

Müzayedelerde biri satılan, diğeri son anda satıştan çekilen Melek Celal Sofu imzalı 2 tablo sahte olduğu gerekçesiyle iade edildi.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul'da 2 önemli müzayede yapıldı, bu haftasonu da üçüncüsü yapılacak. Ancak bu üç müzayedede satışa çıkartılan Melek Celal Sofu imzalı eserlere "sahte" gölgesi düştü. İlk müzeyedeyi 6 Mayıs'ta Antik A.Ş düzenledi. Sofu imzalı resim 40 bin YTL'ye İstanbul Modern Sanat Müzesi'nce alındı. Ancak müze daha sonra sahte olduğu şüphesiyle tabloyu iade etti.

 

İkinci müzayede 20 Mayıs'ta yapıldı. Sofu'nun eseri 40 bin YTL bedelle müzayede kataloğunda yer aldı ancak son anda satıştan çekildi. Tüm bunlardan sonra şimdi, 27 Mayıs'ta Antik A.Ş. tarafından düzenlenecek müzayedede 48 bin YTL bedelle satışa çıkacak Sofu imzalı tabloya şüpheyle bakılıyor. Resimleri müzayede evlerine satan Troy Sanat'ın sahibi Atilla Taşpınar ise "5 esere 140 bin dolar ödedim, sahte resimleri hepimize yutturmuşlar. Savcılığa başvuracağım ama önce resimlerin sahte olduğunu onaylatmam gerekiyor" diyor.

Melek Celal Sofu kimdir?
1896 yılında İstanbul'da doğdu. Müzik, resim, heykel, hat ve süsleme sanatı üzerine çalışmalar yaptı. Nazmi Ziya'dan ders aldı, Paris'teki Julian Akademisi'nde çalıştı. Portre, çıplak ve natürmort resimler yaptı. Eserlerinde arka planda el yazmaları yer alması sanatçının ayırt edici bir özelliği... Son sergisini 1964 yılında Münih'te açan sanatçı 1976 yılında vefat etti.

Vatan, 25.05.2007

TAŞKUYU MAĞARASI'NDA İNCELEME BAŞLATILDI

 

Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürlüğü Mağara Araştırma Grubu, Mersin'in Tarsus İlçesi'ndeki Taşkuyu Mağarası'nda inceleme başlattı. İnceleme sonucu mağaranın konumu rapor haline getirilecek.

Mağaranın turizme kazandırılması gerektiğini belirten ekip yöneticisi Koray Törk, Taşkuyu Mağarası'nın her mağarada bulunmayan özelliklere sahip olduğunu, ender görülen heliktit (aykırı) oluşumlar bulunduğunu söyledi. Törk, "Mağaranın turizm değeri var. Kısa sürede turizme kazandırılmalıdır. Her mağarada bulunmayan özelliklere sahip bir yapısı var. Görsel olarak çok güzel. Yalnız yol çalışması sırasında mağaranın bazı bölümleri olumsuz etkilenmiştir. Yaptığımız incelemede dışarıdan yüzde 80 nem oranı ile 20 derece sıcaklık olduğu tespit edildi. Çalışmalarımızı rapor haline getireceğiz. Mağarada, diğer mağaralarda bulunmayan heliktit oluşum bulunmaktadır. Doğal bir oluşum olan bu mağarada hiçbir canlıya ve canlı kalıntısına rastlanmadı. Mağara, traverten birikimi açısından son derece zengindir. Galerileri oluşturan traverten sütunlar geniş yer tutmaktadır. Ayrıca yan duvarlar perde travertenlerle süslüdür. Mağarada yer yer sarkıtlarda su akıntısı ve yerde küçük tatlı su göletleri bulunmaktadır. Taşkuyu Mağarası mutlaka turizme kazandırılmalıdır" dedi. 

Mağaranın turizme kazandırılması için yerel yönetim olarak büyük destek verdiklerini ifade eden Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz, belediye olarak tarihe ve kültürel değerlere her zaman sahip çıktıklarını söyledi. Kocamaz, "Belediye olarak mağaranın turizme kazandırılması için çalışma başlattık. Mağaranın giriş kapısını yaptık. MTA Genel Müdürlüğü Mağara Araştırma Grubu'nu kentimize davet ettik. Ekip mağarada çalışmalarına başladı. Yaptıkları incelemeleri rapor haline getirecekler. Biz de üzerimize düşen görevi yaparak her türlü desteği veriyoruz. Tarsus'un turizmden hak ettiği payı alması için mağarayı turizme kazandıracağız. Tarihe ve kültüre sahip çıkma çalışmalarımız devam edecektir" diye konuştu.

Mersin Kent Haber, 24.05.2007

KAYA RESİMLERİ NİHAYET MUĞLA'DA

 

Muğla’nın Milas İlçesi’ndeki Heraklia Antik Kenti’nde bulunan Latmos harabelerinde, Alman Arkeolog Aneliese Peschlow tarafından bulunan 8 bin yıllık geçmişe sahip kaya resimleri Muğla’da sergilenecek. Muğla Müze Müdürü Şevki Bardakçı, 1994 yılında Alman Arkeolog Aneliese Peschlow tarafından Milas İlçesi’ndeki Latmos harabelerinde, üzerinde paleolitik döneme ait resimlerin yer aldığı kayaların bulunduğunu hatırlattı. Peschlow tarafından çekilen kaya resimlerinin Avrupa, ülkelerinde, Ankara ve İstanbul’da sergilendiğini bildiren Bardakçı, fotoğrafların yarın Muğla’da valilik ve sponsorların katkılarıyla halkın izlenimine sunulacağını söyledi.

Alman Arkeolog Aneliese Peschlow, sergi öncesinde, ilk kaya resimlerini 1994 yılında bulduğunu, bu sayının 1998 yılında 20’ye ulaştığını bildirdi. Bu çalışmanın dünyada başka bir örneğinin bulunmadığını belirten Peschlow, “Şimdiye kadar 13 ülkede sergilenen resimlerin dünyada başka bir örneği yok. Bugün itibariyle 170 resmin varlığı biliniyor” diye konuştu. Arkeolojik kazı anlamında Türkiye’nin dünya ile kıyaslandığında çok zengin bir ülke olduğunu vurgulayan Peschlow, şunları kaydetti:

“Biz burada bilinmeyen bir şeyi gün ışığına çıkarmış bulunuyoruz. Bu kaya resimleri, Neolotik dönemden yerleşik döneme ilk defa Anadolu’da Türkiye’nin batısında bu yerde başlandığını ve buradan yerleşik düzenin batıya Avrupa’ya yayıldığını gösteriyor. Yerleşik düzenle ilgili dünyada şimdiye kadar başka bir bulguya rastlanmadı. Bu bulgulara göre, yerleşik düzen Türkiye’nin Latmos Dağları’nda başladı. Bu kaya resimlerinin en önemli teması aile, ailenin önemi bu dönemde ortaya çıkmış.”

Kaya resimlerine ait fotoğraflar, Avrupa’da 13 ülkede sergilendikten sonra 4 Kasım 2007’den itibaren İstanbul’da Koç ailesine ait Sadberk Hanım Konağı’nda sergilenmeye başladı. Ankara’da 15 Şubat 2007’de sergilenen Kaya resimlerinin fotoğrafları Muğla Müzesi Güzel Sanatlar Galerisi’nde izlenime sunuldu.

Akşam Ege, 25.05.2007

SARAYIN ALTINDAN KAT OTOPARKI ÇIKTI

 

İstanbul-Eminönü'nde bulunan tarihi Ali Paşa Sarayı'nın yerine katlı otopark yapıldığı ortaya çıktı. 142 yıl önce yapılan ancak 94 yıl önce meydana gelen Mercan yangınında tamamen yanan, Osmanlı paşalarına ve ailelerine ev sahipliği yapan sarayın yerine, şimdi otomobiller park ediyor.

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan "tarihi yarımada koruma nazım imar planı" çerçevesinde, tarihi yarımadada 50 bin bina ve yapıya 5 bin cadde sokağa ilişikin bilgi ve belge toplandı. Yarımadada 1848'den günümüze kadar yıkılan tüm anıt eserlerin tesbitleri yapılırken, plan alanının tümünün silüeti çıkartıldı. Bin 100 tarihi eserin tamamen yok olduğu tespit edildi. Tarihi Ali Paşa Sarayı'nın da yok olan tarihi eserler arasında bulunduğu belirlendi. Yapılan incelemelerde, üç katlı olan Ali Paşa Sarayı'nın 1911 yılında meydana gelen yangında büyük hasar gördüğü ve geride kalan saray kalıntılarının, dönemin İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay döneminde yıkıldığı belirlendi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi katlı otoparkı yıkarak, sarayı aslına uygun Belediye Yönetim Binası yapmak için harekete geçti ve 12 Haziran'da proje ihalesi yapmak için karar aldı.

Sabah, Haber: Ercan Sarıkaya, 25.05.2007

"SAĞLIK MÜZESİ'NİN KARDEŞİNİ KURTARALIM"

 

Trakya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Armağan Altun, Trakya Üniversitesi'nin bölgesinde ve çevresindeki tarihi mirasa sahip çıktığını belirterek, “Elimizde bir Sağlık Müzemiz var. İkincisi Trakya Üniversitesi başkanlığında Allianoi'de süren kazılarda ortaya çıktı. Yortanlı Barajı yapılırsa Allianoi sular altında kalacak. Hükümetin Yortanlı Barajı'nın yapılmasından vazgeçmesini istiyoruz” dedi.

Allianoi'deki kazıların başında bulunan Trakya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Yaraş, Allianoi'nin dünyada en fazla tıp eserinin bulunduğu yer olduğunu, burasının sular altında kalması halinde tam anlamıyla ne kaybedileceğinin bilinmediğini söyledi. Yrd. Doç. Dr. Ahmet Yaraş, Allianoi'de yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan sağaltım merkezinin dünyada kalan en iyi kaplıcalardan biri olduğunu belirterek, “Trakya Üniversitesi olarak Allianoi'de 1998 yılından bu yana kazılara katılıyoruz. Kazılara başladığımızda tarla gibi görünen alan şu an ören haline geldi. Bergama'nın 188 kilometre kuzeydoğusunda bulunan bu alanda yapımına 1994 yılında başlanan sulama amaçlı Yortanlı ve Çaltıkor Barajı inşa ediliyor. Bu barajlar tamamlanırsa Allianoi, barajın gölet suyunun altında kalacak. Allianoi'nin 2 bin yıllık bir tarihi bulunuyor. Bu yılki kazılar için şu ana kadar ruhsat verilmedi. Bu nedenle kazılara başlayamıyoruz” dedi.

Trakya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Yaraş, Allianoi'deki kaplıcaların bulunduğu Sağlık Müzesi'ni dünyanın en sağlam kalan tarihi ılıcası olarak nitelendirerek, “Bu bölgede sadece arkeologlar değil, farklı alanlarda uzman bilim adamları çalışıyor. 8 yıl süren kazılarda 30 yılda erişilebilecek bulgulara ulaştık. Bulduğumuz 890 seramik eseri, 60 heykeli Bergama Müzesi'ne teslim ettik. Allianoi, 1998 yılında 1. derecede SİT alanı ilan edildi. Hükümetten kazıları tamamlamak için 5 yıl bir süre istiyoruz. Ekonomik destek sağlandı, biz sadece kazı ruhsatı istiyoruz” dedi.

Trakya Üniversitesi'nin 1998 yılından bu yana Allianoi'deki kazılara katıldığını belirten T. Ü. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Armağan Altun, üniversitenin Edirne'de bir Sağlık Müzesi bulunduğunu, Allianoi'deki kazılarda ortaya çıkarılan 2'nci müzeyi de kaybetmek istemediğini söyledi. Prof. Dr. Altun, hükümetin Yortanlı Barajı'ndan vazgeçmesini istediklerini ifade ederek, “Allianoi ciddi bir tedavi merkezi, ülkenin prestijli turizm ve tarihi merkezi olabilir. Hükümeti bu projeden vazgeçirme şansımız olabilir. Kısa vadeli projelerden öte uzun vadeli projeler için çalışmak gerekiyor. Yortanlı Barajı'ndan vazgeçmek ciddi bir kayıp olmaz” dedi.

Edirne Fotoğraf Sanatı Derneği (EFOT) Başkanı Serdar İyiz, bir ay önce yapılan Türkiye Fotoğraf Sanatı Derneği'nin Genel Kurulu'nda Allianoi'yi gündeme taşıdığını belirterek, “Bütün illerin dernek başkanları ve federasyon yetkililerine topladığımız bilgi ve belgeleri sunduk. Bunun üzerine Federasyon 27 Mayıs'ta Allianoi'ye gitmeye karar verdi. O gün Allianoi'de açıklama yapılacak. Çekilecek fotoğraflardan sergi oluşturulacak” dedi.

Sağlık amacıyla kullanılan ve Romalılar döneminde yapılan kaplıcalar, 1992-1998 arasında şifa amaçlı kullanıldı.

Edirne Internet Gazetesi, 24.05.2007

AFRODİT'İN AYNASI KAPALIÇARŞI'DA ÇIKTI

 

İstanbul Kapalıçarşı'da tarihi eserlerin piyasaya sürüleceği ihbarı üzerine Mali Şube ekipleri devreye girdi. Yapılan operasyonlarda Yunan, Roma ve Bizans dönemlerine ait çok sayıda tarihi eser ele geçirildi.

 

Eserler arasında Afrodit'in güzellik aynası ve iki Bizans imparatoruna ait sikkeler de bulunuyor. Mali Şube Müdürlüğü dedektiflerinin ele geçirdiği tarihi eserler arasında bulunan Afrodit aynasının MÖ 3. yüzyıl eseri olduğu ve paha biçilemediği ortaya çıktı. Afrodit aynası işyerinde bulunan Hüseyin Canpolat ifade verme işlemleri tamamlandıktan sonra adliyeye gönderildi.

Sabah, Haber: Rıdvan Tezel, 24.05.2007

BELEDİYE, BOZDOĞAN KEMERİ İÇİN BİNASINI YIKTI

 

Tarihi eserleri gün ışığına çıkarmak için görüntüyü bozan eski yapıları yıkım faaliyetlerine Fatih Belediyesi de katıldı. Belediye, Bozdoğan Kemeri'nin bitişiğindeki ek hizmet binasını, kemerin bütünüyle ortaya çıkması amacıyla yıktı.

 

Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, ilçeyi 2010 yılına hazırlayacak birçok tasarım ve yenileme projesine imza attığını belirterek, "Fatih'te tarihi eserleri gün ışığına çıkartıyoruz." dedi. Demir, Bozdoğan Kemeri'nin de Fatih İlçesi'nde bulunan önemli tarihi eserlerden biri olduğunu ve bu eserin ön plana çıkartılması için çalışmalara ilk önce belediye ek hizmet binasından başlandığını söyledi. Fatih Belediyesi, 22 senedir kullandığı ek hizmet binasının yıkımını gerçekleştirdi. 1985 yılında Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan ve Fatih Belediyesi'nin çeşitli müdürlüklerince vatandaşa hizmet veren 200 metrekare zemin alanı bulunan 3 katlı, 600 metrekarelik betonarme bina iş makineleri tarafından yıkıldı. Tarihi Bozdoğan Kemerleri'nin görünümünü engelleyen binanın yıkılmasıyla birlikte tarihi eserin ön plana çıkartılması planlanıyor.

Zaman, 24.05.2007

MÜZEYİ İLK DEFA GÖRDÜLER

 

18-24 Mayıs tarihleri arasında kutlanan Müzeler Haftası nedeniyle yardıma muhtaç çocuklara ve Düzce merkezdeki ilköğretim okulu öğrencilerine Konuralp Müzesi gezdirildi.

 

Hayatlarında hiç müzeye gitmemiş olan Rıza Malatyalı İlköğretim Okulundan 30 öğrenci müzeyi ve tarihi eserleri görme fırsatı yakaladı. Müzeyi ve eserleri hayranlıkla izleyen küçük öğrencilere daha sonra öğlen yemeği ikramında bulunuldu.

 

Arkeolog Züleyha Kartal önemli, kültürel mirasın ve tarih bilincinin kazandırılması amacıyla başlattıkları bu projenin devam edeceğini söyledi.

Bu tür etkinliklerin küçük yaştaki çocukların tarihe ve kültüre sahip çıkacak birey olarak yetiştirilmesinde etkili olacağını belirten Önemli, öğrencilere müzedeki tarihi eserler hakkında bilgiler verdi.

DüzceDamla, 24.05.2007

TARİHİ SİNOP CEZAEVİ, KÜLTÜR KOMPLEKSİNE DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR





Tarihi Sinop Cezaevi'nin kültür kompleksi haline getirilerek korunması amacıyla başlatılan çalışmalar devam ediyor.

 

Sinop İl Kültür ve Turizm Müdürü Hikmet Tosun çalışmalarla ilgili yaptığı açıklamada, "Adalet Bakanlığı Yapım İşleri Dairesi Başkanlığı'ndan 5 kişilik bir heyet gelerek tarihi cezaevinde fizibilite işlemlerinde bulundu. Heyete cezaevinde yıkılacak ve kalacak binaları göstererek bunların fonksiyonları hakkında bilgi verdik'' dedi.





Cezaevinde ayrıca bir Deniz Müzesi kurulmasının planlandığını ifade eden Tosun, ''Tarihi cezaevi içinde Adalet Müzesi ve kentin kimliğini yansıtan Deniz Müzesi kurulması planlanıyor. Bu konuda Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'mız aktif olarak yer almak istiyor, biz de bunu memnuniyetle karşıladık. Bu ay içersinde Samsun Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'na tarihi cezaevinin restitüsyon restorasyon dönemleme ve peyzaj konuları içeren projelerimizi kurula sunacağız. Kuruldan geçtikten sonra tarihi dokuyu ortaya çıkaracak çalışmalara başlayacağız." dedi.





Tosun, Samsun Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun kararından sonra 2 müzenin kurulabilmesi için gerekli çalışmalara 2 ay içinde start verileceğini, Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşıyan tarihi yapıdaki bu özelliği göz önüne alınarak bir çalışma izleneceğini sözlerine ekledi.

TürkiyeTurizm.com, 24.05.2007

MÜZE VE ÖREN YERLERİNİN GİRİŞ ÜCRETLERİNDE DÜZENLEME

 

Muğla Kültür ve Turizm Müdürü Osman Murat Süslü, Türkiye'de müze ve ören yerlerinin giriş ücretlerinde düzenleme yapıldığını bildirdi.


Süslü, 1 Nisan- 31 Aralık 2007 tarihleri arasındaki dönemi kapsayacak olan düzenleme ile Türkiye genelinde çok sayıda müze ve ören yerinin giriş ücretlerinde indirim yapıldığını belirtti.
Osman Murat Süslü, "Uygulanmaya başlayan karar doğrultusunda giriş ücreti yüzde 50 düşürülen yerlerden birisi de geçen yıl yaklaşık 100 bin kişinin ziyaret ettiği Sedir Adası Ören Yeri. Sedir Adası'na gelen yerli ve yabancı turistler artık 5 YTL ücret ödeyecekler. Geçen yıl adayı ziyaret edenler 10 YTL giriş ücreti ödüyorlardı" dedi.

Sedir Adası'na turist taşıyan Çamlık Deniz Taşıma Kooperatifi Başkanı Ümit Özdemir, 24 tekne ile turistlere hizmet verdiklerini belirtti. Bu yıl turizm sezonunun geçen yıla göre daha hareketli olmasını beklediklerini ifade eden Özdemir, "Otellere turist getiren tur operatörlerinden edindiğimiz bilgilere göre, bu yıl bölgeye gelecek turist sayısında yüzde 10'luk bir artış bekleniyor. Daha önceki yıllarda adaya giriş ücreti olarak 10 YTL alınıyordu. Buraya gelen turistler bu fiyatı çok buldukları için bir çoğu geri dönüyordu. Giriş ücretindeki indirim, hem buraya gelen turistlerin hem de bizim yüzümüzü güldürdü. Bu çalışma için yetkililere teşekkür ediyoruz. Fiyat düşüşü nedeniyle Sedir Adası'nı ziyaret eden turist sayısında artış bekliyoruz" diye konuştu.

Muğla ve yörelerindeki müze ve ören yerlerini 2006 yılında 595 bin 852 kişinin ziyaret ettiği ve ziyaretçilerden giriş ücreti olarak 2 milyon 643 bin 729 YTL gelir sağlandığı öğrenildi. Muğla'da 22 ören yeri ve 195 tarihi antik kent bulunuyor.

Haber Ekspres, 24.05.2007

"BİR ÜLKEDE ZENGİNLİK OLURSA SANAT ESERLERİ ALINIR"

 

Müzayede Kuruluşu Sotheby's Başkan Yardımcısı David C. Norman, "Bir ülkede zenginlik olunca, görüyoruz ki, yaptıkları şey sanat eserleri satın almak" dedi.

 

Önemli empresyonizm ve modern sanat uzmanlarından biri sayılan Norman, Akbank Private Banking tarafından Sakıp Sabancı Müzesi'nde düzenlenen, "Yüzyılın Başında Sanat Piyasası" adlı konferansta, modern sanat eserlerinin fiyatlandırılması ve yatırım aracı olarak değerlendirilmesi konusunda bir konuşma gerçekleştirdi. Norman, 1991 yılında satışların 1,5 milyar dolar olduğunu fiyatlarda yüzde 30-40 oranlarında düşme olduğunu söyledi. 2000'li yıllarla beraber piyasanın toparlandığını ifade eden Norman, 11 Eylül saldırısı ile yine düşüş yaşanmasına karşın satılan eserlerin çok iyi fiyatlarla el değiştirdiğini ve rekorlar kırıldığını kaydetti. Norman, sanat piyasasında güven arttıkça fiyatların arttığını dile getirerek, "Sanat piyasasında daha fazla arz, daha fazla talep yaratır" diye konuştu. Japonların empresyonist sanat eserleri satın almaya başlamalarıyla ve 2004 yılından itibaren Ruslar'ın sanat piyasasına girmeleriyle piyasada sıçramalar yaşandığını belirten Norman, "Bir ülkede zenginlik olunca görüyoruz ki, yaptıkları şey sanat eserleri satın almak" dedi.

Sabah, 24.05.2007

SULTAN ABDÜLMECİD'İN HAT LEVHASI MÜZAYEDEDE

 

İstanbul Antik Sanat Müzayede Evi'nin yaz müzayedesinde, Türk hat ve resim sanatından 270 parça koleksiyon satışa sunuluyor.

 

Müzayede, 27 Mayıs günü saat 14.30'da Hyatt Regency Otel'de gerçekleşecek. Eserler arasında 25 bin YTL'ye satışa sunulacak Sultan Abdülmecid'in celi sülüs ile yazdığı "Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna, Allah'ın şahitliği yeter" mealindeki ayet-i kerime dikkat çekiyor. Yoğunluklu olarak hat eserlerinin yer aldığı müzayedede Derviş Ali, Sırrı Efendi, Mustafa Halim Özyazıcı, Necmettin Okyay gibi hattatların levhaları yanında İbrahim Çallı, Melek Celal Sofu, Eren Eyüpoğlu ve İbrahim Safi gibi usta ressamların tabloları yer alıyor.

Zaman, 24.05.2007

TARİH HIRSIZLIĞINA JANDARMADAN "DUR"

 

Jandarma`nın 6 ay önce başlattığı takip, Bursa`nın da aralarında bulunduğu 5 ilde operasyona dönüştü: 26 gözaltı.

Bir ihbarı değerlendiren ekipler, tahir eser kaçakçılığı yaptıkları öne sürülen kişileri takibe aldı. Jandarma`nın aylar önce başlattığı takip sonunda önceki gün operasyon için start verildi. İznik, Orhangazi, Yıldırım, Osmangazi, Gemlik, Yenişehir ve İnegöl ilçeleri ile Kütahya, Sakarya, İstanbul ve Kocaeli'nde eş zamanlı düzenlenen operasyonlarda toplam 26 kişi gözaltına alındı.


M.D ve İ.H isimli kişilerin liderliğini yaptığı şebeke üyelerinin ev ve işyerlerinde yapılan aramada, 4 av tüfeği, 748 fişek, bir tabanca, 79 mermi, metal dedektör, alan tarama cihazı, görüntü cihazı, dedektör anteni, el projektörü, güç kaynağı ile Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait heykel kafası, insan figürü, işlemeli seramik, toprak vazo altlığı, 268 metal sikke, 8 adet değişik ebat ve renklerde taş parçaları, toprak obje, metal paralar, 3 adet metal yüzük, 121 adet Osmanlı Dönemi'ne ait para, bir köstekli saat, 28 adet sikke ve para, bir resim tablosu, bir adet haç ve melek kabartması bulunan mermer taş, define sahasını gösteren kroki ve dokümanlar ele geçirildi.
Gözaltındaki kişilerden 7`si Orhangazi, 19`u da İznik'te Adliyeye sevk edildi.

Bursa Olay, 24.05.2007

TOPLU MEZARDAKİLER ERMENİ DEĞİL ROMALI

 

Mardin'in Nusaybin İlçesi'nde Ermenilere ait olduğu iddia edilen mezarların Roma Dönemi'nden kalma olduğu ortaya çıktı. Söz konusu mezarların en yenisi 1800 yıllık. Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, İsveç Stockholm Söderntörn Üniversitesi'nden Prof. David Gaunt ile Mardin'in Nusaybin İlçesi'ne bağlı Kuru Köyü'ndeki inceleme sonrası alınan numunelerin laboratuvar sonuçlarını açıkladı.Halaçoğlu, laboratuvara gelen kemik parçalarının çevresinden alınan toprak numunelerinin en son ışık gördüğü sürenin MÖ 257 ile 597 arası olduğunun hesaplandığını söyledi. Halaçoğlu, "Toprak ve seramik analizleriyle ilgili de MÖ 53-MS 227 yıllarına ait olduğu, üçüncü numunenin ise MÖ 63-383 yılları arasındaki döneme ait olduğu sonucuna varıldı.'' dedi. Halaçoğlu, aldıkları toprak, kemik ve seramik numunelerini getirerek Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Fizik Mühendisliği Bölümü'nde tahlillerini yaptırdıklarını söyledi. Institue For Historical Justice and Reconciliation temsilcisi olarak Türkiye'ye gelen İsveç Stockholm Södertörn Üniversitesi'nden Prof. David Gaunt'un inceleme yaptıkları yerin Roma mezarı olduğunu kabul etmesine rağmen kemiklerin taşındığı iddiasını dile getirdiğini hatırlatan Halaçoğlu, "Yapılan analizler sonucu laboratuvara gelen kemik parçalarının çevresinden alınan toprak numunelerinin en son ışık gördüğü süre MÖ 257 ile 597 arası olarak hesaplanmıştır. Yani bu mezarlık, en yakın dönemi olarak MS 227 yıla en az tarihleniyor demektir. Bugünkü anlamda düşünecek olursak, bu tarihten aşağı yukarı 1800 sene öncesine ait en yakın zamanı." dedi. Prof. Gaunt'un inceleme yapmaya çok sayıda bilim adamıyla geleceğini söylediğini, ancak sonuçta İsveç Asuri Federasyonu'ndan bir üyeyle incelemeye katıldığını aktaran Halaçoğlu, 'numunelerin incelenmesi için yaklaşık 15 bin YTL ödediklerini aktardı. Halaçoğlu, geçtiğimiz yıl iddiaların gündeme gelmesinin ardından tüm dünyaya çağrıda bulunarak, mezarın kamuoyu tarafından bilim adamlarınca açılmasını istemişti. Çağrıya ilk ve tek cevap ise İsviçreli bilim adamı David Gaunt'tan gelmişti.

Zaman, 24.05.2007

EDİRNE EVLERİ İÇİN KOMİSYON OLUŞTURULACAK

 

Merhum Edirne Valisi Fahri Yücel döneminde başlanan ve daha sonra yarım kalan “Edirne Evlerinin Onarımı” projesi Edirne Valiliği'nin çalışmalarıyla yeniden hayata geçirilecek.

 


Edirne Valiliği tarafından gazetemizde yer alan “Edirne Evleri Yerinde Sayıyor” başlıklı haberin ardından harekete geçen yetkililerin, tarihi evlerin röleve ve restorasyonlarının yapılması için bir komisyon oluşturacağı öğrenildi.

Tarihi evlerin onarımına tekrar başlamak için hazırlıklar yapan Valilik, Fahri Yücel döneminden bu güne kalan evlerin röleve ve restorasyonu için ilgili kuruluşlara resmi yazı yazarak temsilci görevlendirmelerini talep etti.

Çalışma kapsamında Edirne Valiliği Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü tarafından konuyla ilgili çalışma yapmak için Edirne Belediye Başkanlığı, Trakya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü, Trakya Üniversitesi Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi, Müze Müdürlüğü, Mimarlar ve Mühendisler Odası Başkanlığı ve Yerel Tarih Grubuna birer kişi görevlendirmelerini istedi.

Edirne Internet Gazetesi, Fotoğraf: edirneden.com, 24.05.2007

TARİHİN EN ESKİ RENKLİ FOTOĞRAFLARI BULUNDU

 

Amerikan New York Times gazetesinde yer alan habere göre, bu sonbaharda George Eastman Müzesi'nde sergilenmeye başlanacak olan 3 renkli fotoğraf bugüne kadar bulunan en eski fotoğraflar...

 

Maddi değer biçilemeyen fotoğrafları daha da değerli kılan nedenlerden biri de, Amerikalı ünlü fotoğrafçı Edward Steichen'e ait olması.

En az 100 yaşında olduğu tahmin edilen fotoğraflar Amerika'nın New York eyaletinde yaşayan Charlotte Albright (96) tarafından Buffalo kentindeki evinde bulundu.

Annesi de ülkenin ünlü fotoğrafçılarından olan Albright, yıllarca annesinden kalan eşyalara dokunmadı.

Bunların arasında renkli ve Steichen imzası taşıyan fotoğraflar olduğunu da bilmiyordu.

Fotoğrafları bulduktan sonra uzmanlara götüren yaşlı kadın daha sonra müzeye hediye etti.

Sabah, 24.05.2007

LAODİKYA YİNE YANDI

 

Antik kent Laodikya’da çıkan ot yangınında yaklaşık 10 hektarlık alan yandı. Tel örgülerin dışından başlayan yangın otların kuru olması nedeniyle kısa sürede yayıldı.

Kazı çalışmalarının yapıldığı yere ulaşmadan Denizli Belediyesi İtfaiye ekipleri müdahale ederek yangını söndürdü. Yangın itfaiyenin zamanında müdahalesiyle tarihi eserlerin bulunduğu alana yayılmadan söndürüldü. İtfaiye ekiplerinin yaptığı incelemede yangının tel örgülerin dışından başladığı tespit edilirken, otların kasten tutuşturulmuş olabileceği olasılığı üzerinde de duruluyor. Turizm ve Kültür Müdürü Mehmet Korkmaz, yangının kasten çıkarılmış olabileceğini söyleyerek, “Dün akşam saatlerinde tel örgülerin dışından başlamış. Yaklaşık 10 hektar alan yandı. Ancak tarihi eserler zarar görmedi. Yangının çıkış noktası tel örgülerin dışı olduğu için kasten yapılmış olabileceğini düşünüyoruz” dedi.

Denizlili.net, 23.05.2007

BELDİBİ'NDE YARASALI YENİ MAĞARA BULUNDU





Antalya'nın Beldibi beldesinde Kemer Gözcü gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Turan Yenigün’ün Milli Parklar Müdürlüğü’ne bildirdiği mağara koruma altına alındı. Gün yüzüne çıkan mağarada soyu tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olduğu için koruma altına alınan yüzlerce Nal Burunlu Yarasa bulunuyor.

Kemer’de bulunan Eko Park’ın sahibi sürüngen uzmanı Selami Tomruk, mağaranın iç kısımlarına ilk defa girildiğini belirterek, “TÜBİTAK’la koordineli çalışan mağara bilimcilerini davet ettik. Mağaranın içerisinde geniş kapsamlı bir araştırma yapacaklar. Mağarada koruma altına alınan çok sayıda “Büyük nal burunlu yarasa”, “kör beyaz fare”, “Bin ayaklılar” ve farklı türde böcekler bulunuyor. Burada yapılacak bilimsel çalışma mağaranın faunası ile tarihi hakkında bizlere bilgi verecek” dedi. Mağara Milli Parklar Kemer İşletme Şefliği ekipleri tarafından koruma altına alındı.

Sarp kayalıklarla kaplı bir uçurumun yamacında olduğu için bugüne kadar girilemeyen mağaraya Kemer Milli Parklar Şefi İsmail Kaya, Ekoloji Parkı kurucusu Selami Tomruk, Finlandiyalı Ekoloji öğrencisi Jaana Oikarinen ilk araştırmaları yapmak üzere tırmandılar.


İçi tamamen yarasalarla dolu olan mağaranın yaklaşık 50 metre derinlikte olduğu tespit edildi. İçerisinde dev sarkıtların ve farklı türlerde canlıların da bulunduğu mağarada bulunan yarasaları inceleyen Selami Tomruk, “Yarasaların yaşadığı mağaralar turistik bir hale dönüştürüldüğü için, yarasalar insanlardan rahatsız olup mağaraları terk ediyor. Beldibi’nde yeni tespit edilen bu mağarada Türkiye’de yaşayan beş ana türden biri olan “Büyük Nal Burunlu Yarasalar” yaşıyor. Bu yarasalar dünya üzerinde bulunan bin tür yarasadan biri.

Burada bulunan yarasa, Akdeniz bölgesinde Toros dağlarında ve Trakya bölgesinde yaşıyor. Nal Burunlu Yarasalar dünya üzerinde soyu tükenmek üzere olduğu için koruma altına alındı. Bu nedenle bulduğumuz bu yeni mağara Nal Burunlu Yarasaların yaşam alanı olması bakımından son derece önemli. Ayrıca mağara faunası bakımından da büyük önem arz ediyor. Buradan mağarayı bize bildiren gazeteci Ahmet Yenigün’e teşekkür etmek istiyorum.

Mağaramız Milli Park yetkilileri tarafından koruma altına alındı. Mağara bilimcisi arkadaşlarımızla görüşerek burada inceleme ve araştırmalar yapmalarını sağlayacağız. Bu çalışmalar bize mağaranın tarihçesi ve faunası ile ilgili bilgiler verecek. Bu mağarada yarasalarla ile ilgili çok önemli çalışmalar yapılabilir. Mağarada yarasaların dışında, “kör beyaz fareler”, “Bin ayaklılar” ve farklı türde böcekler bulunuyor. Ayrıca mağaranın son derece zengin bir faunası var” dedi.

Kemer Gözcü, Haber: Saffet Yenigün, 23.05.2007

HASANKEYF'TE KAZI ÇALIŞMALARI BAŞLIYOR

 

Batman Kültür Müdürü Selahattin Ortaboy, gazetecilere yaptığı açıklamada, 1985 yılından beri Hasankeyf İlçesi'ndeki tarihi ören yeri ve sahasında sürdürülen kazıların başlayacağını açıkladı.

Kazı çalışmaları Mardin Müzesi'nin organizasyonunda ve Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü'nde Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdüsselam Uluçam'ın başkanlığında yapılacak.

Ortaboy, "Bu yılki Hasankeyf arkeolojik kazı çalışmalarına 95 kişilik teknik ekip katılacak. Ekipte 4 profesör,3 doçent, 4 yardımcı doçent, 3 araştırma görevlisi ve bunların dışında 81 eleman bulunmaktadır" dedi.

Bu yılki Hasankeyf arkeolojik kazı çalışmaları programı için GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı'nca 1.5 milyon YTL ödenek ayrıldığını kaydeden Ortaboy, "Bu ödeneğin 498 bin YTL'si gönderilerek arkeolojik kazı hesabına aktarılmış ve valiliğin onayıyla kazı başkanı Uluçam'ın kazı amaçlı harcamasına yetki verilmiştir" dedi.

CNN Türk, 23.05.2007

TİCARİ DEĞİL BİLİMSEL RESTORASYON

 

“Mihenk taşı kültür olmayan tüm restorasyon ve dönüşüm projeleri çöküşü hazırlıyor demektir” diyen Kent Tarihçisi Dr. Eusebio Leal Spengler, restorasyon ve dönüşüm projelerine halkın katılmasının önemine dikkat çekerek, ticari değil bilimsel restorasyondan yana olduğunu vurguladı.

Havana kentinin gelmiş geçmiş en başarılı mimarı kabul edilen ünlü Kent Tarihçisi Dr. Eusebio Leal Spengler, düzenlenen basın toplantısında 16. yüzyılda kurulmuş yedi şehirden biri olan Havana kentini ve Havana için geliştirdiği yerel koruma modelini anlattı.

ÇEKÜL Vakfı’nın davetlisi olarak, ÇEKÜL Vakfı ve Kadıköy Belediyesi işbirliğiyle düzenlenen “Deneyim Paylaşımı” konferansına katılmak üzere İstanbul’da bulunan Dr. Eusebio Leal Spengler, Havana’yı farklı mimari öğelerin somutlaştığı şehir olarak tanımlayarak “Bahsedilen eklektik yapı özellikle şehir mimarisinde kristalize oluyor” şeklinde konuştu.

Leal, Havana’nın Karayipler’deki stratejik konumu ve doğal liman özelliğiyle ticaret için önemli bir liman kenti olduğunu belirterek, özellikle 1982 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine alınmış Eski Havana’nın tümünde mimari bazda farklı dönemlerden etkilenmiş zengin bir kültürün olduğunu dile getirdi. “Havana’nın mimari özelliklerine baktığımızda, Güney İspanya köy evlerinin, barok mimarini neoklasik mimarinin etkilerini görüyoruz” şeklinde konuşan Leal, Barok tarzının mimarinin ötesinde Havanalıların ruh halini yansıttığını söyleyerek, kentsel ve mimari dokusuyla kolonyal bir kent özelliği gösteren Havana’da, sosyal boyutun ön planda tutulduğu bir anlayışla restorasyon çalışmalarının devam ettiğini vurguladı.

18. yy’dan beri varolan “Havana Tarih Kurumu”nun 1990’lı yıllarda çıkarılan yasalar ile tüzel kişilik kazanmasının ardından, kendi özgün yapısını oluşturduğunu ve mal edinmeye başladığını söyleyen ve aynı zamanda bu kurumun yürütücüsü olan Leal, modelin hedefini sosyo-kültürel programlar temel alındığı fiziksel mirasın korunması ve geri kazanılması şeklinde açıkladı.
Leal, “Fakir ülkelerin değerleri, zengin ülkelerin müzelerinde görmemek için mücadele ediyoruz. Çünkü bunlar bizim kimliğimiz” diyerek tüm şehri elden geçireceklerini fakat ambargo altında ve fakir bir ülke oldukları için bunun zaman alacağını sözlerine ekledi. Aynı zamanda İstanbul’un zamansal ve mekansal olarak kendilerine uzak olduğunu belirten Leal, “Gurur duymanın gereken bir ülkeniz var. Çok etkilendim" dedi.


Eusebio Leal Spengler
Eusebio Leal Spengler ,11 Eylül 1942 tarihinde Havana’da doğdu. Yüksek Lisans eğitimini “Arkeoloji Bilimleri’nde Latin Amerika, Karayipler ve Küba Özelinde Çalışmalar” üzerine yapan Eusebio Leal Spengler, İtalya Dışişleri Bakanlığı bursunu kazanarak, “Tarihi Merkezlerin Restorasyonu” konulu doktora eğitimini ise, İtalya’da tamamladı. 1964 yılında Havana Kent Müzesi’nde yöneticiliğe başlayan Eusebio Leal Spengler, 1967’de öğrencisi olduğu Dr. Emilio Roig’in ölümünden sonra, Eski Havana Kent Tarihçileri Ofisi’nin başına geçti. İlk iş olarak 1979’da “Palacio de los Capitanes Generales” Hükümet Binası’nın restorasyon çalışmalarına başladı. 1982 yılında ise, kent yönetiminin onayladığı restorasyon çalışmaları için yapılacak yatırımlardan sorumlu kılındı. 16 Nisan 1986’da “San Carlos de la CAbana” surlarının, daha sonra da “Castillo de los Tres Reyes del El Morro” kalesinin restorasyon çalışmalarını yürüttü. Kentin korunması için inşa edilen sur sistemi ve antik duvarlar da dahil olmak üzere, tüm tarihi kent merkezi 1982 yılında, UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne alındı.

Şu anda, Havana Kent Tarihçileri Ofisi’nde “Havana Kent Tarihçisi” ve Havana Üniversitesi Tarih Bilimleri Fakültesi’nde “Doktor” unvanı ile görev yapan Eusebio Leal Spengler, aynı zamanda Havana Kenti Anıtlar İl Komisyonu Başkanı ve Küba Tarihçileri Ulusal Birliği Onursal Başkanı görevlerini de yürütüyor.

 

Şu anki görevleri
Havana Kent Tarihçisi
Küba Edebiyat Akademisi Kalıcı Üyeliği
Havana Üniversitesi Felsefe ve Sanat Fakültelerinde Okutmanlık
Havana Üniversitesi Eloy Alfaro ve Juan Gualberto Gomez Bölümlerinde Üyelik
İspanyol Tarih Akademisi Eşdeğer/Karşılıklı * (Corresponding) Üyeliği
İspanyol Güzel Sanatlar Akademisi Eşdeğer/Karşılıklı * (Corresponding) Üyeliği
İspanyol Tarih Akademisi Eşdeğer/Karşılıklı * (Corresponding) Üyeliği
Venezüella Tarih Akademisi Eşdeğer/Karşılıklı * (Corresponding) Üyeliği
“San Marcos” Üniversitesi Fahri Profesörü, Lima, Peru
“Sokai Gakai” Üniversitesi Yüksek Şeref Profesörü, Tokyo, Japonya
“San Andres” Üniversitesi Konuk Profesörlüğü, La Paz, Bolivya
Guayaguil Üniversitesi Konuk Profesörü, Ekvator
Latin-Amerikan Tarihçileri Birliği Üyeliği
Küba-Meksika Kardeş Toplumları Başkanlığı
Latin-Amerika Kültürel Bütünleşme Kongresi Danışmanlığı

Üyesi olduğu Kamu/Sivil Kurum ve Kuruluşlar :
Küba Ulusal Meclisi Uluslararası İlişkiler Komisyonu Daimi Üyeliği
Küba Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı Miras Grubu Üyesi
Küba Cumhuriyeti Eğitim Bakanlığı Teknik Danışmanlık Konseyi
Havana Üniversitesi Sanat Fakültesi Bilim Kurulu
ICOMOS Ulusal Küba Komitesi
Koruma Ulusal Oluşumu, İngiltere
Belediyeler Arası İşbirlikleri İbero-Amerikan Derneği Onursal Üyeliği
Cartagena de Indias Tarih Akademisi
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Yoksullukla Mücadele Danışma Komitesi

Danışmalığını yaptığı Kamu/Sivil Kurum ve Kuruluşları :
İbero-Amerikan Başkentleri Birliği
İnsan Hakları Derneği Latin Amerika Merkez (Kyoto, Ekvator) Konseyi

Küba’da yapılan çalışmaların tanıtılması amaçlı ziyaret ettiği ülkeler :
Almanya, Arjantin, Avusturya, Belçika, Bolivya, Brezilya, Kolombiya, Kore, Çin, Ekvator, İspanya, Amerika, Finlandiya, Fransa, Büyük Britanya, Haiti, Hollanda, İsrail, İtalya, Japonya, Libya, Meksika, Norveç, Filistin, Panama, Peru, Polonya, Portekiz, Portoriko, Dominik Cumhuriyeti, Rusya, İsveç, Uruguay ve Venezüella.

Aldığı ulusal ve uluslararası nişanlar :
Küba Cumhuriyeti Devlet Konseyi Felix Valera Birinci Derece Şeref Rütbesi
Ulusal Küba Kültürü Rütbesi
Küba Cumhuriyeti Juan Marinello Şeref Rütbesi
Küba İşçileri Merkez Ofisi Lazaro Pena Birinci Derece Şeref Rütbesi
Küba Cumhuriyeti Okur Yazarlık Madalyası
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı İyiniyet Elçiliği
Peru Cumhuriyeti Saygınlık Ödülü

Yapı, Haber: Filiz Yavuz, 23.05.2007

OSMANİYE MÜZESİ'NİN TEŞHİR SALONU AÇILIYOR

 

Osmaniye'nin tek müzesi, Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi'nin yapımı tamamlanan ve yörede bulunan taşınabilir kültür varlıklarının sergileneceği teşhir-tanzim salonları açılıyor.

 

İl Kültür ve Turizm Müdür Vekili Veli Aba, açılışı yapılacak teşhir-tanzim salonlarının hizmete girmesiyle Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi'nin il turizmine olan katkısının daha da artacağını kaydetti.

Zaman, 23.05.2007

KAÇAK KAZIYA 3 GÖZALTI

 

Giresun merkeze bağlı Çaykara Köyü'nde dün izinsiz kazı yapan 3 kişi gözaltına alındı. 

Edinilen bilgiye göre, Çaykara Köyü'nde H.A.(64), A.T.(41) ve K.T.(37) isimli şahıslar, H.A.'ya ait fındık bahçesinde izinsiz kazı yaptıkları sırada jandarma tarafından gözaltına alındılar. Şahısların kazı yapmakta kullandıkları kürek ve kazmalara el konulurken, olayla ilgili soruşturmanın sürdürüldüğü bildirildi.

Giresun Kent Haber, 23.05.2007

ARKEOLOJİ KONGRESİ ÇEŞME'DE BAŞLADI

 

Uluslararası Avrasya Arkeoloji Kongresi Çeşme'de başladı. Rusya, Hollanda, Ukrayna, Kırgızistan ve Azerbaycan başta olmak üzere çok sayıda ülkeden gelen yaklaşık 250 arkeoloğun katıldığı kongrenin başkanlığını Dokuz Eylül Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Semih Güneri yaptı.

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Başbakanlık Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi, Türk Ocakları, İzmir Valiliği, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Ege Bölgesi Sanayi Odası'nın katkılarıyla düzenlenen kongrede, arkeolojiye katkılarından dolayı dünyaca ünlü arkeologlar Sergey Minyaev, Prof. Dr. Emine Güngör Naskali, Vladimir Kubarev ve Dimitriy Savinov'a "Emeğe saygı plaketleri" verildi.

Haber Ekspres, 23.05.2007

MÜCELDİLİ KONAĞI RESTORE EDİLİYOR

 

Erzuurm'da Esatpaşa yokuşunda bulunan Tarihi Müceldili Konağı restore ediliyor. Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilen konak, tarihi motiflerin sergilendiği bir mekan haline getirilecek.

 

Tarihi zenginlikleriyle ön planda olan Erzurum’da bakımı yıllardır ihmal edilen tarihi eserlerin onarımına başlandı. Tarihi eserler konusunda duyarlı olunmasını isteyen vatandaşlar, restorasyon işlemlerine ağırlık verilmesini istiyorlar. Tarihi eserlerin ata yadigarı olduğunu ve korunmaya ihtiyacı olduğunu belirten vatandaşlar, kentin tarihi dokusunun korunması için üzerine görev düşen herkesten duyarlılık beklediklerini dile getiriyorlar.

Erzurum Gazetesi, Fotoğraf: Erzurum Büyükşehir Belediyesi, 23.05.2007

2000 YILLIK YÜZÜK TÜRKİYE'YE DÖNÜYOR

 

Adı açıklanmayan bir İngiliz, Efes'te bir sokak satıcısından aldığı yüzüğü değer tespiti için Nottingham'daki ünlü Derby Müzesi'ne götürdü. Ancak müze yetkililerinin şüphelenmesi üzerine yüzük ünlü British Müzesi'ne gönderildi. Derby Müzesi Başkanı Anneka Bambery, "Yüzüğü British Müzesi'ne gönderdik. British Müzesi yetkilileri, yüzüğün kaçak yollardan İngiltere'ye sokulduğunun anlaşılmasının ardından İngiliz Gümrük yetkililerini haberdar etti" dedi.


Roma Dönemi'ne ait 2000 yıllık yüzüğün piyasa değerinin 3 bin ile 10 bin sterlin arasında olduğu tahmin ediliyor. Demir döküm üzerine kakmalı akik taştan oluşan ve altında ışığı yansıtması için gümüş sır tekniği kullanılan yüzüğün üzerinde, eski Roma imparatorlarından Marcus Aurelius ile tahtını paylaşan Lucius Versus'un kabartmaları bulunuyor. Yüzük, İngiliz Gümrük Müfettişi John Macmillan tarafından Türkiye'nin Londra Büyükelçiliği Kültür ve Turizm Müşaviri Sermin Özduran'a teslim edildi.

Milliyet, Haber: Nevsal Elevli, 23.05.2007

SELÇUK, GÜNÜBİRLİK GEZİLEN BİR ÖREN YERİ OLMAKTAN ÇIKARILACAK

 

Efes ören yerleri, Meryem Ana Evi, diğer birçok tarihi eser ve doğal ortamlarıyla önemli bir turizm bölgesi olan İzmir'in Selçuk İlçesi'nde belediye, şehir yenileme projesini uygulamaya koydu. Belediye Başkanı Vefa Ülgür, ilçede yapılacak cazip turizm faaliyetleriyle bölgenin günübirlik gezilen bir ören yeri olmaktan çıkarılacağını ifade etti.

 

Selçuk'un sahip olduğu Efes, Meryem Ana Evi, Müze, St. Jean Kilisesi, İsa Bey Camii gibi kültür miraslarını görmek için yılda yaklaşık 2 milyon kişinin ziyaret ettiğini belirten Başkan Ülgür, "Her şey dahil sistemiyle yapılan turizm, ilçe halkına beklenen ekonomik hareketi getirmedi. Çeşitli projelerle ilçenin cazibesini arttırarak gereken hareketliliğin sağlanabileceğini düşünüyoruz." dedi.

Önemli projeler arasında tiyatronun restorasyonunu da sayan Ülgür, "Bana kalırsa tiyatronun işlerlik kazanması, Selçuk'ta kurulacak bir fabrika kadar önemli. Selçuk'un tanıtımı ve turizme katkı yönünden uluslararası organizasyonlar büyük önem taşıyor." diye konuştu.

 

Tiyatroda restorasyon çalışmalarının üç yıl sonra biteceğini söyleyen Ülgür, Efes antik tiyatronun nitelikli kullanımlara açılmasından Selçuk halkının önemli ölçüde nemalanacağının altını çizdi. İlçede bulunan müzenin binlerce eseri depolarda saklamak zorunda kaldığını hatırlatan Başkan Vefa Ülgür, uluslararası nitelikte bir müze inşa ederek bütün bu eserlerin sergilenmesini sağlayıp ilçenin öneminin bir kat daha arttırılabileceğini söyledi. Dünya standardında yeni bir müzenin Selçuk'u konaklamalara daha fazla açan bir konuma sokacağını belirten Ülgür, bunun sadece belediye kaynaklarıyla çözülemeyeceğini ancak konuyla ilgili projeler üzerinde çalıştıklarını belirtti.

 

Selçuk Kalesi'nin her geçen gün daha da yıprandığını da hatırlatan Ülgür, "Kalenin turizme kazandırılması konusunda uzun bir süredir çağrılar yapıyoruz. Bu yıl Avusturya Kazıevi'yle eylül ayının sonuna kadar bir alan projesi oluşturacağız. Kaleyi yeniden ayağa kaldırmak üç dört yıllık bir iş ancak mutlaka yapılması gerekiyor" dedi.

Turizm Gazetesi, 22.05.2007

LEFKOŞA'DA BÜYÜK HAMAM RESTORE EDİLİYOR

 

Osmanlılar tarafından 16. yüzyılda inşa edilen Lefkoşa´daki Büyük Hamam restore edilerek, günümüz standartlarında hizmet verecek hale getirilecek.Lefkoşa Surlariçi´ndeki St. George Kilisesi´ne, 1570-1590 yılları arasında eklenerek inşa edilen Hamam, Vakıflar ve Din İşleri Dairesi ile UNDP-ACT´ın (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı - İşbirliği ve Güven İçin Hareket) işbirliğinde restore edilecek.

 

Vakıflar ve Din İşleri Dairesi ile UNDP-ACT tarafından, beş aydır, rölöve (mevcut durumun tespiti ve çizimi) ve restorasyon projelendirme çalışmaları sürdürülüyor. Edinilen bilgiye göre, rölöve ve restorasyon projesi hazırlanması çalışmaları çerçevesinde, Büyük Hamam ile ilgili olarak mekanik ve elektrik projeleri konusunda Daire dışından hizmet alımı yapıldı. Vakıflar ve Din İşleri Dairesi İnşaat Şubesi´nde oluşturulan bir ekip tarafından sürdürülen restorasyon projesine danışman olarak Türkiye´den restorasyon uzmanı, mimar Aydın Kesici destek veriyor. Geniş ve detaylı araştırma yapan restorasyon proje ekibinin, Büyük Hamam´ı, restorasyon kurallarına uyarak, ilk günkü görünümüne kavuşturmak amacıyla çaba harcadığı kaydedildi.

Günümüzde aranan sağlık koşullarına uygun olarak ilk günkü görünümüyle restore edilecek olan Lefkoşa´daki Büyük Hamam, restorasyonla birlikte modern altyapı sistemine de kavuşacak. Bu amaçla hazırlanan proje, kısa bir süre içinde Anıtlar Yüksek Kurulu´na sunulacak. Projenin Anıtlar Yüksek Kurulu´nca onaylanması halinde, proje uygulamasına 15 Ağustos´ta başlanacak.Bir yıl içinde tamamlanması öngörülen projenin finansmanı, 31 Aralık 2006 yılında imzalanan sözleşme gereği UNDP-ACT tarafından karşılanacak. Her şeyin planlandığı gibi gitmesi halinde 15 Ağustos 2008 tarihinde tamamlanacak projenin ön keşif bedeli 500 bin ABD Doları olarak öngörülüyor.Aslına ve günümüz sağlık kurallarına uygun restore edilecek Büyük Hamam, halkın ve turistlerin hizmetine sunulacak.

Kuzey Kıbrıs Vatan, Fotoğraf: Lefkoşa Türk Belediyesi, 22.05.2007

BEDESTEN TADİLAT NEDENİYLE 180 GÜN KAPALI

 

Edirne Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün mülkiyetindeki tarihi Bedesten Çarşısı'nın onarımı ihaleyi alan şirket onarım çalışmasına 20 Mayıs Pazar günü itibarı ile başladı. Çarşı esnafı yönetimin şirket yetkilileriyle yaptığı görüşmeler sonrası dükkanlarını tadilat nedeniyle kapattı. Esnaf tahliye edilmeden kiracılık haklarının devam ettiği tarihi çarşının onarımın 180 günde tamamlanması hedefleniyor.

 


İçinde 36 olmak üzere dış dükkanlarıyla birlikte 98 dükkanı bulunan tarihi çarşı 2 Nisan günü yapılan ihalede 749 bin YTL' teklifle ihaleyi alan Vakıf İnşaat Restorasyon Ticaret A.Ş iskelelerini Pazar günü itibarı ile kurmaya başladı. Yer tesliminden sonra işe başlayan şirket onarımının bir an önce tamamlanmasını isteyen çarşı esnafının yönetimiyle yaptığı görüşmeyle kendi rızasıyla dükkanlarını kapattığı öğrenildi.

Dış dükkanlardaki kiracılar hizmet ve faaliyetlerini sürdürürken çarşı içindeki esnaftan kimi malzemelerini dükkanda bıraktı, kimi de dükkanı boşaltıp gazete kağıtlarıyla vitrin camlarını kapattı. Dört giriş kapısında “Tadilat nedeniyle kapalı, inşaata girmek tehlikeli ve yasaktır” tabelası asılan çarşının esnaflarının kiracılık haklarının devam edeceği öğrenildi. Tahliyesi söz konusu olmayan esnaf satışlarına 180 gün ara verirken çarşının iç onarımından sonra dış cephe onarımının yapılacağı da edinilen bilgiler arasında yer alıyor.

Edirne Internet Gazetesi, Fotoğraf: edirneden.com, 22.05.2007

TARLABAŞI DÖNÜŞÜME HAZIRLANIYOR

 

Yaklaşık 1 yıl önce "yenileme alanı" ilan edilen Tarlabaşı'nda, kentsel dönüşümün ilk adımları atıldı. Harap haldeki tarihi yapıların onarılarak yaşatılması hedeflenen proje kapsamında ilk aşamada 278 bina restore edilecek.

Beyoğlu'nun ihmal edilmiş ve yıpranmış semtlerinden Tarlabaşı'nda, kentsel dönüşümün ilk adımları atıldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 'ın damadı Berat Albayrak 'ın genel müdür olduğu Çalık Holding'e verilen ihale kapsamında, yaklaşık 6 bin yapının bulunduğu semtte, ilk aşamada 278 bina restore edilecek. 100 milyon dolara mal olacak projenin ilk uygulamalarına 6 ay içinde başlanmasını öngören Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan , " Sorunları nedeniyle İstanbul'u tehdit eder hale gelen Tarlabaşı için bu proje artık kaçınılmaz " dedi.

Tarlabaşı projesiyle ilgili sorularımızı yanıtlayan Demircan, projeyi hemen başlatmak istediklerini belirterek ilk aşamada 60 bin metrekarelik bir bölgede dönüşümün yapılacağını söyledi. Demircan, şimdiye kadar yapılanları şöyle anlattı: " Önce bina malikleriyle toplantı yaparak, 'Bugün 10 lira olan mal, ıslahtan sonra 20-30 lira olur. Bu nedenle evlerinizi satmayı kesinlikle düşünmeyin' dedik. Çoğuyla prensipte anlaştık. Sonra bir ihale yaptık. Bu ihaleyi, mevcut metrekarelerin yüzde 42'sini arsa sahibine vermeyi teklif eden Çalık Holding aldı. "

278 binanın rölövelerinin alındığını daha sonra da avan projelerin, Türkiye'de bilinen 9 mimar tarafından yapılacağını ifade eden Demircan, bu projelerin yenileme alanlarına bakan kurullar tarafından değerlendirildikten sonra, bölgenin yeni kullanım şekillerinin ortaya çıkacağını bildirdi. 3 ay içinde avan projelerin bitirilmesini, sonraki 3 ayda da maliklerle görüşme ve uygulama projesi hazırlanmasını öngördüklerini dile getiren Demircan, 6 aylık hazırlık sürecinin ardından çalışmalara başlamayı hedeflediklerini açıkladı.

Cumhuriyet, Haber: Gökçe Uygun, 22.05.2007

TARİHİ BEDESTENDE RESTORASYON HAZIRLIKLARI BAŞLADI

 

Manisa'daki 5 asırlık tarihi yapının yeniden sosyal yaşama kazandırılması amacıyla iki yıl önce başlanan çalışmalarda, sona yaklaşıldığı bildirildi.

 

Fatih Sultan Mehmet'in komutanlarından Rum Mehmet Paşa tarafından 1465 yılında yaptırılan 42 metre uzunluğunda moloz taş ve tuğladan dikdörtgen planlı Rum Mehmet Paşa Bedesteni'nin ulaşılamayan mirasçıları için, 8 Haziranda kamulaştırma duruşmasının görüleceği bildirildi. Duruşmada karar çıkması halinde, restorasyon çalışmalarına başlanabileceği kaydedildi.

 

Manisa İl Kültür ve Turizm Müdürü Erdinç Karaköse, tarihi bedestenin yeniden sosyal yaşama kazandırılmasına yönelik çalışmalarda sona gelindiğini bildirdi. Tarihi bedesten ile ilgili çalışmalara 2005 yılı sonunda başlandığını, Manisa Valiliği önderliğindeki faaliyetlere meslek odalarının büyük katkı sağladığını ifade eden Erdinç Karaköse, kamulaştırma çalışmalarına devam edilmesi nedeniyle restorasyona başlanamadığını söyledi.

 

İç mekandaki dükkan sahiplerine kamulaştırma bedellerinin ödendiğini, ancak bulunamayan 7 dükkan sahibinin mirasçıları hakkında araştırmaların sürdüğünü bildiren Karaköse, 8 Haziranda yapılacak son duruşmada bu konuda kararın alınacağını kaydetti. Karaköse, bulunamayan mirasçılar için nüfus ve vatandaşlık, belediye ve tapu müdürlüklerinden bilgi ve adres temin edilmeye çalışılırken, bir yandan da bedestendeki esnaf vasıtasıyla araştırmaların sürdüğünü belirtti. Bu arada, bedestenin restorasyon projesinin de ihale edildiğini bildiren Erdinç Karaköse, şunları kaydetti:

 

''Kamulaştırma çalışmalarında hukuki ve adli engeller bittiğinde, restorasyon çalışmalarına hemen başlanacak. Bu konuda Kültür ve Turizm Bakanlığı'na destek istemek amacıyla müracaat edildi. Bedestenin restorasyon projesi tamamlanarak, koruma kurulunun onayına sunuldu. Kurul, projeyi onaylamak için bedestenin iç mekanındaki Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından sürdürülen kamulaştırma işlemlerinin sonuçlanmasını bekliyor. Bedestenin dışında bulunan özel şahıslara ait 40 adet dükkanın da restorasyon sürecine ortak edilmesi ile birlikte çalışmalara başlanacak.''

Turizm Gazetesi, 22.05.2007

SOBESOS'DA KAZILAR TEKRAR BAŞLIYOR

 

Nevşehir'in Ürgüp İlçesi'ne bağlı Şahinefendi Köyü sınırlarındaki Sobesos antik kentinde kazılar tekrar başlayacak.

Nevşehir Müze Müdürü Halis Yenipınar, 2002 yılında kaçak bir kazı sırasında bulunan Sobesos antik kentinde kış aylarında duran kazı ve keşif çalışmalarının, Haziran ayında yeniden başlayacağını söyledi.

Yenipınar, antik kentte, bugüne kadar bir hamam, bir toplantı salonu, iki şapel ve 100'den fazla mezar bulduklarını anlattı:

"Antik kentte yaptığımız kazılarda, daha önce geç Roma Dönemi'ne ait mozaikli bir toplantı salonu, bir hamam, iki adet erken Bizans dönemine ait şapel ve 100'ü aşkın mezar bulunmuştu. Antik kentte, il özel idaresi kaynaklarıyla 25 bin metrekarelik alanın kamulaştırılması yapıldı.

Ankara ve Kapadokya Rotary kulübünün sponsorluğunda toplantı salonunun üzeri çelik çatı ile kapatıldı ve Koç Allianz firmasının sponsorluğunda da kazılar devam ettirilmeye çalışılıyor. Kazıların yeniden başlaması için hazırlıklara başladık. Gelecek ay kazıları sürdürmeyi planlıyoruz."

Antik kentte kazının devam ettirilmesinin bölge turizmi açısından büyük önem taşıdığını belirten Yenipınar, bölge turizminde çeşitliliğin sağlanacağını ve yeni bir ören yeri ortaya çıkarılacağını söyledi.

CNN Türk, 22.05.2007

ADIYAMAN PERRE ANTİK KENTİ'NDE KAZILAR BAŞLADI

 

Adıyaman'da bulunan Kommagene Krallığı'nın 5 büyük kentinden biri olan Perre Antik Kenti'nde 2007 yılı kazı çalışmaları başladı. Bu yıl yapılacak olan kazı çalışmalarının açılışına Vali Halil Işık, Başsavcı Ekrem Aydemir, Emniyet Müdürü Mustafa Sağlam, Müze Müdürü Fehmi Erarslan ve çok sayıda kamu kurum temsilcileri ile vatandaşlar katıldı.
 

Vali Halil Işık, Perre Antik Kenti'nin Adıyaman için çok önemli bir turizm potansiyeli olduğunu belirterek, "Kommagene Krallığı'nın önümüze bıraktığı eserler büyük önem taşımaktadır. Biz Perre Antik Kenti'nin özellikle metropol alanında kazı çalışmaları yapmak suretiyle burayı dünya turizmine ve açık hava müzesi olarak günümüzü kazandırmayı arzuluyoruz. 1980'li yıllarda Adıyaman İli'nde Kahta Kaymakamı olarak görev yaparken Perre Antik Kenti'nin neden kazı yapılarak ortaya çıkarılmadığını hep düşünürdüm. 9 Ağustos 2000 yılında Adıyaman'da Vali olarak göreve başladığımda burayı gezdiğimde burada hiçbir çalışma yapılmadığını ve bu kadar zengin ve tarihi mirasın günümüze kazandırılmadığını gördüm. Hemen İl Özel İdaresi ile burada kazı çalışmalarına başladık. Perre Antik Kenti'nin turizmde markalaşacağına inanıyorum. Burada o kadar zengin bir tarih yatıyor ki bunu anlatmak mümkün değil. Bugün Zeugma'da ne varsa Perre'de de o var. Gelecekten umutluyuz. Burada yapılması gereken sosyal tesislerden sonra buranın marka haline geleceğine inanıyorum" dedi.

Turizm Gazetesi, Fotoğraf: Adıyaman Valiliği, 22.05.2007

NARKISSOS'UN 'SU KAYNAĞI' ARANIYOR

 

"Aşktan kaçınan bir delikanlı" olarak tasvir edilen Narkissos'un nergis çiçeğine çevrildiği mitolojik öyküye konu olan "su kaynağı"nın, Mordoğan'da bulunduğu iddia edildi. Mordoğan Belediye Başkanı Ahmet Çakır, su kaynağının bulunduğu bölgenin turizm merkezi haline getirileceğini bildirdi.

Mordoğan Belediye Başkanı Ahmet Çakır bölgedeki nergis çiçeklerinin başka yerde yetiştirilemediğini belirterek, Mordoğan'daki nergis çiçekleri ile araştırmacıların iddialarının örtüştüğünü söyledi.

 

Bu doğrultuda Narkissos'un efsanesini Mordoğan'da yeniden canlandırmak için proje hazırladıklarını, Karaburun Kaymakamlığı ile birlikte bölgeyi turizm merkezi haline getirmek için girişimlerde bulunduklarını belirten Çakır, şunları ifade etti: "Bu konuda çeşitli kurumlara bilgi verdik, gelip araştırılmasını istedik. Şu anda İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nden projeyle ilgili destek alıyoruz. Projeler tamamlanınca burayı turizme kazandırmak amacıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan maddi destek isteyeceğiz."


Proje kapsamında su kaynağının çevresine şarap evleri yapmayı düşündüklerini ifade eden Çakır, bir yıl içinde olumlu sonuç almayı umduğunu kaydetti. Çakır, "Burayı bir turizm merkezi haline getirmeyi, yurt içinden ve yurt dışından gelecek misafirlere o günleri yaşatmayı istiyoruz" diye konuştu.

Haber Ekspres, 22.05.2007

ANTİK TİYATROYU TÜRSAB RESTORE EDECEK

 

Fethiye ilçe merkezinde bulunan Antik Tiyatro'nun restorasyonunu Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) üstlenecek.

Bugüne kadar sponsor firmalar tarafından teklif yapılmasına rağmen, bir türlü gerçekleşmeyen Fethiye Antik Tiyatro'nun restorasyonunu, TÜRSAB üstleniyor. Vali Temel Koçaklar'ı ziyaret eden TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy, tarihi ve ören yerlerine büyük önem verdiklerini belirtirken, bu yerlerin turizme kazandırılması için gerekli maddi ve manevi katkıyı sağladıklarını söyledi. Ulusoy, "Turizmde amaç sadece deniz, kum ve güneş değildir. Muğla, tarihi ve ören yerleri ile de bir cazibe merkezi. Biz Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği olarak tarihi ve ören yerlerine büyük önem veriyoruz. Bunlardan Fethiye şehir merkezinde bulunan Antik Tiyatro'yu restore ettirmek için sayın valimizin teklifi vardı. İnşallah önümüzdeki yıl restorasyon çalışmalarını başlatacağız" dedi.

Vali Temel Koçaklar da, TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy'un kültür ve tarihe büyük önem verdiğini belirterek, "Sayın Ulusoy ile Mardin'de çok iyi işler yaptık. Muğla'ya atandıktan sonra, beni ilk ziyaret edenlerden birisi. Fethiye'de şehir merkezinde bulunan antik tiyatronun restorasyonu için bazı sponsor firmalar ile görüşme yaptık. Sayın Ulusoy, antik kentin restorasyonu için bize olumlu görüş verdi. Önümüzdeki yıl inşallah restorasyonu TÜRSAB tarafından başlatılacak" diye konuştu.

Haber Ekspres, Fotoğraf: Fethiye Kaymakamlığı, 22.05.2007

MİLLİ SARAYA REKOR ZİYARET

 

TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı’na bağlı tarihi mekanları, yılın ilk 3 ayında 285 bin yerli ve yabancı ziyaretçi gezdi.

Yapılan açıklamada, aynı döneme ait son 4 yıllık ziyaretçi rakamları dikkate alındığında 2007 yılının ilk çeyreğinde ulaşılan ziyaretçi sayısının, Milli Saraylar için bir ’rekor’ olduğu belirtildi. Açıklamada ayrıca, bu yılın 3 ayında Milli Sarayları gezen yerli ve yabancı ziyaretçilerden elde edilen gelirin de geçen yıla göre yaklaşık yüzde 40 oranında artarak 1 milyon 800 bin YTL’ye ulaştığı belirtildi.


Açıklamaya göre, Dolmabahçe Sarayı başta olmak üzere Milli Saraylar Daire Başkanlığı bünyesinde bulunan tarihi eserleri yıl sonuna kadar bir milyon kişinin ziyaret etmesi bekleniyor.

Hürriyet, 22.05.2007

MİMARLIK MÜZESİ SANAL ALEMDE AÇILDI

 

Türkiye'de yıllardır gündemde olan ancak bir türlü hayata geçirilemeyen Mimarlık Müzesi, gerçekte olmasa bile sanal alemde kuruldu. Yapı-Endüstri Merkezi tarafından kurulan Mimarlık Müzesi'nde Türk ve dünya mimarlık mirasını oluşturan, ulaşılabilir her türlü belge ve tanıklık derlenecek.Çeşitli kişi ve kurumların arşivlerinde saklanan belgeler gün ışığına çıkarılıp internet ortamında incelenebilecek. Böylece araştırmacılar için çok değerli bir envanter oluşturulacak. Müzede yer alan bilgi ve belgeler dijital kayıt biçiminde saklanarak mimarlık tarihi açısından çok değerli bir dijital arşiv de meydana getirilecek. Mimarlık Müzesi 'galeri'sinde 45 günde bir yenilenen tematik sergiler, bittikten sonra 'koleksiyon'a alınacak. "www.mimarlikmuzesi.org" adresinden yayın yapan müze, 'www.archmuseum.org' adresinden İngilizce olarak da hizmet veriyor. Sanal müzeyi hazırlayanlar, arşivlerinde mimarlıkla ilgili belge, bilgi bulunan herkesi müzeye katkıda bulunmaya çağırıyor.

Zaman, 22.05.2007

ANKARA'DA MÜZECİLİK SEMPOZYUMU YAPILIYOR

 

Türkiye'de müzecilik, koleksiyonculuk ve bu alanlarda yaşanan sorunların tartışıldığı "Geçmişten Geleceğe Türkiye’de Müzecilik" sempozyumu başladı.

18-24 Mayıs Müzeler Haftası etkinlikleri çerçevesinde Vehbi Koç Vakfı Vehbi Koç ve Ankara Araştırmaları Merkezi (VEKAM) tarafından düzenlenen ve iki gün sürecek olan sempozyumun açış konuşmasını eski Kültür Bakanı ve Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Talat Halman yaptı.

Halman, Türkiye’nin uygarlıkları ve sanatıyla başka ülkelerden çok daha "geniş" bir ülke olduğunu söyledi. Müzelerin somut varlığının yaratıcı çaba olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Halman, bu alanda maddi kaynak yaratmanın zorluğunu bildiğini ama işbirliği için diğer ülkelerle ilişkilerin geliştirilebileceğini kaydetti. Türkiye’nin düzenleyeceği sergilerin yıllarca dünyayı gezebilecek nitelikte olacağına dikkati çeken Halman, bu yolla çok önemli başarılar elde edilebileceğini söyledi.

Sempozyumun "Koleksiyonculuk" konulu ilk oturumunun başkanlığını yapan Cumhuriyet Gazetesi yazarı Özgen Acar da, güzelliğe olan hayranlığın müzelerin özünü oluşturduğunu, bu hayranlığın temelinde de koleksiyonculuk olduğunu söyledi. Türkiye’de 95 müze, bu müzelere bağlı da 95 birim olduğunu bildiren Acar, 2002 yılında 92 olan özel müze sayısının da 2006 yılında 99’a ulaştığını bildirdi.

Hürriyet Ankara, 22.05.2007

CENGİZ HAN'IN 16 MİLYON TORUNU VAR

 

16 milyon Asyalı erkek, yaklaşık 800 yıl önce Moğolistan’da yaşamış tek bir erkeğin soyundan geliyor. Bilim adamlarına göre bu kişi, yüzlerce çocuğu olduğu sanılan Moğol imparatoru Cengiz Han.

Rusya Bilimler Akademisi’den Dr. Miroslava Derenko liderliğinde uzman bir ekibin yaptığı son araştırmada, bugünkü Moğolistan ve çevresinde yaşayan 1437 erkeğin DNA’ları incelendi. Uzmanlar, insanın genetik bilgilerini taşıyan DNA’nın, babadan oğula geçen Y kromozomlarını mercek altına aldılar. Şaşırtıcı sonuca göre Asya’da yaşayan yaklaşık 16 milyon erkeğin soyu, 800 yıl önce yaşamış ortak bir dededen geliyordu. Bu kişinin yüzlerce, hatta belki binlerce çocuğu olması gerekiyordu.

Bilim adamları, o dönemde bu kadar fazla çocuk sahibi olma imkanına sahip tek kişinin, 1165’te doğan 1227’deki ölümüne dek Kore’den İran’a uzanan devasa bir imparatorluğa hükmeden Cengiz Han olduğunda hemfikir. "Cengiz Han kromozomu"nun en çok Kazaklar’da görüldüğünü belirten uzmanlar, acımasız hükümdarın Asya dışında tespit edilen ilk torununun da, kuzeybatı İngiltere’de yaşayan bir muhasebe profesörü olduğunu buldular.

Hürriyet, 22.05.2007

TARİHİ ESERLERİN DE ARTIK HASTANESİ VAR

 

Süleymaniye'deki tarihi Kayserili Ahmet Paşa Konağı, Türkiye'nin ilk tarihi eser hastanesi oluyor. Haziran ayında faaliyete geçecek olan hastanede, İstanbul Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi'nden uzmanlar görev yapacaklar. İstanbul Koruma, Uygulama ve Denetim Büro Müdürlüğü bünyesinde kurulacak olan tarihi eser hastanesi 40 bin tarihi esere sahip olan İstanbul ve tüm Türkiye'ye hizmet verecek.

 

Hastanede tarihi eserlerden alınan numuneler laboratuvar ortamında incelenecek. Mikroskopla eserin yapımında kullanılan malzemeler belirlenip, içindeki bakteriler değerlendirilecek. Böylelikle tarihi eserin yıkılmasına neden olan bakteriler ortaya çıkacak. Eserin hangi malzemelerden yapıldığı ve kullanılan harcın cinsi, içindeki malzemeler de tespit edilecek. Uzmanlar labortuvar ortamında tarihi eserle ilgili 'hastalığın' sebebini tespit ettikten sonra eserin yeniden hayata geçirilebilmesi için reçete yazacaklar. Reçetede tarihi eserin nasıl onarılacağı, hangi malzemelerin tamir için kullanılacağına dair bilgiler bulunacak. Hastaneden tarihi eserle ilgili tespitleri ve reçeteyi alan şahıs yada kurum bu reçeteye uygun olarak restorasyon yapacak.

İstanbul Koruma, Uygulama ve Denetim Büro Müdürü Şimşek Deniz "Herşey hazır. Binadaki tadilat ve iç mekan çalışmaları bitince malzemelerin siparişi verildi. Burada yapılacak tespitler ve verilecek reçetelerle tarihi eserler aslına uygun restore edilecek" dedi.

Sabah, Haber: Ercan Sarıkaya, 22.05.2007

AYASOFYA'NIN GÜVERCİNİ AB'YE DERT OLDU

 

Ayasofya'da yuvalanan güvercinlerin dışkılarının tarihi yapıyı tahrip ettiği, bu pisliğin yaydığı kokunun da müze içinde rahatsız edici bir durum yarattığı iddiaları Avrupa Birliği (AB) gündemine geldi.


Avrupa Parlamentosu'nun Yunan üyesi Yanis Glavakis, AB Komisyonu'na verdiği soru önergesinde, "Ayasofya'daki güvercin dışkısı" konusunu ayrıntılı olarak dile getirdi. Glavakis, iddialarını şöyle sıraladı:

Ayasofya'da aşırı sayıda güvercin yuva yapmış durumda.

Güvercilerin dışkıları bina içinde çok kötü kokuyor.

Birçok güvercinin yuvaları Ayasofya içinde yer alıyor.

Yuvası bina içinde bulunan güvercinlerin dışkıları tarihi eseri tahrip ediyor.

Güvercin pisliğinin, diğer kuş türleri ve hayvan dışkılarına oranla binaları tahrip gücünün çok büyük olduğunu belirten Glavakis, AB yetkililerinden, duruma müdahale etmesini, koruma önlemleri alınmasını, yapının korunması için komisyonun kaynak ayırmasını istedi. Şimdi AB Komisyonu'nun Yunan parlamentere vereceği yanıt bekleniyor.
Milliyet, Haber. Taki Berberakis, 22.05.2007

VAKIF DEPOSUNDAKİ DEĞERLİ HALILAR ÇALINDI

 

İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün hemen bitişiğinde bulunan ve depo olarak kullanılan Kozluca İşhanı soyuldu, 3 bin halı arasında el dokuması olanlar çalındı. Vakıflar yetkilileri, çalınan halının miktarını ve hırsızlığın ne zaman gerçekleştiğini de bilmiyor. Bir süre önce tahliye edilmeye başlanan hanın hemen yanında polis merkezi de bulunuyor.


İstanbul polisi, 13 Mart 2006'da halı tüccarı Muharrem Bilgin'in dükkanına yaptığı baskında, cami ve mescitten çalınmış olabileceği ihtimaliyle 340 adet halıyla kilime el koydu ve yediemin sıfatıyla Vakıflar'a teslim etti. Bilgin hakkında da dava açıldı. Yargı sürecinde 314 halı iade edildi. Mahkeme, Bilgin'in beraatına ve halıların da teslim edilmesine hükmetti. Bilgin'in avukatı Nihat Pehlivan, mahkemenin kararı doğrultusunda depodaki 26 halıyı teslim almak için İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne başvurdu. 2 Mayıs'ta teslimatın yapılacağı depoya gelindiğinde kapının açık, bazı halı ve kilimlerin etrafa saçılmış olduğu görüldü.


Polise başvuran Vakıflar yetkilileri, depoda yüzlerce halı bulunduğu, ne kadarının çalınmış olduğunun bilinmediği bildirdi. Pehlivan, "İstersek depodaki başka halıları alabileceğimiz söylendi. Depo daha önce de soyulmuş. Geçen yıl, 314 adet halı ve kilimi teslim almak için aynı depoya gitmiştik. Halı ve kilimlerimizi güveler yemişti. Sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunduk" dedi. İstanbul Vakıflar Bölge Müdürü Adnan Ertem, "Olay hakkında soruşturma sürüyor" diye konuştu.

Milliyet, Haber: Şükran Özçakmak, 22.05.2007

ZEUGMA'NIN MÜHÜR BASKILARININ 85 BİNİ KAYIT ALTINA ALINDI

 

Gaziantep'in Nizip İlçesi Zeugma antik kenti arşiv binasında ele geçirilen 100 bini geçkin kil mühür baskısı, Avrupa Birliği'nin (AB) hibe fonlarından yararlanılarak hazırlanan bir proje ile kayıt altına alınıyor.

 

Gaziantep Arkeoloji Müzesi'nce yürütülen Zeugma kil mühür baskılarının envanterlenmesi projesi kapsamında bugüne kadar 85 bin kil mühür baskısı kayıt altına alındı.





Bu eserlerden 30 bini hakkında detaylı bir araştırma ve çalışma yapılarak envanter kaydı çıkarıldı. 55 bini ise etütlük eser olarak kayda geçirildi. Kayıtlara geçirilen eserlerin 40 bini ölçekli olarak fotoğraflandı. Envanterleri elektronik ortama aktarılan eserler hakkında bilgi edinmek daha da kolaylaştı.

 

Kil mühür baskılarının envanterlenmesi, Zeugma antik kentindeki ticari faaliyetler hakkında bilgi edinilmesi açısından ayrı bir önem taşıyor. 20 Ekim 2007 tarihinde tamamlanacak proje sayesinde Roma arşivinin envanter kaydı yapılmış olacak.

 

Ticari ürünlerin üzerine vurulan kil mühürler, üzerlerindeki sembollerle kime ait olduğunu, nereden nereye gönderildiğini ortaya koyan bir nevi kaşe özelliği taşıyor.

 

Kil mühürlerin envanter çalışmasının tamamlanmasıyla, Zeugma antik kentinde yaşayanlardan kimlerin ticaretle uğraştıkları, kimlerle alışveriş içinde bulundukları ortaya konulmuş olacak.

 

Dünyanın en büyük koleksiyonu olarak nitelenen ve Gaziantep Arkeoloji Müzesi'nde teşhir edilen mühür baskılarının Gaziantep'in turizm potansiyeline önemli bir katkı yapması bekleniyor.

TürkiyeTurizm.com, 22.05.2007

TESADÜFEN 4 BİN YILLIK MEZAR

 

Belçikalı arkeologlar Mısır'da 4 bin yıllık çok iyi korunmuş bir mezar buldu. Leuven Katolik Üniversitesi ekibinin Güney Kahire'deki Minya kasabasında yer alan Deyr el Barşa mezarlığında tesadüfen bulduğu mezarın, döneminin en iyi korunan mezarlarından biri olduğu açıklandı. Mezar, MÖ 2181-2050 döneminde yaşamış olan Henu adlı üst düzey bir kraliyet görevlisine ait. Arkeologlar Henu'nun keten beze sarılmış mumyasını geniş bir ahşap tabut ve hiyeroglif alfabesiyle süslenmiş bir lahdin içinde buldu. Mezarda tuğla yapan işçileri ve bira üreten kadınları tasvir eden, iyi derecede korunmuş ahşap heykeller de bulundu.

Radikal, Fotoğraf: Reuters, 22.05.2007


KÜLTÜR VE TURİZMDEN
DEF-İ HACET DURUMLARINA İLİŞKİN TAZE HABERLER...

TARİHİ BELDE HARPUT'TA TUVALET SIKINTISI BİR TÜRLÜ GİDERİLEMEDİ





Elazığ'ın tarihi turistik beldesi Harput'ta 'tuvalet' sıkıntısı devam ediyor. Mevcut tuvaletlerin daha iyisi yapılacak gerekçesiyle yıkılarak hiç bir çalışmanın yapılmaması yetkililer ve vatandaşlar tarafından tepkiyle karşılanıyor.

 

Harput Bucağı Merkez Mahalle Muhtarı Feyzi Kahraman, yaptığı değerlendirmede özellikle yaz aylarında hafta sonları günde 10 binlerce kişinin ziyaret ettiği tarihi ve turistik bir yerde tuvaletin olmamasının Elazığ'a yakışmadığını belirtti.

 

Yenilerinin yapılacağı gerekçesiyle yıkılarak bugüne kadar hiç bir çalışma yapılmamasının kendilerini derinden üzdüğünü anlatan Kahraman, şöyle dedi: "Dünyanın hemen hiçbir yerinde bu şekilde en doğal ihtiyaç olan tuvalet sıkıntısı yaşanmamaktadır. Hatta az gelişmiş Afrika ülkelerinde dahi turistik mekanlarda bir değil ondan fazla tuvalet bulunurken ne yazık ki Harputumuz da bir tek tuvalet bulunmaması bizim kültür ve dini anlayışımıza tamamen ters bir durum olup bizlere yakışmamaktadır."

 

Başta Elazığ Valiliği olmak üzere Belediye ve Harvak olmak üzere tüm kuruluşların bu hassas konuya bir an evvel çözüm bulmalarını isteyen Muhtar Feyzi Kahraman, "Hemen hemen bütün platformlarda Harput'un bütün problemleri ile yakından ilgilenen Vali Muammer Muşmal ve Belediye Başkanımız Süleyman Selmanoğlu'nun bu konuyu çözüme kavuşturmasını istiyoruz." dedi.

TürkiyeTurizm.com, 22.05.2007






HERGÜN EN AZ 10 BİN TURİSTİN AĞIRLANDIĞI EFES'TE TUVALET KRİZİ





İzmir'in Selçuk İlçesi'nde, her gün en az 10 bin turistin ağırlandığı Efes Antik Kenti'nde ‘tuvalet krizi’ yaşanıyor. Efes girişindeki işyerlerinde çalışan yaklaşık 350 kişiyle ören yerine turist getiren otobüs ve taksi şoförlerinin, antik kent girişindeki tuvaletleri kullanmaları yasaklandı.

 

Bölgede başka tuvalet bulunmadığı için çevre esnafıyla şoförlerin, kişi başına her defasında 10 YTL ödeyerek antik kente gireceği, ayrıca tuvalet giriş ücreti ödeyeceği belirtildi.

 

Efes Antik Kenti girişinde turistik eşya satan 55 işyerinin sahip ve çalışanları ile ören yerine çevre illerden ve Kuşadası Limanı'na demirleyen gemilerden turist getiren otobüs ve taksi şoförlerini mağdur eden karar Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından alındı.

 

Bakanlık Teftiş Kurul Başkanlığı'nın gönderdiği uyarı yazısı üzerine, Selçuk Müze Müdürlüğü, kaymakamlık kanalıyla esnafa yazı gönderdi. Uyarı yazısında esnafın girişteki turnikelerden ücretsiz bilet alarak veya yan kapıdan girerek tuvaletleri kullandığına dikkat çekildi, “Bakanlığımız Teftiş Kurul Başkanlığı'nın ilgi yazısında, esnafın tuvaletleri kullanmak amacıyla ören yerine ücretsiz girişlerinin devam ettiği belirtilmekte ve önlem alınması istenmektedir. Bakanlığımız talimatı gereği bundan sonra esnafın ücretsiz bilet alarak veya tel örgüden atlayarak içeri girmelerine izin verilmeyecektir” denildi. Esnafın girmemesi için turnikelerin yanındaki giriş kapıları asma kilitlerle kapandı.

 

Bazı şoförler, tuvalet ihtiyaçlarını çalılar arasında gidermeye başlarken, karara tepki gösteren esnaf, ören yeri olduğu için başka tuvalet yapılmasına izin verilmediğini, ne yapacaklarını bilmediklerini söyledi. Selçuk Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi ve ve çarşı esnafı Yusuf Dereli, kararı üzüntüyle karşıladıklarını belirterek “Üzücü bir karar. Buradaki çarşıda çalışanlar ve işyeri sahipleri 350 kişiden oluşuyor. Otobüsler ve taksicilerle birlikte bu sayı 500 e ulaşıyor. Bunların tuvalet gereksinmeleri için bu turnikeleri kullanmaları, turnikelerden geçmek için de Efes'e giriş ücreti ödemeleri gerekiyor. Bu parayı ödemeyenler ne yapacak, tuvalet ihtiyaçlarını nerede giderecek. Bu kararın mantığını anlamak mümkün değil” dedi. Esnaftan Mustafa Dereli de “Burası şimdi Türkiye'nin en pahalı tuvaleti oldu.

 

Turnikelerin hemen arkasındaki tuvalete gitmek için önce 10 YTL'lik Efes giriş ücretini ödeyeceğiz. Sonra tuvalet giriş ücreti olan 50 YKR'yi ödeyeceğiz. Günde 3 defa ihtiyaç duysak 31 YTL 50 Ykr ödemek zorunda kalacağız. Burada büyük bir tuvalet var ama bizlere yasak” diye konuştu.

 

Antalya, Bodrum, Bergama, İzmir ve Kuşadası'na gelen turistleri önce Meryemana evine, sonra Efes'e getirip gezmelerini bekleyen otobüs ve taksi şoförleri de uygulamayı eleştirdi. Şoförler “Bergama'dan, Bodrum'dan geliyoruz. Burada turistlerin Efes'i gezmesini bekliyoruz ve sonrasında tekrar yola çıkıyoruz. Doğal olarak ihtiyaçlarımız oluyor. Bazen hava sıcak olunca bazı yaşlılar araçta beklemeyi tercih ediyor. Bizim gibi onlar da 10 YTL'lik giriş bileti alacak” diye konuştu.

 

Kararın bir sorun yarattığını kabul ettiklerini söyleyen müze yetkilileri ise “Burada bir sorun var. Ancak ören yeri olduğu için yeni tuvalet kazılması mümkün değil. Esnaf burada para kazanıyorsa elini taşın altına koyacak. Seyyar mobil tuvaletler var. Birleşip bir tane alabilirler” dedi.

TürkiyeTurizm.com, 22.05.2007


ESKİ BESNİ'DE TARİHİ ESERLER GÜN YÜZÜNE ÇIKARILIYOR

 

Adıyaman'ın Besni İlçe Belediyesi, ilçenin belleği olan Eski Besni'deki tarihi eserleri gün yüzüne çıkartmak için çalışmalarını sürdürüyor.

 

Besni Belediyesi'nin daveti üzerine Çukurova Üniversitesi Mimarlık Bölümü'ndan gelen bir ekip, eski Besni ören yerinde çalışmalar yaptı. Belediye Başkanı İbrahim Öztürk'ün daveti üzerine Çukurova Üniversitesi Mimarlık Bölümü Başkanı Prof. Dr. Erkin Erten, Yrd.Doç. Dr. Mustafa Yeğin, Çukurova Üniversitesi Öğretim Görevlisi Gülertan Akyüzlüer ve Çukurova Üniversitesi Mimarlık Bölümü öğrencilerinden oluşan toplam 27 kişilik bir ekip, 2 gün boyunca Eski Besni ören yerindeki Meydan Hamamı ve Tahtaoba Camisi'nin plan ve röleve çizimlerini yaptı.

 

Çalışmaları yerinde inceleyen Belediye Başkanı İbrahim Öztürk, şehrin belleği olan Eski Besni'yi tekrar canlandırmak ve burayı bir cazibe merkezi haline getirmek için bütün imkanlarını seferber ettiklerini kaydetti. Buradaki eserlerin restore edilmesi için birkaç koldan çalışma yürüttüklerini belirten Öztürk, Çukurova Üniversitesi'nden gelen ekibinin de bu çalışmaların bir parçasını teşkil ettiğini kaydetti.

 

Yaklaşık bir yıl önce Belediye Başkanı İbrahim Öztürk'ün talebi üzerine Besni ile ilgili araştırma yapmaya karar verdiklerini dile getiren Çukurova Üniversitesi Mimarlık Bölümü Başkanı Prof.Dr. Erten, Eski Besni ören yerinin yerleşim planlarını çıkarmak ve burada yer alan binaların rölevelerini, yani hali hazırdaki planlarını ve bulundukları durumu belirlemek üzere bir çalışma yaptıklarını söyledi. Erten, yaptıkları çalışmaları Kültür ve Tabiat Varlıkları Bölge Kuruluna belge olarak sunacaklarını ifade etti.

Zaman, Haber. M. Şerif Kaya, 21.05.2007

BELEDİYEYE TARİHİ HİZMET BİNASI

 

Amasya'nın Merzifon İlçe Belediyesi, tarihi bir binayı onararak hizmet binası haline getirme çalışmalarını sürdürüyor. 

Merzifon Belediye Başkanı Mehmet Kadri Aydınlı, ecdat emaneti tarihi binanın tarihi dokusunu bozmadan restore ettiklerini ve çevre düzenlemesini yaptıklarını söyledi.


Aydınlı, "Binanın restorasyonunun bitmesiyle belediyemiz yeni bir hizmet binasına kavuşmuş olacak" dedi. 
Amasya Kent Haber, 21.05.2007

TARİHİ ODUNPAZARI EVİ, KÜLTÜR HİZMETLERİ MÜZESİ OLDU

 

Eskişehir'de, Beylerbeyi Kültür Hizmetleri Müzesi açıldı. Osmangazi Kültür Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Niyazi Çapa tarafından açılan ve 6 ayrı bölümden oluşan müzede, geçmişte kullanılan eşyalar, eski eczacılık malzemeleri ve Eskişehir fotoğrafları sergileniyor.

 

Tarihi Odunpazarı evlerinden birini restore ederek Beylerbeyi Kültür Hizmetleri Müzesi'ni oluşturan Çapa, basın mensuplarına müzeyi gezdirdi. Niyazi Çapa, yaklaşık 50 yıldır biriktirdiği malzemelerin yer aldığı müzenin geçmiş ve gelecek arasında köprü kuracağını ifade ederek, "Müzenin şark köşesinde eski Türk insanının yaşam şeklini, nostaljik giysiler bölümünde atalarımızın giyim tarzını görüyoruz. Müzenin bahçesine kurulan yörük Türkmen çadırında, göçebe hayatı canlandırdık. Müzenin ikinci katında, 1900'lü yıllardan kalma malzemelerin bulunduğu eski eczacılık bölümünde Türkiye'nin çeşitli yerlerinden topladığım ilaçları sergiliyorum. Tıp ve ecza yayınları kütüphanesi ile birlikte eczacılık öğrencilerinin mesleki nostalji yaşamalarını sağlıyoruz" şeklinde konuştu.

Zaman, Haber: Emir Yıldız, 21.05.2007

ROMA DÖNEMİNE AİT 307 ADET SİKKE ELE GEÇİRİLDİ

 

Denizli'de jandarmanın düzenlediği operasyonda, Roma Dönemi’ne ait 307 adet gümüş sikke ele geçirildi. Operasyonda, olayla ilgisi bulunduğu öne sürülen 7 kişi, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

 

Valilikten yapılan yazılı açıklamada Denizli İl Jandarma Alay Komutanlığı tarafından, eski eser kaçakçılığını önlemeye yönelik yürütülen istihbarat çalışmaları sonucu, Çardak İlçesi'nde, Y.A., F.A., M.C., M.E., M.T., M.T. ve D.U.’nun hafriyat çalışmaları sırasında tarihi eser buldukları ve satmak için müşteri aradıkları öğrenildi. Adli makamlardan alınan arama kararına istinaden harekete geçen ekipler, şahısların ev ve eklentilerinde yaptıkları aramalarda, Roma Dönemi'ne ait 307 adet gümüş sikke ele geçirdi. Ele geçirilen sikkelerin 2683 Sayılı Kanun kapsamına giren taşınır kültür varlıkları olduğu tespit edildi.

Zanlılar adli makamlarca tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı belirtildi.

denizlili.net, 21.05.2007

90 BİN ŞEHİDE HAREKAT MÜZESİ

 

 

Birinci Dünya Savaşı’nda Ruslar’a karşı savaşırken, Allahüekber Dağları’nda donarak şehit olan 90 bin Türk askerinin anısını yaşatmak için ’Sarıkamış Harekat Müzesi’ kurulacak.

Erzurum Kalkınma Vakfı eski Başkanı Necati Bölükbaşı’nın girişimleriyle Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Mimarlık Fakültesi Restorasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyeleri tarafından gönüllü olarak hazırlanan ’Sarıkamış Harekat Müzesi’ projesi, savaş yıllarında Gaziler Bucağı’nda karakol olarak kullanılan, daha sonra Nesime Akın İlköğretim Okulu’na dönüştürülen tarihi bina üzerinde hazırlandı. YTÜ Mimarlık Fakültesi Restorasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zeynep Gül Ünal, "Depremler nedeniyle ciddi hasarlar görünce, yıllar önce boşaltılan binada çok fazla müdahale yapmadan sadece sağlamlaştırarak işlev değişikliğine gittik. Yaklaşık 450 metrekarelik bir alanda şehit mektuplarının, eşyalarının, silahlarının sergileneceği salonları kağıt üzerinde hoş bir mimariyle düzenledik. Umarım Erzurum Valiliği’ne ve sivil toplum örgütlerine sunacağımız bu proje hayat bulur ve bu müze kurulur" dedi.

Hürriyet, Haber: Onur Sağsöz, 21.05.2007

3 BİN YILLIK GEMİYLE 'TARİHİ' YOLCULUK

 

3 bin 300 yıl önce batan ticaret gemisinin benzerini yaparak denizlerde yol alan araştırma grubu üyeleri Çanakkale’ye geldi. Projeyle ilgili açıklamalarda bulunan 360 Derece Araştırma Grubu Proje Sorumlusu Arkeolog Osman Erkurt, tarihi Uluburun batığının bir benzerini yaparak 3 bin 300 yıl önce bu ticaret gemisiyle denizlerde nasıl yolculuk yapıldığını öğrenmek istediklerini belirtti. Erkurt, “Bizler 360 Derece Araştırma Grubu olarak Türk ve dünya kamuoyunun dikkatini, bilim adamları ve kurumları aracılığıyla Anadolu tarihi ve Türk denizciliğine çekmeyi hedefliyoruz. Bunun içinde binlerce yıl önce bu tür bir tekneyle denizlerde nasıl bir yolculuk yapıldığını bizzat görmek için projeye katıldık. Günümüzden 3-4 bin sene önce denizciler nasıl seyrediyordu? Bunu öğrenmek için tarihi Uluburun batığındaki geminin bir benzerini yapıp yola koyulduk. Bu gemiyle 2004 yılından bu yana 3 bin mil yol kat ettik. Şu an İstanbul’dan İzmir’e gidiyoruz. Hava muhalefeti sebebiyle bir süre Çanakkale yat imanında beklemek zorunda kaldık. Havanın düzelmesiyle yolumuza devam edeceğiz. Ekibimizde şu an 9 kişi bulunuyor” dedi.

Türkiye Gazetesi, Haber: Ayhan Öncü, Fotoğraf: 360derece.info, 21.05.2007

ACAİBÜ'L MAHLUKAT'A ALICI YOK, 'NARGİLE İÇEN ADAM'A 400 BİN YTL

 

Portakal Sanat ve Kültür Evi tarafından düzenlenen ve Raffi Portakal tarafından yönetilen ’İlkbahar Müzayedesi’ Conrad Otel’de gerçekleşti. Müzayedeye gelenlerin yoğun ilgisinin yanısıra telefonla katılım da bir o kadar oldu.

Düzenlenen müzayedenin önemli eserleri arasında İstanbul 16. yüzyıl son çeyreği dönemine ait coğrafya ve kozmoğrafya görüşüne göre, ansiklopedik bilgiler içeren ve minyatürlerle zenginleştirilmiş İslam edebiyatının biri olan Acaibü’l Mahlukat 550.000 YTL’den satışa çıktı ancak alıcı bulamadı. Sultan V. Mehmet Reşad’a ait merasim kılıcı 100 bin YTL’ye alıcı buldu. Müzayedenin bir diğer önemli eseri ise Avusturyalı ressam Rudolf Ernst’in ’Nargile İçen Adam’ tablosu (üstte) 74.143 USD’den satışa çıkarıldı. Tablo 400 bin YTL’ye satıldı.

Batı’nın 16-18. yüzyıl ünlü old-master ressamlarının Doğu kültüründen esinlenerek resmettikleri "Osmanlı Kadın Portreleri" 17.000 YTL ile 30.000 YTL’den satışa çıkarıldı. Tablolar alıcı bulamadı. "Viyana ve Hotin Savaşları" tablosu ise 90.000 YTL’den satışa sunuldu ve alıcı bulamadı. Son olarak müzayedenin en değerli eserleri arasında yer alan "Harem’de Cariye’ tablosu 225.000 YTL’den satışa çıktı, fakat alıcı bulamadı.

Hürriyet, Haber: Neslihan Kara, 21.05.2007

DENİZKIZI'NA YİNE ÇARŞAF GİYDİRDİLER

 

Danimarka’nın başkenti Kopenhag’daki Küçük Denizkızı heykeline çarşaf giydirildi. Polis sözcüsü Jorgen Thomsen, "Sabah aldığımız ihbar üzerine olay yerine giden arkadaşlarımız heykelin üzerindeki çarşafı kaldırdılar. Eylemi kimin yaptığı konusunda henüz bir bilgiye ulaşabilmiş değiliz" dedi.


2004 yılında da heykele çarşaf giydirilmiş ve üzerine "Türkiye AB’de mi?" yazılmıştı.

Danimarka’da Esma Abdülhamid adındaki Filistinli türbanlı bir genç kadının 2009’daki seçimlerde Birlik Partisi’nden milletvekili adayı gösterilmesi ve milletvekili seçilirse erkeklerle tokalaşmayacağını ve türbanı çıkarmayacağını açıklaması, son yıllarda karikatür kriziyle gündemde olan ülkede türban tartışmalarını alevlendirmişti. Birlik Partisi’nin türbanlı adayına karşı da Başbakan Anders Fogh Rasmussen, Fatma Yeliz Öktem adındaki modern bir Türk kadınını milletvekili adayı gösterdi.

Hürriyet, Haber: Ünsal Turan, 21.05.2007


TAYHaber Bilgi: Danimarka ile özdeşleşmiş olan deniz kızı heykeli Little Mermaid, 1913 yılında heykeltıraş Edvard Ericksen tarafından yapılmıştır. Nyhavn Limanı yakınında bulunmaktadır. Danimarkalı fabl ustası Hans Christian Andersen’in bir hikayesinden esinlenilen heykel, 1,25 metre yüksekliğinde ve 175 kilo ağırlığında. 1960’lı yıllardan beri birçok kez saldırıya uğrayan ‘Küçük Denizkızı’ heykelinin iki kez kafası, bir kez de kolu koparıldı.

ANKARALI KADINLAR ATA İÇİN KOLLARI SIVADI

 

Ankaralı kadınlar, Atatürk’ün Selanik’teki evini yenilemek için el emeklerini göz nurlarını dökecek. Ankara Atatürk Evi’ndeki ölçülerden yararlanan kadınlar, Selanik’teki evde bulunan yıpranmış perde ve örtüleri döneme uygun biçimde yenileyecek.

Türkiye Yardım Sevenler Derneği üyelerinin Atatürk’ün doğumunun 125. yılı ve derneğin 79. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla hazırladığı proje, 26 Mayıs 2007’de hayata geçirilecek. Proje yöneticisi Necla Sadık, projenin, "kadınlar için çok değerli olan" çeyizlerin kullanılması ile ayrı bir özellik taşıdığını belirterek, "Bu bizim için onur, hem Ulu Önder’in evini gerçek ruhuna kavuşturabilmek hem de Türk kadınının emeğini gözler önüne serebilmek..." diye konuştu.

Sadık, Atatürk’ün Selanik’teki evini 2004 yılında ziyaret ettiğinde örtü ve perdelerin bir kısmının yıpranmış olduğunu, bir kısmının ise orijinaline sadık kalınmadan düzenlendiğini fark ettiğini ve öğretmen olarak bu durumdan üzüntü duyduğunu anlattı.

Atatürk evindeki en son düzenlemenin 1981 yılında yapıldığını anımsatarak, yenilemek için sponsor arayışına girdiklerini belirten Sadık, "Ben, Olgunlaşma Enstitüsü’nden emekli bir öğretmenim. Bu nedenle projeye cesaret edebildim. Sponsoru bulduk ama bürokratik engeller bizi çok yordu. Ancak şimdi Dışişleri Bakanlığı İkili Kültürel İşler Genel Müdürlüğü onayıyla bu proje 26 Mayısta gerçekleştirilecek" diye konuştu.

Sadık, geçen yıl Aralık ayında projeye başladıklarını, Atatürk’ün yaşadığı dönemde Selanik’te hakim olan çeyiz motiflerini araştırdıklarını ve Selanik’teki evin birebir aynısı olan Ankara Atatürk Evi’nde ölçülendirme çalışmalarını yürüttüklerini anlattı. Ölçülendirmeden sonra maliyet belirlediklerini kaydeden Sadık, şunları söyledi:

"Sponsorlarımızdan Sahran Çalp ile Pendik şubemizden Handan ve Hayrettin Yelkikanat projeye, 10 bin 250 YTL, Sabiha Sonsoy ise anneannesinden kalan sedir örtülerini verdi. El işlerini, evde oturan, üretime dahil olmayan kadınlarımız yaptılar. Böylece ekonomiye katıldılar. Diğer her tür düzenlemeyi ise dernek üyeleri ile olgunlaşma enstitüsü yaptı." Sadık, Atatürk’ün evine yerleştirilecek çeyizlerden birinin Sabiha Sonsoy’a, Selanik’ten 100 yıl önce göç etmiş olan anneannesi tarafından verildiğini kaydederek, "Sayın Sonsoy, Selanik’ten bir asırdan çok süre önce göç etmiş anneannesine ait olan çeyizini Atatürk’ün evine armağan etti. Sırma işli sedir örtü takımı Atatürk’ün yaşadığı yıllarda yapılmış 125 yıllık bir örtü. Bu da bizim işimizi ne kadar ciddi yaptığımızın en önemli göstergesi" dedi.

Evde kullanılacak ibrik, gaz lambası gibi aksesuarların araştırmalar sonucunda antika eser satıcılarından alındığını anlatan Sadık, 5 adet antika eser sayılabilecek aksesuar, danteller, sedir takımı ve diğer parçalar olmak üzere yaklaşık 85 parçanın Selanik’teki evde yerini alacağını kaydetti. Necla Sadık, dernek üyelerinden oluşan grubun, 24 Mayısta Ankara’dan Selanik’e gideceğini ve 26 Mayısta evin özüne dokunmadan döneme uygun örtü ve aksesuarları yerleştireceklerini söyledi.

Hürriyet Ankara, 21.05.2007

TÜRKİYE'DE MÜZESİZ İL KALMAYACAK

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, başlattığı proje kapsamında Türkiye'de müzesiz il bırakmayacak. Bu kapsamda müzesi olmayan 20 ilde müdürlük statüsü elde etmek için çalışmalar başlatıldı; birkaç yıl içerisinde de fiziki mekanlar oluşturulacak.

 

İlk adım olarak Müzeler Haftası sürecinde Osmaniye Karatepe Müzesi, Kocaeli Müzesi açılacak. 2007 içinde İzmir Bergama ile Diyarbakır Arkeoloji Müzesi'nin eserleri yeni müzeye aktarılacak; Konya Akşehir, Afradisia, Kocaeli Arkeoloji ve Etnografya, Van, Balıkesir, Elazığ, Antalya Elmalı, Samsun Bafra müzeleri, Tokat Atatürk Evi, Isparta Yalvaç Kültür Evi; 2008'de Aydın Milet ve Eskişehir müzeleri açılacak.

 

Türkiye'de halen 94 müze müdürlüğü ve 96 bağlı birim olmak üzere yaklaşık 190 müze bulunuyor. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Müzeler Şube Müdürü Zülküf Yılmaz, yeni müzelerle birlikte Türkiye'nin dünya standartlarını yakalayacağını düşünüyor. Yılmaz, "Müzelerimizdeki eser zenginliği açısından çok ileriyiz. Ancak müze sayımız yeterli değil. Eseri bizden az olup bizden 30 kat müzesi olan ülkeler var." diye konuşuyor.

Zaman, Haber: Bahtiyar Küçük, 21.05.2007

İNGİLTERE'DE, 19. YY'A AİT 'CUTTY STARK' ADLI GEMİ YANGINDA HASAR GÖRDÜ

 

İngiltere’de, 19.yy'dan kalma "Cutty Sark" adlı gemi yangında hasar gördü. Londra’nın Greenwich bölgesinde demirli gemide yerel saatle 05.00’de çıkan yangında tüplerin patlaması korkusu yaşandı.

Kimsenin bulunmadığı anlaşılan gemideki yangın nedeniyle Londra’nın güneydoğusundaki Greenwich kasabasının merkezi trafiğe kapatıldı ve liman bölgesine yaya girişi yasaklandı.

 

Yangın, itfaiye araçlarının çabalarıyla kontrol altına alındı. "Cutty Sark" sözcüsü, geminin yüzde 50’lik bölümünü içeren parça ve aksesuarların, 25 milyon sterlinlik restorasyon çalışması için yangın öncesinde başka yerlere götürülmüş olduğuna dikkat çekerken, kalan bölümde büyük hasar olduğunu söyledi.

1869 yılında inşa edilen ve adını Robert Burn’ün Tam O’Shanter şiirinden alan "Cutty Sark", Greenwich limanına demirlendiğinden bu yana yılda 15 milyon turist tarafından geziliyordu.

TürkiyeTurizm.com, Foto: Milliyet, 21.05.2007

MÜZELERİN EN UZUN GECESİ ERKEN BİTTİ

 

'Uluslararası Müzeler Haftası Kutlamaları' çerçevesinde ülkemizde ilk defa geçen sene uygulanan, bu yıl da önceki akşama denk gelen 'Müzeler Gecesi', sessiz sedasız, bir o kadar da ziyaretçisiz geçti.

 

Pera, İstanbul Modern, Ayasofya, Topkapı Sarayı ve İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin, heyecanla beklemelerine rağmen pek gelen gidenleri olmadı. Hem az sayıdaki ziyaretçiyi hem de görevlileri üzen bu tablo, kimilerine göre Fenerbahçe-Galatasaray maçından, kimilerine göre de iyi tanıtım yapılmamasından kaynaklanıyordu.

 

Müzelerde gündüz yaşanan kalabalık, gece saatlerinde yerini birkaç sanatsevere bıraktı. Müzeler Gecesi'ne katılan ziyaretçilerle konuştuğumuzda ortaya kimi zaman neşeli, kimi zaman üzücü tablolar çıktı. Afişi görüp öylesine giren de, uzun uzun yolları aşıp gelen de vardı ziyaretçiler arasında.

 

Ziyaretçilerin hikayeleri uzundu ama müzelerin gecesi kısa sürdü. 19 Mayıs akşamı en çok ilgiye mazhar olan İstanbul Modern Müzesi, gençlerin işgali altındaydı. Üniversiteli kalabalık bir grubun yanındaki Sultan teyze dikkat çekiyordu. Kızını da yanına katıp Ankara'dan gelen Sultan teyzenin Topkapı ve Ayasofya'dan sonraki durağı İstanbul Modern'di.

 

Pera Müzesi'nin saat 01.00'e dek açık olduğunu anlatan gece mavisi afiş dikkat çekse bile afişe her bakan içeriye girmiyordu. Mustafa amca da müzenin boş olmasını yadırgayanlardandı. Kariye Sergisi açıldığından beri gelmek için bugünü bekleyen Mustafa amca, maça yordu tenhalığı. Mustafa amca ve 4 kişilik ailesi hafta içi de Sabancı Müzesi'ne gidecek. İstanbul Modern ve Pera'dan sonra pek çok ziyaretçinin yolu Sultanahmet'e düştü. İlk durak Ayasofya, gün içinde 25 bin ziyaretçiyi ağırladı. Vakit ilerleyince pek geleni gideni kalmadı haliyle. Birkaç delikanlı kapıları açık görüp ne var içeride diyerek içeri girmiş; güvenlik görevlileri ellerine bileti tutuşturunca da hadi gezelim bari demişti mesela.

 

Gündüz bile yolundan kuş uçmayan, kervan geçmeyen İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde kalabalık bir görevli kitlesi bekledi gece boyu. "Bu saat oldu çalışıyoruz, gelen giden yok." diye sitem eden görevliler haklıydı aslında, zira Kültür Bakanlığı'nın sitesinde bile hangi müzenin ne gün saat kaça dek açık olacağına dair bilgi yok.

 

Fransa'nın öncülüğünde gerçekleştirilen 'Müzeler Gecesi', Paris ve Berlin gibi Avrupa kentlerine gece boyunca hareketlilik getiriyor, müzelerin çevresinde konserler düzenlenip kapılarında kuyruklar oluşuyor. Etkinlik kapsamında, dünyada 2 bin müze 19 Mayıs'ta 19.00-23.00 saatleri arasında ücretsiz gezildi.

Zaman, Haber. Musa İğrek - Jülide Karahan, 21.05.2007


Nano-Yorum: Anlaşılan geçen yıldan bu yana Bakanlık bir arpa boyu yol gitmemiş ki farklı birşey yaşanmamış. Geçen yıl yazdıklarımızı bilmeyenler ya da hatırlamak isteyenler http://www.tayproject.org/Haber.fm$Retrieve?ID=1221&html=haber_detail_tu.html&layout=web adresine göz atabilirler.

HİCAZ DEMİRYOLU, ÖZEL BİR ÇİN ŞİRKETİ TARAFINDAN CANLANDIRILIYOR





2. Abdülhamid tarafından 100 yıl önce hizmete açılan Hicaz Demiryolu, özel bir Çin şirketi tarafından yinelenecek. İngiliz casusu Arabistanlı Lawrence tarafından çeşitli kereler bombalandığı kaydedilen demiryolunun yinelenmesi anlaşması, hafta sonunda Kızıl Deniz’de düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu toplantısı sırasında imzalandı.





İngiliz The Times gazetesi, bu konudaki haberinde 180 milyon dolarlık anlaşmaya göre, Infrastructure Development adlı özel bir Çin şirketinin Pakistanlı müteahhitleri ile oluşturduğu konsorsiyumun, 2009 yılından itibaren demiryolun Ürdün’ün Amman ile Zarka kentleri arasındaki kısmında çalışmalara başlayarak hafif bir demiryolu hattını inşa edeceğini kaydetti.





Ancak demiryolunun Şam’a kadar yinelenmesi planının da bulunduğunu belirten gazete, bu çerçevede Şam ile Amman arasındaki yolculuğun 2 saate indirileceğine dikkat çekti. Gazete, halen iki başkent arasında hafta iki kez seferlerin yapıldığını, yolculuğun en az sekiz saat sürdüğünü yazdı.

 

Söz konusu konsorsiyumun, yinelenmiş hattı 30 yıl işleteceğini belirten gazete, Ürdün hükümetinin maliyetin üçte birini karşılayacağına dikkat çekti. The Times, Hicaz Demiryolu projesinin Çin’in Ortadoğu’daki “en iddialı” projelerinden biri olduğunu, Çin’e bölgede görünür bir varlık gösterme olanağını sağlayacağını kaydetti. Hicaz Demiryolu’nun, Osmanlı İmparatorluğu’nun her yerinden hacıları Medine ve Mekke’ye götürmek üzere inşa edildiğini anlatan gazete, demiryoluna, Osmanlılara karşı ayaklanan Arabistanlı Lawrence tarafından birkaç kez saldırıldığını, Türk askerleri taşıyan trenlerin havaya uçurulduğunu anımsattı.

 

İngiliz gazetesi, Ürdün, Suriye ve Suudi Arabistan’ın Hicaz Demiryolunun büyük turizm potansiyelini görmeye başladığını belirterek Amman ile Zarka arasındaki yeni hattın iki şeritli ve elektrikli olacağını belirtti.

 

Bu arada, Ürdün yetkilileri projenin iki yıl içinde bitmesini beklendiğini ancak Çin şirketinin işini bir yılda tamamlaması olasılığının da bulunduğunu söyledi.

TürkiyeTurizm.com, 21.05.2007

BEYOĞLU'NDAKİ 4 BİN TARİHİ YAPIYA JET ONARIM

 

Beyoğlu'nda restorasyon bekleyen binlerce tescilli tarihi bina, ilçe belediyesinin aldığı yeni yetkiyle Koruma Kurulları'nın onayını beklemeden onarılmaya başlanacak.





Beyoğlu'nda tarihi yapılar, artık Koruma Uygulama Denetim Büroları (KUDEB) ile aslına uygun olarak çok daha hızlı restore edilecek. Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulları'nın işini hafifletmek için çıkarılan Koruma ve Denetleme Kanunu kapsamında tarihi yapılar, prosedüre takılmadan hızlı bir şekilde onarılacak. Beyoğlu'nda belediye bugüne kadar 7 bin bina sahibine tebligat gönderirken, bunlardan 3 binini restore etti. Kentsel tasarım çerçevesinde tadil edilen binaların tescilli olanlarının ise Koruma Kurulları'ndan izin alınmaksızın KUDEB sayesinde daha çabuk aslına uygun olarak yapılmasının önü açıldı.

 

Beyoğlu Belediyesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan gelen yetkiyle birlikte bugüne kadar Kentsel Tasarım Ofisi'nde yürüttüğü çalışmayı, önümüzdeki aydan itibaren KUDEB ofisinde gerçekleştirecek. Basit onarım niteliğindeki binaları kurul onayına sunan ve aylarca izin bekleyen ilçe belediyeleri aldıkları yetkiyle SİT alanı içerisindeki tescilli, tescilsiz binaların yeniden hayat bulmasını hızlandıracak. Beyoğlu Belediyesi Başkanı Ahmet Misbah Demircan, zaman zaman tescilli binaların tadil ve tamirinde zorlandıklarını belirterek "Alınan yetkiyle birlikte işimizi daha çabuk yapacağız" dedi. Avrupa Birliği'nin desteğiyle daha önce Balat ve çevresinde geliştirilen fon sisteminin Beyoğlu'nda da uygulanacağına dikkat çeken Demircan, "Bina sahiplerine her türlü teknik ve hukuki yardımı yapacağız" diye konuştu. İstanbul'da 5 ay önce Beyoğlu dışında 11 ilçede daha KUDEB kuruldu. Sivil mimarlık örneği eserleri onarmak isteyen vatandaş ya da kurumlar, yapının maliki olduğuna dair belgeyi, yapının mevcut durum fotoğrafı ve yapılacak çalışmaya ilişkin ayrıntılı raporu KUDEB'e verecek. İki uzman, başvuruyu inceleyerek fotoğraf ve ayrıntılı inceleme ile durum tespiti yapacak. Yapılacak onarım bakım ve basit onarım ise ön izin belgesi düzenlenerek bakıma hemen başlanıyor.

 

Beyoğlu Belediyesi, restorasyon çalışmalarının yanısıra, tarihi binaların dış cephelerini boyamak için altyapı oluşturdu. Belediye yetkilileri binasına bakım yaptırmak isteyen vatandaşlardan teknik destek, tadilat ve boya için harç alınmayacağına dikkat çekti.

Sabah, Haber: Ercan Sarıkaya, 21.05.2007

ÇİN'DE BAHAR MÜZAYEDESİ

 

Çin'de müzayede çekici, bu kez imparatorluk dönemine ait sanat eserleri için masaya vuruyor. Bahar müzayedesinde, nadide eserlerin rekor fiyatlarla alıcı bulması bekleniyor.

Hong Kong'ta bu ay sonunda yapılacak bahar müzayesinde yeni sahipleriyle buluşacak imparatorluk döneminden kalma nadide eserler, satış öncesinde gösterime sunuldu. Müzayedede yer alacak örneklerden biri olan bir çift porselen "şeftali" kasenin yapım tarihi, 1700'lü yıllara dayanıyor. Şeftali ve uzun yaşamı temsil eden yarasa resimleriyle bezeli kaselerin, sanatseverler ve koleksiyoncuların ilgi odağı olacağı belirtiliyor.

Açık artırma ile satışa sunulan Çin hanedanı dönemine ait tarihi parçalar arasında yok yok. Müzayedeye çıkarılan parçaların milyon dolarları bulan rekor fiyatla alıcı bulması bekleniyor.

Trt/Haber, 21.05.2007

BİR KÜLTÜR BAŞKENTİNDE

 

Geçen haftanın ilk günlerini Almanya'nın başkenti Berlin'de geçirdik. Berlin hemen hemen İzmir büyüklüğünde bir kent, 3.5 milyon kişi yaşıyor ve bunların 140 bini de Türk. İstanbul 2010'da Avrupa Kültür Başkenti ilan edildi, önümüzdeki üç yılı iyi değerlendirip bu unvana layık olmaya çalışıyor, çalışacak. İzmir de kültür başkenti olsun istiyoruz, bunu canı gönülden diliyoruz ama bir kültür kenti, kültür başkenti olmanın yolu nereden geçiyor işte bunun sırlarını bilemiyoruz.

Geçen yıl Berlin'e 140 milyon turist gelmiş. Her yıl Londra'ya ortalama 170, Paris'e ise 180 milyon turist geliyor. Berlin üçüncü sırada yer alıyor. Turistlerin sadece yüzde 12'si otellerde konaklamış, günübirlik kente gelip kentin kültürel birikimini izleyenlerin sayısı 126 milyon kişi... Otellerde konaklayanların ortalama geceleme süresi ise üç...

Almanya'nın başkenti, Londra ve Paris'ten sonra en çok tercih edilen 3'üncü Avrupa şehri konumuna ulaşırken, bunu bir 'kültür metropolü' olmaya borçlu. Üç opera, sekiz profesyonel senfoni orkestrası, 170'den fazla müze, 150'yi aşkın tiyatro ve 300'den fazla galeri müthiş bir kültürel çeşitlilik sunuyor. Her gün 1500'ü aşkın etkinlikten kendinize uygun olanını seçmekte gerçekten zorlanıyorsunuz.

Berlin'de geçtiğimiz on yıl boyunca aralarında Gemäldegalerie, Yahudi Müzesi veya Film Müzesi'nin de bulunduğu 25'e yakın müzenin yeni veya yeniden açılmasının yanı sıra eski D. Almanya'dan kalan onlarca müze, 'Müzeler Adası' başta dünkü yazımızda büyük ilgi çektiğini belirttiğimiz Pergamon Müzesi olmak üzere yenilenmeye başlamış.

Avrupa'nın en büyük kültürel yatırım projesi olan ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınmış olan Berlin'in 'Müzeler Adası' 2006 yılından itibaren yenileniyor. Eski Ulusal Galeri'nin açılmasıyla tapınakvari beş müze binasının birincisi tekrar eski ihtişamlı günlerine geri dönmüş. 2006 yılının sonbaharındaysa heykel koleksiyonunu ve Geç Antik ve Bizans Sanatı'nı bünyesinde barındıran Bode Müzesi de tekrar kapılarını açmış. 2009 yılına kadar Yeni Müze'nin de komple bir restorasyondan geçmesi düşünülüyor. Bu projede parmağı olan mimar ise haklı bir üne sahip İngiliz mimar David Chipperfield'den başkası değil.

İki yıl önce yapılan ve büyük sükse yapan 'MoMA Berlin'de sergisinin büyük başarısından sonra, bu yaz da benzer bir sükse yapacağı tahmin edilen bir diğer proje için hazırlıklar tamamlandı: 'Metropolitan Berlin'de'. 1 Haziran-7 Ekim 2007 tarihleri arasında Berlin yine New York'tan gelen ve ilk defa sadece Yeni Milli Galeri'de sergilenmek üzere olağanüstü bir koleksiyona ev sahipliği yapacak. New York'taki Metropolitan Museum of Art'ta bulunan 19. yüzyıl eserlerinin sergilendiği galerideki çalışmalar nedeniyle Berlin 19. yüzyıl Fransız Sanatı'na dair en önemli eserleri görme şansı elde edecek. Müzenin hazineleri arasında Fransa dışında Fransız Sanatı'ndaki Romantik, Empresyonist ve Erken Modern döneme ait en büyük ve önemli koleksiyon da bulunuyor. 45 sanatçının yaklaşık 150 eseri geçici olarak bu devlet müzesinde barındırılıyor. 'En güzel Fransızlar New York'tan gelir' deyişine uygun olarak...

Akşam, Yazı: Nedim Atilla, 21.05.2007

TÜTÜN DEPOSUNDAN KENTE DOĞRU 'YÜRÜME'

 

Beşiktaş'ta Kadıköy İskelesi olarak da bilinen Barbaros Hayrettin Paşa İskelesi'nin karşısında yer alan tütün deposu ve arkasındaki eski benzin istasyonunda neler olduğunu fark etmemiz ve olanlara yakından bakma ihtiyacımız Oruç Aruoba'nın sorusuyla ortaya çıktı: "Binaların çevresini kapatmışlar, neler oluyor orada?" sorusu bir anda günlük işlerin ötesinde bir farkındalık yarattı. Belki kentte her an bir şeyler olmasına alışmış halimiz genel bir yargıyı da beraberinde getirdi ama hep önünden geçtiğimiz, kimilerimizin okulda proje yaptığı ya da vapurla geçerken hayaller kurduğu bu bina nasıl olup da bizden habersiz yaşanan bir sürecin parçası haline gelmişti? Ve biz bundan nasıl haberdar olmamıştık? Ya da oldurulmamıştık?

Hani kentte bazı yapılar vardır, önünden her geçtiğinizde orası için hayaller kurmaktan kendinizi alamadığınız. Sanki tütün deposu da böyleydi bizler için. Modern sanat müzesi konuşulurken hep orayı kestirirdik gözümüze, üniversitelerden birinin o binaya taşınacağı da konuşulurdu sürekli, hatta siz o bahsi geçen üniversiteden değilseniz hafif bir hasede dinlerdiniz, ben de isterdim orada okumak, diye. Vapurla karşıya geçerken ya da vapur Beşiktaş'a yanaşırken de o binanın ne olarak kullanılsa daha iyi olacağını konuşurduk aramızda. Ama bu konuşmaların hiçbirinde yedi yıldızlı bir otel olarak değerlendirilmesi gelmemişti aklımıza.

 

Sonra bir gün sadece tütün deposunun değil arkasındaki benzin istasyonunu da içine alacak şekilde tüm alanın kapatıldığını görünce ya da işitince irkildik. Yine İstanbul'da bir oldubitti hikayesi yaşandığı refleksi ile neler olduğunu anlamaya çalıştık. Komşular da süreçten habersizdi. Ne İDO, ne depo-müze yetkilileri ne de öndeki büfe, otel olacağından gayri bir bilgi verebildi. Kent yönetiminin bu denli önemli bir yapıya ne olduğuna ya da ne olacağına dair bilgiyi paylaşması da beklenmeyeceğinden gazetelerde çıkan haberleri taradık. İktidar partilerine ve ideolojisine yakınlığı ile tanınan bir tekstil firması almıştı iki yapıyı da.

Süreç, küreselleşen İstanbul'a yakışan bir otel yapılabilmesi için koruma imar planı tamamlanmadan geçici yapılaşma koşulları üzerinden projenin yasal gerekliliklerini tamamlamakla başlıyordu. Ulaşım Mü-dürlüğü'nden olumlu görüş çıkmıştı, belediye öncelikli projeleri için kurulu beklerken bu proje çoktan kuruldan olurunu almıştı. Eski benzin istasyonunun Maaruf Önal (2000 yılı Sinan Ödülü sahibi mimar-1958'den günümüze değin Yıldız Teknik Okulu, İDMMA, Yıldız Üniversitesi vı YTÜ bünyesinde mimarlık lisans ve lisansüstü eğitiminde proje dersleri yanında yapı üretimi ve şehircilik dersleri vermiştir) tarafından yapılmış ilk kadanabilir çatı uygulaması olan önemli bir mimarlık eseri olması da sermaye grubunun Boğaz kıyısında oteli yapabilmesinin önünde bir engel teşkil etmezdi kuşkusuz. Hızla inşaat makineleri çalışmaya başladı.

Gelip geçerken en azından projeyi tanıtan bir levha asarlar diye bekledik ama nafile. Geçen günler içerisinde sadece ön cephe kaldı kurduğumuz hayallerden geriye. Ne katlanabilir çatı kaldı, ne de Boğaz'a bakan tütün deposu... Beyoğlu'ndaki yapıları da böyle korumuştuk zaten biz, sadece ön cephe yeterdi, koruduğumuz izlenimi ve illüzyonunu yaratmaya, ne gerek vardı yapının tamamına. O yapı bütünüyle orada bir anlam ifade etmiş, insanların hatıralarında yer etmiş, sadece ön cephe korunarak bunun yıkımdan bir farkı kalmazmış. Romantik hayallerdi bunlar. Yıkmak ya da korumak gibi bir diyalektik üzerinden düşünmeye alışmıştık biz. Koruyacaksak, çevresindekileri yıkıp o yapıyı tuzluk gibi ortada bırakırdık ya da yıkardık. Korumanın alternatifi yıkmak değildir ya da tersinden, iktisaden de yıkmayı düşünmediklerimiz olabilir ama bunları koruma çatısı altına sokamayız diye düşünsek de küresel İstanbul'un "imaj-maker"ları bu söylemlere kulaklarını tıkadı. Hatta biz de korumayı kavram-sallaştıramadık galiba.

 

Diğer yandan Beşiktaş, hep üniversitelere olan yakınlığı, kullanıcı ve yaşayanlarının da üniversite öğrencisi ağırlıklı yapısından da kaynaklanan özellikleri ile kültür-sanat ağırlıklı bir çerçevede değerlendirilirdi. Taksim kadar kozmopolit değil ama Taksim'e yakın, kitapçıları, öğrenci evleri, cıvıl cıvıl çarşısı ile samimi ve hareketliydi. Şimdi ise bahsi geçen yedi yıldızlı otel, Deniz Müzesi için geliştirilen proje yarışmasına bağlı olarak yaşanacak değişim, Akareüer'de yer alan sıraevlerin lüks konut ve otel olarak projelendirildiği söylemi, araç yolunun alta alınması ve yeni meydan projesiyle tamamen yabancı olduğumuz bir Beşiktaş silueti çıktı önümüze.

Yedi yıldızlı otel belli başlı üst düzey hizmedere gereksinim doğuracak kuşkusuz. Bakımlı bir peyzaj projesi, son moda çiçekler, yemyeşil çimler, son teknoloji ve estetik aydınlatma elemanları büyük bir otopark, otel ile birlikte hayatımıza girecek. Boğaz manzaralı yedi yıldızlı otelin önünde vale parking olacak, üniformalı otel personeli kapıda bekleyecek valizleri taşımak için. Uluslararası konferansa gelenler Beşiktaş'ın şimdiki kullanıcısı ile karşılaşmayacak bile otele girerken. Bu kapsamda mevcuttaki otobüs durakları, kısa sandalyeli büfe kalamaz otelin önünde. Kamusal alan, otel ile parçalanacak, ufalacak, yok olacak orada içtiğimiz çaylarla birlikte.

Ardı arda sıraladığım kelimeler süreci anlatmaya yetti mi bilemiyorum ama başka bir Beşiktaş farklı bağlamlarda ürküttü beni. Kongre Vadisi, AKM'nin yıkımı tartışmalarının arasında Beşiktaş'taki tütün deposu da yeni bir kurban olabilirdi. Tabi neye kurbandı bu yapılar? İktidardaki ideolojinin kente izini bırakma isteğine mi? Küresel sermayeye eklemlenme sürecinde ulusal ve uluslararası sermayenin kenti daha çok etkilemesine mi? Yoksa hepsi son dönemde iç içe mi geçmişti? "Yürüme"den(*) son satırlar aklımda, kente yakından bakmak ve belki başka projeleri de yakalamak umuduyla devam ettim yoluma...


(*) "Yürüme" Oruç Aruoba'nın kitabı olur ve şiddetle tavsiye edilir.

Birgün, Yazı: Gökçe Aksoylar, 21.05.2007





Fotoğraf: insaatyapimarket.com




KENT YORUM: İKİ KURGU, İKİ BEŞİKTAŞ

 

Senaryo 1:
Gerçekleşmektedir...

Beşiktaş meydanına ilk indiğim yıl olan 1983'ten bugüne hep izbe hatırladığım eski Tekel binasının yerine 7 yıldızlı bir otel inşa ediliyor! Emsallerini düşününce yakın çevresi kontrollü yarı kamusal görünen ama aslında özel olan bir alana dönüşüyor. Önündeki çay bahçesi yılların Adnan'ı ile birlikte yitiyor! Kaymakamlık tarafında kültürel amaçlı ve çoğunlukla öğrenciler ve Beşiktaşlılar tarafından kullanılan yapılar, bu kesimin artık yanından geçemeyeceği fiyatları sergileyen restoranlara, barlara dönüşüyor! Her Beşiktaşlı genç erkeğin askerliğini yapmak istediği Deniz Müzesi, Beşiktaş'taki işlevini tamamladığını açıklıyor ve 7 yıldızlı otelin çeşitli uzantıları için kullanılmak üzere otele satılıyor! Otobüs durakları zaten Kabataş'a taşınmış olan aktarma merkezi özelliğini yitirdiklerinden işlevsiz kalıyor ve yanındaki meydanla birlikte Kanyon tipi bir alışveriş merkezi yapılmak üzere özelleştiriliyor! Kadıköy vapur iskelesi 7 yıldızlı otele yanaşan yatlara ayrılıyor! Devletin koca Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin elinde kalan yarım bina, bir şekilde diğer yarısını ele geçiren özel Bahçeşehir Üniversitesi'ne tahsis ediliyor! Taşıt yolları yeraltına alındığından bu yeniden düzenleme alanı ile organik olarak birleşen yüzyılların koca çınarı Beşiktaş Çarşı dönüşüm alanı ilan ediliyor; fiyatlar üçe katlanıyor, kullanıcı profili tamamen değişiyor! Öğrenciler görünmez oluyor, balıkçılar çarşısı kalkıyor, Hasbi ve diğerleri taşınıyor, Çarşı yok oluyor, İnönü Stadı tamamen buzlu viski yudumlana-bilen localara dönüştürülüyor, tribünler artık hiç küfür etmiyor! Gerçekleşmeye başlayan bu kurgu, sermayenin kentinin kurgusudur ve içinde sıradan insanın yeri yoktur!

Senaryo 2:
Güçlü bir toplumsal muhalefet ile hala gerçekleşebilir!

Bulunduğu yere inşa edilmesi zaten hata olan Tekel binası tamamen yıkılır ve temizlenir. İşlevini yitirmiş olan otobüs durakları kaldırılır, Deniz Müzesi kamuya açık bir toplum merkezine dönüştürülür, Kaymakamlık tarafı sunduğu kültür sanat faaliyetlerini artırarak sürdürür ve Dolmabahçe'ye geçiş oluşturarak müzeyi Beşiktaş'a taşır, yeraltına alınacak taşıt trafiği Çarşı'nın küçük esnafı ile oluşan bağı güçlendirir, Akaretler sıraevleri sanat atölyeleri olarak kullanılmak üzere Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'ne tahsis edilir, yeraltı geçişi sayesinde yayalaştırılan Kabataş-Beşiktaş muhteşem yürüyüş aksı boyunca bu atölyelerde üretilen sanat ürünleri sokak çalgıcıları, göstericileri ve kuklacıları eşliğinde sürekli sergilenir ve kavuştuğu yerde İstanbul'un belki de en büyük meydanı haline gelmiş Çarşı Meydanı ile kucaklaşarak yolcusunu çeşitli yönlere dağıtır. Mütevazı yenileme çalışmaları ile güçlendirilecek ve gü-zelleştirilecek Beşiktaş yapı stokunda yaşayan kullanıcı profili, sanatçılar ve ziyaretçi turistlerle çeşitlenir ama esas profil değişmez. Esnaf yerinde kalır, Kapalı her daim Çarşı'nındır, localar sınırlıdır. Şampiyonluklar Çarşı Meydanı'nda kutlanır. Üniversiteli aşklar Adnan'ın verdiği çay ile demlenir. Hasbi ve diğerleri rakı-balık sunmaya devam eder. Vapur sefası bakidir. Balık Pazarı yeşillikleriyle birlikte yerinde kalır. Çarşı Meydanı Beşiktaşlınındır, İstanbullu'nundur...

Gerçekleşme ihtimaline hayatımı adayabileceğim bu kurgu, insan merkezli bir kentin kurgusudur ve sermaye ile işi yoktur! Gücünü sıradan insandan, yaşayanlarından, öğrencilerinden ve Çarşı'dan alır!

Tekel binasının yerine 7 yıldızlı bir otelin yapılması Beşiktaş'ın sermayenin kentine doğru attığı geri dönülemez adımdır. Bu adımatılmamalı/attırılmamalıdır!

Birgün, Yazı: Murat Cemal Yalçıntan, 21.05.2007


TAYHaber Bilgi: Tütün Deposu'nun proje ve inşaatı Victor Adaman'a (1880 - 1948) aittir. Ecole Special d'Architecture Paris'den mezun olan Adaman, daha sonra Paris Güzel Sanatlar Akademisi'ne devam ederken ailesinin isteği üzerine bu eğitimini yarıda bırakarak İstanbul'a döndü ve Düyun-u Umumiye ve Tıbbiye yapılarının mimarı Vallaury'nin yanında çıraklıkla mesleki faaliyetlerine başladı. Mimar olarak tasarladığı veya uygulama ve inşaat işlerini üstlendiği yapıtlar şunlardır: İstanbul Vali Konağı Binası (proje ve inşaat), Gölcü Çeşme Fabrikası, Yüksekkaldırım'daki ufak sinema, Haydarpaşa Garı tamiri inşaatı, Luvr apartmanı (proje ve inşaat), Taksim Palas, Kazım Özalp Villası inşaatı, Yeşilköy Hava Meydanı inşaatı, Galata'da Ankara Hanı, Beşiktaş Cami restorasyonu, Melek ve İpek sinema salonları inşaatı, Melek Apartmanı inşaatı, Beşiktaş'ta Tütün Deposu (proje ve inşaat), Yıldız Teknik Okulu binası inşaatı, Üsküdar Şemsipaşa Tütün Deposu inşaatı, Beyazıt Meydanındaki havuz inşaatı, Tekel Tekirdağ Şarap Fabrikası, İkinci Vakıf Hanı inşaatı, Edirne Garı inşaatı.

Kaynak: Mimarlık Müzesi

GALATAPORT İHALESİ BAŞKA BAHARA KALDI

 

 

Kamuoyunda Galataport olarak bilinen ve aylarca tartışılan Salıpazarı-Karaköy Kruvaziyer Liman Kompleksi, özelleştirme kapsamından çıkarılıyor. 1993'te özelleştirme kapsamına alınan liman, Türkiye Denizcilik İşletmeleri (TDİ) Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı ile tekrar Ulaştırma Bakanlığı'na bağlanacak. Böylece Galataport Projesi'nin ihalesini de Ulaştırma Bakanlığı yapacak.

Özelleştirme kapsamındaki TDİ'nin, özelleştirme kapsamından çıkarılmasını öngören karar, ÖYK üyelerinin imzasına açıldı. Kısa sürede imzaların tamamlanması ve TDİ'nin eskiden olduğu gibi Ulaştırma Bakanlığı Denizcilik Müsteşarlığı'na bağlanması bekleniyor.

Özelleştirme kapsamındaki TDİ, en fazla Galataport olarak bilinen Salıpazarı-Karaköy Kruvaziyer Liman Kompleksi ihasinden sonra adını duyurmuştu. Galataport 49 yıllığına yap, işlet, devret yöntemiyle ihaleye çıkarılmış, en uygun teklifi Ofer-Global ortaklığı vermişti. İhale ile 450 milyon dolar yatırım yapılacak, ayrıca 49 yılda 4. 5 milyar dolar kira ödenecekti. Ancak kira ödemesinin ilk 20 yılda çok düşük olması üzerine tartışmalar başlamıştı. Daha sonra Danıştay, Kültür Bakanlığı'nın bölgeyle ilgili aldığı kararı iptal edince Galataport'un yeniden ihale edilmesi için çalışma başlatılmıştı. Ayrıca Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener de ihaleyi eleştirmiş ve imza atmayacağını bildirmişti.
Yeni Şafak, 21.05.2007

15 MİLYON DOLARA SATILIK SARAY

 

Amerika'nın Massachusets eyaletinde bulunan 120 yıllık The Searles Şatosu, satışa çıkarıldı.

Emlak şirketinin şato için biçtiği fiyat ise 15 milyon dolar. Sarayda 36'sı şömineli 40 odanın yanısıra bir de zindan bulunuyor.

1980'li yılların ortasından beri şatoyu, özürlü çocuklara eğitim veren John Dewey Academy adlı özel okul kullanıyordu. Okul yönetimi, vergi problemleri nedeniyle şatoyu satışa çıkardıklarını kaydettiler.

Sabah, 20.05.2007

BATIK GEMİNİN MALLARI BUNLAR





Atlas Okyanusu'nun dibinde yatan 400 yıllık bir gemi enkazında 17 tondan fazla altın ve gümüş bulundu. Amerikan "Odyssey Marine Exploration" (OME) şirketinin uzmanları, okyanusun uluslararası sularında, sömürgecilik döneminden kaldığı tahmin edilen gemi enkazındaki altın ve gümüşün, şimdiye kadar enkazdan çıkarılan en büyük hazine olduğunu açıkladı.


İngiltere'nin güneybatı ucunun 45 mil açığında bulunan enkazdaki hazine, 500 binden fazla gümüş ve yüzlerce altın parçadan oluşuyor.


OME şirketin yöneticilerinden Greg Stemm, ilk bulunan 6 bin gümüş parçanın kendilerini çok şaşırttığını, altın parçaların da göz alıcı durumda bulunduğunu belirtti.


Bir uçak, enkazdan çıkarılan altın ve gümüşleri plastik kutular içinde önceki gün ABD'ye götürdü. Uzmanlar bir tane paranın bile koleksiyonculara ve yatırımcılara ortalama 1000 dolara satılabileceği, toplam gelirinse 500 milyon dolara ulaşabileceği görüşünde.


Daha önce farklı batıklardan önemli miktarda altın ve gümüş çıkaran OME şirketi, geçen çarşamba günü İngiltere'de başvurduğu mahkemeden enkaza ilişkin tüm hakları almıştı.
400 yaşında olduğu sanılan geminin enkazına, şimdilik "Siyah Kuğu" adı verildi. Geminin kimlere ait olduğu, ne zaman battığı araştırılıyor.

Milliyet, 20.05.2007

 

 

 

ABD VE İSPANYA'NIN ATLANTİK'TE HAZİNE SAVAŞI





ABD firması Odyssey Marine Exploration, Atlantik Denizi'nde batan bir gemiden yaklaşık 500 bin adet altın ve gümüş madeni para çıkardığını açıkladı. Söz konusu açıklama İspanya'yı da heyecanlandırdı. İspanya, geminin kendi karasuları içinde olabileceği gerekçesiyle 'hazinenin' kendilerine verilmesi için çalışma başlattı.

 

İspanyol makamları, deniz dibinde bulunan 'en büyük arkeolojik hazine' olabileceği söylenen Odyssey'in bulduğu geminin muhtemelen 1694 yılında Cebelitarık yakınlarında batan İngiliz bandıralı HM Sussex olduğunu ileri sürdü. Ancak, ABD firması geminin HM Sussex olmadığını açıkladı. Odyssey firması, geçen hafta yaptığı açıklamada, İspanyol karasuları dışında bulduğunu belirttiği geminin adını 'Kara Kuğu' olarak duyururken, gemiden çıkarılan hazinenin 371 milyon Euro değerinde olduğunu bildirdi. Söz konusu ABD firmasının 1996'dan 2006 yılına kadar İspanyol hükümetinin kararıyla HM Sussex gemisini aramakla görevli olması ve 'gerekli koşulları yerine getirmediği gerekçesiyle' 2006 yılında araştırmalarını tamamen durdurmasına karar verilmesi, ortaya çıkarılan geminin kimliği hakkında şüphelere yol açıyor. İspanya Kültür Bakanı Carmen Calvo, bulunan geminin İspanyol karasularında olup olmadığı ya da İspanya'ya ait olup olmadığı konusunda soruşturma başlattıklarını duyurdu. İlk olarak bu geminin ne olduğunu açıklıkla bilmeleri gerektiğini ifade eden Calvo, daha sonra uluslararası ve İspanyol yasalarına göre İspanya'nın mirasını geri alabileceklerini söyledi.

Zaman, 23.05.2007

TARİHİ EVİ ÇEKLER KURTARACAK

 

Leonardo Da Vinci mesleki eğitim projesi kapsamında Türkiye'ye gelen Çek Okulu, Buca'da bulunan ve bir süre SSK'nın da kullandığı binanın rölöve projesini yapıyor.

Çek Mimarlık Okulu ve Buca Anadolu Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi'nin proje kapsamındaki ortak çalışması, İngilizce Öğretmeni İsmail Sarıoğlu'nun başvurusuyla başladı. Ulusal Ajansın destek verdiği projeleri araştıran Sarıoğlu, Leonardo Da Vinci projesi için Çek Okula mail göndererek davette bulundu. Ulusal Ajans'ın da iki okulun birlikteliğini desteklemesiyle Türkiye'den beş kişilik bir öğretmen grubu, LDV programı kapsamında Çek öğrencilerini, eğitim sistemlerini öğrenmek ve ortaklaşa bir çalışma hazırlamak amacı ile Eylül 2006'da Çek Cumhuriyeti'ne gitti.


Projenin ikinci aşamasında ise Çek Okul 30 Nisan 2007 tarihinde Buca'ya geldi. Buca'nın tarihi alanlarını ziyaretle işe başlayan grup, Buca Belediye Başkanı Cemil Şeboy'u ziyaret ederek gerçekleştirdikleri faaliyetler hakkında bilgi verdi. Aynı gün Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ve İzmir Esnaf Odaları Birliği Başkanı Mehmet Ali Susam'ın da Başkan Şeboy'u ziyaret etti. İki okulun çalışmasını takdirle karşılayan Başkan Şeboy, bir süre SSK'nın da kullandığı ve bakımsızlıktan yıkılmak üzere olan eski bir levanten evinin rölöve projesinin yapılmasını önerdi.
İki okulun yaptığı ortak değerlendirmede Başkan Şeboy'un önerisi benimsendi. Hemen işe koyulan iki okul öğrencileri gece gündüz demeden çalışmaya başladı. Restorasyon projesini 21 Mayıs tarihine kadar yetiştirecek olan öğrenciler aynı tarihte Türkiye'den ayrılacak. Türk öğretmen ve öğrenci grubu ile kendileriyle yakından ilgilen Başkan Cemil Şeboy'a teşekkür eden Çek Öğretmen Jana Johnova, "Her şey bizim için çok yeniydi, çok farklıydı ve şaşırtıcı idi. Türkiye'de 3 haftalık projemizin son haftası içerisindeyiz. Her şey çok güzel, hala farklı ve hala şaşırtıcı. Bu ülke, bu şehir ve bu okul hakkında, özellikle de insanlar hakkında her geçen gün öğrendiklerimize bir yenisi ekleniyor. Projemizi bitirmek için ve 18 Mayıs Cuma günü gerçekleşecek olan toplantımızda yapacağımız sunum için yoğun bir şekilde çalışmayı sürdürüyoruz. 2'şer öğrenciden oluşan 3 öğrenci grubu, Buca'daki tarihi binalardan birisinde restorasyon projesi üzerinde çalışmaktadırlar. Gelecek sefer belki de yine Türkiye'ye, İzmir'e geleceğiz ve belki de öğrencilerimizin üzerinde restorasyon projesini hazırladığı tarihi binanın restore edilmiş halini göreceğiz" dedi.


Leonardo da Vinci Projesi'nin ne olduğunu açıklayan Çek Öğretmen Johnova, "Avrupa Birliği (AB) ile bu birliğe aday ülkelerin eğitim ve öğretim alanındaki sistemleri gerek ülke içerisinde gerekse ülkeler arasında önemli farklılıklar göstermektedir. Bu nedenle, farklı ülkeler ve bu ülkeler içerisindeki farklı sektörler; mesleki nitelikleri, vasıfları ve unvanları belirleyen ortak bir terminoloji oluşturamamışlardır. Diğer taraftan farklı ülkelerde edinilen tecrübeler paylaşılamamaktadır. Hatta bir ülke içerisinde yapılan araştırmalar ve ortaya konan yeni gelişmeler o ülke içerisinde bile yeterince yaygınlaştırılamamaktadır. İşte tüm bu ortak sorunların üstesinden gelmek ve ortak zekayı daha iyi kullanarak, eğitim ve öğretim alanında AB'nin oluşturulmasına yardım etmek amacıyla, Socrates (Genel Eğitim), Leonardo da Vinci (Mesleki Eğitim) ve Youth (Gençlik) isimleri altında AB programları yürütülmektedir" diye konuştu.

Haber Ekspres, 20.05.2007

İNEGÖL KENT MÜZESİ'NİN MİNYATÜRÜ MÜZELER HAFTASI'NDA SERGİLENDİ

 

Bursa'nın İnegöl Belediyesi tarafından iki yıl önce başlatılan İnegöl Kent Müzesi çalışmaları meyve vermeye başladı. Önümüzdeki yıl açılışı planlanan İnegöl Kent Müzesi'nin minyatürü Müzeler Haftası nedeniyle Belediye Merkez Binası'nda izlenime açıldı.





Belediye Başkanı Alinur Aktaş, "Tarihi ve kültürel değerleri fazla olan İnegöl'de bu güne kadar maalesef kent kültürü adına geniş bir çalışma yapılmadı. Zamanın ilerlemesiyle şehir kültürümüz git gide unutulmaya yüz tutu. Kültürümüzün korunması için belediye olarak İnegöl Kent Müzesi'nin oluşması için bir dizi çalışmalar yaptık. Kent müzesi için beldiyeden konuyla ilgili ayrı bir birim kurduk. Geniş saha araştırmalarından sonra çalışma grupları oluşturduk. Tabiat varlıklarını koruma yasasının çizdiği sınırlar çerçevesinde ve bağış tutanağı karşılığında alınan bu materyallerin fotoğraf ve ölçümlemeleri yapıldıktan sonra demirbaş listesine kayıtları yapılıyor. Kent Müzesi açıldıktan sonrada bağış yapanın kendi adı ile eserler sergilenecektir" dedi.

 

İnegöl'ün tarihine ışık tutacak Kent Müzesi oluşturma çalışmaları çerçevesinde, İnegöl merkez, belde ve köylerde bulunan Osmanlı dönemine ait sahipsiz mezar taşları için Orhaniye Mahallesi Mezarlığı içinde bir bölüm oluşturarak bu alanı koruma altına aldıklarını kaydeden Başkan Aktaş, şunları söyledi: "Kent Müzesi için bu alandaki çalışmamız da açık hava müzesi konumunda olacaktır. Ayrıca ilçe ekonomisinde iz bırakmış iş dalları da Kent Müzesi ile gün yüzüne çıkarılacak. Kent Müzemiz içerisinde bakırcı, kalaycı, fıçıcı, at arabacısı, semerci, yemenci, semaverci, mobilyacı, sandalyeci, inegöl köftecisi gibi hedeflediğimiz 11 dükkan yer alacak. Bu dükkanlarımızın oluşturulmasında ilçedeki esnaf ve işverenlerin katkıları ile gerçekleşecektir. Dükkanları oluştururken özellikle geçmişte veya şimdi o işle alakası olan esnaf ve işverenleri tercih ediyoruz. Dükkanların oluşumuna şimdiden rağbet edilmeye başlandı. Çilek Genç Odası, Bakırcı ve Kalaycı dükkanını oluşturacak. Besler İnegöl Köftecisi Köfte dükkanını; Erkuşlar Fıçı işletmesi de fıçıcı dükkanını oluşturmayı kabul ettiler. Ben buradan müzemiz bünyesinde kendi levhasıyla dükkan oluşturmak isteyen işverenlerimize, Kent Müzemizde gönüllü görev almak isteyen vatandaşlarımıza bir çağrıda bulunmak istiyorum. Gelsinler Kent Müzesi oluşturma çalışmalarında bizlere destek olsunlar."

TürkiyeTurizm.com, 19.05.2007

ATIŞ: MÜZELERİ HERKESİN GEZECEĞİ YERLER HALİNE GETİRECEĞİZ

 

Adana Valisi İlhan Atış, müzelerin herkesin ilk önce gezeceği yerler haline getirilmesi için çaba harcayacağını söyledi. Müzeler Haftası dolayısıyla Arkeoloji Müzesi'nde tören düzenlendi.

 

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın ardından konuşan Müze Müdürü Kazım Tosun, dünya kültür mirasının korunması ve dünya müzeciliğinin zihinlerde canlı tutulması amacıyla her yıl 18 Mayıs'ın tüm dünyada Müzeler Günü olarak kutlandığını bildirdi.

 

Müzelerin geçmişin derinliklerine açılan bir pencere olduğunu kaydeden Tosun, "Okullardaki fizik, kimya laboratuvarları gibi müzeler de tarih ve sanat laboratuvarlarıdır." dedi. Kültür ve Turizm İl Müdürü Osman Arık ise müzecilikte eserlerin sergilenmesinin önemli olduğuna işaret ederek, bunun için çalışma yapacaklarını bildirdi. Vali İlhan Atış ise "Genelde il dışından gelen tanıdıklara Adana'nın kebabını tattırmak isteriz. Müzeleri gezdirmek hiç aklımıza gelmez. Müzeleri vatandaşlarımızın da desteğiyle herkesin gezebileceği yerler haline getirerek tarihimizi sevdirmek istiyoruz." dedi. Vali Atış, daha sonra taş eserlerin sergilendiği bölümde açılan Ressam Asuman Sevdinli'nin "Hititlerden Günümüze Kimlik" konulu sergisini açtı.

Zaman, Haber: Ziya İpek, 19.05.2007

TAŞIMIZ TOPRAĞIMIZ TARİH

 

Edirne Belediyesi tarafından İller Bankasına yaptırılan Yağmur Suyu Toplama Kanal İnşaatında büz döşemek üzere yapılan kazılarda Tarihi Edirne Kalesi'nin surlarına rastlandı.

Tarihi Koza Binası'nın sokağında yapılan kazılarda “Edirne Kalesi'nin” surlarına rastlanması nedeniyle kazı, Edirne Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından durduruldu. Edirne Kalesi'nin sur duvarlarına rastlanması üzerine Edirne Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından kazı çalışmaları durdurulan alanda Edirne Valiliği Kültür Turizm İl Müdürlüğü'ne bağlı Müze Müdürlüğü tarafından sur duvarında araştırma kazısı yapıldı. İller Bankası'nın yaptığı kazıya o noktada son verilerek yaklaşık 50 metre ileriden devam etmesine izin verildiği öğrenildi.

Edirne Internet Gazetesi, 19.05.2007




13 - 19 Mayıs 2007

ENVER PAŞA KÖŞKÜ RESTORE EDİLİYOR

 

Tarihi Enver Paşa Köşkü’nde restorasyon çalışmaları başladı. 19. yüzyılın sonlarında Enver Paşa tarafından Büyükçekmece’de yaptırılan ve av köşkü olarak kullanılan yapı, onarım çalışmalarının ardından eski haline kavuşacak. 2005 yılında üst üste geçirdiği yangınlardan büyük zarar gören Enver Paşa Köşkü’nde İstanbul İl Özel İdaresi, tarafından aktarılan kaynakla, restorasyon çalışmalarına başlandı. Mimari ve tarihi açıdan büyük öneme sahip köşkte, öncelikle restorasyonda kullanılacak malzemeler temin edilerek, iş iskelesi kuruldu. Restorasyon çalışmalarında, orijinal mimariye ve Koruma Bölge Kurulu onaylı restorasyon projesine sadık kalınarak, çatı ahşap ve kiremit kaplama, dış cephe onarımları, ahşap döşeme işleri, ısıtma ve yangın söndürme sisteminin düzenlenmesi gibi çalışmalar yapılacak. Tarihi yapıların rölöve, restorasyon ve restitüsyon çalışmaları hakkında açıklamalarda bulunan İstanbul İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Sabri Kaya, “İstanbul’da sayısız tarihi eser bulunuyor. Bu eserlerin birçoğu da çeşitli sebeplerden dolayı restore edilmeyi bekliyor. İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti ev sahipliğine eksiksiz olarak hazır olması için çalışmalarımıza olanca hızıyla sürdürüyoruz. Enver Paşa Köşkü’ndeki çalışmaların tamamlanmasıyla İstanbul bir tarihi değerine daha tekrar kavuşacak” dedi.

Türkiye Gazetesi, Haber: Ziya Sandıkçıoğlu, Fotoğraf: Büyükçekmece Belediyesi, 19.05.2007

17 TON ALTIN VE GÜMÜŞ PARA

 

Dün Atlantik Okyanusu'nda su yüzüne çıkarılan gemi batığı, içindeki 17 ton altın ve gümüş parayla tarihe geçmeyi başardı. 400 yıllık altın ve gümüş paraların bulunduğu hazinenin değerinin 500 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor. Bu da, 'tarihin en zengin gemi enkazı'nın bulunduğu anlamına geliyor. Odyssey Denizcilik Araştırma Şirketi başkanı Greg Stemm, hazineyi yüzeye çıkarma çalışmalarının sürdüğünü, 500 bin madeni para daha çıkarılacağını söyledi. Nadir bulunan madeni para uzmanı Nick Bruyer'in yorumu da "İnanılmaz bir keşif. Buna eşit ya da karşılaştırılabilecek başka bir şey daha olduğunu düşünemiyorum" şeklinde oldu. Şirket yetkilileri 'Siyah Kuğu' adıyla yürüttüğü proje ve gemi ya da enkaz bölgesi hakkında daha sonra bir açıklama yapacağını belirtti.


Stemm, çoğunluğu gümüş olan paraların, koloni döneminde gemilerin battığı bölgede bulunmasına rağmen, geminin hangi ülkeye ait, kaç yıllık olduğu ve büyüklüğü hakkında kesin bilgi olmadığını, ancak bulguların bunun özel ve bilinen bir gemi olduğunu gösterdiğini söyledi. Stemm, enkazın bulunduğu bölgenin herhangi bir ülkenin sularında bulunmadığını da ekledi. Stemm 'Siyah Kuğu' projesinin, araştırma için mahkeme emri çıkardığı İngiliz Kanalı yakınlarında olup olmadığıyla ilgili yorum yapmadı.

 

Bölge için özel hak isteyen Odyssey'in avukatı, geçen sonbahar federal yargıca şirketin İngiltere'nin güneybatısında değerli eşyalarla batan 17. yüzyıla ait ticaret gemisi enkazı bulduklarını söylemişti. Nadir paralar kontrollü şekilde piyasaya sokulacak. Koleksiyoncuların durumu, yaşı ve hikâyesine göre değeri belirlenen paralara büyük ilgi göstermesi bekleniyor.

Radikal, Fotoğraf: AP, 19.05.2007

BEYOĞLU'NUN ÇÖKMEK ÜZERE OLAN EŞSİZ BİNALARI

 

Gençlik anılarımıza ev sahipliği yapmış olan Beyoğlu, yeniden canlanıyor. Ama tarihe tanıklık etmiş binaları hâlâ hak ettiği ilgiyi göremiyor.

Beyoğlu Beyoğlu... Onu ne kadar sevsek, sevdiğimizi ne denli yinelesek yetmiyor. Gençliğimizin kimi en güzel anılarına döşeklik etmiş bu semt, şimdi yeniden canlanıyor, akşam saatlerinden başlayarak sanki çoğu genç bir insan selinin aktığı bir büyük nehre dönüşüyor. İnanılmaz bir kalabalık, Cadde-i Kebir'den başlayıp ara sokaklara dağılıyor. Ve müzikten sinemaya, tiyatrodan müzikhole, pavyondan türkü bara, meyhaneden gay club'a, randevu evinden bekâr odasına her türlü deneyim yine orda başlıyor, orda bitiyor. Ama ya gündüz Beyoğlu'su? Bu semti gündüz gözüyle gezmeyi de çok seviyorum. Özellikle son dönemde biraz canlanan, o eskinin unutulup yıpranmış evlerine, görkemli binalarına bakıyorum. Kimi zaman hayranlıkla... Kimi zaman kederle... Kederle, çünkü hâlâ ihmalin pençesinde, çökmek üzere olan güzellikler var. Örnek mi istediniz? Tüm semtin belki en güzel 'art nouveau' yapısı olan Tünel'de 235 numaradaki Botter Apartmanı ya da biraz ilerde 231 numaradaki Hidivyal Palas kaderlerine terk edilmiş. Pera Palas'ın tam karşısındaki sokakta bulunan Cemiloğlu Apartmanı da öyle. Zaten bizzat Pera Palas da kaç zamandır kapalı, biliyor musunuz? İstanbul'un en güzel ve soylu oteli onarım için kapandı, umarım ki açılır ve eskisinden daha iyi olur. Tünel'deki Narmanlı Yurdu veya Galatasaray'daki Hacopulos Pasajı da kendi haline bırakılmış yatıyorlar. Tam anlamıyla perişan bir halde... Emek ve Rüya sinemaları ve eski Komedi Tiyatrosu (İpek Sineması) salonlarını içeren tarihi Cercle d'Orient, uzanacak bir eli hâlâ özlemle bekliyor. Bakalım kim onu bu hayattan çekip alacak, eski ününe yakışır bir hale koyacak? İşte bunlar, bir küçük gezide gözlemlediklerim. Ara sokaklarda, hatta Tarlabaşı Caddesi boyunca üzüntü veren daha neler var... Beyoğlu'nun sempatik başkanı Ahmet Misbah Demircan, bu semt için çok şey yaptı ve yapıyor, biliyorum. Ama onun enerjisi bile koca semti tümüyle ayağa kaldırmaya yetmedi. Umarım ki benim gibi Beyoğlu âşıkları, günün birinde bu önemli semtin radikal biçimde dönüşümüne tanıklık eder. Yoksa gözümüz arkada gidecek!

Sabah, Yazı: Atilla Dorsay, 18.05.2007

GAP BÖLGESİ'NDE KÜLTÜREL MİRASI GELİŞTİRME PROGRAMI

 

Avrupa Komisyonu tarafından Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde sürdürülen 'Gap Bölgesi'nde Kültürel Mirasın Geliştirilmesi Programı'nda çalışmalar tamamlandı.

 

Toplantının açılış konuşmasını yapan 'Kültürel Mirasın Geliştirilmesi Programı' Direktörü Michael Jay, kültürel miras ve turizmin insanlarla ilgili bir konu ve önemli olduğunu belirtti. Açılış konuşmasının ardından söz alan Program Eş Direktörü Gökhan Menteş, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, 2003 yılından bu yana 9 ilde uygulanan programda teknik yardım hizmetlerini sağlayan 49 kişilik uzman ekibin, 25 Mayıs tarihinde çalışmalarını sonlandıracağını kaydetti. Menteş, Gaziantep, Diyarbakır, Şırnak, Kilis, Siirt, Batman, Şanlıurfa, Mardin ve Adıyaman'da hibe sağlanan 31 kültürel miras ve turizm projesinin uygulanmasına destek veren teknik yardım ekibinin, programın sürdürülebilirliğini sağlamak için Entegre Stratejik Eylem Planı'nı (ESEP) hazırladığını ifade ederek, "31 kültürel miras ve turizm projeleri sayesinde, GAP Bölgesi turizmin cazibe merkezi olacak. Ekonomiye katkı sağlanacak ve işsizlik önlenebilecek. Program için AB kaynaklarından 15 milyon euro finans sağlandı. Bunun 3 milyon Avrosu teknik yardım ekibi hizmetlerine kullanıldı. Program ile GAP Bölgesi'nde yaşayanların ekonomik ve sosyal koşullarını iyileştirmek amaçlandı. Bölge, zengin uygarlıklara ve büyük kültürel mirasa sahip. Güneydoğu'da tescilli 558 adet SİT alanı ve 3 bin 646 adet kültürel miras varlığı var. Ancak, bölgenin turizmden aldığı pay ise sadece yüzde 2" dedi.

Teknik yardım ekibinin eş güdümünde 10 yıl perspektifli ESEP hazırlandığını dile getiren Menteş, "Bu kapsamda Güneydoğu Anadolu Kültürel Miras ve Turizm Kalkınma Birliği kuruldu. Birlik, bölgesel eylem planının uygulanmasından sorumlu olacak. Birliğin, ESEP uygulamaları için gelecek 10 yılda toplam 63 milyon euroluk kaynağa ihtiyaç var. Kaynağın, il özel idareleri ve belediyelerin ödeyeceği katılım payları ile ulusal kamu fonları, AB, Dünya Bankası gibi uluslararası yardım kuruluşlarının desteği ile sağlanması hedefleniyor. 31 hibe projesinden 6'sı tamamlandı, kalanların da Kasım 2007'ye kadar tamamlanması tahmin ediliyor. Bölgede örnek kültürel miras ve turizm girişimleri başlatıldı. Sürdürülebilirlik için destek verildi. Kurumsal temel atıldı" diye konuştu.

Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Bölüm Başkanı Holger Schroeder de, bölgede ortak çabalarla çok şeyin hayata geçirildiğini vurguladı. Bundan sonra bölgede yeni projelerin yapılacağına dikkati çeken Schroeder, AB'nin sivil toplum kuruluşlarının kültürel miras projeleri için ayrılan fonları bulunduğunu belirtti. Schroder, yapılan çalışmalara rağmen bölgenin turistlerin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak kapasitesi bulunmadığını belirtti.

ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen ise varılan noktada sürdürülebilirlik kavramının içinin ciddi anlamda doldurulması gerektiğinin altını çizdi. Birliğe ihtiyaç olduğunu ancak küreselleşen dünyada her ülkenin kendi çıkarlarını taçlandırmak istediğini belirten Prof. Dr. Sözen, "Birlik olmak çok zor. Bir ülkede hedef yoksa, vizyon yoksa, bilim insanları yoksa sistem çöker" şeklinde konuştu.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkan Yardımcısı Mustafa Kölmek de, 7 Aralık 2001 tarihinde GAP Bölge Kalkınma İdaresi ve AB arasında imzalanan finansman anlaşması ile "Bölgesel Kalkınma Programı"nın yürürlüğe girdiğini ve programın 47 milyon Avroluk finansmanı kapsadığını belirtti. Kölmek, programın bölgede ekonomik ve sosyal koşulların iyileştirilmesi ve istikrarlı ekonomik büyüme, bölgesel eşitsizliklerin azaltılmasının yanı sıra üretkenliği ve istihdamı artırmasını hedeflediğini kaydetti. Toplantıya katılan Kilis Valisi Nevzat Turhan ve Gaziantep Vali Yardımcısı Miktat Alan da, valilik olarak programa verdikleri destekleri anlattı.

Gaziantep Ticaret Odası'nda 4 yıllık çalışmaların değerlendirildiği toplantıya, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Program Koordinatörü Neşe Çakır ve ilgili kurum temsilcileri de katıldı.

Haber Diyarbakır, 18.05.2007

KÜP YAKALANDI

 

Kastamonu'da jandarma tarafından yapılan operasyonda 2 adet küp ele geçirildi.

Kastamonu'da Merkez'e bağlı  Çerçi Köyü'nde gerçekleştirilen operasyonda 1 kişi Roma dönemine ait 2 adet küp ile birlikte yakalandı. Şahıs adli makamlara sevk edildi.

Nasrullah Gazetesi, 18.05.2007

AKŞEHİR'DE MÜZECİLİĞİN TARİHÇESİ VE MÜZELER

 

Akşehir'deki müzecilik çalışmaları, 1946 yılına kadar uzanmaktadır. Belediye Başkanlığı'nca İbrahim Hakkı Konyalı’ya ilçe tarihini yazma görevinin verilmesi, Konyalı’nın kültür varlıkları üzerinde çalışmalara başlaması, dikkatlerin bu yöne çekilmesine neden olmuş ve özellikle mezar taşlarının toplanmasına başlanılmıştır. Derlenen tüm eserler o günlerde boş durumda bulunan İmaret Cami'inde korumaya alınmış, 1946’da caminin onarımına başlanması üzerine de, harap durumdaki Taş Medrese’ye taşınmıştır. 1960 yılına kadar depolama şeklinde olan çalışmalar, sonunda 08.06.1965 tarihinde resmen Arkeoloji Müzesi'nin açılmasını sağlamıştır.

Selçuklu Sultanı II. Keykavus zamanında Sahip Ata Fahreddin Bin Ali tarafından 1250 yılında yaptırılan Taş Medrese’nin, 1971 yılında başlayan restorasyonu maalesef henüz bitirilememiştir. Yapılması gereken restorasyonun, ancak yarısı tamamlanabilmiştir. 16.07.1986 tarihinde onarım nedeni ile ziyarete kapatılan müze, halen depo şeklinde kullanılmaktadır. Arkeoloji Müzesi'nde Neolitik Dönem'den itibaren kesintisiz Osmanlı Dönemi sonuna kadar gelen eserler koruma altında tutulmaktadır.
 

İlçemizdeki ikinci müze, yakın tarihimize ait olan Batı Cephesi Karargahı Müzesi'dir. 1964 yılında eski belediye binası müze yapılmak kaydıyla Bakanlığımıza devredilmiştir. Sonra onarılıp, düzenlenen bina, 05.07.1966 tarihinde Atatürk ve Etnografya Müzesi adıyla ziyarete açılmıştır. 1981 yılında yapılan onarım ve düzenlemeden sonra da adı, Batı Cephesi Karargahı Müzesi olmuştur. 1988 yılında, 1995 ile 2001 yılları arasında tekrar, restorasyon-teşhir-tanzim düzenlemeleri yapılmıştır. 05.07.2001 tarihinde bu günkü hali ile ziyarete açılmıştır. Kasım / Aralık 2004'de, basit onarım geçirmiştir.
 

Sakarya Savaşı'ndan sonra, Batı Cephesi Karargahı Komutanlığı, 18.11.1921'de Akşehir’e gelerek, o zamanki belediye binasına yerleşir. Büyük Taarruz'un hazırlıklarının ve planlarının yapıldığı, kararın verildiği tarihi belediye binası, umut ve mücadele günlerinin belgesi olarak müze haline getirilmiştir. Nutuk, Genelkurmay arşiv belgeleri ve fotoğraflardan yararlanılarak yapılan bu günkü düzenlemede, ziyaretçiye Batı Cephesi Karargahının Akşehir’e geldiği 18.11.1921 tarihinden, büyük taarruz için Akşehir’den ayrıldığı 24.08.1922 tarihine kadarki 9 ay 10 günde geçen tarihi gelişim kronolojik bir sistemle anlatılmaya çalışılmıştır. Ayrıca Ankara Anıtkabir Müzesi'nden getirilen Atatürk’e ait özel eşyalar da sergilenmektedir.
 

Akşehir'in en önemli eksiği, türbesi ilçemizde bulunan Nasreddin Hoca adına bir müze olmayışı idi. Uzun çalışmalardan sonra 1990 yılında Rüştü Bey Konağı kamulaştırılmıştır. Bu tarihten itibaren restorasyon çalışmaları yapılmış olup, binanın onarımı tamamlanmıştır. Bakanlığımızın Oluru ile, “Nasreddin Hoca Arkeoloji ve Etnografya Müzesi” olarak adlandırılmıştır. İlçemizdeki Arkeoloji (Taşmedrese) Müzesi'nde bulunan eserlerin bir kısmının, bu binaya taşınması, Bakanlığımızca uygun görülmüştür. Teşhir-tanzim çalışmaları tamamlanarak, büyük olasılıkla 2007 yılında, Arkeolojik -Etnografik eserler ve sikkelerimiz, sergilenmeye başlanılacaktır.

Pervasız Gazetesi, Yazı: Ömer Faruk Türkan, Arkeolog-Müze Müdürü, 18.05.2007

SELÇUKLU ÇAĞINDA MİMARLIK SEMPOZYUMU VE SERGİSİ

 

Mimarlar Odası Konya Şubesi ve Selçuk Üniversitesi tarafından “2007 Mevlana Yılı” dolayısıyla düzenlenen 'Selçuklu Çağında Mimarlık Sempozyumu ve Sergisi' 15-17 Kasım 2007 tarihleri arasında Konya’da gerçekleştirilecek.

 

Sempozyumda, Selçuklu dönemi mimarisi, mimariye bağlı sanatlar, bu dönem etkileşimleri, Selçuklu yapılarının koruma ve restorasyon sorunları konularında bildiriler ve tartışmalar yapılacak.

Mimarlar Odası, 18.05.2007


SİZ BİRŞEY ANLADINIZ MI?

TARİHİ OKULLAR KORUMA ALTINDA

 

İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü kendisine bağlı 156 tarihi okul binasını koruma altına almak için harekete geçti.

 

Tarihi okul binaları için 6 ay önce başlayan çalışmalarda sona yaklaşıldı. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'e sunulacak projenin temel hedefi, tarihi okul binalarının en iyi şekilde değerlendirilmesi. Galatasaray Lisesi, Çamlıca Kız Lisesi, Kabataş Erkek Lisesi, Kandilli Kız Lisesi, Özel Dadyan Ermeni Lisesi, Hoca İshak Efendi Lisesi, Özel Alman Lisesi, Adile Sultan Kasrı, Çapa Anadolu Lisesi, Özel Sainte Georg Avusturya Lisesi ve Ticaret Ortaokulu, Özel Sainte Pulcherie Fransız Kız Ortaokulu, İstanbul Lisesi, Beşiktaş Lisesi gibi 156 tarihi yapıya sahip okul koruma altına alınıyor. Kendisine bağlı kurum ve okullar için özel birim kuran İl Milli Eğitim Müdürlüğü, söz konusu yapıların tarihi geçmişini ve fotoğraflarını kitaplaştırdı. Binaların envanterleri ve rölöve projeleri çıkartılıp, dosyalar haline getirildi. Okul müdürlerine tarihi eserlerin nasıl korunucağı yönünde eğitim verilecek. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Ata Özer söz konusu proje hakkında, tarihin korunması pahasına gerekirse bazı okulların boşaltılabileceğini söyledi.

Yeni Şafak, 18.05.2007

 

 

İSTANBUL'DA TARİHİ BİNALAR BİR BİR YIKILIYOR

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Tarihi Papazoğlu Medresesi'ni bünyesinde barındıran ve geçtiğimiz ay Malatyalı işadamı Mehmet Çeker tarafından 24 milyon YTL'ye satın alınan Gedikpaşa İlköğretim Okulu binasının, hiçbir komisyon kararı olmaksızın yıkımına başladı.

 

Koruma Kurulu tarafından, 2003 yılında korunması gereken tarihi eserlerin başında gösterilen ve yıllardır kullanılmayan bina, 'bünyesindeki tarihi eserlerin ihyası koşuluyla' kararına rağmen, tamamen yıkılmaya başlandı. 2,5 dönüm arazisi de bulunan ve metruk halde olmasına rağmen, Anıtlar Kurulu'nun büyük hassasiyet gösterdiği binanın satışının durdurulmasına yönelik, birçok sivil toplum örgütü tarafından dava açılmış, ancak söz konusu davalar usul yönünden bozulmuştu.

Birgün, Haber: Boğaç Yüzgül, 18.05.2007

FRANSIZ ELÇİLİĞİ'Nİ ÇAĞDAŞ SANAT BASTI

 

Bugünlerde Türkiye'de olduğu gibi, Fransa'da da siyasi ortam oldukça gerilimli geçiyor. Neyse ki sanatsal etkinlikler var, insanın yaşam enerjisinin pozitif imgeleriyle dünyamız renklenmeye devam ediyor.


1983'den bu yana kamu binalarını halka açma geleneğini sürdüren Fransa, geçen yıl Ankara büyükelçilik binasını da bu kapsama almıştı. Titiz simetri uygulaması, muhteşem mermerleri ve büyük yeşil bahçesiyle ünlü büyükelçilik kompleksi (mimarı Albert Laprade), şu sıralar Fransa çağdaş sanatının yıldız isimlerinin yapıtlarıyla işgal altında.


Fransız Kültür Merkezi'nce organize edilen 'Quintette u Ankara' (Ankara Beşlisi) başlıklı serginin küratörlüğünü Laurent Le Bon ve Marcel Tavé üstlendi. Bazıları bu sergi için ödünç alınan, bazıları ise özel olarak sipariş edilen bu sergideki yapıtlar hem sergi yerinin kimliğine el koyuyor hem de Laprade'in mimarisiyle diyalog içerisinde bulunuyorlar.


Elçilik binasına girişte Jean-Pierre Raynaud'nun 'Altın Saksı'sıyla karşılaşıyorsunuz. Altın yaprakla kaplı katmanlı polyester yapıt, suyla doldurulmuş kaidesiyle Ankara'nın mevsim sıcaklığından insanı uzaklaştırıp sanatın büyülü atmosferine çekiyor. Elçiliğe girince binanın mermer merdivenlerinde Alain Sechas'ın 'Gitarcı Kedi'si karşılıyor bizi. Binanın içindeki salonlarda gene onun saygısız, densiz kedilerine rastlıyoruz. Poliüretandan kalıbı alınmış, akrilikle boyanmış olan bu işler mekanın ciddiyetine alaycı göndermelerde bulunuyor. Tarihi koltuğun üzerine uzanmış 'Sigara İçen Kedi', 'Kuğu Kedi', resepsiyon salonundaki çok güzel bir yeşille boyanmış 'Marslı' ve dövüşmekten yenik düşmüş bitkin boksör eldivenli iki adet 'Minik Kedi Yavrusu' işleri mekanın içerisindeki bulunuş konumlarıyla da ilginç diyaloglar oluşturuyor.


Elçilik binasının arka kısmına geçtiğinizde Ankara'nın görkemli peyzajının çerçevelediği Daniel Buren'e ısmarlanmış 'Yedi Kapı Artı Bir' işi bütün görkemiyle karşımıza çıkıyor. Sanatçı bu çalışmasını elçilik binasındaki bir kapı örneğinden esinlenerek gerçekleştirdi. Arka bahçeye inen altı adet merdivenin üzerine birer adet kapı olarak tasarlandı ve bahçenin son çıkış kapısına da bir kapı daha yerleştirildi. Her kapının içinden geçebiliyorsunuz. Onların içinden açık alanda farklı yerlere bakabiliyorsunuz. Hem de diğer sanatçıların işleriyle iletişimi kurabiliyorsunuz.






Elçilik binasının arka duvarlarında farklı aralıklarla yerleştirilmiş gri renkli çerçevelerle karşılaşıyoruz. Binanın yüzeyindeki Marc Couturier imzalı bu işler binanın anıtsallığına eklenerek bütün sadeliğiyle varlığını sürdürüyorlar. Bu işler de sanatçısına bu sergi için özel olarak sipariş edilmiş. Elçilik binasının bahçeye bakan cephesinin umulmadık görünümlerini keşfetmemize yardımcı oluyor. Gene binanın arka cephesinde yer alan Jean-Michel Othoniel'in değişik renklerde Murano camından yapılmış 'Peggy'nin Gerdanlığı' isimli anıtsal işiyle (840x 120x 80cm. boyutlarında) karşılaşıyoruz. Binanın neredeyse çatısından yerdeki aynanın üstüne kıvrılarak uzanan kolyenin aynadaki izdüşümü ve binanın mimari elamanlarıyla buluşması görülmeye değer. Dış bahçeye doğru Buren'nin kapılarından geçerek indiğimizde bahçenin iki yanına simetrik olarak aynı sanatçı tarafından yerleştirilmiş olan 'Aşık Geometri' düzenlemesi de binanın titiz simetri uygulamasına şiirsel bir gönderi de bulunuyor.


Ziyaretçiler sergiyi mayıs ayında çarşamba-perşembe 17.00-19.00 arası, cumartesi 15.00-19.00 arası, haziran ayında ise salı, çarşamba, perşembe günleri gezebilir.

Radikal, Haber: M. Salim Aktuğ, 18.05.2007

 

 

SANATIN 'NESNESİZLEŞTİRİLMESİ'NDEN YANA

 

Sergi küratörü Marcel Tave ile yaptığımız konuşmada Ankara'ya çağdaş sanat yapıtlarını getirmeyi çok önemsediklerini dile getirdi. İstanbul Bienali'nin Türkiye'ye getirdiği güncel sanat hareketlerinin Cumhuriyet'in başkentine de yansıtılmasının gerekliliği üzerinde durdu. Ama bu etkinliklere yer verebilecek altyapıdan Ankara'nın yoksun oluşu inkar edilemez bir gerçek.
Sanat müzeleri kapalı, Asya-Avrupa Bienali geride bırakılmış kötü bir deneyim. Sanat merkezlerinin amatörce yönetilmesi de eklenince ümitsizliğimiz daha da artıyor.


Tave, çağdaş sanatın geniş kitlelerce görülmesi ve anlaşılmasını önemsiyor. Bunun için eserleri sergide yer alan sanatçıları Ankara'ya konuk etti, onların izleyicilerle buluşmasını sağladı. Ayrıca Fransa çağdaş sanatının dünya çapında ismi Daniel Buren'le sadece Radikal'e özel söyleşi ayarladı.


Daniel Buren, daha önce 2. İstanbul Bienali'ne katılmış Süleymaniye Kültür Merkezi'nde bantlar ve aynalarla mekan algısını tersyüz eden bir düzenleme yapmıştı. 1993'te Maçka Sanat Galeri'si için bir dizi duvar çalışması gerçekleştirmişti. Figüratif çalışmalarının ardından 'Yerinde Sanat' (in situ) kavramıyla özgün çalışmalarını dünyanın çeşitli yerlerine taşıyan, müze ve galeri olgusunu eleştiren, 1967'den beri, müze ve galeri mekanlarının dışında sergilediği düşey şeritleriyle tanınan Buren'le Fransa Büyükelçiliği'ndeki çalışması ve sanat anlayışı üzerine konuştuk.


Bu mekan için yaptığınız çalışmanın çıkış noktası nedir?
Bu çalışmama çıkış noktası olarak binanın içinde yer alan bir kapıyı model olarak aldım. O kapının şeklini dış mekana taşıdım. Bahçenin ortasını ikiye bölen yerdeki merdiven girişlerine bahçeye açılan kapılar olarak yerleştirdim. Sergiyi gezenler bu kapılardan geçecekler, bakış açısına göre hem bahçeyi hem de şehri bir çerçeve içinde algılayacaklar. Halka açık olan bu bahçenin çıkışına da son bir kapı kondu. Bu kapıların ön ve arka yüzlerinde bakanlara sürpriz oluşturacak şekilde mavi ve turkuaz renkleri kullandım. Karşıdan bakınca elçilik binasını çerçeve olarak kullanırken ve mimari elemanlarla bağlantı kurarken renk olarak kırmızıyı seçmek istiyordum ama aradığım etkiyi verecek kırmızı rengi bulamadım. İznik çinilerinden görüp etkilendiğim bu renklerde karar kıldım. Burada seyirci bir tablonun karşısında değil, görsel bir olguyla, düz yüzeyler üzerinde 8.7 cm'lik düşey paralel bantlarla karşı karşıyadır.


Yapıtlar bu mekanda sadece sergi süresince kalacak. Sanatta gelip geçicilik üzerinde düşüncelerinizi alabilir miyiz?
Bu işler sergi süresince kullanılacak ve başka yere taşınmayacaklar. Daha sonra sökülecekler ve bir kavram olarak kalacaklar. Sanatı nesne olarak muhafaza ederek ölümsüzleştirmek çelişkisinden kurtarıp nesnesizleştirilmesidir sonuç.


Müzeleri de bu konuda eleştiren yazılarınız vardı. Şimdi açılan çağdaş müzelerde ilk akla gelen sizin isminiz oluyor.
Müzelerin işlevini 40 sene önce yazdığım bir makalemde eleştirmiştim. Şunu unutmamak gerekir ki bu süre içerisinde müzeler çeşitlenerek çoğaldı ve değişime uğradılar. Hem ben bu yazıyı yazarken müzede eserlerim vardı ve müzede çalışıyordum. Statülerini biliyordum. Eleştirim müzelerin verdiği siparişler ve satın almalar sonucu eserleri keyfi bir şekilde kullanıma sokmalarıyla ilgilidir. İstedikleri zaman sergileyip istediklerinde depoya kaldırıyor. Günümüzde müze kavramı artık değişti. Neyin sanat olup neyin sanat olamayacağına karar veremiyorlar.


Çalışmanızdaki 8.7 cm'lik şerit bantların sırrı nedir?
İlk dönemlerde figüratif resim çalışıyordum. 1967'den sonra ressamın neyin üzerine resim yaptığını göstermek için bu boyutlardaki şeritleri kullanmaya başladım. Örneğin gri bir tuvalin çıplak durumuyla üzerine bir şey yapılmış durumu farklılaşır. Ben de bir ressam olarak resim yaptığım yüzeyi göstermek için bu sistematik beyaz ve renkli şeritleri ısrarla kullandım. Bunu 1965-67 arasındaki yoğun çalışmalarımın ardından keşfettim. Sonucu bana ilginç geldi. Farklı bir söylem yakalamıştım. Ama gene sınırları vardı, müze ve galerilerin duvarlarına uygulanabilecek bir çalışma olarak çağdaş sanatla içli dışlı bir kitleyi hedefliyordu.


1967'den sonra açık alanlara bu çalışmalarımı taşımaya karar verdim. 8.7 cm enindeki şeritleri görsel bir araç olarak değişik yerlere adapte ettim. Çok farklı olan bu işleri bilgi sahibi olan kişiler takip eder ve bana ait olduklarını anlar. Buradaki işi ilk kez yapıyorum ama buraya gelen bir izleyici, benimle ilgili bilgi sahibiyse bunları benim yaptığımı anlayabilir. Her şeyi aza indirgeyerek Ankara peyzajına bu çalışmamı armağan ettim. Burada bulunmaktan ve böyle bir eser gerçekleştirdiğim için çok mutluyum.

Radikal, 18.05.2007

YÜZÜN GİZEMİ ALTIN ORANINDA

 

Matematik profesörü Fikri Akdeniz, ''altın oran''ının gizemini yazdığı kitapla çözdü.

 

Akdeniz ''Bu kitapta, altın oran ile ünlü İtalyan düşünür ve matematikçi Leonardo Fibonacci'nin Fibonacci sayıları olarak ifade edilen 1,618... sayıları ile bağlantısını buldum'' dedi.

Bir yüzde altın oran varlığından söz edebilmek için, ağız uzunluğu ile burun genişliği, göz bebekleri arasındaki uzaklıkla, kaşlar arasındaki uzaklığın, burun genişliği ile burun delikleri arasındaki uzaklığın, yüz boyu ile yüz genişliğinin, alt dudak genişliği ile üst dudak genişliğinin birbirine oranının 1,618...'i vermesi gerekiyor.

Bugün, 18.05.2007

ANTİKA ESERLER GÖRÜCÜYE ÇIKACAK

 

Türk sanatına damgasını vurmuş 28 ressama ait yağlı boya tabloların yanı sıra Osmanlı Dönemi'ne ait tarihi eserler görücüye çıkıyor. Sheraton Hotel Convention Center’de, Arşiv Antik tarafından düzenlenecek müzayedede, 170 adet antika eser sergilenecek. 28 Mayıs 2007 tarihinde gerçekleşecek İlkyaz Müzayedesi’nde Türk sanatına damgasını vurmuş 28 ressama ait yağlıboya tabloların yanı sıra, Osmanlı dönemine ait vazolar, tuğralı kılıçlar, tuğralı kadeh ve bardaklar, tuğralı çamçak, çini süs eşyaları, gümüş kemer ve gümüş kadın kemerleri açık artırma ile satılacak. Müzayedeyi düzenleyen Arşiv Antik’in sahibi Güner Soydemir, İlkyaz Müzayedesi’ni sezon sonu nedeniyle antika meraklılarını bir araya getirerek antika sezonunu kapatacaklarını belirtti. Soydemir, değerli antika eşyaları ise ekenomik fiyatlarla sunmaya çalıştıklarını açıkladı. İlkyaz Müzayedesi’nde en pahalı antika ise Mahmut damgalı, sahlı fildişi tuğralı kılıç 7 bin 200 YTL fiyatla alıcısını bekliyor.

Hürriyet, Haber: Hüseyin Özbalı, 18.05.2007

BOĞAZ MANZARALI MEZAR ÇILGINLIĞI

 

Aşiyan Mezarlığı’ndaki Osmanlı Dönemi'ne ait tarihi mezarlar, binlerce dolar karşılığında Boğaz manzaralı mezar isteyenler için yıkılıyor, parçalanıyor. Sadrazam Ahmet Vefik Paşa’nın kabri de, kayıp mezarlar arasında.





Dünya tarihinin en şanlı geçmişine sahip Osmanlı İmparatorluğu'nun mirası, boğaz manzaralı mezar yeri uğruna ayaklar altına alınıyor. "Fatih Sultan Mehmet Nasıl Öldürüldü?" kitabıyla adını duyuran Araştırmacı-Yazar Ahmet Almaz'ın iddiasına göre, tarihi mezarlıktaki ata mirası kabirler, önce talan ediliyor, ardından boğaz manzaralı mezar yeri almak isteyen zenginlere binlerce dolara satılıyor.

 

Geçen yıl Osmanlı Sadrazamı Ahmet Vefik Paşa hakkında yaptığı bir araştırma sırasında eski adı Kayalar olan Aşiyan Mezarlığı'ndaki tahribatı gören Ahmet Almaz, hayretler içinde kaldığını söyledi. Aşiyan Mezarlığı'nda büyük bir tarih kıyımı olduğunu gören Almaz, "Günlerce Ahmet Vefik Paşa'nın mezarını aradım ama bulamadım. Mezarlıktaki manzara beni dehşete düşürdü. Osmanlı dönemine ait eski mezarların yıkılarak yerlerine yeni mezarlar yapıldığını gördüm. Boğaz manzaralı mezarlık için kültür mirasımız feda ediliyor" diye konuştu.

 

Aşiyan Mezarlığı'nda fiyatların astronomik olduğuna da değinen Almaz, “Tarihi mezarları yok edip, orayı 5-10 bin dolara satıyorlar. Bazı kimseler özellikle Boğaz manzarasıyla ün salan Aşiyan Mezarlığı'na gömülmek istiyor. Aşiyan Mezarlığı İstanbul'un en elit tabakasının mezarlarının bulunduğu yerdir. Bu yüzden burada Osmanlı döneminden kalma 20-30 tane mezar yok edildi."

 

Topkapı Müzesi Müdürü Prof. Dr. İlber Ortaylı da, yaşanan yağmacılığın sadece Aşiyan Mezarlığı'nda değil, Türkiye'nin her yerindeki mezarlarda olduğunu söyledi. Bazılarının öldüğünde bile statü kaygısı güttüğünü dile getiren Prof. Dr. Ortaylı, "Boğaz manzaralı diye Aşiyan Mezarlığı'na gömülmek istiyorlar. Öldüğünde boğaz manzarasını ne yapacaksın" dedi. Ortaylı, kimilerinin de sevap diye Üsküdar Karacaahmet Mezarlığı'na gömülmek istediklerini ve buradaki tarihi mezarlara zarar verdiklerini anlattı.

Bugün, Haber: İrfan Dumlu, 18.05.2007

WARHOL'A 71,72 MİLYON DOLAR

 

"Pop art" akımının önde gelen Amerikalı ismi Andy Warhol'ün bir tablosu, New York'ta 71,72 milyon dolara alıcı buldu. Sanatçının "Mao" adlı tablosu da geçen Kasım'da 17,4 milyon dolara satılmıştı.

Christie's Müzayede Salonu'nda yapılan açık artırmada,  sanatçının 1963 yılında yaptığı "Green Car Crash" tablosuna alıcı çıktı.

 

Warhol'ün tablosuna biçilen fiyat, çağdaş bir sanat eserine ödenen  rekora yaklaştı.

New York'taki Sotheby's Salonu'nda önceki gün yapılan  müzayedede Mark Rothko'nun "White Center" adlı tablosu 72,84 milyon  dolara satılmıştı.

Hürriyet, 18.05.2007

ATA'NIN KÖŞKÜ'NE ZİYARETÇİ AKINI

 

1921 ve 1932 yılları arasında 11 yıl boyunca Ata’nın evi olan ve üç yıllık çalışma sonucunda restore edilen Atatürk Müze Köşkü, 25 günde 4 bin 377 ziyaretçiyi ağırladı.





Sivas’tan Ankara’ya gelmek üzere, Mustafa Kemal başkanlığında yola çıkan temsil heyeti üyeleri, yolculuk için bütün varlıkları ile ancak 20 yumurta, 1 okka peynir ve 20 ekmek alabilmişlerdi.

Yolcuları taşıyan üç külüstür otomobilden ikisinin lastikleri paçavralarla doldurulmuştu. Güçlüklerle dolu bu yolculuk sonunda 27 Aralık 1919’da Ankara’ya varan heyet, büyük bir coşkuyla karşılanarak Ziraat Mektebi’ne yerleşti. Ziraat Mektebi’ndeki sıkışıklık nedeniyle istasyon şefinin köşküne taşınan Mustafa Kemal, işleri çoğalınca kendine daha uygun bir yer aramaya başladı."

Ata’nın bu arayışı sonunda bulduğu, 1921-1932 yıllarında konut ve çalışma yeri olarak kullandığı o ev, bugün 3 yıllık restorasyon sonunda onarılan Atatürk Müze Köşkü... Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in evsahipliğinde ve protokolün katılımıyla düzenlenen törenle açılan köşk, ziyarete açıldığı 19 Nisandan 14 Mayıs'a kadar geçen 25 günde 4 bin 377 kişiyi ağırladı.

Çankaya Köşkü’nün bahçesinde yer alan Atatürk Müze Köşkü’nün Müdürü Aylin Atilla, soruları yanıtlarken, Müze Köşk'e ziyaretçilerin büyük ilgi gösterdiğini söyledi.

Ankara içinden ve dışından ziyaretçileri ağırladıklarını belirten Atilla, "Özellikle ilköğretim çağındaki çocuklar, ziyaretçilerin ağırlığını oluşturuyor. Çocuklarımız, müze köşkte yer alan, Ata’nın eşyalarına büyük ilgi gösteriyor" dedi.

Çocukların ilgisini çeken eşyaların başında yatak odası ve yemek odasının geldiğini anlatan Atilla, "Kız çocukları daha çok yatak odası ile yemek odasına, erkek çocuklar ise yerdeki beyaz ayı postu ile bilardo masasına ilgi gösteriyor" diye konuştu.

Müze Şöşk'ün hafta içi randevu alınarak, cumartesi günleri ise 13.00-17.00 saatleri arasında serbestçe ziyaret edilebildiğini ifade eden Atilla, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda ziyaretçi akınının arttığını kaydetti. Benzer bir ilgiyi 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı için de beklediklerini kaydeden Atilla, ziyaretçi yoğunluğu nedeniyle kimi zaman randevuları verirken talepleri karşılamakta zorlandıklarını da söyledi. Müze Köşk, cumartesi-pazar günleri 13.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Pazartesi günleri kapalı olan köşk, diğer günler önceden randevu alınarak da gezilebiliyor.

Hürriyet Ankara, Haber: Burcu Bilgin, 18.05.2007

RESTORASYON ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR

 

Bolu'nun Mudurnu İlçesi'ndeki tarihi evlerde restorasyon çalışmaları sürdürülüyor. Mudurnu Belediye Başkanı Metin Soygür, yaptığı açıklamada, tarihi evlerin restorasyonu ve sokak sağlıklaştırma çalışmasının 4 mahalledeki 16 evde sürdürüldüğünü söyledi. Soygür, ''Evlerin projelendirme çalışmaları yapılıyor. 30 adet evimizin restorasyon projeleri çizildi, uygulama yardımı bekliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na müracaatlarımızı yaptık'' diye konuştu.

 

Çalışmanın yapıldığı evlerin en az 120 yıllık tarihi geçmişi bulunduğunu söyleyen Soygür, şöyle devam etti: ''Bu evlerin tarihi dokuları hiç bozulmamış durumda. Burada bulunan iki ev haricinde diğerlerinde oturuluyor. Bu mahallelerde meydan düzenlemesi yaptık. Burada bulunan havuzun çevre düzenlemesi yapılacak ve buraya yapılacak olan büfede Mudurnu tarihini anlatan ürünler satılacak. Yapılan çalışmalar için 1 milyon YTL para harcandı.''


Mudurnu'nun en eski evlerinden Armutçular Konağı'nda çalışmaların devam ettiğini belirten Soygür, şunları kaydetti: ''Armutçular Konağı'na 2006 yılı içerisinde 60 bin YTL uygulama yardımı alındı. Bu konağımız için uygulama yardımları devam ediyor. Belediye Konağı'na ciddi bir yardım yapıldı. Binamız ana hatlarıyla sağlam bir şekilde yapıldı.''


Turizm alanında bölgenin gelişmesi için evlerin görsel anlamda kendini yenilemesi gerektiğini vurgulayan Soygür, ''Mudurnu'da koruma altında 380 ev, 1500 tarihi konut bulunuyor. Amacımız aradaki yeni binaları da tarihi dokuya uygun hale getirmek. Bunun içinde binaları bu yönde giydiriyoruz'' diye konuştu. Soygür, tarihi evlerle ilgili çalışmaların bir süre gerektirdiğini, bu süreyi kısaltmaya çalıştıklarını da vurguladı.

Bolu Olay, 17.05.2007

CUMHURİYETİN OKULLARI AYAKTA KALMAK İÇİN DİRENİYOR





Akşehir'de, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra eğitime verilen önemin göstergesi olan Cumhuriyet Tarihi’nin köy ilkokulları kurtarılmayı bekliyor.





Kurtuluş Savaşı’ndan sonra devlet-vatandaş işbirliği ile zor şartlar altında 1926–1936 yılları arasında yapıldığı tahmin edilen ve kaderine terk edilen Üçhüyük, Atakent ve Gözpınarı İlkokulları yıkılıp yok olmamak için adeta doğa şartlarına direniyor. Yeni okulların yapılmasıyla birlikte unutulan Cumhuriyet’in İlkokulları göz göre göre yıkılıyor.





Sit alanında bulunan Üçhüyük ve Gözpınarı Köyü İlkokulları çok önceden, Atakent Beldesi İlkokulu da 29 Nisan 2005 tarihinde ‘korunması gereken kültür varlığı’ olarak tescil edilmişti. Akşehir merkezindeki Cumhuriyet İlkokulu 25 yıllığına Akşehir Belediyesi’ne devredilerek yok olmaktan kurtuldu ve restorasyon çalışmalarına başlandı.


Korunması gereken kültür varlığı olarak tescil edilen bu ilkokullarının onarımının Özel İdare Bütçesi veya Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı işbirliği ile yapılabileceği belirtildi. Geçmişte Akşehir’in nahiyesi olan Tuzlukçu İlçesi'nde de bu okullardan bir tane bulunuyor.

Pervasız Gazetesi, 17.05.2007

MISIR ÇOCUK MUMYASININ İÇİNDE MIZRAK

 

CT taraması sonucu, antik Mısır’a ait bir çocuk mumyasının vücudunda, kafatası ile omurilik arasında mızrak temrenine benzer bir nesne tesbit edildi. Bilimadamları çocuğun ölümüne bu nesnenin yol açıp açmadığının bilinmediğini söylediler. Carnegie Doğa Tarihi Müzesi sözcüsü Ellen James “Bu nesnenin çocuğun ölümüne sebep olduğu mu, yoksa kafayı sabit tutabilmek için mumyacılar tarafından ölümden sonra mı yerleştirildiği anlaşılamadı” dedi.

 

Pittsburgh Hastanesi'nde geçen hafta yapılan tarama 2000 yıl önce yaşayan çocuğun yaklaşık 3 ila 5 yaşları civarında öldüğünü belirledi. Halbuki 1986 yılında yapılan röntgen taraması sonrası bilimadamları yaklaşık 8 yaşında olduğunu düşünmüşlerdi.

 

James’in söylediğine göre, tarama sonucunda çocuğun yüzü dahil son derece temiz görüntüler alındı. Bu görüntüler ileride, mumyalanmış çocuğun mumya sargıları açılmadan yüzünün resmini müzede teşhir edebilme imkanı da verecek.

 

Ptolemy Dönemi'nde, yaklaşık MÖ 380 ila 250 yılları arasında yaşamış olan çocuğun mumyası müze tarafından 1912'de satın alınmıştı.

AP, 04.05.2007

İSHAKPAŞA SARAYI LAMİNA CAM İLE KORUNACAK

 

Dünyanın ilk merkezi ısıtmalı sarayı olarak bilinen tarihi İshakpaşa Sarayı lamina cam örtüsü ile korunacak.





Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) öğretim üyelerinin aralarında bulunduğu 20 kişilik bilim kurulu, binlerce turistin ziyaret ettiği sarayda yanlış yapılan restorasyon çalışmalarının tarihi yapıya büyük zarar verdiğini kayda geçirmişti.

 

Rapor doğrultusunda başlanacak olan restorasyon çalışmalarına bu yıl içerisinde başlanacağı ifade edildi. Ağrı Kültür ve Turizm Müdürü Muhsin Bulut bu yıl içerisinde İshakpaşa Sarayı restorasyon çalışmaları için Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ihale yapacağını söyledi. Bilim Kurulu'nun verdiği rapora göre restorasyon çalışmalarının yapılacağını belirten Bulut, "Tarihi saray ilk defa usulüne göre restore edilecek. Bunun ilk adımı olarak sarayın üzeri lamina camla kaplanacak. Artık saray zarar görmeyecek. Çünkü yağmur ve kar yapıya zarar vermeyecek. Yağan kar, ısıtmalı camdan dolayı hemen eriyecek. Daha sonra sarayın içi restore edilerek devam edecek." dedi.

 

İshakpaşa Sarayı için bilim kurulunun görevlendirildiğini belirten Ağrı Valisi Halil İbrahim Akpınar, "Geçen yıl bilim kurulu İshakpaşa Sarayı için bir rapor hazırladı. Çok ciddi çalışmalar sonucunda hazırlanan rapor Kültür ve Turizm Bakanlığı'na sunuldu. Rapor çerçevesinde ilk defa saray usulüne göre restore edilecek. İlk önce sarayın dış çevresi örtülecek. Daha sonra sarayın içi restore edilecek. Maalesef bu zamana kadar saray usulsüz bir şekilde restore edilmiş. Bundan sonraki bütün restorasyon çalışmaları usulüne göre yapılacak." şeklinde açıklama yapıldı.

Zaman, Haber. Orhan Akkurt, 17.05.2007

NUH'UN GEMİSİ AĞRI YOLUNDA

 

Küresel ısınmaya dikkat çekmek isteyen Greenpeace Çevre Örgütü, Nuh'un gemisinin benzerini Ağrı Dağı'nda yeniden inşa etti. Geminin inşaatı sırasında malzemelerin çevreye zarar vermemesi için, taşıma işleminin atlar ve eşeklerle yapıldığı belirtildi. Gemi, 31 Mayıs'ta açılacak.


Büyük tufanda aylarca süren yağışlardan sonra Ağrı Dağı'nın tepesinde durduğuna inanılan Nuh'un Gemisi, binlerce yıl aradan sonra yeniden inşa edildi. Geminin inşa çalışmasına, Avusturya, Almanya ve Türkiye'den gönüllülerin yanı sıra bölge halkı da destek verdi. Geminin, efsanelerde anlatılan ölçülere göre yeniden inşa edildiğini kaydeden Greenpeace Almanya İklim sorumlusu Andree Böhling, büyük tufanda insanlığın kurtulmasındaki rolü gibi gezegenin kurtarılması için anlamlı olduğunu ifade etti.

Geminin parçalarının 40 at ve eşekle 2 bin 500 metre yüksekliğe taşındığını, 20 kişilik marangoz grubunun gemiyi yeniden inşa ettiğini söyleyen Böhling, etkinlik kapsamında 5 bin 137 metre yüksekliğindeki Ağrı Dağı'na tırmanış gerçekleştirileceğini belirtti. Greenpeace Akdeniz Ener uzmanı Hilal Atıcı ise Ağrı Dağı ile aynı bölgede olan Erciş'te meydana gelen sel felaketinde 2 çocuğun öldüğünü belirterek küresel ısınmanın etkilerinin sanılandan daha büyük olduğunu anlattı.

Milliyet, Haber: M. Akif Erdem, 17.05.2007

"YAPMAYANLAR ANCAK YIKARLAR"

 

İhalesi geçtiğimiz aylarda, tek kişilik katılım ve ihaleye katılan kişinin Kadir Topbaş'ın yakın arkadaşı olduğu gerekçesiyle iptal edilen 'Kongre Vadisi' projesi yenilenirken yeni projede de İstanbul'un en önemli tiyaro sahnelerinen biri olan Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılacak binalar içinde yer aldığı belirtildi. İlk projede yer alan ve büyük tepkilere yol açan Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılması ile ilgili uygulamanın yeni projede de değiştirilmeden yer aldığı ifade edildi.

Fizibilite çalışmalarına iki yıl önce başlanılan 'Kongre Vadisi' projesinin, yenilenen ikinci aşamasında daha önce üstü kapatılmasına rağmen yaz aylarında devre dışı kalmayacağı dile getirilen Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nun, tamamıyla kapatılacağı ve proje çalışmaları dahiline kullanılacağı da ifade ediliyor. 800 yılı aşkın bir tarihi geçmişi bulunan Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nun, 1919-1923 yılları arasına denk gelen Kurtuluş Savaşı döneminde bile sanatsal faaliyetler için kullanıldığı hatırlatılarak, söz konusu uygulama ile İstanbullu sanatçılara ve sanatseverlere büyük bir darbe vurulmuş olunacağına dikkat çekiliyor.

Ankara Sanat Tiyatrosu Onursal Başkanı Rutkay Aziz, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılması ve Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nun devre dışı kalmasının, İstanbulluya behşedilmiş bir nimetin bile bile elden çıkartılması anlamına geldiğini dile getirdi. Rutkay Aziz, bu konuda yapılan bütün protestolara rağmen, istanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bildiğini okumakta kararlı olduğunu göstermeye çalıştığını da kaydederek, "En güzelini Muhsin Ertuğrul söylemiş. Demiş ki, 'Tiyatro yapamayanlar ancak yıkarlar', bunun üstüne söz olamaz. Sırada hangi salon var merak ediyorum" diye konuştu.

1960'lı yıllarda Muhsin Ertuğrul'dan 'Kavuklu' sıfatını devralan tiyatro sanatçısı Münir Özkul ise, İstanbul'un metropol şartlarına göre, tiyatro mekanlarının zaten az olduğuna işaret ederek, "Tiyatro yıkarak, sahneleri ortadan kaldırarak nasıl bir hizmet anlayışından söz ediliyor, anlayamıyorum" dedi. Tiyatro ve sinema sanatçısı Sümer Tilmaç ise, herhangi bir tiyatro sahnesini yıkan kişinin, yerine en az iki tane daha yapmış olması lazım. Bu böyle mi, hayır. AKM ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni yıktınız da, yerine kaç salon yapıyorsunuz. Resmi konuklar gelecek diye, sanat salonlarından vazgeçilir mi?' dedi.

Birgün, Yazı. Boğaç Yüzgül, 17.05.2007

MÜZELER HAFTASI'NDA MÜZELERE GENEL BAKIŞ

 

18-24 Mayıs arası Müzeler Haftası. Uluslararası Müzeler Konseyi’nin 1977 yılında Moskova’da yaptığı 12. genel toplantısında 18 Mayıs’ın Uluslararası "Müzeler Günü" olarak kutlanması kararlaştırıldı.

Müzelerimiz artık dünyaya açılıyor, dünyanın önemli müzelerindeki eserleri kendi müzelerimizde görebiliyoruz.

Birkaç gün önce Sakıp Sabancı Müzesi ile Louvre Müzesi arasında beş yıllık bir anlaşma imzalandı.

Bu önemli anlaşma sayesinde Ocak 2008’de gerçekleşecek serginin adı; "Louvre’dan İstanbul’a... İslam Sanatının Üç İmparatorluk Merkezi: İstanbul, İsfahan, Delhi."

Diğer özel müzelerimizde de gördüğümüz seçmeler bu konuda ilerleyişimizin bir göstergesi. İstanbul Modern’de gördüğümüz Venedik Bienali’nden Seçmeler, Pera’daki yabancı sergiler, Sadberk Hanım Müzesi’ndeki etkinlikler, özel müzeciliğimizin geldiği düzeyi gösteriyor.

İstanbul Modern de, 19 Mayıs Cumartesi gece saat 23.00’e dek ücretsiz gezilebilecek, SSM’de sergiler ücretsiz görülebilecek, 22 Mayıs’ta da Rahmi M.Koç Müzesi ücret ödenmeden gezilebilecek.

Devletin de müzelere yatırım yapması gerekiyor. Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki müzeler devletin eline bakıyor.

Benim izlediğim, daha doğrusu izleyebildiğim, İstanbul’daki Devlet Resim Heykel Müzesi’nin durumu.

Son gelişmeler hakkında Müzenin Müdürü Ferit Özşen’den sevindirici bilgiler aldım.

Depolar yapılmış, onarım çalışmaları başlamış. Duvarlar kazınarak altındaki nakışlar ortaya çıkarılıyormuş.

En önemlisi, bir asansör kurularak çatı onarılıyormuş. Çünkü çatıdan su sızıyordu.

Yapılan sayım sonucunda 10 bin 995 adet eser tespit edilmiş. Böylece eserlerin envanteri bitirilmiş oluyor.

Eserler arasında, resim, heykel, hat, seramik ve ikonlar bulunuyor.

Bugünlerde müzenin 70. yılı dolayısıyla açılan, 70. Yılda 70 Sanatçı 70 Eser sergisi görülebiliyor.

Müzeler Haftası’nda gene konuyu özel, bireysel müzelere getireceğim.

Ressamların, edebiyatçıların, sanatçıların adına düzenlenen müzeler ya da ev müzeleri konusunda yoksuluz.

Eski kuşak edebiyatçılarımızın Tevfik Fikret, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Sait Faik Abasıyanık müzelerini anımsıyorum. Ressam Burhan Doğançay’ın da Beyoğlu’nda açtığı müzesi hem sergileri hem de çocuklar arasında düzenlediği resim yarışmalarıyla bu alanda önemli bir adım.

Yeni kişisel müzelere rastlamıyorum.

* * *

Müzeler Haftası’nda, İstanbul’dan uzak illerde, yerlerde müzecilik yapan, zor koşullar altında çalışan müzeciler başta olmak üzere bütün müzecileri kutluyorum.

Hürriyet, Yazı: Doğan Hızlan, 17.05.2007

KARUN DAVASINDA TEK TUTUKLU MÜDÜR

 

Uşak Arkeoloji Müzesi’nde Karun Hazinesi’nin en değerli parçası "Kanatlı Denizatı Broşu"nun sahtesiyle değiştirilmesi davasının 6’ncı duruşması Uşak Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet, zimmete iştirak suçlarından 25’er yıl hapis istemiyle yargılanan tutuklu sanıklardan, F.İ, S.Y. ve M.P. tutuklu kaldıkları süre dikkate alınarak tahliye edildi. Müze eski müdürü K.A’nın tahliye talebi, mahkeme heyeti tarafından kaçma şüphesi bulunduğu gerekçesiyle reddedildi.

Hürriyet, Haber: Yavuz Kuşdemir, 17.05.2007

İZİNSİZ KAZIYA SUÇÜSTÜ

 

Bursa'da İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Mustafakemalpaşa'ya bağlı Dallıca Köyü`nde izinsiz kazı yapıldığı ihbarı üzerine harekete geçti.

 

Köy yakınlarında yerini tespit ettikleri araziye baskın düzenleyen jandarma, burada kazı yapan dört kişiyi gözaltına aldı. Yapılan operasyonda, 34 adet çeşitli kazı malzemelerinin yanı sıra, bir adet bronz heykel, bir adet sürahi, bir adet bardak, bir adet altın arama dedektörü, yedi adet tarihi eser görüntüleri içeren cd ele geçirildi.

Bursa Olay, 17.05.2007

GLADYATÖR MEZARLIĞI BULUNDU

 

Efes antik şehrinde bulunan gladyatör mezarlığı arkeoloji dünyasında bir ilk olma özelliğine sahip. İskeletler üzerinde yapılacak çalışmalar bu insanların ne şekilde yaşayıp nasıl öldüklerini açıklığa kavuşturacak. Gladyatörler antik dünyanın kahramanlarıydılar, mozaiklerden graffitilere kadar her yerde onlar vardı. Roma Dönemi'ne ait yağ kandillerinin üçte biri gladyatör motifleri ile bezelidir.

 

Efes'te bulunan mezarlık bize ilk defa olarak gladyatörlerin arenaya her çıkışlarında ne kadar risk altında olduklarını da gösterecek. Mezarlıkta bulunan binlerce kemik Viyana Tıp Üniversitesi patologları Prof. Karl Grossschmidt ve Prof. Fabian Kanz tarafından geçtiğimiz beş yıl boyunca bu kataloglandı. Bu sırada yaş, yaralanma ve ölüm şekli ile ilgili analizler de yapıldı.

 

En önemli buluntulardan biri incelenen ve tümü 20 ila 30 yaş arasında olan 67 iskeletin çoğunda iyileşmiş yaralar olmasıydı. Kanz ve Grossschmidt bu şahısların iyi ve masraflı tıbbi yardım gördüklerine inanmaktalar. Kemiklerde karmakarışık yaralanmalar bulunmaması da müsabakaların kör dövüşü gibi olmadığının, daha çok kontrollü ve kurallı bir düello şeklinde geçtiğinin belirtisi.

 

Öte yandan, bazı iskeletlerde ise gırtlağa veya kalbe doğru derin bir vuruşla açılmış ölümcül yaralar da mevcut. Bunlar da dövüş sonunda iyi dövüşmeyen gladyatörün, seyircinin isteği doğrultusunda öldürülmesi ile açıklanmakta. Eğer bir gladyatör üç yıl boyunca arenada dövüşürse özgürlüğünü kazanıyordu. Bunlar ileri yaşlarda gladyatör okullarında eğitmen olarak çalışıyorlardı. Mezarlıkta bulunan iskeletlerden biri bu şekilde, ileri yaşlarında doğal nedenlerle ölmüş emekli bir gladyatöre ait. 

BBC, Haber: Monika Kupper - Huw Jones, 02.05.2007



MONET TABLOLARINDAKİ BUĞUNUN SIRRI KATARAKT

 

Tablolarına milyon dolarlar üzerinden değer biçilen "İzlenimcilik" akımının önemli temsilcilerinden Fransız Ressam Claude Monet'nin tablolarındaki buğunun sırrının katarakt olduğu tespit edildi.

 

ABD'deki Standford Üniversitesi'nde Monet'nin hayatı ve resimleri üzerine bir araştırma yapan Prof. Michael Marmor, ressamın Water-Lilly Köprüsü'nün fotoğrafını bilgisayar ortamına alarak, bu fotoğrafı kataraktlı bir gözün nasıl göreceğini tespit etti. Ve son haliyle resmin Monet'nin çizdiği tabloya benzediğini gördü. "Monet gözündeki katarakttan sürekli şikayet ediyordu. Resimlerdeki koyu renkler ve değişik yeşiller de bunun sebebi" diye konuştu.

 

Katarakt hastalarında göz lensi hasar gördüğü için renkler karışıyor ve görüntü de bulanıklaşıyor. Monet'nin katarakt ameliyatı geçirdiği de biliniyor.

Sabah, 17.05.2007

AKP 'HAKİMİYET' SEMBOLÜNÜ ABARTMIŞ

 

AKP'nin inşaatı devam eden yeni genel merkezinin girişine yerleştirilen, içiçe geçmiş iki kareden oluşan 'sekiz kollu yıldız' dikkat çekiyor. 'Masonik sembol' olduğu öne sürülen yıldız aslında Selçuklularda 'hakimiyet ve mükemmellik' anlamına geliyor. Uzmanlar, "Bu sembolden bir tane yeterdi. Sayı artınca anlamını yitirmiş" dediler.

AKP'nin inşaatı devam eden Balgat'taki genel merkezin girişinde 10 tane 'sekiz kollu yıldız' bulunuyor. Sembolün, içiçe geçmiş iki eşkenar üçgenden oluşan altı köşeli 'Davut Yıldızı'na benzemesi dolayısıyla 'Masonik' olduğu iddia edilmişti. Radikal'in sanat tarihçilerden edindiği bilgiye göre; 'sekiz kollu yıldız' Selçuklulara ait. Ancak sanat tarihçiler hiçbir sembolü bir topluluğa veya inanca 'yüzde yüz' mal etmenin doğru olmayacağına dikkat çekerek, Nazilerin kullandığı 'gamalı haç'ın da eski Anadolu medeniyetlerinde ve Budist inancında rastlandığına dikkat çekiyorlar.

'Sekiz kollu yıldız', özellikle Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubad döneminde (1220-1237) kullanıldı. Bütün kenarları birbirine eşit olan kare 'mükemmeliyeti' temsil ediyor. İçiçe geçmiş iki kare ile vurgu güçlendiriliyor. Sembolün bir diğer anlamı ise: Hakimiyet. Sekiz köşe, dört ana yönü ve dört ara yönü temsil ediliyor. Konya'daki Selçuklulara ait Alaaddin Camii'nin 'kente en hakim olan' kuzey cephesinde de bu simgenin kullanılması buna örnek olarak gösteriliyor. Kabe'nin revaklarında da yer alan 'sekiz kollu yıldız'ın çeşitli İslam eserlerinde, Suudi Arabistan'daki çeşitli devlet kurumlarının binalarında kullanıldığı da biliniyor.

Ancak sanat tarihçileri, simgenin 'güçlü anlamına' dikkat çekerken Selçuklularda çok sayıda simgenin birlikte kullanılmadığını söylediler ve bu uygulamaya anlam veremediklerini belirttiler. Radikal'e bilgi veren bir akademisyen AKP'nin bu sembolü kullanmasını, "Bizler açlık sınırında geçinmeye çalışıyoruz. AKP ise Selçuklulardaki bolluk ve refah döneminin sembolünü kullanıyor. İki dönem arasındaki nasıl bir bağ kurdular anlamadım" şeklinde değerlendirdi.

Radikal, Yazı: Tarık Işık, Fotoğraf. Ankara Haber, 17.05.2007



BOLİVYA PİRAMİDİNİN İÇİNDE HAZİNELER

 

Arkeologlar batı Bolivya’da, daha önce defalarca yağmalanmış bir piramitin içinde Tiwanaku Uygarlığı'na ait 1300 yıllık bir yönetici veya rahip iskeleti ile birlikte mücevherler buldular.

 

Keşfi yapan Bolivyalı arkeolog Roger Angel Cossio kemiklerin son derece iyi durumda olduğunu bildirdi. Mezarda ele geçen altın diadem ve yumruk büyüklüğündeki som altın takı ise yüzyıllarca süren soygunları mucizevi şekilde atlatarak bugüne ulaştı.

Mezarda ayrıca diğer başka adaklarla bir lama iskeleti de bulundu. Arkeologlar, lamanın öbür dünyaya yapılan yolculukta yiyecek olarak sunulduğunu düşünüyorlar.

 

Mezarın bulunduğu Akapana Piramiti MÖ 1200 yıllarında inşa edilmiş, 15 m yüksekliğinde bir yapı.

Tiwanaku Uygarlığı, Güneybatı Bolivya’da ufak bir bölgede, yaklaşık MÖ 1500 - MS 1200 yılları arasında varlığını sürdürdü.

Öte yandan, her ne kadar Akapana Piramiti MÖ 1200 yıllarında yapılmış olsa da içindeki mezarda bulunan iskelet, C14 testleri sonucunda MS 1300 yıllarına tarihlenmekte. Arkeologlar şimdi bu ilginç durumun sırrını çözmeye çalışıyorlar.

Reuters, 03.05.2007

80 YIL ÖNCE DİNAMİTLE YIKILAN TÜRBE YENİDEN İNŞA EDİLİYOR

 

Yaklaşık 80 yıl önce belediye tarafından dinamitle yıkıldığı öne sürülen Şerafeddin Bin Osman Türbesi, Konya Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından yeniden inşa ediliyor. Üstü zamanla toprakla kaplanan türbenin mezar kısmı yapılan çalışmalarla ortaya çıkarıldı. Orijinaline uygun olarak yapılacak türbenin 19 Temmuz'da tamamlanması planlanıyor. Kemahlı Şerafeddin tarafından yaptırılan Şerafeddin Bin Osman Türbesi ve yanındaki cami, inşa edildiği 1280 yılından beri 1444 ve 1636 yıllarında onarılarak yıkılmaktan kurtarıldı. Şerafeddin Bin Osman Türbesi, 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılmasının ardından zamanın Konya Belediyesi tarafından dinamitle yıkıldığı iddiası İsmail Hakkı Konyalı'nın 'Konya Tarihi' kitabında yer alıyor. Konya Vakıflar Bölge Müdürü İbrahim Genç, Şerafeddin Camii'nin restorasyon çalışmaları sırasında, yanı başında bulunan Şerafeddin Bin Osman Türbesi'nin de ortaya çıkarıldığını ifade etti. Genç, Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nce bakım ve restorasyon çalışmaları sürdürülen Şerafeddin Camii'nin Hükümet Konağı'na bakan kısmında olan türbenin bu yıl içinde projelendirilip bakıma alınarak tarihi eserler arasına kazandırılacağını belirtti. Eski fotoğraflardan da yararlanarak orijinaline uygun bir proje çizdiklerini aktaran Genç, "Eski fotoğraflarda yer alan türbe, camide yapılan onarım çalışmaları kapsamında yeniden inşa edilecek. Türbedeki kazı çalışmaları tamamlandı. Temmuz ayı ortasında bitirmeyi hedefliyoruz" açıklamasında bulundu.

Zaman, Haber: M. Ali Poyraz, 16.05.2007

ABD'DE REKORLUK BAHAR MÜZAYEDESİ

 

New York kentindeki Sotheby's müzayede evinde yapılan bahar satışlarında savaş sonrası sanat eserlerine verilen fiyatlar, müzayede uzmanlarını hem memnun etti hem de çok şaşırttı.

 

Dünyanın dört bir yanından sanat severlerin katıldığı "Çağdaş Sanat Eserleri Müzayedesi'nde 255 milyon doları bulan satış gerçekleşti.

Savaş sonrası eserler için rekor olarak kabul edilen fiyatlardan alıcı bulan tablolardan biri Francis Bacon'a diğeri ise Mark Rothko'ya ait.

 

Soyut dışavurum hareketinin önemli isimlerinden Rothko'nun 1950 yılında yaptığı, "Beyaz Merkez Sarı, Pembe ve Gül Üstünde Lavanta Çiçeği" adlı tablo, yaklaşık 73 milyon dolara ismi açıklanmayan bir alıcıya satıldı.

 

Bacon'ın 1962 yılında yaptığı "Masum X'ten Etüd" adlı tabloya ödenen fiyat ise 53 milyon dolar.

Trt/Haber, 16.05.2007

HAVA KİRLİLİĞİ TAC MAHAL'İ SARARTIYOR

 

Hindistan hükümetinin bölgedeki hava kirliliğini kontrol altına alma çabalarına rağmen, hava kirliliği beyaz mermerleri ile ünlü Tac Mahal'i sarartıyor.

Hindistan Meclisi Ulaşım, Turizm ve Kültür Komisyonu, bu hafta meclise sunduğu raporda, kirli havanın içerdiği parçacıkların Tac Mahal'in beyaz mermerlerinin yüzeyinde biriktiğini ve mermerleri sararttığını belirtti.

Hindistan yetkilileri, Tac Mahal'in bulunduğu bölgenin hava kirliliğinden etkilenmemesi için daha önce birçok girişimde bulundu. Ancak komisyon, tarihi sarayın bulunduğu bölgede havada sülfür diyoksit ve azot oksidin genel olarak kabul edilebilir sınırlarda olmasına rağmen, "askıda kalan madde parçacıklarının" yağmur sezonu dışında yüksek düzeyde olduğunun tespit edildiğini belirtti. Komisyon, mermerlere zarar vermeyecek şekilde yüzey temizliği yapılmasını önerirken, sarayın korunması için yapılacak çalışmalarda parlayan beyaz mermerlerin görkeminin korunmasına büyük özen gösterilmesini istedi.

Yapımı 1653'te bütünüyle tamamlanan Tac Mahal'i her gün 20 bin turist ziyaret
ediyor.






Dört minareli Tac Mahal'de Türkiye, Hindistan ve başka ülkelerden devrin en büyük ustaları çalıştı.

Moğol fatihi Cengiz Han ve Timur'un soyundan gelen Babür Şah'ın kurduğu Hint-Türk devleti Babür İmparatorluğu, Hindistan'da 332 yıl (1526-1858) egemen oldu.

Babür İmparatoru Şah Cihan'ın 1631'de Burhanpur'da doğum sırasında ölen karısı Ercümend Banu Begüm için yaptırdığı eşsiz mimari başyapıtta çalışan ustalar, İslam ülkelerinden gelen mimarlarla çalışmaya 1632'de başladı. Günde 20 bin işçinin çalışmasıyla türbe 1643'te, çevresindeki avlu ve yapılar 1649'da bitirildi. Tac Mahal, 22 yılda 1653'te bütünüyle tamamlandı.

Agra İli'nin dışında Yamuna Irmağı'nın kıyısında, 305x580 m ölçülerinde dikdörtgen avluda yer alan Tac Mahal, dört cephesinin ortalarında 33 m yüksekliğindeki taç kapılarıyla 75 m yüksekliğindeki anıt kubbeyi çevreliyor.

İç mekanı örten 30 m yüksekliğindeki alt kubbeyle üst kubbe arasında türbe mekanı kadar ölü hacim var. Türbe iç mekanında 2 m yüksekliğindeki mermer şebekenin içinde Ercümend Banu ile Şah Cihan'ın sandukaları duruyor.

Asıl mezarlar, döşemenin altında, avlu düzeyindeki mezar odasında yer alıyor. Değerli taş bezemeleri mekanında, kum taşından anıtsal giriş kapısı avlusunun güneyinde olan Tac Mahal'in adı, Ercümend Banu'nun lakabı Mümtaz Mahal'den geliyor.

CNN Türk, 16.05.2007

TARİHİ İSKELEYİ KIRDILAR

 

Edirne Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından Sultan II. Bayezid Küllliyesi'ni taşkın sularından kurtarmak için yapılan drenaj sisteminin pompaj istasyonu tarihi yapının görüntüsünü katlederken, aynı sistem içerisinde bir tarihi hata daha işlendiği ortaya çıktı.





Geçtiğimiz aylarda haber olan ve Vali Miroğlu tarafından da tepkiyle karşılanan sisteminin deşarj borusunun, Yıldırım Bayezid Köprüsü'nün tarihi iskelesinin kırılarak nehre uzatıldığı anlaşıldı. Nehrin iskelelerini ortaya çıkarmak için yapılan kazılarda ortada kalan deşarj borusunu geriye çekmek için yapılan diğer bir çalışmayla da iskele ikinci kez kırılarak tarih katledilmeye devam edildi.

Edirne Valiliği Özel İdaresi tarafından tarihi köprülerin onarımı projesi kapsamında Yıldırım Bayezit Köprüsü'nün iskelelerini açmak için yapılan çalışmanın ardından Vali Miroğlu'nun dediği gibi Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından yaptırılan deşarj borusu ortada kaldı. Bunun yanı sıra iskelelerin açılmasıyla daha önce Külliye'yi görüntü kirliliğiyle katleden ve tarihi eserlerin korumacısı olması gereken Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün bir cinayet daha işlediği ortaya çıktı. Deşarj borusunu nehre uzatmak için tarihi köprünün iskelelerinin kırıldığı ortaya çıktı.

Köprü iskelelerinin ortaya çıkarılmasının ardından ortada kalan deşarj borusunun geriye çekilmesi yönünde Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından müteahhit firmaya talimat verilirken, deşarj borusunu geriye çekme işlemi sırasında tarihi köprünün iskelelerinin kırılarak borunun geçirildiği ortaya çıktı. Bilerek hata yapılmasına ve tarih gözgöre göre katledilmesine rağmen inşaatı yapan firma kısalttığı deşarj borusunu tekrar kırılan yerden geçirdi.

Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından sözde Külliye'yi taşkın sularından kurtarmak için yapılan drenaj sisteminin pompaj istasyonu tarini eserin önünde bir ayıp olarak dururken, bu sistem kapsamında da tarihi köprünün iskelelerinin kırılarak içerisinden boru geçirilmesine Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun ne diyeceği merak ediliyor. Yeniimaretliler, tarihi esere çivi çakan vatandaşa ceza yağdıran Kurul'un, Külliye ve köprüde yapılanlara neden göz yumduğunun yanıtını bekliyor.

Edirne Internet Gazetesi, 16.05.2007

İŞTE İSTANBUL'UN İMAR PLANI

 

Vatan çalışmaları yaklaşık 2 yıldır devam eden İstanbul'un 1/25 binlik imar planlarının taslağını ele geçirdi. İstanbul büyükşehir Belediyesi uzmanlarının çalıştığı taslak, İstanbul Metropoliten Planlama Merkezi'ne hazırlatıldı.

Yeni planlara göre Anadolu Yakası'nda Kartal, Pendik ve Tuzla büyük prim potansiyeli taşıyor. Avrupa Yakası'nda ise Silivri'de 2 milyon nüfuslu bir kent kurulacak. Kent merkezlerinde ise en büyük süpriz Kağıthane'ye... Kağıthane'de 160 bin metrekare alanlı silikon vadisi inşa edilecek. Diğer silikon vadileri ise Kurtköy, Tuzla Silivri'de.

Teslak, 2023 yılına kadar İstanbul'un gelişimine yön verecek nitelikte. Önümüzdeki aylarda İBB Meclisi gündemine gelecek taslak, meclis onayının ardından yürürlüğe girecek.

İşte taslakta ilçe ilçe İstanbul:


Avcılar: İlçeden sanayi tesisleri kaldırılacak. Sanayi tesisleri yerine ofis ve alışveriş merkezleri inşa edilecek. 27 kilometre uzunluğundaki Bakırköy-Beylikdüzü hafif raylı taşıma hattının güzergahında kalan ilçe ikinci derece merkez olacak. Jeolojik açıdan sorunlu olan sahil şeridinde konutlar yıkılarak yenileri inşa edilecek. Ayrıca kıyı şeridinde turizm geliştirilecek. Tahtakale Bölgesi nitelikle konut inşaasına ayrılacak.

Bağcılar: İlçede çok ciddi kentsel dönüşüm uygulaması yapılacak. Neredeyse ilçenin tamamı yıkılarak yeniden inşa edilecek. Kazlıçeşme-İkitelli hattıyla metroya bağlanacak. Ayrıca Halkalı hattı da oluşturulacak. İlçenin sınırları içerisinde E-5-TEM bağlantı yolu açılacak. Alibeyköy, Gaziosmanpaşa ve Tekstilken üezirinden inşa edilecek metro Bağcılar'a ulaşacak.

Bakırköy: Ayamama Deresi boyunca yeşil band oluşturulacak. Bu band sahil kesiminde de devam edecek. 1. derecede merkez olma özelliği korunacak. Deniz araçları seferleri arttırılacak. Yenikapı ile metro bağlantısı yapılacak. Ataköy turizm bölgesine dönüşecek. Kruvaziyer limanı inşa edilecek. Planlı ilçe zemin ve inşaat kalitesi açısından deprem riski taşıyor. Bu sorun çözülecek. Florya'ya yat limanı inşa edilecek.

Bahçelievler: E-5 üzerindeki eski sanayi tesislerinin bulunduğu arsalara az katlı ofis ve alışveriş merkezleri inşa edilecek. Yapılaşmanın yüksek olduğu ilçede kentsel dönüşüm uygulanacak. İlçe metro ile Bakırköy'e, bir başka hat ile Yeşilköy'e bağlanacak. Yenibosna'daki sanayi tesisleri boşaltılacak. Yerine hizmet sektörüne yönelik yapılaşmaya izin verilecek.

Bayrampaşa: Sanayi tesislerinin tamamı boşaltılacak. Yerine ofisler ve alışveriş merkezleri inşa edilecek. Seyrantepe ile Kazlıçeşme arasında inşa edilecek metro hattı ilçeden geçecek. İlçenin neredeyse tamamı yıkılarak yeniden inşa edilecek.

Beşiktaş: Aşırı nüfus baskısı altındaki ilçe metro ile Zincirlikuyu'ya bağlanacak. Ayrıca metro bağlantısı Darphane üzerinden Kağıthane'ye ulaştırılacak. Ayrıca Beşiktaş-Şişli-Metris metro hattı oluşturulacak. Böylece traifiğin rahatlaması sağlanacak. İlçede kültür etkinliklerine yönelik altyapı hazırlanacak.

Beykoz: Metro ile Üsküdar'a bağlanacak. Mahmut Şevket Paşa, Ali Bahadır, Öğümce, Paşamandra, Bozhane, Göllü, Kılıçlı, İshaklı, Cumhuriyet ve Polonezköy doğa turizmi ve ekolojik tarımın geliştirileceği köyler. İlçe sınırlarındaki doğal SİT alanları yapılaşma tehlikesi ile karşı karşıya. İlçede Cam Sanat Müzesi kurulacak. Hidiv Kasrı, Mihrabad, Beykoz Korusu ve Beykoz Çayırı İstanbul geneline hitap edecek mesire yeri haline dönüştürülecek. Kavacık'ta yeni ofis inşaatlarına izin verilmeyecek.

Beyoğlu: JICA raporuna göre yüksek deprem riski altındaki ilçelerden. Binaların sağlıklı hale getirilmesi gerekiyor. Halıcıoğlu, Sütlüce, Okmeydanı ve Namazgah özel müdahale gerektiren koruma alanlarından. Ayrıca ilçenin Haliç kıyısındaki Aynalıkavak ve Taşkızak tersanelerinde kültür tesisleri oluşturulacak. İstiklal Caddesi ve Tarlabaşı'nda sivil toplum örgütlerinin katılımıyla kentsel dönüşüm projeleri artırılacak. Beyoğlu ve Taksim'e ulaşım kolaylaştırılacak. İnşaası devam eden Taksim-Yenikapı hattı Kazlıçeşme'ye kadar uzatılacak. Karaköy, Perşembe Pazarı ve Tersaneler bölgesi yeniden canlandırılacak.

Büyükçekmece: Kıraç ile birlikte ilçedeki sanayi tesislerinin mevcut üretim tesislerinin niteliği arttırılacak. Göl ve Sazlıdere Havzası'ndaki sanayi tesisleri zamanla tasfiye edilecek. İlçenin sahil şeridi turizm ve rekreasyon amaçlı düzenlenecek. İlçenin Beylikdüzü ve Gürpınar gibi yerleşim merkezlerinde zemin akması ve kaymalarına neden olan aktif ve potansiyel heyelan alanları bulunuyor. Göl ile Terkos arasındaki alanda doğal ve yaban hayatı korunacak. 5 adet yeni kent ormanı planlanacak. Göl havzasının orta ve uzun koruma kuşakları İSKİ Yönetmeliği çerçevesinde yerleşime açılacak. Mevcut sanayi tesisleri daha sağlıklı hale getirilecek. Küçükçekmece Gölü ile Büyükçekmece Gölü arasındaki alan lojistik depolarına ayrılacak. Mimarsinan'daki sanayi tesislerinin bir kısmı turizm tesisine dönüştürülecek.

Çatalca: Nüfus artışının içme suyu kaynaklarını kirletmesine izin verilmeyecek. İlçedeki 600 bin metrekare alanda faaliyet gösteren sanayi tesisleri 10 yıl içinde boşaltılacak. 54 milyon 200 bin metrekare alanlı tarım arazileri korunacak. Mutlak ve kısa mesafeli koruma alanlarındaki araziler 5 yıl içinde kamulaştırılacak.

Eminönü: Tarihi Yarımada'nın kimliği ile uyuşmayan işlevler tasfiye edilecek yani üretim ve imalat yapılmayacak. Çevre, yaşam ve yapı kalitesi yükseltilecek. İstanbul silüeti tekrar kazandırılacak. Tarihi, kültürel ve mimari değerler korunacak. Lastik tekerlekli ulaşım sisteminin tarihi eserler üzerindeki baskısı azaltılacak. Gece-gündüz arasındaki nüfus farkı azaltılacak. Ticaret alanlarının ve turizm işletmelerinin konut alanları üzerindeki baskısı azaltılacak. Boşaltılan mekanlar tekrar konut işlevi kazanacak. Surlar turizme açılacak. 40-50 rakımın üzerindeki yapılaşmaya izin verilmeyecek. Meydanların ve külliyelerin tarihi kimliğini bozan yapılar yıkılacak. Zarar görmüş eski eserler restore edilecek.

Eyüp: İlçedeki konutların öncelikli olarak yenilenmesi gerekiyor. Silahtarağa ile Gaziosmanpaşa arasındaki koridor hizmet ve sosyal donatı koridoru haline getirilecek. Akpınar'da turizm amaçlı arsa imarı verilecek. Piyer Loti teleferik ile Taksim'e bağlanacak. Alibeyköy'ün depo ve sanayi tesislerine festival alanları inşa edilecek. Alibeyköy havzasının mutlak korunma alanındaki konut alanları acilen kamulaştırılacak. Defterdar Mahallesi'nde sur tecrit alanı içinde kalan 4 bin 179 kişinin yaşadığı evler boşaltılacak.

Esenler: Otogar ile Akpınar Caddesi arasındaki alan yeşil alana dönüştürelecek. Esenler Oto Sanayi Merkezi iş alanına dönüştürülecek. İlçe TEM'e ekspres yol ile bağlanacak. İlçe genelinde ciddi kentsel dönüşüm projesi uygulanacak. Kentin muhtelif yerlerinde cep otogarları yapılarak, mevcut otogarın trafiği azaltılacak.

Gaziosmanpaşa: Güngören üzerinden Yenibosna'ya karayoluyla bağlanacak. İlçedeki sanayi tesisleri hizmet ve ticaret alanına dönüşecek. İlçe genelinde yenileme ve kentsel dönüşüm projeleri uygulanacak. Gaziosmanpaşa-Avcılar TEM otoyolunun kuzeyinde paralel bir yol yapılacak. Beşiktaş'tan başlayarak Kağıthane, Eyüp üzerinden Gaziosmanpaşa'ya gelecek metro Ispartakule'ye kadar uzanacak.

Habibler'de kuzeye gelişim engellenecek. Habibler ve Cebeci'de 2 milyon 900 bin metrekare alanlı hayvanat bahçesi, 8 milyon 800 bin metrekare bölge parkı ve 490 bin metrekare hizmet ve donatı alanı oluşturulacak. İSKİ Koruma havzasındaki konutlar yıkılacak. Gazi, Zübeyde Hanım, Cebeci, Habibler ve Malkoç'taki orta ve uzun koruma mesafesindeki konutlar rehabilite edilecek.

Güngören: İlçe genelinde kentsel dönüşüm uygulamaları yapılacak. Zeytinburnu ile Bağcılar arasında yapılacak hafif raylı taşıma hattı Güngören'den geçecek. Merter'deki tekstil teşhir mağazalarına dönüşmüş olan Keresteciler Sitesi'ne İstanbul genelinde erişilebilirlik kolaylaştırılacak.

Kadıköy: Emekevler'de gecekondu dönüşüm projesi uygulanacak. İlçede nüfus yoğunluğu düşürülecek. Merkezde yüzde 30 oranında konutlaşma sağlanarak, ilçenin gece-gündüz arasındaki nüfus farkı azaltılacak. Merkezde sinema, tiyatro ve sergi salonlarına dönüşümün önü açılacak. Deprem riski olan noktalarda binalar yıkılarak yenisi inşa edilecek. Kadıköy'ün mevcut merkezi ile entegre olmak koşuluyla E-5'e kadar yeni bir ticaret ve ofis binalarının bulunduğu yeni bir alan oluşturulacak. Kurbağalıdere'nin batısındaki bu alan yaklaşık 1 milyon metrekare olacak. Kozyatağı ile Bostancı arasında 2 milyon metrekare alanda ticaret ve ofis alanları oluşturulacak.

İskelede yeni düzenlemeler yapılacak. Deniz ulaşımı daha kolay hale getirilecek. Anadolu yakasının en önemli merkezi olan ilçe yeniden yapılandırılacak. Bu yapılandırmada 22 kilometrelik Kartal-Kadıköy metro yatırımı belirleyici olacak. İlçedeki konutların donatı standartları yükseltilecek. Yaşam kalitesi artırılacak. Sağlıksız ve yasadışı gelişen Fikirtepe, Merdivenköy ve Dumlupınar yeniden ele alınarak planlı ve düzenli yapılaşma sağlanacak.

Kağıthane: Metro ile Beşiktaş ve Metris'e bağlanacak. Ayrıca Levent-Maslak metrosu Seyrantepe üzerinden ilçeye ulaşacak. Beşiktaş'tan başlayan bir başka metro bağlantı hattı ise ilçeden kazlıçeşme'ye yönelecek. İlçedeki nüfus yoğunluğunun azaltılması hedefleniyor. Depolama ve sanayiden dönüşecek alanlarda festival amaçlı tesislerin inşa edilecek. Kentsel dönüşüm projesi uygulanması zorunlu. İlçenin Büyükdere Caddesi'ne yakın olan kısımları ise merkezi iş alanına dönüştürülecek. Kentsel dönüşüm projesi İBB, Kağıthane Belediyesi ve TOKİ tarafından uygulanacak. Sadabad'da mesire yeri düzenlemesi yapılacak. Cendere Vadisi projesi ile de yeşil alan düzenlemeleri yapılacak. İlçe sınırlarında bir de silikon vadisinin oluşturulması gündemde.

Kartal: Sabiha Gökçen Havalimanı'na yakınlığı, Avrupa Yakası ile deniz yoluyla bağlantı kurma olanağı, Gebze Sanayi Bölgesi'ne yakınlığı nedeniyle üst düzey bölge olarak geliştirilecek. İlçedeki sanayi tesislerinin neredeyse tamamı boşaltılacak. İlçe bilgi ve teknoloji merkezli şirketlere ev sahipliği yapacak şekilde düzenlenecek. Ticaret, finans ve kültür etkinlikleri ise artırılacak. E-5 ile Kurtköy arasındaki alanda ciddi kentsel dönüşüm uygulamaları yapılacak. İlçedeki mevcut sağlıksız binalar, yıkılarak yenileri inşa edilecek. Metro ile Kurtköy, Tuzla ve Gebze'ye bağlanacak.

Küçükçekmece: Gölün güneyinde oluşturulacak iç ve dış kumsallar ile turizm ve rekreasyon alanları oluşturulacak. Kayabaşı, Ispartakule, Altınşehir, Yarımburgaz, Ayazma, Güvercintepe ve Şahintepe konut gelişme alanları. Yani toplu konut inşa edilecek bölgeler. Özellikle Kayabaşı bölgesine uydukent kurulacak. Küçükçekmece gölünün ekolojisi korunacak. Olimpiyat koyunun güneyinde yeşil alan bölgesi oluşturulacak. Bakırköy-Beylikdüzü arasındaki metro ilçenin ulaşımına katkıda bulunacak. İkitelli yapılacak ulaşım yatırımlarıyla tüm kente hitap eden bir merkez kimliğine kavuşturulacak.

Maltepe: İlçe sınırlarında 6 milyon 300 bin metrekare alanda Türkiye'nin en büyük bölge parklarından birisi olacak. Askeri alanlarla çevrelenmemiş, yapılaşma başlamamış olan alanlar bölge parkına dönüştürülecek. Kurtköy'e bağlantı yolu yapılacak. E-5 ile TEM arasında bağlantı sağlanacak. Başıbüyük'te kentsel dönüşüm yapılacak. Dragos'taki sanayi tesisleri yenilenecek.

Pendik: Üniversite altyapısı geliştirilecek. Liman altyapısı geliştirilecek. Liman için kullanılacak alan kısıtlı olduğundan buradaki potansiyel Gebze'ye yönlendirilecek. İlçe sınırları içerisinde, üniversite, organize sanayi bölgesi, lojistik merkezi ve teknopark ile bağlantılı 500 bin metrekare alanlı fuar ve sergi alanı oluşturulacak. Kartal'dan başlayacak ve tuzla'da bitecek olan E-5 ile TEM arasındaki Doğu - Batı yönündeki arter ilçeden geçecek. İlçedenin kuzeyinde 500 bin metrekare alanlı fuar tesisleri inşa edilecek. Sabiha Gökçen Havalimanı ile Tuzla lojistik merkezi ve sanayi alanlarının kesişiminde 3 milyon 200 bin metrekare alanlı İstanbul Teknoloji Parkı inşa edilecek. Tuzla Tersanesi ve Sabiha Gökçen Havalimanı arasında 6 milyon 500 bin metrekare alanlı Lojistik merkezi oluşturulacak. Kıyı şeridi yeniden düzenlenecek. Kıyı alanlarında yeşil bir kuşak oluşturulacak.

Şişli: Büyükdere Caddesi üzerinde inşa edilecek gökdelenler denetim altına alınacak. Aksi takdirde bu durum hem egzozlardan hem de evsel yakıtlardan çıkan kirleticilerin çok yoğun olduğu ilçenin daha da kirlenmesine neden olacak. Kuştepe'de kentsel dönüşüm projesi uygulanacak. Harbiye Açık Hava Tiyatrosu, Kongre Vadisi'ne dönüştürülecek. İlçedeki sanayi tesisleri boşaltılacak. Buralar hizmet sektörünün faaliyet gösterdiği merkezler haline gelecek. Ayrıca dinlence, eğlence ve alışveriş merkezleri yapılarak Büyükdere Caddesi rehabilite edilecek. TOKİ'nin Galatasaray'a yapacağı stadyum ile daha edğerli hale gelecek Seyrantepe metro ile İSTOÇ'a bağlanacak. Ayrıca Levent Maslak hattı da Seyrantepe ile bağlantılı hale gelecek.

Sarıyer: Doğal SİT alanları tehdit altında. Taksim-Maslak merkezi iş alanının kuzeye doğru yayılması engellenmeli. İstinye turizm merkezi haline getirelecek. zekeriyaköy yoğun yapılaşma baskısı altında. Gümüşdere, Kilyos, Demirciköy ve Rumeli Feneri'nde su sporları ve Kilyos'ta ise müzik ile festival merkezleri oluşturulacak. Kilyos-Karaburun arası koruma altına alınacak. Kilyos ve civarında rekreasyon alanları oluşturularak günübirlik turizm geliştirilecek.

Silivri: İstanbul'un yeni ve en önemli çekim merkezlerinden birisi olacak. İlçe kuzeye doğru geliştirilecek. Mevcut merkez zemin yapısı açısından risk taşıdığından az yoğunluklu turizm ve kültürel etkinlik merkezi olarak kullanılacak. Zamanla Beylikdüzü metrosu buraya kadar ulaşacak. İlçedeki nüfus 2 milyona istihdam edilen eleman sayısı ise 800 bine çıkartılacak. Sadece bilişim sektöründe istihdam edilen eleman sayısı 160 bin olacak. Gümüşyaka'da 7 milyon metrekare alanlı liman ve 9 milyon metrekare alanlı lojistik deposu yapılacak. Selimpaşa, Ortaköy, Kavaklı ve Çanta'da ileri teknoloji üretim merkezi haline gelecek. İlçe genelinde toplam 130 milyon metrekare konut alanı oluşturulacak. Merkez ve Alipaşa Köyü'nde iki sağlık kompleksi inşa edilecek. Çanta üniversite merkezi olacak.

Tuzla: Yeni imar planıyla en fazla gelişecek ilçelerden birisi. Liman daha da geliştirilecek. İstanbul'un en büyük lojistik merkezleri Orhanlı'da buraya inşa edilecek. Erenköy Gümrüğü buraya taşınacak. Deri, mermerciler, boya ve vernik sanayiinde faaliyet gösteren sanayi tesisleri disipline edilecek. Orhanlı ve Aydınlı yeni gelişme bölgeleri olarak belirlendi. Özellikle Orhanlı ciddi bir çekim merkezi olacak. Konut için ayrılan alan 5 milyon metrekare civarında. Metro ile Kartal'a bağlanacak. E-5 üstündeki sanayi tesisleri öncelikli olarak boşaltılacak. Buralar ofis ve ticaret merkezi haline dönüştürülecek. Lojistik merkezinin kuzeyinde bir cep otogarı oluşturulacak. Organize sanayi bölgesinin güneydoğusunda 1 milyon 470 bin metrekare alanlı bir teknopark oluşturulacak. Meyve-sebze hali inşa edilecek. Okan Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi'ne erişim kolaylaşacak. Yeni üniversite inşaatlarına izin verilecek. Aydınlı'da kentsel dönüşüm uygulanacak.

Ümraniye: Dudullu Organize Sanayi Bölgesi'nde üretim durdurulacak. Yerine ofis ve ticaret binalarının inşaası yönlendirilecek. Buradaki sanayi tesisleri Tuzla Organize Sanayi Bölgesi'ne yönlendirilecek. TEM üzerinde bir cep otogarı inşa edilecek. İlçe metro ile Bostancı ve Üsküdar'a bağlanacak. Elmalı su toplama havzasındaki sanayi tesisleri uzun vadede boşaltılacak. Orman üzerinde baskı oluşturan konut alanlarının yoğunluklarına sınırlama getirelecek.

Üsküdar: İlçe genelinde nüfus yoğunluğunun düşürülmesi hedefleniyor. Metro ile Beykoz'a bağlanacak. Anadolu Yakası'nın en önemli ulaşım odağı olacak. İlçenin merkezi Harem ve Haydarpaşa'da oluşturulacak yeni merkeze kaydırılacak. kültürel ve sanatsal etkinlikler ile ilçenin gece-gündüz yaşınılır hale gelmesi sağlanacak. Mevcut merkez ve Altunizade ise yeniden düzenlenecek.

Vatan, 16.05.2007

SANAT TARİHİMİZİN DEMİRBAŞLARI

 

Özel sanat müzeleri Türkiye'de kendi gündemlerini yaratmaya başladığından beri, Devlet Resim Heykel Müzesi'nin trajik hali iyice çarpıcı bir hal aldı. Bu kurumun akan çatısı, kötü koruma koşulları, olmayan izleyicisi çok eski bir konu. 70'lerde, 80'lerde hep müzeyi daha iyi bir hale getirmek için uğraşılmış, olmamış. 2000'lerde sadece Radikal'de ikişer sene arayla benzer haberler yaptık. 2006'da Mahmut Hamsici'nin yaptığı haber, Müze Müdürü Prof. Ferid Özşen'in gözyaşları içinde durumu anlatmasıyla epey bir ilgi çekmiş, sonunda Devlet Bakanı Abdüllatif Şener durumla ilgilenince iyi kötü bir restorasyon ödeneği çıkartılmıştı.


Ferid Özşen, memur tedirginliği içinde etliye sütlüye bulaşmayan birisi değil, müzenin bugünü ve geleceği için fikirlerini açıklamaktan çekinmiyor. Nitekim, hafta sonu AICA Türkiye ve Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü'nün düzenlediği konferansta da açık konuşmuş, pazartesi günü bu sayfalarda okuduk. Müzenin günümüz koşullarına yanıt veremediğini, en temel sıkıntısının bir üniversiteye bağlı olmaktan kaynaklandığını anlatmış.


Malum, Resim Heykel Müzesi'nin binası Milli Saraylar'a bağlı, çünkü Dolmabahçe Sarayı'nın bir parçası. Müzenin koleksiyonu ve yönetimi ise Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde. Bir görüşmemizde Özşen, tarihi bir eser olan binada, değerli tabloları korumak için gerekli olan düzenlemeleri yapmanın imkansızlığını anlatmıştı. Eski Veliaht Dairesi olan binayı 'saray' biçiminde düzenleyip, sadece oryantalist ve klasik Türk resminin yer alacağı bir müzeye dönüştürmek ve modern yapıtları yeni bir binaya taşınmak en iyi çözüm. Ama böylesi önemli bir kararı verip, yatırımı yapmak müzenin bağlı bulunduğu üniversiteyi aşıyor. Üniversitenin müzeyi hak ettiği yere taşıyacak atılımı yapmaya ne gücü ne enerjisi var.


Öte yandan üniversite, kendi tarihini barındıran bu müzeden vazgeçemiyor. Bir özel kuruluşun bu işe sahip çıkması ise imkansız; devlet ya da üniversite, kendi ismini öne çıkartacak birilerine Resim Heykel Müzesi'ni devretmek istemez. Çünkü bu müze aslında Batılılaşma tarihimizin simgelerini barındırıyor. 'Türk resmi'ni oluşturma sürecinin tüm önemli basamaklarını kapsayarak, önemli bir hafıza oluşturuyor. Resim Heykel Müzesi'ne, modern Cumhuriyet adına büyük bir temsiliyet görevi yükleniyor; işte mevcut yapının taşıyamadığı da bu yükümlülük.


Türk resim tarihinin odağı, bugün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan Akademi ya da daha eski ismiyle Sanayi-i Nefise Mektebi. Osmanlı döneminin ilk ressamlarından bazıları, Cumhuriyet'in ilk dönem sanatçılarının neredeyse tümü orada çalışmış. Bu tek merkezli tarihin göz kamaştıran arşivi de Resim Heykel Müzesi'ni oluşturmuş. Bugün, Resim Heykel Müzesi'ne başvurmadan Türk sanat tarihine ilişkin kapsamlı bir sergi açmak neredeyse mümkün değil. Koleksiyonunun büyüklüğüne karşın işletmesinin ve binasının zayıflığı, Resim Heykel Müzesi'ni sadece 'saklayıcı' bir kuruma dönüştürüyor. Kimilerinin müzeden ve üniversiteden beklediği de bundan ibaret, Türk milleti adına sanat tarihimizi koruyup saklamak. Devlet ciddiyeti ve titizliğiyle yapılan bu saklama, yapıtları kollektif hafızanın parçası olacak yapıtlar olmaktan çıkartıp birer 'demirbaş'a dönüştürse bile...


Oysa Resim Heykel Müzesi Türk sanat tarihini barındırma yükümlülüğüne uygun bir esnekliğe ve enerjiye kavuşmalı. Bunun için Türkiye sanat dünyasının ortak bir kararlılık ve cesaret geliştirmesi gerekiyor. Ondan sonra da gerekli siyasi irade aranmaya başlanabilir. Aksi takdirde Türk sanat tarihi bir 'demirbaş' olarak kalmaya biz de Resim Heykel Müzesi'nin perişanlığını konuşmaya devam edeceğiz.

Radikal, Yazı: Cem Erciyes, 16.05.2007

BELEDİYE 'KONGRE VADİSİ'NDE ISRARLI

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Harbiye Kongre Vadisi Projesi'nin mekanik, statik ve elektrik işlerini ihale etti. İlan edilmeden, pazarlık usulüyle yapılan ihaleye 4 firma teklif verdi. Belediye, dosyaları inceledikten sonra, firmalarla pazarlık yapacak.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 'ı 8 Şubat 2007 tarihinde yayımladığı genelge ile Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) 6 - 7 Ekim 2009 tarihlerinde İstanbul'da yapacağı toplantının hazırlıkları için, Dışişleri Bakanlığı, Merkez Bankası, İstanbul Valiliği ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi görevlendirilmişti. Bu kapsamda Harbiye Kongre Vadisi Projesi'ni geliştiren Büyükşehir Belediyesi dün çalışmanın ikinci aşamasını oluşturan elektrik ve statik hesapları projesinin ihalesini yaptı.

Proje ile Açık Hava Tiyatrosu ile Muhsin Ertuğrul Sahnesi arasındaki alana toplam 110 bin metrekare inşaat, 35 bin metrekarelik açık alan düzenlemesi yapılacak. Belediye yetkilileri görevlendirilen kurumlarla yapılan toplantılarda alınan karar gereğince projenin inşaat işine, haziran ile eylül ayları arasında bir tarihte başlanacağını söyledi.

Cumhuriyet, 16.05.2007

AP'DEN KÜLTÜREL MİRAS SUÇLAMASI

 

Avrupa Parlamentosu (AP) Kültür ve Eğitim Komitesi'nde görüşülen Kuzey Kıbrıs'ta kültürel mirasın korunmasına yönelik taslak karar tasarısında Türkiye ve KKTC'ye yönelik suçlamalar yer aldı.

 

Kültür ve Eğitim Komitesi Başkanı Yunan Nikolas Sifunakis tarafından hazırlanan tasarıda Kuzey Kıbrıs'tan son 30 yılda 60 bin kadar sanat eserinin kaçırıldığı belirtiliyor. Sanat eserlerinin uluslararası antika kaçakçılık örgütleri tarafından çalındığı savlanıyor ve bazı AB ülkelerinde Kuzey Kıbrıs'tan kaçırılan sanat eserlerine rastlandığı kaydediliyor. AB'nin Kuzey Kıbrıs'tan yapılan sanat eseri kaçakçılığına göz yummakla suçlandığı tasarıda bu konuda somut adımlar atılması isteniyor. Tasarıda Konsey'e KKTC'de kültürel mirasın durumunu tespit edecek uluslararası uzmanlardan oluşan bir komite oluşturması çağrısı da yapılıyor.

AB Dönem Başkanı Angela Merkel , KKTC'de dini eserlerin tahrip edilmesine göz yumulmaması gerektiğini söyledi. AB Komisyonu Başkanı ve AP Başkanı ile birlikte dün Brüksel'de üç büyük dinin temsilcilerine ev sahipliği yapan Merkel, basın toplantısında "Kuzey Kıbrıs'ta dini mülklerin tahrip edilmesine göz yumamayız" dedi.

Cumhuriyet, Haber: Elçin Poyrazlar, 16.05.2007

LOUVRE İSTANBUL'A TAŞINIYOR

 

Sakıp Sabancı Müzesi ile Türk Telekom arasında Louvre Müzesi’nin işbirliğiyle Ocak 2008’de gerçekleştirilecek “Louvre’dan İstanbul’a... İslam Sanatının Üç İmparatorluk Merkezi: İstanbul, İsfahan, Delhi” başlıklı serginin sponsorluk anlaşması törenle imzalandı. Sakıp Sabancı Müzesi Yürütme Kurulu Başkanı Güler Sabancı ile Türk Telekom Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Paul Doany arasında gerçekleştirilen imza töreni, Sakıp Sabancı Müzesi’nde yapıldı. Güler Sabancı, müzeyi açarken, dünyanın en iyileri standardına getirme hedefini ortaya koyduklarını ve bu yolda ilerlediklerini söyledi.


Sabancı, Louvre Müzesi ile Sakıp Sabancı Müzesi’nin ortaklığının Türkiye’de bir ilk olduğuna işaret ederek, Sakıp Sabancı Müzesi’nin, bir üniversite müzesi olmasının bu anlaşmayı gerçekleştirmeyi kolaylaştırdığını kaydetti. Güler Sabancı, “Sakıp Sabancı Müzesi’nin müzecilik alanında araştırma, inceleme ve karşılıklı değişim açısından Louvre ile yapılan anlaşmaya çok önem veriyoruz. Bu proje, Louvre ile Sakıp Sabancı Müzesi ortaklığının ilk ve önemli meyvesi” dedi.


Türk Telekom Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı, Genel Müdürü Paul Doany de serginin çok önemli bir proje olduğunu ifade ederek, Türk Telekom olarak böyle bir girişimi desteklemekten gurur duyduklarını söyledi. Türk Telekom Kurumsal İlişkiler Başkanı Ahter Kutadgu da sosyal sorumluluk projelerine imza atmayı çok önemsediklerini belirterek, özellikle eğitim, spor konusuna büyük önem verdiklerini söyledi.





Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Nazan Ölçer de müzeyi, dünyanın kültürlerinin buluşma yeri yapmaya kararlı olduklarını ifade etti. Paris’teki Louvre Müzesi’nin dünyanın en zengin müzelerinden biri olduğuna işaret eden Ölçer, Sakıp Sabancı Müzesi ile Louvre Müzesi arasında imzalanan anlaşma kapsamında gerçekleştirilecek sergide, Louvre Müzesi’nin İslam Eserleri Koleksiyonu’ndan ve Paris Dekoratik Sanatlar Müzesi’nin İslam eserlerinden 200’ü aşkın eserin yer alacağını bildirdi.

Nazan Ölçer, Louvre Müzesi’nden ilk kez çıkacak Osmanlı, İran-Safevi ve Hint-Moğol diye tanınan Babür İmparatorluğu Dönemi'ne ait eserleri içeren serginin, İslam sanatının zengin ve görkemli çağlarını, çok geniş bir ilişkiler ve etkileşimler yelpazesini de bir araya getireceğini söyledi. İstanbul’da sergilenecek eserlerin seçimini Louvre uzmanları ile birlikte yaptıklarını anlatan Ölçer, bugüne kadar çoğu kişinin görme şansının olmadığı eserlerin getirileceğini dile getirdi. Louvre Müzesi’nden uzmanların sergi boyunca İstanbul’a gelerek bu merkezde seminer ve konferanslar vereceklerini anlatan Ölçer, serginin 3 ay açık kalacağını söyledi.


Sergide yer alacak eserler, 15. ve 18. yüzyıllar arasında İslam dünyasının üç büyük imparatorluğu olan Osmanlı İmparatorluğu, Hindistan’daki Moğol İmparatorluğu ve İran Safevi Devleti’ndeki saray sanatının görkemini gözler önüne serecek. Sergi, 14. yüzyıl sonundan 16. yüzyıl başına kadar olan dönemde “İran dünyası ve stilistik etkileri”, “Üç imparatorluğun Çin ile ilişkileri”, “Her imparatorluğun kendine özgü tarzının ortaya konulması” ve “Avrupa’ya açılımlar” olmak üzere 4 ana tema üzerinde yoğunlaşacak. Sergilenmek üzere İstanbul’a getirilecek olan seramik, grafik sanatlar, halı, tekstil ürünleri ve mimari objelerden oluşan parçalar, 30 yıldan fazla süredir sergilenmeyen eserlerden seçildi.


Söz konusu eserler, Louvre Müzesi’nde İslam Eserleri Koleksiyonu için inşa edilen ve 4 bin metre kare alanda 13 bin eserin sergileneceği yeni bölümün 2009 yılında yapılacak açılışına kadar sadece Sakıp Sabancı Müzesi’nde görülebilecek.

Türkiye Gazetesi, 16.05.2007

KÜLTEPE KAZILARI ANKARA'DA SERGİLENİYOR

 

Kayseri Sivas karayolunun 15. kilometresinde bulunan Kültepe ören yerinde yapılan kazılarda keşfedilen eserlerin büyük çoğunluğunun, Kayseri´de yeterli müze ve depo imkanı olmadığı için Ankara´ya gönderildiği bildirildi.





Kültepe Kazıları Başkanı ve Ankara Üniversitesi Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu,  Kayseri'de Arkeoloji Müzesi'nin yetersiz, depolarının ağzına kadar dolu olduğunu ve Kültepe kazısından çıkardıkları eserleri, ne depolayacak ne de sergileyecek bir mekana sahip olduklarını söyledi.


Kulakoğlu, bu sebeple Kültepe kazısından çıkarılan eserleri, zorunlu olarak Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesine götürdüklerini kaydederek şöyle devam etti: ''Kayseri'de gerekli müze ve depo altyapısı olmadığı için Kültepe'den çıkan eserleri Ankara'ya götürüyoruz. Tabii, Kayseri Müzesi'nde de bazı eserler var, ancak ağırlık Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde. Kayseri'nin acilen iyi bir Arkeoloji Müzesi'ne ihtiyacı var. Yıllardan beri dillendirilen bu konuda henüz ciddi bir adım atılamadı. Kültepe, Kayseri'nin adını dünyada daha da iyi duyuracaktır. Aslında dünya Kültepe'yi biliyor ama ne yazık ki Kayseri bu değerin farkında değil.''

Uzun yıllardan beri Kültepe'de kazı yapan ve son 2 yıldan beri de Kültepe Kazı Başkanlığı görevini yürüten Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, Müzeler Haftası'nın açılışında, Kültepe'de keşfedilmiş madeni eserlerden oluşan serginin, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç tarafından açılacağını belirtti.


Kulakoğlu şunları kaydetti: ''Kültepe eserleri, şimdiye kadar Türkiye'nin tanıtımı için yurtiçi veya yurtdışında yapılan hemen hemen tüm sergilerde yer almıştır, ancak söz konusu eserlerin keşfedildiği topraklarda, yani Kayseri'de böyle bir sergi düzenlenmemiştir. Bu durum, aynı zamanda Kayseri'nin bu tür etkinlikler karşısındaki duyarsızlığını da göstermektedir. Bir Kayserili böyle bir etkinliği veya sergiyi pekala gidip Ankara'da veya New York'ta gezerken, kendi doğduğu topraklarda, Kayseri'de düzenlenmesini neden talep etmez, doğrusu anlamış değilim.''


Bu arada, Kayseri İl Kültür ve Turizm Müdürü İsmet Taymuş da 24 yıl önce Arkeoloji Müzesi yapılması için mevcut müzenin bahçesine temel atıldığını ancak temellerin şu anda kullanılamayacak durumda olduğunu belirtti. Taymuş, Kayseri Valiliği'nin, yapılacak yeni Arkeoloji Müzesi'nin proje çizimleriyle ilgili Kültür ve Turizm Bakanlığı ile görüşmelerinin devam ettiğini de sözlerine ekledi. 

 

Kayseri Sivas karayolunun 15. kilometresinde bulunan Kültepe ören yeri bir köstebeğin çivi yazılı kil tabletleri yer yüzüne çıkarmasıyla keşfedildi. Kaniş (Saray) ve Karum (alışveriş merkezi) kazı alanlarının bulunduğu Kültepe'de, 1948 yılında merhum Prof. Dr. Tahsin Özgüç tarafından ilk resmi kazı başlatıldı.  Anadolu'nun yazıyla tanıştığı ilk mekan olarak bilinen Kültepe'den şimdiye kadar 20 binin üzerinde çivi yazılı kil tablet ile 100 bine yakın arkeolojik eser çıkarıldı. 

Kayseri Gündem, 16.05.2007

TUNCA NEHRİ'NE YAYA YOLU




Tunca Köprüsü


Trakya Un Fabrikası'ndan Mehmetçik Gazinosu'na doğru nehir doldurularak yapılan yaya yolu çalışması henüz tamamlanmazken, ulaşıma kapatılma takvimi 15 Mayıs olarak açıklanan Tunca Köprüsü üzerinde araç ve yaya geçişi devam etti. Gazimihal tarafından Tunca Köprüsü başına çıkan alternatif yolun bazı araçlar tarafından kullanıldığı görüldü. İl Özel İdaresi Plan Proje Yatırım ve İnşaatlar Müdürü Mimar Hüseyin Akkaya da Tunca ve Meriç Köprüleri'ndeki restorasyon çalışmalarının bu yıl sonuna kadar bitirilmesinin planlandığını belirtti. Meriç Köprüsü için trafiğe kapatılma tarihi 26 Mayıs olarak belirlenirken, köprülerde ağır vasıtalara geçiş dönemi de sona erdi.




Meriç Köprüsü


Vali Nusret Miroğlu alternatif yollarla ilgili Karayolları teknik ekipleriyle yaptığı görüşmeden sonra Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi ile de görüştüğünü ve belediyenin sorumluluğundaki yolun asfatlanması için katkı yapmasını istediğini söyledi. Alternatif yollara ilişkin karayolları ve belediyenin kendilerine göre haklı olduğu yönler bulunduğunu ifade eden Miroğlu, şunları söyledi.

“Karayolları teknik elemanları ve Belediye Başkanı ile konuştum. "Sen de katkıda bulun vatandaş rahat etsin" dedim. Bu konuda belediyenin de karayollarının da haklı olduğu yönler var. Yol karayollarının yolu, dolayısıyla kapatınca alternatif yolları hazırlama görevi, karayollarının. Biz her şeye rağmen destek verdik. İki nehir arasındaki ve diğer yollar için en azından 200 – 300 milyar bir para harcadık. Biz karayollarına biz altını yaptık bari siz de asfaltını yapın dedik. Karayolları da tamam dedi ama yapılacak yol Bosna Köyü'nden gelip sedde dibinden yine Meriç'in oraya çıkacak.

Gazimihal'den gelen yolun asfatlanmasına karayolları da yanaşmıyor. Tunca Köprüsü en çok iki ay kapalı kalacak. Çok fazla bir problem olmaz. Toza girmek istemeyen diğer taraftan, göze alan da diğer yoldan gidecek. Ama bu yeni yolu imara uygun olarak Belediye daha önce açmış olsaydı biz şimdi o bağlantıyı oradan yapardık. Yani Süvari Köprüsü'nden gelen şu anda yaptığımız bağlantı oradan olurdu. Az da masraf olur, iki iş olmazdı. Ağır vasıtalar Süvari Köprüsü'nü de normal bizim yukarıdan otobana bağlayacağımız Yunanistan yolu yapıldıktan sonra oradan geçecek. Ama bu arada biz köprüleri kullandırtmayacağız. Yolun bu sene projesi yapılıyor, yatırıma girecek ve yapımı iki üç yılı bulur. Şu anda Pazarkule Gümrük Kapısı da değişiyor. Yunanistan'la temaslar başladı, kapı yukarı alınıyor. Süleyman Demirel Fen Lisesi'nin oradan Meriç'i geçecek olan Yıldırım'ın üstünden otobana birleşecek. Şehrin dışından yolu otoban'a bağlayacağız.”

Vali Miroğlu ayrıca dün kapatılacağı duyurulan Tunca'daki geçişin, alternatif yollarda asfaltlama çalışması sürdüğünden devam ettiğini belirterek, “Köprüler kapanacak ama asfaltlama çalışması başladı. Gazimihal'den iki yol yaptık ve aradaki yere yol yaptık. Daha önce karayolları asfaltlamayı düşünmüyordu kendileriyle görüştük ve asfaltlanmasına karar verdi. Çünkü oralar çok kullanılacak, düğünler, özellikle hafta sonları yoğun olacak ve bu sefer toz olacaktı. Yaya yolu ayrı, asfaltlama işi bitince Tunca'yı üç beş gün sonra ulaşıma kapatacağız. Seddenin dibini de asfaltlıyoruz. Eğer böyle çalışılırsa 26 Mayıs'ta da Meriç kapatılacak”dedi.

Edirne Internet Gazetesi, Fotoğraflar: edirneden.com, 16.05.2007

MİLYON DOLARLIK TARİHİ ESER

 

Kocaeli İl Jandarma Komutanlığı ekiplerinin düzenlediği operasyonda, yurt dışında milyon dolarlık değerlerle el değiştireceğine kesin gözüyle bakılan, Roma Dönemi'ne ait çok önemli bir tarihi heykel ele geçti.

 

Alıcı kimliğinde ilişki kuran Jandarma, Çayırköy yakınlarında dört satıcı ile buluştu. Sanıklarla birlikte iki önemli tarihi heykel ele geçti. Jandarma, Gebze Eskihisar’daki benzer bir operasyonda da 29 adet tarihi para ve 10 adet kolye ele geçirdi, 2 sanığı gözaltına aldı.

Özgür Kocaeli, 16.05.2007

AYVANSARAY KENTSEL DÖNÜŞÜM VE YENİLEME PROJESİ




Sokak Görünüşü


İstanbul’da hız kazanan “Kentsel Yenileme Projeleri” görücüye çıkıyor. Bu projeler tasarlanırken aynı zamanda bölge halkı için çeşitli yaşam senaryoları da üretmek gerekiyor. Fatih Belediyesi, Fener - Balat, Neslişah ve Hatice Sultan Mahalleleri (Sulukule), Kürkçübaşı Mahallesi (Bulgur Palas çevresi), Ayvansaray ve Fener - Balat Sahil Kesimi alanlarını kentsel yenileme alanı olarak belirleyerek 2005 yılından itibaren çalışmalara başladı. Bu projelerden biri olan Eğrikapı ve Haliç arasında Anemas Zindanları’na komşu Ayvansaray Kentsel Dönüşüm ve Yenileme Projesi’nin mimari projesini üstlenen Utopia Mimarlık’ın kurucularından Serhan Sarıpınar’dan proje ile ilgili bilgi aldık. Projenin en önemli özelliği bölge sakinlerinin isterlerse bölgede kalabileceği kadar konutu da içinde barındırması.

Gökçe Aras: Ayvansaray Kentsel Dönüşüm ve Yenileme Projesi’nden kısaca bahseder misiniz?
Serhan Sarıpınar: Ayvansaray Kentsel Dönüşüm ve Yenileme Projesi işini Aralık 2005’de Fatih İlçe Belediyesi’nden ihale ile aldık. Proje 16 adet 2 – 3 katlı eski binadan ve 30 – 32 adet yeni binadan oluşuyor. Bu 16 adet eski binanın röleve – restorasyon restitüsyon çalışmaları da projeye dahil. Yeni yaptığımız binalar ise yine 2 – 3 katlı dokuya uygun çelik strüktürlü binalar, bunun yanında 2007 yılında tasarlandığı da belli olan binalar. Yeni malzemeler kullanmaya çalıştık.

Bu binalara ek olarak bir de küçük motelimiz var. Fakat bu motel binası da yine 2 – 3 katlı bağımsız binalardan oluşuyor, büyük bir otel binası koymayı uygun bulmadık.

Proje 4 adet yapı adasından ve 52 parselden oluşuyor. Aynı zamanda öneri projemizde bu alanı yayalaştırdık. İnen kalkan bariyerlerimiz var. Geceleri ve acil durumlarda ambulans, itfaiye ve çöp arabası girebiliyor.

Projenin Haliç’le ilişkisini de kurmaya çalıştık. Surların yıkık olduğu bölge bizim proje alanımızın tam ortasına denk geliyor bu bizim için bir avantaj oldu. Surun üstünden yanından atlamak zorunda kalmadan o yıkıntı bölgeyi kullanıyoruz geçiş için.

Daha önce de belirttiğim gibi proje 4 yapı adasından oluşuyor. Birinci adayı tamamen ofis binaları yaptık. İkinci büyük yapı adasına ise küçük iki katlı binalardan oluşan otelimizi koyduk. Bu otellerin her biri ayrı ayrı çalışıyor. Bunun dışındaki alanlar ise konut.

Aynı zamanda o bölgede en olmayan şey meydandı. Biz proje alanında sokak sürekliliğini ve kotlarla ilişkiyi kaybetmeden küçük meydanlar yapmaya çalıştık.

Ayvansaray’daki yenileme çalışmaları kapsamında surdibinde var olan niteliksiz yapılar (gecekondular) ile ilgili nasıl bir çalışma yaptınız?
Proje kapsamında sura yakın olan tescilli olmayan binaları yıkıp biraz geri çekip yeniden inşa etmeyi önerdik. Neden böyle yapıyoruza gelince şu sıralar gündemde bir sürü yenileme projesi var. Bir çok projede çeşitli senaryolar ortaya konuyor. Örneğin bölgeden gitmek istemeyen buradan ev satın alsın deniyor ama insanların parası yok. Ya da biz para verelim gitsin deniyor ama insanlar gitmek de istemiyorlar. Biz bu sorunları bertaraf etmek için üç tane senaryo ürettik. Proje şu anda ihale sürecinde olduğu için söyleyemiyoruz fakat kesinlikle daha gerçekçi çözümler.

Bölgeden gitmek istemeyenlere mutlaka bölgeden bir şeyler verip oradan uzaklaştırmamak lazım. Burada en karlı olan şey bu 2 – 3 katlı binaları büro binası yapmaktı ama biz ısrarla bu projeye en azından mevcut konut kadar konut yapmayı şart koştuk ve o şekilde projelendirdik ki bölgede yaşayanların hepsi de gitmek istemezse hepsi de burada barınabilsin. Projenin karlılık oranı düşecek ama olsun biz projeyi ona göre yaptık.





Konut Avlusuna Bakış


Anemas Zindanları etrafında bir rekreasyon alanı projeniz var mı?
Anemas Zindanları’nda başka bir mimarlık bürosu Doğan Tekeli danışmanlığında bir rölöve – restorasyon - restitüsyon çalışması yapıyor. Bölgede bizim projemiz gibi 4 – 5 tane daha proje var. Bütün bu projeler 2003’de fikir olarak oluştu, 2005’de ise ihale edilmeye başlandı. 2005 yılı ihale edilirken biz Utopia Mimarlık olarak şöyle bir taahhütte bulunduk: Projeleri hangi büro alırsa alsın biz bunları bir üst ölçekte birleştirmeye, harmanlamaya, birbirleriyle ilişkisini kurmaya açığız.

Anemas Zindanları’ndan Ayvansaray’a fiziksel bir geçiş sağlamaya, ikisinin otoparkını birlikte surun arka tarafında oluşturmaya, Sultanahmet aksına alternatif olarak Tekfur Sarayı’ndan başlayıp, Anemas Zindanları’na oradan Ayvansaray’a doğru bir turizm aksı oluşturulması için çalışma yapmaya, projemizi paylaşmaya açık olduğumuzu söyledik. Bu bölgelerin her birinin projesi ayrı ayrı yapıldı. Biz de bunların arasındaki hem fiziksel hem de sirkülasyon ilişkisini kurabilmek için elimizden geleni yapmayı taahhüt ettik. Dolayısıyla ilk olarak Anemas Zindanları’nın proje müellifi ile Fatih Belediyesi tarafından organize edilen bir toplantıda görüştük. Dedik ki: “Biz bir proje yapıyoruz ve sizinle sınırdaşız. Biz bizim elimizdekileri size verelim siz sizin elinizdekileri bize verin biribirimize fikirlerimizi söyleyelim bunları nasıl bir arada kaynaştırırız, nasıl verimli hale getiririz tartışalım”. Onlar da bu isteğimizi olumlu karşıladılar. Dolayısıyla projede Anemas Zindanları’ndan ortadaki meydana bir geçiş sağlayacağız.

Biz bu bölgeyi izole bir bölge gibi düşünmek istemiyoruz çevredeki projelerle de ilişki kurmaya çalışıyoruz. Aksi halde proje çok gerçekçi olmayabilir? Projesi çok iyi çıkar, inşaat ihalesi çok iyi yapılır, inşaat firması gelir muhteşem binalar yapar ama bölgenin etrafını tellerle çevirip yukarıdaki fakir insanların buradan geçmesini engelleyecek halimiz yok. Daha büyük ölçekte halkalar halinde bu olayı yavaş yavaş halletmeliyiz. Bu fikrimizi de sürekli hem belediyeyle hem diğer projeci arkadaşlarla paylaşıyoruz. Aklın yolu bir burası böyle izole bir yer olamayacağına göre herkes bizimle projelerini ve fikirlerini paylaşıyor.

Bölgenin denizle ilişkisini nasıl kurdunuz ve deniz kenarı için ne önerdiniz?
Önerimizde surun yıkık olduğu yerden başlayarak köprülerle denize ulaşılıyor ve deniz kenarında da kafeteryalar, hafif çelik strüktürlü membranlar ve rekreasyon alanları yer alıyor. Bölgede var olan iskele İDO tarafından yapıldı fakat biz de teknelerin gelip yanaşabileceği insanların balık tutabileceği küçük bir iskele önerdik.
 

Projeyi tasarlarken Tarihi Yarımada için İMP tarafından yapılan üst ölçekli planlar ne derece etkili oldu?
Tarihi Yarımada için yapılan üst ölçekli planlarda pencere boyutları bile belli. O oranda yaptığınız zaman zaten hep aynı pencere çıkıyor. Biz bunu nasıl hallettik? Evet bu bölgede büyük bir proje yapılmış. Bizim projemizle de uymuyor tabii ki. Görüşmelerimiz sonucunda önce çelik olması konusunda anlaştık, sonra lamine modern yeni bir ahşap olmasını kabul ettirdik. Pencere oranları açısından ikna etmek için de eski binalarda yer alan hayat birimini yeni binalarda da kullandığımızı ve cumbayı da farklı şekilde yorumladığımızı söyledik. Onlar da anlayışlı davrandılar ve belli bir noktaya geldik. Her ilçenin belli bir programı ve yöntemi var. Bütün bölgeler için bir plana uyulması çok zor.

Arkitera, Haber: Gökçe Aras, 15.05.2007

IRAKLI AYDINLAR, KÜLTÜREL MİRASI KORUMAK İÇİN ÖRGÜTLENDİ

 

Iraklı aydınlar, ABD işgali ve işgal sonrasında çıkan mezhep çatışmaları nedeniyle zarar gören Irak kültürel mirasını korumak amacıyla örgütlendi. Şairler, yazarlar, müzisyenler, gazeteciler ve diğer sanatçıların kurduğu Irak Kültür Konseyi ilk toplantısını güvenlik gerekçesiyle Ürdün'ün başkenti Amman'da yaptı.

 

Kurucu üyelerden Ali Şebo, 3 gün sürecek kuruluş konferansının açılışında yaptığı konuşmada, amaçlarının "kültür, hoşgörü ve demokrasiyi yaymak" ve mezhep çatışmalarına son vermek olduğunu söyledi. Konseyin ayrıca, "işgali sona erdirmeyi ve Irak halkının işgalin etkilerinden kurtarmayı amaçladığını" belirten Şebo, "Konsey Irak sanatını korumayı ve doktorlar, eczacılar, bilim adamları, gazeteciler ve diğerleri de dahil Irak'ın eğitimli ve aydın seçkinlerini hedef alan karanlık güçlere karşı mücadele etmeyi amaçlıyor" dedi.


Konferansa katılan 180 dolayında Iraklı aydın arasında Saddam Hüseyin döneminde iktidardaki Baas Partisi'nin eski üyelerinin de bulunduğu belirtildi. Konseyin merkezinin Irak dışında, muhtemelen Amman'da olacağı, ayrıca İngiltere, Hollanda, ABD, Ürdün, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde şube açacağı kaydedildi. Konseyin, Saddam zamanında ve ABD işgalinden sonra Irak'tan kaçan aydınları da üyeleri arasına katmayı planladığı bildirildi.

Haber Ekspres, 15.05.2007

22 BİN ESERİ BULUNAN ADIYAMAN MÜZESİ ZİYARETÇİ AKININA UĞRUYOR

 

Adıyaman turizm sezonunda müzesine güveniyor. 667 tescilli eseri bulunan ve sayısız ören yerlerinin bulunduğu Adıyaman'da turizm sezonuna umutla bakılıyor. Türkiye'nin önemli müzelerinden birine sahip Adıyaman'a turist kafileri yavaş yavaş gelmeye başladı. Adıyaman Müzesi'nin arkeolojik eser salonunda, Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Tunç Çağları, Demir Çağı, Hellenistik, Roma, Bizans, İslami, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait çeşitli eserlerin sergileniyor. Etnografik eser salonunda ise yörede derlenen halı, kilim ve cicim gibi el dokümanları, kadın ve erkek giysileri, gümüş takılar ile bakır eşyalar açık olarak teşhir ediliyor. Müzede şu anda 22 bin 623 eser bulunuyor. Müze Müdürü Fehmi Eraslan, Adıyaman Müzesi'nin sezonun açılması ile birlikte ziyaretçi akınına uğrayacağını belirterek, "Müzemizi ilk ziyaret edenler beklentilerin çok üzerinde bir yer ile karşılaştıklarını belirtiyorlar. 2007 yılında 2005 ve 2006 yılarına oranla daha çok ziyaretçi bekliyoruz. 2003 yılında 6 bin, 2004 yılında 12 bin, 2005 yılında 12 bin 630 ziyaretçi müzemizi gezmişti. 2006 yılında ise 15 bin kişiyi ağırladık. Bu yılda bu sayının üzerinde ziyaretçi bekliyoruz." diye konuştu.

TürkiyeTurizm.com, 15.05.2007


SİZ BİRŞEY ANLADINIZ MI?

AKM'NİN YIKILMASI TARTIŞMALARI

 

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Atatürk Kültür Merkezinin (AKM) yıkılma kararıyla ilgili olarak, "Niyetimiz, bir kültür merkezini yok etmek değil; yerine daha ihtişamlı bir projeyi ülkemize kazandırmaktır" dedi.


Koç, CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı'nın, İstanbul'da bulunan AKM'nin yıkılma kararına ilişkin soru önergesini cevaplandırdı. AKM'nin, İstanbul Belediyesince 1930'da projelendirildiğini, 1953'te Bayındırlık ve İskan Bakanlığına devredildiğini ve 1969 yılında tamamlanarak hizmete açıldığını bildiren Koç, çıkan yangın nedeniyle 1970 ile 1978 yılları arasında hizmete kapatıldığını kaydetti. Günümüze kadar hizmet verilen İstanbul AKM binasının ısıtma ve soğutması için yılda 100 milyar liranın üzerinde harcama yapıldığına dikkati çeken Koç, deprem statiği hariç, binanın tekrar tamir edilmesi için 120 trilyon lira gerektiğini bildirdi.

AKM'nin 55 bin metrekarelik alanı ile yan tarafında bulunan alanın birleştirilerek, daha büyük alana yeni kültür merkezi yapılacağını belirten Koç, şunları kaydetti: "Amacım, bu iki alanı birleştirerek, kendi mimarlarımız ve dünya mimarlarıyla yeni bir proje yaratıp, daha çok ve daha modern sahneleriyle daha geniş kullanım alanına sahip, dünya çapında bir kültür merkezini ülkemize kazandırmaktır. Söz konusu kültür merkezi, eski ile yeniyi birleştirerek, İstanbul'u tümüyle yansıtacaktır. Zaten yeni merkezdeki amacımız, İstanbul'un ruhunu yansıtmaktır. Şu anki binanın tek övünülecek konusu, Alman mimarın yaptığı sahne dizaynıdır; ancak burası şu haliyle tamamen kullanılamaz bir projedir. Niyetimiz, bir kültür merkezini yok etmek değil; yerine daha ihtişamlı bir projeyi ülkemize kazandırmaktır. Bu konuda yapılan eleştiriler, yanlı ve manasızdır."


Öte Andan, Atilla Koç, ülke genelinde hizmet veren 50 kültür merkezinden 17'sinin son 3 yılda tamamlandığını, yaklaşık 8 bin koltuk kapasitesinin hizmete sunulduğunu bildirdi. Koç, halen 63 kültür merkezi inşaatının da devam ettiğini kaydetti.

Haber Ekspres, 15.05.2007

 

 

AKM SAĞLAM ÇIKTI

 

Meclis’te “depreme dayanıklı olmadığı” gerekçesiyle yıkılmasına karar verilen İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin sağlam olduğunu gösteren raporlar ortaya çıktı. Rapora ulaşan Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği (TOMEB) Başkanı Orhan Kurtuldu, yıkım kararını durdurmak için yasal girişimlerde bulunacaklarını açıkladı.


AKP Hükümeti’nin AKM’yi yıkma çabalarına karşı sanatçıların direnişi sürüyor. Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, geçen hafta AKM’nin yıkılmasına ilişkin yasa TBMM’de Milli Eğitim Komisyonu’nda görüşülürken, Sakarya Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nin incelemelerine göre AKM binasının yıkılma riski taşıdığını iddia etmiş, “Bina, statik ve deprem açısından yüzde 40 risk taşıyor. Deprem Konseyi kararlarına göre bu durumdaki binaların yıkılması gerekiyor” demişti.


Yıkım kararına karşı eylemler düzenleyen sanatçı örgütlerinin katılımıyla oluşan Karanlığa Karşı Sanat Cephesi, AKM’nin depreme dayanıksız olduğu iddialarını yalanlayan raporlara ulaştı. Sanat Cephesi Temsilcisi ve TOMEB Başkanı Orhan Kurtuldu, İstanbul Valiliği Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü’ne 17 Nisan 2007 tarihinde gönderdiği resmi yazıyı ve ekindeki teknik raporu açıkladı.

 

Rapor şu başlığı taşıyor: “Atatürk Kültür Merkezi Beton Ölçümlerini (Tahripli-Tahripsiz Yöntemlerle) İçeren Teknik Rapor.” İnşaat mühendisleri Ömer Faruk Mökükçü, Özkan Dernek ve Özgür Uğraş’ın imzalarını taşıyan raporda, ayrıntılı okuma sonuçları yer alıyor. Raporun son cümleleri ise AKM’nin depreme dayanıksız olduğu ve “yıkılması gerektiği” iddiasını yalanlar nitelikte: “Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik’in ilgili hükümlerine giren ve mevcut şartnamelere göre tahkik edilerek gerekmesi halinde hazırlanacak güçlendirme projelerine göre, takviye edilmesinin uygun olacağı kanaatine varılmıştır.”


Bu rapor üzerine Koruma Bölge Müdürlüğü’ne bir dilekçeyle başvuran Orhan Kurtuldu, “Bu rapor incelendiğinde İstanbul AKM’nin statik bir sorunu olmadığı anlaşılmaktadır” dedi. Kurtuldu, Karanlığa Karşı Sanat Cephesi olarak yıkım kararını durdurmak için mahkemeye başvuracaklarını da belirtti.


Karanlığa Karşı Sanat Cephesi, 27 Mart’tan bu yana AKM’nin ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmasına karşı düzenledikleri eylemlerle gündeme gelen sanatçı örgütleri tarafından oluşturulmuştu.

Evrensel, 16.05.2007

GALERİ NEV TABLOLARI DEPODAN ÇIKARDI

 

Galeri Nev, Ankara'daki küçük ve mütevazı atölyesinin deposunda sakladığı 200 eseri gün ışığına çıkardı. 11 Mayıs'ta açılan sergide Abidin Dino, Erol Akyavaş, Pablo Picasso, İlhan Berk, Komet, Mehmet Güleryüz, Salvador Dali, Ömer Uluç ve Ercümend Kalmık'ın da aralarında bulunduğu 60 sanatçının eserleri sergileniyor.

 

Galeri Nev, bugüne kadar kapılarını açtığı sanatçıların çalışmalarından önemli örnekleri sürekli olarak galeride bulundurdu. Kimi sanatçılar zaman zaman eserlerini Nev'e armağan etti; bunlara, Nev'in editörlüğünde gerçekleştirilen özgün baskıların edisyonları da eklendi. Sezon içindeki sergilerin özeti olan sergi ile Ankaralılar 23 yıllık bir yolculuğa çıkacak. Bu vesileyle 2005'te Cenevre'de vefat eden galerici Sami Tarıca'nın anıları yayımlanacak, bugüne kadarki 200 sergiyi anlatan bir gazete hazırlanacak. 200. sergi, 11 Eylül'e kadar Ankara Galeri Nev'de devam edecek.

Zaman, Haber: Bahtiyar Küçük, 15.05.2007

SULTANAHMET ADLİYESİ MÜZE YA DA OTEL OLACAK

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Adalet Bakanlığı ile yapılan protokolle belediyeye devredilen Bayrampaşa Cezaevi ile Sultanahmet Adliyesi ile ilgili özel projeler hazırladıklarını söyledi.

Topbaş, Bayrampaşa Belediye Başkanı Hüseyin Bürge’nin, Bayrampaşa Cezaevi’nin bulunduğu 110 bin metrekarelik alanın, kentsel dönüşüm alanı olarak kullanılmasını istediğini belirtti. Kadir Topbaş, "Benim çok daha farklı bir projem var. Çevreyi uçuracak şeyler bunlar. Çok etkileyeceği için açıklamıyorum. Bayrampaşa Cezaevi Silivri’ye taşınınca uygulama yapacağız" dedi.
Topbaş, Sultanahmet Adliyesi’nin de turizm amaçlı müze ya da otel olarak kullanılmasını planladıklarını söyledi. Topbaş, Büyükşehir Belediyesi’ne gelir elde etmek amacıyla İETT arazisi değerinde olmasa bile satmayı planladıkları diğer gayrimenkullerle ilgili çalışmaların sürdüğünü de sözlerine ekledi.

Hürriyet, Haber. Hasan Ay, 15.05.1007

BİTLİS KALESİ ZİYARETÇİLERİ, GİRMEDEN GERİ DÖNMEK ZORUNDA KALIYOR

 

Yapılan kazı çalışmalarında çıkarılan eserleri korumak amacıyla kapısına kilit vurulan Bitlis Kalesi'nin ziyaretçileri, içeri giremeden geri dönmek zorunda kalıyor. Bitlis'in en önemli tarihi mekanlarından olan ve MÖ 330 yılında Büyük İskender'in emriyle yaptırılan tarihi Bitlis kalesi, turistlerin ziyaretine açılacağı günü bekliyor. Zaman zaman çeşitli onarımlar geçiren Bitlis Kalesi'nin kapısı, Pamukkale Üniversitesi tarafından yapılan kazı çalışmalarında, çıkarılan eserlere zarar verilmesini engellemek amacıyla geçen yıl kapatılmıştı. Bir türlü açılmayan kapı nedeniyle kaleyi ziyarete gelen turistler, kaleyi gezemeden geri dönmek zorunda kalıyor. Bugün Bitlis'e gelen bir grup turist, kilitli olan kale kapısında uzun süre bekletildi. Anahtarı getirilen kalenin kapısı yine açılamayınca, gelen turistler kalenin kapısından geri dönmek zorunda kaldı.

 

Muhteşem görüntüsü ile ihtişamlı bir şekilde ayakta duran Bitlis kalesinin durumunun ne olacağı tartışılırken, tarihi mekanın turistlerin ziyaretine ne zaman açılacağı ise merak konusu.

TürkiyeTurizm.com, 15.05.2007

MÜZELER HAFTASI ÇOCUK FESTİVALİ GİBİ OLACAK

 

Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Müzeler Haftası’nı çocuklara festival gibi yaşatmak amacıyla kapsamlı hazırlık yaptı. 5. Çocuk Şenliği kapsamında çocuklar, arkeolojik eserlerin kazıyla bulunmasından müzede teşhirine kadar hangi aşamalardan geçtiğini uygulamalı şekilde öğrenecek.





Müzeler Haftası çerçevesinde ’5. Çocuk Şenliği’ ve ’3. Çocuk Olimpiyatları’ yapılacak. Çocuklar, kendi gözlerinden Anadolu uygarlıklarını ve mozaikleri sergileyecek.

’Yaşayan Kent Ankara’ adıyla müze bahçesine kurulacak çadır dükkanlarda da bakır ve gümüş ustalarından takı tasarımcılarına, heykeltıraş sanatçılarından nostaljik macuncu ve şerbetçiye kadar Ankara esnafı zanaatını tanıtacak.

Müzeler Haftası’nın 1982 yılından bu yana kutlandığını söyleyen Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü Hikmet Denizli, "Müzeler Haftası Kutlama Yönergesi"ndeki "müzelerin bir eğitim merkezi olduğu göz önüne alınarak" ifadesinin en önemli maddelerden biri olduğunu belirtti.

Halkın, özellikle de çocuklar için bir çok etkinlik hazırladıklarını ifade eden Denizli şöyle konuştu:
"Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Müzeler Haftasına gelin gibi hazırlandı. Buna göre, 18 Mayısta Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde açılış töreni düzenlenecek. Törende, seğmen ve mehter gösterileri sunulacak. 4-5 yaş grubu çocuklara "Uygarlıklar İçerisindeki Gezinti" yapılacak. İhsan Doğramacı Vakfı Özel Bilkent İlköğretim Okulu öğrencileri "Çağlar Boyu Müzik" konseri verecek.

Ayrıca, müzede "Kültepe Madenleri" sergisi açılacak. Burada, depolardaki bazı eserler ilk defa gün yüzüne çıkacak. Müzeler haftası nedeniyle, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde "5. Çocuk Şenliği" ile "3. Çocuk Olimpiyatları" yapılacak.

"5. Çocuk Şenliği", bu yıl "Dünden Bugüne Her Şey Müzede" sloganıyla 18 Mayıs'ta yapılacak. Şenlikte çocuklar, arkeolojik eserlerin kazıyla bulunmasından müzede teşhirine kadar hangi aşamalardan geçtiğini uygulayarak öğrenecek. Önce kendileri için hazırlanmış kazı alanında çalışma yapacak olan çocuklar, toprak altına gizlenmiş imitasyon eserleri bulacak. Çocuklar daha sonra eserlerin restorasyonunu yapacak ve sergilenmesi için müzeye teslim edecek.

Etkinlikler kapsamında çocuklara sikke ve tablet basma ile seramik, duvar resmi, yontu ve kalıp çalışmaları da öğretilecek. "3. Çocuk Olimpiyatları" ise 19 Mayıs'ta düzenlenecek. Çocuklar, çuvala girmekten, yumurta taşımaya kadar bir çok alanda yarışacak. Olimpiyatlar kapsamında, halk oyunları ile "Tahta Çubuklar Üzerinde Yürüyen Adam, İzci Gösterisi" de sunulacak.

Öte yandan, Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı Dumlupınar İlköğretim Okulu 10 yaş öğrencileri "Çocuk Düşüyle Mozaik" çalışmalarını müzede sergileyecek. İhsan Doğramacı Vakfı Özel Bilkent İlköğretim Okulu öğrencileri de Anadolu uygarlıklarını kendi yorumlarıyla ele aldıkları "Çocuk Gözüyle Anadolu Uygarlıklarının Kitapçık Dizisi"ni izlenime sunacaklar.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi bahçesinde, 19 Mayıs Cumartesi akşamı da "Müze Gecesi" düzenlenecek. Gecede müze tanıtılacak, Ensemble Galatia "MS 900-1500 Ortaçağ Şarkıları Konseri" verecek. "Yedi Kadın Anadolu" başlığında Ayışığında Agora Performans, şiir dinletisi sunacak. Müze ve İtalyan Kültür Merkezi işbirliği ile yine bahçede "İtalyan Usulü Evlilik" filminin gösterimi yapılacak. Hafta kapsamında Ankara Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü Bach Konseri 19 Mayıs'ta, "Cumhuriyet Dönemi Banknotları" sergisi 23 Mayıs'ta Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde gerçekleştirilecek."

Hürriyet Ankara, 15.05.2007

TARİHİ HAMAMLAR YOKOLUYOR

 

Ortaçağ'da dünyanın bazı bölgelerinde henüz banyo kültürü dahi oluşmamışken, küçük yerleşim birimlerinde hamam inşa etmeyi ihmal etmeyen Osmanlılar'dan kalma tarihi eserler bakımsızlığa terk edildi. 

Ordu şehir merkezine 5 kilometre mesafede bulunan, 16. yüzyılın sonlarında Osmanlılar tarafından yaptırılan iki tarihi hamam, adeta kaderine terk edildi. Ordu Fidanlık Müdürlüğü'nün sebze yetiştirme sahasında harabe halde ilgi bekleyen tarihi hamamların restore edilmemesi, vatandaşların tepkisini çekiyor. Ordu çevresine 16. yüzyılın sonlarında başlayan göç sonucu civar köylere yerleşen Oymak boyları tarafından inşa edilen tarihi hamamlar, ot ve toprağın arasında kaybolmamak mücadelesi veriyor.

Erkek ve kadınlar için birbirinden 100 metre uzaklıkta inşa edilen iki tarihi hamamın içi ve dışı, defineciler tarafından adeta harabeye çevrilmiş vaziyette bulunuyor.

 

Ordu'da şehir merkezinde bulunan iki kilise restore edilerek kültür merkezi haline getirilirken, Perşembe Yason Burnu'ndaki kilise ise turistik cazibe haline dönüştürüldü. Kiliselere gösterilen ilgiye rağmen Osmanlı eserlerinin kaderine terk edilmesi Orduluların tepkisine yol açtı. Köy tüzel kişiliğinde bulunan Eskipazar Köyü'ndeki iki tarihi hamam, kimliklerini gelecek kuşaklara aktarabilecek bir el bekliyor.

Ordu Kent Haber, 15.05.2007

YEDİ YÜZYILLIK İMPARATORLUK MİRASI: "OSMANLI MİMARİSİ"

 

Prof. Dr. Doğan Kuban tarafından kaleme alınan "Osmanlı Mimarisi", bu konuda şimdiye kadar yapılmış en geniş kapsamlı kaynak olma özelliğini taşıyor. Hazırlıkları yaklaşık beş yıl süren kitap, mimar-fotoğraf sanatçısı Cemal Emden tarafından fotoğraflandı. Yapı-Endüstri Merkezi tarafından yayınlanan yapıtta yer alan Osmanlı mimarisinden seçme 300 yapının planları özgün kaynaklarından yararlanılarak yeniden oluşturuldu. Kitapta 220 yapıtın fotoğrafına ve yaklaşık 300 yapıtın plan, kesit ve rölövesine yer verildi. Kitapta ayrıca 1000’e yakın fotoğraf, çizim, gravür, karşılaştırmalı tablo ve haritanın yanısıra Osmanlıca-Türkçe Mimarlık Sözlüğü de bulunuyor.





Doğan Kuban’ın yarım yüzyıl süren araştırma ve yazılarına dayanan yorumlarının belgelendiği kaynak kitap, Türk ve İslam mimarlık tarihinin genel bir değerlendirmesiyle Osmanlı döneminde yaratılan kent çevresi ve mimarlığın dünya mimarlığı içinde karşılaştırmalı bir panoramasını, bu alanda yapılmış en son çalışma ve bulguların verilerini de dikkate alarak sunuyor.

Mimar Sinan öncesi ve sonrası Osmanlı mimarisini referans alarak iki ana kategoride 57 bölümden oluşan yapıtın birinci bölümünde Erken Osmanlı Mimarisi'nden başlayarak Fetih öncesi ve Fetih sonrası dönemi mimarisi; ikinci bölümde ise Sinan dönemi ile İmparatorluk’un Cumhuriyet’e dek süren mimari mirası inceleniyor.

Kitapta, Osmanlı mimarlığı ile onu yaratan kültür ortamı arasındaki bağlar, şimdiye kadar alışılmış olandan çok daha ayrıntılı şekilde ele alınıyor. Yalnızca sanat ve mimarlık tarihi çerçevesinde kalmayıp, mimarlık tarihi ile tarih arasındaki ilişkilerin de irdelendiği kitapta, mimarlık yazınının en üretken isimlerinden Prof. Doğan Kuban mimarlık ve kültürel tarih arasındaki bağı şöyle anlatıyor:

 

" Osmanlı İmparatorluğu'nun politik yapısına paralel olarak Osmanlı mimarisi de Asya ile Avrupa, İslam dünyası ile Hıristiyan dünyası arakesitinde gelişmiş, Akdeniz çevresi geleneklerini Orta ve Yakındoğu gelenekleriyle buluşturan uzun nefesli ve özgün bir mimari üstluptur. Bu kitapta sunulan "Osmanlı Mimarisi", yarım yüzyıl içinde araştırarak, ders vererek, yazarak geliştirdiğim bir tarih ve sanat yorumunun sonuçlarını içermektedir. Bu boyutta bir yapıtı gerektirdiği didaktik malzemeleri bir araya getirdiğimi sanıyorum.


Fakat yapıtın asıl amacı genel bir didaktik çerçevenin gereklerini yerine getirdikten sonra, katı bir eleştiri disiplini içinde, Osmanlı tarih, kültür ve sanatına ilişkin, bilincine vardığım bütün önyarıları deşmek, klişeleri ortadan kaldırmaya çalışmak olmuştur. Bunu sağlamaya çalışırken, sadece sanat ve mimarlık tarihi arasında değil, mimarlık tarihi ile tarih arasındaki ilişkileri de irdelemek gerekiyordur. Bu nedenle de kendi bilgimin sınırları içinde, bu yapıt, Osmanlı tarihine de eleştirel bir yaklaşımı gerektirmiştir. O açıdan bu kitaba mimarinin aynasında bir Osmanlı tarihi olarak da bakılabilir".

Özenle biraraya getirilen verilerin yer aldığı geniş kapsamlı bu kaynak yapıtın İngilizce baskısı 2008 yılında gerçekleştirilecek. Ayrıca; “Osmanlı Mimarisi” kitabından seçkiler içeren Cemal Emden’in "Osmanlı Mimarisinden Bir Kesit" adlı fotoğraf sergisi, 25 Mayıs - 26 Haziran tarihleri arasında Topkapı Sarayı'nda izlenebilecek. Sergide Osmanlı mimarisinin, birbirini izleyen fakat birbirinden belirgin çizgilerle ayrılan tasarım aşamalarını simgeleyen önemli yapıları kronolojik bir düzende, Cemal Emden’in fotoğrafları ve Kuban’ın yorumları eşliğinde sunulacak.






1926 yılında Paris'te doğan Doğan Kuban, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden 1949 yılında mezun oldu. Aynı üniversitenin Mimarlık Tarihi kürsüsüne asistan oldu. Tezini Türk Barok mimarisi üzerinde yapan Kuban, 1954-55'te İtalya'da Rönesans mimarisi üzerine çalışarak "Osmanlı Mimarisinda İç Mekan Teşekkülü ve Rönesans'la Bir Mukayese" adlı çalışmasıyla doçent oldu. 1962-63'te Fullbright bursuyla Amerika'da Michigan Üniversitesi İslam Sanatı bölümünde misafir öğretim üyesi olarak bulundu. 1963-64 yılında Harvard Fellow'u olarak Washington'da Dumbarton Oaks Bizans Araştırmaları Merkezi’nde Anadolu Bizans Mimarisi üzerine çalıştı. 1965'te "Anadolu Türk Mimarisinin Kaynak ve Sorunları" adlı kitabıyla profesör oldu. Kuban, 1967'den sonra Michigan Üniversitesi ve Minnesota Üniversitesi’nde İslam Sanatı ve Mimarisi, 1980-81'de M.I.T.'de misafir Ağa Han profesörü olarak İslam Mimarisi Tarihi dersleri verdi. 1965-75 yıllarında Harvard Üniversitesi'nin sponsorluğunu yaptığı İstanbul'da Kalenderhane Camisi kazısı ve restorasyonunda (Prof. L. Striker'le birlikte) direktör olarak çalıştı. Kalenderhane, Tahtakale Hamamı, Kazakistan'da Yesevi Türbesi, Türkmenistan’da Merv kentinde Sultan Sancar Türbesi restorasyonlarının danışmanı olarak çalıştı. İstanbul, İzmir, Gaziantep, İznik, Kastamonu, Sivas ve Erzurum kentleri tarihi çevre koruma rapor ve projelerini yaptı. 1975'te Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enstitüsü’nü kurdu ve başkanlığını yürüttü. İ.T.Ü.'de Mimarlık Tarihi ve Restorasyon kürsüleri başkanlığı (1958-93) ve Mimarlık Fakültesi dekanlığı yaptı (1974-77).


1978-83 arasında Ağa Han Mimarlık Ödülü yürütme komitesinde çalıştı. 1968-83 yılları arasında Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu üyesi (1981-83'te başkan yardımcısı) oldu. 1993'te emekli olan Kuban, Kültür Bakanlığı, Mimarlar Odası ve TÜBİTAK Hizmet ödülleri aldı. 1994 yılında American Institute of Architects'e yabancı şeref üyesi seçildi. Kuban, "Sinan'ın Sanatı ve Selimiye" (1997) adlı kitabı ile Aydın Doğan Ödülü aldı. Kuban, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina’ya danışmanlık yapmıştır. TÜBA şeref üyesidir.

Yapı, 15.05.2007

"VALİ TÜRBE İÇİN YER Mİ BULAMADI?"

 

Edirne Belediyesi'nin mülkiyetindeki Türkoğlu Mahallesi'ndeki elektrik fabrikası vasıflı taşınmazın Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne tahsisi talebi, Başkan Hamdi Sedefçi'yi kızdırdı. Alman Hastanesi gibi Avrupa'da ün salmış ve kente yatırım gücünü artıracak bir hastanenin kente gelmesinin engellemeye çalışıldığını öne süren Sedefçi, 'Mezartaşı Müzesi' yapmak isteyen Vali Miroğlu'na “Türbe yapacak başka yer mi yok” diye sordu.

Köprü bağlantı yollarının imarının da olmadığını belirten Sedefçi ilk defa acımasız bir anlaşıyla karşı karşıya kaldığını öne sürdü.

Elektrik Fabrikası'nın yeriyle ilgili girişimi belediyenin malını gasp etmek olarak değerlendiren Başkan Sedefçi, dünkü basın toplantısında Vali Miroğlu'nun bakanlığın da siyasi iradesini yanına alarak hareket ettiğini ve yapılan girişimin doğru olup olmadığını kamuoyunun takdirine bıraktı. Konuyla ilgili olarak da belgelerle konuştuğunu belirten Sedefçi şunları söyledi:

“Belediye Meclisi'nin aldığı bir karar var. En son elektrik fabrikasının olduğu alanın sağlık tesisi olarak plan tadilatını yaptık. Mutlu eden bir olay, Alman Hastanesi gelip yer istedi ve yeri beğendi, 'Biz burayı restore eder, üç katlı tarihi dokuya uyan bir bina yaparız' dediler. 400 kişi çalışıp ekmek yiyecek. Bulgaristan, Yunanistan ve Romanya'dan yüzbinlerce kişi tedavi için gelecek, onları ziyarete gelenler olacak, en az yılda 500 bin sağlık tesisi olarak turistik amaçlı gezilere vesile olacak, sağlık turizmi canlanacak. Benim esnafım, köftecim, ciğercim, çorbacım bundan ekmek yiyecek. Vali bey, 'olmaz, ben tanımıyorum belediyenin kararını. Ben buraya el koyuyorum' diyor.

Vali bey iyi niyetle bana geldi konuştuk. 'Başkan bunun duvarlarını düzenlemek istiyorum' dedi. İyi niyetimle halkın uhdesinde olan yer ve madem Vali bey iyi niyetle yapacak burasını, yapsın. Vali beyle protokol yaptık ve daha sonra Vali bey başladı orada mezar kazısı yapmaya. Yerimizi Mezartaşı Müzesi yapmak istiyor. Edirne gibi çağdaş bir kente günah. Artık ne yapacak, türbe düşüncesi mi var, müze mi yapacak bilmiyorum. Benim kafamda sanki başka şeyler var gibi düşünüyorum. Müzeye yılda 3 kişi gitmez, bu taşları sergilemenin ne alemi var, kim gidecek oraya? Edirne Valiliği Hafızağa Konağı'nı müze yaptı ve şimdi bana vermek istiyor. İşletmeciliği zor iş, biz zarar ediyoruz,' belediye üstlensin' diyorlar.

Sayın Valim kalkıyorsun benim malımı gasp ederek, elektrik fabrikasının yeri için Kültür Bakanlığı'na başvurup tahsisini istiyorsun, hukuka aykırı iş yapıyorsunuz, mal belediyenin malı, sayın Vali'nin gözü kara olmuş, gözü kararmış kapkara olmuş Bakanlığa başvuruyor. Orayı bana re'sen verin diyor. Bakanlık da iyi niyetle Kurul'a soruyor, Kurul da bana soruyor, yazı da burada ben de olmaz diyorum. Oraya bir hastane yapılacak, üç katlı 10 bin metrekare civarındaki alana ufak bir fakülte yapılacak. 400 insan ekmek yiyecek. Vali bey buna 'olmaz' diyor. Alman Hastanesi gibi bir grup gelecek, kente prestij getirecek, yatırım gücünü artıracak, 300 – 400 bin turist gelmesine katkı yapacak bir hastane için hayır deniyor. Re'sen Edirne Valisi orayı bana ver diyor, bakanlığa yazıyor ve yeri gasp etmek için resmen hukuku da zorlayarak bakanlığın siyasi iradesini yanına alarak hareket ediyor. Bu ne kadar doğru, kim yanlış yapıyor kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

Tunca ve Meriç Köprüleri'nin onarımı sırasında alternatif yolların yapılması konusunda Sedefçi, yolların imarda olmadığını belirterek şunları söyledi:

“Sayın Vali yine yakında başlar bağırmaya, köprülerin tamiratını ben yapıyorum yolları belediye yapsın' diye. Şu andaki köprüye bağlanan yollar, benim imarımda yok, imar planlarında orası yol görünmüyor. Kadastro yolu onlar, imarlı yol olarak görünmüyor. İmar dışında olan yerlerde iş yapma şansım yok, harcanan para bana sorulur. İmarda olmayan bir yeri sen nasıl asfalt yaptın derler ben cevap veremem. Vali bey bana şimdi yap der ben de yaparım arkadan müfettiş ister, müfettiş de gelip bana 'yasal değil nasıl yaptın 'diye sorar. Vali bey bunu yapmaya alışkanlık haline getirdi. Her konuda doğrudan soruşturma açılsın diye bakanlığa yazı yazıyor. Şimdi yolları asfaltlasın diyor. Devlet mi büyük, hükümet mi büyük, belediye mi büyük? Biz fakir, parasız bir belediyeyiz. Köprülerin onarımı için 3 – 4 Trilyon para harcıyorsun köprülere, 1 trilyon lira asfalt parasını da belediye harcasın diyorsun. Daha sonra da köprüleri ben yaptım deyip politika yapacaksın, siyasi rantı elde edeceksin belediyeyi kullanarak.

O benim işim değil, Vali bey sürekli belediyeyi zora sokan, belediyeyi halkın gözünde negatif hale getiren söylemler içinde. Siyaset içinde olması beni üzüyor. Ben halkım. Bana karşı çıkmak halka karşı çıkmaktır. Yanlış yaparsam hesabını sor, ama doğruyu yapıyorsam yanımda ol. On tane vali geldi geçti benle beraber, ilk defa acımasızca bir anlayışla karşı karşıya kaldığıma üzülüyorum."

Nusret Miroğlu'nun yenilenmesini istediği ve Belediye Meclisi'nden çıkan kararla başlayan onarıma, Edirne Valiliği Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'nden gelen başka bir yazıyla "dur" dendi. Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi belediyenin halkın menfaatini düşünerek hareket ettiğini, Vali Miroğlu'nun ise niyetinin siyasi olduğunu öne sürerek, “Günahtır ayıptır” diyerek üzüntüsünü dile getirdi.

Başkan Sedefçi, geçen yıl Mayıs ayında Vali Nusret Miroğlu imzasıyla gelen yazıda, 25 Kasım Stadı'nın yerli ve yabancı turistlerin giriş yolu üzerinde, bakımsız ve çirkin bir görüntü oluşturduğunu, bu görüntünün giderilip, yolların şehrin imar planlarına uygun şekilde yenilenmesine ihtiyaç olduğuna yer verildiğini hatırlattı. Bu konudaki açıklamasını belgelere dayandıran Sedefçi, Vali Miroğlu'nun, rahatsızlık veren duvarların yenilenmesini istediğini ve belediye meclisinin de karar alıp çalışmayı başlattıklarını söyledi. Miroğlu'nun, “Lütfen yenileyin, gelen turistlere mahçup olmayalım” diye ricası olduğunu belirten Sedefçi, daha önce Belediye Meclisi'nde 2005 tarihinde karar alıp, plan tadilatı yaptıklarını söyledi. Bu talep üzerine çalışma yapılırken Edirne Valiliği Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'nden işin durdurulması yönünde bir başka yazı gelmesini sert bir dille eleştiren Sedefçi şunları söyledi:

“Belediye Meclisi'nde karar alınıp, plan tadilatı yapılmış, duvarların yollardan geçeceğini hesaplamışız, Anıtlar Kurulu da bu konuda karar almış. Vali bey rüya mı gördü ne yaptı, pat diye Gençlik ve Spor İl Müdürü imzasıyla stadın yıkılan duvarlarının eski haline getirilmesi, duvar yapım işinin durdurulması, tecavüz edilen alanın iadesi, bundan böyle statla ilgili bir yapılacaksa gerekli prosedürün uygulanarak izin alınması diye bir yazı geldi. Günahtır ayıptır, sen ilin valisisin, bana ricada bulunup emir veriyorsun. Bunu yapar mısın diyorsun, ben iyi niyetimle 'tamam' diyorum. Daha sonra, 'ben buna izin vermiyorum sen duvarları eski haline getir' diyorsun. İyi niyet mi art niyet kamuoyunun takdirine bırakıyor ve ben iyi niyetimi sürdürüyorum.

Halkın menfaati varsa ben bu işi severek yaparım. Saraçlar'ın kapatılmasında halkın menfaati yok diyor engelliyor, 'yol kötü kalsın' diyor, izin verdiği yere 'dur' diyor daha sonra da 'eskisini yap' diyor. Biz iyi niyetle belediye meclisinde oy birliğiyle karar çıkartıyor, vali beyin önünü açıyoruz Edirne'ye güzellikler kazandırılsın diye tüm üyeler parmak kaldırıp evet diyor. Belediye'nin niyetine bakın, Vali beyin niyetine bakın. Vali beyinki siyasi, bizimki halktan yana. Bizimkinde halkın menfaatleri, Vali beyinkinde siyasi irade var. Ayıptır, sayın Valimiz engellemekten başka bir şey yapmıyor sağolsun.”

Edirne Internet Gazetesi, 15.05.2007

60 BİN YTL'LİK ESERLER

 

Devrekani Kınık kazılarında çıkarılanlar harcanan ödenekleri ne yazık ki karşılamıyor.

Prof.Dr.Aykut Çınaroğlu ve ekibinin büyük özverileriyle başlayarak olanaklar sağlandıkça süren kazılardan günümüze kadar yeryüzüne çıkarılan değerlerin Kastamonu Arkeoloji Müzesi'ne teslim edilenlerden ibaret olduğu ve 2006 yılında harcanan miktarın çıkanlarla kıyaslığında emeğin karşılığının alınmadığı belirtiliyor.

 

Müze Müdürü Hüseyin Karaoğlu’na göre kazılarda canla, başla çalışanları her türlü zor şartlara rağmen verilen emekten dolayı teşekkür edilirken toprak altından çıkanların yapılan harcama karşısında karşılığını bulmadığı vurgulandı.

Nasrullah Gazetesi, 14.05.2007

ASPENDOS TİYATROSU'NDAN TARİH FIŞKIRIYOR

 

Antalya’da yaşayan İrlandalı Selçuklu Tarihi Uzmanı Mikail Duggan, Aspendos Tiyatrosu’nun 1237-1240 yılları arasında Selçuklu Sultanı 2. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından saraya dönüştürüldüğünü hatırlattı. Aspendos’taki sarayın, Selçuklu Sultanlığı’nın 1243 yılında Moğollarla yapılan Kösedağ Savaşı’nda egemenliğini yitirmeden önce inşa edilen son önemli Selçuklu Sarayı olduğunu vurgulayan Duggan, Selçukluların sarayı 1241 yılında terk ettiğini belirtti. Mikail Duggan, Aspendos Tiyatrosu’nun ana yapısının güney tarafındaki platform köşkü destekleyen bir Selçuklu mimarisi tuğla kemer bulunduğunu ifade etti. Duggan, köşke geçişi sağlayan kapının Roma Dönemi özelliğindeki kapısının üst tacında sola doğru koşmakta olan bur arslan kabartması bulunduğunu kaydetti. Bu kapının yanındaki pencerenin altında da dört ayrı hayvan kabartması bulunduğunu söyleyen Duggan, kapının altındaki hayvan kabartmalarının ikisinin silinmiş, ikisinin de hasar görmüş olduğunu ifade etti. Sağlam kabartmalardan birisinin arslan, diğerinin bir arslan ve güneş, bir diğerinin geyik, sonuncusunun da oturan arslanı tasvir ettiğini belirten Duggan, hayvan kabartmalarının tamamının Roma Dönemi kireç taşı parçalarının üzerine işlendiğini bildirdi.





Kabartma oymaların, orijinalinde alçı kaplama olduğunu, kaplamaların kırmızı, koyu mavi, turkuaz mavisi, sarı, siyah ve beyaz renklerle boyandığını anlatan Duggan, şu bilgileri verdi: “Selçuklu Sarayı hayvan kabartmaları koleksiyonu çok önemli ve eşsizdir. Bu koleksiyon, saray kompleksinin girişinin güney yönünde olduğunun ve Köprüçay üzerindeki Selçuklu köprüsü ile bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır. Buna bağlı olarak sarayın, tiyatronun cephe duvarının kuzey bölümünde hiç bir kabartma yoktur. Hayvanların şekilleri, özellikle kapının üzerindeki arslan ve geyik çok büyük sanatsal yeteneği yansıtmaktadır. Buradaki arslan figürü, Abbasi halifelerinin siyah bayrağındaki gibi, dinin arslanını, güneş de inancı sembolize etmektedir. Aspendos’daki sembollerden güneş, Burdur’un Bucak İlçesi’ndeki Selçuklulara ait İncirlihan’ın ana kapısında ve Sultan 2. Gıyaseddin’in bastırdığı altın dinar ve güneş dirhemlerde de kullanıldı.”

Mikail Duggan, tiyatrodaki Selçuklu dönemi hayvan kabartmalarının yüksek duvarın üst bölümlerinde ve ağaç dallarıyla kapalı olması nedeniyle bugüne dek fark edilemediğini söyledi.

Akşam Akdeniz, Fotoğraf: Trt/Haber, 14.05.2007

OSMANLI'NIN 700 YILLIK KÜLTÜRÜ KİTAP OLUYOR

 

İstanbul İl Özel İdaresi, Osmanlı İmparatorluğu’nun 700 yıllık geçmişini bütün yönleriyle anlatan “Osmanlı Dönemi Kültür Atlası” projesinin tamamlanmasına katkıda bulunuyor. Türk Kültürüne Hizmet Vakfı tarafından hazırlanan ve bugüne kadar ilk 4 cildi basılan Atlas projesi, son iki cildinin İl Özel İdaresi’nin desteğiyle basılmasıyla tamamlanacak. Toplam 6 ciltten ve her bir cildi yaklaşık 500 sayfadan oluşan Kültür Atlası’yla, Osmanlı İmparatorluğu’nun bütün yönleriyle yerli ve yabancı kamuoyuna anlatılması planlanıyor. Atlas’ta, Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki, dil, din, edebiyat, sanat, mimari, sanat tarihi, örf ve adetler gibi konular yer alıyor.


İl Özel İdaresi’nin desteğiyle 5. ve 6. ciltleri basılacak Osmanlı Dönemi Kültür Atlası’nın içeriği Türkçe ve İngilizce olarak hazırlandı. Atlasın 5 ve 6. ciltlerinden ilk etapta toplam 6 bin adet basılacak ve yaklaşık 105 bin YTL’ye mal olacak.

Türkiye Gazetesi, 14.05.2007

SANAT MÜZELERİ İÇİN ZİRVE TOPLANTISI

 

Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği Türkiye Şubesi (AICA Türkiye) ve Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü (İfea) işbirliğiyle düzenlenen '2010: Avrupa Kültür Başkenti İstanbul' başlıklı atölye dizilerinin ikincisi olan 'İstanbul'da Müzecilik ve Koleksiyon Gelişimi' konulu toplantı, önceki gün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Oditoryumu'nda gerçekleştirildi.


AICA Türkiye Başkanı Beral Madra, Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Pierre Chuvin, Enstitü Bilimsel Sekreteri Alexandre Toumarkine ve AICA Türkiye üyesi Burcu Pelvanoğlu tarafından yapılan açılış konuşmalarının ardından önce 'İstanbul Resim Heykel Müzesi ve Koleksiyon Sorunu' tartışıldı.






Prof. Ferit Özşen, müdürü olduğu İstanbul Resim Heykel Müzesi'nin günümüz koşullarına yanıt veremediğini dile getirdi. Özşen'e göre, müzenin en temel sıkıntısı bir üniversiteye bağlı olması ve üniversitenin hem müzenin hem de kamuoyunun yükünü omzunda taşıyor olmasıydı. Yetersiz kaynaklara rağmen izleyiciyi müzeye çekmek için sergilenen eser sayısını iki katına çıkardıklarını, yakında restorasyona başlayacaklarını anlatan Özşen, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından 'bir okul müzesi' olarak görüldüğü için müze bütçesinin yetersiz tutulmasını da eleştirdi ve bu sorunu aşmanın müze koleksiyonuna yeni yapıtlar da kazandırma olanağı doğurabileceğini vurguladı.


Prof. Özşen'in üzerinde durduğu bir diğer nokta ise, Anadolu'nun çeşitli kentlerinde bulunan ve artık işlerliği kalmamış olan Devlet Güzel Sanatlar Galerileri'ne gönderilen yapıtların 'izini sürmenin zorunluluğu' oldu.


1980'lerde müze müdür yardımcılığı görevinde bulunan Prof. Tomur Atagök konuşmasında Resim Heykel Müzesi için yeni yer arama girişimlerinin tarihçesini çıkardı. Atagök'ün dile getirdiği önemli eleştiri de 2000'li yıllarda açılmaya başlanan müzelerin koleksiyon politikasından yoksun olmalarıydı.


Atölyenin '2010'a Doğru İstanbul: Özel Müzeler ve Stratejileri' konulu ikinci oturumuna Haşim Nur Gürel (Eczacıbaşı Sanalmüze), Can Elgiz (Proje4L), Nazan Ölçer (Sabancı Müzesi), David Elliott (İstanbul Modern) ve Özalp Birol'un (Pera Müzesi) katıldı. Oturuma katılan müze yöneticileri öncelikle vizyonlarını açıkladılar. Haşim Nur Gürel'in sanal ortamdaki egzersizlerin bir anlamda gerçek projelere zemin oluşturabileceğini ya da gerçekte uygulanması imkansız olan projelere sanal ortamda yer verilebileceğini etraflıca açıklayan konuşmasını, 2001-2004 arasında genç sanatçılara destek olma amacıyla Proje4L'yi oluşturduklarını ve 2005 yılında da koleksiyoncu kökenlerine dönüş yaptıklarını açıklayan Can Elgiz'in konuşması izledi. Nazan Ölçer, David Elliott ve Özalp Birol'un yöneticileri oldukları müzelerin genel profillerini ortaya koymalarının ardından özel müzelerin devlet ya da yerel yönetimle olan ilişkileri tartışıldı.


Özalp Birol, Sabancı ailesi, Eczacıbaşı ailesi ya da Kıraç ailesi gibi kurucularının adıyla pek çok kapıyı açan müzelerin bu avantajlarına karşın, sıkıntıları da olduğunu anlattı. Birol, özel müzelerin şu anki en büyük sorununun, kurucularının kendi müzelerine kendi koleksiyonlarını bağışlama konusunda çektikleri sıkıntılar olduğunu anlattı. Oturum başkanı Beral Madra'nın 'müzeler arasında bir rekabetin olup olmadığı' sorusuna ise ittifakla tüm müzelerin farklı kulvarlarda yarışması nedeniyle rekabetin söz konusu olmadığı yanıtı geldi.


Müzelerin 2010 vizyonları konuşulurken Nazan Ölçer 2010'u Osmanlı ve Bizans dönemine ilişkin iki büyük sergiyle karşılayacaklarını, David Elliott Türkiye'deki sanat tarihine odaklanan bir sergi hazırladıklarını belirtti.

Radikal, Yazı: Burcu Pelvanoğlu, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Ü. Sanat Tarihi Bölümü Araştırma Görevlisi, Fotoğraf: Muhsin Akgün, 14.05.2007

HEYKELLERİ DENİZE ATTILAR

 

İzmir'in Dikili İlçesi'nde geçen yıl düzenlenen Granit Taş Heykel Sempozyumu'nda yabancı heykeltıraşlar tarafından yapılan heykellerden bazıları kırılarak, denize atıldı.

 

Edinilen bilgiye göre, 1-31 Temmuz 2006 tarihinde düzenlenen 1. Granit Taş Heykel Sempozyumu etkinlikleri kapsamında İspanyol Felipe Guita, Meksikalı İrma Ortega Perez, İtalyan Luca Zupelli, İngiliz Michael Dan Archer gibi tanınmış heykeltıraşların yaptıkları 10 heykel, çeşitli parklara yerleştirildikten sonra saldırıya uğradı. Kimliği belirlenemeyen kişi veya kişiler, bir süre önce heykellerden sekizine kırmızı boyalarla zarar verirken, heykellerden bazılarının da kırılarak, parçalarının denize atıldığı tespit edildi. Olayla ilgili soruşturma başlatan güvenlik güçleri, yapımı tamamlanmak üzere olan ve bu ay içinde hizmete açılması beklenen Dikili Şehirler Arası Otobüs Terminali'nin ana kapısının da aynı saatlerde tahrip edildiğini belirledi.

 

Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven, olaylardan duyduğu üzüntüyü dile getirerek, "Bu olay tek bir cümleyle açıklanabilir, vatan hainliği. Bu eylemleri yapan kişi veya kişiler, yapılan her güzel şeye karşı düşmanca davranıyorlar. Vatanımız ve Dikilimiz için yapılan her güzel şeyi tahrip edenlere, 'vatan haini' denmez de ne denir?" diye konuştu. Olayla ilgili suç duyurusunda bulunduğunu kaydeden Özgüven, "Suçluların bir an önce bulunmasını ümit ediyorum. Dikili'nin güzelliği ve halkın menfaati için yapılan her şeye, Dikili halkının sahip çıkmasını arzu ediyorum" dedi.

Birgün, Haber: Ünal Elitaş, 13.05.2007

ÜNLÜ LADİK HALISI ARTIK DOKUNMUYOR

 

Konya'nın Sarayönü İlçesi'ne bağlı, el dokuması dayanıklı yün halısıyla ünlü Ladik beldesinde 10 yıl önce üretim yapan yaklaşık binden fazla tezgah, pazarlama konusunda yaşanan sıkıntılar nedeniyle artık çalışmıyor.

Sarayönü Kaymakamı Mehmet Emin Bilmez, yaptığı açıklamada, Ladik halısının kök boyası ve sık ilmek sayısına bağlı olarak dayanıklılığıyla bilindiğini söyledi. Ladik beldesi merkez olmak üzere, Sarayönü ve çevresindeki Ladik halısı üretiminin son yıllarda ciddi şekilde zayıfladığını ifade eden Bilmez, bugün üretiminin bitme noktasına gelmesinin herkesi üzdüğünü belirtti.

Bugün, 13.05.2007

SARAYLARA LAYIK

 

11. Uluslararası Doğu Halı Konferansı münasebetiyle, Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi’nin bir etkinliği olarak düzenlenen “Çatma ve Kemha” - Osmanlı İpekli Dokumaları sergisi, Osmanlı ipekli dokumaları arasında önemli bir yere sahip olan çatma ve kemhaların seçkin örneklerini gün yüzüne çıkarıyor. Sadberk Hanım Müzesi’nde devam eden sergide satın almalar veya hibe yoluyla müze koleksiyonuna kazandırılan eserlerin yanı sıra Ömer Koç Koleksiyonu’ndan örnekler yer alıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun ticari, kültürel ve sosyal dünyasına damgasını vuran ipekli dokumalardan olan çatma ve kemhaların 70 adet örneğinin sergilendiği müzede, kaftanlık ve döşemelik dokuma parçalarının yanı sıra, seccade, duvar panoları ve yastık yüzleri bulunuyor. 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar tarihlenen örneklerden oluşan bu koleksiyon, sayı bakımından çok olmamakla birlikte desen çeşitliliği ve yüksek kaliteleri ile önemli ve seçkin bir grubu oluşturuyor.

 

Sergide özellikle 16. ve 17. yüzyıla ait çok sayıda dokuma örneği ile ipekli dokuma sanatının, imparatorluğun siyasi ve ekonomik hayatına paralel olarak yükselerek, 16. ve 17. yüzyıllarda gerek teknik, gerekse sanatsal yönlerden en mükemmel çağını yaşamış olduğu açıkça izlenebiliyor.


Kemha, Osmanlı ipekli dokumaları arasında en gösterişli ve tok kumaşlardan biri olarak biliniyor. Çatma ise kadifenin bir türü. İkisi de saray ve halk tarafından çok beğenilen, kaftan ve döşeme yapımında çok sık kullanılmış olan kumaşlar. Çatma ve kemhalarda lale, karanfil, sümbül, nergis ve çınar yaprağı gibi natüralist öğelerin çokça kullanıldığı göze çarpıyor.


Kemhaların ipek iplik ya da altın veya gümüş alaşımlı telin ipek ipliğe sarılmasıyla elde edilen ‘klaptan’la dokumduğu için hayli değerli olduğunu vurgulayan Sadberk Hanım Müzesi Müdür Vekili Hülya Bilgi, Osmanlı döneminde bu kumaşların dokumasında bir takım kuralların konulduğunu söyledi. 16. yüzyılda Bursa’da koza üretimine geçildiğini, ardından İstanbul’da ipek dokumacılığına başlandığını belirten Bilgi, bu iki merkez dışında Amasya, Tokat, Sakız, Bilecik ve Alaşehir gibi merkezlerde de ipek dokunduğu kaydetti.

 

18. yüzyılda Avrupa kumaşlarının Osmanlı pazarına girmesiyle beraber ipekli dokumaların unutulduğunu söyleyen Bilgi, “Osmanlı ipekli dokumaları arasında en gösterişli ve tok kumaşlardan olan “kemha” ve kadifenin bir türü olan “çatma” dokuma, saray ve halk tarafından oldukça beğenilen, kaftan yapımında ve döşemede çok sık kullanılan kumaşlardı. Çatma dokumalar yastık yüzleri olarak da yaygın olarak kullanılmıştı. Saraylarda, konaklarda ve evlerdeki divanlarda, ikili veya dörtlü gruplar halinde kullanılan bu yastık yüzleri, aynı zamanda ihracat ürünü olarak Osmanlı ticaretinde önemli bir yer tutmuştu. Bursa şehri daha çok çatma, İstanbul ise 16. yüzyıl ikinci yarısından itibaren kemha kumaşları ile tanınmıştı.” diye konuştu. Sergi, 10 Haziran tarihine kadar açık olacak.

Türkiye Gazetesi, Haber: Tolga Uslubaş, 13.05.2007

KAÇAKÇILAR BU KEZ ELLERİNİ SANATA ATTI

 

Kaçakçılar bu kez de dekoratif sanat ve müzik objelerine el attı. ABD bağlantılı Amsterdam-İstanbul seferini yapan Hollanda Kraliyet Havayolları (KLM) uçağı ile Atatürk Havalimanı’na gelen T.A (36), Dış Hatlar Geliş Salonu’ndan çıkarken, şüphe üzerine durduruldu. Bu yolcunun bagajlarında X-Ray cihazında yapılan kontrolün ardından, çantalarda elle arama yapıldı. Arama sonucu bagajlarda maddi değeri yüksek çok sayıda antika eşya bulunduğu belirlendi.

 

Piyasada 5-45 dolar arasında satılan Frank Sinatra, Nat King Cole, Elvis Presley, Qeenn ve Beatles’ın de aralarında bulunduğu ünlü sanatçılara ait 900 adet longplay ile üzerinde 1890 Edison kabartması bulunan 2 gramofon, gramofondan daha eski dönemde müzik dinlemek için kullanılan 2 adet ponograf ve 6 adet ponograf plağı ile mumu, altı adet hassas terazi, bir pusula, 18. yüzyıldan kalma bir adet antika teneke kutu, iki adet gümüş tepsi ve 11 adet cam eşyaya el kondu. Zanlı adliyeye sevk edildi.

Akşam, Haber: Yalçın Özmen, 13.05.2007

DEPREMDE HASAR GÖREN TARİHİ CAMİ RESTORE EDİLİYOR

 

Tarihi yarımada içindeki önemli eserlerden biri olan ve 1999 Marmara Depremi'nde hasar gördüğü tespit edilen Yavuz Sultan Selim Camisi restore ediliyor.

 

Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden alınan bilgilere göre, Fatih İlçesi Çarşamba semtinde bulunan ve 1534 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından babası Yavuz Sultan Selim için yaptırılan camide, 1999 depreminden sonra yapılan incelemelerde hasar gördüğü tespit edildi. Rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerinin hazırlanmasının ardından Kültür ve Tabiat Koruma Kurulu'ndan onay alındı. Camide gerçekleştirilecek restorasyon çalışmaları için 14 Eylül 2006 tarihinde ihale yapıldı ve ardından da caminin iç, dış, kubbe ve minarelerinde restorasyon çalışmalarına başlandı. Restorasyon dolayısıyla ibadete kapatılan camideki çalışmaların bu yıl sonuna kadar tamamlanması öngörülüyor.

 

Osmanlı Devleti'nin dokuzuncu padişahı olan Yavuz Sultan Selim'in adını taşıyan Yavuz Sultan Selim Külliyesi'nde caminin yanı sıra türbeler, mektep, imaret ve hamam bulunuyor.

Sabah, 13.05.2007

SAATÇİ KÖŞKÜ'NDE RESTORASYON TAMAM

 

Ormancılığın tarihsel gelişimini tanıtmak ve halka ormanlar hakkında bilgi vermek amacıyla Bursa'da 1989 yılında kurulan Türkiye'nin ilk ve tek 'Orman Müzesi'ne ev sahipliği yapan tarihi 'Saatçi Köşkü' restore edildi.

 

Çekirge Caddesi üzerinde 19. yüzyılda barok tarzında yaptırılan, 1934-1949 yılları arasında Bursa Orman Okulu, ardından Orman Bölge Müdürlüğü binası olarak kullanılan, 1989 yılından bu yana da Türkiye'nin ilk ormancılık müzesine ev sahipliği yapan tarihi bina, Orman Genel Müdürlüğü'nce geniş kapsamlı bir restorasyondan geçirildi. 220 bin YTL'ye mal olan restorasyon kapsamında çürüyen tahtaları değiştirilen, dökülen kısımları tamir edilen, elektrik ve kalorifer tesisatı yenilenen köşk, eski ihtişamlı görünümüne kavuştu.





Saatçi Köşkü'ndeki müzede, bitki ve hayvan fosilleri, ormancılıkla ilgili araç, gereç ve haritalardan oluşan yaklaşık 3 bin parça yer alıyor. Türkiye'nin ilk ihtisas müzesi olma özelliğini de taşıyan, orman hayatından kesitler, orman bitkileri ve kesim aletleri, orman mühendisliğinde kullanılan aletler, fosiller, harita ve uzay fotoğrafları, tarihi orman içi haberleşme araçlarının sergilendiği bölümler bulunan müzede, önemli fosil koleksiyonları da bulunuyor.


Müzede, fil veya mamut ağacı olarak da bilinen ve günümüzde sadece Amerika'nın bazı bölgelerinde yaşayan 'sekoya ağacı'nın 3 milyon yıl önce Anadolu'da bulunan örneği, atların atası olan bir hayvana ait kemik fosili ile 14 milyon yıllık Miyosen devrine ait fauna ve flora fosilleri de sergileniyor.


Orman Müzesi'nde sergilenen eserler arasında, tarihi belge değeri bulunan, 1900'lü yılların ilk yıllarının tekniğiyle çizilen haritalar, ayrıca orman mühendisliğinde kullanılan arazi ve büro malzemeleri ile telsiz ve santrallar da bulunuyor.

Bursa Hakimiyet, 13.05.2007

ZENGİN HİNTLİLER TABLO PİYASASINI YÜKSELTİYOR

 

Küresel ekonomide kendilerine önemli yer edinen Asyalı ülkelerin sanat eserleri uluslararası piyasaların en hızlı değer kazanan parçaları konumuna yükseldi. Özellikle zenginleşen Hintlilerin ve yurtdışında yaşayan Hint asıllı sanat severlerin, ilgisi ile ortaya çıktığı düşünülen değerlenme uzmanlara göre modern Hint resimlerinin fiyatlarını son 10 yılda yüzde 480 oranında arttırdı. Bu ay Londra’nın en önemli müzayede salonlarında düzenlenecek olan Asya sanatı programında, 2000 yılında 2 bin sterlin değer biçilen Francis Newton Souza eserlerine 80 bin ile 100 bin sterlin arasında değer biçilmesi bekleniyor. Souza’nın müzayede evine 50 sterline bağışlanan bazı eserlerinin ise 400 bin sterlinden alıcı bulacağı düşünülüyor. Uluslararası sanat piyasasının gözdeleri haline gelen Hintli sanatçılar arasında Mahisasura adlı eseri 1,58 milyon dolara satılan Tyeb Mehta, Syed Haider Raza ve Vasudeo Gaitonde gibi isimler bulunuyor.

Hürriyet, 13.05.2007

AKDAMAR'A AB DESTEKLİ TEKNE

 

Restore edilip müze olarak ziyarete açılan Van Gölü'ndeki Akdamar Adası'ndaki Ermeni Kilisesi'ne ulaşım amacıyla Hatay'ın İskenderun ilçesinde 110 kişilik tekne yapıldı.

 

Yerli ve yabancı turistleri adaya çekmek için hazırlanan Doğu Anadolu Kalkınma Projesi, Avrupa Birliği'nden (AB) destek gördü. Akdamar Adası'na gezi amacıyla tekne yapılması da yer alan projeye AB'den 60 bin avro destek geldi. Önümüzdeki günlerde Van Gölü'ne götürülecek tekneyle turistler adaya taşınacak.

Radikal, 13.05.2007

TARİHİ MEZARLARA DEFİNECİ DARBESİ

 

Bartın merkeze bağlı Kaman Köyü'nde, İtalyanların gömüldüğü iddia edilen mağaralardaki tarihi mezarlar define avcıları tarafından talan edildi. 

Kaman Köyü'ne yaklaşık 6 kilometre mesafede bulunan ve yan yana dizili 4 mağara içerisinde bulunan tarihi mezarların İtalyanlara ait olduğunu ileri süren vatandaşlar, mezarların yağmalandığını söylediler. 

Kaman Köyü sakinleri, tarihi mezarların geçmişinin 300 yıl öncesine dayandığını belirterek, "Bölgede Acemler ile İtalyanların yaşadığı, bu mezarların da İtalyanlara ait olduğu belirtiliyor. Bu mağaralara ulaşmak için saatlerce yol yürümek gerekiyor. Ancak buraları mesken tutan bazı kişiler, tarihi mezarları kazıp talan ettiler. 

4 mezarın bulunduğu mağaralarda kazma, kürek ve el feneri bulduklarını da söyleyen köylüler, yetkililerin definecilere karşı önlem almasını istediler.

Bartın Kent Haber, 13.05.2007

AKADEMİSYENLER OSMANLI DÖNEMİNDEKİ SİVAS'I ANLATACAK

 

Sivas'ta 21-25 Mayıs tarihleri arasında "Osmanlı dönemi Sivas" konulu sempozyum düzenlenecek. 102 akademisyenin katılacağı sempozyumda, ildeki Osmanlı izleri masaya yatırılacak.

 

Sivas'ta daha önce de "Selçuklu döneminde Sivas" sempozyumu düzenlenmişti. Alanında uzman 102 akademisyen; Anadolu'da Osmanlı-Akkoyunlu mücadelesi ve Sivas, Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde Sivas, Fatih Sultan Mehmet'in Sivas'a gelişi, Sivas havalisindeki ayaklanmalar ve Sivas'taki Osmanlı mimarisi gibi konularda davetlilere bilgiler verecek. Konuyla ilgili bir basın açıklaması yapan Sivas Valisi Veysel Dalmaz, uzun bir geçmişi olan ilin çok sayıda medeniyete ev sahipliği yaptığını ifade etti. Bütün vatandaşları, sempozyuma davet eden Dalmaz, öğrencilerin de sempozyuma katılımının sağlanacağını kaydetti.

 

Basın toplantısında Vali Dalmaz'ın yanı sıra, Belediye Başkanı Sami Aydın, C.Ü. Rektörü Mehmet Bakır ile Kültür ve Turizm İl Müdürü Kadir Pürlü de hazır bulundu.

Zaman, Haber: İsmail Yıldız, 12.05.2007

MEDRESE ASLINA UYGUN RESTORE EDİLMELİ

 

Mardin'de Akkoyunlar Dönemi'nden günümüze kadar dimdik duran 940 yıllık tarihi Kasım Paşa Medresesi'ndeki bakım onarım çalışmaları sürürken, şehit kanının savrulduğu eyvan kısmındaki duvara dikkat edilmesi istendi.

 

      

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından UNESCO'ya dünya kültür mirasına aday gösterilen 7 bin yıllık tarihi şehir Mardin'de, son 7 yıldır sürdürülen restorasyon çalışmaları devam ediyor. Bu çalışmalar kapsamında medresenin eyvan kısmında 940 yıl önce şehit edilen Kasım Paşa'nın şahadet kanı ise ilk günkü gibi taze duruyor. Mardin Mimarlar Odası Şube Başkanı Yılmaz Altındağ, Kasım Paşa'ya ait olduğu bildirilen şahadet kanının yer aldığı medrese bahçesinin çeşme başının bulunduğu eyvan kısmının duvarlarına dayanan bakım-onarım çalışmalarında gerekli hassasiyetin gösterilmesini istedi.

 

Altındağ, "Efsaneye göre, medrese bahçesinin eyvan kısmında kafası kesilen Kasım Paşa, kellesiz bir şekilde 5-6 metre yürüyerek duvara yaslanmıştır. Bunu duyan kız kardeşi Esma Hatun duasında 'Allah'ım ağabeyim Kasım Paşa şehit ise eyvanın duvarlarına savrulan kan damlacıklarını kıyamete kadar kurutma ve ibret olarak muhafaza eyle' şeklinde dua eder. Duası kabul olan Esma Hatun'un ağabeyi Kasım Paşa'ya ait şahadet kanı o gün bu gündür duvarda taptaze bir biçimde duruyor. Bu ibretlik efsaneyi öldürmememiz için duvardaki kana dikkat edilmesi gerekir. Restorasyon çalışmasında çok dikkat edilmesi gereken Kasım Paşa medresesine ait şehit kanıdır." dedi.

Zaman, Haber: Şeyhmus Edis, Fotoğraf: haberler.com, 12.05.2007









LİDYALILAR DÖNEMİNE AİT KREMNA ŞEHRİ BAKIMSIZLIKTAN YOKOLUYOR

 

 

Burdur'un Bucak İlçesi'ne bağlı Çamlık beldesinde bulunan Lidyalılar dönemine ait Kremna Antik Kenti'ndeki işlemeli taşların bakımsızlık nedeniyle kırıldığı, tiyatro kısmı da yıkılmaya başladı.

 

 

Belde Belediye Başkanı Mahmut Çelikdemir, antik kentte bir an önce restorasyon çalışmaların başlatılması, geç kalınması halinde bu tarihi eserin yok olabileceği uyarısında bulundu. Ülke kültür mirası açısından Kremna'nın ayrı bir yeri olduğunu belirten Çelikdemir, "Antik şehrin büyük bir kısmı yeraltında. Bu tarihi şehir uzmanlar eşliğinde yapılacak kazılarla ortaya çıkarılması mümkün. Ama bu nedense yapılmıyor. Biz buna anlam veremiyoruz. Zaten şehir yıllarca birçok definecinin uğrak yeri olmuş. Defineciler bu tarihi şehri hep talan etti. Vatandaşlarımız da şehri gereği gibi koruyamadığından birçok kitabe ve kabartma yok oldu. Hatta bu önemli mirasın en önemli parçası Zeus kabartması bile tahrip edilmiş durumdadır." diye konuştu.

 

 

Bucak'a 15 kilometre uzaklıktaki Kremna Antik Şehri'nde Hellenistik ve Roma dönemine ait yapılar bulunuyor. Asar Harabeleri olarak da bilinen Kremna şehrinin MÖ 4. yüzyılda Lidyalılar döneminde kurulduğu biliniyor. Şehir sırasıyla Persler (MÖ 546), Büyük İskender (MÖ 333), Bergama Krallığı (MÖ 188), Roma İmparatorluğu (MÖ 64) ve Bizans İmparatorluğu'nun (MS 395) hakimiyetinde kaldı. Şehir, Türk hakimiyetine ise ancak MS 11. yüzyıl sonunda girdi.

Tarihi Kremna şehri yerli ve yabancı turistlerin ziyaret ettiği mekanlardan. Antalya-Isparta karayolu üzerindeki Kremna'nın ülke turizmine kazandırılması durumunda her gün binlerce turistin akınına uğrayabileceği belirtiliyor.

TürkiyeTurizm.com, 12.05.2007

"ELİMİZİ ATIYORUZ, TAPU BAŞKASININ"

 

Malatya Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından Vakıflar Haftası nedeniyle Battalgazi İlçesi'nde restorasyonu yapılan eserlerin gezilmesi ile ilgili olarak basın mensupları için bir gezi düzenlendi.

Battalgazi Kaymakamı A. Kadir Demir, Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan ve Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Haydar Karaduman'ın da katıldığı gezide konuşan Vakıflar Bölge Müdürü Aliseydi Akduman, "Battalgazi İlçesi'nde 2 yılda restorasyonlar için yaptığımız harcama 2 milyon YTL civarındadır. Bu yıl sonuna kadar Malatya'da restore edilmemiş eser kalmayacak. Daha çok eseri restore etmemiz gerekir de, fakat hangi esere elimizi atsak ya tapu şahısların adına çıkıyor veya belediyelerin adına çıkıyor.

Bunların vakıfların adına tapuda kaydedilmesi bizim 1 yıllık süremizi alıyor. Bu da önemli bir eksikliktir. Ancak, yine de belediye Başkanlarımıza bize verdikleri destekten dolayı çok teşekkür ediyorum. Bize fazla sıkıntı vermeden tapuları Vakıfların adına geçirdiler" dedi.

Akduman, Malatya'daki Vakıfların adına kayıtlı tüm eserleri restore edeceklerini söyledi.

 

Malatya Haber, 12.05.2007

ROMA DÖNEMİ'NE AİT TARİHİ ESER ELE GEÇTİ

 

Denizli Valiliği'nden yapılan açıklamaya göre, Denizli İl Jandarma Alay Komutanlığı tarafından tarihi eser kaçakçılarına yönelik yürütülen istihbari çalışmalar neticesinde, kaçak kazı yapan S.A. isimli şahsın elindeki tarihi eseri satmaya çalıştığı tespit edildi. Gerekli izinlerin alınmasının ardından şahsa ait ev ve eklentilerinde yapılan aramada, evin bahçesinde üzeri otlarla örtülmüş vaziyette üzerinde insan figürü bulunan tarihi eser ele geçirildi.

 

Denizli İl Müze Müdürlüğü görevlileri tarafından yapılan incelemede, eserin Roma Dönemi'ne ait mezar steli olduğu belirlendi. Firari durumda olan S.A.'nın yakalanması için çalışmaların devam ettiği belirtildi.

Denizlili.net, 12.05.2007

EDİRNE MÜZESİ KAÇAK ZENGİNİ

 

Yerli ve yabancı konuklarının ziyaretine 36 yıldır kapılarını açık tutan Edirne Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi 26'ncı Müze Haftası kutlamalarına hazırlanıyor. Gümrük kapılarından kaçırılmak istenirken yakalanan eserlerin, son günlerde zenginliğini artırdığı müzeye son olarak Hamzabeyli Sınır Kapısı'nda TIR'da yakalanan Geç Hitit dönemine ait iki eserle, Roma dönemine ait erkek kabartmalı bir heykel teslim edildi. Kaçak yollardan yurt dışına çıkarılmak istenen eserler halen Edirne Müzesi'nde sergileniyor.


Selimiye Camii arkasında 36 yıl önce ziyarete açılan ve Arkeoloji ile Etnografya bölümlerinden oluşan Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, 18 – 23 Mayıs tarihlerinde 26'ncısı kutlanacak Müzeler Haftası boyunca ziyaretçilerinden giriş ücreti almayacak. Günde 70-200 arasında değişen sayıda ziyaretçi ağırlayan müzenin konuk sayısı hafta sonu binlere ulaşıyor. Geçtiğimiz Nisan ayında 5 bin 400 yerli ve yabancının ziyaret ettiği müze daha çok yaz dönemi düzenlenen okul ve günü birlik yerli ve yabancı turistlerin turları nedeniyle ziyaretçi akını yaşıyor. Yerli ve yabancı herkes için 2 YTL giriş ücreti alınan müzede Türk İslam Eserleri Müzesi ile birlikte bünyesinde envanterlik 25 bin civarında eser mevcut.

Eser zenginliğini ve çeşitliliğini gümrük kapılarında yakalanan eserlerin artırdığı görülürken, en son Hamzabeyli Sınır Kapısı'nda TIR'da ele geçirilen Geç Hitit dönemine ait iki eser ve Roma Dönemi'ne ait erkek kabartmalı heykel de müzede sergileniyor. Roma Dönemi'ne ait eserin de temizlenip kaidesine yerleştirileceği öğrenildi.

Halı-kilim galerisi, Edirnekari yüklük, sünnet yatağı, gelin odası, hamam köşesi, oturma odası köşesi, işleme, kıyafet, takı, oyalar, el sanatları ve tezgahların yer aldığı müzenin gümrüklerde yakalanan buluntularla birlikte eser çeşitliliği ve zenginliğini de arttırdığı görülüyor.
Edirne Internet Gazetesi, 11.05.2007




6 - 12 Mayıs 2007

"MOZAİK SANATINI EN ÇOK TÜRKİYE İHMAL EDİYOR"

 

 

Uludağ Üniversitesi Mozaik Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Şahin, sahip olduğu zenginlik bir yana mozaik sanatının en fazla ihmal edildiği ülkenin de Türkiye olduğunu söyledi. Şahin, "Kültür varlığı açısından, sahip olduğumuz zenginliği bir sistem dahilinde tanıtamadık. Bu eksikliği giderme çabası içinde olduğumuzu belirtmek isterim" diye konuştu.

Ulusal ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği yaparak geniş çaplı araştırmalar ve eğitim faaliyetleri gerçekleştirme yanında, mozaikler konusunda kamuoyunun bilinçlenmesini sağlamaya çalıştıklarını ifade eden Şahin, ''Gaziantep'te gerçekleştireceğimiz 4. Türkiye Mozaik Sempozyumu'yla dünyanın en önde gelen mozaik uzmanlarının dikkatini Zeugma mozaiklerine çekeceğiz'' diye konuştu.

 

Şahin, Zeugma mozaiklerinin tanıtımı için yürütülen çalışmalarda bir eksiklik görmemelerine karşılık, bu eserlerin sempozyumda bilimsel yaklaşımla değerlendirileceklerini kaydetti. 4. Türkiye Mozaik Sempozyumu, Gaziantep Ticaret Odası (GTO) tarafından yürütülen ve Avrupa Komisyonun Türkiye Delegasyonu ve GAP Bölge Kalkınma İdaresi işbirliğiyle finanse edilen Gaziantep-Halfeti ve Rumkale'de Turizm Potansiyelinin Artırılması Projesi kapsamında, 5-10 haziranda Gaziantep'te yapılacak. Türk ve yabancı bilim adamlarının katılımıyla gerçekleştirilecek sempozyumda ''Arkeolojik Açıdan Mozaikler'', ''Mozaik Konservasyonu'', ''Modern Mozaik Teknikleri'', ''Modern Mozaik Uygulamaları Karşılaştırmalı Yaklaşımlar'' konularında sunumlar yapılacak, Gaziantep Mozaik Merkezi gezilecek.

Gaziantep 27 Gazetesi, 12.05.2007

PERGE'DE İKİ BİN YILLIK PAZAR

 

Antalya'nın Aksu beldesi'ndeki Perge antik kentindeki sütunlu caddenin çevresinde yaklaşık 2 bin yıl önce inşa edilen dükkanlar bulunuyordu. Perge'de düzenlenen etkinliklere katılmak için şehre gelenler, buradaki dükkanlardan alışveriş yapıyordu. Bu dükkanlar zamanla yıkıldı. Geriye bu yapıların kalıntıları kaldı. Şimdi de sütunlu caddede, Aksu'daki köylüler aynı misyonu devam ettiriyorlar. antik çağda inşa edilen dükkanlar yıkıldığı için sütunlu caddede yere tezgah açan köylüler, antik kenti ziyarete gelen turistlere hediyelik eşya satıyorlar. Tarihi mekanda kurulan çarşı, turistlerin büyük ilgisini çekiyor. Ancak, Kültür ve Turizm Bakanlığı köylülerin burada faaliyet göstermesine izin vermiyor. Çalılıkların ve sazlıkların arasından gizlice antik kente giren köylü kadınlar, bir yetkili geldiği zaman çevredeki bitkilerin arasına gizleniyorlar.

 

Antik şehirde tezgah açan köylü kadınları, 'Perge Antalya'nın en fazla turist çeken ören yerlerinin başında geliyor. Ama, Aksu beldesi turizmden hiçbir gelir elde edemiyor. Otobüslerle ören yerine gelen turistler, beldemizden transit olarak geçiyorlar. Turistin alışveriş yapamamasından yakınan Türkiye'ye bizler burada tezgah açarak katkıda bulunuyoruz. Aslında Perge'de otantik bir çarşı kurulmalı. Bizlere küçük küçük dükkanlar verilip satış yapmalıyız. Bugün Antalya'ya gelen turistin gerçek anlamda Türk kültürünü tanıyabileceği bir pazar yok. Bizler burada el işi, dantel, oya, el yapımı takılar yapıp satıyoruz. Böylece ülkenin tanıtımına katkıda bulunduğumuz gibi ülkemize döviz de kazandırıyoruz' diye konuştular.

Akşam Akdeniz, Haber: Mustafa Kozak, 12.05.2007

ELÇİLİKTEKİ HEYKEL BAHÇESİ

 

Ankara Fransız Kültür Merkezi'nin düzenlediği "Quintette / Beşli", Laurent Le Bon küratörlüğünde, çağdaş sanata farklı yaklaşımları bir araya getiriyor. Tanınmış beş heykeltıraş; Daniel Buren, Jean-Michel Othoniel, Alain Sechas, Marc Couturier ve Jean-Pierre Raynaud en yeni yapıtlarıyla birlikte Ankara'nın yolunu tuttu.


Bu beş sanatçı, Ankara'da Paris Caddesi'ndeki görkemli Fransa Büyükelçiliği'nin yüksek tavanlı salonlarını ve görkemli bahçesini eserleriyle doldurdu. Sanatçılar "Quintette-Beşli" sergisinin, geçtiğimiz günlerde gerçekleşen açılışına da konuk oldu.






Büyükelçiliğin geçtiğimiz eylül ayında düzenlediği "Ulusal Miras Günleri"nin devamı niteliğindeki sergi, 1 Temmuz'a kadar sürecek. Sergi mayıs ayı boyunca çarşamba ve perşembe günleri saat 17.00 ile 19.00 arasında halka açık. Cumartesileri ise 15.00 ile 19.00 arasında sergiyi gezmek mümkün.


Büyükelçiliğin kapıları, haziran ayında salı, çarşamba ve perşembe günleri, yine saat 17.00 ile 19.00 arasında ziyaretçilere açık olacak. Ziyaretçiler, belirtilmiş saatlerde, herhangi bir kimlik belgesi göstererek büyükelçiliğe girebilecek. Çağdaş heykel sanatından bu önemli eserleri görmeyi arzu eden okullar da randevu alarak toplu olarak giriş yapabilecek.


Küratör Pompidou Merkezi'nden Birçok sanat dalında uzmanlık mertebesine yükselmiş olan küratör Laurent Le Bon, 2000 yılından bu yana Pompidou Merkezi Devlet Çağdaş Sanatlar Müzesi'nde çalışıyor. Şimdiye dek birçok serginin küratörlüğünü üstlenen Le Bon'un, özellikle Avignon'da yaptığı "La Beaute / Güzellik" ve Pompidou'daki "Le musee qui n'existaiat pas / Var Olmayan Müze" sergileri çok ses getirmişti.


Fransa sanat dünyasında "genç yöneticiler" kuşağından sayılan Le Bon, Ankara'daki "Quintette" sergisi için uzun zaman çalıştı. 1969 yılında doğan Le Bon, Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Louvre Okulu mezunu. Müzedeki görevinin yanı sıra üniversitede ders de veren Le Bon, her biri tanınmış, başarılı beş heykel sanatçısının, sadece Ankara'daki sergi için eserler vermesini sağladı. Büyükelçiliğin mimari yapısını ve dekorasyonunu da göz önünde bulundurarak farklı bir sergi yarattı.






Heykelin beş önemli ismi

Sergiye katılan sanatçılardan Daniel Buren, 1938 doğumlu. Mimari ve sanat arasındaki bağla çok ilgili olan Buren, "in situ-yerinde çalışma" fikrini benimsiyor. Buren'in eserlerinin sergilendiği sayısız mekan arasında New York'daki dünya çapındaki Guggenheim Müzesi de bulunuyor.


Marc Couturier sanat adamlarının tabiri ile "zaman dışı, gerçek dışı" bir sanatçı. 1946 doğumlu Couturier "terzi" anlamına gelen soyadı gibi, "niteliksiz" bulunan herhangi bir nesneye özellik kazandırmada ustalaşmış.


1964 doğumlu Jean-Michel Othoniel, Sanat ve Edebiyat Şövalyesi nişanı sahibi. Camı üfleyerek biçimlendiren sanatçı, eserlerini çok renkli bir palet gibi kullanıyor. Murano'da ünlü cam ustası Oscar Zanetti'yle çalışan Othoniel, oyuklar ve inciler de yaratmaya başladı.


Alain Sechas 1955 doğumlu, Parisli bir sanatçı. Daha çok kedileri ve Marslıları resmetmekten hoşlanıyor.


Jean-Pierre Raynaud 1939 yılında doğmuş. Paris'te, Georges Pompidou Merkezi'nin karşısında dev bir eseri sergileniyor. Altın ve mermer gibi "soylu malzemeler" kullandığını dile getiriyor.

Milliyet Cumartesi, Haber: Fatih Türkmenoğlu, 12.05.2007

MÜZAYEDENİN YILDIZI HOCA ALİ RIZA

 

Son dönemde müzayedelerin gözdesi olan Hoca Ali Rıza'nın bir manzarası, 13 Mayıs'ta saat 14.00'te Mövenpick Hotel'de yapılacak Artium Bahar Müzayedesi'nde 200 bin YTL mahammen bedelden açık artırmaya sunulacak.

 

Türk resim sanatında açık hava manzara geleneğinin öncüsü kabul edilen Hoca Ali Rıza'nın fıstık çamlarını betimlediği eski Türkçe imzalı bu tablosu 65x92 cm ölçülerinde. Türk resim sanatının erken döneminden günümüze toplam 326 eserin satışa sunulacağı müzayedede aralarında 50 bin YTL muhammen bedelli 'Şelale'nin de yer aldığı yedi Hoca Ali Rıza tablosu yer alıyor.


Hoca Ali Rıza'nın bir peyzajı geçen yıl 350 bin YTL'ye satılmış ve Osman Hamdi'nin 'Kaplumbağa Terbiyecisi'nden (5 milyon YTL) sonra bir müzayedede satılan Türk ressama ait en pahalı tablo olmuştu

Radikal, 12.05.2007

DOĞALGAZ ÇALIŞMASINDA MEZAR ÇIKTI

 

 

Doğal gaz ana boru hattının inşaatı sırasında Roma dönemi ve Tunç çağına ait mezarlar bulundu.

 

Sam Köyü'nden geçen ana borularının toprak altına gömülmesi için yapılan kazı çalışmaları sırasında antik mezarlara rastlandı. Doğal gaz çalışmalarını yürüten firma yetkililerinin Gaziantep Müze Müdürlüğü'ne durumu bildirmesi üzerine Sam Köyü'ne gelen uzmanlar, ortaya çıkarılan 3 mezar odasının ikisinin Roma dönemine birinin de Tunç Çağı'na ait olduğunu belirledi.

Mezar odalarından çıkan çeşitli seramik buluntular da incelenmek üzere Gaziantep Müzesi'ne götürüldü. Sam Köyü'ndeki doğalgaz çalışmalarına ise ara verildiği bildirildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na başvuran Gaziantep Müzesi'nin, acil kurtarma kazısı onayı aldığı belirtildi.

 

Müze Müdür Yardımcısı Seval Tan, şimdilik 3 mezarın bulunduğunu ifade ederek, bölgede çok sayıda mezar odası olabileceğini söyledi. Çalışmaların devam ettiğini kaydeden Tan, "Buluntuları, Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan aldığımız yetkiyle müzemize getirdik ve koruma altına aldık. Kalıntılar burada arkeologlarımız tarafından temizlenerek incelenecek. Çalışmalar bittiğinde bakanlığımız uygun gördüğü takdirde bu eserleri müzemizde sergileyebiliriz" dedi.

Gaziantep 27 Gazetesi, 12.05.2007

BATMAN'DA KELEPÇELİ MEZAR

 

Batman’ın Sason İlçesi'nde taşları birbiriyle kelepçelenmiş mezar ortaya çıktı. Mezarın yaklaşık yüz yıllık olduğu belirtildi.

Sason İlçesi girişinde bulunan mezarlıkta bulunan mezarın depremlere karşı korunmak amacı ile böyle yapıldığı öğrenildi.

Sason Belediye Başkanı İrfan Arslan yaptığı açıklamada “İlçemiz halen deprem riski yaşayan bir ilçedir. Yıllar öncesinden halkımız mezar taşlarının göçmemesi için böyle bir yola başvurmuşlardır." dedi.
Haber Diyarbakır, 11.05.2007

EMRUL GAZİ TÜRBESİ RESTORE EDİLİYOR

 

Vakıflar Genel Müdürlüğü vasıtasıyla ödenek ayrılan Konya’nın Emirgazi İlçesi'ndeki Emrul Gazi Türbesi, Emirgazi Kaymakamı Mustafa Fırat Taşolar’ın talimatları doğrultusunda restore ediliyor.

 

Çevre düzenlemesi için çalışmaların devam ettiğini belirten Emirgazi Özel İdare Müdürü Hikmet Güneş “Çevre düzenlemesiyle beraber türbenin restoresi çok yakında tamamlanacaktır. Bu arada türbe çevresinde bulunan 5 adet kimin olduğu henüz belli olmayan mezarlar var, Belediyemizin de yardımlarıyla mezarların kime ait olduğunun tespiti yapılacak, eğer bulunamaz ise Emirgazi İlçemizdeki şehitlerimiz için buraya anırt mezarlar yapılacaktır” dedi.

Konya Hakimiyet, 11.05.2007

ABACIOĞLU HAN'IN ONARIMI TAMAMLANDI

 

İzmir'de, Kemeraltı Çarşısı'ndaki tarihi Abacıoğlu Hanı'nda Konak Belediyesi ve esnaf işbirliği yürütülen onarım çalışmalar tamamlandı. Han, baştan sona yenilendi. Binadaki yeni işyerleri, önümüzdeki gnülerde hizmet vermeye başlayacak. Yenileme çalışmaları sırasında hana çiçekler dikildi, dış cephe boyaları tamamlandı. Binaların gölgelikleri aslına uygun olarak yerleştirildi ve tarihi Abacıoğlu Han, 18. yüzyıl başlarındaki görünümüne kavuşturuldu. Önümüzdeki günlerde çeşitli işyerlerinin hizmet sunmaya başlamasıyla birlikte han nefes almaya başlayacak. Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ, handa, kafeterya, internet kafe ve ocakbaşı restoran da olacağını bildirdi.

Yeni Asır, 11.05.2007

RİZE'DEKİ PİLEKİ MAĞARASI TURİZME KAZANDIRILACAK

 

Rize'nin İyidere İlçesi Çiftlik Köyü'nde bulunan ve eskiden mısır ekmeğinin yapımında kullanılan pileki taşının çıkarıldığı, insanlar tarafından oyularak oluşturulan mağaranın turizme kazandırılması için çalışma başlatıldı.

 

Rize Valisi Kasım Esen, Garnizon Komutanı Albay Erol Çelik, İyidere Kaymakamı Bülent Uygun, Belediye Başkanı Ahmet Mete, Kültür ve Turizm Müdürü İsmail Hocaoğlu ile birlikte mağarayı gezerek incelemelerde bulundu.

 

Rize'de turizmi geliştirmek için arayış içinde olduklarını ifade eden Esen, ''Rize'de çayın dışında halkın gelir kaynağı olabilecek konularda arayış içindeyiz. Bu konulardan birisi de turizmdir. Bu nedenle Pileki Mağarası'nın turizme kazandırılmasına önem veriyoruz'' dedi.

 

Pileki Mağarası'nın Türkiye'de ender görülen yapay mağaralardan biri olduğunu dile getiren Esen, şunları söyledi: ''Bu mağara bölge halkı tarafından pileki taşı çıkartılmak için yüzyıllar boyunca oyulmuştur. Bugün yaklaşık bir buçuk kilometre kadar uzunluğa ulaşan mağaradan 30-40 yıl öncesine kadar taş çıkartılıyordu. Fakat teknolojinin gelişmesi ve alışkanlıkların değişmesi nedeniyle artık buradan taş çıkartılmıyor. Uzun yıllardır kullanılmaması nedeniyle de mağaranın içi toprak doldu. Bu toprağın çıkartılıp mağaranın turizme kazandırılması için çalışacağız.''

Turizm Gazetesi, 11.05.2007

SULTAN REŞAD'IN TÖREN KILICI AÇIK ARTTIRMAYA ÇIKIYOR

 

Türkiye'nin en eski müzayede şirketi Portakal Sanat ve Kültürevi, Vahdeddin'in mühründen sonra Osmanlı padişahları Sultan V. Mehmed Reşat'ın tören kılıcını da satışa çıkarıyor. 14 ayar altın ve 900 ayar gümüşten yapılan kılıç, teklif usulüyle satılacak.

 

Bahar müzayedesinde dünyada 3 tane bulunan biri Topkapı Sarayı, diğeri Londra'daki British Library'de yer alan Türkçe yazılmış Acaibü'l Mahlukat adlı Osmanlı atlası da 550 bin YTL açılış fiyatıyla açık artırmaya çıkarılıyor. 145 tane minyatürle anlatımın güçlendirildiği coğrafya ve seyahat kitabı olan Acaibü'l Mahlukat 16'ncı yüzyıldan kalma.

 

Portakal Sanat ve Kültür Evi, bahar müzayedesini 20 Mayıs'ta Conrad Otel'de gerçekleştirecek.

 

Vahdeddin mührünün devlet tarafından sahibine iade edildiğini belirten Raffi Portakal, Sultan Reşad'ın kılıcıyla ilgili benzer bir sorunun ise çıkmayacağını belirterek, "Bu kılıç devlet malı sınıfına girmiyor" dedi.

Sabah, Haber: Bülent İpek, 11.05.2007

AYDIN MÜZE MÜDÜRÜ YENER, UŞAK MÜZE MÜDÜRLÜĞÜ'NE ATANDI

 

Aydın Müze Müdürlüğü görevini 12 yıldır yürüten Emin Yener, Karun Hazinesi'nin en değerli parçalarından olan ''Kanatlı Deniz Atı Broşu''nun sahtesiyle değiştirilmesiyle gündeme gelen Uşak Müze Müdürlüğü'ne atandı.


Yener, yaptığı açıklamada, Aydın'dan ayrılmanın burukluğunu yaşadığını belirterek, Aydın Müzesi'nin 12 yıl önceki haliyle bugünkü hali kıyaslandığında büyük bir yol kat edildiğini, modern bir müze düzeyine geldiklerini söyledi. Uşak Müzesi'ne temmuz ayına kadar hizmet verip emekli olmayı düşündüğünü bildiren Yener, ''Aydın Müzesi'nde 12 yıldır görev yapıyorum. Artık buraya yerleştim. Bu yaştan sonra başka bir şehirde yeni bir hayat ve yeni bir müze düzeni kurmak benim için zor olur. Uşak Müzesi'ne birkaç ay hizmet verip emekliliğimi isteyeceğim'' dedi.


Uşak Müzesi'ne tayin edilmesinin kendisi için terfi olup olmadığı konusunda bir fikrinin bulunmadığını ifade eden Yener, şunları kaydetti: ''Aydın Müzesi'ndeki çalışmalarımın dışında Yörük Ali Efe Müzesi'nin kurulmasında katkılarım oldu. Tayinimin Uşak'a çıkmasında bu müzedeki çalışmalarımın Yörük Ali Efe'nin öz torunu Uşak Valisi Kayhan Kavas tarafından beğenilmesinin ve Uşak Müzesi'nde meydana gelen hırsızlık olayının etkisinin olduğunu tahmin ediyorum.''

Uşak Müzesi'ne tayin edilmesinin kendisi için emekliliğinin yaklaşması nedeniyle geç bir karar olduğunu vurgulayan Yener, şöyle devam etti: ''Uşak Müzesi'ne tayinim bundan bir kaç yıl önce olsaydı seve seve giderdim. Müzecilik uzun soluklu bir çalışma düzeni isteyen bir iş. Uşak'ta yeni bir müze düzeni kurmak istesem bu benim en ez 3 yılımı alır. Şüphesiz bir müzecinin başına gelebilecek en zor durum müzesinde hırsızlık olmasıdır. Uşak'ta göreve başladığımda güvenlik başta olmak üzere acil yapılması gereken işlere öncelik vermeyi düşünüyorum.''

Aydın Müzesi'nin bahçesinde beslediği tavus kuşlarını Uşak Müzesi'ne götürmeyeceğini belirten Yener, ''Tavus kuşları artık Aydın Müzesi ile özdeşleşti. Onun için burada kalmalarını istiyorum. Marmaris Müzesi'nden Aydın'a tayinim çıktığında bir çift getirmiştim. Müze bahçesi müsait olduğu için zamanla çoğaldılar. Kuşlar çocukların ilgisini çektiği için müzenin cazibesini artırdı. Bu yüzden 12 yıldır beslemeye devam ediyorum'' dedi.

Uşak Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen Karun Hazineleri'nin en önemli parçaları arasında kabul edilen 'Kanatlı Deniz Atı Broşu'nun orijinalinin sahtesiyle değiştirildiği yönündeki ihbar mektubu üzerine başlatılan operasyonda, dönemin Müze Müdürü Kazım Akbıyıkoğlu'nun da aralarında bulunduğu 10 kişi gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınanlardan 8'i tutuklanırken 2 kişi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Daha sonra yapılan duruşmalarda 4 sanık daha tutuksuz yargılanmak üzere serbest kalmıştı.

Aydın Denge, 11.05.2007

"SOYULAN MÜZEYE ALARM SİSTEMİ KURDURAMADIM"

 

Didim’deki Milet Müzesi’nin emekli müdürü Ahmet Semih Tulay’ın, ’Eski Eser Yağması’ adlı kitabı piyasaya çıktı.

Kitabında eski eser hırsızlığını, müzelerde yaşanan soygunları, ihmalleri, dolandırıcılığı kaleme alan Tulay, başta Kültür ve Turizm Bakanlığı olmak üzere devlet kademelerindeki bürokrasi ve vurdumduymazlığa dikkat çekti, acı gerçeklerden ders alınmasını istedi.

Yaklaşık 30 yıllık meslek yaşamı boyunca mücadele verdiğini ve başarılı olmaya çalıştığını, ancak yetersiz kaldığını anlatan Tulay, emekli olunca müzelerdeki ihmalleri kaleme alarak tarih yağmasına dur denilmesi için çaba harcadığını belirtti.

Müze soygunları, eski eser kaçakçılığı, kaçak kazı, define avcılığı, sahtecilik ve kaçakçılıkta izlenilen yolların birbirlerinin kopyası olduğunu söyleyen Tulay, şu görüşleri savundu:
"Amacım eski eser kaçakçılığına dikkat çekmek, tarih yağmacılarının yasal boşlukları nasıl kullandıklarını, vatandaşlarımızın hayali define öyküleri ile nasıl aldatıldığını anlatabilmekti. Emekli olduktan sonra bunları kaleme almam kendimizi aklamaktan, zan altında kalmaktan çok yaşanan soygunlardan hala ders alınamayışına isyanımdır. Milet Müzesi’nin soyulmasının ardından bir dedektif gibi çalışarak iz sürdüm. Kaçakçılık sektöründe yer alanlarla, polis yardımıyla bağlantı kurdum. Sonuçta çalınan eserler İzmir Karşıyaka’da ele geçirildi. Beş kişi yakalandı."
Hürriyet Ege, Haber: Necati Maldar, 11.05.2007

SİVAS'TA TARİHİN ÖNE ÇIKARILMASI KANGAL AĞA KONAĞI İLE BAŞLADI

 

 

Sivas'ta tarihi eserlerin korunması amacıyla alınan kararlar uygulanmaya başladı. İlk olarak belediye ekipleri, Kangal Ağası Konağı'nın önünü kapatan işyerini istimlak ederek yıkımını gerçekleştirdi.

 

Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, tarihi eserlerin korunması amacıyla il genelinde bir çalışma başlattı. Bu kapsamda, konak, cami ve taş binalar çevresine sonradan yapılan yapıların yıkılması yönünde karar çıkarıldı. Belediye tarafından da desteklenen kararın ilk uygulaması bugün yapıldı.

 

Belediye Başkanlığı, tarihi Kangal Ağası Konağı'nın dibine yapılan fırının yerini istimlak ederek yıkılmasını sağladı. Konağın önünü kapatan işyeriyle ilgili yıkım kararı hayata geçirildi. Yıkım öncesi olay yerinde polis ve zabıta ekipleri geniş çaplı güvenlik tedbiri aldı. Konağın önünden geçen yol araç trafiğine kapatıldı.

 

ÇEDAŞ tarafından da işyerinin elektirik bağlantısı kesildi. Ardından belediye ekibi yıkıma geçti. Kepçe yardımıyla tek katlı işyeri 1 saat içinde yerle bir edildi. Yıkım sırasında direnişle karşılaşılmaması, polis, zabıta, çevre esnafı ve vatandaşlar tarafından memnuniyetle karşılandı. Yetkililer, benzer yıkım kararlarının, diğer tarihi eserler önünde de uygulanmaya devam edeceğini açıkladılar.

TürkiyeTurizm.com, 11.05.2007

CEZANNE'IN SULUBOYASI 25 MİLYON DOLARA GİTTİ

 

Fransız ressamı Paul Cezanne'ın suluboya tablosu 25,5 milyon dolara satıldı. New York'ta dün gece Sotheby's şirketince düzenlenen müzayedede, modern sanatın babası sayılan post-empresyonist sanatçının natürmort tablosunu satın alanın kimliği açıklanmadı. Aynı müzayedede, ayrıca Alman-Amerikan ressamı Lyonel Feininger'in bir tablosu 23,2 milyon dolara, Picasso'nun bir tablosu 15,1 milyon dolara, Matisse'nin bir tablosu da 14,7 milyon dolara satıldı. New York'taki modern sanat eserleri müzayedesi, hafta sonuna kadar sürecek.

Birgün, 10.05.2007

İNÖNÜ KONAĞI YAKIN ZAMANDA HİZMETE GİRECEK

 

İnönü Konağı en kısa süre içinde yeniden vatandaşlarımızın hizmete girecek.

 

Türkiye’nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün 1891-1897 yılları arasında Sivas’ta orta öğrenimini yaptığı dönemlerde oturduğu ev olan İnönü Konağı’nın önümüzdeki günlerden itibaren ev yemeklerinin yanı sıra çay bahçesi olarak hizmete açılacağı öğrenildi. İnönü Müzesi’nde tarihi değer taşıyan silah, bakır, küçük el sanatları, sikkeler, İnönü’nün fotoğrafları, evde kaldığı süre içinde kullandığı eşyalar, üç etek elbiseler ve el işlemeli etnografik eserlerin sergileneceği İnönü Konağı’nın iç kısmını vatandaşlar gezecek olurken, dış mekanda ise önümüzdeki günlerden itibaren Sivas’ın ev yemeklerinin yanı sıra çay bahçesi olarak da hizmet verecek.

Sivas Hürdoğan, Fotoğraf: Sivas Valiliği, 10.05.2007

TARİHİ EVLERİN ONURSAL BAŞKANI

 

Yıl 1965... Televizyon yok; tek kanal radyo yetmiyor; sanat etkinlikleri sadece basından duyurulabiliyor... İstanbul'daki bir "fotoğraf sergisi"ne ise ne gazetelerden ilgi var; ne dergilerden... Sergiyi açan Perihan Balcı'nın ısrarlarıyla galeriye gelen birkaç gazeteci, beton "apartmanlar" için durmadan yıkılan eski evlerin "zarafet ve insancıllıkları" karşısında şaşkındır. Yitirilenlerin sıradan binalar değil, "kültür zenginliği"miz olduğunu anımsatan sergiye sayfalar ayrılır.

İşte o günlerden bu yana yurtta ve dünyada 100'e yakın sergi açarak, geleneksel evlerimizin önemsenmesine eşsiz katkılar yapan Perihan Balcı, 1976'da kurduğu Türkiye Tarihi Evleri Koruma Derneği'nin artık "Onursal Başkan"ı. Görevi devralan Prof. Dr. Cengiz Eruzun, derneğin bu yıl 25.'sini düzenlediği Tarihi Türk Evleri Haftası'nın açılışında Balcı'ya "şükran plaketi"ni sundu. "Bu ödülleri hep siz başkalarına; şimdi de biz size takdim ediyoruz..." dediğinde, Balcı'nın yanıtı 30 yılın en kısa tanımlanmasıydı: "Bu, benim hayatımın plaketi..."

Derneğin doğuşu, Avrupa Konseyi'nin 25. yılı nedeniyle 1975'te ilan edilen "Avrupa Mimari Miras Yılı"na rastlıyor. Balcı'nın o yıl Güzel Sanatlar Akademisi'nde düzenlediği sergi, tarihi evlerin de anıtsal yapılar gibi kültür mirasımız olduğunu savunanları harekete geçiriyor.

Ardından Paris sergisinde ise gündem artık "örgütlenme"dir. Sivil mimari zenginliğimizi "fark eden"ler arasında "Europa Nostra" da (Avrupa Doğa ve Kültür Varlıklarını Koruma Birliği Uluslararası Federasyonu) vardır. Çalışmalarına Anadolu'yu da katmak için "kurumsal" üyelik gerektiğinden, Balcı'dan "dernek kurmasını" isterler.

Nitekim 1976'da çalışmalarına başlayan Tarihi Evleri Koruma Derneği, 1978'in Eylül ayında Europa Nostra üyeliğine kabul edilir; aralık ayında da Bakanlar Kurulu'nun "kamu yararına dernek" kararıyla "Türkiye" adını kullanma hakkını alır. Perihan Balcı, buna rağmen hemen hiçbir Kültür Bakanı'ndan "hak ettikleri" devlet yakınlığını bulamadıklarını belirtirken, derneğin Anadolu etkinliklerinde tarihi evlere "yerel sahiplenme"nin örneğini gösteren belediye başkanlarına ve valilere teşekkür ediyor.

Ahırkapı'daki, yine dernek tarafından 1980'lerin sonlarında restore edilmeye başlanan Hammamizade İsmail Dede Efendi Evi'nin yapımında, dönemin Eminönü Belediye Başkanı Tahir Aktaş'ın "engelleme"lerini ise "unutulmaz vefasızlıklar"ın ilk sırasında anlatıyor.

İşte böylesi bir emektarlıkla, çeyrek yüzyıldır her bahar farklı bir Anadolu kentinde gerçekleştirilen Tarihi Türk Evleri Haftaları'nın bu yılki ev sahibi Ürgüp'e bağlı Mustafapaşa. Ya da "eski" ama "eskimeyen" adıyla "Sinasos". Kapadokya'nın özgün yerleşme dokusunu yaşatmaya çalışan Mustafapaşa, özellikle sit alanlarına ait koruma planlamasındaki başarısıyla, 2005 yılında Tarihi Kentler Birliği'nin de ödülünü almıştı.

5-8 Mayıs 2007 günlerindeki "Sinasos buluşması"ndan önce 3 Mayıs'ta İstanbul'da yapılan toplantıda, ödüllü planın müellifi mimar Baran İdil dedi ki: "Tarihi kent dokusunun ve yerel mimarlık sanatının korunması, yasal görevden önce toplumsal bir kültür olmalı. Oysa ülkemizde kültür ve sanat, yaşamın bir parçası değil; boş zamanlarda akla gelebilecek keyif verici uğraşlar arasında sayılıyor..."

Nitekim geleneksel evlerin yine "ev" olarak yaşatılmaları yerine, ille de "turistik" amaçlarla kullanılmaları da "konut"un artık hep "apartman dairesi"yle özdeşleşmesine katkıda bulunuyor. Her yerde "2+1", "3+1" lere bağımlı kılınan bir toplum, yılların "veranda"larını, "sofa"larını, "eyvan"larını çoktan unutarak, kimlikli yaşamak yerine "tekdüzeliğin yeknesaklığı"na tutsak oluyor.

Buna karşın, Baran İdil'in "mimari duyarlılıklar"la tasarlanmış koruma planlaması ise eski evlerde "çağdaş sivil yaşam"ı özendirmenin yanı sıra yeni gelişme alanlarında da "kişiliksiz siteler" ve "devasa bloklar" yerine, "sokaklarıyla birlikte tasarlanacak evler" öngörüyor.

Benzer anlayışın Alev Alatlı'nın öncü çabalarıyla kurulan Kapadokya Meslek Yüksekokulu için de gözetilmesi heyecan verici.

Kurucuları arasında İlber Ortaylı'nın da bulunduğu okul, kent dışında "kışla" şeklinde değil, asıl amaç olan "halk üniversitesi" ilkesine de uygun olarak, geleneksel mekanlarda "mahalle kampusu" şeklinde gerçekleşiyor. Bu amaçla Mustafapaşa'daki "Mehmed Şakir Paşa Medresesi", Sinasos Oteli olarak bilinen konak ve "Cansever Konağı", Ürgüp'deki "Güzelgöz Evi" ile Avanos'taki "Nuri Bey Konağı" okulun kullanımına verilmiş.

Bu mekanlarda "kentle bütünleşen" bir eğitim yaratılacağını belirten okul temsilcisi mimar Fatih Kesgün, tarihi yapılarda çağdaş fikirlerle yetişecek gençlerimizle yarına daha güvenle bakacağımızı müjdeliyor. O gün, Kapadokya'daki Hıristiyan sanatını Doç. Dr. Sacit Pekak, 1980'lerde başlanan bölge planlaması serüvenini Prof. Dr. Yüksel Dinçer, yöresel konutları da Yrd. Doç. Dr. Gülsün Tanyeli anlattı.

Bütün bunları da mutlu bir "önder" olarak dinleyen Perihan Balcı'ya daha nice üretken ve sağlıklı yıllar diliyoruz.

Cumhuriyet, Yazı: Oktay Ekinci, 10.05.2007

"CUMHURİYETİN KÜLTÜR VE SANAT DEVRİMİ SÜRDÜRÜLMELİDİR"

 

Kültür ve Turizm Bakanı'nın İstanbul'daki Atatürk Kültür Merkezi'ni yıkıp yerine daha iyisini yapacaklarını her söyleyişinde ben mimar Özgür Ecevit 'i düşünüyor, onun bu konudaki görüşünü öğrenmek istiyordum. Çünkü bir opera, bir tiyatro, bir de kongre yapısından oluşan Ankara Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi için açılan yarışmayı kazanan mimardı Özgür Ecevit. Ve eşi mimar Azize Ecevit 'le birlikte hazırladıkları proje 2001'den beri ihaleye çıkarılmayı beklerken, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı, yeri yasayla ayrılan projeyi iptal ettirmeye uğraşıyorlardı.

Sonunda, Sanat Fuarı için Ankara'ya gittiğimde, gazetemizin Ankara ekinin yazarı ve ÇAĞSAV Başkanı Şefik Kahramankaptan 'ın aracılığıyla bu söyleşiyi yaptım. Şefik Bey neden görüşmek istediğimi söylediği için, Sayın Ecevit bir de dosya hazırlamıştı. İlk sorum şu oldu:

Sizinle hem bekleyen projeniz, hem de İstanbul AKM'nin yıkılması konusunda konuşalım istiyorum. Ama önce Ankara Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi projenizin öyküsünü en baştan anlatır mısınız?
Özgür Ecevit -
Büyük Atatürk bir toplumun değişmesinin göstergesinin sanat olduğunu kavramış ender liderlerden biridir. 1923 - 1938 arasındaki 15 yılda ülkemizde sanat konusunda inanılmaz gelişmeler gerçekleştirilmiştir. 1937'de Atatürk'ün emriyle tanınmış Alman mimarı Bruno Taut 'a Ankara için 1500 kişilik bir opera projesi çizdirildiğini biliyoruz. Ancak, Atatürk'ün ölümünden sonra bu proje rafa kaldırılmış ve bugüne kadar başka amaçlı yapılarda sanat yapılmaya çalışılmıştır. Bunun iki istisnası, yapımı çeyrek yüzyılı bulmuş da olsa, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi ile Ankara'daki Türk Ocağı (Resim Heykel Müzesi) salonudur. Atatürk zamanında yapılmış, ' Özsoy' orada oynanmıştır.

1980'de çıkarılan 2302 sayılı, Ankara'da Atatürk Kültür Merkezi kurulması hakkındaki yasa Atatürk'ün kültür ve sanat devriminin devamı sayılabilecek tek yasadır. Bu yasa cumhurbaşkanı başkanlığındaki bir milli komite tarafından yürütülecekti. 1995'te yasa gereği Ankara Kongre ve Kültür Merkezi yarışması açıldı, bu yarışmaya katılan 46 proje arasından bizim projemiz birinci ödüle değer görüldü. Ardından, uluslararası bir ekiple yürütülen uygulama ve ayrıntı projeleri de 1998'de başlanıp 2001'de bitirildi. Örneğin, akustik danışmanlığını Sydney Operası'nın akustik danışmanı Mr. Jordan , teknik danışmanlığını ise Finlandiya Milli Operası'nı gerçekleştiren ekip yapmıştı.

Peki, Sayın Ecevit, böyle yarışma kazanmış, uzmanlarca hazırlanmış bir proje hazırken ve Ankara'nın gerçek bir opera yapısına gereksinimi de açıkken, yapım çalışmaları neden başlatılmıyor sizce?
Önce, 2001 krizi ve iktidar değişimi nedeniyle ihale yapılamadı. Sonra da, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Büyükşehir Belediyesi bu projeyi iptal ettirmek için büyük çabalar harcadılar, çeşitli alternatif projeler ürettiler. Son olarak da, Genelkurmay Başkanlığı ile bir protokol imzalayarak hipodrom alanında Türk Tarih ve Kültür Parkı yapılması için ön proje yaptırdılar. Bu parkta Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Orta Asya'dan bugüne kadar tarihi ile Kurtuluş Savaşı'nın temsil edilmesi planlanmakta. Bu parkın yapım maliyeti olan 150 milyon doların Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Kültür Bakanlığı'nca, projenin Milli Komite'ce onaylanmasının ise Genelkurmay Başkanlığı'nca sağlanması kararlaştırılmış durumda. Son Milli Komite toplantısında Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 'in ısrarı üzerine Ankara Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi'nin yasayla belirlenen yerinde yapılmasına, içinde Atatürk Müzesi ile sergi ve eğitim salonları olan AKM yapısının yıkılmasına karar verildi. Özetle, Ankara Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi'nin geleceği de yeni cumhurbaşkanına bağlı.

İstanbul AKM konusunda ne düşünüyorsunuz? Bir mimar olarak, AKM'yi nasıl değerlendiriyorsunuz, önce onu öğrenmek isterdim. Örneğin, mimari değeri ve özelliği konusunda herkes başka bir şey söylüyor. Bu konuda sizin görüşünüz nedir?
İstanbul AKM ülkemizde opera olarak projelendirilen ve uluslararası ölçütlere uygun sahnesi olan tek yapıdır. Bu yapının yıkılmasıyla ülkemizdeki tek gerçek opera binası yok edilmiş olacaktır. Bu yapının uluslararası teknik literatürde yeri vardır ve Sayın Hayati Tabanlıoğlu 'nun gerçekleştirdiği, mimari nitelikleri yüksek, ama bakımsız bırakılmış bir yapıdır. Yıkılmasını anlamak olası değildir. Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmış ülkelerde, operalar, temeline kadar yansa bile yeniden aynen yapılmaktadır. Örnek; Venedik La Fenice Operası, Milano La Scala. Bolşoy Operası da İstanbul AKM'den çok daha yıpranmış olmasına rağmen, 250 milyon dolar harcanarak aynen yenilenmesi için projeler yapılmaktadır. Özetle, AKM'nin yıkılması yerine, yenilenmesi ve teknik donanımının son teknolojiye uygun olarak değiştirilmesi yeterlidir. Ayrıca, Kültür Bakanlığı'nın bütçesi uygunsa İstanbul için ikinci bir opera yapısının planlanması zamanı gelmiştir. Dünyadaki bütün gerçek kültür başkentlerinde birden çok opera yapısı bulunmaktadır.

Diyelim ki, Kültür ve Turizm Bakanlığı kimseyi dinlemedi, inadını sürdürdü. Yıkılıp yeniden yapılması, en hızlı ne kadar sürebilir? İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin başka salonu yok. Tiyatro da bir anlamda salonsuz kalacak. Çünkü, AKM'de büyük salonun dışında, oda tiyatrosu ve Aziz Nesin Sahnesi de var. Taksim Sahnesi'nin olduğu yapı da gitti gidiyor.
AKM'nin bugünkü haline getirilmesi 25 yıl sürmüştür. Ankara Kongre ve Kültür Merkezi'nin yarışmasını 1995'te kazandık. Geçen 12 yılda henüz temeli bile atılmadı. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: Ankara AKM opera bale bölümünün inşaat keşfi 80 milyon dolar olmasına rağmen, Kültür Bakanlığı (ödenek yokluğu nedeniyle) bu yapıya başlayamazken, çok daha masraflı olan İstanbul AKM yapısını nasıl yaptıracaktır? Veya yaptıracak mıdır?

Kimileri de, Kültür Bakanlığı AKM'yi yıkıp yeniden yapacaksa, önce projesini kamuoyuna sunması; bir de Devlet Opera, Bale ve Tiyatrosu'nun gösterilerini nerede sürdüreceğini söylemesi gerekmez mi, diyor...
Kanımca, bu sorunun kesinlikle sorulmaması gerekir, çünkü AKM gibi bir kültür merkezinin yıkılması çağdaş uygarlık düzeyinde bir ülkede düşünülmemelidir bile. Olanı yıkmak değil, İstanbul'a ikinci bir opera yapısının yapılması için proje hazırlanması çok yerinde olacaktır. İstanbul ve Ankara AKM gibi kültür yapıları konusunda karar vermeden önce, Atatürk aramızda olsa nasıl karar verirdi sorusunu kendimize sormamız en doğru yoldur. Büyük Atatürk'ün başlattığı kültür ve sanat devrimi sürdürülmelidir. Bunun, ülkemizin ilerlemesi için vazgeçilmez olduğu anlaşılmalıdır. Özetle, Cumhuriyet kültürünün değerlerine sahip çıkmamız gerekir.

Yarışmalarla var olan mimarlık bürosu
Özgür Ecevit, Münih Teknik Üniversitesi'nde mimarlık okudu. Öğrencilik yıllarında Hamburg ve Mannheim operalarının mimarı Prof. Gerhardt Weber 'in atölyesinde çalıştı. 1965'te Dipl. Ing. unvanıyla üniversiteyi bitirdi. Viyana'da mimar, Türkiye'de öğretim görevlisi, Münih'te mimarlık bürosu şefi olarak çalıştıktan sonra, 1978'de Ankara'da kendi bürosunu kurdu. Bugüne kadar gerçekleştirdiği işlerin büyük bölümünü yarışmayla aldı. Birincilik ödülü kazandığı ve uygulanan işlerinin başlıcaları TC Devlet Mezarlığı, ASKİ Genel Müdürlük Kompleksi, Batıkent Kent Merkezi Konutları, Yapı Kredi ­ Koray Demetkent Sitesi'dir. Devlet Tiyatroları Akün Sahnesi son işlerinden biridir. Eşi Mimar Azize Ecevit ile birlikte kazandıkları ve ülkemizde yarışmaya çıkarılan en büyük (120.000 m2) projelerden biri olan Ankara Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi projesi ise 2001'den beri kültür ve sanata değer veren bir yönetimin ilgisini bekliyor.

Cumhuriyet, Haber: Egemen Berköz, 10.05.2007

TARİHİ ESER KAÇAKÇISINA SUÇÜSTÜ

 

Bilecik'in Osmaneli İlçesi'nde, çeşitli dönemlere ait gümüş ve bronz sikkeleri satmaya çalıştığı iddia edilen kişi yakalandı.

Selimiye Köyü'nde kaçak kazı sonucu elde ettiği çeşitli dönemlere ait 2 bin 518 gümüş ve bronz sikkeyi satmak isteyen bir kişi olduğu yönünde ihbar alan jandarma ekipleri, şüpheli A.K. ile alıcı gibi davranarak irtibata geçti.

Buluşma yeri olan köyde önceden önlem alan jandarma ekipleri, A.K'yı sikkeleri satmak isterken suçüstü yakaladı. Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.
Bilecik Kent Haber, 10.05.2007

KARAR ÇIKTI; AKM YIKILIYOR

 

Atatürk Kültür Merkezi'nin yıkılarak, yerine yenisinin yapılmasını öngören İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Kanunu Tasarısı, TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda kabul edildi.





Tasarıya göre, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Projesi kapsamında, İstanbul'u 2010 yılı ''Avrupa Kültür Başkenti'' olarak hazırlamak, 2010 yılında yapılacak etkinlikleri planlamak, yönetmek, kamu kurum ve kuruluşlarının bu amaçla yapacakları çalışmalarda koordinasyonu sağlamak üzere, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı kurulacak.

İstanbul'da kurulacak Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, özel hukuk hükümlerine tabi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ilişkili, tüzel kişiliğe sahip olacak. Ajans, Koordinasyon Kurulu, Danışma Kurulu, Yürütme Kurulu ve Genel Sekreterlikten oluşacak. 

Beyoğlu İçesi'nde bulunan Atatürk Kültür Merkezi yıkılarak, yerine İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından, diğer belediye ve Hazine arazilerinden oluşacak alanlar katılarak, yeni bir Atatürk Kültür Merkezi binası yapılacak.

Yine İstanbul'un Eyüp ilçesindeki Rami Kışlası, İstanbul Kütüphanesi olarak düzenlenecek.

Projeyle ilgili harcamalar, ulusal bir banka nezdinde açılan özel hesaptan karşılanacak. Özel hesabın gelirleri; İstanbul İl Özel İdaresinin ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 2008, 2009 ve 2010 bütçelerine her yıl bu amaçla konulacak ödenek ile İstanbul Ticaret Odası ve İstanbul Sanayi Odası tarafından 2008, 2009 ve 2010 yıllarında aktarılacak tutarlardan oluşacak.

Ayrıca yurtiçi ve yurtdışından sağlanacak yardım ve bağışlar dışında, sponsorluklarla, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti logo ve isim hakkının kullanımından da gelir elde edilecek.

Projeyle ilgili haber nitelikli yayınlar hariç, her türlü görüntülü veya sesli yayın, reklam, pazar ve pazarlama hizmetleri ile ''İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti'' isminin ve logosunun, reklam, ticaret, propaganda ve benzeri amaçlarla kullanılması, Yürütme Kurulu'nun iznine tabi tutulacak.

Mal ve hizmet alımları ile yapım işleri, satım, kira ve her türlü işlemlerde Devlet İhale Kanunu, Kamu İhale Kanunu ile Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu hükümleri uygulanmayacak.

CHP İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek, tasarının Atatürk Kültür Merkezi'nin yıkılmasını öngören maddesinin çıkarılması için önerge verdi. Önergenin reddedilmesinden sonra konuya ilişkin bilgi veren Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Atatürk Kültür Merkezi'nin (AKM) bütün elektrik, soğutma, ısıtma ve ışık sistemlerinin iflas ettiğini bildirdi.

Koç, Sakarya Üniversitesi İnşaat Fakültesi'nin incelemelerine göre, AKM binasının yıkılma riski taşıdığını bildirerek, ''Bina, statik ve deprem açısından yüzde 40 risk taşıyor. Deprem Konseyi kararlarına göre, bu durumdaki binaların yıkılması gerekiyor'' dedi. Bakan Koç, AKM'nin yenilenmesi için 150 milyon YTL'ye ihtiyaç duyulduğunu ifade ederek, İstanbul'un, yeni bir kültür merkezine ihtiyaç duyduğunu söyledi.

CHP İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek, kurulan ajansın Kamu İhale ve Kamu Mali Kontrol kanunlarından muaf tutulmasını eleştirerek, bu düzenlemeden vazgeçilmesini istedi.

Bakan Koç, Ajansın Sayıştay denetiminde olacağını ifade ederek, düzenlemeye karşı çıktı.

Daha sonra yapılan oylamada, tasarı kabul edildi.

CHP'li Şimşek, Komisyon salonundan ayrılırken, AKP Erzurum Milletvekili Ömer Özyılmaz, ''Siz devleti tanımıyorsunuz'' diye laf attı. Bu söze tepki gösteren Şimşek, ''Saygısızlık etmeyin, haddinizi bilin. Biz kimin devleti tanıyıp, kimin hançerlediğini iyi biliriz'' dedi.

Vatan, 10.05.2007

ADIYAMAN KALESİ'NİN ETRAFINDAKİ EVLERİN YIKIMINA BAŞLANDI

 

Adıyaman Belediyesi'nin Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında ele aldığı proje çerçevesinde kale etrafındaki evlerin yıkımına başlandı. Şu ana kadar kale etrafındaki evlerin büyük bir bölümünün istimlak işleri tamamlandı ve birçok hak sahibine Başbakanlık Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından verilen evlerin anahtarları sahiplerine teslim edildi.

 

Adıyaman kamuoyunun büyük bir beklentisi olan Kale Projesi'ne resmen start verilmiş oldu. Fen İşleri Müdürlüğü'nün yürüteceği yıkım işleminde öncelikli olarak TOKİ konutlarından anahtarları verilmiş olan hak sahiplerinin evleri yıkılacak. Bu çerçevede yıkım işlemleri etap etap sürdürülecek.

Belediye Başkanı Necip Büyükaslan, tarihi Kale Projesi'nde önemli bir sürece girdiklerini belirterek, "Daha önce başlatmış olduğumuz istimlak işlemleri çerçevesinde birçok vatandaşımızın TOKİ'den evlerini teslim ettik. Kalan evler içinde çalışmalarımız sürüyor. Amacımız en kısa sürede buradaki alt yapı çalışmalarını tamamlayıp proje uygulamasına başlamak. Bu çerçevede kalede yıkım işlemlerine resmen başladık. Yıkım işlemleri belirli bir program dahilinde devam edecek. Kale Projesi tüm Adıyaman kamuoyunun beklentisiydi. Böyle bir beklentinin karşılanması noktasında yaptığımız bu çalışmadan büyük bir mutluluk duyuyoruz. Yıkım işlemlerini de tamamladıktan sonra en kısa sürede proje uygulamasına başlayacağız. Bu projeyle inşallah bir ilke daha imza atacağız" diye konuştu.

Adıyaman Haber, 10.05.2007

TROIA ANTİK KENTİ'NDE KAÇAK REHBER İDDİASI

 

Türkiye'nin en önemli tarihi ve turistik mekanları arasında yer alan Troia Antik Kenti'nde denetimlerin yetersiz olduğu ve bölgede kaçak rehber sorununun yaşandığı iddia edildi.

 

Çanakkale Profesyonel Rehberler Derneği (ÇARED) Başkanı Sevil Demir, Troia Antik Kenti'ndeki denetim yetersizliğini fırsat bilenlerin, ülke turizmini olumsuz yönde etkilediğini savundu.Troia Antik Kenti'nin girişine, ziyaretçileri uyarmak amacıyla, üzerinde ''tur rehberiniz kokartlı mı?'' yazan bir tabela astıklarını anlatan Demir, ancak bir süre sonra bu tabelanın kaldırıldığını belirtti. Troia Antik Kenti'ndeki kaçak rehberlerin, turlarla birlikte alana girdiklerini, birçoğunun tarihi mekanları göstermeyerek yalnızca Troia Atı'nı göstermekle yetindiğini ifade eden Demir, bu hizmetin ülke turizmine hiçbir şey kazandırmadığını savundu. 

 

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı'nda alan kılavuzluğu yapan bazı kişilerin de tur kapsamında Troia Antik Kenti'ni gezdirdiğini belirten Demir, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Troia Antik Kenti'ndeki denetim yetersizliğini fırsat bilenler, ülke turizmini olumsuz yönde etkiliyor. Birçoğu Troia'nın tarihini doğru şekilde anlatamıyor, ziyaretçilere doğru bilgiyi aktaramıyor. Çanakkale'deki profesyonel turist rehberleri de kaçak rehberler nedeniyle sıkıntı yaşıyor. Yerli kaçak rehberlerin yanı sıra yabancı kaçak rehberler de yabancı gruplara antik kenti gezdiriyor. Kültür ve Turizm Müdürlüğünce, Troia Antik Kenti'ndeki denetimlerin arttırılmasını, gezi alanına girerken, görevlilerin rehberlerin kokartlarını kontrol etmesini istiyoruz.''

 

Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdür Vekili Özcan Alarslan ise Kültür ve Turizm Bakanlığında görevli 5 kişilik heyetin Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı ile Truva Antik Kenti ve diğer ören yerlerinde denetimlerini sürdürdüğünü, bu denetimler sonunda kaçak rehberler konusunda bir rapor hazırlanacağını kaydetti.

Turizm Gazetesi, 10.05.2007

RESTORASYON BİTTİ, TARTIŞMASI SÜRÜYOR

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nce yaklaşık 5 yıl önce başlatılan ancak bazı üniversite ve sivil toplum kuruluşlarının eleştirilerine hedef olan Küçükayasofya Camii'nin restorasyon çalışmaları kısa bir süre önce tamamlanmasına rağmen projeye yönelik tartışmalar devam ediyor.

Projeyi hazırlayan restoratör Mehmet Alper, "Projeyi finanse eden belediye, bazı şeyleri kendi kafasına göre ve isteklerine göre yaptı" iddiasında bulundu.

Büyükşehir Belediyesi ise "Restorasyon çalışmalarında uzmanlardan izinsiz tek çivi bile çakılmadığını ve projenin harfiyen uygulandığını" bildirdi.

Yeni Şafak, 10.05.2007

TOPKAPI VE EFES'İ ROBOT REHBERLER ANLATACAK

 

Topkapı Sarayı ve Efes Ören Yeri'ni gezen turistlere bundan böyle son model teknolojik bir rehber eşlik edecek. Robot rehberler, eserlerle ilgili tanıtım bilgilerini Türkçe dışında, İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça, Japonca ve İspanyolca anlatacak.

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yeni projesi çerçevesinde, müze ve ören yerinde kurulacak sistemle turistlere müze girişlerinde birer kulaklık verilecek. Ziyaretçiler, önüne geldikleri her nesnenin özelliklerini kulaklıktan seçecekleri lisanla dinleyebilecek. Topkapı'da Harem ve Hazine bölümü dahil 100 eser, Efes'te de Yamaç Evleri dahil 40 eser 7 dilde anlatılacak. Böylece turistler, görünmez rehber robotlar eşliğinde gezilerini tamamlayacak. Bakanlık, söz konusu sistemi kuracak şirketi ihale yolu ile belirleyecek. Mevcut durumda müzelerde, eserin tarihini anlatan Türkçe ve İngilizce tabelalar bulunuyor. Ancak turistler buraları gezerken eserin tarihini okumaya vakit ayıramıyor. Rehberler de her eserin tarihini bilmiyor. Bu nedenle Topkapı ve Efes'e yerleştirilecek yeni sistem, turistlerin eserlerin tarihini öğrenmesi açısından büyük önem taşıyor.

Bakanlık yetkilileri, bu çalışmayla turistlerin vakit kaybetmeden eserlerin tarihini en doğru şekilde öğreneceklerini aktardı. Yetkililer, söz konusu sistemin kapsamının genişletilerek, ilerde diğer müzelerde de uygulanacağını bildirdi.

Zaman, Haber: Aslıhan Aydın, 10.05.2007

SEYİTÖMER'DE 5 BİN YILLIK TARİH GÜNYÜZÜNE ÇIKARILIYOR

 

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Arkeoloji Bölümü tarafından yürütülen tarihi höyükteki kazı çalışmaları, 5 bin yıllık geçmişe ışık tutuyor.

Seyitömer Linyit İşletmesi Müessese Müdürlüğü sınırları içinde yer alan Seyitömer Höyüğü'nün altındaki kömür rezervlerinin kullanılabilir duruma getirilmesi amacıyla gündeme gelen kazı çalışmaları, 5 bin yıllık tarihin bilinmeyen yönlerini de ortaya koyması bakımından son derece önemli görülüyor. İlk olarak 1989 yılında Eskişehir Müze Müdürlüğü, 1990 yılında Afyon Müze Müdürlüğü tarafından başlatılan ve 1989-1995 yılları arasında sürdürülen kazı çalışmalarında höyüğün ancak yüzde 10'luk kısmı kazılabilmişti. Seyitömer Höyüğü'nü kurtarma kazısı 11 yıl aradan sonra DPÜ Arkeoloji Bölümü tarafından yeniden başlatıldı. Kazı çalışmaları orta Anadolu'nun en güçlü beyliklerinin çıktığı dönem olarak bilinen İlk Tunç Çağı'na ait eserleri açığa çıkardı.

 

Kazı çalışmalarıyla ilgili bilgi veren DPÜ Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nejat Bilgen, yapılan kazılar sonucunda, höyüğün 5 bin yıllık bir geçmişe sahip olduğunu hatırlattı. Bütün kültür katmanlarında saptanan sur duvarları, maden atölyelerinin varlığı ve benzersiz bazı küçük buluntularla Seyitömer Höyüğü'nün Anadolu arkeolojisi içinde çok önemli bir yere sahip olduğunu kaydeden Prof. Dr. Bilgen, bu dönemde seramik üretim atölyelerinin varlığını gösteren seramik kalıpların bulunduğunu kaydetti.

Zaman, Haber: Cemil Türken, 10.05.2007

AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ İÇİN TÜSİAD'LA İŞBİRLİĞİ

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, dün Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği’nin (TÜSİAD) Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ’ı ziyaret ederek başkanlığa seçilmesini kutladı.

Topbaş ve Arzuhan Doğan Yalçındağ, 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul için neler yapabileceklerini de görüştüler. TÜSİAD’ın Tepebaşı’ndaki binasında yaklaşık bir saat süren görüşme sonrasında açıklama yapan Topbaş, TÜSİAD’ın Türk iş dünyasının önemli kuruluşlarından olduğunu belirterek "Yerel yönetimlerin sivil toplum örgütleriyle birlikte adım atmaları gerektiğini biliyoruz. 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul için de birlikte adımlar atabiliriz. Bunları da değerlendirdik" dedi. Topbaş’a ziyareti için teşekkür eden Yalçındağ, "Çalışmalarımız devam edecek. TÜSİAD olarak her türlü hizmete, işbirliğine hazırız. Birçok konuda fikir alışverişinde bulunduk" diye konuştu.

Hürriyet, Haber: Hasan Ay, 10.05.2007

KÜLTÜR EVİ'NE DÖNÜŞÜYOR

 

Diyarbakır Tanıtma Kültür ve Yardımlaşma Vakfı Yöneticisi Edip Sevgican, 800 yıllık tarihi geçmişi olan ve Diyarbakır’daki 6 köşkten biri olan Erdebil Köşkü’nü restore ederek turizme kazandırmak istediklerini söyledi.

 


Köşkün 2004 yılının haziran ayında Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce geçici tahsisle vakıfa verildiğini belirten Sevgican, yaklaşık 2 yıl önce başlanan restorasyon çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu bildirdi.

 

Dicle Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nce hazırlanan projenin Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nca onaylandığını ifade eden Sevgican şöyle dedi: ’’Restorasyon çalışmalarını gerçekleştirirken tarihi dokunun korunmasına özen gösteriyoruz. Unutulmaya yüz tutmuş ve zaman içinde değişime uğramış köşkün mimari yapısında düzenlemeler yaptık. Çevre düzenlemesi yapılacak. Yıkılan kısımları onarabilmek için Suriçi Belediyesi'nden Diyarbakır’a özgü bazalt taş talebimiz oldu. Köşkün bahçesindeki havuzu bazalt taşlarla döşedik. Atatürk’ün Diyarbakır’da kaldığı sürece konakladığı Gazi Köşkü, Erdebil Köşkü’nden esinlenerek yapılmış. 800 yıllık bir tarihe sahip. Biz bu mirasımıza sahip çıkarak bu yapıyı kültür evi olarak turizme kazandırmaya çalışıyoruz.’’

 

Köşkün konum itibariyle bütün Diyarbakır’ı kucakladığını kaydeden Sevgican, ’’Bir tarafta Ongözlü Köprü, önünde Dicle Nehri, karşısında Kırklar Dağı ve bütün ihtişamıyla tarihi Diyarbakır surları. Diyarbakır’da bu manzarayı görebileceğiniz ikinci bir yer daha yok’’ dedi. Projenin maliyetinin yaklaşık 350 bin YTL olduğunu kaydeden Sevgican, şöyle devam etti:

’’Vakıf olarak köşkün restorasyonuna finans sağlamak amacıyla İstanbul’da bir gece düzenledik. Eylül ayında açılışı yapılacak köşkün bakımı ve güvenliğinin sağlanması için gelire ihtiyacımız olacak. Köşkün içinde eski Diyarbakır evi görünümünde dizayn edilmiş odalar düzenlenecek. Turizm amaçlı gezi ve ziyaretlerin yanı sıra köşkün bahçesi halka açık kafeterya olarak düzenlenecek. Amacımız Diyarbakır’ın turizm potansiyelini tam olarak gün ışığına çıkarmaktır. Bu mekanla Diyarbakır’ın bir kültür varlığı daha turizme kazandırılmış olacak.’’

Diyarbakır Söz, 10.05.2007

RESTORASYON HAMLESİ

 

 

Vakıflar Genel Müdürlüğü, 2007 yılındaki 400 milyon YTL'lik bütçesinin yarısını 750 tarihi eserin onarılmasına ayırdı. Bursa'da Yeşil ve Şehadet Camileri ile çok sayıda han, hamam ve kale duvarları Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından restore edilecek. Vakıflar Bölge Müdürü Mürsel Sarı, vakıfların toplumun sosyal bünyesinde daima birleştirici ve kaynaştırıcı rol oynadığını, Osmanlı'da sadece insanlar için değil, çevre ve hayvanlar için de vakıf tesisleri meydana getirildiğini bildirdi.
24. Vakıf Haftası nedeniyle açıklamalarda bulunan Bölge Müdürü Mürsel Sarı, Bursa'da 44 eserin onarılması, 34 eserin de röleve, restitüsyon ve restorasyon projelerinin çizdirilmesinin 2007 yatırım programına alındığını kaydetti.

Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün 2007 yılı yatırım programında Bursa'da Yeşil ve Şehadet camileri, Demirtaşpaşa-Nilüfer Gölyazı hamamları ve Nilüfer Gölyazı Kalesi duvarının onarılmasının da bulunduğunu kaydeden Mürsel Sarı, "Bu eserlerin koruma kurullarından onayları alındı ve çalışmalara başlandı. 35 adet proje ile 6 adet onarım ihalesi yapılmıştır. Yatırım programında olan diğer onarımlarla ilgili yaklaşık maliyet ve ihale dosyası hazırlanması işlemleri devam etmektedir" şeklinde konuştu.


Sarı, hedeflerinin eski eserleri yeni yüzleriyle gelecek kuşaklara aktarmak ve tarih bilincini canlı tutmak olduğunu belirtti.

Bursa Hakimiyet, 09.05.2007

SADDAM'IN SARAYI'NDAN 15 BİN DOLAR DEĞERİNDE ESER ÇALDILAR

 

Saddam'ın Irak'taki tarihi eserlerini piyasaya sürmek üzere iken Adıyaman ve Adana Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı ortak çalışma sonucu 6 kişi ile birlikte eserler ele geçirildi.

 

Devrik Irak Lideri Saddam Hüseyin'in Sarayı'ndan hangi döneme ait olduğu henüz tespit edilmeyen 6 parça eser çalındı.

 

Adıyaman suç organizasyonlarına yönelik Kaçakçılık ve Mali Suçlar Birimi ekipleri yaptıkları istihbari çalışma sonucu, Adıyaman'ın Besni İlçesi'nde ikamet eden Ş.B. isimli bir şahsın asal olmayan işlerde aracı konumunda çalıştığı ve yapmış olduğu aracı işlerden yüzde karşılığı para aldığı, ayrıca şahsın tarihi eser kaçakçılığı yapan kişilerle irtibatlı ve Adıyaman'daki tarihi eserlerin yurt dışı ve yurt içinde satışlarında yardımcı olduğu yönünde bilgiler alındı. Daha sonra ise Ş.B ile diğer arkadaşları takibe alındı. Silopi'ye ulaşan Ş.B ve arkadaşları burada bir dizi pazarlıklar yaptı. Pazarlık neticesinde Irak Zabo'ya geçtiler. Burada gümrükten değişik parçalar halinde tarihi eserler alan şahıslar, yeniden Silopi'ye oradan da Gaziantep ve Adana illerine geldiler.

 

Adıyaman ve Adana ekiplerince takibe alınan şahıslara, Adana Otogarı karşısında operasyon düzenlendi. Operasyon sonunda Ş.B, AA., O.B , M.B ve İ.P isimli şahıslar yakalandı. Şahıslar ile birlikte 1 adet çift yüzlü bronz heykel, 1 adet gözyaşına benzer taştan şişe,1 adet sakallı erkek figürü olan yontma taş, 1 adet bronz oturur vaziyette heykelcik 1 adet pirinç adak plakası üzerinde erkek figürü 1 adet pirinç adak plaka üzerinde insan ile hayvan figürleri olan tarihi eserler ele geçirildi.

Adıyaman Haber, Haber: Yılmaz Çoban, 09.05.2007

SELÇUKLULARDAN KALMA TARİHİ YAPI BİLGİSAYARLARLA DONATILDI

 

Tokat'ta, Anadolu Selçukluları devrinde inşa edilen yapı, restorasyonun ardından bilgisayar ve internet destekli kütüphane olarak hizmete açıldı.

 

 

1291 yılında Halef bin Süleyman adına inşa edilerek Dar'ül-İlim yani "bilgi evi" olarak kullanılan bina, Halef Sultan Bilgievi olarak yeniden bilimin hizmetine sunuldu. Toprak altından gün yüzüne çıkarılarak onarılan tarihi bina için, 800 bin YTL harcandığı bildirildi.

 

Gülbahar Hatun Mahallesi Emniyet arkasında bulunan bina, Anadolu Selçuklu Sultanı 2. Mesud zamanında, 4. Rukneddin Kılıçarslan'ın kızı Hunat Hatun'un hizmetkarlarından Halef bin Süleyman adına, kubbeleri tuğla olarak, kesme ve moloz taştan inşa edilmiş. 1949 yılında Behzat Çayı'nın taşması sonucu büyük zarar gören bina, 1998 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restorasyonuna başlanılarak, 2005'te onarımı tamamlanmıştı. Toprak altından gün yüzüne çıkarılarak onarılan tarihi bina için, 800 bin YTL harcandığı bildirildi. Tokat Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından, Halef Sultan Vakıf ve Kültür Salonu adıyla, internet destekli olarak işletilecek kütüphaneden herkesin istifade edebileceği bildirildi.

Zaman, Haber: Ahmet Taş, 09.05.2007

TARİH YENİDEN CANLANIYOR

 

Gemlik'e bağlı Gürle Köyü'nde tarihi cami ve hamamın restorasyonu devam ediyor.

 

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından koruma programına alınan Orhan Bey Camii ve hamamı, restorasyon çalışmaları sonrası yeniden eski günlerine dönecek. 1362 yılında yapılan tarihi cami ve hamamın restorasyonu hızla devam ediyor. 1960 yılında köye yapılan yeni cami ile boş kalan Orhan Bey Camii ilgisizlik yüzünden yıkılmaya yüz tutmuştu. 1980 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tarihi eserler statüsüne alınan cami ve hamamın restorasyon çalışmaları 2006 yılında başladı. Hamam restorasyonunun büyük ölçüde tamamlandığı öğrenildi.

 

Orhan Bey Camii'nin minaresi ve sol köşe duvarı ilk günkü hali ile tam 645 yıldır ayakta duruyor. Restorasyon çalışmalarına Gürle Köyü sakinleri de maddi ve manevi destek veriyor. Yaklaşık 500 bin YTL'ye mal olacak restorasyon çalışmalarının bu yıl sonuna kadar bitirilmesi planlanıyor.

Bursa Hakimiyet, 09.05.2007

KIRŞEHİR'DE TARİHİ KONAKLAR İLGİ BEKLİYOR

 

Kırşehir'de tarihi konaklar ilgisizlik nedeniyle yıkılırken, Atatürk'ün kaldığı konak da tinercilerin mekanı haline geldi.

 

Kırşehir'de bulunan tarihi konaklardan Hacıbey Konağı, Ağalar Konağı ve Bekir Efendi Konağı, yetkililerin ve konak sahiplerinin ilgisizliği nedeniyle yıkılma tehlikesi yaşıyor. 1925 yılında Kırşehir Muhasebe Müdürü Hacı Bey tarafından Yenice Mahallesi'ne yaptırılan ve Büyük Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı yıllarında Kırşehir ziyareti sırasında konakladığı Hacıbey Konağı da tinercilerin mekanı haline geldi. Kamulaştırılarak Kültür ve Turizm Bakanlığı mülkiyetine geçen Hacıbey Konağı'nın yıkılmaya yüz tutması mahalle halkını oldukça üzerken, akşam saatlerinde konakta barınan tinercilerin büyük tehlike oluşturduğu ileri sürüldü.


1939 yılında Enver Akıncı tarafından Kayabaşı Mahallesi'ne yaptırılan Ağalar Konağı da, Cumhuriyet döneminin örnek yapılarından birisi olmasına rağmen yıkılmaya yüz tuttu. Yine, Kayabaşı Mahallesi'nde bulunan Bekir Efendi Konağı da mimarisiyle dikkat çekerken, burası da bakımsızlık nedeniyle yıkılmaya başladı. Cumhuriyet dönemine ait konaklara sahip çıkılmaması mahalle halkı tarafından tepkiyle karşılanırken, yetkililerin tarihi konaklara sahip çıkması istenildi.

Turizm Gazetesi, Fotoğraf: Kırşehir Defterdarlığı, 09.05.2007



Hacıbey Konağı

HARPUT KALESİ KAMERAYLA İZLENİYOR

 

Elazığ'ın en eski yerleşim yeri olan Harput kameralarla izleniyor. Kültür ve Turizm Müdürü Tahsin Öztürk, 4 kamera kalede olmak üzere Harput'un 17 kamera ile izlendiğini belirtti.

4 kameradan oluşan sistemle Harput Kalesi ve içindeki kazı alanının izlendiğini anlatan Tahsin Öztürk, "Çok sayıda uygarlığın yaşandığı ve döneminde yoğun bir sosyal hayata ev sahipliği yapan Harput'ta birçok tarihi ve kültürel değer bulunmakta. Bunların da geçmişimizi geleceğe taşıma adına korunması büyük önem arzetmektedir." dedi. Harput'un büyük değer taşıyan tarihi mekanları dolayısıyla kötü niyetli kişilerin hedefi olduğuna işaret eden Öztürk, buraların korunması için bir dizi çalışma yaptıklarını belirtti.

 

Öztürk, şöyle dedi: "Harput Kalesi 4 kameradan oluşan sistemle 24 saat izleniyor. Bu da art niyetli kişiler için bir caydırıcılık özelliği taşıyor. Gece ve gündüz görüş özelliğine sahip sistem, jandarma tarafından takip ediliyor." Öztürk, geleceğe Elazığ tarihi adına bırakılacak en önemli tarihi miraslardan biri olan Harput Kalesi'nin korunması adına kale girişine bir de kapı yapılması yönünde proje hazırladıklarını sözlerine ekledi.

Zaman, 09.05.2007

İSHAK PAŞA SARAYI YENİLENİYOR

 

İshak Paşa Sarayı'nın üzerinin, cam çatı ile kaplanacağı bildirildi.

 

Kaymakam Cemalettin Demircioğlu, sarayın güvenli ve temiz kalması için çalışıldığını söyledi. Sarayın temizlik ve güvenlik ihalesinin Köylere Hizmet Götürme Birliği  tarafından yapıldığını ifade eden Kaymakam Demircioğlu, şöyle dedi: ''İhale sonrasında 7 kişilik bir temizlik ekibi oluşturuldu. Oluşturulan bu ekiple sarayın sürekli temiz kalması sağlanıyor. Gelen turistlerimiz nezih bir ortamda bu tarihi güzellikleri ziyaret etmenin tadını çıkaracak.''

 

İshak Paşa Sarayı'nın 5 güvenlik görevlisi tarafından gece gündüz korunduğunu belirten Demircioğlu, şunları söyledi: ''Bu personel, gece ve gündüz sarayın güvenliğini sağlıyor. Sarayı ziyarete gelenlerin rahat ve güvenli bir şekilde ziyaret etmeleri sağlanacak. Özellikle saray etrafında bulunan seyyar satıcıların turistleri rahatsız etmesi de önlenecek.''

 

Sarayın restorasyonu için geçen yıl hazırlanan projenin Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Erzurum'daki Koruma Kurulu tarafından kabul edildiğini bildiren Kaymakam Demircioğlu, şöyle devam etti: ''Proje ihale aşamasına getirilmiştir. Sarayın çatı kısımlarında yeniden bir düzenleme yapılacak. Mevcut çatı kaldırılıp üzerine rezistanslı cam bir çatı inşa edilecek. Bu sayede saraya kışın önemli ölçüde zarar veren buz ve kar gibi olumsuz etkenlerden korunmuş olacak. Rezistanslı çatının üzerine düşen kar eritilecek ve çatıdan akan su sarayın yüzyıllar önce yapılmış kanalizasyon sistemine verilerek dışarıya akıtılması sağlanacak. Bu sayede sarayın ayakta kalması sağlanacak ve zarar görmesi önlenecek. Sarayın proje ihalesi bu ay içerisinde Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yapılacak.''

Turizm Gazetesi, 09.05.2007

TURİZM BÜROKRATLARI ADAY OLABİLMEK İÇİN İSTİFA ETTİLER

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mustafa İsen, Ankara Vali Yardımcısı ve Esenboğa Havalimanı Mülki İdare Amiri Hayati Soylu, İstanbul Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili milletvekili adayı olabilmek için görevlerinden ayrıldı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler Genel Müdür Yardımcısı Savaş Bozdağ, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı Yalçın Kurt da görevlerinden ayrılan kamu personeli arasında yer aldı.

Turizm Gazetesi, 09.05.2007

HIRSIZLAR TARİHİ EVİ SOYDU

 

Niğde'de 250 yıllık tarihi eve giren hırsızlar, antika değerindeki elektrik lambalarını çalarak kayıplara karıştı.

 

Alınan bilgiye göre, Niğde'nin Yukarı Sokubaşı Mahallesi'nde bulunan O.G.'nin annesine ait olan 250 yıllık eve giren kimliği belirsiz kişilerin, ilk olarak evde bulunan elektrik tesisatını söktüğü, evin tavanındaki elektrik lambasını aldıkları ve ev içerisinde kazı yaptıkları ifade edildi.

Zaman, 09.05.2007

SULTANAHMET'İN ŞADIRVANI YATIYOR

 

Sultanahmet Camii avlusundaki şadırvan, 4-5 derece eğildi. Bir cami görevlisi, bahçenin altındaki devasa sarnıcın su kaçırdığını, caminin temellerinin de sular içinde olduğunu söyledi.

Mimar Sedefkar Mehmet Ağa tarafından 1616 yılında tamamlanan Sultanahmet Camii’nin avlusundaki şadırvan, iddiaya göre, altındaki devasa sarnıcın su kaçırması nedeniyle, At Meydanı kapısından bakınca, sağ tarafa doğru yaklaşık beş derece yan yattı. Adının açıklanmasını istemeyen bir cami görevlisi, "Sarnıç su kaçırdığı için caminin temelleri de su içinde. Camiye At Meydanı kapısından girin, şadırvanın eğik olduğu görülür. Sağa doğru dört-beş derece yatık olduğu anlaşılıyor. Avlunun yarısı sarnıç. İki adam boyu derinliği var. Sistem bir kalorifer işlevi görüyor. Bu su yazın serin, kışın sıcak tutuyor. Bu özelliği zamanla kaybolmuş. Bu sarnıç, sağındaki temellerden su kaçırıyor. Ali Müfit Gürtuna zamanında İSKİ’ye başvurduk. Veysel Eroğlu Genel Müdür’dü. Camiye geldi, inceleme yaptı. Sarnıçlara adam soktuk. Caminin temellerinin su altında olduğu görüldü. Bayağı su kaçırıyor. Bu tespite rağmen geçen zaman içinde herhangi bir onarım ya da müdahale gerçekleşmedi. Acil çözüm getirilmediği takdirde bu görkemli cami elveda diyebilir. Bir an önce el atılmalı" dedi.

Vakıflar Bölge Müdürü Adnan Ertem ise "Sadece yağmur suyunun Sultanahmet Camii avlusunda belli noktalarda birikmesi gibi bir problemimiz var. Bunu önlemek için yalıtım ve tahliye sistemini yenilemeyi planlıyoruz" dedi.

Hürriyet, Haber: Ali Dağlar - Serkan Akkoç, 09.05.2007

YAHUDİ KRALI'NIN MEZARI BULUNDU

 

İsrailli arkeologlar, Yahudi tarihinin en önemli isimlerinden Kral Herod'un mezarını ortaya çıkarmanın heyecanını yaşıyor. Mezar, Kudüs'teki İbrani Üniversitesi arkeologlarından Prof. Ehud Netzer'in 35 yılık araştırmaları sonucu, Kudüs'e 12 km. uzaklıkta, Kral Herod Sarayı kalıntılarının bulunduğu Herodyum adlı tepedeki kazı çalışmaları sırasında bulundu. Kral Herod'la ilgili çalışmalarıyla dünyaca isim yapan Prof. Netzer, keşfi 'çok önemli bir olay' olarak niteledi. Prof. Netzer, lahtin muhtemelen Herod'dan intikam almak isteyen biri tarafından, kralın gömülüşünden kısa süre sonra tahrip edildiğini söyledi.

 

MÖ 40'lı yıllarda Roma Senatosu'nun 'Yahudilerin kralı' olarak atadığı Herod'un bölgeye gömüldüğü, MS 1. yüzyılda Yahudi tarihçisi Flavius Josephus'un yazılarında yer almıştı. 34 yıl başta kalan Herod'un, Eriha'da uzun süren bir hastalığa yenildiği biliniyor.

Radikal, Fotoğraf: AFP, 09.05.2007

VAKFİYELER TÜRKÇEYE ÇEVRİLİYOR

 

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından, TOBB Üniversitesinde "Geleneksel Vakıf Kültüründe Çevre ve Çevre Vakıfları" ile "Çevre Sorunlarının Çözümünde Vakıfların Rolü" konulu sempozyumlar düzenlendi.

 

Sempozyum sırasında, Osmanlı vakıflarının yaptığı çalışmaların, tercüme edilen vakfiyelerden öğrenilenlerle sınırlı olduğunun söylenmesi üzerine söz alan Beyazıt, genel müdürlük olarak yürüttükleri Vakıf Arşiv Yönetimi Sistemi projesiyle (VAYS) Osmanlı vakıflarına ait vakfiyeleri Osmanlıca’dan Türkçe’ye tercüme etmeye başladıklarını bildirdi. Beyazıt, 12 milyon vakfiyenin Osmanlıca’dan Türkçe’ye çevrilmesinin yanı sıra diğer dillere de tercüme edilerek yabancı araştırmacıların bilgisine sunacaklarını söyledi.

Beyazıt, çalışmaları yaklaşık 2 yıl önce başlayan proje sayesinde mazbut ve mülhak vakıflarla ilgili her türlü belgenin orijinal görüntülerini özel kasalarda muhafaza ederek gelecek nesillere ulaştırmayı amaçladıklarını sözlerine ekledi.

Hürriyet, 09.05.2007

VAKIF ESERLERİ MÜZESİ TÖRENLE AÇILDI

 

Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce restorasyon çalışmaları tamamlanan, tarihi halı, kilim ve el yazması eserler ile paha biçilmez çini ve panoların sergilendiği Vakıf Eserleri Müzesi, törenle açıldı. Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, müzenin açılışı dolayısıyla düzenlenen törende yaptığı konuşmada, bugüne kadar karanlık depolarda tutulan binlerce tarihi vakıf eserini gün yüzüne çıkardıklarını söyledi.

Bu eserlerin çürüyüp yok olmaması için Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yurt genelinde 12 müze açılacağını bildiren Şahin, açılışını yaptıkları müzenin de bunlardan biri olduğunu ifade etti.

Şahin, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından diğer illerde yaptırılan müzeleri, yoğun programları nedeniyle henüz açamadıklarını ancak önümüzdeki günlerde toplu bir açılışla bu müzeleri de kültür hayatına kazandırmayı planladıklarını kaydetti.

Hürriyet, 09.05.2007

OSMANLI MİMARİSİ UNUTULMUYOR

 

Balkanlarda, yaklaşık 550 yıl hüküm süren Osmanlı'nın izlerini hemen her yerde görmek mümkün.

 

Osmanlı mimarisinin tüm görkemiyle yansıtıldığı hanlar, hamamlar, camiler, şimdi tek tek onarılıp hizmete açılıyor.

 

Makedonya'nın başkenti Üsküp'te, 1963 depreminde yıkılan Dükkancık ve Raduşa Köyü Camii bunlardan sadece ikisi...

 

Her iki cami de Rumeli Türkleri Vakfı'nın öncülüğünde, aslına uygun bir şekilde yeniden yapıldı.

Trt/Haber, 09.05.2007

KARESİ TÜRBESİ RESTORE ETTİRİLECEK

 

Balıkesir Vakıflar Bölge Müdürü İslam Emiroğlu, Karesi Türbesi'nin bu yıl restore ettirileceğini söyledi.

 

Vakıflar Haftası dolayısıyla Bölge Müdürü Emiroğlu, vakıf temsilcileriyle birlikte Balıkesir Valisi Selahattin Hatipoğlu'nu makamında ziyaret etti. Ziyarette konuşan Emiroğlu, şehir merkezi ve ilçelerdeki eski eserlerinin tamamına yakınının vakıf eseri olduğunu ifade etti. Eserlerin tamiratı ve bakımını yapmakla mükellef olduklarını dile getiren Emiroğlu, geçen yıllarda ilçelerde yaptıkları restorasyon işlemlerinin bu yıl şehir merkezine kaydığını anlattı.

Zaman, 08.05.2007

SAHİBİNDEN KİRALIK MEDRESE

 

Kayseri'de 6 asırlık medrese binası kiraya çıkarıldı. İnşaat malzemelerinin satışının yapıldığı dükkan olarak kullanılan medrese sahibi tarafından kiralanacak.

 

Dulkadiroğullarından Nasreddin Mehmed tarafından 1432 yılında yapılan asırlık medreseyi 1977 yılında devletten izali şuyu ile satın alarak kaba inşaat malzemeleri satmaya başladıklarını aktaran medrese sahibi Mustafa Tatar, artık işletemediği ve para kazanamadığı için kiralamak istediğini söyledi. Medresenin restorasyonu için 1992 yılına kadar harcama yaptıklarını kaydeden Tatar, bu çalışmaları yaparken devletten bir kuruş destek görmediklerini, hiç kimsenin de kendilerine gelerek eseri ayağa kaldırdıkları için teşekkür etmediğini söyledi. Medreseyi ilk satın aldıklarında içerisinden 350 kamyon hayvan pisliği çıkardıklarını anlatan Tatar, "Buranın restorasyonu için trilyonlar harcadık. Tarihi binayı resmen delik deşik etmişler içerisinde hayvan barındırmışlar. Bizim hesabımıza göre buraya harcadığımız para 10 fabrika yaptırabilecek maliyette. Ama artık yaptığımız iş çalıştırdığımız işçilerin masraflarını dahi karşılayamaz hale geldi ve kiralamak istiyoruz." diye konuştu.

 

Şu anda kendisinin medresede kaba inşaat malzemeleri sattığını ifade eden Tatar, burayı kapatması halinde yine eski haline dönmesi ve park yeri haline getirilmesinden korktuğunu aktardı. Kullanılmayan ve bakımı yapılmayan eserlerin daha çabuk çürüdüğünü belirten Tatar, "Babam bu medresenin alınması için çok çaba sarf etti. Burası 170 ortaklı bir yer olmasına rağmen hem ayağa kaldırmak hem de işyeri yapmak amacıyla satın aldı ve içerisinde çok ciddi çalışmalar yaptı. O nedenle burasını terk edip kapatarak kaderine teslim etmek istemiyorum. İyi bir kiracı bulup kiralamayı düşünüyorum" dedi.

 

Bu zamana kadar 15-20 kişinin kiralamak için talepte bulunduğunu belirten Tatar, mekanın tarihi bir yer olması nedeniyle içkisiz lokanta olmasını istediğini ifade etti. Yıllık kira bedeli olarak 25 bin Euro istediğini kaydeden Tatar, iyi bir kiracı bulup anlaşması halinde bu fiyatı düşürebileceğini sözlerine ekledi. Tarihi medreseyi 575 yıl önce Dulkadiroğullarından Nasreddin Mehmet Bey, eşi Hatice Hatun için yaptırmış. Beylik o tarihlerde Şam Emirleri'nin altında kaldığı için Şamiler Medresesi olarak biliniyor. Mülkü Hacı Tataroğlu'na ait olan medrese en son 1980 yılında Hacı Mustafa Tatar Vakfı tarafından restore ettirilmiş.

Yeni Şafak, 09.05.2007

OSMANLI YADİGARI KÜTÜPHANE ONARILDI

 

Osmanlı’dan kalma tarihi eserlerle zengin olan Prizren şehrinde aralarında 400 yıllık Kur’an-ı Kerim ve Osmanlı kitaplarının da bulunduğu tarihi kütüphane onarıldı.

 

ABD’nın Priştine Ofisi tarafından restorasyonu desteklenen Gazi Mehmet Paşa Camii'nin avlusundaki aynı isimli kütüphanede çürümekten kurtarılan Osmanlı döneminden kalma çok değerli el yazma Kur’an-ı Kerim ve diğer kitaplar halkın hizmetine sunuldu. Onarımı 17 bin 500 Dolara mal olan kütüphanenin açılışını yapan ABD Priştine Ofisi şefi Büyükelçi Tina Kaidanowa, yok olmaktan kurtarılan bu kitaplardan üniversite öğrencileri, akademisyenler ve tarihçilerin yararlanacağını söyledi. Prizren Müftüsü Ali Efendi Vezaj da, Prizren İslam Birliği’nin Osmanlı eserleri ve kültürünün korunması için büyük gayret gösterdiğini belirterek, Osmanlı kültürü ve eserlerinin mutlaka korunması gerektiğini kaydetti.

Türkiye Gazetesi, Haber: Ercan Kasap, 09.05.2007

TARİHİ ESER KAÇAKÇILARI TUTUKLANDI

 

Balıkesir'in Bandırma ve Susurluk İlçeleri, Bursa'nın Mustafa Kemalpaşa İlçesi, Kırıkkale, Kırklareli ile Muğla ve Aydın'da jandarma tarafından düzenlenen operasyonda, çete olarak tarihi eser kaçakçılığı ve dolandırıcılık yaptıkları iddiasıyla gözaltına alınan zanlılardan 4'ü, çıkartıldıkları mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. 

Jandarmanın tarihi eser kaçakçılığı ve dolandırıcılık yaptığını belirlediği şebekeye karşı 6 ayrı ilde 3 aydır yürüttüğü çalışma sonunda yaptığı operasyonda, Bandırma, Susurluk ve Bursa'nın Mustafa Kemalpaşa ilçelerinde yakalanarak gözaltına alınan 12 zanlıdan şebekenin liderlerinden olduğu iddia edilen Tayfur B. (43) ile Nejat Ö. (50), Kazım A. (42) ve Recai Ç. (45), Bandırma'da çıkartıldıkları mahkeme tarafından tutuklanarak Bandırma M Tipi Kapalı Cezaevi'ne gönderildi. Mahkemeye çıkan diğer zanlılar ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. 

Jandarmanın yaptığı operasyonda gözaltına alınan şahısların üzerlerinde ve evlerinde yapılan aramalarda ise, aralarında bronz Meryem Ana ve Viking heykellerinin de bulunduğu çok sayıda tarihi eser ile 1 adet bafon heykel, 1 adet alçı heykel başı, 1 adet alçı figüran, 1 adet iki yüzünde Meryem Ana figürü bulunan su kabı, 1 adet mermer mimari parça, 1 adet mermer parça altlığı, 27 adet tezgah ağırlığı, 1 adet kırık durumda koku kabı, 3 adet kabartma bronz figür, 1 adet bronz sikke, kazı malzemeleri, bir miktar amonyum nitrat gübresi ve ateşleme düzeneği, dizüstü bilgisayar, fotoğraf makinası ve 2 adet dedektör ele geçirilmişti. 

Yakalanan şüphelilerin satmaya çalıştıkları, biri Balıkesir'in Manyas İlçesi'nde diğeri de Aydın'ın Germencik İlçesi'nde bulunan 2 adet lahit mezarın da yerleri tespit edilmişti.

Balıkesir Kent Haber, 09.05.2007

TARİHİ KALINTILAR KAÇAK KAZIYLA ORTAYA ÇIKTI

 

Kastamonu'nun Hanönü İlçesi'nde kaçak kazı yapılan tarlada, tarihi kalıntılar ortaya çıktı. Kaçak kazıda bulunan tarihi eserlere el konulurken, bölgede Kastamonu Kültür ve Turizm Müdürlüğü kazı çalışması yapacak.

 

Alınan bilgiye göre, yapılan bir ihbarı değerlendiren Hanönü İlçesi Jandarma Komutanlığı ekipleri, ilçeye bağlı Yenice Köyü'nde düzenledikleri operasyonda, Sabri D'yi kaçak kazı yaparken yakaladı. Jandarma ekipleri, Sabri D'nin izinsiz olarak çıkarttığı tarihi eserlere el koydu. Sabri D, ifadesi alındıktan sonra savcılığın talimatıyla serbest bırakıldı. Hanönü İlçe Jandarma Komutanlığı'nın resmi yazıyla Kastamonu Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden kaçak kazı yapılan yerde araştırma ve inceleme yapılmasını istedi. Kastamonu Müze Müdürlüğü'nde görevli arkeolog Nimet Bal ve beraberindeki heyet kaçak kazı yapılan yerde yaptığı incelemede, 'kültür varlığı' tespit etti. Nimet Bal, yaptıkları araştırmada, 'bölgede eski yerleşim yeri bulunduğu kanısına vardıklarını, net olarak tarihi bir kalıntıya ulaşılabilmesi için arkeolojik kazı yapılması gerektiğini rapor ettiklerini' ve bunu da Kastamonu Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile jandarmaya bildirdiklerini söyledi.

Zaman, 08.05.2007

MAĞARADA KAYBOLAN VALİ VATANDAŞLARI UYARDI: KILAVUZSUZ BURALARA GİRMEYİN

 

Renkli kişiliği ve maceraperestliği ile tanınan Aydın Valisi Mustafa Malay, bu defa macera sevdasının kurbanı oldu. Aydın'ın Karacasu İlçesi'nde incelemek için girdiği Sırtlanini Mağarası'nda kaybolan Vali Malay, 2 saatlik aramanın ardından bulunabildi. Oldukça bitkin halde mağaradan çıkan Vali Malay, vatandaşların bu tür yerlere kılavuzsuz ve ışıksız girmemesini istedi.

 

Karacasu İlçesi'ne bağlı Çamarası Köyü'nde bulunan ve uzmanların bir milyon yıllık olduğunu açıkladığı Sırtlanini Mağarası'nı görmek ve turizme kazandırmak için bölgeye giden Aydın Valisi Mustafa Malay'ın başına gelmedik kalmadı. Bölgeye eşofmanları ile giden Vali Malay, 59 yaşında olmasına rağmen kendisine çok güvendiğini belirterek mağaraya korumasız girdi. İnceleme gezisi sırasında Malay'a; Kaymakam Vekili Hüseyin Öner, Belediye Başkanı Emin Mete, İl Kültür ve Turizm Müdürü Nuri Aktakka, Aydın Esnaf ve Sanatkarlar Odası Birlik Başkanı Hulusi Akşit, Türkiye Mağara Turizmi ve Ticaret A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Jeomorfolog Yılmaz Güner, Jeoloji Mühendisi Dr. Fuat Şaroğlu, Speleolog Dr. Bekir Aksoy, Cenevre Üniversitesi Mineroloji Bölümü emekli Başkanı Prof. Dr. Halil Sarp, Çamarası Köyü Muhtarı Ahmet Sevim ve bir grup vatandaş eşlik etti. Özel arazi araçları ile bölgeye giden ekip, kayalıklardan bir müddet yürüdükten sonra, sarkıt ve dikitleri ile görenleri büyüleyen Sırtlanini Mağarası'na ulaşabildi. Mağarada bir müddet incelemelerde bulunan Vali Malay yetkililerden mağara hakkında bilgi aldıktan sonra grupla birlikte mağara içerisinde gezmeye başladı. Karanlık olması nedeniyle kimsenin kimseyi tanıyamadığı mağarada bir müddet sonra gezi sonlandırılarak herkes mağaradan çıktı.





Dışarı çıkış işlemi tamamlandıktan sonra Vali Mustafa Malay'ın mağaradan çıkmadığı tespit edilince panik yaşandı. Bu sırada güvenlik için bölgede ve mağaranın dışında bekleyen jandarmadan yardım istendi. Kargaşa yaşanmaması için görevliler dışında kimse içeri alınmadı. Jandarma ile birlikte dağcılar Vali Malay'ı bulmak için içeri girdi. Gruba yardımcı olmak amacıyla en son Vali Malay ile birlikte olan Aydın Esnaf Odaları Birlik Başkanı Hulusi Akşit ve Köy Muhtarı Ahmet Sevim de içeri girerek jandarmaya kılavuzluk yaptı. Ses yardımıyla ulaşılarak kurtarılan Vali Mustafa Malay, uzun süren arama çalışmalarının ardından yorgun bir şekilde nefes nefese mağaradan çıktı. Oldukça heyecanlı görünen Vali Malay, mağaradan çıkar çıkmaz hemen su içti.

 

Vali Mustafa Malay, yaşadığı olayı "Mağara muhteşem bir mağara. Başıma gelenler biraz da meraktan oldu. Dehlizden dehlize geçiliyor. Tabii insan o güzellikleri görünce gerisine bakmadan gidiyor. Biz herhalde biraz macera aradık. Yanımda arkadaşlar vardı, ama geride kaldılar. Gidince bir yerde yolu kaybettik. Jandarma ve diğer arkadaşlar geldi. Seslenerek buluştuk. Yoksa karanlıkta çok zor. Çünkü her tarafta dehliz var. Bir tarafa gidiyorsunuz orada odalar salonlar. Başka tarafa geçiyorsunuz. Onun için tek başına gitmemek lazım. Mutlaka ışık eşliğinde girmek lazım. İçeride yaklaşık 2 saat kaldım" dedi.

 

Kaybolmasına rağmen mağarayı çok beğendiğini belirten Vali Mustafa Malay, Sırtlanini Mağarası'nın bir an önce turizme kazandırılması için her türlü yardımı yapmaya söz verdi.

Zaman, Haber: Mehmet Barlas, Fotoğraf: Karacasu Belediyesi, 08.05.2007

ŞAKA DEĞİL GERÇEK

 

Uyuşturucu tacirlerinin cesareti 'bu kadar da olmaz' dedirtiyor. İstanbul'un göbeğinde, Rumeli Hisarı'nın surlarında pet bardaklara dişi hintkeneviri ektiler.

Hisar'da 32 adet pet bardağa fidelenmiş dişi hintkeneviri bulundu. Hisarı gezmeye gelen bir vatandaş tarafından farkedilen fidelerin, hisarın en yüksek surlarının arasına gizlendiği ortaya çıktı.

 

Dün ortaya çıkarılan olayda, hisarı gezmeye gelen bir vatandaş, kalenin en yüksek tepelerinde pet bardaklara fidelenmiş otlar gördü. Durumdan şüphelenen kişi, içlerinden birini alarak Rumeli Hisarı'nın güvenlik görevlilerine götürdü. Olay hemen polise haber verildi. Yapılan incelemede, 32 adet pet bardağa ekilmiş esrarengiz otun, uyuşturucu yapımında kullanılan dişi hintkeneviri olduğu ortaya çıktı. Olay yerinde geniş çaplı araştırma başlatan polis ekipleri, zehir tacirlerinin bulunabilmesi için pet bardaklarda parmak izi aradı. Hisar'da kenevir yetiştirenleri bulmak için operasyon başlatan polis, bu kapsamda güvenlik görevlilerinin de ifadelerine başvurdu.

Bugün, 08.05.2007

"AĞLAYAN VAKIF ESERİ KALMAYACAK"

 

Vakıflar Haftası nedeniyle Vali Mustafa Malay’ı makamında ziyaret eden Vakıflar Bölge Müdürü Seyfullah Öztürk, bölgede 21 proje bulunduğunu belirterek “Artık ağlayan vakıf eseri kalmayacak” dedi.


Vakıflar Bölge Müdürü Öztürk ve beraberindekileri makamında kabul eden Vali Mustafa Malay, Türk Milleti’nin hayatında vakıfların çok önemli yeri ve değeri bulunduğunu belirterek “Vakıflar sayesinde bir bakıma sosyal denge sağlanmıştır. Fakirin, fukaranın, eğitim imkanı olmayan herkesin yanındalar. Vakıf malı kutsal bir maldır. Millet olarak vakıf mallarına hepimiz çok duyarlık olmak zorundayız” dedi.


Vakıflar Bölge Müdürü Seyfullah Öztürk ise “Ağlayan vakıf eseri kalmayacak” diyerek başladığı konuşmasında şunları söyledi: “ Bu işin içerisine hızla girdik. Burada ağlayan bir vakıf eseri vardı, Nasuh Paşa Külliyesi. Şu anda yoğun bir çalışma devam ediyor. İnşallah bu sene bitireceğiz.
21 tane eseri programa aldık. Şu anda bunlardan on bir tanesinin ihalesini yaptık. Bu sene 21’i tamamlayacağız inşallah. Ağlayan bir tek vakıf eseri kalmayacak, hepsi gülecek.”

Aydın Denge, 08.05.2007

DENİZLİ'DE TARİHİ ESER OPERASYONU

 

Denizli'de, jandarmaya tarihi eser satmak istediği iddia edilen 3 kişi yakalandı.

 

Bir istihbaratı değerlendiren jandarma ekibi, alıcı gibi davranarak ellerindeki tarihi esere müşteri arayan B.T, Y.Y. ve R.T. ile buluştu. Jandarma ekibine üzerinde insan figürleri olan 1 kabartma ile 1 kadın heykelini teslim eden 3 kişi yakalandı.

 

Denizli Müze Müdürlüğü'nde yapılan incelemede, kabartmanın Roma dönemine ait olduğu, kadın heykelinin ise tarihi eser niteliği taşımadığı belirlendi.

Zaman, 08.05.2007

ESKİ ANTALYALILAR ŞARABI SICAK İÇERDİ

 

İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İnci Delemen, antik çağda eski Antalyalı'nın temel içeceğinin şarap olduğunu söyledi. Delemen, “Eski Antalya’lılar yemeği uzanarak, şarabı sıcak suyla karıştırıp içiyordu” dedi.

MÖ 6’ıncı binden itibaren Anadolu’da şarap içildiğini anlatan Delemen, Mezopotamya’da ise bira içildiğini kaydetti. Delemen, Yunanlılar'ın şarap yapımında üzümü ayaklarıyla ezdiğini, Romalıların preslediğini açıkladı.

Akşam Akdeniz, Haber: Mustafa Kozak, 08.05.2007

TUNÇ DEVRİ'NE AİT TOPLU MEZARLAR BİLİM ADAMLARINI HEYECANLANDIRDI

 

Antalya'daki bir mağarada, Tunç Devri'ne ait olduğu tahmin edilen mezarlık bulundu. Prehistorik döneme ait olduğu söylenen mezarın antropoloji ve arkeoloji bilimleri açısından büyük öneme sahip olabileceği bildirildi.





İnsanlık tarihine ait en eski buluntuların yer aldığı Karain Mağaralarına yakın bölgedeki mağarada tespit edilen bulguların, insan uygarlığına dair önemli bilgiler aktarabileceği söyleniyor. Mağarada keşfedilen mezarlarda çok sayıda insan kemiği ile o döneme ait bazı eşyalar bulunuyor.

 

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Rektörü Prof. Dr. Mustafa Akaydın, basın toplantısı düzenleyerek Su Altı Sporları Kulübü tarafından Karain mağarası yakınlarında bir başka mağarada insan mezarlarının bulunduğu bir mağara tespit ettiklerini açıkladı. Su Altı Sporları Kulübü üyelerinin ve Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Gökoğlu'nun yanı sıra kendisinin de katıldığı mağara dalışı hakkında bilgi veren Akaydın, bulguların Tunç devrine ait olduğunu tahmin ettiklerini söyledi. Mağaranın bir bölümünün su altında olduğunu, her iki kısma da dalındığını söyleyen Akaydın, mağarada, Prehistorik döneme ait büyük bir mezarlık bulduklarını söyledi.

 

Mağaraya daha önce hazine avcıları tarafından girilmiş olduğunu ve bu nedenle de tahribatlarla karşılaştıklarını aktaran Akaydın, "Mağarada çok büyük ve çok sayıda iskelet bulunmakta. Mağaranın aktifliği nedeniyle kemiklerin üzeri adeta kar altında kalmış gibi minerallerle kaplanmış. Bu yüzden çoğu iskelet fark edilemiyor. Mağara içinde su altında kalan 3-4 metrekarelik bir alanda 20 kadar kafatası görüntüledik. Mağara antropoloji, arkeoloji, jeoloji ve biyoloji açısından çok önemli bulgular içermektedir. Burada yapılacak çalışmalar belki de insan uygarlığına çok büyük ışık tutacaktır. Bilindiği üzere insanlığa ait en eski buluntular Karain mağaralarında tespit edilmiştir. Girilen mağaranın da aynı bölgede olması önemini daha da artırmaktadır." dedi.

 

Mağara hakkındaki ilk izlenimlerinin Prehistorik dönemlerde mezarlık olarak kullanıldığı yönünde olduğunu belirten Akaydın, şöyle devam etti: "İskeletler incelendiğinde bazılarının mağara içindeki boşluklara olduğu gibi bırakılmış, bazılarının da üzerlerinin taşlarla örtülmüş olduğunu gördük. Mağara içerisinde çok dar tünellerden geçirilen ölülerin başına, çok basit yöntemlerle pişirilmiş, testiler bırakılmış. Buradan da şunu anlıyoruz ki cenazeler mağara içerisinde en ücra köşelere kadar taşınmış ve törenler yapılmış."

Zaman, Haber: Kenan Baş, 08.05.2007

KÜÇÜK 'KAŞIKÇI ELMASI' 100 BİN YTL'YE SATILACAK

 

Form ve kalite açısından "Kaşıkçı Elması" ile benzerlikler taşıyan Osmanlı hanedanına ait "elmas kolye ucu," 13 Mayıs'ta İstanbul'da açık artırmaya çıkarılacak.

 

Kocabaş Müzayede tarafından yapılan yazılı açıklamada, yaklaşık 10 kıratlık "elmas kolye ucu"nun MİM Otel'de düzenlenecek açık artırmada 100 bin YTL'den satışa sunulacağı bildirildi.

 

Açık artırmanın ilgi çekici parçaları arasında saray mücevherleri ile Türk resim sanatının ustalarından Hasan Vecih Bereketoğlu'nun "Kurbağalıdere" yapıtı ve Tevfik Paşa'nın "Osmanlı Satıcı" isimli tablosunun da yer aldığı belirtildi. Ayrıca aralarında takribi 60 kıratlık elmas bir taç, elmas padişah sorgucu, tuğralı gümüş eser koleksiyonunun da bulunduğu 300 eserin satışa sunulacağı ifade edildi. Açık artırmaya sunulacak bazı eserlere yurtdışı katılımın kabul edilmeyeceği bildirildi.

Sabah, 08.05.2007

HAMZABEYLİ'DE TARİHİ ESER YAKALANDI

 

İstanbul'dan yüklenen mobilya malzemelerini Almanya'ya götüren TIR'ın içinden Geç Hitit dönemine ait olduğu belirlenen ve maddi değeri biçilemeyen üç adet ortastat tarihi