Haberler logo Haziran '16 Arşivi

26 Haziran - 2 Temmuz 2016
150 YILLIK TAHTA MİNARE ZAMANA DİRENİYOR

Amasya'nın Gümüşhacıköy İlçesi'nde bulunan Darphane Camisi'nin tahta minaresi, 1,5 asırdır ayakta kalmayı başardı.

Bölgede gümüş madeni çıkarılması dolayısıyla Selçuklu döneminde sikke üretilmek için açılan darphane binası, 1866 yılında camiye dönüştürüldü ve ibadete açıldı. Binanın camiye dönüştürülmesine karar verildikten sonra yapılan ve caminin kuzeybatı kısmına inşa edilen tahta minare ise günümüze kadar ulaştı.

Gümüşhacıköy Müftüsü Hamdi Uzunharman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, vatandaşların çok eski geçmişi olan bir bölgede oturmanın ve böyle tarihi bir camide ibadet etmenin mutluluğu yaşadıklarını söyledi.

Binanın Selçuklular döneminde 1248'de darphane olarak kullanılma açıldığını belirten Uzunharman, 1866 yılında camiye çevrildiğini anlattı.

"Bizler de gelecek nesillere aktarmak istiyoruz"
Uzunharman, 1991'de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilen caminin günümüzde hala kullanıldığını ifade ederek, şu bilgileri verdi:

"Darphane Camisi, kare plan üzerine oturtulmuştur. Caminin tavan kısmı, müezzin mahfili, giriş kapısı ve minaresinin ahşap olduğunu ve orijinal haliyle korunduklarını görmekteyiz. İlçemizdeki tarihi eserler sadece Darphane Camisi ile sınırlı değildir, günümüze kadar ulaşmış birçok tarihi yapı vardır. Allah'a şükür, uzun yıllardan beri cami ve minare ayakta. İnşallah ecdadımız bize bu mirasları nasıl bıraktıysa bizler de aynı şekilde gelecek nesillere aktarmak istiyoruz."

Caminin imam hatibi Kadir Çotur ise zamanında darphane olarak kullanılmış tarihi bir yapıda görev yapmaktan mutluluk duyduğunu belirtti.

Vatandaşların da 150 yıldır hizmet veren bir camide ibadetlerini yaptıklarını dile getiren Çotur, "Böyle bir tarihi camide görev yaptığım için mutluyum. Atalarımızdan Allah razı olsun, böyle bir mekanı bize miras bıraktıkları için. Böyle bir camide ezan okumaktan gurur duyuyorum." dedi.
Anadolu Ajansı, Haber: Cihan Okur, 29.06.2016

KARS'TAKİ TARİHİ ESER OPERASYONUNDA  ÇOCUK LAHDİ BULUNDU

Kars ve Ağrı'da eş zamanlı olarak düzenlenen operasyonda, 77 santimetre uzunluğunda çocuk lahti bulundu.

Alınan bilgiye göre, Kağızman Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Kars Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ve Kağızman İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, tarihi eser kaçakçılığı yapanlara yönelik çalışma başlattı.

Yapılan çalışmalar neticesinde tarihi eser pazarlığı yaptığı tespit edilen kişilere yönelik Ağrı'nın Patnos İlçesi ve Kars'ın Kağızman İlçesi'nde eş zamanlı operasyon düzenlendi.

Patnos İlçesi'nde şüpheli Y.S'nin evinde yapılan aramada, odunluk bölümünde 77 santimetre uzunluğunda, 37 santimetre yüksekliğinde ve 35 santimetre genişliğinde çocuk lahti bulundu.

Olayla ilgili Y.S. ile şüpheli olarak belirlenen Y.A. gözaltına alındı.
Anadolu Ajansı, Haber: Cüneyt Çelik, 28.06.2016

EDİRNE'DE TARİHİ HAN KAZISINDA ROMA MEZARLIĞI BULUNDU

Edirne Belediye Başkanlığı Edirne Valiliği ile Selimiye Meydanı'nın yeniden düzenlenmesi için 1.5 yıl önce başlattığı kazı çalışmalarında Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen kafa, kol ve bacaklardan oluşan 40 adet insan iskeleti bulundu.

Edirne Müze Müdürlüğü yetkilileri bulunan insan iskeletlerinin Geç ve Erken Doğu Roma döneminde yaşamış olduğunu tahmin ettiklerini söyledi.

Tarihi Yemişçi Kapanı Hanı kazı çalışmaları önümüzdeki ay tamamlanması hedeflenirken, gün yüzüne çıkarılan çocukların da bulunduğu bazı aile mezarlarında hediyelik eşyalar da ortaya çıkarıldı.

Kazı çalışmalarından gün yüzüne çıkarılan tarihi obje ve iskeletlerin Trakya Üniversitesi'nde yapılan incelemelerin ardından Edirne Kent Müzesi'nda sergileneceği öğrenildi.

Mimar Sinan'ın su yolu bulunmuştu
Tarihi hanın kazı çalışmalarında geçtiğimiz ay Mimar Sinan'ın kente gelen temiz suyu dağıtmakta kullandığı su yolları bulunmuştu. Edirne Selimiye Camii Arastası'na 3'üncü Murad döneminde 1590 yılları arasında yaptırılan ve 100 odalı olduğu tahmin edilen Yemişkapanı Hanı'nın, zamanla harabeye döndüğü ve üzerinin toprakla kapatıldığı öğrenildi.

Cnn Türk, 28.06.2016

KIRIKKALE'DE ROMA DÖNEMİNE AİT MOZAİK KALINTILARI BULUNDU

Kırıkkale'nin Delice İlçesi'ne bağlı Karalı ve Elmalı Köyü'nü birbirine bağlayan arazi üzerinde yağışlar sonucu oluşan selde tarla yüzeyinin süpürülmesi sonucu yıllar öncesinden Roma Dönemi'ne ait mozaik kalıntıları ortaya çıktı.

Karalı ve Elmalı Köyü'nün sınırları içinde bulunan mozaik kalıntılarını Kırıkkale Valisi M. İlker Haktankaçmaz, İl Jandarma Komutanı Albay İsa Çakmak, Emniyet Müdürü Hasan Onar, Kültür ve Turizm Müdürü Yahya Er ile Ankara'dan gelen Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nden Arkeolog Mustafa Metin inceledi.

Tarlada buğday ekili olduğu için tam olarak altında ne olduğunu bilemediklerini ifade eden Kırıkkale Valisi Haktankaçmaz, "Burası, köylülerimizin bir yıl önce çift sürerken buldukları yer. Çok değerli bir mozaik türü. Anlatılanlara göre buğday hasadı yapıldıktan sonra Ankara'dan gelen ekipler değerlendirip tam özellikleri nedir ortaya çıkacak. Roma dönemine ait ikinci yüzyılda zenginleşme ile birlikte Anadolunun köylerinde evlerinde mozaiklerle böyle sanat harikası yapımlar mevcutmuş" dedi.

20 metrekaresi tahrip edildi
Arkeolog Mustafa Metin ise, Anadolu Medeniyetler Müzesi Müdürlüğü Başkanlığı'nda bir kurtarma kazı çalışması yaptıklarını, kazıda yaklaşık 48 metre kare bir mozaik alan tespit edildiğini, bunun 20 metrekaresinin tahrip edildiğine dikkati çekti.

Metin, "Bu çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Daha sonra bu çalışmaları Ankara bölge Laboratuvarı uzmanları tarafından mozaikler sağlamlaştırılacak ve kaldırılarak Ankara'ya götürülecek. Diğer kırılmış parçalarla birlikte onarılarak sergiye çıkarmayı planlıyoruz. Buradaki mozaiklerin MS 2. yüzyıla ait olduğunu düşünüyoruz" diye konuştu.

Onarımdan sonra sergilenecek
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ve Müzeler Daire Başkanlığı tarafından yapılan incemeler sonunda Roma Dönemine ait olduğunu belirtilen kazı yapılan alanda 7.90 santim uzunluğunda 6.10 santim genişliğinde 48.19 metre kare mozaikli alan tespit edildi.

MS 1. -3. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen bir villanın ziyafet salonuna ait olan mozaikte, dıştan içe doğru 5 sıra bordür ve ortada ana sahne yer alıyor. Bordürlerde geometrik giyoş motifi ve madalyon bezemelerinin işlendiği belirtildi.

Mozaik, kazı tamamlandıktan sonra Ankara Restorasyon ve Konserasyön Bölge Laboratuvar Müdürlüğü tarafından kaldırılarak Ankara Anadolu Medeniyetler Müzesi'ne götürülüp, gerekli onarım faaliyetlerinden sonra sergileneceği bildirildi.
Cnn Türk, 28.06.2016

KONYA'DA 2.5 MİLYON YAŞINDA MAMUT DİŞİ FOSİLİ BULUNDU

Konya’nın Ereğli İlçesi’nde psikolog Hüseyin Kaya, kum ocağı mevkiinde yaklaşık 2.5 milyon yıllık olduğu tahmin edilen mamuta ait diş fosili buldu. Kaya, bulduğu fosili müze müdürlüğüne teslim etti.

Eskiden belde olan Zengen Mahallesi’nde oturan Hüseyin Kaya, kum ocağı mevkiinde filgiller familyasından nesli tükenmiş olan mamuta ait diş fosili buldu. Kaya, bulduğu fosili müze müdürlüğüne teslim etti. Kaya, 2006 yılında CHP’den Zengen Belde Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde de belediye işçileri tarafından yine aynı bölgede bulunan mamuta ait diş fosilini müzeye teslim etmişti.

Kaya, bölgenin daha önce sit alanı ilan edildiğini sonra kaldırıldığını hatırlatarak, ”Belediye başkanlığım döneminde antropolog getirerek bölgede inceleme yaptırdım. 1.5 ile 2.5 milyon yıl önce bölgede mamutların yaşadığı bilgisine ulaştık. O dönemlerde iklimsel farklılık nedeniyle mamutların toplu olarak öldüğü belirlenmişti”dedi.

Ereğli Müze Müdür Vekili Mahmut Altuncan da, fosilin mamutun meridionalis türüne ait olduğunu belirterek,’ ’Bulunan fosil, bölgemizde 1.5- 2.5 milyon yıl önce yaşayan en eski mamut türlerinden bir tanesi olup, bugün var olan fillerin atalarından sayılmaktadır. Müzemize daha öncede aynı bölgeden gelen mamut fosilleriyle de örtüşmektedir. Yapılan incelemede fosil bulunan bölgenin daha önce çok sulak, otlak ve ormanlık alana sahip olduğunu zaman içerisinde ekolojik sistemin değişikliğiyle de mamutların bu bölgede yok olduklarını görebiliyoruz ”dedi.

     
Milliyet, Haber: Atilla Atmaca, 27.06.2016
ANTALYA DEMRE'DE LİKYA UYGARLIKLARI MÜZESİ AÇILDI

Antalya’nın Demre İlçesi’nde, Likya uygarlığına ait eserlerin sergilendiği Likya Uygarlıkları Müzesi kapılarını açtı.

Antalya’nın Demre İlçesi'nde ziyaretçilerini ağırlayacak olan müzenin açılışına Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı’nın yanı sıra Kültür ve Turizm eski Bakanı Ertuğrul Günay, Antalya Valisi Münir Karaloğlu ile çok sayıda vatandaş katıldı.

Likya Liman Kenti Müzede Canlandırılıyor
Myra Antik Kenti’nin limanı konumundaki Andriake’de 2 bin 400 metrekareyi bulan ölçüsü ve çatısına kadar ayakta kalmış niteliği ile çok özel bir yapı olan Likya Uygarlıkları Müzesi sekiz salondan oluşuyor.

Likya tarihini ve coğrafyasını, epigrafisini, sikke, ekonomi ve sosyal yaşamı ile din kültürünü, tarihsel gelişimini içindeki eserlerle günümüze yansıtan ve salonların içeriklerine uygun bilgi panoları, canlandırma ve interaktif sunumlarla da desteklenen Likya Uygarlıkları Müzesinin yedinci salonunda bir Likya liman kenti canlandırılıyor. Likya bölgesinde yapılan kazılardan elde edilen eserlerin sergilendiği tarihi yapı içerisinde yer alan ve kayık simülasyonuyla hareketlendirilen salon görsel olarak müzenin en renkli mekanı.

Müze’nin kurulmasında Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi ve Myra – Andriake Kazıları başkanı Prof.Dr. Nevzat Çevik’in emekleri çok büyük.


arkeolojihaber.net, 27.06.2016
ANTALYA'DA ARKEOLOJİK KAZILAR TEMMUZ'DA BAŞLIYOR



Antalya'da 15 noktada yer alan antik kent, tarihi paleolitik çağa kadar uzanan mağara ve höyüklerde, Likya ve Pamfilya bölgelerinin en önemli kentlerinde kazı çalışmaları temmuz ayıyla birlikte başlayacak. Türkiye'nin UNESCO Kültür Mirası Listesi'nde yer alan 15 kültür varlığından biri olan Xanthos'ta kazılar bu yıl 66'ncı yılına, Perge antik kentinde ise 70'inci yılına girecek.
Günümüzden 2 milyon yıl önce başlayıp 10 bin yıl önce sona eren yontma taş çağından Likya ve Pamfilya kentlerine ev sahipliği yapmış Antalya'da bu yıl 15 noktada arkeolojik kazı çalışması gerçekleştirecek. Kazılar temmuz ayı içinde başlayacak.

KAŞ BÖLGESİ KAZILARI
Türkiye'nin UNESCO Kültür Mirası Listesi'nde yer alan 15 kültür varlığından biri olan Xanthos antik kentinde arkeolojik kazılar, 1950 yılında Fransız arkeologlar tarafından başlatıldı. 2011 yılından bu yana Akdeniz Üniversitesi'nce sürdürülen kazılar, bu yıl 66'ncı yılına girecek.

Apollon'un doğduğu kent olarak bilinen Patara antik kentinde sürdürülen kazı çalışmaları ise bu yıl 28'inci yılına girecek. 1988-2008 yılları arasında Kültür ve Turizm Bakanlığı adına Prof.Dr. Fahri Işık, 2009 yılından itibaren de Prof.Dr. Havva Işık başkanlığındaki bilimsel ekip tarafından sürdürülen kazı çalışmalarında, kumun altından bir kent ortaya çıkarıldı.

DEMRE ve FİNİKE BÖLGESİ KAZILARI
Antalya'nın en fazla ziyaretçi çeken ören yeri Noel Baba Müzesi'nde ise kazı çalışmaları Hacettepe Üniversitesi tarafından yürütülecek. 2009 yılında Prof.Dr. Nevzat Çevik başkanlığında başlayan Myra antik kentinde de kazı çalışmaları bu yıl Akdeniz Üniversitesi'nce yürütülecek.
Finike'de ise 1216 metre yükseklikteki bir tepenin eteğinde kurulmuş Limyra antik kentinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Avusturya Arkeoloji Enstitüsü işbirliğiyle 45 yıl önce başlayan kazı çalışmaları bu yıl da devam edecek. Limyra kazılarının en özgün yanını oluşturan 'Çocukların Limyra'sı' 5'inci yılında da hayata geçirilecek. Çocuklara, üzerinde yaşadıkları tarihi mirası çeşitli atölyelerle anlatmayı hedefleyen programa dahil olacak çocuklar müzeleri ve kazı alanlarını gezecek, tarihi yapıları inceleyecek ve antik dönem hakkında bilgi edinecek. Çocuklar, yaklaşık 10 gün sürecek etkinliklerin ardından antik dönem hayatı üzerine öğrendiklerini drama, müzik, iki ve üç boyutlu görsel tasarım teknikleri ile sergileyecek. Finike'de bir diğer kazı alanı ise Elmalı- Finike karayolunun tam yarısında bulunan Arif Köyü'nün Aykırıçay Mahallesi'ne yakın bir ören yeri Arykanda. Arykanda'da kazı çalışmaları Hacettepe Üniversitesi'nce yürütülecek.

KUMLUCA VE KEMER BÖLGESİ KAZILARI
Avusturyalı arkeologlar tarafından 1982 yılında keşfedilen ve Anadolu'nun en uzun Antik Yunanca yazıtının bulunduğu Rhodiapolis antik kentinde 2006 yılında başlayan kazı çalışmaları, bu yıl Antalya Müzesi başkanlığında devam edecek. Likya'nın korsan kenti Olympos antik kentinde ise kazılar Anadolu Üniversitesi'nce gerçekleştirilecek. Kemer sınırlarında bulunan Phaselis antik kentinde ise Akdeniz Üniversitesi bu yıl yüzey araştırması yapacak.

İNSANLIK TARİHİNİN İZLERİ
Antalya'nın Döşemealtı İlçesi'nde bulunan ve 1946 yılında Prof.Dr. Kılıç Kökten tarafından bilim dünyasına tanıtılan Türkiye'nin en büyük doğal mağaralarından biri olmasının yanı sıra, Anadolu ve Yakın Doğu tarihi açısından önemli bir paleolitik merkez Karain Mağarası'nda da 2016 kazıları Ankara Üniversitesi tarafından gerçekleştirilecek.

PERGE KAZISI 70 YAŞINDA
Pamfilya bölgesine başkentlik yapmış, heykeltıraşların kenti Perge antik kentinde kazılar ise bu yıl 70'inci yılına girecek. İlk kazmanın 1946'da Ord. Prof.Dr. Arif Müfid Mansel'in vurduğu antik kentte 2016 kazı çalışmaları şubat ayında başladı. Perge antik kentinde kazılar Antalya Müzesi Müdürlüğü'nce gerçekleştiriliyor. Ord. Prof.Dr. Arif Müfid Mansel önderliğinde 1947 yılından itibaren düzenli arkeolojik kazıların gerçekleştirildiği Side antik kentinde kazı çalışmaları Anadolu Üniversitesi'nce gerçekleştirilecek.

Alanya Kalesi'nde Selçuk Üniversitesi, geçen yılki kazılarda üzerinde bitki ve geometrik şekillerin bulunduğu Roma dönemine ait 2 bin yıllık mozaik ortaya çıkarılan Gazipaşa'daki Antiocheia ad Cragum antik kentindeki kazılar ise ABD Nebreska Üniversitesi başkanlığında bir ekip tarafından yürütülecek. Ayrıca Neolitik Çağ'dan Orta Bizans Dönemi'ne kadar kesintisiz iskan gördüğü bilinen Elmalı'da yer alan Hacımusalar Höyüğü'nde ise Bilkent Üniversitesi'nden İlknur Özgen başkanlığında gerçekleştirilen kazılar bu yıl da devam edecek.
Hürriyet, Haber: Emre Baylan, 27.06.2016
MÜZE VE ÖRENYERLERİ KİRAYA VERİLECEK!
Resmi Gazete'nin bugünkü sayısına göre, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı 376 müze ve örenyeri gişelerinin kiraya verilmesi ihalesi yapılacak.

İhale 7 Eylül Çarşamba günü saat 10.00'da Kültür ve Turizm Bakanlığı, Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğünde yapılacak.

Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yer alan ihale ilanı şu şekilde:

MÜZE VE ÖRENYERLERİ GİŞELERİNİN KİRAYA VERİLMESİ İŞİ İHALESİ YAPILACAKTIR
Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğünden:

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı 376 (üçyüzyetmişaltı) Müze ve Örenyeri için “Müze ve Örenyerleri Gişelerinin Kiraya Verilmesi İşi İhalesi” yapılacaktır.

İhale 07 Eylül 2016 Çarşamba günü saat 10:00’da, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü (DÖSİMM) 10. Kat Toplantı Salonunda, Çiğdem Mahallesi Muhsin Yazıcıoğlu Caddesi No: 50   06530 Çukurambar Çankaya/ANKARA adresinde gerçekleştirilecektir.

İhale, 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 51. Maddesinin (g) Fıkrası uyarınca pazarlık usulü ile yapılacaktır.

Tahmin edilen bedel, 1.190.366.053,73 (birmilyaryüzdoksanmilyonüçyüzaltmışaltıbin elliüç-TürkLirası yetmişüçKuruş) TL’dir.

Geçici teminat tutarı, 35.710.981,61 (otuzbeşmilyonyediyüzonbindokuzyüzseksenbirTürk Lirası altmışbir Kuruş) TL’dir.

İsteklilerin tekliflerini ihale günü Türkiye Radyo Televizyon kurumu (TRT) saat ayarına göre, saat 08:30 - 09:55 saatleri arasında, saat 09:55’e kadar ihalenin yapılacağı adrese teslim etmeleri gerekmektedir. Posta ile yapılacak müracaatlar kabul edilmeyecektir. Verilecek tekliflerin geçerlilik süresi en az 90 takvim günü olacaktır.

İhale Dokümanı, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğünden temin edilebilecektir.

İhale Dokümanının bedeli, 5.000,00 (beşbinTürkLirası) TL’dir. İhale Dokümanının bedeli, T.C. Ziraat Bankası şubelerinden, 70.00.01 nolu kurumsal tahsilat kodu ile açıklamalı olarak İdarenin kurumsal tahsilat hesabına yatırılacak; EFT ile gönderilmesi halinde, İdarenin T.C. Ziraat Bankası Ankara Kamu Girişimci Şubesinde bulunan TR 4800 0100 2533 0348 3170 5190 IBAN numaralı hesabına EFT yapılacaktır.

İsteklinin sunacağı zorunlu belgeler şunlardır:

1 - İstekli tarafından kaşelenerek imzalanmış, şartnamenin Ek-29.1. maddesinde belirtilen İstekli İrtibat Bilgileri Formu,

2 - İstekliyi temsile yetkili kişilerin kanuni ikametgahı,

3 - Teklif vermeye yetkili olduğunu gösteren; gerçek kişi olması halinde, noter tasdikli imza beyannamesi; tüzel kişi olması halinde, ilgisine göre tüzel kişiliğin ortakları, üyeleri veya kurucuları ile tüzel kişiliğin yönetimindeki görevlileri belirten son durumu gösterir Ticaret Sicil Gazetesi; bu bilgilerin tamamının bir Ticaret Sicil Gazetesinde bulunmaması halinde, bu bilgilerin tümünü göstermek üzere ilgili Ticaret Sicil Gazeteleri veya bu hususları gösteren belgeler ile tüzel kişiliğin noter tasdikli imza sirküleri,

4 - Vekaleten ihaleye katılma halinde, vekil adına düzenlenmiş, ihaleye katılmaya ilişkin noter onaylı vekaletname ile vekilin noter tasdikli imza beyannamesi,

5 - Mevzuat gereği kayıtlı olunan Ticaret ve/veya Sanayi Odası veya Meslek Odası belgesi; gerçek kişi olması halinde, ilgisine göre Ticaret Sanayi Odası veya Esnaf veya Sanatkarlar Odasına kayıtlı olduğunu gösterir belge (ihalenin yapıldığı yıla ait), tüzel kişi olması halinde, tüzel kişiliğin idare merkezinin bulunduğu yer mahkemesinden veya siciline kayıtlı bulunduğu Ticaret veya Sanayi Odasından veya benzeri bir makamdan, tüzel kişiliğin siciline kayıtlı olduğuna dair (ihalenin yapıldığı yıla ait) aslı,

6 - İhale tarihinden önceki son 5 iş günü içerisinde alınmış vergi borcu olmadığına dair vergi dairelerinden usulüne uygun şekilde temin edilecek belgenin aslı,

7 - İhale tarihinden önceki son 5 iş günü içerisinde alınmış sosyal güvenlik prim borcu olmadığına dair Sosyal Güvenlik Kurumundan temin edilecek belgenin aslı,

8 - İhale Dokümanının satın alınmış olduğuna ilişkin banka veya internetten aldığı dekontu, isteklinin iş ortaklığı olması halinde, iş ortaklığını oluşturan tüm tarafların İhale Dokümanını satın almış olmaları ve iş ortaklığını oluşturan tüm tarafların ilgili dekontu vermeleri gereklidir,

9 - Her sayfası İstekli tarafından imzalanmış ve kaşelenmiş, İhale Dokümanının aslı, isteklinin iş ortaklığı olması halinde, iş ortaklığını oluşturan tüm tarafların İhale Dokümanını satın almış olmaları ve pilot ortağın satın aldığı İhale Dokümanının her sayfasının, iş ortaklığını oluşturan tüm taraflarca da imzalanarak, kaşelenmesi gereklidir,

10 - Bir örneği şartnamenin Ek-29.5. maddesinde verilen Teklif Mektubu Beyanı,

11 - Bir örneği şartnamenin Ek-29.6. maddesinde verilen Teknolojik Sistem ve Uygulamalara İlişkin Taahhütname,

12 - Özellikleri şartnamenin 15.1. maddesinde açıklanan geçici teminat,

13 - İhale tarihinden önceki son 5 iş günü içerisinde düzenlenmiş, İstekliye, İsteklinin firma olması halinde İstekliyi temsile yetkili kişilere ait adli sicil belgesi aslı,

14 - İsteklinin Ortak Girişim olması halinde, ortak girişimi oluşturan gerçek veya tüzel kişilerin her birisi, şartnamenin 8.6.1., 8.6.2., 8.6.3., 8.6.4., 8.6.5., 8.6.6., 8.6.7., 8.6.8., 8.6.9. ve 8.6.13. maddelerinde belirtilen belgeleri tanzim edecekler ve ayrıca şartnamenin 29.3. maddesinde örneği verilen Ortak Girişim Beyannamesini noter tasdikli olarak vereceklerdir.
Yapı, 27.06.2016



******


MÜZE VE ÖREN YERLERİNİN KİRAYA VERİLMESİ YASAYA AYKIRI

Kültür ve Turizm Bakanlığı, 376 müze ve örenyeri gişesini ihale usulüyle kiraya verecek. İhalenin bedeliyse 1 milyar 190 milyon 366 bin lira olarak belirlendi. Kültür, Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası (Kültür Sanat-Sen)Avukatı Tuncay Akı ve Arkeolaglar Derneği İstanbul Şube Başkanı Yiğit Ozar karara karşı çıktı.

Arkeologlar Derneği İstanbul Şube Başkanı Yiğit Ozar; “Müze ve örenyerlerinin kiraya verilmesi toplumun bu alanları ücretsiz kullanımına engel olmaktadır. Bizler gişesi ve kar beklentilerinin parçası olmayan müzeleri savunuyoruz” dedi.

Kamu yararı yok
Kültür Sanat Sen Avukatı Tuncay Akı ise; “Bu ihalenin yasaya aykırı olduğunu belirtmiş bu yüzden de dava açmıştık. Kültür Bakanlığı’nın bu konu ile ilgili yeniden ihale yapması kamu menfaatine uygun değil. Neden özel bir sektörden bilet kesilmesini anlamış değilim. Bunu kültür Bakanlığının izah etmesi gerekir” dedi.

Ne olmuştu?
Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü (DÖSİMM) 2010 yılında aralarında Ayasofya Müzesi, Topkapı Sarayı, Efes Müzesi gibi önemli tarih mekanlarının bilet gelirini kontrol edemediğini ifade etmişti. Bu durum üzerine Kültür ve Turzim Bakanlığı ‘Müze ve Ören Yerleri Gişelerinin, Giriş Kontrol Sistemlerinin Modernizasyonu ve Yönetimi’ ihalesini açarak bu yerlerin bütün kontrollerini ve gelirini TÜRSAB’a devretti. Kültür Sanat Sen de ihalenin iptali istemiyle Bakanlığa dava açmış, Ankara 3. İdare Mahkemesi de ihalenin, Kamu İhale Kanunu değil Devlet İhale Kanunu kapsamında yapıldığı gerekçesiyle iptaline karar vermişti.
Birgün, Haber: Ceren Ercih, 28.06.2016

GÜNAY HASANKEYF'İ YAZDI, İZMİRLİ ÇEVRECİLER SORDU

Kültür ve Turizm eski Bakanı Ertuğrul Günay baraj inşaatı nedeniyle sular altında kalacak olan tarihi Hasankeyf’in hikayesini yazdı. Bakan olduğu dönemde İzmir’de aynı konuda duyarsız kaldığını belirten çevreciler ve avukatlar Bergama’daki Antik kent Allianoi’yi sordu.

Batman’a bağlı Hasankeyf’te inşaatı sürmekte olan Ilısu Barajı’nın havzasında yer alan tarihi kenti gündemine taşıyan Kültür ve Turizm eski Bakanı Ertuğrul Günay, bölgedeki izlenimlerini anlattı. Ege'de Son Söz'ün haberine göre, gezi yazısı ile bölgenin durumunu yeniden gündeme taşıyan Günay, “Barajın su tutmasıyla birlikte ‘Yukarı Şehir’ dışında kalan tüm tarihi eserler ve eski yerleşim yerleri su altında kalacak. Bu nedenle, Dünya Kültür Mirası görevlileri Hasankeyf’i ‘tehlike altında’ olarak dünyaya duyurdu. Hasankeyf halkı -yediden yetmişe- keyifsiz, buruk, hüzünlü bir bekleyiş içinde” ifadelerini kullandı.

Eski AKP İzmir Milletvekili, Kültür ve Turizm eski Bakanı Günay’ın Hasankeyf’in içinde bulunduğu durumu anlatan yazısının ardından tepkiler geldi. Bergama’da Yortanlı Barajı nedeniyle sular altında kalan Antik kent Allianoi’yi hatırlatan çevreciler ve avukatlar, “keşke aynı duyarlılığı burası için de gösterseydin” dedi.

Bölgedeki açılan davalarda uzun yıllar avukatlık yapan çevreci isimlerden Avukat Arif Ali Cangı, “Eski Kültür Bakanı Günay Hasankeyf i yazmış, önce Allianoi’nin başına gelenleri yazmalıydı. Tespit edilmiş tarihi ile 2000 yıllık sağlık yurdu Allianoi Günay’ın bakanlığı döneminde Yortanlı Barajı sularına gömüldü. Allianoi ve Hasankeyf kardeşti.  Allianoi boğulunca sıranın Hasankeyf'e geleceği belli değil miydi sayın Günay?  Şimdi ne denirse densin, tarihe Allianoi 'yi suya gömen kültür bakanı olarak geçtiniz, tarih unutmaz” dedi.

Tarihe geçeceğim ama…
Sosyal medya hesabından, gelen eleştirilere yanıt veren Kültür eski Bakanı Günay, “Yortanlı ve Ilısu projeleri  90'larda ve daha önce yapılmış, dönemimde Yortanlı'nın gövdesi bitmişti. Ayrıca, Alionoi ile Hasankeyf'in taş/malzeme dokusu farklı. Mermer, bin yıl su/toprak altında sağlam kalıyor. Milas'ta, Demre'de 2010'larda binlerce yıl toprak/alüvyon altından yapılar sapasağlam çıktı. Freskler dahil. Hasankeyf'in taş dokusu farklı ve şehir Anadolu'daki bütün Roma kalıntıları yanında gerçekten eşsiz! Tarihe, 15 yıl kebapçı olan Madımak'ı bu ayıptan kurtaran, Nazım'ı yurttaşlığına kavuşturan olarak geçeceğim! Ülkemizden çalınmış 3000 eseri geri getiren, Osman Hamdi Bey'den sonra yepyeni müzeler, 25 yeni DT sahnesi açan! Ezbercilik ve önyargı çoğu kez yanıltıcıdır. Araştırmanın zahmetine katlanmak haksız yargıları önler” yanıtını verdi.

Günay’ın sözlerine tekrar cevap veren Avukat Cangı, “Gün yüzüne çıkarılan Allianoi 'yi yeniden çamurlu suya gömülmenin böyle bir savunması olamaz. Bunlar tamam da gerçekten Allianoi için hiç pişman değil misiniz, halen doğru yaptığınızı mı düşünüyorsunuz? Söylediğim şu; Allianoi korunabilseydi, Hasankeyf'in korunmasının yolu açılırdı” ifadelerini kullandı.
Yapı, 27.06.2016

UŞAKLI HÖYÜK'ÜN 'ZİPPALANDA' OLMA İHTİMALİ VAR

Yozgat'ta geçen yıl 4 bin yıllık çivi yazılı tabletin bulunduğu Uşaklı Höyük'te, bu yıl yapılan kazılarda tapınak ve kale olduğu tahmin edilen iki yapı gün yüzüne çıkarıldı.

Büyük Taşlık Köyü yakınlarındaki Uşaklı Höyük'te 2008 yılında Floransa Üniversitesinden Prof.Dr. Stefania Mazzoni başkanlığındaki ekip tarafından yürütülen kazılarda önemli bulgular ortaya çıkarılıyor.

Hitit Uygarlığının etki alanında yer aldığı belirtilen ve geçen yıl yapılan kazılarda 4 bin yıllık çivi yazılı tablet bulunan bölgede, bu yıl aşağı ve yukarı şehir olarak adlandırılan kalıntılar arasında birisi tapınak, diğeri kale olduğu tahmin edilen iki yapıya rastlandı.

Kazı Başkan Yardımcısı Floransa Üniversitesinden Dr. Valantina Orsi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, daha önce gerçekleştirdikleri yüzey araştırması ile bölgeyi tanımaya çalıştıklarını, höyüğün önemli tarihi özellikler taşıdığını söyledi.

Yüzeyinde bulunan çanak, çömlek ve Hititçe çivi yazılı 4 tablet parçasının, höyüğün Hitit döneminde geliştiğini gösterdiğini aktaran Orsi, "Uşaklı Höyük'ün Hitit metinlerinde bahsi geçen Zippalanda olma ihtimali var. Uşaklı Höyük'ün Hitit başkentinden Alişar’a giden yol üzerinde olması, coğrafi konumu ve Kerkenes Dağı’na yakınlığı bu saptamaya uymaktadır. 2013 senesinde Yozgat Müzesi ve Floransa Üniversitesi tarafından yapılan kazılar, 250 metrekare bir alanda büyük bir kamusal yapıyı meydana çıkarmıştır. Binanın derin ve sağlam temelleri vardır." diye konuştu.
Anadolu Ajansı, Haber: Özcan Güney, Fotoğraf: Yusuf Salman, 27.06.2016

14 BİN YAŞINDA

Meksika’nın başkenti Meksiko yakınlarında mamut fosili bulundu.

Meksikalı uzmanlar Meksiko’ya bağlı Tultepec Köyü yakınlarında aralık ayında buldukları kalıntıların 14 bin yıl öncesine ait olabileceğini söyledi. Mamut kalıntılarının bir kısmının ise, ağır mamutların saplanıp kaldığı o zamanlarda sığ bir göl olan alanda bulunduğu kaydedildi. Antropoloji ve Tarih Ulusal Enstitüsü’nde görevli arkeolog Luis Cordoba, başkent Meksiko yakınlarında 50’den fazla mamut kalıntısının bulunduğunu söyledi. Tultepec yakınlarında yerin 2 metre altında iyi muhafaza edilmiş halde bulunan kalıntıların ise 20 - 25 yaşlarında olduğu tahmin edilen bir mamuta ait olabileceğini belirtti. Uzmanlar, kalıntıları parçalara ayrılmış halde bulunan mamutun insanlar tarafından eti ve postu için öldürülmüş olabileceğini ifade etti.
Hürriyet, 26.06.2016

AUGUSTUS ÇEVRESİNDEKİ YIKIM YARGIYA TAŞINDI

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin, 2 bin yıllık tarihi kalıntıların bulunduğu, arkeolojik SİT alanı olan Augustus Tapınağı ve Hacı Bayram Camii çevresinde, kepçelerle yaptığı yıkım işlemi yargıya taşındı.

Ankara’nın en eski arkeolojik yapılarından biri olan, 1972’de 1. derece kültür varlığı olarak tescillenen 2 bin yıllık Augustus Tapınağı’nın da içinde bulunduğu bölgeye, Hacı Bayram Camii’nin istinat duvarını yıkmak için iş makineleri girmiş, Kültür Bakanlığı ya da arkeolog gözetiminde yapılmayan işlem kamuoyunda tartışma yaratmıştı. 

Ankara Büyükşehir Belediyesi iş makinalarının sur duvarında yaşanan çökmelerden dolayı 13 Haziran’da alınan Koruma Kurulu kararı çerçevesinde alana girdiğini ve tarihi tapınağa hiçbir zarar verilmediğini savunmuştu.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi, belediyenin alanda kepçelerle yaptığı yıkım işlemini yargıya taşıdı. Ankara Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, Ankara 1 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu yetkilileri ve Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü hakkında Ankara Cumuhriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusunda, görevi kötüye kullanma ve görevi ihmal suçu işleyen ilgililer hakkında kamu davası açılması istendi. 

Suç duyurusu dilekçesinde özetle şunlar ifade edildi: 
“Arkeolojik sit alanı olan Augustus Tapınağı’nın yakın çevresinde restorasyon’ adı altında gerçekleştirilen yıkım işlemi koruma mevzuatına aykırılık teşkil etmektedir. Zira ekteki fotoğraflardan görüleceği üzere, iş makineleri yıkılan parçaları alırken kontrolsüz ve bilinçsiz bir şekilde parçaların altından da malzeme almaktadır... Bu işlemler esnasında koruma kurulu müdürlüğünden görevli kimsenin bulunmaması koruma mevzuatına aykırıdır.”
Milliyet, 25.06.2016

KUZGUN'UN KUŞLAR'I UÇUYOR

İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’nın sembolleşen Kuzgun Acar imzalı “Soyut Kompozisyon-Kuşlar” heykeli 3 yıllık restorasyondan sonra Acar’ın 40’ıncı ölüm yılında Sakıp Sabancı Müzesi’nde sergileniyor.

Yolu İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’ndan (İMÇ) geçenler mutlaka görmüştür Kuzgun Acar’ın 1960’larda yaptığı kocaman Soyut Kompozisyon-Kuşlar heykelini... 3 yıl önce zamanla gördüğü doğal tahribat sebebiyle 600 kiloluk heykel yerinden çıkarıldı, restore edildi. Şimdi de ilk kez bir müzede sergilenecek ama yine doğasına uygun olarak dışarıda, müzenin bahçesinde. Müzenin kıymetli müdürü Dr. Nazan Ölçer ile öğle yemeğinde buluştuk, hem Acar’dan hem de İMǒdeki esnaftan söz etti; “Bu heykel restorasyon için alınmak istendiğinde çarşı esnafı ayaklandı, satılır diye korktu. Zor ikna edildi. Şimdi bile bize ne zaman geri döneceğini sorup duruyorlar.

Büyük bir bağ kurmuşlar heykelle, bunlar görmek istediğimiz şeyler. Aman merak etmesinler, sergiden sonra ait olduğu yere gidecek.” Ölçer haklı, o esnafın kurduğu bağ çok özel zira Ankara Emek İşhanı’ndaki Türkiye adlı eseri aynı değeri göremedi, birçok eseri ya kayboldu ya da zarar gördü. Ölçer devam ediyor: “Tüm İMÇ eserlerinin ortaya çıkışında büyük rol oynayan İMÇ mimarları, Yüksek Mimarlar Doğan Tekeli, Metin Hepgüler ve merhum Sami Sisa’nın vizyonunu anmayı, İstanbul’a bu sembol niteliği taşıyan eseri kazandırmalarındaki inisiyatiflerinden ötürü onlara teşekkür etmeyi borç biliriz.” Heykeli 23 Ekim’e kadar SSM bahçesinde görebilir, Boğaz’a karşı fotoğraflarını çekebilirsiniz. Ardından 46 yıldır olduğu yerine uğurlanacak.

İMǒde Füreya Koral, Eren Eyüboğlu, Yavuz Görey, Sadi Diren, Nedim Günsür, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Ali Teoman Germaner ve Kuzgun Acar’ın eserleri var.
Habertürk, Haber: Ece Ulusum, 25.06.2016

KAZI YAPARKEN SERVET BULDU

İngiltere'de bir adam bahçesine elektrik kabloları döşerken Roma dönemine ait bir villa buldu. Sekiz gün boyunca kazı yapan yetkililer, Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen bulgularda para ve broşlara da rastladı.



Halı tasarımcısı Luke Irvwin, çiftliğinin bahçesinde çocukları küçük kulübede masa tenisi oynayabilsin diye elektrik kablosu döşemek için yerleri kazmaya başladı. Ancak bir süre sonra küreği sert bir maddeye çarptı ve Irwin, toprağın altında hiç bozulmamış mozaik taşlarına rastladı.





Sekiz gün boyunca bahçede kazı yapan yetkililer, bir villa buldu. Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen bulgularda para ve broşlara da rastlandı.





Sözcü, 25.06.2016
İZMİR'DEKİ HEYKELE AYNI KİŞİ İKİNCİ KEZ SALDIRDI

İzmir'de, müstehcen olduğu gerekçesiyle saldırıya uğrayan ve ardından tekrar eski yerine dikilen ahşap 'Müzisyen' heykeli, aynı şahıs tarafından yeniden saldırıya uğradı. 

İzmir'de, en yoğun metro istasyonlarından biri olan İzmirspor Durağı'nda sergilenen ahşap 'Müzisyen' heykel, geçtiğimiz günlerde Serdar K. tarafından müstehcen olduğu gerekçesiyle devrilerek tahrip edilmişti. Yaşanan olayların ardından bir grup heykeltıraş tarafından tamir edilen ve bakıma alınan heykel, bir süre sonra da çalışmaların tamamlanmasıyla aynı yerinde sergilenmesi için tekrar dikildi.

AYNI ŞAHIS HEYKELİ YENİDEN TAHRİP ETTİ
Olay olan ve günlerce konuşulan ahşap heykel, yeni tamir edilmişken aynı şahısın ikinci kez saldırısına uğradı. Serdar K., İzmirspor Durağı'na giderek heykeli tekrar tahrip etti. Yaşananlar sonrasında güvenlik görevlileri, Serdar K.'yi yakaladı. Güvenlik görevlileri, hemen durumu polise bildirerek şahsı polise teslim etti.

SABIKALI ŞAHIS TEKRAR SERBEST KALDI
İfade için karakola götürülen Serdar K., bir müddet sonra ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Şüphelinin daha önceden de pek çok suçtan sabıkasının bulunduğu belirtildi. Öte yandan heykelin sergilendiği alanda polis de birtakım incelemeler yaptı. İzmir Büyükşehir Belediyesi ise konu hakkında şu ana kadar bir açıklama yapmadı.

AKP'Lİ KAVUZ: "AZMETTİRMEDİM"
Daha önce heykelin müstehcen noktalarını bezle kapatan ve heykeli protesto eden AKP Karabağlar Belediyesi Meclis Üyesi Emrullah Kavuz da şüphelinin kendisi tarafından azmettirilerek heykeli parçalattığı yönündeki iddiaların iftira olduğunu söyledi. Kavuz, şahsı tanımadığını ve sadece demokratik hakkını kullanarak eylem yaptığını sözlerine ekledi.

Hürriyet, 25.06.2016

2 BİN 500 YILLIK SÜTUNLAR İÇİN 'TEMİZLİK' VAKTİ

Ayakta kalan yapılarıyla dikkati çeken Sardes antik kentinde, 13 metre genişliğinde giriş takı ve caddelerin ortaya çıkarılması hedefleniyor. Kazıların devam ettiği antik kentte gün yüzüne çıkartılan sütunlardaki kararmalar özel kimyasallarla temizleniyor.

Kazı Başkanı Prof.Dr. Nicholas Dunlop, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Lidya Krallığı'nın başkenti Sardes Antik Kenti’nde 2016 yılı kazı sezonunun başladığını bildirdi.

Sardes antik kentinde kazı çalışmalarına 1854 yılında başlandığını, belirli aralıklarla devam eden çalışmaların 1958 yılından itibaren bilimsel nitelik kazandığını dile getiren Dunlop, 5 bin yıllık antik kentin Lidya Krallığı'nın yanı sıra Pers, Hellenistik Yunan, Roma ve Bizans kültürünün izlerini taşıdığını söyledi.

Paranın basıldığı ilk yer olması nedeniyle Sardes antik kentinin ticari hayata yön veren bir bölge olduğuna işaret eden Dunlop, kazı anlamında büyük zenginliğe sahip kentin, bugüne kadar ancak yüzde 3’lük bölümünün ortaya çıkarılabildiğine dikkati çekti.

Kentte "Gymnasium" denilen hamam ve iyi korunmuş yapılar arasında yer alan ve MÖ 5'inci yüzyılın sonlarına tarihlenen Artemis Tapınağı'nda 5 yıllık çalışma programı hazırlandığını bildiren Dunlop, şöyle konuştu:

"Artemis Tapınağı’ndaki temizleme çalışmaları ile mermer sütunlar ve yerleşkedeki yapıların kararan kısımlarında temizleme çalışmalarına başladık. Kazılarda ortaya çıkarılan sütunlarda yosunlaşma ve hava şartları gibi etkenlerle kararmalar meydana geliyor. Sütun ve mermerlerin daha fazla kararmasını önlemek, gerçek renklerine döndürmek için temizleme çalışmasına ağırlık verdik. Özel olarak hazırlanan ilaçlarla sütunlar ve mermerler üzerindeki kararmalar mevcut yapıya zarar vermeden tamamen temizleniyor. Temizleme işinde görev alan kadınlar sütunları ilaçlı fırçalarla hassas bir şekilde temizliyor."

- Şehrin ana giriş kapısı ortaya çıkarılacak
Prof.Dr. Dunlop, şehrin Lidya dönemine ait giriş bölümündeki kazılarda da ikinci yıla girdiklerini, Roma ve Lidya dönemlerine ait bölümlerde çalıştıklarını belirterek, "Şehrin ana giriş kapısını ve caddelerini tamamen ortaya çıkartmaya çalışıyoruz." dedi.

Kazılar sırasında ortaya çıkarılan giriş takının 13 metre genişliğiyle benzer antik kentlere göre oldukça büyük olduğu gözlemini aktaran Dunlop, şu bilgileri aktardı: "Kazı çalışmaları sırasında sürpriz bir şekilde Roma dönemine ait 3 geçişli anıtsal bir taka ait kalıntılara ulaştık. Yerdeki blokların bu 3 geçişli taka ait olduğunu düşünüyoruz. Bugüne kadar ortaya çıkarılan ve bildiğimiz takların en genişi 9,7 metre idi. Anladığımız kadarıyla anıtsal takın orta geçişi bugüne kadar bulunan en geniş tak, ölçüleri orta geçişi 13 metre."

- 5 bin yıllık yerleşim yeri
Salihli İlçesi Sart beldesinde bulunan Sardes, MÖ 7'inci yüzyıldan başlayarak MS 7'inci yüzyılda erken Bizans dönemine kadar çok sayıda medeniyete ev sahipliği yaptı.

Antik çağda Lidya Krallığı’nın başkenti olan, tarihte devlet güvencesinde paranın ilk basıldığı yer olarak bilinen şehir, tarım, hayvancılık, ticaret ve altın madenciliği sayesinde zenginleşti.

Hıristiyanlığın batıya yayılmasında önemli rol oynayan yedi kiliseden birine de ev sahipliği yapan Sardes'deki kazılarda bulunan eserlerin bir bölümü Manisa Müzesi’nde sergileniyor.
Haber 7, 24.06.2016

'BAŞKENT ALALAKH' GÜN YÜZÜNE ÇIKARILIYOR

Orta ve Son Tunç Çağı döneminde Hatay’daki Amik Ovası çevresinde hüküm süren Mukiş Krallığı’nın başkenti Alalakh’ta yürütülen arkeolojik araştırmalarda saray yapıları, tapınak ve mezarlıklar gün yüzüne çıkarılıyor.



Amik Ovası çevresinde Orta ve Geç Tunç Çağ döneminde Mukiş Krallığı’nın başkenti olan Alalakh’ta yürütülen arkeolojik kazılarda, tapınak, saray ve anıtsal kale yapıları gibi döneme ışık tutacak kalıntıların gün ışığına çıkarılması planlanıyor.

İlk kazı çalışmaları 1930’lu yıllarda Leonard Woolley tarafından yapılan ve çok sayıda çivi yazılı tablet, mühür, çanak, çömlek bulunan Alalakh höyüğünde, bu sezonun kazıları Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Aslıhan Yener başkanlığında toplam 50 kişilik ekiple başladı. Höyükte yürütülen kazılarda elde edilen eserler kazı evinde uzman ekipler tarafından büyük bir titizlikle inceleniyor.

Mustafa Kemal Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi ve kazı başkan yardımcısı Yrd. Doç.Dr. Murat Akar, Mukiş Krallığı’nın başkenti olması ve bir ticari geçiş noktasında yer alması nedeniyle bölgenin önem taşıdığını vurgulayarak, burada yapılan kazılarda çok sayıda çivi yazılı tablet, mühür ve antik dönem ticaretini tanımlayanlar eserlere ulaşıldığını belirtti.

Açmalardan birinin tapınak alanında olduğunu ifade eden Akar, şu bilgileri aktardı: “Tapınak alanında MÖ 14. yüzyıla tarihlenen tapınak yapıları incelenmekte. Diğer bir açmada ise MÖ 15. yüzyıla tarihlenen anıtsal saray yapısının devamı olabilecek bir bölgede kazıları sürdürüyoruz. Ayrıca bu sezon bir açmamız da MÖ 17. yüzyılda yakılıp yıkıldığını bildiğimiz ve Orta Tunç dönemine tarihlediğimiz yedinci tabakaya ait anıtsal saray yapısının içerisinde yürütülüyor. Kazılarda yapının erken inşa evrelerini anlamaya çalışıyoruz. Bu sezonun kazısına yeni başladık, ilerleyen günlerde çivi yazılı belgelere ulaşma şansımız yüksek.”
Anadolu Ajansı, Haber: İsmihan Özgüven, 24.06.2016
13. YÜZYILDAN KALMA TÜRK KALESİ RESTORE EDİLECEK

Kırım Haber Ajansı (QHA)’nın haberine göre, Kırım’da faaliyet gösteren ‘Alıye Parusa’ adlı otelin yönetimi, 13.-14. asırlardan kalma bir kültür ve tarih anıtı olan Türk kalesinin restore işlerini finanse etmeye hazır olduğunu açıkladı. Otelin yönetimi, restore işleri tamamlandıktan sonra söz konusu alanda açık hava müzesi açmak istediğini bildirdi.

Konu ile ilgili bilgi veren Kefe Belediye Başkanı Yardımcısı Dmitriy Açkasov, “Türk kalesi, federal düzeyde bir anıt. Bundan dolayı kendi paramızı tahsis etme kararı veremiyoruz. Ancak desteklemeye hazır olduğumuz bir yatırımcı var. Kefe’de bulunan ‘Alıye Parusa’ otelinin yönetiminden bahsediyorum. Yatırımcı, anıtın restorasyonu ve Kırım’da benzeri olmayan bir açık hava müzesinin açılması için yüklü bir meblağ tahsis etmeye hazır” dedi.

Restorasyon işleri için bahsi geçen anıt alanını kiralayan şirket ile kira sözleşmesinin feshedildiğini anlatan Açkasov, “Aldığımız yatırım teklifinden dolayı kira sözleşmesini feshettik” diye konuştu.

Açkasov, Kefe’nin sözde Belediyesinin, Kırım’ın sözde yönetimine başvurup, söz konusu yatırım önerisinden yararlanmak için özel bir programın hazırlanmasını istediğini açıkladı.
İnşaat Gündemi, 24.06.2016

KASIMPAŞA KIŞLASI'NIN MÜELLİFİ AÇIKLAMA YAPTI

Kasımpaşa’da yer alan Kalyoncular Kışlası, diğer adıyla Cezayirli Gazi Hasan Paşa Kışlası'nın proje müellifi Saltuk Akatay, yazılı yaptığı açıklamada yapıdaki çalışmaların ilgili koruma kurulu ve belediyenin onayı ile yapıldığını vurguladı.



Kasımpaşa’da yer alan ve Osmanlı’nın ilk modern kışlası sayılan Kalyoncular Kışlası, diğer adıyla Cezayirli Gazi Hasan Paşa Kışlası'nın proje müellifi Saltuk Akatay, Haliç Dayanışması'nın facebook hesabı üzerinden konuyla ilgili bir açıklama yaptı.

Açıklamanın tam metni şöyle;

"Mimari proje müellifi olduğum, Cezayirli Gazi Hasan Paşa Kışlası, gerek askeri gerekse mimari tarihimiz içerisinde, Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk modern anlamdaki kışlası olarak, önemli bir yere sahiptir.
Yapıldığı zemin, Kasımpaşa dere yatağının doldurulmuş bir kısmıdır ve yapıldığı tarihten itibaren ciddi müdahale ve onarımlar görmüştür, 1960'lı yıllara dek.

Yaklaşık ikiyüz yıl boyunca ağır bir işlevle kullanılan, kullanım tercihi değişiklikleri nedeniyle de kapsamlı onarımlar görmüş, problemli zeminde bulunan, büyükçe bir yapıdır söz konusu olan.

İşte bu yapının problemleri, onarım kapsamının dışına çıktığı için, 1966 yılında, tamamıyla yıkılarak betonarme olarak yeniden yapılmıştır.

Sadece Kasr-ı Humayun ve Misafir Köşkü kısımlarının taş parçaları korunup tekrar kullanılmış, bu kısımlar dışındaki tüm kışla, temelden itibaren betonarme olarak yapılmış 1966 yılında.

Yani bu yapıda, zaten betonarme olarak rekonstrüksiyonu yapılmış yapının, teknik postrekonstrüksiyon problemlerinden bahsetmekteyiz.

Yapıdaki çalışmalar ilgili koruma kurulu ve belediyenin onayı ile, İstanbul Valiliği'nin deneyimli ve değerli kontrollüğüyle, proje müellifi olarak tarafımın kontrollüğüyle ve Kışla'nın kullanıcısı Kuzey Deniz Saha Komutanlığı'nın bilgisi dahilinde yürütülmektedir.

Tarihi eserlerimizle ilgili samimi hassasiyetin artmasını ve bu tartışmaların açık olarak yapılmasını son derece yararlı buluyorum. Ancak habercilik adına içeriği çarpıcılaştırarak gerçeği gölgede saklayıp manipulasyon yapılmasını, vatandaşlarımızın zekasına yapılan bir saygısızlık olarak görüyorum.

Saygılarımla."
Yapı, 24.06.2016
900 YILLIK KARS KALESİ'NİN SURLARI BAKIMSIZLIKTAN YIKILIYOR

Selçuklu döneminde yaptırılan yaklaşık 900 yıllık Kars Kalesi’nin dış surları bakımsızlıktan yıkılmaya başladı. Kars Kalesi’nin dış surları ve burçları, gerekli restorasyonlar yapılmamasının yıkılma da en önemli etken olduğunu ifade eden Kaleiçi Mahallesi sakinleri, “Son günlerde arda arda yağan yağmurlar surların etrafını ve ortasını iyice oydu. Gerekli restorasyonlar yetkililer tarafından yapılmıyor. Bu şekilde devam eder ise kalenin surları tamamen yıkılacak” dedi.

Arkeofili’nin haberine göre, Kars Kalesi’nin altında Muradiye Hamamı’nın karşısında bulunan surların gövdesinde açılan oyuk ise dikkat çekiyor. Sağanak yağmurlardan dolayı taşları dökülen surlar kısa sırada gerekli önlem alınmadığı takdirde daha da tahrip olacak.

1153 yılında Selçuklular’a bağlı Saltuklu Sultanı Melik İzzeddin’in isteği ile o dönemin veziri olan Firuz Akay tarafından yaptırılan Kars Kalesi’nin dış kale surlarının yapımı 12. yüzyılda inşa edilmeye başlandı. 1386 tarihinde Timur tarafından yıktırılan kale, 1579 yılında Osmanlı Padişahı III. Murat’ın emri üzerine Lala Mustafa Paşa tarafından yeniden yaptırıldı.

İl Kültür ve Turizm Müdürü’nden açıklama
Konu üzerine açıklama yapan İl Kültür ve Turizm Müdürü Hakan Doğanay, “Kars Kalesi Rölöve-Restitüsyon-Restorasyon ve Çevre Düzenleme Projesi İşi”nin 2016 yılı Nisan ayında Arkın Mimarlık Mühendislik İnşaat Proje firmasına verildiğini, söz konusu proje firmasının çalışmalarına Haziran ayında başladığını ve proje hazırlama işinin Erzurum Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü’nün kontrolünde halen devam ettiğini belirtti. Açıklama şöyle:

“Kars İli, Merkez Kaleiçi Mahallesi’nde yer alan mülkiyeti hazineye ait Kültür ve Turizm Bakanlığı’mız adına tahsisli Kars Kalesi MS 1153 tarihinde Selçuklu devletine bağlı Saltuklu Beyliği döneminde Melik İzzetin tarafından yaptırılmış Anadolu’daki önemli kalelerimizden biridir. Kale 1. derece ve 3. derece arkeolojik sit alanı içerisinde bulunmakta olup, bu tarihi yapıda 1970-2002-2005 yıllarında onarım ve restorasyon çalışmaları yapılmıştır.Günümüzde iç kale olarak bilinen 250 m. uzunluğunda 90 metre genişliğindeki Kars Kalesi ile kaleye açılan dış kale sur kalıntılarının korunması amacıyla Kültür ve Turizm Bakanlığımız Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü denetiminde “Kars Kalesi Rölöve-Restitüsyon-Restorasyon ve Çevre Düzenleme Projesi İşi” 2016 yılı Nisan ayında Arkın Mimarlık Müh.İnş. Proje firmasına verilmiştir.Söz konusu proje firması çalışmalarına Haziran ayında başlamış olup, bu proje hazırlama işi Erzurum Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğünün kontrolünde halen devam etmektedir. Kars Kalesi’nin restorasyon ve çevre düzenleme projesi işi tamamlandıktan sonra kale ve kaleye bağlantılı sur ve burçların korunması ve onarımına yönelik uygulama çalışmaları başlatılatılacak.”
T24 Haber, 23.06.2016

PERGAMON'UN EN BÜYÜK TÜMÜLÜSÜ ATTALOS HÜKÜMDARLARINA AİT OLABİLİR

İzmir’in Bergama İlçesi'nde bulunan ve Pergamon antik kenti sınırları içerisinde yer alan Yığma Tepe Tümülüsü, Attalos hanedanının kayıp anıtlarından biri olabilir.

Bergama kazılarını yöneten Prof. Felix Pirson, en yeni teknolojiyle bu sorunun cevabını bulacaklarını söyledi. Tümülüs’ün boyutlarına bakarak MÖ 2. yy dolaylarında yapıldığını ifade eden Pirson, boyutlarının ötesinde mimarlık, mezar hizaları, büyük sunaktaki merdiven boşluğu ile beraber Athena Tapınağı’nın batı cephesini inceleyerek anıtın Attalos hükümdarlarına ait olduğu izlenimi edindiklerini belirtti. 158 metre çapında ve 31 metre uzunluğundaki Yığma Tepe Tümülüsü’nde ilk kazı çalışmaları 1878 yılında arkeolog Alexander Conze tarafından başlatıldı.

Bergama Parşömen Kullanımı ile Zenginleşti
Bergama’nın Hellenistik Dönemi Kralları, MÖ 2. yüzyılda Küçük Asya’nın büyük bir bölümüne hükmetti. Attalos’un ihtişamlı başkenti krallığın zenginliğini ve gücünü simgelemek için abartılı bir estetikle inşa edilmişti.  Önceleri iki nehir arasındaki tepede bir kaleden ibaret olan şehir, kıskanç Ptolemaios yöneticilerinin Bergama’ya papirus ihracatını yasaklamasıyla beraber Bergamalıların parşömen olarak deriyi kullanmayı keşfetmeleriyle zenginleşti. İhracatın yasaklanmasının nedeni olarak Attalos krallarından II. Eumenes’in yaptırdığı kütüphanenin İskenderiye kütüphanesinden daha üstün olmasından çekinildiği rivayet edilir. Bizans dönemine kadar ayakta kalan şehirde arkeologlar o döneme ait mızrak başları, sikkeler ve seramik parçaları da buldu.

Diğer bir göz alıcı mezar ise İlyas Tepesi’nde ortaya çıkarıldı. Adı bilinmeyen fakat önemli bir şahsiyete ait olduğu belli olan mezara 2 bin 200 yıllık kesme taşlardan yapılmış bir tünelden giriliyor. Kemerli odayı çift kanatlı taş kapı ve hayli karışık bronz bir kilit mekanizması koruyor. Ancak ne devasa taşlar ne de kilit sistemi mezarın soyulmasını engelleyememiş. Soygundan arta kalan lahitteki iskelet parçalarından ve hem Hellenistik hem de Roma döneminde kullanıldığı bilinen vücut yağı şişesinden mezarın 60-75 yaşlarında MÖ 3. yy’ın ikinci yarısında yaşamış bir general veya hanedana yakın biri olduğu anlaşılıyor.

Bakırçay vadisi’nde ise mezar soyguncuları tarafından tahrip edilmemiş, höyük biçiminde, 30 metre çapında, MÖ 3. yy ortalarına ait, biri zengin mezar eşyalarıyla dolu iki ayrı lahit ortaya çıkarıldı. Mezar eşyaları Herakles ilmikli altın meşe yaprağından bir çelenk, Nike kolyesi, yine altından iki köpek başı, demir silahlar, Büyük İskender resimli madeni para ve inanışa göre ölünün yeraltı dünyasına gidebilmesi için kayıkçı Charon’a verilmek üzere sikke bulundu. Bu eşyalarla birlikte gömülen kişinin kimliği bilinmiyor ancak defin adetlerinden Makedonya ile bağlantılı olduğu anlaşılıyor.

Hazinesinin bir çoğunun kaybolmasına ve yağmalanmasına rağmen Pergamon Antik Kenti, bugün hala en güzel Antik Yunan kentlerinin başında geliyor. Bergama hazinelerinin en meşhuru kuşkusuz Berlin’de Pergamon Müzesi’nde sergilenmekte olan Zeus Sunağı’dır. Sunakta bulunan ve II. Eumenes tarafından Galya zaferine ithafen tanrılar ile devler savaşını betimleyen mermer üzerine yapılan freskler, sanat tarihinin en önemli yapıtları arasında sayılmaktadır.

Bergama’da son günlerde yapılan kazılar ve buluntular başkentin Helenizm’den Bizans’a nasıl geliştiğini, genişlediği, Attalos Hanedanının hüküm gücünü göstermek için estetiği mimarlıkta nasıl kullandıklarını gözler önüne seriyor.

Felix Pirson’a göre kültürel politikalarıyla ünlü Attalos yöneticileri dostlarını ve düşmanlarını etkileme, onlara gerekli mesajı iletme konusunda sanat ve mimaride estetiğin gücünün farkına varmışlardı.
arkeolojihaber.net, Kaynak: haaretz.com Çeviri: Ayşen Yolcu, 15.06.2016 



19 - 25 Haziran 2016
METRO KAZISINDAN SU DEPOSU ÇIKTI

İstanbul Beşiktaş Barbaros Bulvarı’nda yapımı devam eden metro inşaatı çalışmalarında tarihi eser olabileceği düşünülen kalıntılara rastlanması üzerine bölgede arkeolojik kazı yapıldı. İnşaattan çıkan kalıntıların tarihi eser olmadığı anlaşıldı.



İstanbul arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü, kalıntıların 1950’li yıllara ait su deposu parçaları olduğu bilgisini verdi. 

‘Kurula yollanacak’
Sosyal medyada, inşaat sahasındaki kazılar sırasında tarihi eserlere zarar verildiği iddiaları üzerine bilgisine başvurduğumuz İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü’nden bir yetkili, “Kazı çalışmaları sırasında Cumhuriyet dönemine ait bakkal ve dükkanların alt yapıları ile elektrik, temel ve su depolarının kalıntıları çıktı. Çalışmalar sırasında ne Bizans, ne de Osmanlı dönemine ait bir kalıntı bulunmuş değil” bilgisini verdi. 

Metro çalışmalarını yürüten İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden de şu açıklama yapıldı: “Burada tarihi kalıntıların çıkabileceği düşünüldüğü için çalışmalar başından itibaren Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü denetiminde devam etmekte. Kazılar sırasında çıkarılan bazı kalıntılar toplanarak kurula gönderilecek, kurulun kararı doğrultusunda tarihi eser olup olmadığına karar verilecek.”
Milliyet, 24.06.2016
RESTORASYON ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR



Akçakoca'da proje çalışmaları eski çarşı diye bilinen Sandal Sokak, Pazar Sokak, Liman Sokak, Servet Bilge Sokakta start aldı ve eski binaların cepheleri yenilenmek üzere sökülmeye başlandı. Bu alanlarda yöresel mimariye uygun malzemeler kullanılacak ve binalar estetik bir görünüme kavuşturulacağı belirtilirken,bu yıl ki bütçenin bir milyon TL olduğu bildirildi. “Söz verdik, yapıyoruz, dedikodu değil, iş üretiyoruz, çarşıda tarih yeniden canlanacak” diyen Akçakoca Belediye Başkanı Cüneyt Yemenici; "Biliyorsunuz biz sokak sağlıklaştırma projesini Doğu Marmara Kalkınma Ajansı sunmuştuk. Projemiz 32 proje arasından birinci seçilerek kabul edilmişti. Şu anda ihalemizi de yaptık. Çalışmamız şu anda çalışmalar hızla devam ediyor, orta çarşıyı en kısa zamanda aslına uygun cazibe merkezine dönüştüreceğiz “ dedi.
Düzce Damla, 23.06.2016
MARMARA'DA MÜTHİŞ KEŞİF

Çanakkale’nin Karabiga İlçesi kıyılarında amatör dalış yapan bir dalgıç grubu Priapos ve Parion antik kentlerine yakın, denizden 20-25 metre açıkta bir antik kenti görüntüledi.

Karabigalı amatör balıkçı ve dalgıç Fatih Kayrak, daha önce de bölgede balık avlamak amaçlı daldıkları yerde birkaç ay önce amforalar ve gemi iskeleti tespit etti. Karaburun Feneri kıyılarında antik döneme ait olduğu düşünülen gemi kalıntısına rastlandı. Gemiden etrafa saçılan amforaların Roma dönemine ait olabileceği tahmin ediliyor. Dalgıçlar çevrede araştırma yaparken batığın yakınlarında Fırıncık Koyu mevkisinde batık kent olduğu düşünülen buluntuları da görüntülediler. Devasa sütunlar, lahitler, bilinmeyen bir batık kent görüntüsünü andırıyor.

TAPINAK DA OLABİLİR
Suyun 8-10 metre altındaki buluntuların yakınlardaki Priapos ve Parion antik kentlerine ait bir tapınağa işaret ediyor. Batıklara yakın mesafede 2 bin 400 yıl öncesine kadar uzanan Priapos ve Parion antik kent kalıntıları bulunuyor. Tarihçiler, Parion antik kentinin Roma İmparatorluğu’na ait bir liman kenti olduğunu belirtiyor. Parion Antik Kenti Kazı Başkanı Prof.Dr. Vedat Keleş, “Roma döneminde bu bölgede yoğun bir deniz ticareti yapıldığını ileri sürüyorduk, bu yeni buluntular bu tezimizi doğrulamış oldu” dedi. Keleş, lahit ve sütunların Marmara Adası’ndan ticaret yapan bir geminin yükü olabileceğini belirtirken, “Bilinmeyen bir antik kentle de karşı karşıya kalabiliriz. Görüntülerden sadece tahmin yürütebiliyoruz. Sualtı arkeologlarının bilimsel araştırmasından sonra netlik kazanır” şeklinde konuştu.

SUALTI ARKEOLOGLARI BEKLENİYOR
Bölge son yıllarda termik santral projeleri ile sıkça gündeme geliyor. Yeni batıkların bulunduğu alan ise liman yapılma tehlikesi ile karşı karşıya. Kalıntıların incelenmeden üzerinin doldurulması endişesi üzerine batıklarını koordinatları Bodrum Sualtı Arkeoloji Müze Müdürlüğü’ne görüntülerle birlikte gönderildi. Buluntular üzerinde araştırma yapılması ve bölgenin koruma altına alınması isteniyor.

Hürriyet, Haber: Ömer Erbil, 23.06.2016

KASIMPAŞA'DA OSMANLI'NIN İLK MODERN KIŞLASI TAMAMEN YIKILDI

Kasımpaşa’da yer alan ve Osmanlı’nın ilk modern kışlası sayılan Kalyoncular Kışlası, diğer adıyla Cezayirli Gazi Hasan Paşa Kışlası tamamen yıkılarak yok oldu.

Arkeofili'de yer alan habere göre 2012 yılında İstanbul İl Özel İdaresi tarafından restore edileceği duyurulan Kalyoncular Kışlası bir anda yıkılarak yok edildi. Kışla, günümüzde Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Karargahı olarak kullanılıyordu.

AVM Yapılabilir

İstanbul İl Özel İdaresi’nin, Kasımpaşa’daki Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa Kışlası’nın yıkılıp yeniden yapılacağını açıklaması tarihçi ve çevrecilerin isyanına neden olmuştu. Kışla yıkıldıktan sonra yerine AVM yapılacağı da dedikodular arasındaydı.

TMMOB Mimarlar Odası Genel Başkanı Eyüp Muhcu, tarihi kışlayla ilgili daha önce Deniz Kuvvetleri ve İBB’ye rapor sunduklarını açıklamıştı ve şunları söylemişti:

“Bu tür yapılar endüstri mirasıdır. Biz de Mimarlar Odası olarak bu yapıların müze ya da kültür-sanat amaçlı değerlendirilmesi, bu kışlanın da aynı amaçla yıkılmadan restore edilmesi gerektiğine ilişkin bir rapor sunmuştuk. Bu binalar, yıkılıp yeniden yapılmaları halinde mimari ve tarihsel özelliklerini yitirecek, kent dokusu da bundan zarar görecek.”

Restorasyon Projesi Hazırdı
1883 ve 1963’lerde 4-5 kez onarım, tadilat ve yenilemesi yapılan fakat geçen zaman içerisinde yıpranan Kışla ve içerisinde yer alan Cami, 8 milyon 642 bin TL’lik bir bütçe ile yenilenecekti.

Restorasyon ve onarım projeleri İstanbul Büyük Şehir Belediyesi tarafından 2007 yılında hazırlandıktan sonra İstanbul İl Özel İdaresi ilk önce Kışla avlusunun tam ortasında bulunan caminin restorasyonu ile 2010 yılında çalışmalara başlamıştı. Mayıs ayında başlanan restorasyon çalışmalarının 2013 yılında bitirilmesi hedefleniyordu.

Osmanlı Mimarisinde Önemli Bir Yapıydı

1782 yılında “Kalyoncu Kışlası” adıyla yaptırılan yapıya kullanılış amacına göre Kasımpaşa Kışlası, Bahriye Kışlası, İstanbul Kışlası ve son olarak da Cezayirli Gazi Hasan Paşa Kışlası isimleri verildi. Osmanlı mimarisinin eşsiz örneklerinden olan yapı üç katlı ve 160 odalıydı. Kışlanın, tavan, taban, merdiven döşemeleri ahşap, etrafı ise duvar ile çevriliydi. Caminin Kışlaya köprülerle bağlı olması, bu kışlayı Osmanlı Mimari sanatı açısından özel bir konumda tutuyordu.
Birgün, 23.06.2016

2 BİN 100 YILLIK TARİHİ MEZARLAR KEPÇEYLE YOK EDİLDİ

Bodrum’da, bir evin temel kazısı sırasında Roma Dönemi’ne ait üç tarihi mezarın iş makineleri ile tahrip edilerek, üzerlerine duvar örülüp atık su borusu konulması arkeolog ve tarihçilerin tepkisine neden oldu.

Bodrum’da market işleten A.K., atalarından miras kalan Yeniköy Mahallesi Karakaya Sokak’taki eski evi, yerine yenisini yaptırmak için bir süre önce yıktırdı. Hafriyatın kaldırılmasının ardından yeni yapılacak ev için geçen 15 Haziran’da kepçeyle temel kazısına başlandı. Kazı çalışmaları sırasında 2 bin 100 yıllık tarihi geçmişe sahip üç mezar tahrip edildi. Bununla da kalınmayıp, üzerlerine duvar örülen Roma Dönemi’ne ait mezarlardan PVC atık su borusu geçirilmesi tepkilere neden oldu. İnşaattaki çalışmalar durdurulurken, Bodrum Su altı arkeoloji Müzesi yetkilileri konuyla ilgili soruşturma başlattı.

"ÜZERİNE BİR DE DUVAR ÖRÜLMÜŞ"
Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nden emekli müdür yardımcısı Aykut Özet, "Roma Dönemi’ne ait mezarların bulunduğu yerde herhangi bir güvenlik önlemi alınmadığı gibi mezarlar tahribata uğramış. Binlerce yıllık antik mezarlar tabii ki böyle korunmamalı. Mezarların korunması gereken yerde üzerine bir de duvar örülmüş. Bu manzarada görünen en iyi şey inşaatın bir süreliğine durdurulmuş olması" dedi.







"KAZI YAPILSA DAHA FAZLA ÇIKAR"
Bodrum Kent Konseyi Kültür Mirası Grubu Başkanı tarihçi ve arkeolog Ayşe Temiz ise şöyle konuştu:

"Bodrum’da son yıllarda milyon dolarlık inşaatların başladığı arazilerde ortaya çıkan eserler ne yazık ki korunması gerektiği gibi korunmuyor. Bu örnek de onlardan biri. Müze bu konuda çok daha duyarlı ve dikkatli olmalı. İnşaatı durdurmak belki bir çözüm ama ortaya çıkan mezarları da koruma altına almak o kadar önemli. Antik Myndos Kapısı’na yakın bölgede bulunan bu mezarlardan, kazıya devam edilecek olursa daha fazlasının çıkacağını ümit ediyorum."
Milliyet, 23.06.2016

8 ASIRLIK CAMİ RESTORE EDİLİP İBADETE AÇILACAK

Kayıtlara göre Antalya'nın ilk camisi olan, 1890 yılında çıkan yangından itibaren ibadet yeri olarak kullanılmayan 8 asırlık Korkut Camii (Kesik Minare) aslına uygun olarak restore edilerek yeniden ibadete açılacak.

Kaleiçi Hesapçı Sokak'ta bulunan ve milattan sonra 6. yüzyılda Roma tapınağı olarak inşa edilen yapı, Bizanslılar döneminde bazilikaya (Hristiyanlığın ilk dönemlerinde ibadethane olarak kullanılan yapı) çevrildi.

Selçukluların Antalya'yı fethinden sonra yapıya Camii Cedid (Yeni Cami) adı verildi. Osmanlı İmparatorluğu döneminde 2. Bayezid'in oğlu Şehzade Korkut'un Teke Sancakbeyliğine atanması sonrasında tamir ettirilen cami, "Korkut Camii" adını aldı. Şehzade Korkut, camiye bir de minare ekletti.

Cami, 1890'da çıkan yangında büyük hasar gördü. Minaresinin ahşap külahının yanması üzerine cami, halk arasında "Kesik Minare" olarak anılmaya başladı.

1974 yılında kısmı restorasyon yapılan ve yıkılmaya yüz tutan bazı alanların çökmesi engellen yapının çevresi ise aynı dönemde demir parmaklıklarla çevrildi.

Camiyi projelendirerek en kısa sürede Antalyalıların hizmetine sunacaklarını kaydeden Vakıflar Antalya Bölge Müdürü Hüseyin Coşar, "8 asırlık cami 120 yıldır atıl vaziyette duruyordu. Aslına uygun bir şekilde orta nefin cami olarak yapılmasını, etrafındaki diğer dinlere ait müştemilatın da aslı korunarak açık hava müzesi olarak ziyarete açılmasını sağlayacağız. Yani burada bütün devrin özelliklerini görebileceğiz. Bazilika, kilise ve tapınak olduğu dönemdeki izler görülecek. Biz burayı onararak yapının tamamen yok olmasını da önlemiş olacağız." dedi.
Anadolu Ajansı, Haber: Hüseyin Kanber, 23.06.2016

ELAZIĞ'DAKİ SURP KEVORK MANASTIRI KORUMA ALTINA ALINDI

Elazığ'da bulunan tarihi Surp Kevork Manastırının koruma altına alındığı bildirildi.

Elazığ Belediyesi'nden yapılan açıklamada, kentin sahip olduğu binlerce yıllık tarihi mirasın yaşatılması ve geleceğe taşınması noktasında önemli bir adım daha atıldığı belirtildi.

Tarihi mirasın korunması yolunda başlatılan çalışmalar doğrultusunda merkeze bağlı Şahinkaya Köyünde bulunan, 1061 yılında inşa edildiği kabul edilen Surp Kevork Manastırı ile bünyesindeki çeşme, havuz ve su kuyusunun yer aldığı alanın koruma altına alındığı ifade edilen açıklamada, Elazığ Belediyesi ile Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi işbirliğiyle gerçekleştirilen çalışma sonucu koruma altına alınan tarihi alanın çevresinin dekoratif panel çitlerle çevrilerek, geçici korumanın sağlandığı ifade edildi.

Açıklamada, şunlara yer verildi:

"Surp Kevork Manastırı ve çevresinde yapılacak restorasyon öncesi sondaj ve kazı çalışmalarına ilişkin Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu Bölge Müdürlüğünden izin alınacak. İzin doğrultusunda kazı ve sondaj çalışmaları başlatılacak ve restorasyona yönelik proje hazırlanarak, onay için Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğüne gönderilecek. Projenin onaylanmasının ardından ise uygulama çalışmaları başlatılacak."

Açıklamada, gerçekleştirilecek restorasyon çalışmalarının ardından tarihi ve kültürel bir miras olan Surp Kevork Manastırı ve çevresinin, arkeolojik eğitim çalışmalarının yapılmasına olanak sağlayacak arkeopark alanı olarak düzenlenerek, turizme kazandırılacağı kaydedildi.
haberler.com, 22.06.2016
DEFİNE ARARKEN DÜŞEN KAYANIN ALTINDA ÖLDÜ

Kahramanmaraş'ın Pazarcık İlçesi'nde define ararken üzerine kaya düşen 64 yaşındaki İbrahim Erhalaç yaşamını yitirdi.

Olay, sabah saatlerinde Abdullah mevkisindeki dağlık alanda meydana geldi. İğdeli Mahallesi'nde oturan İbrahim Erhalaç'tan bir süre haber alamayan yakınları jandarmadan yardım istedi. İhbar üzerine arama çalışması başlatan ekipler, Erhalaç'ın Abdullah mevkisindeki dağlık alanda define aradığı bilgisine ulaştı. Bölgeye giden ekipler, Erhalaç'ın kaya parçası altında cesedine ulaştı. Ailesinin emekli olduğu Avusturya'da yaşadığı öğrenilen Erhalaç'ın cesedi, kaya parçasının altından çıkarılarak otopsi için Pazarcık Devlet Hastanesi morguna konuldu.
Akşam, 22.06.2016

İMÇ'NİN 'KUŞLAR'I SABANCI MÜZESİ'NE KONDU

Heykel sanatçısı Kuzgun Acar’ın İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’ndaki ‘Kuşlar-Soyut Kompozisyon’ isimli eseri 3 yıllık restorasyon çalışmasının ardından, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’ne konuk oluyor.

Türkiye’deki heykel sanatının önemli isimlerinden Kuzgun Acar’ın, 1967 yılında İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’na (İMÇ) yerleştirilen ‘Kuşlar - Soyut Kompozisyon’ isimli eseri, yarından itibaren SÜ Sakıp Sabancı Müzesi’nde sanatseverlerle buluşacak. Zaman içinde gördüğü doğal tahribat sebebiyle 2013 yılında Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı tarafından izinle yerinden çıkarılıp korumaya alınan eser, 3 yıllık bir restorasyon çalışması sonrası ilk kez bir müze ortamında sergilenecek. İnşa edildiği 1967-68’den itibaren sanatın kamusal alanda, ticari bir yapı çerçevesinde varlık göstermesi konusunda özel ve öncü bir nitelik taşıyan İMǒnin cephesinde sergilenmek üzere üretilen ‘Kuşlar-Soyut Kompozisyon’ eseri, Kuzgun Acar’ın ölümünün 40’ıncı yılında Sakıp Sabancı Müzesi’nde gerçekleşecek bu özel projeyle sergilenecek.

ÖNCÜ BİR ESER
SÜ Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Dr. Nazan Ölçer, “Bu önemli eser, sanatın kamusal alanda, ticari bir yapı çerçevesinde varlık göstermesi konusunda özel ve öncü bir nitelik taşıyor. Heykel sanatının kitlelerle iletişim kurmasını sağlayan önemli açılımlardan biri olan ‘Kuşlar - Soyut Kompozisyon’ eserini müzemizde sergileyecek olmaktan, bu vesileyle ne üzücüdür ki çok genç yaşta aramızda ayrılmış olan Kuzgun Acar’ı ölümünün 40’ıncı yılında anıyor olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz” dedi.

Hürriyet, 22.06.2016

EDİRNE'DE SELİMİYE MEYDANI'NDA İNSAN İSKELETİ PARÇALARI BULUNDU

Edirne Selimiye Meydanı'nda Müze Müdürlüğü tarafından sürdürülen Yemişkapanı Hanı kurtarma kazısında, Roma dönemine ait olduğu sanılan insan iskeleti parçaları bulundu. Gün yüzüne çıkarılan kafatası, kol ve bacak kemikleri incelenmek üzere Trakya Üniversitesi'ne götürüldü.

Edirne Belediye Başkanlığı'nın Selimiye Meydanı'nın yeniden düzenlenmesi için başlattığı çalışmalarda Edirne Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu, meydan üzerinde var olduğu bilinen Yemişkapanı Hanı'nın ortaya çıkarılmasını istedi. Bu kapsamında yaklaşık 1.5 yıl önce başlatılan kurtarma kazılarında sona yaklaşıldı.

Daha önce Mimar Sinan'ın kente gelen temiz suyu dağıtmakta kullandığı su yolları bulunan Yemişkapanı kurtarma kazısında bu kez de Roman dönemine ait olduğu sanılan iskelet parçaları bulundu.

Kazı alanındaki 25'nci mezar olduğu belirtilen parçalar arkeologlar tarafından titizlikle toprak yüzeyine çıkarıldı. Bir insana ait olduğu sanılan kol, bacak ve kafatası kemikleri, numaralandırılmış poşet içine konularak antropologların incelenmesi için Trakya Üniversitesi'ne gönderildi.

Edirne Müze Müdürlüğü yetkilileri, bulunan insan iskeletlerinin MÖ 5'nci ve MÖ 6'ncı yüzyıl aralarında Geç Roma ile Erken Doğu Roma döneminde yaşamış insan iskeletleri olduğunu tahmin ettiklerini söyledi. İskeletlerin olduğu yaş, tarih gibi bilgilerin yapılacak olan incelemenin ardından ortaya çıkarılacağı belirtildi.

Tarihi Yemişkapanı Hanı
III. Murad döneminde, 1590'lı yıllarda Türk-İslam mimarisinin şaheseri kabul edilen Selimiye Camisi Arastası'nın batı tarafında yaptırılan ve 100 odalı olduğu tahmin edilen Yemişkapanı Hanının, zamanla harabeye döndüğü ve üzerinin toprakla kapatılarak Selimiye Meydanı'na katıldığı belirtiliyor.

Cnn Türk, 22.06.2016

KOSKOCA HEYKEL NASIL ÇALINDI?

Seğmenler Parkı’ndaki ünlü heykeltıraş İlhan Koman’a ait bronz heykelin bir anda ortadan kaybolmasının peşini bırakmayan Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Büyükşehir Belediyesi’nden heykelin çalındığına dair resmi yazı geldiğini bildirdi. Mimarlar, “Başkentin göbeğinde, elçiliklerin olduğu bir alanda ve yüksek güvenlik önlemlerinin olduğu bir yerde bulunan heykelin çalınması çok manidar. Heykel çalındığında Büyükşehir Belediyesi ne yapıyordu?” diye sordu.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Seğmenler Parkı’ndaki Türkiye’nin Da Vinci’si olarak bilinen, ünlü heykeltıraş İlhan Koman’a ait bronz heykelin bir anda ortadan kaybolmasının peşini bırakmıyor. Heykelin kaybolmasında sorumluluğu bulunan Ankara Büyükşehir Belediyesi yetkilileri hakkında görevi kötüye kullanmaktan suç duyurusunda bulunan Mimarlar Odası Ankara Şubesi, resmi yazıyla Ankara Büyükşehir Belediyesi yetkililerine heykelin akıbetinin ne olduğunu sormuştu. Ankara Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı tarafından 7 Haziran 2016 tarihli gönderilen resmi cevap yazısında heykelin çalındığı belirtildi.

“AÇIKLAMA İNANDIRICI DEĞİL”

Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, konuyu şöyle değerlendirdi:

"Bu açıklama bize inandırıcı gelmedi. Bir bölge sakini, parkın güvenlik görevlilerine heykeli sorduğunda, kendisine heykelin belediye tarafından kaldırıldığı, onarımı ve bakımı yapılarak tekrar yerine konulacağı söylenmiş, Şimdi de çalındığı ifade ediliyor. Bu çelişkili açıklamalar bize inandırıcı gelmiyor. Heykelin peşini bırakmayacağız. Büyükşehir Belediyesi'nin heykeller konusunda sicili parlak değil. Önce heykellere tükürerek başladılar, şimdi de heykelin çalındığını söylüyorlar. Heykel çalınırken siz ne yapıyordunuz? Yaşam alanlarımızın yok edilmeye çalışıldığı bir süreçte, bir heykel çalınmış deyip geçemeyiz. Bugün yaşadıklarımız sistematik bir yok etme politikasının, sanata ve mimarlığa yansımasıdır.”

“TUTANAK VE BELGELER VAR MI?”

Candan, çalındığı iddia edilen İlhan Koman heykeli ile ilgili Büyükşehir Belediyesi'ne şu soruları yöneltti:

"Başkanlığınıza heykelin 'çalınmış' olduğu ihbarı tarafınıza ne zaman ( saat-gün olarak) yapıldı? 'Çalındığı' ihbarı üzerine gerçekleştirdiğiniz resmi işlem, tutanak ve belgeleme çalışmaları var mı? Varsa birer nüshalarının bize iletilmesini istiyoruz. Çalındığı konusu kolluk güçlerine ne zaman intikal ettirildi?( gün, saat olarak ). Yazılı başvuru, konu ile ilgili belge ve telefon ihbarı var ise kim tarafından (isim) gün ve saat olarak ne zaman yapıldı? Seğmenler Parkı güvenlik sisteminin ANFA tarafından yapıldığı biliniyor. İlhan Koman heykelinin kaybolduğu gün ve saatte vardiyada ANFA güvenlik ekibinde kaç kişi bulunuyordu? İsim ve kimlik bilgilerinin tarafımıza verilmesini talep ediyoruz. Güvenlik ekibinin İlhan Koman Heykeli’nin çalınması ile ilgili ifadeleri alındı mı? Alındı ise bir nüshasının tarafımıza verilmesini istiyoruz."

“AÇIĞA ÇIKARTACAĞIZ”
Candan, "Bu parkın sorumluluğu Büyükşehir Belediyesi’ndedir, heykel de üç kilo değildir ki çalınsın.Bu işte iş var, açığa çıkartacağız. Bu heykel başkentin göbeğinde, elçiliklerin olduğu bir alanda, yüksek güvenlik önlemlerinin olduğu yerde çalınamaz, çalınırsa durum çok açıktır. Büyükşehir Belediyesi hakkında suç duyurusunda bulunduk. Heykelin izini süreceğiz, bu basit bir olay değil” diye konuştu.

Oda Tv, 22.06.2016

SUR'UN ESKİ VE YENİ UYDU GÖRÜNTÜLERİ KARŞILAŞTIRILDI

TMMOB Şehir Plancıları Odası, eski uydu görüntüleri ile Sur'un yasak sonrası uydu görüntülerini karşılaştırdı. Yıkımın boyutu ortaya çıktı. Yapılan karşılaştırma sonucunda kentte bin 312 yapının yerinde olmadığı yıkıldığı tespit edildi.

Bunlardan 56'sı tescilli sivil mimarlık örneği, 68'i ise Çevresel Değerli Yapı. Uydu görüntüsüne göre yüzde 45'lik bir alan da yıkılacak...

Google Earth Sur'un sokağa çıkma yasağından sonraki uydu görüntülerini yayınladı. Sur'un eski uydu görüntüsü ile sokağa çıkma yasağı sonrasındaki uydu görüntüsünde yaşanan yıkım gözler önüne serildi. TMMOB Şehir Plancıları Odası tarafından uydu görüntüleri karşılaştırılarak, yıkılan bina ve tescilli yapılarla ilgili açıklama yapıldı. Karşılaştırma sonucunda binlerce yapının yıkıldığı belirlendi.

SUR'UN UYDU GÖRÜNTÜLERİ: 1312 YAPI YIKILDI
TMMOB Şehir Plancıları Odası Eş Başkanı Büşra Cizrelioğulları Sadak, yaşanan yıkımı rakamlarla anlatarak "Suriçinin 10 Mayıs 2016 tarihinde elde ettiğimiz uydu görüntüsü ile çatışmalı süreç öncesi uydu görüntüsü ve koruma amaçlı imar planını çakıştırarak elde ettiğimiz verilere göre yasağın devam ettiği bölgede toplamda 1312 adet yapının yıkıldığını tespit etmiş bulunmaktayız. Yıkılan yapıların kat adetlerine göre dağılımlarına bakacak olursak; 1 katlı 245 adet, 2 katlı 943 adet, 3 katlı 69 adet, 4 katlı 15 adet, 5 katlı 30 adet, 6 katlı 10 adet olmak üzere toplamda 1312 adet yapı tamamen yıkılmıştır. Yıkımın olduğu bölgenin alan büyüklüğü 11,6 hektardır. Yıkılan bu yapıların içerisinde 56 Adet Tescilli Sivil Mimarlık Örneği, 68 Adet de Çevresel Değerli Yapı bulunmaktadır" dedi.

BİN 434 YAPI DAHA YIKILACAK
Diyarbakır Valiliği ile bazı sivil toplum kuruluşlarının yaptığı görüşmelerden edindikleri bilgileri de paylaşan Büşra Cizrelioğulları Sadak,"Bilgilere göre yasaklı bölgede geri kalan yapıların %45 inin daha yıkım tehdidi altında olduğu bilgisi Valilik tarafından paylaşılmıştır. Bu paylaşımı da göz önünde bulundurarak yaptığımız analizlerde yıkım riski altında bulunan bölgede 3187 adet yapı daha bulunmaktadır. Valiliğin vermiş olduğu bilgi doğrultusunda oransal bir analiz yapacak olursak geri kalan 3187 yapının 1434 adetinin daha yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır" diye konuştu.

KENT VE İNSAN HAKKI İHLALİ YAŞANDI
Yasağın olduğu mahallelere giremediklerinden dolayı detaylı bir inceleme yapamadıklarını söyleyen Cizrelioğulları Sadak, "Suriçi'nin özgün yapısının, sokak dokusunun, mahalle kültürünün, toplumsal belleğinin, kent tarihi ve kültürünün ağır darbeler aldığını savaş süresince ve sonrasında ağır bir şekilde kent ve insan hakkı ihlallerinin yaşandığı net bir şekilde ortadadır" dedi.

EYLEM PLANI: ZORUNLU İSKAN POLİTİKASININ PARÇASI
Sur İlçesi için önce "Afet Riskli Alan" sonrasında "Acele Kamulaştırma" kararının ardından Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki'nin Suriçi Eylem Planı'nın açıklamasında da değinen Cizrelioğulları Sadak," Özhaseki'nin açıkladığı eylem planı; bölgedeki yıkım, sürgün ve dönüşüm politikalarının kentsel ve bölgesel ölçekte; kültürel, siyasi ve sınıfsal alanda bir toplumsal dönüşümü hedeflemekte olduğunun açık bir kanıtı olmakla beraber bölgeye yönelik herhangi bir strateji belirlemeden ve eylem planından etkilenecek halkın ve yerel dinamiklerin katılımı sağlanmadan uygulama yapılmaya çalışılmaktadır. Önerilen eylem planında halkın mahkum edildiği TOKİ konutları, devletin toplum mühendisliği denemelerinde bir araç olarak kullandığı toplumu tek tipleştirme yöntemidir. Halkın farklı illerdeki TOKİ konutlarında ikamet ettirme çabaları Suriçi'ndeki dayanışma ve örgütlülüğü ortadan kaldırma amaçlı devletin bölgede yürüttüğü zorunlu iskan politikalarının bir parçası" diye yorumladı.

Arkitera, Haber: Nilüfer Karakoç, 22.06.2016

FÜREYA'NIN KUŞU PARÇALANDI

Mezarlara, mezar taşlarına saygı bence yalnız dini açıdan değil, insanlık açısından da bir borçtur.

İnsan en kızdığının mezarını bile kutsal saymalıdır. Eğer insan nesline ait biriyse.

Üstelik bizim için mezar taşları sadece dini açıdan değil, kültürel açıdan da önemlidir. En seçkin hat örnekleriyle bezelidir birçoğu.

Ancak tarihten bugüne, birçokları hıncını mezar taşlarından çıkarmıştır. Kayıtlarda vardır, yeniçeri ocağı kapandığında halk birçok yeniçeri mezar taşını kırmıştır.

Bazı insanlar kızdıkları, aynı görüşü paylaşmadıkları insanlardan öçlerini mezar taşından alırlar. Bu ilkelliği sergileyeni bir insan olarak adlandırmak mümkün değil.

Geçenlerde Azra Erhat’ın mezarını ziyaret edenler, bu üzüntüyü yaşamışlar. Zira mezar taşına birileri hasar vermiş!

Azra Erhat’ın mezar taşında Füreya’nın yaptığı bir kuş vardır. Bülbülderesi’ndeki mezar taşındaki bu kuşu Azra Erhat bizzat istemiş, “Belki kuş olur uçarım” diyerek. Füreya, bunun üzerine Erhat’ın istediği kuşu yapmış.

Ama bazı eller büyük yazarın-çevirmenin ne ruhunun, ne de kuşun uçmasına müsaade etmemişler, hoyratça kuşu kırmışlar!

Sanatçının öngörüsü mü demeli bilemiyorum. Allah’tan Füreya, Azra Erhat’ın bu isteğini yerine getirirken, herhalde başına bir şey gelebir diye düşünüp iki tane yapmış. Bu kuşların diğerini de mimar-şair Cengiz Bektaş’a vermişler.

Şimdi Azra Erhat’ın ailesi Cengiz Bektaş’taki ikinci kuşun Azra Erhat’ın mezarına konulmasını bekliyor.

Ama yetmeyecek sanırım. Başına bir nöbetçi dikmek gerekebilir.

Ben iyi niyetle şöyle düşünüyorum. Belki de sanatsever birisi o kuşun sanat eseri olduğunu fark ederek almak istemiş, koparamayınca da kırmış. Tabii bunun da bir hırsızlık olduğunu belirtmeye bilmem gerek var mı?

Şimdi o kuş yerine konulduktan sonra, gönüllü bekçiler bulunabilir.

Önder Kaya, Azra Erhat’ın aile mezarının fotoğrafını gönderdi.

Mezar taşının başında Tevfik Erhat Ailesi yazıyor.

Aile mezarlığında gömülü olanlar: Tevfik Erhat, eşi Nasibe Erhat, kızı F. Akile Erhat, oğlu O. Ehat Erhat, Azra Erhat.

Onun mezarı üzerinde Füreya’nın yaptığı Mavi Kuş.

Hafızamı zorluyorum, nakledilen bir mezardır Ömer Seyfettin’inki.

Taşında şu yazar:
Ben Gönen’de Doğdum
Hikayeci Yazar Ömer Seyfettin.

Aziz Nesin mezar konusunda sıra dışı öngörü sahibi isimlerin başında gelir kanaatimce. Mezarının yerini gizli tutarak hem lüzumsuz övgüleri hem de olası saldırıları önlemişti... Bu vesileyle mezarı bilinmeyenlerden söz edelim:

Reşat Ekrem Koçu’nun Sahrayı Cedit Mezarlığı’nda yattığı ama yerinin bilinmediği söyleniyor. Evliya Çelebi için de çeşitli yerler söyleniyor, bunların arasında Mısır da var. Şinasi de bugün mezarı ortada olmayan adlardan.

Cengiz Bektaş, Füreya’nın ikinci kuşunu Azra Erhat’ın mezarına koyduktan sonra tavsiyem, zaman zaman mezarın ziyaret edilmesi. Bu sayede korunmuş olur.
Hürriyet, Yazı: Doğan Hızlan, 22.06.2016

HZ. İSA'NIN MEZARI RESTORE EDİLİYOR

Eski Kudüs’teki Kutsal Kabir Kilisesi’nde olduğuna inanılan Hz. İsa’nın mezarında restorasyon çalışmaları başladı.

Yunanlstan’ın Atina Teknik Üniversitesi’nin restorasyon uzmanları Hz. İsa’nın gömülü olduğuna inanılan mağaranın çevresi ile üzerine inşa edilen şapel ve diğer yapıları titanyum vida ve çiviler kullanarak “Aslına zarar vermeden” restore etmeye çalışacak. En az 30 yıldır restore edilmeyen şapel öne doğru eğilmişti. Restorasyon çalışmalarının en az 9 ay süreceği tahmin ediliyor.

Habertürk, 22.06.2016
AKP BİR TARİHİ DAHA YOK EDECEK

Beyoğlu'ndaki Hazzopulo Pasajı, AKP'nin İstanbul'daki yeni hedefi. Galatasaray Lisesi'ne yakın konumda bulunan, İstiklal Caddesi'ne açılan geçitle girilen 145 yıllık pasaj İstanbul'un kültür miraslarından, öğrencilerin ve sanatçıların da uğrak mekanlarından. Pasajda zanaatkarlar, kitapçı ve sahaf dükkanının yanısıra şarap evi ve çay ocakları bulunuyor. Hazzopulo'daki dükkanlara dün baskın yaparcasına gelen Beyoğlu Belediyesi zabıtaları, "Yarın sabah 9'dan itibaren geleceğiz. Ruhsatsız dükkanları kapatacağız" dedi. Pasaj esnafının gergin bekleyişi sürüyor.

Tarihi Hazzopulo Pasajı'ndaki dükkanların kapanacağı iddiaları sosyal medyada gündeme oturmuştu. İddialar doğru; AKP'li Beyoğlu Belediyesi'ne bağlı zabıtalar tehditkar bir tebligat yaparak pasaj esnafına ruhsatsız dükkanları kapatacaklarını söyledi.

BELEDİYE 'RUHSAT'I HATIRLADI
Hazzopulo Pasajı yaklaşık 6 yıldır kayyumda. Bu süre içerisinde ne ruhsat için esnafa yol gösterildi ne de kayyum tarafından tadilat yapıldı. Sahipsizlik sorunundan atanan kayyumun bu ilgisizliği yüzünden ensaf ve zabıta pek çok kez karşı karşıya geldi. Beyoğlu'nun en eski yapılarından olan pasaj kaderine terk edildi. Şimdiyse belediye "ruhsat"ı hatırladı. Yıllardır ruhsat vermeye yanaşmayan belediyenin zabıtaları dün pasaja gelerek ruhsatı olmayan esnafı gezdi. Esnafa "Bu işletme ruhsatsızdır" şeklinde bir belge imzalatan zabıtalar yarın (bugün) geleceklerini ve dükkanları mühürleyeceklerini bildirdi.

BAHANEYİ BULMUŞLAR
Hazzopulo hakkında verilen bu ani kararın pasajın orta alanına kurulu çay ocağı ve kafelerin müşteri yoğunluğu yüzünden verildiği düşünülüyor. Hazzopulo sosyalleşme açısından Beyoğlu'nun en geniş mekanlarından. Belediyenin bu orta alana müdahale etmeye karar verdiğini belirten esnaf, belediyenin "Kişilerden ve kurumlardan gelen şikayet dilekçelerini işleme alacağız" dediğini aktarıyor. Ancak orta alana müdahale kararı, belediyenin sığındığı bir bahane gibi görünüyor. Çünkü belediye orta alandaki ruhsatsız kafelerin ve çay ocaklarının değil, bütün olarak pasajdaki tüm ruhsatsız işletmeleri mühürleme kararı almış durumda. Öte yandan görece daha kolay ruhsat alınan gümüşçü, şapkacı, takı tasarımcı, çantacı, kitapçı, sahaf gibi dükkanlara "Siz ruhsat başvurunuzu yapın" ya da "Sıkıntı sizinle alakalı değil" demiyor. Belediye pasajdaki insan yoğunluğunu öne sürerek bir tarihi yok etmeye hazırlanıyor. 

'İŞİNİZ ÇOK ZOR ABİCİM' TEHDİDİ
soL'a konuşan esnaf, dün pasaja gelen zabıtaların takındığı tavırdan da rahatsız. Bu yüzden belediyenin "hassasiyetine" güvenmediklerini söylüyorlar. Esnaf, zabıtanın "İşiniz çok zor abicim, yarın gelip kapatacağız dükkanları" dediğini anlatıyor. Zabıtanın çok sert bir dille "Mühürleyeceğiz" dediğini aktaran esnaf, "Bunun bir yasal prosedürü var. Bize demiyorlar ki, 'Evrakınızı tamamlayın, ruhsat işlemi için başvuru yapın. Şu kadar da süreniz var'. Bunu söylediğimizde de 'Biz bilmeyiz kardeşim' diyorlar. 

Aralarında pasajın 50 yıllık sakinlerinin de bulunduğu esnaf, gergin bir şekilde zabıtanın geleceği anı bekliyor. 

PASAJIN TARİHİ
İçindeki takı tezgahları, sahafı ve kafeleriyle bilinen pasaj, Osmanlı döneminde yaşamış aydınlardan Namık Kemal başta olmak üzere şair Ahmet Haşim’in da uğrak mekanlarından oldu, yazar Ahmet Mithat ile Namık Kemal’in tutuklanmalarına tanıklık etti.

Editörün notu: soL'un esnafla görüştüğü ve konuyu haberleştirdiği sırada zabıtalar henüz gelmemişti. Hazzopulo Pasajı'na bir müdahale yapılması durumunda gelişmeleri aktaracağız.
Sol Haber: Haber: Serdar Nazım Yüce, 21.06.2016

KIZILKOYUN PROJESİYLE TARİH GÜN YÜZÜNE ÇIKARILIYOR



Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi tarafından yapım ve onarım çalışması yürütülen Kızılkoyun mağaralarında çalışmalar sürüyor. Yapılan çalışmalar sırasında alanda 61’inci kaya mezarına rastlanıldı.

Kentin tarihi dokusunu korumak ve tarih turizmini canlandırmak için çalışmalarını yürüten Büyükşehir Belediyesi’nin ’Eski Urfa’ olarak adlandırılan Haleplibahçe Mahallesi’nde başlattığı ’Kızılkoyun Projesi’nde 61’inci kaya mezarına ulaşıldığını bildirdi. Titizlikle süren çalışmaların bulunduğu havzada Roma Dönemine ait her geçen gün yeni bulgulara rastlanırken, alanda temaslarda bulunan Büyükşehir Belediye Başkanı Nihat Çiftçi, tarih turizmine yönelik projelere büyük önem verdiklerini söyledi.

Kazı alanında gelerek yüklenici firma yetkililerinden bilgi alan Çiftçi, burada yaptığı açıklamasında, "Her geçen gün yeni bir gelişme ile karşılaşmak bizleri de heyecanlandırıyor" diye konuştu.
Milliyet, 21.06.2016
ALİ PAŞA GİTTİ, MAHMUT PAŞA GELDİ

İstanbul Eminönü’ndeki Ali Paşa Hanı’nda oyunlarına son vermek zorunda kalan Dostlar Tiyatrosu, yine özgün bir tarihi alanda açılıyor.

Usta oyuncu Genco Erkal, İstanbul Kadıköy Lisesi’nin içinde bulunan ve yıllardır kullanılmayan tarihi Mahmut Paşa Konağı’nın bahçesini açık hava tiyatrosuna dönüştürdü.

Mekan, 7 Temmuz akşamı Dostlar Tiyatrosu’nun yeni oyunuyla kapılarını açacak. Ünlü devlet adamı Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın oğlu Mahmut Muhtar Paşa’ya ait konak, yaz sezonunda Tülay Günal ve Genco Erkal’ın birlikte rol aldığı ‘Güneşin Sofrasında-Nazım ile Brecht’ oyununa ev sahipliği yapacak. Genco Erkal’ın uyarlayıp yönettiği oyuna piyanoda Yiğit Özatalay, viyolonselde Deniz Doğangün, klarnet ve saksofonda Çağdaş Engin eşlik edecek.

KARDEŞİYLE ANLAŞAMAYINCA
Genco Erkal daha önce, dededen kalma Eminönü’ndeki tarihi Çorlulu Ali Paşa Hanı’nı tiyatro mekanına çevirmişti. İki yıl oyunlarını burada sahneleyen usta oyuncu tiyatro mekanının kullanımı konusunda kardeşiyle anlaşmazlığa düşünce mekanı terk etmek zorunda kalmıştı.

Hürriyet, 21.06.2016

PABLO PICASSO'NUN 'OTURAN KADIN'I SATIŞA ÇIKIYOR

Ünlü müzayede evi Sotheby’s tarafından düzenlenecek etkinlikte açık artırmaya çıkacak eserin, en az 40 milyon dolara alıcı bulması bekleniyor.

20’nci yüzyıl modernist sanatının en büyük temsilcisi olan İspanyol ressam Pablo Picasso’nun erken dönem kübist eserlerinden “Femme Assise” (Oturan Kadın) adlı tablosu, bugün İngiltere’nin başkenti Londra’da gerçekleşecek olan müzayedede açık artırmaya sunulacak. Ünlü müzayede evi Sotheby’s tarafından düzenlenecek etkinlikte açık artırmaya çıkacak eserin, en az 40 milyon dolara alıcı bulması bekleniyor. Picasso’nun 1909 yılında tamamladığı eser, başta ABD’deki New York Modern Sanat Müzesi ve Londra’daki Tate Modern Müzesi olmak üzere bugüne kadar birçok müzenin duvarlarını süsledi.
Habertürk, 21.06.2016



******


PABLO PICASSO'NUN TABLOSUNA 64 MİLYON DOLAR

Kübizmin öncülerinden olan Pablo Picasso’nun 1909 yılında yaptığı tablo rekor fiyata satıldı. ‘Femme Assise’ isimli tablo, Londra’daki açık artırmada 64 milyon dolara (yaklaşık 185 milyon lira) satıldı. Tablo böylece Picasso’nun kübist çalışmaları arasında en yüksek fiyata alıcısını buldu. Tablo, ayrıca 2010 yılından beri Londra’da bir sanat eseri için ödenen en yüksek ücret olarak kayıtlara geçti. Picasso’nun rekor fiyata satılan ‘Femme Assise’ isimli tablosu, sevgilisi Fernande Olivier’in özelliklerini taşıyor.
Habertürk, 23.06.2016

SİBİRYA'DA 4000 YILLIK RESİM GALERİSİ BULUNDU

Rusya Novosibirsk Üniversitesi arkeologları Sibirya’nın Zabaykal Bölgesi’nde yaklaşık 4000 yıllık petrogrifler buldu.

Rus arkeolog Sergey Alkin’in öncülük ettiği arkeoloji ekibi, Largi Nehri yakınlarında yaptıkları arkeolojik kazı sırasında kayalar üzerine çizilmiş resimler buldu.

Bilim adamları, Tunç Çağı’na ait olduğu belirlenen resimlerin yaklaşık 4000 yıl önce çizildiğini tahmin ediyor.

Kırmızı ve turuncu renkli mineraller kullanılarak çizilen resimlerde insan, boğa, ağaç ve kuş figürleri yer alıyor.

İnsan figürünün yanında yer alan daire arkeologlar tarafından Güneş olarak tahmin ediliyor. İçinde haç işareti olan Güneş birçok Sibirya kültüründe şaman tefini temsil ettiği için arkeologlar elinde tef olan bir şaman figürü çizildiğini düşünüyor.

Haberrus, Haber: Emrah Kınay, 20.06.2016

ANKARA, HACIBAYRAM'DAKİ AUGUSTUS TAPINAĞI'NA İŞ MAKİNELERİ GİRDİ

Ankara, Hacıbayram’daki Hacıbayram Camisi ile yan yana olan Augustus Tapınağı'na iş makineleri girdi. Odatv, tarihi mirasın yıkım anını görüntüledi.



Ankara’da MÖ 25-20 yıllarında yaptırıldığı bilinen ve Roma’dan kalan Augustus Tapınağı’na, dün akşam saatlerinde iş makineleri girdi.

Bölge sakinlerine "Sütunlar, duvarlar insanların kafasına düşüyor, onun için yıkıyorlar" açıklaması yapılırken çalışmaların gece yürütülmesi dikkat çekti.

Tarihi mirasın iş makineleriyle gece yarısı yıkılma anını Odatv görüntüledi. Şantiye alanı haline getirilen tarihi mirasın bekçilerle korunduğu anlaşıldı. Tarihi mirasın yıkımına ilişkin AKP'li Ankara Büyükşehir Belediyesi'nden karar alınıp alınmadığı ise merak konusu oldu.

Ankara’nın Hacıbayram semti son olarak IŞİD ile gündeme gelmişti.





Oda Tv, 20.06.2016


******



İŞTE MELİH GÖKÇEK'İN TARİHE VURDUĞU KEPÇE

Odatv’nin gündeme getirdiği tarihi skandalda yeni görüntüler ortaya çıktı. Milattan önce 25-20 yıllarında yaptırıldığı bilinen Augustus Tapınağı'nın hemen yanında yer alan tarihi duvar ve sütunların “İnsanların kafasına düşüyor” diyerek yıkılmasını Odatv’ye değerlendiren Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Kalem oynatılmaması gereken yerde kepçe oynatıyorlar” dedi.



TARİHİ SKANDALDAN YENİ GÖRÜNTÜLER
Ankara, Hacıbayram’daki Hacıbayram Camisi ile yan yana olan Augustus Tapınağı'nın bulunduğu bölgeye iş makineleri girdi. Odatv, tarihi mirasın yıkım anını görüntüledi. Gece yarısı bölgeye giren kepçe tapınağın yanıbaşındaki kalıntıları kepçelerle yıkıyordu. Gündüz de devam eden çalışmaları Sözcü gazetesinden Deniz Ayhan görüntüledi. Yeni görüntülerde, tarihi kalıntıların tahrip edildiği anlaşıldı. AKP’li Ankara Büyükşehir Belediyesi yetkilileri ise, vatandaşlara “iznimiz var” açıklaması yaptı.

İşte yeni görüntüler: 

  

  

“ROMA KALINTILARINA BETON DÖKTÜLER”
Tarihin hedef alınmasına ilişkin Odatv’ye değerlendirme bulunan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, konuya ilişkin bölgede çalışma başlattıklarını açıkladı. Hacıbayram’da belediyenin bir süredir faaliyet yürüttüğünü ifade eden Tezcan Karakuş Candan, “Daha önce de Hacıbayram Camisi’nin hemen yanındaki Roma kalıntılarının üzerine beton dökmüşlerdi” dedi.



“BU KÜLTÜR BİLMEZLİKTİR”
Hangi gerekçe ile olursa olsun tarihi alana iş makinelerinin girmemesi gerektiğini vurgulayan Tezcan Karakuş Candan, “Kalem oynatılmaması gereken yerde kepçe oynatıyorlar. Tapınak yıkılabilir, bu kültür bilmezliktir” diye konuştu.

Oda Tv, 21.06.2016



******


ANKARA'DA TAPINAK KAVGASI

Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin arkeolojik sit alanı olan ve Roma dönemine ait tarihi kalıntıların bulunduğu Hacıbayram Camii ve Agustus Tapınağı çevresindeki duvarı iş makineleriyle yıkmasına yönelik tepkiler sürüyor.


Alanda inceleme yapan Mimarlar Odası Ankara Şubesi, "Büyükşehir Belediyesi suç işliyor, Hacı Bayram çevresi Ulus Tarihi kent merkezinin kalbi, Augustus Tapınağı ve sırt sırta vermiş Hacı Bayram Cami, kültürlerin bir aradalığının simgesidir. Koruma kurulu ne yapıyor? Müzede sorumluluğu olan arkeologlar nerede? Kalem oynatılmayacak tarihi alanda kepçe oynatıyorlar" açıklaması yaparken, Arkeologlar Derneği ise tarihi duvarın ‘insanların kafasına taş düşüyor’ gerekçesiyle gece vakti yıkılmasını kınadıklarını duyurdu. Çalışmaların koruma kurulunun izniyle yürütüldüğünü savunan Büyükşehir Belediyesi ise Augustus Tapınağı'na dokunulmadığını açıkladı.

 ‘BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ZÜCCACİYE DÜKKANINA GİREN FİL GİBİ’
Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Ulus tarihi kent merkezinin Büyükşehir Belediyesi’nin tehdidi altında olduğunu savunarak, “Kültür katmalarının bulunduğu alana, züccaciye dükkanına girmiş fil gibi davranan Büyükşehir Belediyesi, tarihin korunması ve önlemlerin alınması için gereğini yapmak durumundadır. Önlemini almadan, Ulus’ta yargı kararlarına rağmen, tarihin içerisine iş makinaları ile girerseniz, istinat da yıkılır, yakında Augustus tapınağı da yıkılır. Büyükşehir Belediyesi 1.dereceli arkeoloji SİT alanında kalem oynatmaması gerekirken kepçe oynatıyor. Bu anlayış, bir gecede 1.derece kültür varlığı Marmara Köşkünü yıktı, Hacı Bayram'da çıkan Roma kalıntılarına beton döktü. Tam bir yıkım ekibi ile karşı karşıyayız" açıklamasında bulundu.

‘KORUMA KURULU SORUMLULUĞUNUN FARKINDA MI?’
Kültür Bakanlığı Koruma Kurulu’nun aldığı sorumluluğun farkında olup olmadığını sorgulayan Candan, “Koruma Kurulu Hacı Bayram çevresine ve Ulus'a göz bebeği gibi bakmak zorunda. Büyükşehir haber vermiyor, kurul bihaber. Tarihe yapılan büyük bir saygısızlık var. Bu bir vicdansızlıktır. Böyle bir ülkede böyle bir kültür değerleri ortamında koruma kurulu üyelerinin gözlerini kırp mamaları gerekiyor. Kurul üyeleri uyurken, tarih alt üst ediliyor" dedi.

ANKARA’DAKİ YIKIMLAR TARİHE, KÜLTÜRE VE KENTE KARŞI İŞLENMİŞ SUÇ
Ankara’nın uzun yıllardır çözülemeyen kentsel sorunlarından biri olan Agustus Tapınağı çevresinde yapılan çalışmanın kültür varlıklarının korunmasını düzenleyen 2863 sayılı kanuna göre ağır cezalık bir suç olduğunu savunan uzmanlar, son birkaç aydır Ankara’da yaşanan yıkımların, tarihe, kültüre ve kente karşı işlenmiş suçlar olduğuna dikkat çekiyor.

ARKEOLOGLAR DERNEĞİ: ‘SORUMLULAR HAKKINDA SORUŞTURMA AÇILSIN’
Tepki gören yıkımların ardından bir açıklama da Arkeologlar Derneği’nden geldi. Uygulamayı kınayan Arkeologlar Derneği’nin açıklamasında şu görüşlere yer verildi:
“Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne ait iş makinaları ile Ulus’taki Hacı Bayram Camisi’nin hemen yanında bulunan Doğu Roma Dönemine ait sur duvarlarının ‘insanların kafasına taş düşüyor’ diye bir gece vakti yıkılmasını kınıyoruz. 2015 yılı Mart ayında göçük oluşan duvarı korumak ve gelecek nesillere aktarmak için hiç bir restorasyon/onarım projesini hayata geçirmeden iş makinaları ile yıkmak tam bir ilkelliktir. Türkiye’nin de imzalamış olduğu ‘Arkeolojik Mirasın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (Malta Sözleşmesi)’ni hiçe saymaktır. Arkeologlar Derneği Genel Merkezi olarak bu tahribatı yapanları kınıyor, sorumlular hakkında gerekli soruşturmanın açılmasını ilgili kurumlardan talep ediyoruz.”

ŞEHİR PLANCILARI ODASI ALANDA İNCELEME YAPTI
Tartışmaların ardından olay yerinde inceleme yapan Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi yetkilileri de konuyla ilgili bir açıklama yaparak tespitlerini ve çekincelerini kamuoyu ile paylaştı. Hacı Bayram Cami’nin kuzey-batısında kalan ve Bizans Duvarı olarak bilinen yapıda daha önce beton duvar ile güçlendirme yapılan kısmın yaklaşık bir buçuk ay önce çöktüğü belirtilen ŞPO açıklamasında şöyle denildi:

‘DUVARDAN BÜYÜK BİR PARÇA KAYMIŞ’
“Alanda yapılan inceleme neticesinde, 20 Haziran tarihinde duvarın kuzey kısmından büyük bir parça kaydığı ve iş makinelerinin kayan parçanın alt tarafından malzeme alarak, bu parçanın kontrollü bir şekilde duvardan ayrılması için çalışma yürüttüğü anlaşılmaktadır. Ancak, bu parçanın tekrar duvarla bütünleştirilebilmesi mümkün görünmemektedir. Bizans duvarının en kuzeyinde kalan parçada da batıya doğru kayma söz konusudur ve bu parçanın hemen bitişiğindeki yürüyen merdiven uygulamasının bu durumu teşvik eden bir unsur olduğunu söylemek gerekir.

‘BU ZARARIN SORUMLUSU BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİDİR’
Açıkça görülmektedir ki, Augustus Tapınağı’nda iş makineleriyle müdahalede bulunulmamış olunsa dahi Bizans Duvarı özensiz, bilinçsiz ve yanlış uygulamalar sonucunda geri döndürülemeyecek şekilde zarar görmüştür. Bu zararın sorumlusu ise hatalı uygulamaları gerçekleştiren Ankara Büyükşehir Belediyesi’dir.”

BİZANS DUVARI VE AUGUSTUS TAPINAĞI TEHDİT ALTINDA
Augustus Tapınağı ile ilgili tehlikelerin devam ettiğine işaret edilen ŞPO açıklamasında, tapınağın restorasyon projesi onaylanmadığı için uygulama çalışmalarına başlanamadığına dikkat çekilerek, “Tapınak bu haliyle göz ardı edilmiş, bakımsız ve yok olmaya yüz tutmuş bir görüntü vermektedir. Tapınağı değerli kılan yazıtlar da çok ciddi biçimde zarar görmüş, yer yer yazıtlarda kopmalar gerçekleşmiştir. Bizans Duvarı ve Augustus Tapınağı gibi Ankara’nın önemli tarihi ve kültürel değerleri gereken ilginin gösterilmemesi ve yanlış uygulamalar sonucunda yok olma tehdidi altındadır. Yetkili kurumların, özellikle bu hassas alanlarda bilimsel, bilinçli ve nitelikli faaliyet sürdürmeleri gerekliliğini bir daha vurguluyoruz. Binlerce yıllık eserlerin, on yılda yok edilmemesi için gerekli düzenleme ve uygulamaların ciddiyet ve ivedilikle gerçekleşmesini bekliyoruz” denildi.

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ: ‘ÇALIŞMA KURULUN İZNİYLE YAPILIYOR’
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden konuyla ilgili yapılan açıklamada ise tartışmalara neden olan çalışmaların Augustus Tapınağının aksi yönünde yapıldığı ileri sürülerek, “Surlarda restorasyon yapılıyor” denildi. Hacı Bayram Camii’nin bitişiğindeki alanda yürütülen çalışmaların, insanların can güvenliğin sağlanması amacıyla ve koruma kurulunun izniyle yürütüldüğü savunulan Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin açıklamasında Augustus Tapınağı’na bir müdahalede bulunulmadığı kaydedildi.
Sol Haber, Haber: Yusuf Yavuz, 22.06.2016

4 BİN YILLIK TARİHE ASFALT DÖKTÜLER



Kyme arkeolojik sit alanı sınırları içinde yer alan Nemport Şirketi'nin idari binasının önündeki bölgede geçtiğimiz yıl yapılan arkeolojik kazı çalışmalarının üzeri asfaltla kapatıldı. Bölgede geçtiğimiz yıl İzmir Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü tarafından araştırma kazıları yapılmıştı. Kazı çalışmalarının yapıldığı çukurların üzeri önceki gün asfaltlanarak kapatıldı. Yaşanan olay karşısında hareket geçen çevreciler, durumu ilgili makamlara taşıdı.

Şikayet dilekçesinin ilgili makamlara gönderildiğini ifade eden Aliağa Kaymakamı Bayram Yılmaz, "Uzmanlık gerektiren teknik bir konu. Bize gelen dilekçeyi hemen İzmir Arkeoloji Müze Müdürlüğü ile İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'ne ilettik. Bölgeye gelip inceleme yapacaklar. Üzeri kapatılmaması gereken bir yerse, asfaltlama çalışması yapan şirkete cezai işlem uygulayıp orayı da geri açtırırlar" diye konuştu.
Yeni Asır, Haber: Erdal Çorbağa, 20.06.2016
HARPUT'TA KAZI ÇALIŞMALARI



Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi Müdürü Demir "Yaklaşık 150 metrekarelik bir alanda başlatılan sondaj çalışmalarımızda zaman zaman 80-90 santimetre, zaman zaman bir metre derinlikte mimari yapı kalıntılarına rastladık" dedi.

Elazığ Orman Bölge Müdürülüğü'nün geçen ay tarihi Harput Mahallesi Nevruz Ormanları mevkisinde yaptığı teraslama çalışmaları esnasında bir taş kabartma bulunması üzerine harekete geçen Elazığ Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi, bölgede kazı çalışması başlattı.

Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi Müdürü Bülent Demir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yapılan teraslama çalışmaları sırasında bir taş kabartmanın bulunduğu bilgisinin kendilerine bildirilmesi üzerine yerinde inceleme yaptıklarını anımsattı.

Demir, ortaya çıkan 15-20 santimetre kalınlığındaki taş kabartmanın bakanlığın izinleri doğrultusunda 3 Mayıs'ta müzeye nakledildiğini, ardından, Kültür ve Turizm Bakanlığının izni doğrultusunda Elazığ Valiliğinin sağladığı finansman desteğiyle kabartmanın bulunduğu alanda acil kurtarma kazılarına başladıklarını söyledi.

Birçok mimari yapıya rastlandı
Kazı çalışmasının 2 arkeolog ve 5 işçiyle yürütüldüğünü bildiren Demir, bugüne kadar yapılan çalışmalarda kabartmanın bulunduğu alan ve çevresinde birçok mimarı yapı katına rastlandığını kaydetti.

Demir, "Yaklaşık 150 metrekarelik bir alanda başlatılan sondaj çalışmalarımızda zaman zaman 80-90 santimetre, zaman zaman bir metre derinlikte mimari yapı kalıntılarına rastladık. Bu mimari yapı kalıntıları içerisinde özellikle zemin sal döşemeleri geniş yer kaplamaktadır. Yine sondaj kazılarımızda ortaya çıkardığımız yanmış kül tabakalarının yoğun bir şekilde alana hakim olduğunu görmekteyiz." diye konuştu.

Yapılan kazılarda küçük seramik parçalarına da rastladıklarına değinen Demir, amaçlarının kabartmanın ve orada çıkan mimari yapının tarihlendirilmesine net veri oluşturabilecek bilgiler elde etmek olduğunu aktardı.

Bugüne kadar yapmış oldukları çalışmalarda elde edilen taşınır ve taşınmaz kültür varlığı parçaları ve kalıntılarının müdürlükleri tarafından bilimsel bir şekilde değerlendirildiğine dikkat çeken Demir, bakanlığın uygun gördüğü bilimsel bir heyet tarafından da ayrıca değerlendirileceğini kaydetti.
Yeni Şafak, 20.06.2016
UNESCO İSTANBUL'DA TOPLANACAK

UNESCO Dünya Miras Komitesi, 40’ıncı buluşmasını 10-20 Temmuz tarihlerinde İstanbul’da yapma kararı aldı. Buluşmada Komite, insanlık tarihine iz bırakan başvurusu yapılmış aday yeni kültürel ve doğal mirasları UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alıp almamayı karara bağlayacak. Ev sahibi Türkiye de Ani Arkeolojik Alanı dosyası ile bu listede aday olarak yer aldı.

Toplantı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu, Dışişleri Bakanlığı, İstanbul Valiliği ve Büyükşehir Belediyesi evsahipliğinde düzenlenecek. 10 Temmuz’da başlayacak toplantının açılışını, Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı ile UNESCO Genel Direktörü Irina Bokova gerçekleştirecek. Bakan Avcı, toplantının ikinci gününde, Suriye’nin kültür varlıklarının korunması konusundaki hassasiyetin ele alınacağı bir toplantıya katılacak. 10-20 Temmuz tarihleri arasında toplanacak olan komitenin 40’ıncı buluşmasında, Türkiye’nin şu anda geçici listede yer alan Ani Arkeolojik Alanı dosyası için de karar verilecek. İstanbul oturumunda, toplam 33 alanın dosyaları değerlendirilip karara bağlanacak. Türkiye’nin, bugüne kadar UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kayıtlı 15 adet kültürel varlığı ve doğal mirası bulunuyor.
Hürriyet, 20.06.2016

KAOSA İHTİYACI VAR YİNE GEZİ'YE SARDI

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceki gün Gezi Parkı’na Topçu Kışlası ısrarını bir kez daha dile getirerek "Cesur olacağız. Taksim Gezi Parkı'na o tarihi eseri inşa edeceğiz" demesine tepkiler sürüyor. BirGün’e konuşan Taksim Dayanışması bileşenlerinden Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhcu ve Av. Can Atalay, içeride ve dışarıda sıkışan AKP iktidarının ve Saray’ın, Gezi üzerinden yeni bir provokasyon peşinde olduğuna dikkat çekti.

Taksim Meydanı’nın çevresiyle birlikte korunması gereken simgesel bir meydan olduğunun altını çizen Eyüp Muhcu, “Taksim Meydanı, tarihsel ve toplumsal bellek içerisinde demokrasi, Cumhuriyet ve emek meydanı olarak yer almıştır. Bu bölge; Gezi Parkı, Taksim Meydanı ve Atatürk Kültür Merkezi, Türkiye’nin de altına imza attığı uluslararası sözleşmeler, 2863 sayılı koruma kanunu ve ilgili mevzuat kapsamında koruma altındadır. Bu husus, geçmişte alınan yargı kararlarıyla da tescil edilmiştir” diye konuştu.


Çıkmazlarını aşmaya çalışıyor
Gezi Direnişi’nin dünyanın en büyük çevre kaynaklı direnişi olduğunu hatırlatan Muhcu, “Bu değerleri yağmalayan proje karşısında ve Erdoğan’ın verdiği şiddet talimatları çerçevesinde, 12 genç insanı Gezi Direnişi esnasında kaybettik. Milyonlarca insan meydanlara çıkarak, toplumsal değerleri korumak için ve iktidarın yağma ve baskı politikalarına karşı direndi. Yükselen toplumsal mücadele sonrasında Erdoğan Taksim’le ilgili gündeme getirdiği projeleri geri çekmek durumunda kaldı. Belli ki iktidarın otoriter yağma politikaları artık sürdürülemiyor. Gerek uluslararası alanda, gerekse yurt içinde çıkmazlarla karşılaşan iktidar gelinen aşamada bu süreci kendi açısından aşmak, otorite ve baskısını sürdürmek, şiddeti ve katliamları meşrulaştırmak için yeniden Taksim Meydanı’nı hedefe oturtmuştur” dedi.

Tarih değil rant sevdası
‘Tarihi eseri yapacağız’, ‘tarihe sahip çıkıyoruz’, ‘ecdat yadigarı’ gibi söylemlerin asılsız olduğunu vurgulayan Muhcu, “Uygulanmak istenen yağma, talan ve otoriter politikalar bu kavramlarla meşrulaştırılmak isteniyor. Sahte şoven bir tarih söylemiyle Taksim Meydanı’nda yeni bir yapılaşmanın önü açılmak istenmektedir” ifadelerini kullandı.

Muhcu sözlerine şöyle devam etti: “Taksim ve Gezi ısrarı devam ederken; dinci, gerici politikaların dışında kalan kesimlere de açık bir meydan okuma var. Erdoğan savaş kışkırtıcılığı ve çığırtkanlığı yapıyor. Bu sayede iktidarını bir süre daha sürdürme niyetinde. Yargı kararlarıyla da kesinleşen AKM’nin korunması, Taksim Meydanı’nın önemli bir parçası olarak güvenceye alınması, Gezi Parkı’nın park olarak korunması kararlarını değiştirmeye teşebbüs etmek istese de, gücünün her şeye yetmeyeceğini bir kez daha görecektir. Halk bu değerlere sahip çıkacağını Gezi’de gösterdi. Kitleler bir kez daha bu değerlere sahip çıkmak için tepkilerini ortaya koyacaktır. Eğer Gezi Parkı’yla ilgili herhangi bir girişimde bulunursa, ‘Her yer Taksim, her yer direniş’ sloganında ortaya konduğu gibi, sadece Taksim Meydanı’nda değil bütün yurtta gelişecek bir toplumsal direnişle karşılaşacaktır.”


Toplumsal muhalefeti 'erken doğuma' zorluyor
Cumhurbaşkanı'nın sözlerini değerlendirerek, "Tayyip Erdoğan Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olabilir ama Türkiye Belediye Başkanı değil" diyen Taksim Dayanışması Avukatı Can Atalay da, Erdoğan'ın bir gerilime ihtiyacının olduğunu ve bu gerilim için bekleyecek gücünün kalmadığını ifade etti. Atalay sözlerini, "Bir cumhurbaşkanının kentin merkezindeki bir yeşil alanla ilgili böyle konuşmasının akıl dışılığını bir kere daha vurgulamak isterim. İkincisi, Taksim Gezi Parkı’yla ilgili dava dosyaları, yürütme erkinin tek kişi elinde toplanmış halinin yargı üzerinde nasıl tahakküm kurduğunun somut bir kanıtı niteliğindedir. Fakat bu tahakküme karşın Tayyip Erdoğan, yargılama süreçlerinin sonunu dahi bekleyemeyecek kadar acele ediyor. Erdoğan bir gerilime ihtiyaç duyuyor bu gerilimi yaratmak, toplumsal muhalefeti ‘erken doğuma’ zorlamak için bu meseleyi tekrar bu kadar fütursuzca gündeme taşıyor" diye sürdürdü.
Birgün, Haber: Demet Sargın, 20.06.2016

TARİHİ KİLİSE KALINTISI KORUMA ALTINDA

  

Balıkesir'in Edremit İlçesi'nde bulunan bin 500 yıllık olduğu belirlenen kilise kalıntısı, tescil edilerek koruma altına alındı.

Edremit'in Güre Mahallesi'nde 2011 yılında bir yapı kooperatifi tarafından yürütülen inşaat çalışmaları sırasında tesadüfen ortaya çıkan kilise kalıntıları, Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'na yapılan başvuru üzerine birinci derece arkeolojik SİT ilan edildi, karar Resmi Gazete'de yayımlandı. CHP'li Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka, Güre mahallesinin eskiden Edremit'in bir köyü olduğunu, köyün geçmişinin ilk çağa kadar uzandığını, eski çağlarda 'Astyra' adı ile kaplıcaları ile ünlü bir yerleşim yeri olduğunu, mitolojide 'Afrodit'in banyosu' olarak bilinen genç Roma dönemine ait antik bir kaplıcaya da evsahipliğini yaptığını söyledi. Başkan Saka, "Tarihi ve kültürel değerlerini gelecek nesillere aktarmak başlıca görevimizdir. Bu tarihi kiliseyi de bu kapsamda eski Edremit eserleriyle birlikte ayağa kaldırmaya çalışacağız" dedi.



DEFİNE TALANINA KARŞI UYARI
Güre mahallesindeki Doymuş Tepe mevkisinde, antik Afrodit kaplıcalarının yaklaşık 700 metre yakınında ortaya çıkan kilise kalıntılarının yanı sıra antik dönemden kalan bir kaplıcanında bulunduğunu ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ödenek ayrılmadığı için gün yüzüne çıkartılamadığını belirten köylülerden Hasan Demir, kilisenin defineciler tarafından tamamen tahrip edilmeden gün yüzüne çıkarılmasını istediklerini söyledi.

Konuya ilişkin, Resmi Gazete'de yapılan açıklama şöyle: "Balıkesir'in Edremit İlçesi, Güre, Doymuş Tepe mevkiindeki, BKTVKBK 17.03.2011/6650 tarih/sayılı kararıyla tescil edilen, 1/25 bin ölçekli paftada belirlendiği şekliyle sınırları uygun bulunan 1. derece arkeolojik sit sınırlarının, bu sınırlar esas alınarak yapılan çalışma sonucunda köşe koordinat değerlerinin elde edilmesine yönelik hazırlanan ekli paftanın uygun olduğuna ve sit sınırlarının kısmen yer aldığı 2814 parselin tapu kütüğü beyanlar hanesine gerekli şerhin konulmasına karar verildi."
Hürriyet, Haber: Ahmet Ertan, 20.06.2016
HAZRETİ İBRAHİM'İN MAKAMI YENİLENİYOR

Şanlıurfa'da, inanç turizmi kapsamında en çok ziyaret edilen yerlerin başında gelen Hazreti İbrahim'in doğduğu rivayet edilen makam, restore ediliyor.

Kentin simgesi konumundaki Balıklıgöl Yerleşkesi'nde yer alan Hazreti İbrahim'in dünyaya geldiği rivayet edilen makamın tadilatı için Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından proje hazırlandı.

Bu çerçevede ziyarete kapatılan makamın havalandırma sistemi, su ve elektrik tesisatı ile şifalı olduğuna inanılan suyun bulunduğu bölümün izlendiği alan yenileniyor.

Çalışmayla makamdaki su ve aydınlatma tesisatı yer altına alınacak. Günde binlerce kişinin ziyaret ettiği makam sert mermerle döşenerek daha sağlam hale getirilecek.

''Rutubet ve nem önlenecek''
Şanlıurfa Çevre Koruma Vakfı Müdürü Siracettin İlhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, makamın daha da güzelleştirilmesi için çaba gösterdiklerini belirtti.

Mekanın daha nezih bir ortama kavuşturulmasının hedeflendiğini vurgulayan İlhan, "Zemindeki rutubet ve nem nedeniyle misafirlerin nezih bir ortamda ziyaretlerini sağlayabilmeleri için kurul kararıyla makamın altını mermerle döşüyoruz. Tadilat çalışması 25 Haziran'da tamamlanacak. Yaklaşık 174 metrekarelik alanda çalışma yapıyoruz." diye konuştu.

Diyarbakır mermeri ile makamın altını sağlamlaştırdıklarını belirten İlhan, "Diyarbakır mermeri ile döşeme çalışmasını yapıyoruz tarihi Urfa taşına yakın ve beyaz olduğu için onu tercih ettik. Bu mermer biraz daha sert ve dayanıklı olduğu için döşüyoruz. Döşemenin 3'te 2'si tamamlandı." dedi.
Anadolu Ajansı, Haber: Rauf Maltaş, Mehmet Fatih Aslan, 20.06.2016

YERALTI ŞEHRİNİ KAZDIKÇA TARİH ÇIKIYOR



Nevşehir Belediyesi'nce projelendirilen ve Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından gerçekleştirilen Nevşehir Kalesi ve Çevresi Kentsel Dönüşüm Projesi uygulaması sırasında ortaya çıkan yer altı şehrindeki kazı ve temizlik çalışmalarında, Ortodokslar açısından önemli bulgular içeren tarihi kiliseden sonra kayadan oyma manastıra ulaşıldı.

Kent merkezinde bulunan ve üçüncü derece arkeolojik sit alanı ilan edilen Nevşehir Kalesi çevresindeki 11 mahalleyi içine alan 400 bin metrekarelik alandaki kazı ve temizlik çalışmaları devam ediyor.

Daha önce, İsa Peygamber'in göğe yükseldiğini tasvir eden fresklerin bulunduğu ve Ortodokslar açısından önemli bulgular içeren tarihi kiliseye ulaşılan yer altı şehrinde, bu kez de 5 veya 6. yüzyıla tarihlendirilebilen kayadan oyma manastıra rastlandı.

Nevşehir Belediye Başkanı Hasan Ünver, alanda ortaya çıkarılan verilerin, zaman zaman paylaşılması dolayısıyla çeşitli ülkelerden bilim adamı ve belgesel yapımcılarının sürekli bölgeyi ziyaret ettiklerini dile getirdi.

"Alanın tamamını koruma altına aldık"
Temizlik çalışmalarının sürdüğü yer altı şehrinin çok geniş bir alanı kapsadığını ifade eden Ünver, alanın bir bölümünün gelecek yıl ziyarete açılacağını belirtti.

Ünver, bugüne kadar yapılan çalışmalarda bezirhaneler, su yolları, yaşam merkezleri, yer altı kilisesi ve eski orduların kullandığı at ahırlarının ortaya çıkarıldığını aktararak, şöyle devam etti:

"TOKİ ile alanda çalışmaya ilk başlanıldığında kimsenin orada bir yer altı şehri olduğuna dair fikri yoktu. Temizlik faaliyetleri başlayınca bu durum ortaya çıktı. Burası temizlendiğinde bezirhaneler, yaşam merkezleri, eski ordulara ait at ahırları, su yolları ve başka alanlarla insanlığa kazandırmış olacağız. Çalışmalarımızı heyecanla yürütüyoruz. İleri aşamada dünyanın ve Türkiye'nin en ünlü restoratörleri burada görevlendirilecek. Buranın bir bölümü gelecek yıl turizme açılacak. Alanın tamamını şu an koruma altına aldık, temizlenme süreci tamamlandıkça bölüm bölüm turizme kazandırılacak."
Yeni Şafak, 19.06.2016
YAPANIN YANINA KAR KALIYOR

İstanbul’un tarihi silüetini bozan 16/9 gökdelenleri yargı kararlarına rağmen tıraşlanmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önce küsüp daha sonra barıştığı işadamı Mesut Toprak ise projelerine devam ediyor...



İstanbul Zeytinburnu'ndaki 16/9 gökdelenlerinin tıraşlanmasıyla ilgili mahkemeden yeni bir karar çıktı. Karar duruşması, 16 Haziran günü Bakırköy 26. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü. 16/9 gökdelenlerinin silüeti delen 13 katlık bölümünün yıkılması kararını uygulamayan AKP'li Zeytinburnu Belediyesi Fen İşleri Müdürü Engin Köklü, İmar ve Şehircilik Müdürü Hatice Küçükakyüz, Başkan Yardımcıları Mehmet Zafer Alsaç ve Semih Demirci hapse mahkum oldu. Engin Köklü ve Semih Demirci'ye görevi kötüye kullanma suçundan 7 ay 15 gün hapis cezası verildi. Sanıkların cezaları ertelendi. Hatice Küçükyavuz ve Mehmet Zafer Alsaç'agörevi kötüye kullanma suçundan verilen 7 ay 15 gün hapis cezası da para cezasına dönüştürüldü. Alsaç ve Küçükyavuz, 9'ar bin lira adli para cezası ödeyecek.

Birinden 9 ve birinden de 3 katın tıraşlanması gerekiyordu. Zeytinburnu Belediyesi yıkım için ihale açtı, ancak “konsorsiyum olarak teklif verilemez'' şartı konulduğundan sonuç alınamadı. Yapılamayan yıkım nedeniyle belediye yetkililerine dava açıldı. C.B isimli vatandaşın şikayeti üzerine başlayan tıraşlama davasında Zeytinburnu Belediye Başkanı AKP'li Murat Aydın ile ilgili İçişleri Bakanlığı'ndan hala soruşturma kararı bekleniyor. Tarihi silüeti delen 16/9 gökdelenleriyle ilgili tartışma Erdoğan'ın açıklamalarıyla başladı.

ERDOĞAN'IN OKULUNU YAPIYOR
Erdoğan, 16/9 gökdelenlerinin müteahhidi Mesut Toprak'tan “Binaları tıraşlayın” ricasında bulunduğunu belirterek “Yapacaklarını bekliyordum ama yapmadılar. Çok kırıldım. O insanla konuşmuyorum” dedi. Toprak son olarak Erdoğan'ın mezun olduğu İstanbul İmam Hatip Lisesi'ni bedelsiz yapmak için çalışmaya başladı.

Sözcü, Haber: Özlem Güvemli, 19.06.2016

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'DAN GEZİ PARKI AÇIKLAMASI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul ile ilgili kitap tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada "Cesur olacağız. Taksim Gezi Parkı'na o tarihi eseri inşa edeceğiz. Adım atacağız, bir an önce yürüyeceğiz" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda gerçekleştirilen Antik Çağdan 21. Yüzyıla Büyük İstanbul Tarihi Eseri tanıtım programında yaptığı konuşmanın başlangıçında tarih bilincine dikkat çekti ve sözlerini şöyle sürdürdü; "Yaşadığımız olayları, ülkemizdeki, bölgemizdeki gelişmeleri tarihin bize tuttuğu ışık doğrultusunda sürekli yeniden yorumlamak mecburiyetindeyiz. Bizim tarih çalışmalarımızın en önemli eksiğinin işte bu boyut olduğunu düşünüyorum. Şu anda gençlimizin içinde bulunduğu sıkıntının altında da bu yatmıyor mu? Ve hele hele son dönemlerde liselere, ortaokullara yönelik yapılan saldırıların altında da bu var. Onun için bizim lisede ve ortaokuldaki yavrularımızı tarih bilinciyle çok daha güçlü bir şekilde yetiştirmemiz gerekiyor."

'CESUR OLACAKSIN... GEZİ PARKI'NA O TARİHİ ESERİ İNŞA EDECEĞİZ'
"İnşallah devam eden ve hazırlıkları süren yeni projelerle İstanbul’u çok daha ileriye taşıyacağız" diyen Cumhurbaşkanı, "Ben sayın Başkanıma söylüyorum ’Cesur olacaksın’ diyorum. Eğer cesur olmazsan biz bu işi başaramayız. Ve cesur olmamız gerekenlerden bir tanesi. Bak bugün burada yine söylüyorum; Taksim’deki Gezi Parkı, oraya o tarihi eseri inşa edeceğiz. Eğer tarihimize sahip çıkacaksak orada tarihi bir eser vardı, o tarihi eseri oraya yeniden kurduracağız. Ve adı bunun ister tarih müzesi olur, ister şehir müzesi olur. Bunu orada yapmamız lazım. İçeriği hakkında çok ilginç bilgilerimiz var. Geçenlerde Nabi hocamızla da biraz onları dertleştik. Ve bunun için de hani şu anda dünyada birçok şeyler konuşuluyor ediliyor ya. İşte yok bilmem Almanya’dakiler bir şeyler söylüyor. Onlara bir köşe yaparız orada. Ve o köşede onların neler yaptığını dünyaya tanıtırız. Fransızlara bir köşe yaparız, onları orada tanıtırız. Amerikalılara yaparız, onları da orada tanıtırız. Dünya hepsini tanısın, nerede neler yapmışlar hepsini görelim. Ama bu millete iftira atanlar bu milleti de orada görsün. Bizim tarihimiz kara tarih değil, ak tarihtir. Bunu görsün" ifadesini kullandı.

"AKM İLGİLİ DE ÖN HAZIRLIKLAR, PROJE HER ŞEY VAR"
Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü. "Bir diğeri Maksem. Maksem’in olduğu yere de inşallah, Taksim Meydan’ın ihtiyacı var, orada bir selatin cami oraya yerleşmesi lazım. Bunların projesi falan her şeyi hazır. Bir diğeri de AKM... AKM ilgili de ön hazırlıklar, proje her şey var. Daha güzeli de yapılabilir. Arkada devasa bir yer var. Oraya gerçekten dev bir opera binasını da oraya yerleştirmek suretiyle bizim sanat anlayışımız bu bunu da görün demek lazım. Şuandaki bina zaten depreme dayanıklı değil. O yönden sıkıntısı var, gitti gider. Ve Gümüşsuyu’ndan çıkarken araçlar yerin altına girecek, Mete Caddesi’nden de Taşkışla’nın oradan çıkacak. Taksim Meydanı da tamamen yayalaştırılmış olacak. Böyle güzel bir meydana bizim ihtiyacımız yok mu? Var. Taksim Meydanı’nı bu hale getirmemiz lazım. Onun için de cesaret. Kültür Bakanımız, Belediye Başkanımız burada; Cumhurbaşkanı olarak ben de buradayım. Başbakanımız zaten ’evet’ dedi. Adımı atacağız biran önce yürüyeceğiz. Şunlar şöyle demiş bunlar böyle. Bırakın millet ne diyor biz ona bakalım. Dünyada her ülke bu tür meydanlarla anılır. Bizim doğru dürüst bir meydanımız yok."
Hürriyet, 19.06.2016

TÜRKİYE'DEKİ MAĞARALAR GEZGİNLERİ BEKLİYOR

Turizmi çeşitlendirmek için yola çıkan Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ''Mağara Turizmi Projesi'' kapsamında bugüne kadar ülkedeki 20 binden fazla mağaradan 50'si turizme açıldı.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, dünyadaki diğer ülkelere göre 'mağara cenneti ülke' durumunda olan Türkiye'de 20 binden fazla mağara bulunabileceği öngörülüyor.

Günümüze kadar tüm yerli ve yabancı mağaracı gruplarının inceleyerek belgelendirdiği mağara sayısı ise yaklaşık 800'dür.

50 mağara turizme açıldı
Turizm çeşitliliği açısından Türkiye'deki mağaralar, önemli bir potansiyel oluştururken, ülkenin yüzde 40'ının mağara oluşumları açısından önemli bir nitelik olan karstlaşmaya uygun kayalardan meydana geldiği tespit edildi.

Erimeye uygun kayaların kapladığı alan ve bu alanlarda tespit edilen mağara sayısının oranına göre Türkiye'de 20 binden fazla mağaranın bulunabileceği öngörülürken, bunlardan bin 500 adedi MTA ile mağaracılıkla ilgili diğer dernek, kulüp, topluluk ve kuruluşlarca incelendi.

Bunlardan turizme açılan 50 mağaradan 31'i herkesin ziyaretine açık olarak hizmet vermeye devam ediyor. Söz konusu mağaralardan 12'si ise Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca "Ekipmanlı Normal Ziyaretçilerin Rehber Eşliğinde Ziyaret Edebilecekleri Mağaralar" olarak sınıflandırıldı. Türkiye'deki 7 mağara ise "Ekipmanlı Profesyonel Ziyaretçilerin Girebileceği Mağaralar"kategorisinde ziyarete açık.

Herkesin ziyaretine açık 31 mağara şöyle:

- Buzluk Mağarası (Ağrı)

- Damlataş Mağarası (Antalya)

- Dim Mağarası (Antalya)

- Karain Mağarası (Antalya)

- Yalandünya Mağarası (Antalya)

- Zeytintaşı Mağarası (Antalya)

- Gürcüoluk Mağarası (Bartın)

- İnsuyu Mağarası (Burdur)

- Oylat Mağarası (Bursa)

- Tuz Mağarası (Çankırı)

- Kaklık Mağarası (Denizli)

- Keloğlan (Dodurgalar) Mağarası (Denizli)

- Karaca Mağarası (Gümüşhane)

- Zindan Mağarası (Isparta)

- Cennet Obruğu (Mersin)

- Dilek Mağarası (Mersin)

- Eshab-ı Kehf Mağarası (Mersin)

- Köşekbükü Mağarası (Mersin)

- Yarımburgaz Mağarası (İstanbul)

- Yediuyurlar Mağarası (İzmir)

- Eshab-ı Kehf Mağarası (Kahramanmaraş)

- Mencilis Mağarası (Karabük)

- Dupnisa Mağarası (Kırklareli)

- Tınaztepe Mağarası (Konya)

- Fosforlu Mağarası (Muğla)

- Yerküpe Mağarası (Muğla)

- İnatlı Mağarası (Sinop)

- Ballıca Mağarası (Tokat)

- Çalköy Mağarası (Trabzon)

- Cehennemağzı Mağarası (Zonguldak)

- Gökgöl Mağarası (Zonguldak)''


Ekipmanlı ziyaretçilere açık mağaralar 

Ekipmanlı ziyaretçilerin rehber eşliğinde ziyaret edebilecekleri mağaralar da şöyle:

- Yerköprü Mağarası (Antalya)

- Oylat Mağarası (Bursa)

- Ayvaini Mağarası (Bursa)

- Gilindire Mağarası (Mersin)

- İkigöz Mağarası (İstanbul)

- İncesu Mağarası (Karaman)

- Ilgazini Mağarası (Kastamonu)

- Baltaini Mağarası (Konya)

- Körükini Mağarası (Konya)

- Suluin Mağarası (Konya)

- Yanasu Mağarası (Kırklareli)

- Çayırköy Mağarası (Zonguldak)''

Ekipmanlı profesyonel ziyaretçilerin girebileceği mağaralar 

Ekipmanlı profesyonel ziyaretçilerin girebileceği 7 mağara ise şöyle:

- Altınbeşik Mağarası (Antalya)

- Pınarözü Mağarası (Isparta)

- Gürleyik Mağarası (Karaman)

- Sakaltıtan Mağarası (Konya)

- Susuz Güvercinlik Mağarası (Konya)

- Pınarbaşı Mağarası (Konya)

- Kızılelma Mağarası (Zonguldak)
Anadolu Ajansı, Haber: Sefa Mutlu, 19.06.2016

KÜÇÜK VENEDİK'TE ARKEOLOJİK KAZILAR BAŞLADI

Nilüfer Belediyesi tarafından, 2300 yıllık geçmişe sahip ve "Küçük Venedik" olarak nitelendirilen Gölyazı Mahallesi'nde arkeolojik kazı çalışmaları başlatıldı.

Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, yaptığı yazılı açıklamada, arkeolojik çalışmalar tamamlandığında Gölyazı'nın tarihi geçmişinin gün yüzüne çıkacağını belirtti.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile imzalanan ortak hizmet protokolü çerçevesinde, Gölyazı'daki arkeolojik kazı hazırlıklarını tamamladıklarını aktaran Bozbey, şunları kaydetti:

"İlk olarak antik kente ismini veren Apollon Tapınağı'nın bulunduğu Kız Ada üzerinde çalışmalara başlandı. Günümüze kadar yoğun bitki örtüsü altında kalan ada, Nilüfer Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü personelince otlardan temizleniyor. Ot temizliğinden sonra çevre düzenlemesi yapılarak Kız Ada'nın kültür turizmine kazandırılması hedefleniyor."
Anadolu Ajansı, Haber: Büşra Nur Özcan, 18.06.2016

KAĞITHANE VE EYÜP'E DEMİRYOLU GELİYOR

Tarihi Haliç-Kemerburgaz-Karadeniz Sahili Raylı Sistem Hattı'nın Kağıthane ve Eyüp İlçelerinde kalan kısımlarının kullanımına kazandırılması amacıyla hazırlanan proje hayata geçiyor.



Tarihi Haliç-Kemerburgaz-Karadeniz Sahili (Dekovil) Raylı Sistem Hattı'nın Kağıthane ve Eyüp İlçelerinde kalan kısımlarının kullanıma kazandırılması amacıyla hazırlanan proje hayata geçirilecek. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinde Raylı Sistem Hattı projesinin Kağıthane ve Eyüp İlçelerinde kalan kısımlarına ilişkin 1/5000 ölçekli Nazım İmar Plan değişikliği teklifi onaylandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi Haziran ayı Toplantısı 5. birleşimi Saraçhane'deki Büyükşehir Belediye binasında gerçekleşti.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında İstanbul'un enerji ihtiyacını karşılamak için yapıldığı ifade edilen Haliç-Karadeniz Sahra Hattı yeniden inşası İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'nin gündemine geldi. Meclis'te Haliç-Kemerburgaz-Karadeniz Sahili (Dekovil) Raylı Sistem Hattı'nın Kağıthane ve Eyüp İlçelerinde kalan kısımlarının yapımına ilişkin 1/5000 ölçekli plan değişikliği teklifinin yer aldığı rapor oylamaya sunuldu. Rapor AKPli ve CHP'li Meclis üyelerinin oybirliğiyle kabul edildi.

Kağıthane'den Eyüp'e uzanacak olan nostaljik tren hattı, Koruma Kurulu onay verirse Kemerburgaz'daki Uzunkemer'in altından geçerek Ağaçlı Köyü üzerinden, diğer kolu Belgrad Ormanı'nın içinden geçerek Çiftalan Köyü üzerinden Karadeniz kıyısına ulaşacak.
Milliyet, 18.06.2016

OSMANGAZİ TÜRBESİ'NİN 150 YILLIK KORKULUĞUNUN RESTORASYONU TAMAMLANDI

Osmangazi Türbesi'nde sandukanın çevresinde bulunan ve 150 yıl önce Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan sedef korkuluğun restorasyonu tamamlandı.

Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Turizm Daire Başkanlığı tarafından Tophane Meydanındaki türbede bulunan yaklaşık 150 yıllık sedef korkuluğun bakım ve onarımı, Kültür Bakanlığı Sanatkarı Sedefkar Zafer Karazeybek tarafından yapıldı.

Restorasyonla ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulunan Karazeybek, Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'nin türbesinde bulunan sanduka ve çevresindeki sedef korkuluğun 1855'teki büyük depremden sonra Sultan Abdülmecit tarafından İstanbul'da Tamirhane-i Hümayun'da yaptırıldığını söyledi.

Yaklaşık 20 bin sedef parçadan oluşan 12 metre karelik bir alanı kaplayan sedeften oluşan nadide eserin, Türkiye'nin en büyük sedef işlemeli eserlerinden olduğunu ifade eden Karazeybek, 15 Mart'ta başlayan restorasyonun yaklaşık üç ay sürdüğünü belirtti.

Korkuluk ve türbenin bu zamana kadar birçok kez bakım geçirdiğini vurgulayan Karazeybek, "Yapılan tamir, bakım, koruma ilaçlaması, gomelak cilalama işlemleri sonucu daha uzun bir ömre kavuşturuldu. Denetimi Bursa Restorasyon ve Konservasyon Labaratuvarınca yapılan tamir ve bakım uygulamaları, aslına uygun şekilde tamamlandı. Bursa'nın tarihi dokusunun en önemli eserlerinden olan sedef korkuluğunun, daha nice uzun yıllar ömürlü kalmasını diliyorum. Çalışmalar sırasında gereken özeni en titiz şekilde gösterdik." dedi.
Anadolu Ajansı, Haber: Cem Şan, Fotoğraf: Zafer Karazeybek, 18.06.2016

"300 METRE OLDU, HAZİNEYE RASTLAMADIK"

Amasya’da Ferhat ile Şirin efsanesinin yaşandığı rivayet edilen ve kazı çalışmaları süren Ferhat Tüneli’nde hazine olduğu söylentisi üzerine Belediye Başkanı Cafer Özdemir açıklama yaptı.

Başbakan Binali Yıldırım’ın Amasya ziyaretinde kazısına start verilen ve kendilerinin ‘Amasya’nın Çılgın Projesi’ diye adlandırdığı Ferhat Tüneli’nde süren çalışmaları yerinde inceleyen Başkan Cafer Özdemir, “Bu projeye başlarken ‘Bu işi yapamazlar.’ Onları niyeti yer altındaki hazineyi aramak’ gibi söylentiler konuşuluyordu. Vallahi 300 metre oldu. Kazdık geldik ama taş madeninin haricinde ne madene rastladık nede hazineye rastladık. Ama asıl hazine bu tünelin açılması. Amasya’ya hizmet olarak dönmesi” dedi.

Niyetlerinin trafiğe yol açmak yerine buradaki hazineyi kurtarmak olduğu yönündeki iddiaları kendilerinin de duyduğunu anlatan Başkan Özdemir, “Tabi gülüp, geçiyoruz bu konulara ama yine de acaba gerçekten olabilir mi hazine diye düşünüyoruz. 600 metre sonra tünelin ucu orada gözükecek. O zaman gerçekten Amasya bir hazineye kavuşacak” diye konuştu.

"ÇIKAN TAŞLAR MİKALI KİREÇ TAŞI"
Harşena Dağı’nın altından geçen tünelin yapımında çalışan bir yetkili de, “Çıkan taşlar mikalı kireç taşı. Mika gerçekten doğal bir yüzey olduğu için ışıkta parlar. Eğer formen işi bırakır, gözden kaybolursa o zaman altından şüpheleneceksiniz” şeklinde konuştu.

Beraberindeki AKP Amasya Milletvekili Haluk İpek ve AKP İl Başkanı Mehmet Ünek ile birlikte yaklaşık bir kilometre uzunluğunda olacak tünelin 300 metre kadar kazılan noktasına kadar giden Özdemir, çıkan taşların da tünele örülen beton imalatında kullanıldığını söyledi.
Milliyet, 18.06.2016

VAN'DA DEMİR ÇAĞI'NA AİT KIZIL GEYİK İSKELETİ BULUNDU

Urartu Kralı II. Sardur tarafından inşa edilen Çavuştepe Kalesi'nde yapılan kazı çalışmalarında, 2 bin 800 yıl öncesine ait kızıl geyik iskeleti bulundu.

Kente 26 kilometre uzaklıktaki Çavuştepe Köyünde inşa edilen, surları, su sarnıçları, dünyadaki ilk kanalizasyon sistemi, tapınakları ve saray yapılarıyla günümüze kadar ulaşan kalede, 2014'te başlatılan kazı çalışmaları devam ediyor.

Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Doç.Dr. Rafet Çavuşoğlu başkanlığında yürütülen kazı çalışmalarında önemli bulgular gün ışığına çıkarılıyor.

Büyük bir titizlikle sürdürülen kazılarda bulunan hayvan iskeletleri de yaş belirlemesi için inceleniyor.

Çavuştepe Kalesi'ndeki çalışmalara ilişkin AA muhabirine bilgi veren kazı başkanı Doç.Dr. Çavuşoğlu, geçtiğimiz sezon kalede yaptıkları kazı sırasında birçok eserin yanı sıra kemik parçalarının da bulunduğunu söyledi.

"Çok farklı yaban hayvanlarına ait iskeletler bulundu"
Kazılarda ortaya çıkan yaban hayvanlarına ait kemiklerin kendilerini şaşırttığını dile getiren Çavuşoğlu, şöyle konuştu:

"Çok farklı yaban hayvanlarına ait iskeletler bulundu. Bunların arasından en dikkat çekici olanı kızıl geyiklere ait olan kemikler. Çavuştepe Kalesi'nde yaptığımız kazılarda, Van havzasında ilk kez demir çağına ait kızıl geyik kemik ve boynuz kalıntılarına rastladık. Kızıl geyik boynuzlarının içi dolu olduğu için genellikle alet yapımında ve süs eşyası olarak kullanılmış."

Kemiklerin günümüzden 2 bin 800 yıl öncesine ait olmasının önem arz ettiğini kaydeden Çavuşoğlu, "Kalıntılar sayesinde Urartu coğrafyasında hangi yaban hayvanlarının yaşadığını tespit ediyoruz. O dönemde bölgede yaşayan hayvanların bir çoğunun bugün olmadığını görüyoruz. Çalışmaları bu yıl da devam ettireceğiz ve buluntuları tasnif edip kaleyi turizme kazandırmak için çaba göstereceğiz." diye konuştu.

Kazılarda bulunan kemikleri inceleyen YYÜ Antropoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Hakan Yılmaz, kazılarda elde edilen en dikkat çekici bulgunun, günümüzde bölgede yaşamayan kızıl geyik kemikleri olduğunu kaydetti. 
Anadolu Ajansı, Haber: Cemal Aşan, 18.06.2016

KIRŞEHİR'DE KAÇAK KAZI OPERASYONU

Kırşehir merkeze bağlı Ulupınar Köyü’nde, Japonlar tarafından yüzey kazısı yapılan 1. derece sit ve höyük alanında kaçak kazı yapıldığı ihbarını alan jandarma ekipleri, höyüğe önceki gece operasyon düzenledi.

Operasyonla kaçak kazı yaptıkları iddiasıyla aralarında belde belediye başkanı, memur, emekli astsubay, imam ve infaz koruma memurunun da olduğu 14 şüpheli gözaltına alındı.

Olay yerinde, 50 kilogram sodyum karbonat, frekans ölçmeye yarayan osiloskop cihazı, TIR, kepçe, dozer, kamyonet, 4 otomobil ve kazı malzemeleri ele geçirildi.

Adliyeye sevk edilen emekli Astsubay İ.M. ve memur Ö.Y., tutuklanarak cezaevine gönderildi. Diğer şüpheliler tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

BAŞKAN: ALAKAM YOK
Gözaltına alınan 14 kişinin ifadelerinde olay yerinde tesadüfen buluştuklarını ve kazı yapmaya gelmediklerini söyledikleri öğrenildi.

Serbest bırakılan Aksaray’ın Bağlıkaya Belediye Başkanı Davut Çalışkan, “Olay yerine sonra geldim. Jandarma benim kimliğimi sordu. Tartışma çıkınca beni de gözaltına aldılar. Kazıyla alakam yok” dedi.
Habertürk, Haber: Aykut Aktaş, 17.06.2016

BUDAPEŞTE'DE 200 MÜSLÜMAN MEZARI BULUNDU

Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de yapılan inşaat kazılarında Osmanlı dönemine ait olduğu düşünülen 200 civarında Müslüman mezarı bulundu.

Budapeşte'deki Jozsef Nador Meydanı'nda yapılan inşaat kazı çalışmalarında 18. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen mezarlık ortaya çıkarıldı.

Dört adet sarıklı mezar taşının da bulunduğu kazılarda çıkan insan iskeletleri incelenmek üzere Macar Doğa Bilimleri Müzesine götürüldü.

Macar Doğa Bilimleri Müzesi yetkilisi Antropolog Zsolt Bernart, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mezarlığın bulunduğu alanda o dönemde kimlerin yaşadığının bilinmediğini ancak aynı bölgede daha önce yapılan çalışmalarda da bazı kabirlere rastlandığını belirterek, şu bilgileri verdi: ''Daha önce aynı bölgede bulduğumuz insan kalıntılarını da arşivledik. Bugün bulunan mezarlar daha önce bulunan mezarlığın bir parçası. Şu ana kadar 200'den daha fazla mezar bulundu. Çalışmalar devam ettikçe muhtemelen arkeologlar daha fazla mezar bulacak. Bulunan mezarlık son derece düzgün, insanlar sıralı bir şekilde birbirinin yanına defnedilmiş vaziyette.''

Elde edilen verilere göre mezarlığın Müslümanlara ait olduğunu kaydeden Bernart, şöyle devam etti: "Bazı mezarlarda sarıklı kabir taşı bulundu. Diğer detaylar da bir araya gelince arkeologlar bunun Müslüman mezarlığı olduğunu belirtiyor. 1680'li yıllara ait haritalara baktığımız zaman burada bir mezarlığın olduğunu görüyoruz. Bu mezarlığın karışık bir mezarlık olduğunu belirten hiçbir bilgi yok. Şu anki bilgilere göre burası yüzde yüz bir Müslüman mezarlığı. Bu mezarlığın bir kısmının Hristiyanlar diğer kısmının ise Müslümanlar tarafından kullanıldığını iddia edecek hiçbir sebebimiz de yok. Zaten iki halkın ortak mezarlık kullanması görülmemiş bir durum. Bu durum, yapılacak antropolojik incelemelerle de ispat edilebilir.''

Kazıların yapıldığı alanın aslında mezarlığın çok küçük bir bölümü olduğunu söyleyen Berbart, ''Mezarlığın sadece küçük bir kısmı ortaya çıkarılabilecek çünkü mezarlığın diğer bölümlerinde binalar ve sokaklar var. Bugün arkeologların çalıştığı alan asıl mezarlığın sadece çok küçük bir kısmı. Şu ana kadar 200 mezar bulundu ama bu sayı 500'e kadar çıkacak diye düşünüyorum.'' ifadelerini kullandı.

DAHA ÖNCE DE BULUNMUŞTU
Macaristan'ın bir çok bölgesinde daha önce yapılan çalışmalarda da Müslüman mezarlığına rastlanıldığını belirten Bernart, şunları kaydetti:

''2000'li yılların ortalarında Balaton'un güney bölgesinde yapılan kazılarda da yaklaşık 300'den fazla Müslüman mezarlığı bulunmuştu. Burası o dönemde Osmanlı'nın batı sınırıydı. Buradaki kazılarda ortaya çıkan insan kalıntıları kesinlikle bir Balkan halkına ait. Daha sonra yapılan antropolojik çalışmalar buranın bir Müslüman mezarlığı olduğunu ispatladı. Macaristan'da bunun dışında da bildiğimiz çok sayıda Müslüman mezarlığı var.''

Macaristan yasalarına göre 1711 yılından önce defnedilen insanların kalıntılarının müzede korunduğunu ifade eden Berbart, ''Arkeoloji kazılardan elde edilen insan kalıntıları dönemine, dinine, inancına bakılmaksızın eğer 1711 yılı öncesine ait ise bir müzede koruma altına alınıyor. Macaristan'daki müzelerde yaklaşık 120 bin kişinin kalıntıları var. Bunların bir kısmı da İslam inancına sahip kişiler. Bu sayı en az bin.'' dedi.

Konunun, Türkiye'nin Budapeşte Büyükelçiliğince de yakından takip edildiği belirtildi.
Akşam, 17.06.2016

ROMA DÖNEMİNE AİT TAPINAK MERDİVENLERİ BULUNDU

Kocaeli'nin İzmit İlçesi'nde yapılan kazı çalışmalarında, 2 bin yıllık olduğu tahmin edilen mermerden 17 basamaklı tapınak merdivenleri bulundu.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Adnan Zamburkan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İzmit'in Roma İmparatorluğu'na da başkentlik yaptığını, döneminin en görkemli saray heykellerinin yapıldığı bir liman kenti olduğunu söyledi.

Zamburkan, yaklaşık iki ay önce Çukurbağ Mahallesi'ndeki 3. derece sit alanında inşaat için bir vatandaşın sondaj yapmak istemesi üzerine müze müdürlüğü gözetiminde çalışma yapıldığını, bu sırada heykel bulunması üzerine de kazı başlatıldığını anlattı.

Kalıntıları ortaya çıkarıp turizmin hizmetine sunacaklarını vurgulayan Zamburkan, şöyle devam etti:

"Bölgedeki çalışmalar kapsamında 2 bin yıllık olduğu tahmin edilen mermerden yapılmış 17 basamaklı tapınak merdivenlerine rastlandı. Bu kazının ilk aşamasında da burada bir 'sağlık tanrıçası' denilen heykel de çıkmıştı. Bu merdivenlerin yukarıya doğru devam ettiğini görüyoruz. Merdivenlerin alt tarafında da bir tünel kalıntısı var. Yapıların birbiriyle bağlantılı olduğunu düşünüyoruz. Sahilden kaleye kadar birbiriyle tünellerle bağlantılı olduğunu tahmin ediyoruz. Burası Nikomedia'nın kurulduğu bir alan. Tarihi eserlerin bu bölgede olduğunu düşünüyoruz." 
Anadolu Ajansı, Muhabir: Kadir Yıldız, 16.06.2016

VAN GOGH'A AİT OLDUĞU TAHMİN EDİLEN TABLODAKİ İNCELEMELER SÜRÜYOR

Tokat'ta ele geçirilen tablonun ünlü ressam Vincent Van Gogh'un "Yetim Adamlar" serisine ait olup olmadığının belirlenmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yürütülen çalışma devam ediyor.

Tokat'ta polis ekiplerinin düzenlediği operasyonda ele geçirilen yağlı boya tablonun, Gogh'un "Yetim Adamlar" serisine ait olup olmadığının belirlenmesi amacıyla Kültür ve Turizm Bakanlığınca çalışma yapılıyor.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdurrahman Akyüz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, geçen yıl iki kişinin tarihi eser satma hazırlığında olduğu bilgisi üzerine polisin yaptığı operasyonda ele geçirilen yağlı boya tablonun, Tokat Müzesi'nde koruma altında bulunduğunu söyledi.

Eserin ünlü ressama ait olmasını arzu ettiklerini dile getiren Akyüz, "Eğer bu tablo gerçek ise bu zamana kadar eseri müzemizde saklamamız bile önemli. Bakanlığımız titiz bir çalışma yapıyor. Yapılacak çalışma ile tablonun ünlü ressam Gogh'un 'Yetim Adamlar' serisine ait olup olmadığı belirlenecek. Bu çalışma ne zaman biter, kesin bir şey söyleyemeyiz." ifadesini kullandı.
Anadolu Ajansı, Haber: Ekber Türkoğlu, 16.06.2016

BURDUR'UN GÖLHİSAR İLÇESİ'NDE BULUNAN KİBYRA ANTİK KENTİ ZİYARETE AÇILACAK

Burdur'un Gölhisar İlçesi'nde bulunan ve "Akdeniz'in Efes'i" olarak nitelendirilen Kibyra Antik Kenti, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nce hazırlanan projeyle gelecek yıl ziyaretçilerini kabul edecek.

Kibyra Antik Kenti Kazı Başkanı ve Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Şükrü Özüdoğru, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kazı çalışmalarına 2006 yılında Burdur Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü öncülüğünde başladıklarını söyledi.

Kazıları 2010 yılından itibaren Bakanlar Kurulu kararıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı ile MAKÜ adına sürdürdüklerini belirten Özüdoğru, gelinen noktanın umut verici olduğunu dile getirdi.

Özüdoğru, kazı tekniği açısından zor ve geniş bir alanda yer alan antik kentteki kazı çalışmalarında öncelikle kentin Roma İmparatorluğu dönemindeki görünen anıtsal yapıları açığa çıkarmayı, arkeolojik bilgi edinmeyi, buranın gelecek kuşaklara sağlıklı şekilde aktarılmasını, insanlara bilgi ve görsellik sunmayı amaçladıklarını ifade etti.

10 yıldır süren kazı çalışmalarında iyi bir aşamaya geldiklerini anlatan Özüdoğru, "Kentin 11 bin kişilik anıtsal bir stadyumu vardı. Biz geldiğimizde tamamı toprak altındaydı. Kısmen görünebiliyordu. Stadyumdaki kazı çalışmalarını tamamen bitirdik ve o yapıyı restorasyona hazır hale getirdik. Buradaki bilgileri rölöve ve restorasyon projesinin hazırlanması için Bakanlığımıza gönderdik." dedi.

"Akdeniz'in Efes'i"
Antik kentin artık ziyaretçiler açısından algılanabilir ve görsellik sunulabilecek bir aşamaya geldiğini söyleyen Özüdoğru, şu değerlendirmede bulundu:

"Kazıya başladığımızda burayı gezdik ve biraz tanıyınca dedik ki 'Burası Akdeniz'in Efes'i olacak.' Geldiğimiz noktada Kibyra bizi yalancı çıkarmadı. Ortaya çıkan eserlerle gerçekten ikinci bir Efes doğuyor diyebilirim. Büyük anıtsal yapıların birçoğu sağlam şekilde günümüze ulaşmış. Örneğin odeonun bu derece ayakta kalmış olması bizler için bir şans. Umarım Kibyra önümüzdeki 5-10 yıllık süreçte bu kazılar devam ettiğinde turizm açısından da bilimsel anlamda da çok daha iyi bir yerde olacak."

Gelecek yıl turizme açılacak
Kazı Başkanı Yrd. Doç.Dr. Özüdoğru, kazıların 10. yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün antik kent için hazırladıkları projeyle kendilerine müjde verdiğini aktardı.

Bu projeyle Kibyra'nın 2017 yılından itibaren "Düzenlenmiş ziyaret edilebilir ören yeri vasfı" kazanacağını belirten Özüdoğru, "Gelecek yıl tamamlanması planlanan projeyle 1. derece sit alanımızdaki tarihi peyzajı bozmayacak şekilde ilçe girişinde modern evlerin bittiği kısımda turlar için karşılama merkezi, otopark ve küçük alışveriş yapıları olacak. Gelen ziyaretçilere antik kenti üç boyutlu sunabileceğimiz, maketini gösterebileceğimiz salonlar bulunacak. Yürüyüş yolları, seyir terasları, bilgilendirici levhalar ziyaretçilerin hizmetine sunulacak. Projede doğaya uyumlu bir mimari kullanılacak." sözlerine yer verdi.
Anadolu Ajansı, Haber: Gökmen Yüce, 15.06.2016

ANTALYA TABAK BATIĞI SUALTI KAZILARI BAŞLADI

Antalya İli kıyılarında 2014 yılında Antalya Müzesi Müdürlüğü başkanlığında Doç.Dr. Harun Özdaş ve Yrd. Doç.Dr. Hakan Öniz bilimsel danışmanlıklarında başlayan Doğu Roma Dönemi tabak batığı sualtı kazılarının 2016 yılı çalışmaları başladı.



Ana yükü tabak olan ve 12-13. yüzyıl Doğu Roma Dönemine tarihlendirilen batıktan çıkarılan eserlerin tuzdan arındırma ve konservasyon işlemleri Antalya Müzesi Müdürlüğü'nde bulunan laboratuvarlarda sürdürülüyor.



Sualtından çıkarılan tabakların, gerekli konservasyon ve restorasyon işlemleri sonrasında Antalya Müzesi Müdürlüğü'nde sergilenmesi öngörülüyor.

  
kulturvarliklari.gov.tr, 15.06.2016


12 - 18 Haziran 2016
PROF.DR. YILDIZ DEMİRİZ HAYATINI KAYBETTİ



Türk sanatına sayısız katkısı olan Prof.Dr. Yıldız Demiriz, geçirdiği bir rahatsızlık sonucu 08 Haziran 2016 tarihinde vefat etmiştir. Kendisine rahmet, sanat tarihi ve arkeoloji camiasına başsağlığı dileriz.

Prof. Dr. Yıldız Demiriz'i sanat tarihçisi Nazan Yavuzoğlu Atasoy'un satırlarıyla uğurluyoruz:

"Sanat Tarihi dünyasında titiz bir araştırmacı, desen dünyasında tezhip ve bilgisayarı aynı beceri ile uygulayan bir uzman, bilgisini ayrıntıyla paylaşan bir hoca...

Ailesinin erken yaşta yönlendirmesiyle öğrendiği Almanca’nın yanısıra,yöntem ve teknik konularındaki kazanımları, bilimsel yolunu çizmesinde etken olmuştur. Bir süre ara vermek zorunda olduğu Orta öğretimini okul dışında tamamlayarak, 1960’da İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’ne öğrenci yazılmıştır. 1964’de Bizans Sanatı Kürsüsü’nden mezun olarak, Prof.Dr. Semavi Eyice’nin asistanı olmuştur. Türkiye, İtalya ve Yunanistan’daki araştırmalarının sonucu hazırladığı “Antrolaklı Bizans Döşeme Mozaiklerı” konulu teziyle ‘doktor’ ünvanını kazanmıştır (1969). Özel nedenlerle Bizans Kürsüsü’nden ayrılarak, Türk ve İslam Kürsüsü’nde Prof. Aslanapa’nın asistanı olmuştur. Önceki yıllarda Prof.Süheyl Ünver’in başarılı tezhip öğrencisi olması, onun desen dünyasındaki yolculuğuna yön vermiştir. “Erken Dönem Osmanlı Mimarisinde Süsleme” konulu çalışmasıyla ‘doçent’ ünvanını almıştır. Akademik düzenlemeler nedeniyle geciken ‘profesörlük’ ünvanını almak için, Anadolu Üniversitesi Uygulamalı Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda hocalığını sürdürmüştür. 1988 yılında kendi isteği ile emekliye ayrılarak, bilgisayar dünyasına dalmış ve bireysel yayın çalışmalarına girişmiştir.

Yıldız Demiriz’in Bizans sanatı ile ilgili çalışmaları sonrasında ilgilendiği konular arasında: süsleme geniş bir yer tutar. Tezhiple gelişen çiçek ilgisini, ‘sanat ve botanik’ bağlamında ele almıştır. Geometrik bezeme ile ilgili çalışma ve uygulamalarında doğru ve eğri çizgi, elinde oyuncak olmuştur. Çalışmalarını sürdürdüğü konuları arasında, özellikle çini, mimari bezeme ve kitap süslemesi önemli bir yer tutmuştur. Sabırla biriktirdiği bezeme örneklerini çizimlerle desteklediği katolog çalışması olan Osmanlı Mimarisinde Süsleme I ve önceleri elle çizdiği desenleri, bilgisayarı büyük bir beceriyle kullanarak yeniden uyguladığı İslam Sanatında Geometrik Süsleme ve kapsamlı çalışması Örgülü Bizans Döşeme Mozaikleri ile Eyüp’de Türbeler gibi bilimsel yayınları dışında; genişleterek tekrar yayına hazırladığı Caddebostan’dan Anılar ve Abdülhamit döneminden günümüze gelen ailesinin öyküsü olan Sıradan Bir Aile adlı kitapları yazmış ve yayıma hazırlamıştır.

1994 –1998 yıllarında iki dönem, Sanat Tarihi Derneği’nin Başkanlığını üstlenen Yıldız Demiriz’e, 2004 yılında Derneğin ‘Onur Üyeliği’ sunulmuştur. Derneğin akademik çalışmalarına, özellikle yayınların hazırlanmasına katkıda bulunmuştur. Yıldız Demiriz, dernekçilik serüvenini Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nde de aktif olarak sürdürmüştür.

Yıldız Demiriz’in yaşamında önemli yer tutan seyyahatleri, fotoğraf becerisi, bilgisayar konusundaki uzmanlığı kadar, müzik de yer alır. Cemal Reşit Rey’in öğrencisi olacak kadar piyanoda, Muhittin Sadak’ın korosunda yer alacak kadar da koral müzikte becerisini göstermiştir.

Sanat tarihi, çiçek ve geometrinin örtüştüğü ‘sanat, desen dünyası ve kediler’ ile oluşturduğun yaşamının sonunda ışıklar içinde kal sevgili Yıldız hoca…
Nazan Yavuzoğlu Atasoy"
TAY Haber, 16.06.2016
KARAKAŞ KONAĞI'NA BİR RESTORASYON DAHA

Malatya sivil mimarisinin bugüne kadar elde kalan en önemli örneklerinden olan ve 2001 yılından bu yana milyonlarca lira para harcanıp birçok kes restore edilmesine karşın, gerektiği gibi değerlendirilemeyen ve korunamayan tarihi Karakaş Konağı, bir kez de Büyükşehir Belediyesi eliyle restore ediliyor.

Büyükşehir Belediyesi, Maliye Hazinesi’nden devredilen tarihi konak için ihaleye çıktı. Bugüne kadar 2 milyon TL’yi aşkın harcama yapılarak birkaç kez restore edilen ancak değerlendirilemediği gibi kaderine terk edilen Tarihi Karakaş Konağı için Büyükşehir Belediyesi, 1 milyon 557 bin  TL muhammen bedelle ihaleye çıktı. 11 firmanın katıldığı ihalede, en düşük teklifi 971 bin 823 bin TL ile Nurullah Kurul verirken, en yüksek teklifi ise 1 milyon 202 bin 334 TL ile Çağ Restorasyon verdi.

“Ek hizmet binası olarak kullanacağız”
Yeni Malatya Gazetesi ve malatyahaber.com’un 19 Kasım 2015 tarihinde, çok değerli arsası nedeniyle konağın her türlü tehlikeye açık olarak bakımsız bırakılıp arsaya dönüştürüleceği ve satılacağı söylentilerinin konu edildiği ‘Karakaş Konağı Arsa mı olacak?’ başlıklı haberine yanıt veren Büyükşehir Belediyesi,  “Malatya kültüründe önemli bir yere sahip olan ancak, yıllardır atıl vaziyette bulunan Tarihi Karakaş Konağı, Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin girişimleriyle ayağa kaldırılıyor. Maliye Hazinesi’nde bulunan Karakaş Konağı’nın Malatya Büyükşehir Belediyesi’ne tahsisinin gerçekleşmesi ile birlikte restore edilerek Büyükşehir Belediyesi Ek Hizmet Binası olarak kullanılması planlanıyor” açıklamasında bulunmuştu.

Eski Bakan Koç, ‘içine insan koymazsanız bina yaşamaz’ demişti
Kültür ve Turizm Eski Bakanı Atilla Koç, bakanlığı döneminde yaptığı Malatya ziyaretinde, konakta inceleme yapmış, konağın bakımsızlığına ‘İçine insan koymazsanız bina yaşamaz’ sözleriyle tepki göstermiş ve konağın kullanılmasını istemişti. Bakanın bu sözlerine yetkililer duyarsız kalırken, Karakaş Konağı,  balici ve tinercilerin uğrak mekanı haline gelmiş, yangından hasar görmüştü.

Karakaş Konağı’nın 15 yıllık restorasyon serüveni

Karakaşzade Hacı Mustafa tarafından 1875-1880 yılları arasında yaptırılan ve Malatya evlerinin tipik özelliklerini taşıyan Tarihi Karakaş Konağı, 1989 yılında taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2001 yılında restore edilen Karakaş Konağı’nın çatısı, bu restorasyonun hemen ardından  su akıtmaya başlayınca ikinci kez restorasyon yapıldı.

Bu tarihten sonra Karakaş Konağı’nın ne şekilde değerlendirileceğine ilişkin kamuoyuna birçok proje açıklandı ancak hiç biri gerçekleşmedi.  Karakaş Konağı, bir dönem Malatya Evi ve Etnografya Müzesi olarak düşünüldü.  Bu proje hayata geçmeyince bu kez de Konağa, merkezi İstanbul’da bulunan Malatya Eğitim Vakfı (MEV) talip oldu.  Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nden o dönem Malatya İl Özel İdaresi’ne devredilen Konak, sonraki süreçte yeniden Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredildi. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Karakaş Konağı’nı ‘Vakıf Müzesi’ yapmak istemesi üzerine,  Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredildi. Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği’ne (TÜRSAB) verileceğini açıklanan konak için 2011 tarihinde açıklama yapan Malatya Valiliği, Karakaş Konağı’nın Malatya Baro tarafından sosyal amaçlı olarak kullanılma isteğini duyurdu fakat bu proje de gerçekleşmedi.  Bunun üzerine yeniden İl Özel İdaresi’ne devredilen Karakaş Konağı, büyükşehir süreci nedeniyle İl Özel İdaresi’nin statüsü ortadan kalkınca Malatya Büyükşehir Belediyesi’ne devredildi.

Karakaş Konağı, 2001 yılındaki ilk restorasyondan sonra arada geçen 15 yıllık sürede kaderine terk edilmiş vaziyette bekletiliyordu.
Malatya Haber, 16.06.2016

ÇANAKKALE'DE ŞEHİT MEZARLIĞI BULUNDU

Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığınca gazi köy mezarlıkları temizlenme çalışmaları kapsamında Küçük Anafarta Köyü 95 dönüm, Büyük Anafarta Köyü 70 dönüm ve Behramlı Köyü 5 dönüm olmak üzere toplamda 170 dönümlük alanda diri örtü temizliği yapıldı. Gazi köylerde bulunan kooperatifler vasıtasıyla yürütülen çalışmalarda Çanakkale Savaşlarına şehit olmuş askerlerin mezarlıkları ortaya çıktı.

1400’lerden itibaren Osmanlı köy kayıtlarında yer alan Küçük Anafarta ve Büyük Anafarta köy mezarlıklarına Çanakkale Muharebeleri döneminde de kısmi definler yapıldığı tahmin ediliyor. Yapılan diri örtü temizliği sonrasında söz konusu alanlar ile ilgili veri araştırmaları devam edecek. Ortaya çıkarılan alanlarda, doğal kaynak taşlarından yapılmış Şahidileri (Şehit mezarın başucuna veya ayak uçlarına dikilen taş) görenler duygulu anlar yaşıyorlar.
Akşam, 16.06.2016

HARVARD MEZUNU ARKEOLOĞU İŞTEN ÇIKARDILAR, BULDUĞU TARİHÖNCESİ BULUNTULARINI DA GÖMECEKLER





Mardin Artuklu Üniversitesi’nden uzaklaştırılan arkeolog Yard. Doç. Dr. Güner Coşkunsu’nun topladığı bir oda dolusu paleolitik dönem buluntuları incelenmeden gömülebilir. Müzedeki usulsüzlükleri dile getirdiği belirtilen Coşkunsu, üniversite yönetimi ile birçok kez davalık oldu. Üniversite ise ABD'deki Harvard mezunu Coşkunsu’nun izinsiz yüzey araştırması yaptığı, bu alanlarda izinsiz etütlük ve envanterlik mahiyette eserler topladığını iddia etti. Coşkunsu hakkında soruşturma açan üniversite tarafından kurulan komisyon, taşları gömme kararı aldı.


HAKARET VE MOBBİNG DAVALARI

Yard. Doç. Dr. Güner Coşkunsu, Mardin Artuklu Üniversitesi’nde 2011 yılında Arkeoloji Bölüm Başkanı olarak işe başladı. Mardin genelinde sit alanlarının yağlamasını önlemek için mücadele verdiği, kültür varlıklarının korunması için ciddi tehditler aldığı, müzedeki usulsüzlükleri dile getirdiği belirtilen Coşkunsu, üniversite yönetimi ve Mardin Müzesi ile sık sık karşı karşıya geldi. Bu çatışma sonucu Coşkunsu önce müzeciler ile davalık oldu. Hakaret ve mobbing davalarını kazandı. Lakin üniversite yönetimi 2015 Ağustos ayında iş akdini feshetti. Hürriyet'ten Ömer Erbil'in haberine göre, iş akdinin feshedilmesinin ardından da odasına ve kültür varlıklarının muhafaza edildiği depolara girildi. 


GÖMME KARARI

Oluşturulan komisyonla Coşkunsu’ya izinsiz eserleri odasında bulundurduğu gerekçeleriyle soruşturma açıldı. Soruşturmaya konu olan tespit tutanağına göre Coşkunsu’nun odasında ve depolarda bulunan paleolitik döneme ait eserleri müze, arkeolojik açıdan önemsiz bularak gömme kararı aldı.

Bir oda dolusu eserin üniversite alanı içinde, koordinatları müze müdürlüğünce belirlenecek bir alana gömülmesi istendi. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nden bu konuda izin talep edildi.





O TAŞLARI İZİNSİZ ALDI

Mardin Artuklu Üniversitesi tarafından kurulan komisyon, Yard. Doç. Dr. Güner Coşkunsu’nun olmadığı 20 Ocak’ta, üniversitedeki oda ve depolara girerek şu tespit raporunu oluşturdu:  “89 kutu içinde çok sayıda tarihi eser tespiti yapıldı. 41, 68 ve 36 No’lu kutular içinde 2863 sayılı yasa kapsamında envanterlik mahiyette 3 adet eser olduğu tespit edilmiştir. Coşkunsu’nun izinsiz yüzey araştırması yaptığı, bu alanlarda izinsiz etütlük ve envanterlik mahiyette eserler topladığı, eserleri uygun olmayan ortamlarda muhafaza ettiği görülmüştür. Belirtilen nedenlerden dolayı Coşkunsu hakkında 2863 sayılı yasaya muhalefetten adli makamlara suç duyurusunda bulunulması gerekmektedir.’’


COŞKUNSU: DELİL Mİ KARARTACAKLAR?

Arkeolog Güner Coşkunsu, suç duyurusu üzerine savcılığa verdiği ifadede konuyla ilgili olarak şöyle dedi: 
“Henüz incelenmemiş, belgelenmemiş, hatta fotoğrafı bile çekilmemiş ve çizimleri yapılmamış arkeolojik taşlardan bir an önce kurtulmaya çalıştıklarına şüphe bulunmamaktadır. Bu tutum müzeciliğin görev tanımıyla, arkeolojinin bilimsel ve akademik ilkeleriyle temelden çelişmektedir. Acaba aleyhimde ispatlanamayacak bu mesnetsiz suçlamalarda bulunan kişiler henüz soruşturma tamamlanmamışken, belki de üzerinde kriminal testlerin yapılmasının ve tarafsız kurumlardan yeni bilirkişi raporlarının istenecek olmasından dolayı delilleri karartmaya mı çalışıyorlar?”.
soL Haber, 19.06.2006
HATAY'DA BULUNAN MOZAİĞİN TERCÜMESİ BİTTİ

Her yanından tarih fışkıran ve yerleşim alanlarının önemli kısmı sit alanı olan Antakya'nın İplik Pazarı mevkiinde 2013'ten beri yürütülen kazı çalışmaları sırasında 3 ay önce bir mozaik bulundu.



Roma döneminde Antiocheia olarak adlandırılan antik kentin bir mahallesinde bulunan mozaiğin üzerindeki yazı 'Neşeli ol, hayatını yaşa' şeklinde değerlendirildi. Mozaik bir anda kamuoyunun merakını toplarken, yazısı ile ilgili farklı tercüme yorumları da yapıldı.



Mozaiğin üzerinde tam olarak ne yazdığıyla ilgili Hatice Pamir ile Nilüfer Sezgin'in beklenen raporu da Koç Üniversitesi Suna-İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Merkezi'nin 'Adalya' isimli dergisinde yayınlanarak netlik kazandı. Antakya Geç Antik Çağ Konutu Kurtarma Kazısından Güneş Saati ve Ziyafet Mozaiği' başlıklı raporun Türkçe özet bölümü şöyle:



"Üç mozaik panelin merkezinde: güneş saati önünde duran bir erkek figürü ve eşlikçisi; ikinci panelde kısmen koruna gelmiş elinde ikili çubuktan oluşan bir alet tutan Afrikalı figürü ve üçüncü panelde bir yastığa dayanmış hafif uzanmış, bir elinde içki kabı tutan iskelet, şarap amphorası ve ekmek tasvirleri işlenmiştir. Merkez paneldeki güneş saati ve üzerinde Q (Theta) harfi, 'Trekhe Deipnos,Yemeğe Koş' yazıtı ve acele içinde erkek figürü, arkasında eşlikçi figürü ve  'Akairos, uygunsuz zaman' yazıtı ile davetli olduğu yemeğe yetişmek için saate bakarak acele ile koşuşturan bir kişinin yemeğe saatinde yetişme çabası gülünç bir şekilde yansıtılmaktadır. 

Bu telaş içindeki figür ve konu Menander'in oyunlarında tasvir edilen 'Akşam yemeğini kovalayan parazitler' sahnesi olarak yorumlanmaktadır. Afrikalı figürün yer aldığı panelde, merkez panel ile ilişkili, Roma sosyal yaşamında akşam yemeğine katılmadan önce hamama gitme konusu işlenmiştir.

Üçüncü panel ise bir yastığa rahat bir şekilde uzanmış elinde içki kabı tutan bir iskelet, şarap ve ekmek tasviri, 'Euphrosinos, Neşe' yazıtı ile convivium ziyafet konusu işlenmiştir. Roma dünyasında, ziyafetlerde hayatın güzelliğini ve sevincini coşkusunu göstermek için ölüm temasını işleyen iskelet tasvirleri ziyafet salonlarında kullanılmıştır. Bu panelde banquet sahnesindeki insan iskelet figürü, şarap ve ekmek ve sahnenin üstündeki yazıt ile bir convivium sahnesi, ölümün sonsuzluğuna karşı, hayatın neşesine katılmak gerektiği anlatılmaktadır.

Üç konu ile günlük yaşamın anlatıldığı paneller gerek konusu gerekse farklı üslup ve tekniği ile özgün bir yere sahip olmakta ve Antakya mozaik repertuarına yenilik katmaktadır. Paneller, Antik Çağ'ın ünlü paraziti Chairephon'un yemek ziyafetine katılması konusundan esinlenmiş bir figür olan 'Bir parazitin yemeğe katılma' karar anı, zenci figür ile 'Hamam teması' ve banquet yapan iskelet figürü ile 'Convivium' sahnesini konu edinmekte, o dönemdeki Roma sosyal hayatını ironik bir anlatımla yansıtmaktadır. Geç Antik Çağ Antakyası'nın evlerinin mozaik taban kaplamalarında, Klasik ve Hellenistik edebiyatın epik ve tragedyalarından alınma edebi, teatral ve mitolojik konular, Hellenistik yazın sanatının görsel sanat üzerindeki etkisini vurgulamaktadır. Figüratif panel içerdiği konuları, stilistik ve ikonografik eğilimi bakımından Antakya mozaiklerinde hakim olan MS 3'üncü ve 4'üncü yüzyıl özelliklerini göstermektedir."

"BUNLAR KONUŞAN MOZAİKLERDİR"
Raporla ilgili açıklamalarda bulunan Hatice Pamir, mozaiğin 3 parçadan oluştuğunu, bulunduğu kontekstle değerlendirilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:
"3 tane yazıt var. Güneş saatine bakan figürün üzerinde 'Yemeğe koş' yazıyor. Onun arkasındaki figürde 'Uygunsuz zaman uyarısı yapan' bir figür olarak yorumladık. 3'üncü sahnesinde ise uzanan bir iskelet motifi üzerinde sadece 'Neşe' yazıyor. Fakat bir yazıt, bulunduğu kontekstle birlikte değerlendirilir. Siz orada sadece 'Neşe' yazıyor diyerek onu o şekilde çeviremezsiniz. Zaten o nedenle de 30 sayfa tuttu bunun çevirisi. Orada 'Neşe' yazıyor ama kontekstiyle ziyafet sahnesini anlatıyor. Orada o yazıtın kullanılmış olması ziyafet sahnesiyle ilgili bir dileğini ifade ediyor 'Neşelen, neşe duygusunu yaşa' duygusunu ifade ediyor her üçünü de birlikte değerlendirdiğimizde. Aslında bunlar konuşan mozaiklerdir. Hikaye anlatıyor. O dönemi, o dönemin insanın duygularını, geleneklerini ve göreneklerini anlatıyor. Yazıtın üstünde tek başına 'Neşe' yazsa başka bir anlam, bir resimle birlikte kullanılıp, bir kontekst içerisinde, bir bağlam içerisinde kullanılırsa başka bir anlam olarak yorumlanıyor. Dolayısıyla orada iskelet motifiyle bir metafor yapıyor. Yani bir tarafta canlan, neşelen diyor, diğer tarafta iskelet motifi kullanıldığında biz onu 'Neşeye davet', 'Neşelenmeye davet', 'Neşeli ol' yorumlarında bulunduk."

'NEŞELİ OL, HAYATINI YAŞA' YORUMU YANLIŞ OLMAZ
Mozaik ilk bulunduğunda 'Neşeli ola hayatını yaşa' diye yorumlandığını hatırlatan Pamir, şöyle devam etti:
"Yanlış bir şey değil. Neşeye çağrı nedir? Türkçeye çevirirseniz ona da gelebilir. Yani 'Neşeli olan', 'Neşelen' anlamına da gelebilir. 'Neşeli ol hayatını yaşa' diye de yorumlanabilir. Neşeye çağrı, neşeye davet. İskelet motifini kullanmakla ölüm temasını da kullanmış oluyor. Hem yaşama temasını hem ölüm temasını. O zaman ikisini birlikte düşündüğümüzde böyle yorumlanabilir. 'Neşeli ol, hayatını yaşa' yorumu çok da yanlış çıkmaz. Ama tam olarak düşündüğümüzde orada bir neşeye davet, neşeli hayatı yaşamaya bir davet vardır. Bakan kişiye onu tavsiye eder o tasvir."
Habertürk,16.06.2016
936 YILLIK ABDEST

Muş’un Bulanık İlçesi'ne bağlı Mollakent köylüleri, Selçuklular’dan kaldığı tahmin edilen 936 yıllık abdest alınan havuz olarak bilinen ’kulleteyn’ kullanıyor.

Bulanık’a 32 kilometre uzaklıkta bulunan Mollakent Köyünde, 1080 yılında yapılan kulleteyn, yörede ayakta kalan tek tarihi eser olarak nitelendiriliyor. Mollakent Köyü Cami imamı Muhammet Gürboğa, burada kılanan namazla bin yıllık geleneğin sürdürüldüğünü belirtti. En eski kulleteynin Mollakent’te olduğuna işaret eden Muhammet Gürboğa, köyde genellikle yaşlıların oturarak abdest aldıkları için kulleteyni kullandıklarını bildirdi.

Mollakent Köyü Muhtarı Sami Tokuş ise kulleteyn havuzunun 4 metre genişliğinde 5.5 metre uzunluğunda olduğunu belirtti. Sami Tokuş, "Kulleteynin suyu soğuk. Yeri de serin olduğu için yazın sıcak günlerde vatandaşlar abdest almak için burayı daha fazla tercih ediyorlar. Tarihi bir yer olduğu için çevre illerden bile gelip görenler var. Arkeologlarda zaman zaman köye geliyor ve inceliyorlar. Kulleteyni gelecek nesillere aktarmak için koruyoruz" dedi.

Kulleteynin Peygamber Hz. Muhammed zamanından beri kullanıldığını hatırlatan İl Müftüsü Alettin Bozkurt ise şunlası söyledi:

"Kulleteyn dendiği zaman Peygamber Efendimizin şu hadisine işaret vardır. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; "Su kulleteyne ulaştığı zaman artık necaseti kendinde barındırmaz.’ Yani bir su kulleteyne vardığı, miktarına ulaştığı zaman herhangi bir necaset o havuza girdiği zaman o su necis (pis) olmaz. Hem suyu içilebilir, hem de abdest alınabilir. Bu kulleteyn günümüz ölçeğiyle tarttığımız zaman eni, boyu ve derinliği 60 santimetre olan ve toplam 210 litre barındıran havuz kulleteyne ulaşmıştır sayılabilir. Herhangi bir necaset o suya girdiği zaman o su necis olmaz. Ancak 3 şekilde o su necis sayılır. Eğer öyle necaset girmiş ki rengini, tadını veya kokusunu değiştirmişse o kulleteyne ulaşan havuz necis olur. Eğer rengi, kokusu ve tadı değişmez ise necaset içinde görülse dahi su bu miktara ulaşmışsa necis değildir. Zira bu büyük bir havuz olduğundan dolayı o su necis olmaz. Kulleteyndeki suyun durgun veya akışkan olmasının değil, verilen ölçülerin tutması önemli."
Hürriyet, 16.06.2016

TAPINAĞIN ALTINDA YERALTI ŞEHRİ KEŞFEDİLDİ

Keşif, 802 yılında kurulup 1431 yılında yıkılan Khmer İmparatorluğu’nun 12. yüzyılın en büyük imparatorluğu olduğunu ortaya koydu.

Kamboçya’nın UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ünlü Angkor Vat Tapınağı çevresinde yeraltı şehir ağı keşfedildi. Keşif, 802 yılında kurulup 1431 yılında yıkılan Khmer İmparatorluğu’nun 12. yüzyılın en büyük imparatorluğu olduğunu ortaya koydu. Avustralyalı arkeolog Damin Evans’ın ekibiyle yaptığı çalışmada ‘lidar’ olarak bilinen lazer teknolojisi kullanıldı. Yapılan çalışmalar, Mahendraparvata şehrinin Kulen Dağı altında olduğunu kanıtladı.
Habertürk, 16.06.2016

KAÇAK KAZIYA TIR, DOZER VE KEPÇEYLE GİTMİŞLER

Kırşehir Jandarma Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Yunus  Emre türbesinin bulunduğu Ulupınar Köyünde kaçak kazı yapıldığı ihbarı aldı.

Önceki gün düzenlenen operasyonda tır, kepçe, dozer, kamyonet, 4 Otomobil ve 50 kilogram sodyum karbonat bulundu. Aralarında belde belediye başkanı, memur, emekli astsubay, doktor ve infaz koruma memurunun da olduğu 14 kişi gözaltına alındı. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden emekli Astsubay İ.M. ve memur Ö.Y, tutuklandı, diğerleri serbest bırakıldı. 
Milliyet, 16.06.2016 

BARUT KUTUSUNDA TESADÜFEN BULUNDU, PAHA BİÇİLEMİYOR

Osmanlı Devleti'nde bir dönem her yıl ramazan ayının 15'inde Topkapı Sarayı'nda ziyarete açılan "Hırka-i Saadet"e dokundurulduğu için büyük manevi öneme sahip el bezlerinden (destimal-i şerif) biri Bursa Kent Müzesi'nde sergileniyor.

Bursa'daki destimal-i şerif, soyu Akkoyunlulara uzanan, Osmanlı döneminde 56 paşa çıkaran ve kuşaktan kuşağa geçen Bosna Hersek Sancak Beyliğini dört asır yürüten "Çengiç" ailesinin, müzeye bağışladığı barutluktan çıktı. Sultan 2'nci Abdülhamid tarafından Haydar Çengiç'e hediye edilen, üzerinde Osmanlıca yazılar bulunan ve manevi değeri büyük olan destimal-i şerif ramazan ayı dolayısıyla ziyarete açıldı. Müzenin ziyaretçileri büyük ilgi gösterdikleri destimal-i şerifi inceleyerek, görevlilerden bilgi alıyor.

Bursa Kent Müzesi Müdürü Ahmet Erdönmez, "Yaklaşık 1,5 yıl önce Bursa'nın köklü ailelerinden Çengiç ailesinin son ferdi Leyla İlova'nın, atalarından kalan kılıç, ateşli silah, tılsımlı gömlek, tekstil malzemeleri, ferman, barutluk gibi eşyaları müzeye bağışlandı. Bu eşyalar, bir yıl boyunca sergide kaldı. Bir gün silahları ve barutlukları temizlerken, barutluğu açtık, içinden bir bez tülbent çıktı. Tülbenti açtığımızda üzerinde bazı Osmanlıca yazılar olduğunu gördük. Ne olduğunu çözemedik. Daha sonra Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesindeki hocalar vasıtasıyla bunun destimal-i şerif olduğunu öğrendik" dedi.

Osmanlı Devleti zamanında Çengiç ailesinden birçok paşanın görev yaptığını ifade eden Erdönmez, “Bir ramazan ayında, Peygamber Efendimizin hırkası üzerine bu bez seriliyor ve Topkapı Sarayı eşrafı hırkayı ziyaret ediyor. Sonunda padişah, sevdiği, yakın hissettiği birine bu destimal-i şerifi hediye ediyor. Bu da Çengiç paşalarından biri. O da bunu saklıyor ve tesadüfen barutluğun içinden çıkıyor. Bazı kaynaklarda yer alan bilgilere göre, destimal, Farsçada el bezi, mendil anlamına geliyor. Destimal-i şerif ise Topkapı Sarayı'nda, kutsal emanetlerden Hazreti Muhammed'e ait Hırka-i Saadet ziyaretlerinde dağıtılan ince tülbentleri ifade ediyor. Her bir misafir bu mendilleri ömür boyu özenle saklar, vefat ettiğinde kefenlenmeden önce yüzlerine kapatılmasını vasiyet ederdi" şeklinde konuştu.

Bursa Kent Müzesinde sergilenen destimal-i şerif ramazan ayı boyunca ziyaretçilerini bekliyor.
Zaman, 15.06.2016

800 YILLIK KALEYE SPREY BOYAYLA YAZI YAZDILAR

Kocaeli'nin Gebze İlçesi'nde Bizanslılardan kalma yaklaşık 800 yıllık tarihi kalenin üstündeki yazıları görenler şaşkınlıklarını gizleyemiyor.

Kocaeli'nin Gebze İlçesi'nde bulunan Eskihisar kalesi'nin duvarlarına kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce yazılan yazıları görenler şaşkınlıklarını gizleyemiyor. Vatandaşların ziyaretine kapalı olan tarihi kalenin duvarlarında sprey boya ile yazılan birçok isim yer alıyor. Bizanslılardan kalan tarihi kalenin bu şekilde olmasına tepki gösteren vatandaşlar kalenin yetkililer daha dikkatli korunması gerektiğini dile getirirken, bu yazıları yazarak tarihi bir yere zarar veren kişi ya da kişilerin bulunmasını istiyor.

Tarihi kalenin duvarında ve kapısında yer alan yazılarda daha çok isimler ve aşk ilanları yer alıyor.
Zaman, 15.06.2016

TARİHİ KASA KORUMA ALTINA ALINDI

İzmir'in Çeşme İlçesi'nde restorasyon çalışmaları devam eden tarihi Osmanağa Konağı'nda bulunan çelik kasa koruma altına alındı.

İzmir Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü yetkililerinden alınan bilgiye göre, 19. yüzyıl geç Osmanlı dönemi eseri olarak tanımlanan Osmanağa Konağı'ndaki restorasyon çalışmaları sürüyor. "Saray yapısı" olarak tanımlanan konakta, duvarlar arasındaki boşlukta bulunan tarihi çelik kasanın da konservasyon çalışması yapılıyor. 19. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen kasa, müze şeklinde değerlendirilecek konakta sergilenecek.

Ulaşılması zor bir bölgeden çıkarılan, özel mühürleri olan kasa, demir ve çelik aksamlardan oluşuyor. Çeşme'de geçmişte ticaretle uğraşan ailelerin evlerinde benzerleri yer alan kasanın, bugüne ulaşan çok fazla örneği ise bulunmuyor. Uzun yıllar kaderine terk edilen binanın ise gelecek yıl hizmete girmesi bekleniyor.
Akşam, 14.06.2016

USTRUMCA'DAKİ OSMANLI ESERLERİ İLGİ BEKLİYOR

Makedonya'nın güneydoğusundaki Ustrumca şehrindeki Osmanlı eserleri restore edilmeyi bekliyor.

Şehrin adının, içinden geçen Struma Nehri'nden ya da "Üstü Rumca" ifadesinden geldiğine ilişkin iki rivayet bulunuyor. "Üstü Rumca" ifadesi, şehrin üst kesiminde yaşayan halkın Rumca konuşması nedeniyle kullanılıyordu. Şehrin alt kesiminde yaşayanlar ise Türkçe konuşuyordu. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı'nda Bulgar, Yunan ve Sırp saldırılarına maruz kalan ve baskılar nedeniyle Türkiye'ye göç veren şehirde bugün hala akıcı bir şekilde Türkçe konuşanlara rastlamak mümkün.

Şehre yukarıdan bakan Çar Kuleleri'nin bulunduğu tepenin yamacında yaklaşık 6 bin Türk yaşıyor. Bu eski Türk mahallesindeki tarihi Katib Durak Orta Camisi'nin, Müslüman nüfusun azalması nedeniyle kapatılmasının ardından 1985 yılında Seyit Muhammed Nur Camisi inşa edildi.

Şehirdeki ender Osmanlı eserlerinden biri, bugün bakımsızlık nedeniyle geçmişteki günlerini adeta mumla arayan Katib Durak Orta Camisi. Balkanlar'daki birçok Osmanlı camisi hakkında olduğu gibi, Ustrumca'daki bu cami hakkında da "temellerinde kilise var" iddiası ortaya atılarak camide arkeolojik kazı yapılmış.

Tarihi caminin içinde bulunduğu duruma üzüldüğünü söyleyen imam Ahmet, "İnşallah başta Türkiye olmak üzere, destek verilirse o camimizi tekrar faaliyete geçirmek istiyoruz." diye konuştu.

Katib Durak Orta Camisi'nin yanı sıra eski Türk mahallesindeki bir diğer Osmanlı eseri, daha önce postane, bugün ise müze olarak kullanılan bina. Ustrumca halkı binayı bugün dahi "Türk Postanesi" olarak adlandırıyor.
Zaman, 14.06.2016 

DÜNYANIN EN BÜYÜK AĞAÇLARINDAN!



Orman ve Su İşleri Bakanlığı Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Zonguldak’ın Alaplı İlçesi'nde 4 bin 112 yıllık olduğu öğrenilen porsuk ağacı tespit etti. Kartepe bölgesinde bin 200 metre yükseklikteki porsuk ağacı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından koruma altına alındı.

’Anıt Ağaç’ olarak tescillenerek, dünyaya tanıtılacak olan ağaç ile bölge turizminin güçlendirilmesi hedefleniyor. Alaplı ilçe merkezine 50 kilometre uzaklıktaki ağacın, dünyanın en yaşlı beşinci ağacı olduğu belirtiliyor.

Düzce İl sınırı yakınlarında bulunan 4 bin 112 yıllık porsuk ağacının Türkiye’nin en yaşlı ağacı olduğu ifade edildi.

“SAKLI BİR CENNET”
Alaplı İlçesi'ne bağlı Gümeli beldesinin Belediye Başkanı Ahmet Saydam, Türkiye’nin en yaşlı ağaçlarının Gümeli Yaylalarında bulunduğunu söyledi. Porsuk ağacının 4 bin yıla kadar yaşayabildiğini belirten Saydam şunları söyledi:

“Gümeli yaylarında porsuk ağacında yaptığımız araştırma ve incelemeden sonra 4 bin 112 yıllık olduğunu belirledik ve koruma altına aldık. Bin ve bin 600 yıllık porsuk ağaçlarının ardından şimdi de 4 bin 112 yaşında porsuk ağacı Orman ve Su İşleri Bakanlığı Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından tescillendi. Geçtiğimiz aylarda tescillenen bu porsuk ağacının Gümeli de turizm açısından ve gelişmesi yönünde çok büyük bir artı değer vereceğine inanıyorum. Çalışmalarından dolayı Orman ve Su İşleri Bakanlığı Milli Parklar Genel Müdürlüğü'ne çok teşekkür ediyorum.”

Öte yandan Orman ve Su İşleri Bakanı Prof.Dr. Veysel Eroğlu, porsuk ağacıyla ilgili tanıtım filmini sosyal medya hesabından kamuoyu ile paylaştı. Eroğlu, “Zonguldak Alaplı Gümeli’deki 4.112 yaşındaki bu ağaç Dünyanın en yaşlı Porsuk Ağacı ve Türkiye’nin en yaşlı ağacı olma özelliğini taşıyor. Aynı zamanda Dünyanın en yaşlı 5 ağacından biri olan Porsuk Ağacı’nın bulunduğu 1.500 dekar alanı tabiat anıtı ilan ediyoruz. 4.112 yaşındaki bu büyüleyici ağacı bütün Dünyaya tanıtacağız” ifadelerine yer verdi.

Ağaç ile ilgili 2016 yılında çalışmaların başladığı belirtildi.
Milliyet, 14.06.2016

BÜYÜK VURGUN POLİSE TAKILDI

Manisa’nın Akhisar İlçesi’nde, polis tarafından bir eve yapılan operasyonda, Hellenistik Dönemi’ne ait 2 bin 400 parça tarihi obje ve sikke ele geçirildi.

Manisa İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Büro Amirliği ekipleri, Akhisar’da oturan A.H.’nin evinde tarihi eser bulunduğunu ve satmak istediğini öğrendi. A.H.’yi takibe alan ekipler, dün sabah şüphelinin evinden valizle çıktığını görünce operasyonu başlattı. A.H.’nin elindeki valizde ve evde yapılan aramada, Hellenistik Dönem’e ait 2 bin 400 parça tarihi obje ve sikke ele geçirildi. A.H. gözaltına alındı, olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
Hürriyet, Haber: Ersan Erdoğan, 14.06.2016

KADDAFİ'NİN YAĞMALANAN HANÇERİ ESENYURT'TA ORTAYA ÇIKTI

Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi’nin sarayından yağmalandığı sanılan fildişi oymalı, değerli taşlarla işlemeli hançeri Suudi bir işadamına 10 milyon dolara satılmak üzereyken el konuldu.



İstanbul’da Kaçakçılığa yönelik düzenlenen operasyonda Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi’nin sarayından yağmalandığı iddia edilen hançer ele geçirildi. 

Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, yurtdışından kaçak değerli madenlerin getirileceği istihbaratı üzerine başlattığı çalışma kapsamında Esenyurt’ta bir adrese operasyon düzenledi. Operasyonda işadamı A.A. ve yardımcıları olduğu iddia edilen M.Y. ile B.A. gözaltına alındı.

Adreste yapılan aramada özel imalat bir bavulda fildişi üzerine oyma ve kabartma yöntemlerle yakut, safir, zümrüt ve pırlanta taşlarla işlenmiş altın çerçeveli hançer, hançer kını ve aslan motifli heykelli süs eşyası ele geçirildi. Eserin, Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi’nin sarayından devrim sürecinde yağmalandığı ve Suudi iş adamlarına satılmak üzere İstanbul’a getirildiği öğrenildi.

Yetkililer, işadamı A.A.’nın eseri yaklaşık 3 ay önce Libya’dan 4 milyon 600 bin dolara satın aldığını ve 10 milyon dolara Suudi bir işadamına satmak üzereyken düzenlenen operasyon neticesinde ele geçirildiğini bildirdi. Şüphelilerin eseri Türkiye’ye yasal yollardan soktuğunda yaklaşık 850 bin dolar vergi ödemesi gerektiği öğrenildi.

Gözaltına alınan 3 kişi hakkında Kaçakçılık Kanununa muhalefet ve Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme’ye muhalefetten işlem yapıldı. Şüpheliler savcılık talimatıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Öte yandan polis, çok sayıda sikkenin yurtdışına kaçırılacağı istihbaratı üzerine Arnavutköy’de bir kargo şirketine baskın yaptı. Aramada laptop bataryalarına zulalanmış Bizans ve Osmanlı dönemine ait 200 altın ve bronz sikke ele geçirildi.

Fildişinden, safir yakut ve işlemeli
Özel çantasında fildişi üzerine oyma ve kabartma yöntemlerle yakut, safir, zümrüt ve pırlanta taşlarla işlenmiş altın çerçeveli hançer, kını ve aslan motifli heykelli süs eşyası ele geçirildi.

Milliyet, 14.06.2016

GİZLİ KENTLERİ LAZERLE KEŞFETTİLER

Bilim adamları, Kamboçya'daki UNESCO'nun Dünya Mirası Listesi'nde bulunan Angkor Vat Tapınağı çevresindeki ormanlarda toprak altında ortaçağ şehirleri keşfetti.

Journal of Archaeological Science adlı bilimsel dergide yayımlanan araştırmaya göre, arkeologlar havadan lazer ışınlarıyla bölgeyi tarayarak Kmer İmparatorluğu'na ait toprak altında kalmış şehirleri buldu. 

Taramalarda, 15. yüzyılda inşa edildiği tahmin edilen şehirlerde, düşünülenden daha karmaşık ulaşım ve sulama sistemleri bulunduğu ve yapıların çoğunun ahşap olduğu ortaya çıktı.

Bu geniş tarım-kent ağlarının kurulmasının sanayi öncesi dünyada görülmemiş bir mühendislik gerektirdiği vurgulanan araştırmada, keşfedilen şehirde ahşap yapıların yağışlı mevsimde sel sularından korunması için toprak yığınları üzerinde inşa edildiği, binlerce kanal ve höyük kazıldığı, toprak dolgudan yol, duvar ve setler yapıldığı kaydedildi.

Kerdomnel Kmer Vakfının Başkanı ve Arkeoloji Uzmanı Chen Chanratana, AA muhabirine yaptığı açıklamada, araştırmanın bulgularının heyecan yarattığını belirtti.

Keşiflerin Angkor tarihine dair bazı inanışları değiştireceğini ifade eden Chanratana, Kamboçya Hükümeti'nin bölgeyi korumak için harekete geçmesi gerektiğini vurguladı.
Hürriyet, 13.06.2016

BODRUM'DA İNGİLİZ'İN EVİNDEN TARİHİ ESER ÇIKTI

Muğla'nın Bodrum İlçesi’nde yaşayan İngiliz uyruklu D.B.’nin evinde, jandarma tarafından çeşitli tarihi eserler ele geçirildi.

Turgutreis Mahallesi’nde yaşanan İngiliz uyruklu D.B.’nin evinde tarihi eser bulunduğu ihbarını alan jandarma, geçen cuma günü operasyon düzenledi.

Mahkemeden alınan arama izniyle adrese giden güvenlik güçleri; sütun, dibek ve çeşme aynası olmak üzere mermerden yapılı altı eser, dört ahşap işlemeli kapı, iki tavan apliği ve üç kapı ile pencere kasası ele geçirdi.

El konulan eserler, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müze Müdürlüğü’ne teslim edildi. Gözaltına alınan şüpheli jandarmaya götürüldü.

Hürriyet, 13.06.2016

ARNAVUTLUK'TAKİ OSMANLI ARŞİVLERİ GÜN YÜZÜNE ÇIKARILACAK

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı’nın (TİKA) desteği ve Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü işbirliğinde Arnavutluk arşivlerinde bulunan Osmanlı dönemine ait fermanlar, vergi defterleri, makbuzlar, şeriye sicilleri, tapu kadastro defterleri, vakfiyeler, tarihi belgeler dijital ortama aktarılacak.

TİKA'dan yapılan yazılı açıklamaya göre, Osmanlı coğrafyasındaki arşiv belgelerini ortaya çıkarmak ve ortak kültürel mirasın korunmasını sağlamak amacıyla yapılan çalışmalar kapsamında, Arnavutluk’taki Osmanlı arşivlerinin belirlenmesi ve dijital ortama aktarılması projesinin ilk aşamasında Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü uzmanları, Arnavutluk Arşiv Müdürlüğünde bir haftalık bir çalışma yaparak Osmanlı belgelerini yerinde inceledi.

Osmanlı arşivlerinin büyük bir kısmının bulunduğu Tiran’daki arşiv deposunda ve şehir dışında bulunan iki adet arşiv deposunda incelemeler yapan uzmanların bu çalışmalarıyla, Arnavutluk’taki Osmanlı belgelerinin gün ışığına çıkartılması yönünde ilk adım atılmış oldu. Arşivlerde, aralarında II. Bayezid döneminden kalma beratın da olduğu belgelerin çoğunluğunu 1832-1912 yılları arasındaki döneme ait belgeler oluşturuyor.

TİKA Tiran Koordinatörü Prof.Dr. Birol Çetin’in de eşlik ettiği çalışmalara, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü tarafından görevlendirilen Sinan Satar, Mustafa Kırış ve Alim Baki Akkoç katıldı.

Farklı kategorilerde tasnifi yapılan belgelerin arasında vergi defterleri, makbuzlar, şahsi notlar ve mektuplar, şeriye sicilleri, tapu kadastro defterleri, vakfiyeler, mali kayıtlar bulunuyor.
Akşam, 13.06.2016

PATERSON'UN RESTORASYON İHALESİNE 22 FİRMA KATILDI

İzmir Büyükşehir Belediyesi, yıllardır atıl durumda bulunan 157 yıllık Paterson Köşkü’nü restore etmek için ihaleye çıktı.



İzmir Büyükşehir Belediyesi, kentin önemli sivil mimari örneklerinden biri olan Bornova’daki tarihi Paterson Köşkü'nün restorasyonu için ihaleye çıktı. 22 firmanın katıldığı ihale, komisyon inceleme sürecinde.

1859 yılında inşa edilen tarihi yapıyla ilgili ihale sürecinin tamamlanmasının ardından köşkün restorasyonu için yer teslimi yapılacak ve çalışmalara başlanacak. Yer tesliminden itibaren Paterson Köşkü'nün restorasyonunun 730 gün içinde tamamlanması öngörülüyor. Paterson Köşkü'nün ihalesi için teklif veren firmalar şöyle:

Astaş Proje Mim.Rest.San.Lim.Şti. 4 milyon 449 bin 52 TL 82 Kuruş, Taksim Yapı Mim. İnş. Rest. Turz. San.ve Tic. Ltd. Şti. 4 milyon 68 bin 498 TL 45 Kuruş, Kaan Rest. İnş. Taah. Prj.Tur.İth.İhr.ve San. Tic.Ltd. Şti. ve Naci Yıldırım İş Ortaklığı 4 milyon 145 bin 623 TL 90 Kuruş, Pekerler İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti. 4 milyon 500 bin TL, Kale Rest.Turz.İnş.Kimya Nak.San. ve Tic.Ltd.Şti. 4 milyon 709 bin 999 TL 99 Kuruş, Alpek İnş.Ltd.Şti. 4 milyon 666 bin 333 TL, Hayri Devamlı Hürtaş İnş.Taah.İşleri ve CCS

Mim.İnş.Müh.Tur.Elk.Elkt.İth.İhr.San.ve Tic.Ltd.Şti.İş Ortaklığı 3 milyon 931 bin TL, İşsan İnş.Tic.ve San.Ltd. Şti. 3 milyon 736 bin 72 TL 60 Kuruş, Rast Madencilik Taşıma İnş.Enj.Petrol Ürn.Tic.ve A.Ş. ve NYZ İnş.Elk Tur.Gıda Tem.San.Tic.Ltd.Şti. İş Ortaklığı 3 milyon 717 bin 174 TL 92 Kuruş, Peksa Mim. Müh.İnş.Taa h.San. Tic.Ltd.Şti. 3 milyon 871 bin 978 TL 18 Kuruş, Alper Group İnş.Rest.Ltd.Şti. 4 milyon 141 bin TL, Kültürel Mim.Müh.İnş.San.ve Tic.Ltd.Şti. 4 milyon 282 bin 253 TL 74 Kuruş, Emren İnş.Elk.Mob.Dek.Nak.Taah.San.Tic.Ltd.Şti. ve Çağ Rest. Röleve Prj.Mim.Müş.İnş.San.Tic.Ltd.Şti. İş Ortaklığı 3 milyon 743 bin TL, Azboy Müh.Hizm.İnş.Mad.Mak.Gıda San.Tic.Ltd.Şti. ve Ramazan Azboy (İnşaat Müh.) İş Ortaklığı 2 milyon 332 bin 303 TL 16 Kuruş, Anıt Rest.İnş.Turz.Tic. ve San. Ltd.Şti. 5 milyon 647 bin 945 TL 21 Kuruş, Ber Grup Mim.Rest.İnş.Tur.San. ve Tic.Ltd.Şti. 4 milyon 180 bin 508 TL, Ege Detay Mim.Müh.İnş.Turz.San.ve Tic. Ltd. Şti. 4 milyon 326 bin 868 TL 27 Kuruş, Su Yüklenim İnş.Ltd.Şti. 4 milyon 541 bin 403 TL 60 Kuruş, Ekim Yatırım İnş.Taah.Pazarlama San. ve Tic.Ltd.Şti. 4 milyon 67 bin 945 TL 60 Kuruş, Umart Mim.Müh.İnş.Taah.San.ve Tic. Ltd. Şti. 5 milyon 223 bin 107 TL, Kani İnş. San. Tic. Ltd.Şti. 4 milyon 474 bin 242 TL 97 Kuruş, Ermiş İnş.San.ve Tic. Ltd.Şti. 4 milyon 375 bin 253 TL 87 Kuruş.

Yıllardır atıl durumda bulunan 157 yıllık tarihi yapı, restore çalışmalarının ardından yine Büyükşehir tarafından kültür amaçlı kullanılmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredilecek.

38 odalı özgün köşk
Bornova'da, İskoçyalı tüccar John Paterson tarafından 1859 yılında inşa edilen köşk döneminin özgün mimari örneklerinden. İzmir’in 19. yüzyıl yaşam kesitini sergileyen, özgünlüğünü kısmen koruyan anıtsal niteliklere sahip köşk, yapıldığı dönemde, yüksek duvarlarla çevrili, içinde seraların, ahır ve ağılın bulunduğu zengin floraya sahip 133 dönüm büyüklüğünde bir bahçe içerisinde yer alıyordu. Farklı kullanımlara hizmet veren 38 odalı köşk, 2 bin metrekare kapalı kullanım alanına sahip. Yapı, Doğu- Batı yönünde üç kütlenin asimetrik bir düzen içerisinde bir araya gelmesinden oluşuyor.

Paterson Köşkü yapılırken inşaat malzemelerinin büyük bölümü, döşeme ve duvar kaplama malzemeleri ile dekoratif amaçlı birçok yapısal eleman ve mobilyalarının tamamı İngiltere’den getirilmişti. 1960 yılına kadar Paterson Ailesi tarafından kullanılan yapı, daha sonra NATO Ofisi ve lojman binası, ardından da bir halı fabrikasının deposu olarak hizmet verdi. 1986 tarihinde geçirdiği bir yangın sonucu büyük tahribata uğradı. 1992 tarihinde başlatılan ve yarım kalan restorasyon uygulaması ile uzun bir süre atıl durumda kaldı.
Yapı, 13.06.2016

TATAVLA'NIN KÜLTÜREL MİRASINI BELGELEME PROJESİ BAŞLIYOR

70TK - "Tatavla’nın Mimari ve Somut Olmayan Kültürel Mirasının Belgelenmesi Projesi" kapsamında, mimari bellek haritalama ve sözlü tarih çalışmaları yapılıyor.

Şişli'nin semtlerinden Tatavla'nın (Kurtuluş'un eski adı) kültürel mirasını korumak amacıyla, Kültürel Mirası Koruma Derneği (KMKD), Paros Dergisi ve Özyeğin Üniversitesi'nin ortaklığıyla bir sözlü tarih ve haritalama çalışması yapılıyor.  

29 - 30 Haziran tarihleri arasında başlayacak olan çalışmalar kapsamında, "sözlü tarih" ve "mimari bellek haritalama" olmak üzere iki ayrı atölye grubu olacak. Sözlü tarih atölyesinde katılımcılar akademisyenlerden, bir sözlü tarih çalışmasının nasıl gerçekleştirilmesi gerektiğine dair eğitim alacaklar. Haritalama atölyesinde de Tatavla'nın mimari geçmişi üzerine çalışılacak. 

Atölye eğitimlerinin ardından, sözlü tarih grubundaki 12 kişi semt sakinleriyle görüşmeler yapacak. Daha sonra bu yapılan çalışmalar bir araya getirilecek. Mimari bellek haritalandırma grubundaki 12 kişi ise tarihi hatıralar, fotoğraflar ve sözlü tarih çalışmaları üzerinden yapılan mekansal analizleri haritalandıracak.

Programın kontenjanı toplamda 24 katılımcı ile sınırlı. Atölyelere başvuru için son tarih 22 Haziran.


Dolapdere ve Kurtuluş

70TK hakkında
70TK, Türkiye'den Kültürel Mirası Koruma Derneği (KMKD), Paros Dergisi ve Özyeğin Üniversitesi'nden temsilcilerin ortaklığında, Şişli Belediyesi'nin desteği ile Tatavla'nın mimari ve somut olmayan kültürel mirasının belgelenmesine yönelik gerçekleştirdikleri bir çalışma.


70TK projesi yeniden şekillenen, form değiştiren Tatavla'nın kültürel mirasını koruma altına almak, geçmişinden kalan izlerini aktarmak amacını taşıyor. Bunu da ilgilenen genç katılımcılar ile sözlü tarih çalışmaları ve mimari bellek haritalandırması aracılığıyla gerçekleştirmeyi hedefliyor.

Proje adındaki 70, Kurtuluş'tan geçen otobüs hattının kodu. 70TK semtin Tatavla'dan Kurtuluş'a evrilişinin yolculuğunu temsil ediyor.
Arkitera, Haber: Ekin Bozkurt, 13.06.2016

ANKARA'NIN KAYBOLAN HEYKELLERİ

Seğmenler Parkı'nda İlhan Koman'ın heykelinin, heykeltıraş Burhan Alkar'ın aynı parka adını veren heykelindeki rölyeflerin yok olmasının ardından şimdi de İtfaiye (Hergelen) Meydanı'ndaki Otto Herbert Hajek'in heykeli yıkıldı.

İtfaiye (Hergelen) Meydanı'ndaki Telefoncular Çarşısı yıkımı sürecinde, Alman heykeltraş Otto Herbert Hajek'in heykelinin de yıkıldığı tespit edildi.

Kaybolan Heykeller
TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi geçtiğimiz günlerde İlhan Koman ve Burhan Alkar'ın eserlerinin kaybolması konusunda sorumluluğu bulunan yetkililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunmuştu.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan,

"Seğmenler Parkı Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin görev ve yetkisi alanında bulunmaktadır. Belediye tarafından güvenlik işi Anfa güvenlik firmasına ihale edilmiştir. Heykelin korunmasından sorumlu Anfa güvenlik firması, görevinin gereklerini yerine getirmeyerek görevlerini ihmal etmişlerdir. Görevi kötüye kullanma suçu işleyenler kamu davası açılması için suç duyurusunda bulunduk."

şeklinde açıklama yapmıştı.

Candan, heykeltraşlar ve sanatçılarla birlikte, heykel envanteri çıkartacaklarını ve heykellerin izlerini süreceklerini belirtti.

TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi ise yaptığı basın açıklanmasında Otto Herbert Hajek'in yıkılan, İlhan Koman ve Burhan Kayar'ın kaybolan eserlerinden yola çıkarak bu ve benzer olayların Ankara'da ilk kez yaşanmadığını bir kez daha hatırlattı.

"Hatırlatmak isteriz ki, çalındı iddiasıyla ortadan kaybolan ve akıbetleri hakkında hiçbir bilgi alamadığımız benzer hadiseler geçtiğimiz senelerde de Ankara'da bir çok kez yaşanmıştır. Dünyaca ünlü piyanist ve besteci Chopin'in bronz büstü, AOÇ'deki Tarımcı Atatürk Anıtı'nın rölyefleri, 21 yıl önce Yüksel Caddesi'ne yerleştirilen 'Çiçekçi Kız' ve 'Oturan Yorgun Amca' heykelinden sonra geçen sene hepimizin günlük hayatının hafızalarında yer eden 'Oturan Kadın' heykeli de çalındı iddiasıyla ortadan kaybolmuştur. Kamusal mekanlarda halka mal olmuş kentsel kamusal sanat öğelerimiz, bu örnekler ve daha kim bilir nicesi akıbetlerini bilmediğimiz bir şekilde tek tek yok olmaktadır. Eğer böylesi organize bir suçun varlığı söz konusu ise bu sorun yıllardır neden çözülmemiştir?

Ankara'nın meydanlarında, parklarında yer edinmiş neredeyse Başkent ile yaşıt olan 'Su Perileri' heykeli de benzer bir öyküye sahiptir. 'Su Perileri' heykelinin son olarak 90'lı yıllarda bulunduğu Tandoğan Meydanı'ndan kaldırıldıktan sonra akıbeti öğrenilememiş, ancak yıllar sonra belediye depolarında çürümeye bırakıldığı tespit edilmişti. 16 yıl depoda kaldıktan sonra, geriye kalabilen parçalarının restorasyonu yapılarak Cer Modern otoparkında bekçi kulübesinin yanındaki alana yerleştirilmesi uygun bulunmuştu. Bu örneklerden ötürü olayın birinin faili belli iken, kaybolduğu öne sürülen ve çalınması yeterince zor olan bu heykellerin yine çeşitli depolarda bulunup bulunmadığının haklı endişesini yaşamaktayız."

Seğmenler Parkı İlhan Koman Heykeli (1992)
1986 yılında vefat eden sanatçı İlhan Koman'ın bir eserinin büyütülüp, Pietrasanta* ustaları tarafından bronza dökülerek yapılan heykel, 1992 yılında Seğmenler Parkı'na konulmuştu.

Ankara Seğmenler Anıtı (1983)**
Anıt, etrafındaki ağaçlık alanlardan dolayı rahatça görülememesine rağmen halkla iç içedir. Ankara Valiliği'nin isteği üzerine, Ankaralı sanatçılar arasında yapılan yarışma sonucu gerçekleşmiştir. Yarışmayı Burhan Alkar kazanmıştır. Para konusunda büyük sıkıntılar yaşanmıştır. Fakat dönemin bahçeler müdürü Metin Çilay'ın girişimiyle sanatçıya dört ton bronz hurda verilmiş, buna rağmen kendisi masraf yaparak anıtı tamamlamıştır. Anıt, seymenlerin savaş ve barış dönemlerini simgelemektedir. Şahlanan atın üzerindeki elinde bayrak olan seymen, savaş dönemlerini; saz çalan ve oynayan seymen de barış dönemlerini simgelemektedir. Anıtın ön tarafındaki duvarlarda yine seymenleri simgeleyen iki rölyef ve Atatürk'le seymenlerin Dikmen sırtlarında yaptıkları konuşmaları içeren yazılar vardır.

* Toskana'nın kuzeyinde, Lucca'ya bağlı bir köy.

** "Heykeltıraş Burhan Alkar'ın Anıt Eserlerinin Tasarımı ve Kamusal Alan ile İlişkileri"
Ümit Niyazi Özcan, Tarih Okulu Dergisi (TOD), Mart 2015, Yıl 8, Sayı XXI, ss. 398-434.

Arkitera, Haber: Emine Merdim Yılmaz, 13.06.2016

ASYA'DA İKİ ARKEOLOJİK KEŞİF!

Kamboçya’da ünlü Angkor Vat tapınağı yakınlarında ortaçağdan kalma bir kentin kalıntıları keşfedilirken, Ürdün’de antik Petra bölgesinde kuma gömülü yeni bir tarihi eser bulundu

Güneydoğu Asya ülkesi Kamboçya'daki ormanlarda araştırmalarını sürdüren Avustralyalı bilim insanları, bugüne dek bilinmeyen ortaçağ kent kalıntılarını ortaya çıkardı. Kral 2. Suryavarman'ın 1100 yıllarında yaptırdığı ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde bulunan Agkor Vat tapınağı yakınlarında, toprak altında gömülü olan şehirleri bulmak için birkaç yıldan beri bir araştırma yürütülüyordu. Ortaçağ dönemine yapıldığı belirtilen kentin 900-1400 yılları arasında inşa edildiği düşünülüyor. 12'inci yüzyılda dünya genelindeki en büyük imparatorluğa ait olan şehirlerin bulunduğu keşif, lazer ışınları kullanılarak gerçekleştirildi. Çalışmaya katılan Avustralyalı arkeolog Dr. Damian Evans, "Büyük şehirlerin antik eserlerle çevreli olduğunu düşündük. Ama şimdi onları net ve ayrıntılı bir şekilde görüyoruz. Bazı yerleri ilk kez gördük ama bazı yerler için daha önce çok belirsiz fikirlerimiz vardı" diye konuştu. Keşfin son yılların en büyük arkeolojik keşiflerinden biri olduğu belirtiliyor. Ürdün'ün Lut Gölü ile Akabe Körfezi arasında yer alan antik Petra kenti yakınlarında ise kuma gömülü halde yeni bir tarihi eserin kalıntısı keşfedildi. Yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri ve insansız hava aracı kullanılarak kumların altında bulunan dev yapının 56'ya 49 metre boyutlarında olduğu ortaya çıktı. Platform, eski kente 900 metre uzaklıkta. Araştırmacılar, yapının tören amaçlı kullanılmak üzere inşa edilmiş olabileceğini tahmin ediyor. Dünya Mirası Listesi'nde bulunan ve 200 yıldan beri araştırmaların yürütüldüğü bölgede kazı başlatılacak.
Sabah, 13.06.2016

TARİHİ KÖPRÜNÜN YERİ MARMARAY İÇİN DEĞİŞTİRİLİYOR

Kadıköy’de Yeldeğirmeni ve Ayrılıkçeşme semtlerini birbirine bağlayan Uzun Hafız Sokak’taki köprü, Ayrılıkçeşme-Söğütlüçeşme arasındaki demiryolu hattındaki çalışmalar kapsamında sökülüyor. Köprünün Haydarpaşa’ya taşınacağı açıklandı.



Gazete Kadıköy’den Erhan Demirtaş'ın haberine göre, kazı ve zemin düzeltme çalışmalarının devam ettiği tren yolunda ise bazı tarihi yapılar taşınmak zorunda kalıyor.



2 şerit 3 şeride çıkarılıyor
Tamamı eski işçilik yöntemiyle ve kesme taştan yapılan köprüyü oluşturan taşlar tek tek sökülerek numaralandırılıyor. Marmaray projesini yürüten İspanyol OHL şirketi yetkilileri 'Marmaray projesi tamamlandığında eskiden iki şerit olan hattın üç şerite çıkacağını, bu nedenle köprünün kaldırıldığını' açıkladı.

Köprünün fiziksel değişiklikler nedeniyle sökülmek zorunda olduğunu açıklayan firma yetkilileri, “Söküm ve taşıma işi Anıtlar Kurulu’nun kararı ve onayı ile yapılmaktadır. Kurulun kontrolünde yapılan işlemler sonrasında köprü orijinal haline sadık kalınarak Haydarpaşa kuşak hattına (trenlerin çevrildiği noktaya) yeniden inşa edilecek. Uzun Hafız Sokağı’na ise yine Anıtlar Kurulu’nun onay verdiği eski köprünün aslına uygun yeni bir köprü yapılacak” dedi.

     
T24 Haber, 12.06.2016
YÜZ MİLYON YIL ÖNCE!

Amerikalı bilim yazarı Elizabeth Kolbert, “Birkaç yüzyıllık bir alana baktığınızda birkaç yüz milyonluk zamana hakim olabilirsiniz” diyor. Türkiye Kolbert’in ne demek istediğini anlamak için mükemmel bir yer...

Türkiye’de tarih, her an kendini biraz da yüzsüzce ülkenin sakinlerine göstermeyi başarıyor. Ve aslında ne kadar önemsiz olduğumuzu da hatırlatıyor. Etkileyici bir sıklıkla, arkeologlar veya birkaç işçi uzun süre önce yok olmuş bir imparatorluktan parçalarla çıkageliyor. Düşünsenize, tüm o eski dünyanın mezarları şimdi yer yer caddelerin, koca koca resort otellerin altında. O bulgulara genellikle lokal gazetelerde, haberlerde rastlıyoruz. Antik havzalarda, toplu mezarlarda bugün için bile son derece güzel, dramatik hikayeler yatıyor. Sadece birkaç ay önce gazeteler, Osmanlı’dan kalma bir su tesisatından yahut elinde içecekle bir insan iskeletinin göründüğü bir antik mozaik bulunduğundan söz ediyordu: Mozaikte “Neşeli ol, hayatını yaşa” yazdığı iddia edildi; bunun doğru olup olamayacağı, ne anlama geldiği uzun süre tartışıldı.

EN ÖNEMLİ UYGARLIKLARIN EV SAHİBİ
Modern Türkiye toprakları geçmişte Osmanlı, Roma, Asur gibi dünyanın en önemli uygarlıklarına ev sahipliği yapmış ve son derece değerli bir coğrafya. İstanbul’a ilk gelişimde kendimi Nuh’un gemisini bulmak umuduyla yollara düşmüş bir grup turistin arasında bulmuştum. Yolcular tarihten heyecanla bahsederken bildiğim modern Türkiye’yi düşündüm; şu gece kulüplerinin, gökdelenlerin, büyük stadyumların ve korkunç bir trafiğin olduğu yer! Bu insanlarsa Antakya’dan, Aziz Peter’den, Nuh’tan ve onun gemisinden söz ediyorlardı... Gerçekten aynı yerde miydik emin değilim! O günden beri Türkiye’de yaşadığım tecrübeler, kafamın içinde birbirinden uzak tüm bu yer ve zamanlar arasında bağlantılar kurmaya zorluyor beni.

BİLDİĞİMİZ TRUVA MI?
Mesela birkaç yıl önce Bozcaada’yı ziyaret ettiğimde, otobüslerinin önünde “Truva” yazan bir turist grubunu gördüğümde çok şaşırmıştım. “Truva mı? Bildiğimiz Truva yani?” diye sordum bizim araçtakilere. Daha net bir cevap veremezlerdi: “Başka hangi Truva olabilir ki?” Gerçekten Homeros’un İlyada’sının koskoca Truva’sı mı yani? Hakikaten merak ettim. Arkadaşlarım gerçeği görmem için ısrar etti ve tur otobüsünü takibe başladık. Beynim, gözümün gördüğünü de inkar edemezdi ya! O yüce antik kent, müthiş bir zarafetle korunmuştu. Hayal gücümü taşlara vurdum! Evet, öğrenciyken okuduğum tüm o büyük tapınak ve yapılar... Ve turistlerin bıraktığı işaretler... Turistleri izlerken aniden böyle gereksiz bir kalabalığın arasında olduğum ve böylesine büyük bir yerin yıkıntıları arasında dolaştığım için suçlu hissettim kendimi. Bir gün, şimdi yaşadığımız bu koca şehirler de geleceğin turistlerinin yoklayacağı koca koca taşlardan ibaret mi olacak?

YÜZ MİLYON YIL SONRA
Bilimsel olarak, evet. Amerikalı bilim yazarı Elizabeth Kolbert’in çok satan “The Sixth Extinction” adlı kitabında, unutulmaz bir sahneden söz ettiğini hatırladım. Hikaye şu: Bir statigraf kendini bir şekilde milyonlarca yıllık tarihi görebildiği bir jeolojik sitenin içinde bulur. Her katman, farklı bir zaman dilimini işaret etmektedir. “Birkaç yüzyıllık bir alana baktığınızda birkaç yüz milyonluk zamana hakim olabilirsiniz” diyor Kolbert. Bu, zaman geçtikçe etrafımızdaki her şeyin nasıl kayalara dönüşeceğinin imasıdır biraz da. Ya da Kolbert’in daha korkunç ve açık bir şekilde belirttiği gibi: “Bundan yüz milyon yıl sonra, insanların harikalar yarattığını düşündüğümüz her şey; yani tüm o heykeller ve kütüphaneler, anıtlar, şehirler ve fabrikalar sigara kağıdından pek de kalın sayılmayacak bir alana sıkışıp kalacak.” Tabii bunun üzerinde durmak manasız gelebilir ama yine de günlük dramlarımıza bu perspektiften bakarak çok da önemsememek açısından faydalı olabilir. Aslında bir gazeteyi ya da web sitesini açıp son gelişmeleri bu antik hikayelerle birlikte görmenin güzel tarafları da var. Bu, bize uzun ya da çok uzun vadede tüm olan bitenin pek de mühim olmadığını hatırlatmanın bir yolu belki de. Ve muhtemelen, geçenlerde kazıda bulunan o antik mozaik de bize sadece mutlu olmamızı ve hayatımızı yaşamamızı hatırlatmak için oradaydı.

Habertürk, 12.06.2016

URLA SANAT SOKAĞI'NDA TARİHİ SU KEMERİ BULUNDU

İzmir'in Urla İlçesi'nde, asfalt sökümü çalışmaları sırasında tarihi su kemeri bulundu. Sanat Sokağı'nda restorasyon projeleri kapsamında yapılan asfalt sökümü sırasında, tarihi su kemeri ortaya çıktı. Su kemerinin etrafında güvenlik önlemi alındıktan sonra, sokak araç trafiğine kapatıldı. İzmir Rölöve ve Anıtlar Bölge Müdürü Cemil Karabayram'ın da aralarında olduğu heyet, Zafer Caddesi ile Uzun Sokağı'nın kesiştiği noktada, çok iyi korunduğu belirtilen, tuğla örgülü su kemerini inceledi. Yetkililer, bin yıl önceye tarihlendirilebilecek su kemerinin, gerekli çalışmaların yapılmasının ardından, ışıklandırılıp ziyarete açılabileceğini kaydetti.
Sabah, 12.06.2016
ARSUZ'UN TARİHİNE IŞIK TUTAN KAZI

Antik dönemin bir liman kenti olan Arsuz, Meryem Ana’nın yıkandığı varsayılan Seydi’siyle, Cleopatra’nın gemilerinin yanaştığı limanıyla, kral mezarlarıyla bilinen bir ilçe. 

Yörede gerçekleştirilen kazılarda ortaya çıkarılan heykeller, kolonlar, lahitler, mezar taşları ve seramik parçaları da bu gerçeği kanıtlıyor. Son üç ayda yapılan kazılardaysa 6. Yüz Yıla ait Kutsal Havariler Kilisesi gün yüzüne çıkarıldı.

Hatay Müze Müdürlüğü’nün Arsuz’da ilk kez gerçekleştirdiği bilimsel arkeolojik kazıda tamamen toprak altında kalan Geç Roma dönemine ait Kurtsal Havariler Kilisesi gün yüzüne çıkarıldı.

Bir çok medeniyete beşiklik eden Arsuz’un geçmişine ışık tutacak olan Arpaçiftlik mahallesindeki kazı çalışmasını belediye meclis üyeleri ile birlikte inceleyerek arkeologlardan bilgi alan Arsuz Belediye Başkanı Nazım Çulha, üç ay gibi kısa bir sürede yapılan kazı çalışmasından 6. yüzyıla ait olduğu belirtilen kilisenin yanı sıra mozaikler, kaya mezarları ve iskelet kalıntılarının da otaya çıkarıldığını söyledi.

TOPRAKTAN TARİH FIŞKIRIYOR
Arkeoloji kazı ekibinin titiz bir şekilde sürdürdüğü çalışmalarda keşfettiği kilisenin adının Kutsal havariler kilisesi olduğunu söyleyen Arsuz Belediyesi Başkanı Nazım Çulha, “Kazı çalışmaları tam olarak tamamlandığında burası Arsuz için inanılmaz bir merkez olacak. 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı ilan edilen bölgede yapılan kazı çalışmalarında bulunan Latince yazılarda kilisenin adının Kutsal Havariler Kilisesi olduğu açıkça yazıyor. İstanbul Üniversitesinden yazıtların çevirisi alındı, ancak diğer üniversitelerden gelecek diğer yorumlarla kilise hakkında daha detaylı bilgilere ulaşılacak. Elde edilen bilgiler ışığında, gün yüzüne çıkarılan ve üzerinde ‘Adam’ yazan insan figürü mozaiği hakkında henüz net bir bilgi olmazsa da hayvan figürlerinin Roma döneminin yansıması olduğu ve cennet tasviri olarak adlandırıldığını öğrendik. Kilisenin iki büyük kanatlı ana giriş kapısının yeri sus sistemini gösteren kanalları ve vaftiz havuzu olduğu tahmin edilen bir çukur keşfedilse de henüz kilisenin ölçeği ve büyüklüğü tam olarak belirlenmiş değil” dedi.

LAZER TARAMA YAPILACAK
Kazıların her yıl geliştirilerek devam edeceğini ve önümüzdeki yıl Arsuz’da ilk kez ileriye dönük kazı çalışmalarında kullanılan lazer taraması uygulamasının yapılacağını ifade eden Çulha, 1. Derece Sit bölgesi olması dolayısıyla ilçede daha pek çok tarihi kalıntının bulunacağına inandığını söyledi.

Kutsal Havariler Kilisesi’nin Arsuz’da var olan turizm potansiyeline büyük katkı da sağlayacağını ifade eden Arsuz Belediye Başkanı Nazım Çulha, “Kazı çalışmasında gün yüzüne çıkarılan tarihi eserlerin turizme kazandırılması, korunması ve geleceğe aktarılması için belediye olarak tüm imkanlarımızı seferber edeceğiz. İlçemizde gün yüzüne çıkarılan Kutsal Havariler Kilisesi ile bugün 14 yüz yıl geçmişe gittik. 

Bu muhteşem eserlerin korunması ve nesilden nesile aktarılması konusunda herkesin büyük bir hassasiyet göstermesi ve bu tarihi eserlerin sahiplenilmesi gerekiyor. 

Arsuz’da daha önce Meryem Ana’nın yıkandığı havuzun bulunduğu “Seydi” gibi, Kutsal Havariler Kilisesi’nin de inanç turizmine önemli katkıları olacağını düşünüyorum” dedi.
Evrensel, Haber: Halil İmrek, 11.06.2016

MİMARLAR: ANKARA GARI TEHDİT ALTINDA

Mimarlar Odası Ankara Şubesi yetkilileri, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın (TCDD) ana statüsünün değiştirilmesiyle birlikte, Ankara Garı dahil bütün TCDD yapılarının ve arazilerinin tehdit altında olduğunu belirtti.

4 Haziran’da Resmi Gazete’de yayınlanan TCDD’nin ana statüsünün değiştirilmesi kararını değerlendiren Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “TCDD tamamen şirketleşiyor” dedi. Candan açıklamasını şöyle sürdürdü:

Ulusal bağımsızlığımızın garantörü
“Ana statünün değiştirilmesiyle yönetim yapısı da değişiyor. TCDD, mal varlıkları satma kiralama gibi süreçlerle karşı karşıya kalıyor. Devlet bütün bu süreçlerden elini çekerek kontroller gibi bir yapıya bürünüyor. TCDD tamamen şirketleşiyor. TCDD’nin çok inanılmaz toprak ve mal varlığı var. Hem istasyon binaları hem demiryolunun geçtiği her bir arazi TCDD’nin önemli bir mal varlığı ve ulusal bağımsızlığın garantörü.

Kötü noktalar gelecektir
Savaş döneminde afet döneminde en önemli ulaşım ağıdır TCDD. Bundan vazgeçerseniz bağımsızlığından vazgeçmişsiniz demektir. Bunu şirketleştirip özelleştirirseniz, parası olan şirketlerin demiryolları olmaya başlar ki bunlar geleceğimizin bağımsızlık ve bulunduğumuz bağımlılıkla ilgili süreçlerde kötü noktalara gidecektir. Demiryolları bütün ülkelerde en önemli ulusal değerlerdir.” Candan YHT Gar inşaatı dolayısıyla geçtiğimiz günlerde Celal Bayar Bulvarı’nda kesilen ağaçlarla ilgili olarak da suç duyurusunda bulunduklarını kaydetti.

Yapı, 11.06.2016

OSMANLI'YA BETON

Sultan 3'üncü Murad’ın annesi Nurbanu Valide Sultan tarafından 1570-1579 yılları arasında Mimar Sinan’a yaptırılan Atik Valide Külliyesi’nin tekke bölümünün yanına betondan bina inşa ediliyor.

İstanbul Üsküdar’daki Mimar Sinan’a ait 450 yıllık Atik Valide Külliyesi’nin dibine beton atılarak öğrenci yurdu inşa ediliyor. Yeni inşaatın kalıpları tarihi binanın duvarlarına yaslandı. İnşaat tabelasında 16.11.2013 tarihinde Koruma Kurulu’ndan izin alındığı gösteriliyor. İstanbul Vakıflar 2'nci Bölge Müdürlüğü işveren olarak görülürken, yüklenici firma olarak da Atik Valid İlim ve Hizmet Vakfı'nın ismi geçiyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1 milyon 216 bin 800 liraya restorasyon adı altında ihale edilen inşaat 2 kat bodrum ve üstü 2.5 kat olacak. 

KAÇAK KURAN KURSUYDU
Vakıflar Genel Müdürlüğü ihale ekspertiz raporuna göre bu alanda daha önce kaçak Kuran kursu varmış. Tarihi binaya bitişik yükselen inşaat projesine göre ikinci bodrum katında sığınak, mescit, depolar ve çamaşırhane yer alıyor. Birinci bodrum katında kazan dairesi, yemekhane, toplantı odası, tuvaletler bulunuyor. Zemin katta yurt müdürü ve idareci odaları bulunurken, 1 ve 2'nci katta yatak odaları, etütlük, belletmen odası duş ve lavabo bölümleri görülüyor. Çatı arasında ise toplantı odası, yatak odaları, mutfak ve duşlar bulunuyor.

Zemin büyüklüğü 459 metrekare olan arsaya yaklaşık 4 emsalle 1.872 metrekare kapalı alan inşa ediliyor. Bodrum katları emsal dışında tutuldu. Tarihi binanın duvarlarına yaslanan kalıplar görenleri hayrete düşürüyor. Yaklaşık 6 metre hafriyat yapılarak beton temel atıldı. 2863 sayılı Kültür Varlıklarını Koruma Yasası’na göre tescilli binalara bitişik ve daha yüksek boyutta bina yapılamıyor. 

ŞİFAHANEYİ RESTORE ETMİŞLERDİ
Aralık ayı başında Mimar Sinan’ın bilinen son yapıtı Atik Valide Külliyesi’nin şifahanesi restorasyon adı altında camla kaplanmıştı. Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi’ne devredilen yapıyla ilgili yeni bir düzenleme yapılmamış, tarihi bina restorasyon rezaleti ile karşı karşıya kalmıştı.  

İNŞAATA TEPKİ
Görgüsüzlük nereden geliyor 
Prof.Dr. İlber Ortaylı (Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi): ‘‘450 yıllık Atik Valide Külliyesi’nin dibine apartman yapılmasına nasıl izin verilir, bu görgüsüzlük nereden geliyor? Böyle restorasyon olur mu? Mimar Sinan’a da saygıları kalmadı. O eserin etrafı boş olmalı. Külliyenin uzağındaki binaların bile boyu daha alçakta yapılmalı. Eserin silueti etkilenmemeli. Büyük rezalet.’’ 

Mimar Sinan'a hakaret
Prof.Dr. Gül Akdeniz (Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Tarihi Anabilim Dalı Başkanı): ‘‘Tescilli yapının çevresine bile yapamazsınız. Dibini kazıp beton atmak kabul edilemez bir durum. Mimar Sinan’a hakaret. Daha önce de cam cephe koyarak gelenekleri bozmuşlardı. Bizleri kurullardan uzaklaştırdılar. Çünkü bu projelere onay vermiyorduk. Diplomalı adamlar rezaleti bunun adı. Türk toplumu her kesimiyle tarihe ve tarihi eserlere önem vermiyor. Gerçek bu."

Çevre Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı Başkanı Prof.Dr. Metin Sözen de kamuya verilen izinlerle ilgili resmi süreci başlattıklarını söyledi.  
Hürriyet, Haber: Ömer Erbil, 10.06.2016



******


İLBER ORTAYLI'DAN ÇOK SERT TEPKİ: GÖRGÜSÜZLÜK, BÜYÜK REZALET!

İstanbul Üsküdar’daki Mimar Sinan’a ait 450 yıllık Atik Valide Külliyesi’nin dibine beton atılarak öğrenci yurdu inşa ediliyor. Yeni inşaatın kalıpları tarihi binanın duvarlarına yaslandı. İnşaat tabelasında 16.11.2013 tarihinde Koruma Kurulu’ndan izin alındığı gösteriliyor. İstanbul Vakıflar 2'nci Bölge Müdürlüğü işveren olarak görülürken, yüklenici firma olarak da Atik Valid İlim ve Hizmet Vakfı'nın ismi geçiyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1 milyon 216 bin 800 liraya restorasyon adı altında ihale edilen inşaat 2 kat bodrum ve üstü 2.5 kat olacak.

İstanbul'daki bu tarih katliamına Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. İlber Ortaylı'dan çok sert tepki geldi. Hürriyet gazetesinden Ömer Erbil'e konuşan Ortaylı, "450 yıllık Atik Valide Külliyesi’nin dibine apartman yapılmasına nasıl izin verilir, bu görgüsüzlük nereden geliyor? Böyle restorasyon olur mu?" diye sordu, "Mimar Sinan’a da saygıları kalmadı. O eserin etrafı boş olmalı. Külliyenin uzağındaki binaların bile boyu daha alçakta yapılmalı. Eserin silueti etkilenmemeli. Büyük rezalet" ifadelerini kullandı.
Cumhuriyet, 11.06.2016

AZİZ MERCURIUS TURİZME AÇILIYOR



Kapadokya'da turizme açılması amacıyla başlatılan çalışmaların tamamlandığı Aziz Mercurius yer altı şehri, kilisesi, toplu mezarı ve sürgü taşlarıyla dikkati çekiyor.











Aksaray Kültür ve Turizm Müdürü Mustafa Doğan, yaptığı açıklamada, Hasandağı ve Erciyes arasındaki bölgede çok sayıda yer altı şehri bulunduğunu, Aksaray'da ise tescilli yer altı şehri sayısının 20'nin üzerinde olduğunu söyledi.

Saratlı beldesindeki Kırkgöz yer altı şehrinin, Kapadokya'da yabancı turistlerin en fazla ilgi gösterdiği mekanlardan biri olduğunu belirten Doğan, "Yılda ortalama 170 bin turistin ziyaret ettiği Kırkgöz yer altı şehrinde yoğunluk yaşanıyor. Bu nedenle beldedeki ikinci yer altı şehri olan Aziz Mercurius'u turizme açmak için çalışma yaptık" dedi.

7 KATLI YER ALTI ŞEHRİNİN 4 KATI TEMİZLENDİ
Çalışmaların 2011 sonunda başladığını ifade eden Doğan, "İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Aksaray Müze Müdürlüğü ve Saratlı Belediyesi'nin birlikte yaptığı çalışmalar neticesinde, 7 katlı yer altı şehrinin 4 katının temizlik, düzenleme ve aydınlatma sistemi tamamlandı. 2016 yılı itibarıyla yer altı şehrimiz ziyarete hazır hale getirildi" diye konuştu.

Doğan, Aziz Mercurius'un Kapadokya'daki diğer yer altı şehirlerinden kilise ve güvenlik sistemiyle farklı özelliklere sahip olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:

Burası, çok teferruatlı ve fonksiyonel bir yer altı şehri. Uzun süre çok kalabalık grupların yaşayabileceği şekilde dizayn edilmiş büyük bir yer. Bölgedeki diğer yer altı şehirleriyle farklarından birisi, içerisinde kilisenin olması.

Kilisenin tabanında kaya oyma toplu mezar bulunuyor. Tahıl ambarları, havalandırma sistemleri, tuvalet sistemi ve su kuyusu dikkati çekiyor. Yer altı şehirleri genellikle güvenlidir.

Bu nedenle ayrıca bir güvenlik tedbiri bulunmaz. Ancak bu yer altı şehrinde güvenlik amacıyla her koridorda her odada bir sürgü kapı sisteminin olduğunu görüyoruz. Geçişlerde güvenliğe çok dikkat edilmiş ve aşırı güvenlik tedbiri alınmış.

Yer altı şehrinin güvenli ve kolay gezilebilecek özellikte olduğuna işaret eden Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Burası Kapadokya'ya gelen turistlerin yol güzergahında bulunuyor. Turistler çok seri bir şekilde burayı gezerek, Kapadokya'daki diğer alanlara daha fazla zaman ayırabilecek.

Yer altı şehri, uzun ve kısa yürüyüş yolu ile iki ayrı gezi alternatifi sunuyor. Ayrıca acil çıkışı bulunuyor.

Kapadokya'nın çok özellikli yer altı şehirlerinden biri olan Aziz Mercurius, tur acentelerinden de tam not aldı. Yer altı şehrimizi ziyaret edenler olumlu görüş bildirdi ve buradan memnuniyetle ayrıldı."

HEDEF 500 BİN TURİST
Saratlı Belediye Başkanı Nedim Uğuz da 2009 yılında 17 bin turistin geldiği Kırkgöz yer altı şehrini, 2014'te 178 bin turistin ziyaret ettiğini dile getirdi.

Kırkgöz'un, artan ziyaretçi yoğunluğunu kaldırmadığını aktaran Uğuz, şunları kaydetti: "Turist sayısı sürekli artıyor. Sabah ve akşam saatlerinde yer altı şehrinde büyük yoğunluk yaşanıyor. Yoğunluk üzerine Aziz Mercurius yer altı şehrini de ikinci ziyaret alanı olarak turizme hazır hale getirdik. Burası, bölgenin en büyük yer altı şehirlerinden biri. Kilisesi, Hristiyanlığın yasak olduğu milattan sonra 250'li yıllarda Aziz Mercurius döneminde kullanılmıştır. Beldemizin büyük bölümünde yer altı şehirleri var. Biz burada kısmi bir çalışma yaptık. Bu çalışmalarda, içinde kilisesi bulunan, 'Develi Dam' dediğimiz ziyaret yeri olan, 35'in üzerinde sürgü taşının olduğu bu mekanı turizme kazandırdık.

Hedefimiz, Kırkgöz ve Aziz Mercurius yer altı şehirlerinin 500 bin turist tarafından ziyaret edilmesini sağlamak. Beldemiz, Kapadokya turizmi açısından daha da önemli bir konuma ulaşacak."
Milliyet, 10.06.2016



******


NEVŞEHİR'DEKİ DEV YERALTI ŞEHİR BBC'DE TANITILACAK

Nevşehir’de 2014’te tesadüfen ortaya çıkan devasa yeraltı şehri BBC World’teki Travel Show adlı programla dünyaya tanıtılacak.

Cihan Haber Ajansı’nın (CHA) haberine göre,  BBC World ekibi, Travel Show isimli program için 2014 yılında TOKİ’nin kentsel dönüşüm projesi sırasında keşfedilen dünyanın en büyük yeraltı şehir yerleşiminin bulunduğu bölgede çekimler yaptı.

BBC World ekibi, Michael London’un yapımcılığını yaptığı “Travel Show” isimli programın Temmuz ayı ortalarında yayınlanacak bölümü için Nevşehir’e geldi. Henry Golding sunuculuğunda yaklaşık 400 bin metrekarelik bir alana yayılan dünyanın bilinen en büyük yeraltı şehir yerleşiminde, yaklaşık 7 saat çekim yapıldı.

Kent merkezinde yer alan ve üçüncü derece arkeolojik sit alanı ilan edilen Nevşehir Kalesi çevresindeki 11 mahalleyi içine alan alandaki kazı çalışmaları devam ediyor. Çalışmalarda son olarak bir kilise ve freskleri bulunmuştu.

Bulunan devasa yeraltı şehri, Türkiye’de olduğu kadar dünyada da yankı uyandırmıştı ancak ne yazık ki yetkililer tarafından 3. Dereceden arkeolojik sit alanı ilan edilmiş ve butik otele dönüştürme kararı alınmıştı. Temizlik çalışmalarının tamamlanmasının ardından yeraltı şehrinin bir bölümünün 2018 yılı sonlarında turizme açılması hedefleniyor.

Başlatılan temizleme çalışmalarında bugüne kadar Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait çok sayıda dini, askeri ve sivil mimarlık değerlerinin ortaya çıkartıldı.

Travel Show adlı programın Nevşehir bölümü Temmuz ayı ortalarında BBC World kanalında yayınlanacak.
T24, 11.06.2016

IŞİD 3 BİN YILLIK ESERİ HAVAYA UÇURDU

IŞİD militanları 3 bin yıllık bir tapınağı, Kuzey Irak’taki Süryani kenti Nimrud’da havaya uçurdu.

Birleşmiş Milletler yayınladığı açıklamada, uydu görüntülerinin Nabu Tapınağı’nın girişinde büyük bir hasar gösterdiğini kaydetti.

Nimrud, 13. yüzyıldan kalma bir Süryani kenti ve Musul’un 30 km güneyinde bulunuyor. IŞİD, Musul’un kontrolünü Haziran 2014’te ele geçirmişti.IŞİD’in yayınladığı görüntülerin tarihi belli değil, Reuters haber ajansı da gerçekliğini doğrulayamıyor.

Görüntülerde, buldozerlerin, Musul’daki tarihi Nineveh kent duvarı olan Nergal Kapısı’nı yerle bir edişleri de görülüyor.

Videoda sakallı bir adam yıkımın amacının Müslümanlar’ın puta tapmasını önlemek olarak açıklıyor.

Örgüt, İslam öncesi bütün kültür varlıklarını,kendisinin radikal Sünni İslam anlayışına karşı görüyor.

IŞİD, Kuzey Irak’ta Süryani ve Roma döneminden kalma eserleri yok etmenin yanısıra, Suriye’nin Palmira kentindeki tapınaklara da zarar verdi.

Örgütün insan eliyle yapılan eserleri satarak da gelir elde ettiği düşünülüyor.

Arkeologlar, IŞİD’in son iki yıl boyunca, sayısız tarihi alana zarar verdiğini, zararın tahmin edilemeyecek ölçüde olduğunu belirtiyorlar.
Amerika'nın Sesi, 09.06.2016

'KÜÇÜK VENEDİK' KÜLTÜR TURİZMİNE KAZANDIRILACAK

Uludağ Üniversitesi (UÜ) Arkeoloji Bölümü tarafından yürütülen arkeolojik çalışmalarla, "Küçük Venedik" olarak nitelendirilen Nilüfür İlçesi'ndeki Gölyazı Mahallesi, kültür turizmine kazandırılacak.

UÜ'den yapılan açıklamaya göre, Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Tevfik Yücedoğru ile Genel Sekreter Prof.Dr. İsmail Sağlam, üniversite öncülüğünde ve Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Mustafa Şahin'in danışmanlığında Gölyazı'da yürütülen arkeolojik çalışma bölgelerini ziyaret etti.

Ziyaretçilere bölge ve çalışmalar hakkında açıklamalarda bulunan Şahin, üç tarafı sularla çevrili Gölyazı'nın doğası ve tarihi eserleriyle çok önemli bir yer olduğunu söyledi.

2016 yılı çalışmalarının antik kente de ismini veren Apollon'un tapınağının bulunduğu Uluabat Gölü'ndeki Kız Ada üzerinde başladığını dile getiren Şahin, şöyle devam etti: "Kıyıdan 1 kilometre açıkta yer alan ada üzerinde Apollon'a ait bir mabedin bulunduğu bilinmektedir. Kalıntıların ilk çizimleri 1800'lü yıllarda burayı ziyaret eden Fransız gezginler M.P. Le Bas ve S. Reinach tarafından yapılmıştır. Bunun dışında tapınak ve kutsal alanla ilgili günümüze ulaşan herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Günümüze kadar yoğun bitki örtüsü altında kalan ada, tarihinde ilk defa Arkeoloji Bölümü tarafından geliştirilen projeyle kapsamlı bir şekilde otlardan temizlenmeye başlamıştır. Ot temizliğinden sonra, çevre düzenlemesi yapılarak adanın kültür turizmine kazandırılması hedeflenmektedir."
Anadolu Ajansı, Haber: Cem Şan, 09.06.2016

AEÜ, DEFİNECİLERİN KAÇAK KAZI YAPTIĞI ALANDA ÇALIŞMALARA BAŞLADI

Kırşehir'de definecilerin kaçak kazı yaptığı Karıncalı Köyü'ndeki birinci derece sit alanında, Ahi Evran Üniversitesi (AEÜ) Antropoloji bölümü tarafından çalışmalara başlandı.

Kırşehir'de definecilerin kaçak kazı yaptığı Karıncalı Köyü'ndeki birinci derece sit alanında, AEÜ Antropoloji bölümü tarafından nekropol (mezar) 'kurtarma kazısı' başlatıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığından alınan izin ve sağlanan kaynak ile 1 Haziran 2016 tarihinde başlayan kazı çalışmaları Kırşehir Müze Müdürlüğü Başkanlığında AEÜ Anropoloji bölümü bilimsel danışmalığında yaklaşık 45 gün devam edecek. Yapılan araştırmalar sonucunda Doğu Roma (Bizans) dönemine ait bir mezar alanı olduğu tespit edilen kazı çalışmaları, AEÜ Antropoloji bölümü öğretim üyeleri ve Antropoloji bölümünden 15 öğrenci tarafından yürütülüyor.

Şubat ayında merkeze bağlı Göllü ve Karıncalı köylerinde, Doğu Roma (Bizans) dönemine ait olduğu tespit edilen nekropol alanında, kaçak kazı yaptıkları belirlenen 7 kişi jandarma tarafından yapılan operasyonla gözaltına alınmıştı. Birinci derece sit alanı bölgede ele geçirilen tarihi eserler ise Kırşehir Müze Müdürlüğü'ne teslim edilmişti.
haberler.com, 08.06.2016

BODRUM'DA BULUNAN NEKROPOL ALANI GENİŞLİYOR

 

Muğla’nın Bodrum İlçesi Göktepe mevkiinde bulunan tarihi kaya mezarlarına yenileri eklendi.
Bodrum Sualtı ve Arkeoloji Müzesi ekipleri tarafından 2015 Aralık ayında kurtarma kazılarının sonlandığı Göktepe mevkinde, Muğla Kültür Varlıkları Koruma Müdürlüğü'nün talimatı ile bölgede bulunan inşaata giden yolda yeniden başlatılan sondaj çalışmalarında, yeni tarihi kaya mezarları bulundu.

Lüks villaların yapımı için açılan yolda bulunan kaya mezarlarının bir çoğunun büyük hasar gördüğü, bazılarının ise neredeyse tamamen yok olmak üzere olduğu dikkatlerden kaçmazken, yapılan çalışmalar sırasında tarihi mezarların görüldüğü ancak, yol yapmak için üzerlerinin toprak ile örtüldüğü iddia edildi.

Antik Halikarnassos’un nekropol alanı içinde bulunduğu anlaşılan bölgede 2015 Aralık ayında çalışmalar tamamlanmıştı. Uzmanlar tarafından, Göktepe mevkiindeki kurtarma kazılarında toplam 59 tane mezar gün yüzüne çıkarılırken, mezarların her biri numaralandırılmıştı. Geçtiğimiz günlerde Muğla Kültür Varlıkları Koruma Müdürlüğü'nün talimatı ile bölgede yeniden sondaj çalışmaları başlatıldı ve lüks villalara giden yolun altından da, bir çoğu büyük ölçüde hasar görmüş tarihi kaya mezarları bulundu.

Bölgede daha önceden çalışmalarını tamamlayan Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi ekipleri, hazırladıkları sonuç raporunu Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne göndermişti. Yeni başlayan sondaj çalışmalarının ardından tarihi mezar sayısının rakamı iyice artarken, kesin mezar sayısının, ekiplerin çalışmasının bitmesinin ardından belirleneceği ve Muğla Kültür Varlıkları Koruma Müdürlüğü tarafından incelenen rapor doğrultusunda, Göktepe’nin kaderi de belli olmuş olacak.

LÜKS VİLLALARIN PİS SUYUDA DOĞAYA AKIYOR
Öte yandan bölgede bulunan lüks villa inşaatından geldiği iddia edilen bir borudan da, doğaya pis suların aktığı görülürken, pis suyun aktığı bölgede de yosunlaşma olduğu dikkatlerden kaçmıyor. Pis suyun aktığı bölgede sinekler yoğun şekilde bulunurken, akan pis suyun fosseptik mi, yoksa başka bir pis su olup olmadığı ise bilinmiyor.






Milliyet, 06.06.2016
BİZANS DÖNEMİNE AİT MEZAR TAŞI KAZIYLA ORTAYA ÇIKARILDI

  

Konya’nın Beyşehir İlçesi'nde, dere yatağında bir kısmı gömülü vaziyette bulunan üzerinde kabartma haç işareti olan yaklaşık 400 kilo ağırlığındaki Bizans dönemine ait olduğu sanılan mezar taşı yapılan kazı çalışmasının ardından ortaya çıkarıldı.



Beyşehir’e bağlı Bademli Mahallesi’ndeki bahçe evinin altında bulunan dere yatağında, üzerinde kabartma haç işareti bulunan büyük bölümü toprağın altında kalan büyük bir taşın olduğunu fark eden İsmail Öğütçü, durumu Beyşehir Kaymakamlığı’na bildirdi. Beyşehir Kaymakamlığı’nın harekete geçerek Müzeler Müdürlüğü’nü bilgilendirmesi üzerine dere yatağında Jandarma ve arkeologlar nezaretinde kazı gerçekleştirildi. Beyşehir Belediyesi ekiplerinin de bir kepçe vasıtasıyla destek verdiği kazı çalışmaları sonrasında mezar taşı ile birlikte 3 delikli bir Çeşme taşı da ortaya çıkarıldı. Bizans dönemine ait olduğu sanılan tarihi taşlar, incelenmek üzere Müze Müdürlüğü yetkililerine teslim edildi.

Tarihi taşları bulan İsmail Öğütçü, yaptığı açıklamada, dere yatağı üzerinde fark ettiği mezar taşının dağdan gelen suların dere yatağını aşındırması sonucu ortaya çıktığına dikkati çekerek, “Taşımalı bir taş değil burada dere yatağının aşınmasıyla ortaya çıkıyor. Ağırlığı ise 300 kilonun üzerinde. 2 bin yıllık olduğu tahmin ediliyor. Taşın 1,80 santim boyu var, jandarma 70 santim olarak ölçtü, geri kalanı toprağa gömülüydü. Bu bölgede böyle bir taş hiç yok. Fark edince Kaymakam beyi aradım, sağ olsun o da ilgilendi ve müzeler Müdürlüğü'ne bilgi verdi. Geldiler burada jandarma nezaretinde Belediyenin iş makinesi ile bir kazı çalışması yapıldı. Sanıyorum, bu taşların buradan çıkarılmasının ardından araştırmanın genişletilerek daha detaylı bir kazı çalışması daha olacak” dedi.
Milliyet, 03.06.2016
ENEZ VE SİNANKÖY KAZILARI TRAKYA'NIN GEÇMİŞİNE IŞIK TUTUYOR

Edirne'de gerçekleştirilen Enez ve Sinanköy arkeolojik kazılarında bölgeye ait zenginlikler gün yüzüne çıkıyor.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Emekli Öğretim Üyesi ve Enez Kazı Başkanı Prof.Dr. Sait Başaran, Balkan Kongre Merkezinde düzenlenen 38. Uluslararası Kazı, Araştırma ve Arkeometri Sempozyumunda yaptığı sunumda arkeolojik çalışmaların bölgenin zenginliklerinin ortaya çıkardığını belirtti.

Başaran, Enez’in iki limanlı bir kent olduğunu ve Balkanlar'ı Anadolu ve Ege’ye bağlayan kara, deniz ve nehir yollarının kesiştikleri zorunlu geçiş yolu üzerinde kurulduğunu anlattı.

Prof.Dr. Başaran, su terazisi nekropolisinden çıkarılan mezarların bölgenin bir lahit merkezi olduğu görüşünü desteklediğini, ayrıca kazılarda elde edilen bulgularda bölgede tekstil yapıldığına dair kanıtların ortaya çıktığını ifade etti.
Anadolu Ajansı, Haber: Arif Aslan, 25.05.2016



5 - 11 Haziran 2016
ABDURRAHMAN DEDE TÜRBESİ'NDE RESTORASYON



Kale Eteği, Kızılkoyun projelerinin yanı sıra tarihi bölgelerdeve hanlarda yaptığı restore uygulamaları ile Şanlıurfa'yı turizmde hak ettiği yere ulaştırmayı hedefleyen Büyükşehir Belediyesi, vatandaşların takdirini topluyor.

Abdurrahman Dede Camii ve türbesinde restore çalışmalarına başlayan Büyükşehir Belediyesi, Röleve, restitüsyon ve çevre düzenleme projelerinin de hazırlandığı Aburrahman Dede Camiindeki çalışmalar titizlikle yürütülürken, yapı dokusuna uygun bir şekilde tekrar hizmete sunacak
Yaşanan yoğun ziyaretçi akımı nedeniyle Ramazan ayı içerisinde çalışmaların ertelendiği Abdurrahman Dede Camii ve Türbesinde restore uygulaması Ramazan ayından sonra kaldığı yerden devam edecek.

ABDURRAHMAN DEDE CAMİ VE TÜRBESİ
Cami ve türbe adını makamından alan eski Havaalanı civarındaki Abdurrahman Dede Mahalesi'nde yer alıyor. Yapının kesin tarihi net olarak bilinmiyor. Abdurrahman İbnAvf'ın 580 yılında doğduğuna ve 653 yılında vefat ettiğine inanılıyor. Abdurrahman İbnAvf, İslam'ı kabul eden ilk sekiz kişi arasında bulunuyor. İsmi kendisine Hz. Muhammed (SAV) tarafından verilmiştir.
Gap Gündemi, 09.06.2016
TCDD'NİN HARABE BİNASI CERRAHİ ALETELR MÜZESİ OLUYOR

TCDD’nin Samsun eski bakım onarım atölyesi olan ve şimdi atıl durumdaki harabe bina Cerrahi El Aletleri Müzesi’ne dönüştürülüyor.

Samsun Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Samsun İl sağlık Müdürlüğü ve MEDİKÜM iş birliği ile Cerrahi El Aletleri Müzesi’ne dönüştürülecek olan binada Samsun Valisi İbrahim Şahin, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz ve beraberindekiler incelemelerde bulundu.
Müze ile Samsun’un geçmişten bugüne cerrahi alet üretimindeki geçtiği aşamaların ziyaretçilere sunulacağını belirten Samsun Valisi İbrahim Şahin, müzeyi ziyaret edenlerin cerrahi alet üretiminde bir zaman tüneline çıkacaklarını belirtti.

YILMAZ:"BU MÜZE İLE SAMSUN YERİNİ SAĞLAMLAŞTIRACAK"
Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz da, “Samsun’da cerrahi alet üretimi yapan firmalar şu anda 15 bin çeşit cerrahi aletin üretimini gerçekleştiriyor. Şehrimiz cerrahi el aletleri imalatı konusunda Almanya ve Pakistan ile yarışıyor ancak yine de bu konuda fazla bilinirlik yok. İşte bu müze ile Samsun medikal alet üretiminde daha fazla bilinir bir kent olacak ve sektördeki yerini daha fazla sağlamlaştıracak” dedi.

Milliyet, 09.06.2016

'HOBBITLER'LE İLGİLİ YENİ BULGU

İlkel insan türü olan Hobbitlerin 700 bin yıl önce yaşayan atalarına ait olduğu sanılan fosiller bulundu.

Nature dergisinde yayınlanan son bulgulara göre, bir yetişkin ve iki çocuğa ait fosiller, Endonezya'nın Flores adasında Mata Menge bölgesinde keşfedildi.

Bilim adamları, fosillerin 700 bin yıl öncesine ait olduğunu açıklarken, Mata Menge'de çok daha eski dönemlerden kalma taş aletlerin bulunduğu da kaydedildi.

Alt çene kemiği ve dişlerden oluşan kalıntıların, bölgede ilk kez 2004 yılında keşfedilen Hobbit fosillerine dikkat çekici biçimde benzediği ve hakkında çok şey bilinmeyen bu insan türünün atalarına ait olduğunun sanıldığı ifade edildi.

Bilim adamları, fosillerin, Endonezya'nın Flores adasına ilk kez ayak basan normal ölçülerdeki ilkel insanların, "hızla" Hobbit biçimini aldığına işaret ettiğini belirtiyor.

Flores adasında 12 yıl önce uzunluğu bir metre olan ve ilk etapta 12 bin yıl önce yaşadığı sanılan Hobbitler keşfedilmişti. Keşif bilim dünyasında büyük yankı uyandırmıştı. Sonrasında yapılan incelemelerde, Hobbitlerin 50 bin ila 60 bin yıl önce yaşadıkları ifade edilmişti.
Habertürk, 09.06.2016

HERKES BİLİYOR HERKES SUSUYOR

Konya Ereğli’de geç Hitit dönemine ait olduğu ileri sürülen 2700 yıllık stelin (mezar taşının) çıktığı arsanın sahibi emekli polis memuru Muzaffer Yaramış, emniyet müdürlüğüne şikayette bulunduğunu ama kimsenin ilgilenmediğini söylüyor.

Konya'nın Ereğli İlçesi'nde hemen herkesin dilinde, cep telefonunda geç Hitit dönemine ait olduğu ileri sürülen 2 bin 700 yıllık stelin (mezar taşının) fotoğrafı var. İlçede sağır sultanın bile duyduğu inşaatın temelinde çıkan eserle ilgili devletin tüm kademelerine yapılan şikayete rağmen inşaat bir türlü durdurulmadı. 

Eserin çıktığı iddia edilen arsanın sahibi Muzaffer Yaramış, Ereğli Emniyet Müdürlüğü, Ereğli Belediyesi, müze müdürlüğü, kaymakamlık dahil her yere müracaat etmiş. Hürriyet’te 2 Haziran’da çıkan haberden sonra Ereğli Cumhuriyet Savcılığı hem Muzaffer Yaramış’ın hem de kepçe operatörü Bekir Düzgün’ün ifadesini aldı. Müteahhit Adem Aksoy’un ise bu hafta başına kadar ifadesi alınmamıştı.

BU KADAR DELİLE RAĞMEN
Arsa sahibi Muzaffer Yaramış, “Eğer eser benim arsamdan çıkmışsa bu devletin bir hazinesi, derhal müzeye teslim etsinler. Kepçe operatörü belli, hafriyatı yapan, yaptıran belli. Ben eski polisim bu kadar delille bu eserin bulunamaması mümkün değil” dedi.

‘SU KUYUSU KAZDIM’
Şikayetlere rağmen inşaatı durdurmayan Adem Aksoy, Ereğli’nin en bilinen müteahhitlerinden. Aksoy kendisine tanınan bu ihtimamı abartarak Ereğli Müzesi’nden inşaatın olduğu alanda define kazısı izni istedi. Müze, hakkında kaçak kazı yapmaktan tutanak olduğunu, savcılığa suç duyurusunda bulunulduğunu belirterek bu isteğini reddetti. İddiaları sorduğum Aksoy inşaatın sahibi Adem Aksoy’dan şöyle bir cevap aldım: “Bu eseri daha önce hiç görmedim. Oradaki çukur su kuyusu. Define kazısı yapmak için müsaade alabilir miyim diye müzeye gittim. Müze müdürü de ‘Katmanlara ben baktım orada bir şey yok’ deyince vazgeçtim. Herkes söyleyince ben de inandığım için izin almak istedim. Savcılık henüz ifademi almadı. Hem sen kimsin ki bana bu soruları soruyorsun. Sana cevap vermek zorunda değilim. Eseri benim sattığımı yaz da görelim.” 

DEFİNECİ TÜNELİ Mİ 
İnşaatın ortasına 1 metre genişliğinde 5 metre derinliğinde ve inşaatın altına doğru uzanan 8 metre uzunluğunda bir tünel kazılmış. Cinler Mahallesi Muhtarı Murat Biler ve arsa sahibi Muzaffer Yaramış geceleri gizli gizli tünelin kazıldığını ileri sürüyor. Muhtar “Birkaç defa gece polise kaçak kazı yapıldığını ihbar etmeme rağmen gelen giden olmadı” diyor. Defineci tünelinin kazıldığı devletin tüm birimlerine bildirildiği halde inşaat mühürlenmediği gibi kaçak kazı da devam ediyor. 

Hürriyet, 09.06.2016

101 YIL SONRA ORTAYA ÇIKTI! MUSTAFA KEMAL'İN KOMUTASINDAYDI!

Çanakkale Kara Savaşları'nın yaşandığı Gelibolu Yarımadası'ndaki Kireçtepe Jandarma Şehitliği yanında, Mustafa Kemal'in komutasındaki 5. Tümen'e ait karargahın yapılarının kalıntıları 101 yıl sonra bulunarak, gün yüzüne çıkarıldı.

Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanı Mehmet Gürkan ise, Çanakkale Savaşları ile ilgili bir karargah yapısının somut olarak ilk kez saptandığını ve kısa sürede ziyarete açılacağını söyledi.



Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alanının kültürel, doğal, milli ve manevi değerlerinin tanıtılması amacıyla kurulan Alan Başkanlığı, Kültür ve Turizm Bakanının talimatıyla, Gelibolu Yarımadası'ndaki tüm şehitlikleri, kültür varlıklarını, milli ve manevi değerleri tespit ederek, envanterini çıkarıyor.



Bu çalışmalar kapsamında ise Kireçtepe Jandarma Şehitliği bölgesinde Alan Başkanlığı bünyesindeki uzmanlar, Şevki Paşa haritasından da yararlanarak, Mustafa Kemal'in yaveri olan Arif Bey'in yapmış olduğu çeşmelerden birinin yerini tespit etti.



Bölgede yapılan bitki örtüsü temizliği çalışmaları sırasında ise çeşmenin kalıntılarına ulaşıldı.

Çalışmalar esnasında, Çanakkale Savaşları'na ait ilk kez bir karargah yapısının kalıntıları da ortaya çıkarıldı.





Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanı Mehmet Gürkan, Harp Mecmuası'ndaki fotoğrafından dolayı Kireçtepe'nin en çok bilinen yer olduğunu belirtirken, bölgede çok önemli bir kültürel değer tespit ettiklerini söyledi.



Şehitlik yakınında bulunan çeşme kalıntılarının yakın çevresinde Çanakkale Savaşları'nda görev yapmış 5. Tümen'in karargah yapılarının bulunmuş olmasının çok önemli olduğuna dikkat çeken Alan Başkanı Mehmet Gürkan şunları söyledi:

"Karargah yapılarının kalıntılarının olduğu yaklaşık 1800 metrekarelik alan tespit ettik."

Bu tespitle, Çanakkale Savaşlarıyla ilgili bir karargah yapısı ilk kez somut olarak saptanmıştır."



Bu anlamda çok önemli. Tespitler yapıldıktan sonra Haziran ayının ilk günlerinde Koruma Komisyonumuz'un kararıyla karargah binası kalıntıları ve Arif Bey çeşmesi kalıntısı korunması gereken kültür varlığı olarak tescillendi."

İkinci adım olarak belgeleme çalışması yapıyoruz. Bu belgeleme çalışmalarıyla beraber röleveleri elde edildikten sonra, kalıntıların olduğu gibi korunmasına yönelik bir proje çalışması yürüteceğiz."

"Son olarak çevre düzenlemesi ve teşhiri yapılarak kalıntıların bulunduğu alan ziyarete açılacak."

"Bu şekilde savaş döneminde Mustafa Kemal'in komutası altındaki 5. Tümen'in karargah binalarının kalıntıları ile Arif Bey çeşmesinin kalıntıları da, bölgeyi gezen kişiler tarafından ziyaret edilebilecek ve daha iyi anlatımı sağlanacak."
Milliyet, 09.06.2016

PATERSON KÖŞKÜ GÜN SAYIYOR

İzmir Büyükşehir Belediyesi, yıllardır atıl durumda bulunan 157 yıllık Paterson Köşkü'nü restore etmek için 13 Haziran Pazartesi günü ihaleye çıkacak.

Büyükşehir Belediyesi, kentin önemli sivil mimari örneklerinden biri olan Bornova'daki tarihi Paterson Köşkü'nün restorasyonu için 13 Haziran'da ihaleye çıkıyor. Yıllardır atıl durumda bulunan 157 yıllık tarihi yapı, restorasyon çalışmalarının ardından yine Büyükşehir tarafından kültür amaçlı kullanılmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredilecek.

İki yılı aşkın süredir atıl şekilde duran ve geçen yıl çıkan yangın nedeniyle zarar gören 1859 yılında inşa edilen tarihi yapıyla ilgili 13 Haziran'da gerçekleştirilecek olan ihale, açık usul yapılacak. İhalenin ardından köşkün restorasyonu için yer teslimi yapılacak ve çalışmalara başlanacak. İhale kapsamında yer tesliminden itibaren Paterson Köşkü'nün restorasyonunun 730 gün içinde tamamlanması öngörülüyor.

KÜLTÜREL AMAÇLI KULLANILACAK
Paterson Köşkü'ndeki süreç, Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü'nün 2008 yılında köşkün Büyükşehir Belediyesi'ne tahsis etmesiyle başladı. Büyükşehir Belediyesi'nin hazırladığı rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri 2011 yılında İzmir 1 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı ile onaylandı. Ancak yapım ihalesinin ilanı aşamasına gelindiğinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Paterson Köşkü'nün Büyükşehir Belediyesi'ne tahsisine ilişkin protokolü tek taraflı olarak iptal etti. Milli Emlak Genel Müdürlüğü de bunun üzerine köşkün Büyükşehir Belediyesi'ne tahsisini kaldırdı. İzmir Büyükşehir Belediyesi, protokolün iptali nedeniyle, Kültür ve Turizm Bakanlığı aleyhine dava açtı. İzmir 2. İdare Mahkemesi'nin 30 Ocak 2014 tarihli kararıyla, protokolün iptaline yönelik işlemin iptaline karar verildi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Bornova'daki tarihi Paterson Köşkü'nü restore etmek için sürdürdüğü ısrarlı girişimlerin sonucunda, Kültür ve Turizm Bakanlığı köşk için yeni bir protokol hazırlayarak Belediye'ye iletti. Paterson Köşkü'nün Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilmesi amacı ile hazırlanan protokol, Büyükşehir Meclisi'nin 13 Ocak 2016 tarihli kararıyla onaylanıp ilgili kurumlar tarafından imzalanarak 16 Şubat 2016 tarihinde yürürlüğe girdi.

38 ODALI KÖŞK
Bornova'da, İskoçyalı tüccar John Paterson tarafından 1859 yılında inşa edilen köşk döneminin özgün mimari örneklerinden. İzmir'in 19. yüzyıl yaşam kesitini sergileyen, özgünlüğünü kısmen koruyan anıtsal niteliklere sahip köşk, yapıldığı dönemde, yüksek duvarlarla çevrili, içinde seraların, ahır ve ağılın bulunduğu zengin floraya sahip 133 dönüm büyüklüğünde bir bahçe içerisinde yer alıyordu. Farklı kullanımlara hizmet veren 38 odalı köşk, 2 bin metrekare kapalı kullanım alanına sahip. Yapı, Doğu- Batı yönünde üç kütlenin asimetrik bir düzen içerisinde bir araya gelmesinden oluşuyor.

Paterson Köşkü yapılırken inşaat malzemelerinin büyük bölümü, döşeme ve duvar kaplama malzemeleri ile dekoratif amaçlı birçok yapısal eleman ve mobilyalarının tamamı İngiltere'den getirilmişti. 1960 yılına kadar Paterson Ailesi tarafından kullanılan yapı, daha sonra NATO Ofisi ve lojman binası, ardından da bir halı fabrikasının deposu olarak hizmet verdi. 1986 tarihinde geçirdiği bir yangın sonucu büyük tahribata uğradı. 1992 tarihinde başlatılan ve yarım kalan restorasyon uygulaması ile uzun bir süre atıl durumda kaldı.

Paterson Köşkü, yapım tekniği, yapım süreci, malzeme kullanımı ve mekansal kurgusu özelinde eşsiz bir yapı olup İzmir'deki en büyük sivil mimari örneklerden birisi durumunda. Yerli ve yabancı anı metinlerinde, romanlarda adı geçen yapının kent belleğinde önemli bir yeri var.
Hürriyet, 09.06.2016

BANKSY'NİN ESERİNİ AZ DAHA SİLİYORLARDI



İngiltere’nin Bristol kentinde bulunan bir ilkokuldaki öğrenci evine adı verildikten sonra okul duvarlarına sürpriz bir eser bırakan gizemli sokak sanatçısı Banksy’nin resmi, bir güvenlik görevlisi tarafından az daha siliniyordu. 550 öğrencisi olan Bristol Bridge Farm İlkokulu öğrencileri ve öğretmenleri, yarı yıl tatilinden döndüklerinde, okulun duvarında yanan bir tekeri yuvarlayan kız çocuğu resmiyle karşılaştı. Okulun müdürü Geoff Mason, anarşistler tarafından yapıldığını düşündükleri için güvenlik görevlisinin önce resmi silmek istediğini ancak Banksy’nin kendilerine bıraktığı mektubu bulunca bu karardan vazgeçtiğini açıkladı. Mason, zarar görmemesi için resmi plastikle kaplamayı düşündüklerini söyledi. Banksy, mektubunda, “Beğenmezseniz üzerini boyayabilirsiniz” ifadelerini kullandı.
Habertürk, 09.06.2016
BU OTELE KİMLER RUHSAT VERDİ, KİMLERİN ÇABASIYLA MÜHÜRLENDİ

'Vezneciler saldırısının' meydana geldiği caddenin üzerindeki mühürlü olan 'Celal Ağa Oteli'nin nasıl kaçak yapıldığının, Acem Ağa Hamamı'nın nasıl yıkılıp içeride 'süs' yapıldığının yaklaşık 20 yılı bulan öyküsünü anlatmak istiyoruz.  

Bakalım kimler rol almış, kimler bu kaçağa ‘geçici’ izin vermiş, kimler burasını ‘yıkamamış’... Bütün bu imar rantının gerisindeki rol alan siyasetçiler ve onlara karşı tek başına mücadele eden CHP’nin eski Eminönü ilçe sekreteri ‘gariban’ Gazi Doğan’ı tanıtacağız.Malatyalı olup, yaşamını işportacılık ve hamallık yaparak sürdüren Doğan, yıllardır Eminönü-Fatih yöresindeki yolsuzluk iddialarının peşine düşüyor.

Dilekçeler verdi yargı sürecini bizzat takip etti. Şimdi  Avrupa yakasında oturup Kadıköy’de bir AVM’de güvenlik görevlisi olarak çalışıyor. Tehditlere aldırış etmiyor. Kendisine, sırf bu kaçak otel nedeniyle partisinden ‘madalya’ verilmesi gerekir diye düşünüyoruz....(Bu konuda kaç yazı yazdık, ‘Acemoğlu Hamamı’ etiketiyle onları bulup okuyabilirsiniz.)O namuslu bir yurtsever... Ne yazık ki ne iktidar partisi onun mücadelesini ne de kendisini yalnız bırakan CHP anlayabildi...

Bugün CHP’li belediyeler ona iş dahi vermediler. Keşke bütün CHP’liler onun kadar mücadele adamı olsalar.Patlamadan büyük hasar gören bu binanın öyküsü 1989-94’lere kadar gidiyor.

Nurettin Sözen SHP’den İBB Başkanı olurken, Ahmet Naci Akgün de Eminönü belediye başkanlığını kazanıyor. SHP’den meclis üyeleri arasında da Kalman Yüksel adlı bir işadamı dikkat çekiyor.

Laleli bölgesinde deri ve kürk ticareti yapan işyerleri bulunuyor. Yüksel önce hamama göz koyuyor, sonra da yanındaki oteli satın alıyor.Acemi Oğlanları Hamamı; Osmanlı döneminden bugünlere kadar 650 yıl ayakta kalıyor. Ahilik törenleri burada yapılıyor.

MACERA ÇETİNSAYA DÖNEMİNDE BAŞLIYOR
Daha sonraki seçimi (1994-99) ANAP’lı Dr. Ahmet Çetinsaya kazanıyor. Çetinsaya’nın adamları Kalman Yüksel’e her konuda ‘yardımcı’ oluyor.

Zaten Eminönü’nde en büyük imar kaçaklığı ve yolsuzluğu Çetinsaya döneminde yaşanıyor.1999-2004 seçimini FP’den Lütfü Kibiroğlu kazanıyor. Gazetelerde Kibiroğlu’nun yardımcıları Mahir Katırcı ve Coşkun Aksu’nun, hamamın yıkılmasına ve otelin yapılmasına katkı verdikleri ve bazı sorunlara göz yumdukları konusunda haberler yayınlanıyor.

Bundan sonraki (2004-2009) Eminönü belediye başkanlığına AKP’li avukat Nevzat Er seçiliyor. Er, kendisini Tayyip Erdoğan’ın avukatı olarak tanıtıyor, çünkü Av. Hayati Yazıcı ile ortak büroları var. Nevzat Er’in döneminde ‘hamamlı’ otelin inşaatı tamamlanıyor.

Bu süreçte İBB Başkanı Kadir Topbaş...Bu konuda yapılan şikayetler görmezden geliniyor. Çünkü ‘hamam’ otelin içine ‘kundak bebek’ yapılmıştı. O zamanki 4 numaralı Anıtlar Kurulu’na şikayette bulunuluyor, yine siyasilerin baskısıyla bir işlem yapılamıyordu.

2006’dan 2009’a kadar otel hakkında yoğun şikayetler gelince Eminönü Belediyesi encümeni iki kez yıkım kararı verdi; ne yazık ki yıkım kararları gerçekleşemedi. Aksine, aynı tarihlerde Kemer Koleji, 600 kişilik ‘zabıta ordusu’nun kepçe ve dozerleriyle yerle bir ediliyordu.

HAMAL GAZİ, ŞİKAYETİNİ HİÇ GERİ ALMIYOR
‘Hamal’ Gazi Doğan şikayetlerinden geri adım atmıyordu.Rüşvet yemiyor, kimseye boyun eğmiyor, buna karşılık tehditler alıyor.

Doğan, esas Tuncelili olan Yüksel ailesinin dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun yakınları tarafından korunduğunu ileri sürüyor; “Sanıkların yargılanmasına ilişkin yargı kararlarına izin vermiyor Sayın Aksu” diyordu. (İzin vermeyen diğer içişleri Bakanı Beşir Atalay dönemini kapsıyor.)

2009’da Eminönü, Fatih İlçesi tarafından ‘yutuluyor’du.

Diyarbakırlı Dt. Mustafa Demir, Korkut Özal’ın kontenjanından belediye başkanı seçiliyor. Nitekim otelin ‘geçici ruhsatını’ kendisi veriyor. SHP kökenli, AKP’den Kültür ve Turizm Bakanı yapılan Ertuğrul Günay da daha sonra oteli turizm amaçlı ruhsatlandırıyor, çünkü Laleli turizm bölgesi... Böyle güzel bir otele ruhsat vermemek olmaz!...

Ancak şikayetler üzerine otel 2014’e kadar çalışabiliyor. Otelin müşterileri genellikle Güneydoğu’dan gelen HDP’liler oluyor.

TOPBAŞ: ‘YIKIM İHALESİNE KATILAN OLMADI, ONUN İÇİN YIKAMADIK!
Kadir Topbaş, soruşturma yapan müfettişlere “Yıkım için ihale yaptık, katılan olmadı. O yüzden yıkamadık” biçiminde ifade veriyordu. Gazi Doğan, kendisine partisinden ve dıştan gelen baskılara boyun eğmeyerek olayın peşini bırakmıyordu.

Ancak İçişleri Bakanlığı soruşturma izni vermemekte direniyordu. (16.4.2009) Doğan, bu kez Danıştay’a başvurdu. Danıştay 1. Dairesi, oybirliğiyle ilginç bir karar veriyor: (25.3.2010) Kararda, İBB Başkanı Kadir Topbaş’tan ayrı olarak Nevzat Er, Mustafa Demir ile 20 belediye çalışanı hakkında İçişleri Bakanlığı’nın soruşturma talebine izin vermeyen kararını ortadan kaldırıyordu.

Kararda ayrıca, İçişleri Bakanlığı’nın bu isimler hakkında yeniden soruşturma yapması, dosyanın Danıştay’a (idari soruşturma yapılması açısından) ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesi isteniyordu.

Cumhuriyet Başsavcı Vekili Hasan Eker, esas: 2009/32175; esas: 2009/590 No’lu dosya ile yukarıda isimleri geçenler hakkında kovuşturma/soruşturma başlatarak zanlıların ifadelerini aldı. Duruşma henüz bitmiş değil.

TARİHİMİZİ BÖYLE KATLETTİK
Eminönü Belediyesi’nde yıllarca bürokrat olarak yolsuzluklara karşı mücadele etmiş olan İhsan Maçin bugün ne diyor: “Yüksek yargı olmasaydı bunların hiçbiri ortaya çıkmayacaktı... İstanbul’da tarihimizi böyle katlettik. UNESCO, İstanbul’u dünya mirasından atmayı gündeme getirirken, Brezilya’daki toplantıdan çıkacak karar, dilerim Kadir Topbaş’ı ve bizleri mahcup etmez...” diyor.

Dünkü faciadan sonra Mustafa Demir diyor ki: “Otelde bazı sıkıntılar vardı. Kurulun onaylamadığı bir proje uygulanmıştı. İki kat kaçak yapılmıştı. Dolayısıyla biz orayı mühürlemek zorunda kaldık.”

Ya otel açık olsaydı... Felaket daha büyük olacaktı.
Hürriyet, Yazı: Yalçın Doğan, 08.06.2016

REZİDANSTAN 20 MİLYON DOLARLIK TARİHİ SERVET ÇIKTI



İstanbul Emniyeti Kaçakçılıkla Mücadele Şubesi’ne ulaşan bir ihbar, 20 milyon dolarlık bir tarihi eser kaçakçılığı organizasyonuna darbe vurdu. Ekipler M.N.K. isimli bir kaçakçının, Osmanlı dönemine ait tarihi eserleri yurtdışına çıkarmaya çalıştığını, bir yandan da İstanbul’daki zengin Arap turistlere pazarladığı bilgisi üzerine harekete geçti. Arap turist kılığına giren polis şüphelilerle iletişime geçti. Tabloları Londra ve New York’taki zengin müşterilerine satacağını söyleyen alıcı kılığındaki polisler, 55 tablo ve tarihi eserler için 1 milyon TL karşılığında anlaşma sağladı.

DEĞERİ EN AZ 20 MİLYON DOLAR
Pazarlıklar sırasında tabloların tutulduğu adresi belirleyen ekipler Ataşehir’de lüks rezidans dairesine baskın düzenledi. Tablo, rahle ve hat levhalara el konuldu, M.N.K. gözaltına alındı. Eserler müzeye teslim edildi ve arkeologlardan oluşan bir komisyon inceleme yaptı. 20. yüzyıl ressamlarından Nazmi Ziya Güran’a ait tablolar, 18-19. yüzyıllara ait Ermeni ve Rum ressamlara ait olduğu değerlendirilen 18 tablo, 12 ahşap edirnekari tekniği ile yapılan eser, 2 hilye-i şerif, 2 ahşap sandık, 1 ahşap rahle ve hat levhalardan oluşan 50 adet tarihi tablo ve eserin gerçek olduğu, sadece 5’inin taklit olduğu tespit edildi.
Habertürk, Haber: Nihat Uludağ, 08.06.2016

TALAS'TA RESTORASYON FACİASI



Talas Harman Mahallesi'nde adı gibi asil ve ihtişamlı duran Han Cami, bu günlerde görüntüsüyle ”virane Cami” olarak anılmaya başlandı.  II. Abdülhamid zamanında Meşihad Müsteşarı Derviş Efendi tarafından yaptırılan cami 4 yıl önce yenileme çalışmaları yapılması için taşeron bir firmaya verildi. Firmanın ucuz ve anlaşmaya uygun olmayan yenileme çalışmaları sonucunda Han Cami ibadete kapanma noktasına geldi. Caminin kubbe ve duvarları usulüne uygun yapılmadığı için yeniden büyüyen otların kökleri suyu içine almaya başladı. Bu nedenle caminin üst kat ibadet yerlerine yağ ve kar suları giriyor. Cemaatin ibadethane içine koyduğu leğenlerle önlem almaya çalıştığı Han Camisinin üst katı bu sorun yüzünden Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından kapatıldı.

Firma mahkemelik oldu
Vakıflar Bölge Müdürlüğü Han Cami cemaatinin şikayetleri üzerine restore yapan firma hakkında soruşturma başlattı. Firmayı mahkemeye veren yetkililer mahkeme sonucuna göre Han caminin usulüne uygun olarak yenilenmesi için yeniden ihale açacak.

Leğenli cami oldu
Tarihi Han Cami kubbe ve duvarlarında taş arasında büyüyen otların köklerinde biriken yağmur ve kar suyu zamanla ibadethane içerisine akmaya başladı. Cemaat akan sulara çözüm olarak leğen kullandı. Han Camisi üst katında leğen sayısı artınca cemaate yer kalmadı. Bir süre önce cami görevlileri tarafından ibadet yapılamadığı için kilitlenen Han Camisi’nin üst katına Vakıflar Bölge Müdürlüğü el koydu. Yıllarca ibadet yapılan tarihi Han Camisi 117 yıl aradan sonra ibadet yapılamaz hale geldi. Cemaat bir an önce camilerinin yenilenerek eski görünümüne kazandırılmasını istiyor.

Kayseri Gündem, Haber ve Foto: Ahmet Bolat, 07.06.2016

KENT MERKEZİNDE İNŞAAT KAZILARINA MÜZE DENETİMİ

Antalya'da, şubat ayında bir inşaatın temel kazısı sırasında yerin sadece 1 metre altında MÖ 3'üncü yüzyıla tarihlenen mezarlık ortaya çıktı. Tarihi Kaleiçi'nin en ihtişamlı girişi Hadrian Kapısı'na 500 metre uzaklıkta bulunan mezarlıkta Antalya Müze Müdürlüğü kurtarma kazısı gerçekleştirdi, alanda 3 mezar yeri belirledi.

Yetkililer yerin yaklaşık 1 metre altında bulunan mezarların 2005 yılında, Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin kültür merkezi projesi için, eski Doğu Garajı bölgesinde gerçekleştirilen temel kazısı sırasında ortaya çıkan Antik Attaleia Kenti'ne ait mezarlık alanın devamı olduğunu belirtti. Doğu Garajı kazılarında ortaya çıkartılan buluntular ışığında Antalya'nın bilinen tarihinin MÖ 2'nci yüzyıldan daha eskiye, MÖ 3'üncü yüzyıla kadar uzandığının ortaya çıktığına dikkat çeken uzmanlar, bu nedenle yeni alanda çalışmaları hassasiyetle gerçekleştirdiklerini dile getirdi.

Kazı sonrası İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün hazırladığı raporu görüşen Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, söz konusu nekropol alanının 'korunması gereken taşınmaz kültür varlığı' olarak tesciline karar verdi. Kurul ayrıca alanın arkeolojik potansiyeli göz önüne alınarak Ali Çetinkaya, Recep Peker, Değirmenönü, Burhanettin Onat ve Atatürk caddeleriyle sınırlı bölgede yapılacak inşaat çalışmalarını temel kazıları ve tüm altyapı uygulamalarının Müze Müdürlüğü denetiminde yapılaması konusunda tavsiye kararı alandı.
Kemer Gözcü, 07.06.2016

VEZNECİLER SALDIRISINDA ŞEHZADE CAMİİ DE HASAR GÖRDÜ

İstanbul Vezneciler’de çevik kuvvet araçlarına yönelik düzenlenen bombalı saldırı, çevredeki çok sayıda dükkanda hasara yol açtı. 

Çevre dükkanlarda meydana gelen hasar patlamanın şiddetini gözler önüne serdi.

Patlama nedeniyle tarihi Şehzade Camii’nde de hasar oluştu. Saldırının şiddetiyle caminin camlarının kırıldığı ve alçıların düştüğü görüldü.

Şehzade Camii, İstanbul'un Fatih İlçesi'nde yer alıyor. Kanuni Sultan Süleyman tarafından Saruhan Sancak Beyi iken 1543'te 22 yaşında ölen oğlu Mehmed adına yaptırılmıştır. Camiyi 1543-1548 yılları arasında Mimar Sinan'a yaptırttı.

Mimar Sinan'ın "Çıraklık eserim" dediği camidir. Şehzadebaşı Camii ya da Şehzade Mehmet Camii olarak da bilinir.



Patlamanın etkisiyle camiinin cam işlemeleri hasar gördü.

Ntv (Kısaltarak), 07.06.2016

10. YÜZYIL VE GÜNÜMÜZÜ KESİŞTİREN RESTORASYON: GARCİMUNOZ KALESİ

Madridli tasarım ofisi Izaskun Chinchilla, İspanya'nın Cuenca kentindeki Garcimuñoz Kalesi'ni, yapıya hafif, değiştirilebilir strüktürler entegre edip, sosyal, kültürel aktivitelerle uyumlu hale getirerek yeniledi.



İspanya'nın Cuenca kentinde, 10. Yüzyılda Magripliler tarafından yapılan; günümüze kadar, Arap, Ortaçağ, Neoklasik dönemlerin izleriyle gelen Garcimuñoz Kalesi, Madridli tasarım ofisi Izaskun Chinchilla tarafından yenilendi. Projede önce, mevcut kale yapısı güçlendirildi ve sonra diğer eklemeler yapıldı.



Ekip, mekandaki farklı tarihsel dönemlerin ziyaretçiler tarafından okunabilmesini sağlamak için yeni strüktürleri bu farklı dönemlerin vurgulanacağı biçimde, stratejik olarak yerleştirmiş. Bu açıdan, ekip projeyi, "karmaşık ve tamamlanmamış bir 'metnin' ortografi1 sistemiyle deşifre edilmesini sağlamaya yarayan bir çalışma" olarak tanımlıyor.



Yeni strüktürler tasarım değişikliklerine adapte olacak şekilde tasarlanmış. Strüktür hafif ve geçici, taşınabilir ölçekte, sonradan ayrılabilecek şekilde entegre edilen malzemelerden oluşuyor.



Yenilemeyle kaleye entegre edilen dijital medya ve yeni karşılaşma mekanları, sosyal- kültürel etkinliklerden yoksun olan kırsal bölgeyi yeni aktivitelerle canlandırıyor. Kültürel miras bu projeyle, orada yaşayan insanların hayatına sosyal ve çevresel açıdan sürdürülebilir bir değer katacak şekilde değerlendirilmiş.




1 Yazı sistemleri arasındaki geçişi sağlamak üzerine yazı sistemlerini inceleyen bilim dalı
Arkitera, Kaynak: divisare.com, Fotoğraflar: Miguel de Guzmán, Çeviri: Ekin Bozkurt, 07.06.2016
ANKARA'DA MOĞOLLARDAN SONRAKİ EN BÜYÜK YIKIM SÜRECİ: ÇUBUK BARAJI GAZİNOSU'NU DA YIKTILAR!

Ankara en önemli mimarlık sembollerinin birbiri ardına yıkımıyla gündemde olmayı sürdürüyor. Havagazı Fabrikası, Su Süzgeci Binası, Etibank Binası, Kumrular İkamet Sitesi ve Atatürk'ün mütevazı çiftlik evi Marmara Köşkü'nden sonra Çubuk Barajı'ndake meşhur gazinonun da yıkıldığı iddia edildi. Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Kent İzleme Merkezi çalışmaları kapsamında yerinde inceleme ve denetimleri sürdürüyor. Bu incelemeler sürecinde Çubuk Barajı’nda bulunan 1937-1938 yıllarında yapılan Baraj Gazinosu'nun yıkımını tespit eden mimarlar, yıkıma sert tepki gösterdi.

Konu ile ilgili yazılı açıklama yapan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Cumhuriyet dönemi eserlerine yönelik yok etme girişiminin bir örneğini de Baraj Gazinosunun yıkılması ile yaşadık. Bu kültürsüzlük ve vandallık nereye kadar. Büyükşehir Belediyesi hakkında suç duyurusunda bulunacağız" dedi.

“YIKILAN SADECE BİR BİNA DEĞİLDİR”
Atatürk Orman Çiftliği'nde Marmara Köşkünün yıkımından sonra Baraj Gazinosu'nun yıkılması ile birlikte Cumhuriyet dönemi mimari eserlerine yönelik sistematik bir saldırının en üst noktaya geldiğini ifade eden Candan, şöyle devam etti:

"Yapılı çevremiz yoğun bir tehdit altında, kültürel mirasımız ve Cumhuriyet dönemi mimari eserleri üzerinden yürütülen yok etme girişimlerine, bu kez de Baraj Gazinosunun yıkımı eklendi. Mimarlar Odası Ankara Şubesi Kent İzleme Merkezi Danışma Kurulu üyemiz Ahmet Soyak'ın yerinde tespit ve fotoğrafları ile ortaya çıkartılan bu durum, taammüden bir katliamdır. Bir gece ansızın yıkılan, Havagazı Fabrikası, Su Süzgeci Binası, Etibank Binası, Kumrular İkamet Sitesi ve Atatürk'ün mütevazı çiftlik evi Marmara Köşkü ve Baraj Gazinosu yönetenlerin öfkelerini yapılı çevreden çıkartmalarının son noktasıdır. Yıkılan sadece bir bina değildir, Cumhuriyetin özgürlükçü laik ve modern yaşamının tanık mekanlarıdır."

“BU YIKIM YARIN DANS ETMENİN YASAKLANACAĞI GÜNLER TÜRKİYE’SİNİN HABERCİSİDİR”
Candan, bu yıkımların hükümetin ve yerel yönetimin ideolojik bakış açısının mekana yansıması olduğunu belirterek, bunun kültürsüzlüğün ifadesi olduğunu kaydetti. Candan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Baraj Gazinosu 1930'lu yıllarda, toplumdaki cinsiyet ayrımcılığının sonlandığı süreçlerde, yaygınlaşan eğlence merkezleri olan gazinoların hafta sonuna yönelik tasarlanan ilginç mekanlarından birisiydi. Fransız Mimar Theo Leveau tarafından Nafia Vekaleti proje bürosunda tasarlanmıştır. Yapı dönemsel olarak modernite kavramının mekansal ve yaşamsal izlerini taşımaktadır. Çağdaş bir anlayışla tasarlanan yapıda, baraj havuzundan gelen botlar, dans pisti ve suyun üzerine doğru çıkmış olan terasın çevresinde bulunan merdivene bağlanmakta ve teras aynı zamanda suyun iki yakasını birbirine bağlayan köprüye uzanmaktadır. Çevre peyzajı ile uyumlu olan yapıda Ankaralıların anıları vardır, Cumhuriyetin özgürlükçü değerlerinin izleri vardır. Bugün bile Ankara'da bu kalite ve nitelikte bir mekanın olmadığını ortada iken, Baraj gazinosunun yıkılması modern yaşamlarla hesaplaşmanın mekansal karşılığıdır. Bir yılı aşkındır kapatılarak çöküntü haline dönüştürülen Çubuk Barajı ve Baraj Gazinosu'na yapılmak istenen düzenleme Modern yaşamın tehdit altında olduğun en açık göstergesidir. Kadının ve erkeğin bir arada eğlenme, dans etme, insanın suyla, doğayla kurduğu ilişkinin mekansal karşılığı olan Baraj Gazinosunun yıkımını hiç unutmayalım. Bir bina yıkıldı deyip geçmeyelim. Yarın dans etmenin, kadın ve erkeğin bir arada eğlenmesinin yasaklanacağı günler Türkiyesi'nin habercisidir bu binanın yıkımı."

"BU SUÇA ORTAK OLMAYIN”
Candan, Kültürel mirasa ve Cumhuriyetin eserlerine yönelik yürütülen bu yıkıcı politika karşısında üniversitelerin mimarlık fakültelerinin, siyasetin sessizliğini de eleştirdi. İspanya faşizmine karşı çıkan Rektör Una Muno'nun "Böylesi dönemlerde susmak yalan söylemektir" sözlerini hatırlatan Candan, mimarlık ortamına, bilim insanlarına ve değerlere ve kültürel varlıklarına sahip çıkmayı öğreten hocalarına, siyasetçilere seslenerek şimdi değilse ne zaman konuşacaksınız diye sordu. Candan, sözlerini şöyle tamamladı:

"Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak kentsel kültürümüze, Cumhuriyetin mimari eserlerine sahip çıkmayı, aldığımız sorumluluk ve TMMOB mücadele geleneği olarak bir borç biliriz. Gereğini yerine getirdik, getirmeye devam edeceğiz. Ancak bu sessizlik, akademinin, mimarlık ortamının, siyasetin, yargının ve toplumun sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Susmak yalan söylemektir. Topluma yalan söylemek suçtur. Bu suça ortak olmayın."
Birgün, 07.06.2016

IŞİD, IRAK'TAKİ ANTİK NABU TAPINAĞI'NI PATLATTI

Terör örgütü IŞİD'in, Irak'ta Asur medeniyetinden kalma Nimrud antik kentinin doğu kesimindeki Nabu Tapınağı'nı patlattığı bildirildi.

IŞİD'e yakın haber siteleri ve sosyal paylaşım ağlarında militanların, Musul şehrinin güney kesimindeki antik Nabu Tapınağı'nı bombalarla patlattığına dair fotoğraflar yer aldı. Tapınak kalıntılarının ayrıca buldozerlerle yıkıldığı görülen fotoğrafların, çekim tarihine ilişkin ise bilgiye yer verilmedi.



Irak'ta antik dönemde yazı ve hikmet tanrısı olarak kabul edilen Nabu için inşa edilen tapınağın, milattan yüzlerce yıl önce kurulduğu ifade ediliyor.

Terör örgütü IŞİD, daha önce de Irak'ta ele geçirdiği bölgelerde birçok tarihi eseri yerle bir etmiş, geçen yıl Asurlulardan kalma Nimrud antik kentine de buldozerlerle girerek, şehrin kalıntılarını yıkmıştı. Örgütün, ayrıca Musul Müzesi'nde İslam öncesi döneme ait antik heykelleri parçaladığı görüntüler internette yayınlanmıştı.

Antik dönem eserleri ve heykelleri, put olarak gören IŞİD militanları bu yaptıklarının "putlara tapınmaya karşı açılmış bir savaş" olduğunu iddia ederek tarihi eserleri yıkarken, Iraklı yetkililer örgütün söz konusu eserleri kara borsada satarak kaçakçılık yaptığını ifade ediyor.
Hürriyet, 07.06.2016

VAN GÖLÜ'NDE 20 METRELİK DİKİTLER BULUNDU

Van Gölü’nde 4 kilometrelik alanı kaplayan ve “su altı peribacaları” olarak bilinen yaklaşık 20 metre uzunluğundaki dikitler (mikrobiyalit) görüntülendi.

Su Altı Görüntü Yönetmeni Tahsin Ceylan, Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Mustafa Sarı ve dalış eğitmeni Murat Kulakaç, gölde yürüttükleri su altı çalışmalarında yeni bulgulara rastladı.

Van Gölü’yle ilgili birçok bilginin eksik olduğunu, dile getiren Sarı, Van Gölü’nde dünyanın bilinen en büyük mikrobiyalitlerinin yer aldığını söyledi. Sarı, gölün altındaki çatlaklardan içerisine sızan kalsiyumda zengin sular olduğunu anlatarak, “Bu suların etrafından siyanürlü bakteriler, fitoplankton toplanıyorlar, hem kalker çözeltileri hem de kireç taşı çökeltileri oluşturuyor. Bu oluşum esnasında da su, boru gibi yukarıya doğru yükseliyor ve planktonlarla siyanür bakterileri de bunun etrafından çökelmeyi sürdürüyor. Böylece Van Gölü’nün altında, ağaç gibi büyüyen kocaman yapılar oluşuyor. Dünyada mikrobiyalitlerin 2 ya da 3 metre olduğuna ilişkin literatür kayıtları var. Biz boyu 20 metreyi bulan mikrobiyalitler tespit ettik. Yani dünyanın bilinen en büyük mikrobiyalitleri Van Gölü’nde yer alıyor” diye konuştu.
Milliyet, 07.06.2016

CRAGG'IN HEYKELİNE 750 BİN LİRA

Beyaz Müzayede’de İngiliz heykeltıraşın ‘Over the Earth’ adlı eserine ilgi büyük oldu. Cragg’in ahşap heykeli 750 bin TL’lik satış fiyatıyla müzayedeye damga vurdu.

Beyaz Müzayede’nin önceki gün gerçekleştirdiği 36. Çağdaş ve Modern Sanat Müzayedesi ilgiyle karşılandı. İngiliz heykeltıraş Tony Cragg’in 2013 tarihli ‘Over The Earth’ adlı ahşap heykeli 750 bin TL ile müzayedenin en yüksek fiyata satılan eseri oldu. 

339 eser satışa çıktı
Önemli koleksiyonlardan derlenmiş 339 eserin satışa çıktığı açık artırmada Fransız ekolü Türk çağdaş sanatının önemli temsilcilerinden Nejad Melih Devrim’in ‘Abstrait Noir’ tablosu müzayedede 650 binlik fiyat ile ikinci en yüksek fiyatlı eser oldu. Erol Akyavaş’ın yapmış olduğu ferman konulu dizinin en büyük ebatlı yapıtları arasındaki ‘Ferman’ 600 bin TL’ye alıcı bulurken, Ömer Uluç’un ‘Tanker’ eseri 375 bin TL’lik satış fiyatına ulaştı.
Milliyet, 07.06.2016

MİMARLARDAN 'KOMAN HEYKELİ' İÇİN SUÇ DUYURUSU

Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Türkiye'nin Da Vinci'si olarak bilinen, ünlü heykeltıraş İlhan Koman'a ait Seğmenler Parkı'ndaki bronz heykelin kaybolmasında sorumluluğu bulunan yetkililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.


TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Basın Birimi'nden yapılan yazılı açıklamaya göre, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, bronz heykelin kaybolmasında sorumluluğu olduğunu öne sürdüğü Ankara Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma Daire Başkanlığı hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Mimarlar Odası Ankara Şubesi suç duyurusu dilekçesinde 'görevi kötüye kullanma' ve 'görevi ihmal' suçlarından Ankara Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma Daire Başkanlığı yetkilileri hakkında kamu davası açılmasını talep etti.

Candan: Bu olayın peşini bırakmayacağız
Konuya ilişkin açıklama yapan Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan, İlhan Koman heykeli bulunana kadar yargı süreçleri de dahil her platformda mücadele edeceklerini belirterek, bu olayın peşini bırakmayacaklarını vurguladı. Candan, "27.05.2016 tarihinde İlhan Koman'a ait heykelinin ve yine heykeltıraş Burhan Alkar'ın parka adını vermiş olduğu Seğmenler Anıtı'nın kaidesinde bulunan her iki rölyefin yerinde olmadığının tespit edildiğini belirterek bu çerçevede Ankara'nın önemli sanat eserlerinden olan ve Seğmenler Parkı'nın demirbaşları olarak korunması gereken heykellerin akıbetinin ne olduğu, ne amaçla ve kimin kararı ile yerinden alındığı hususları hakkında bilgi verilmesi konusunda yazdığımız resmi yazıya henüz cevap verilmedi" dedi.

"Kamu davası açılması için suç duyurusuda bulunduk"
kaybolan heykel ve rölyeflerin 1991 yılından beri Seğmenler Parkı'nda yer aldığına dikkat çeken Candan, şunları kaydetti: "Seğmenler Parkı Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin görev ve yetkisi alanında bulunmaktadır. Belediye tarafından güvenlik işi Anfa güvenlik firmasına ihale edilmiştir. Heykelin korunmasından sorumlu Anfa güvenlik firması, görevinin gereklerini yerine getirmeyerek görevlerini ihmal etmişlerdir. Görevi kötüye kullanma suçu işleyenler kamu davası açılması için suç duyurusunda bulunduk"

Yapı, 06.06.2016

OSMANLI MEZARLARI GÜN YÜZÜNE ÇIKARILMAYI BEKLİYOR

Bosna Hersek'in güneybatısındaki Glamoc kasabasında bulunan Kovacevci mezarlığında yapılan arkeolojik kazılarda, Osmanlı dönemine ait yaklaşık 10 mezar taşı bulunurken uzmanlar, bölgedeki mezar taşı sayısının 100'e yakın olabileceğini açıkladı.

Glamoc İslam Birliği Meclisi tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında gün yüzüne çıkarılan mezar taşlarının 16. yüzyıla ait olduğu tahmin ediliyor. Sayılarının 100'e yakın olabileceği söylenen mezar taşlarının tamamının çıkarılması için yetkililer Türk kurumlarına yardım çağrısında bulundu.

Glamoclu imam Muhamed Dragolovcanin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Glamoc kasabasının Osmanlı döneminde sınır hattında olduğunu anımsatarak o dönemde çok sayıda askerin Osmanlı topraklarını savunmak için bu bölgede mücadele ettiğini söyledi.

Arkeolojik kazılara imkanları elverdikçe devam ettiklerini belirten Dragolovcanin, tüm mezar taşlarının gün yüzüne çıkarılması için Bosna Hersek'teki Türk kurumlarına yardım çağrısında bulundu.

Dragolovcanin, çıkarılan mezar taşları üzerindeki "balta" ve "silah" gibi sembollerden, mezarların dönemin askerlerine ait olabileceğini tahmin ettiklerini söyleyerek "Mezar taşları yaklaşık 400 yıllık. Bu nedenle akıncılara ait mezarlar olabileceğini düşünüyoruz." dedi.

'Fatih Sultan Mehmed Camisi küllerinden doğmayı bekliyor'
Glamoc İslam Birliği Meclisi Başkanı Arif Kovacevic de Glamoc'un tarihi açıdan son derece zengin bir belediye olduğunu ifade ederek şehirdeki mezar taşlarının geçmişte ünlü taş ustalarının bu bölgede yaşadığının da göstergesi olduğunu kaydetti.

TRT'nin de bölgedeki Osmanlı eserleriyle ilgili bir belgesel çekeceğini anlatan Kovacevic, Bosna Hersek'teki 30 sultan camisinden biri olan Fatih Sultan Mehmed Camisi'nin de TRT'nin ilgisini çektiği, henüz restore edilmeyen bu caminin küllerinden doğmayı beklediğini belirtti.

Kovacevic, bölgede Osmanlı döneminden kalma çok sayıda han, hamam, caminin bulunduğuna işaret ederek "Bizim görevimiz bunları elimizden geldiğince korumaktır." diye konuştu.
Zaman, 05.06.2016

ONUN ARTIK İKİ MEZARI VAR


Nasreddin Hoca’nın, Konya Akşehir’e gömüldüğü kabul ediliyordu. Fakat yapılan araştırmalar sonucu Hoca’nın doğduğu Eskişehir Sivrihisar’a defnedildiği ortaya çıktı. Sivrihisar Belediyesi Nasreddin Hoca için bir anıt mezar yaptırdı

13. yüzyılda Konya Akşehir'de yaşadığı bilinen büyük Türk düşünürü ve mizahçısı Nasreddin Hoca'nın bir mezarı daha oldu. Böylece ölümünden sekiz asır sonra Hoca'nın namına uygun bir durum gerçekleşti! Hoca'nın doğum yeri olarak bilinen Eskişehir Sivrihisar Ulu Cami yanındaki mezar taşını inceleyen uzmanlar, oğlu Ömer'e ait olduğu zannedilen taşın aslında Nasreddin Hoca'ya ait olduğunu belirledi. Prof.Dr. Erol Altınsapan, Prof.Dr. Mertol Tulum ve Doç.Dr. Mehmet Mahur'un Eti Arkeoloji Müzesi, Sivrihisar Belediyesi'yle birlikte yürüttüğü çalışma kapsamında, Nasreddin Hoca'nın kızının kemikleri bulundu. Mezarın içindeki kemikler çıkarılarak incelemeye alındı. Daha sonra cami yanındaki Nasreddin Hoca'nın oğlu Ömer'e ait olan eski mezar taşı yeniden okundu. Buna göre, Nasreddin Hoca'nın kızının adının Hatun olduğu öğrenildi. Ayrıca Nasreddin Hoca'nın tam adının da Nasrüddin Hoca Nusrat olduğu tespit edildi. Bir kısmı kırık olan mezar taşı, kızı Hatun'un mezar taşının tam olarak okunmasıyla ortaya çıktı. Hoca'nın adına dahil olan Nusrat kızının taşında da yer alıyor. Hoca'nın babasının adı da Şemsüddin Baba olarak okundu.

İPUCU KIZININ MEZARINDA
Nasreddin Hoca'nın ve kızının mezar taşında yazan Nusrat adı sayesinde kurulan ilgi üzerinden yola çıkılarak, taşlar üzerinde bulunan tüm harfler tek tek incelemeye alındı. Bu harflerin benzerlikleri, büyüklükleri, yazının yazılış biçimi gibi unsurlar dikkate alınarak bu harflerin o dönem kullanılan yazı türüne bağlı olarak aynı olduğu ispat edildi. Daha önce Nasreddin Hoca'nın oğlu Ömer'e ait olduğu zannedilen taşın kesinlikle Nasreddin Hoca'ya ait olduğu da ortaya çıktı. Hoca'nın kemikleri ise yüzyıllar içerisinde yapılan değişikliklerden dolayı kayboldu. Bu son gelişmeler sonucunda, Türk mizahının en önemli isimlerinden kabul edilen Nasreddin Hoca'nın naaşının Konya Akşehir'deki türbesinde değil, doğduğu yer olarak kabul edilen Eskişehir Sivrihisar'da olduğu düşünülüyor. Sivrihisar Belediyesi Nasreddin Hoca'nın mezar yerinin Sivrihisar'da olduğu gerekçesiyle ilçeye anıt mezar yaptırdı. Akşehir'deki türbesiyle birlikte Hoca'nın vefatından sekiz asır sonra böylece adına yapılmış iki anıt mezar oldu. Sivrihisar'daki anıt mezar Nasreddin Hoca ve kızı adına inşa edildi. 3 Haziran'da başlayan Nasreddin Hoca Anma etkinliklerinde anıt mezar açıldı. Hoca'nın kızının kemikleri de mezara konuldu.
Sabah, Haber: Zeynel Yaman, 05.06.2016

NE ÇEKTİ ŞU HEYKELLER!

Bir yıl önce, şehzadeler şehrinin Yeşilırmak kıyısında sahneye çıkmasıyla saldırıya uğraması bir oldu. Selfie çeken şehzadenin önce telefonu, sonra kılıcı kırıldı. Kameralı kontrole alındı. Millet şehzadeyle selfie çekmeye akın etti. Derken vandalların kırıp dökme hevesi geçti, heykel rahata erdi. Gündelik yaşama dair bir fenomen olarak selfie modasının, tarihi bir figürle birleştirilmesi estetik bir çabadır. Kimi estetik, kimi tarihi kaygıyla karşı çıkabilir, kimisi de vandalizm dürtüsünü tatmin eder. Amasya Belediye Başkanı Cafer Özdemir’e göre ise heykel, geçmişe hakaret gibi görüldüğü için saldırıya uğradı. Özdemir geçenlerde anlattı; bir yıl içinde tam 100 bin kişi heykelle selfie çekmiş. Başkan en az yarısının sırf heykeli görmek için Amasya’ya geldiğini tahmin ediyor. Belediyeye 7 bin liraya mal olan heykel, kent turizmine katkıda bulunmuş yani.

Ama sen gel de bunu Teksaslı’ya anlat. Olay kaç gündür Amerikan medyasını ve sosyal medyayı işgal ediyor. Sugar Land’de kent meydanı, o meydanın gündelik akışı içindeki faaliyetleri tasvir eden bir dizi heykelle süsleniyor. Gitar çalan adam, kaykay yapan çocuk tamam da, millet selfie çeken 2 genç kıza sinir oluyor. Instagram ve Twitter’da kötücül yorumlarla heykelin fotoğrafları paylaşılıyor. Ulusal medya da olumluolumsuz eleştirilerle devreye giriyor. Belediye, heykeli israf görenlere cevaben 32 bin 500 dolarlık bronz eserin bağış olduğunu açıklıyor.

Buna rağmen tepki dinmiş değil. Tatsız ve zevksiz bulanlar, alay edenler gırla. Ama o meydanda selfie çekmek de modern hayatın bir parçası işte. Heykeli savunan bir kalem şöyle yazıyor: “Narsist ve sosyal medya takıntılı günümüz kültürünü yücelten bu heykele karşı çıkanlar, geçmişte tarihi kişiliklerin de kendi heykellerini yaptırdığını unutmamalı.” Modern yoruma tepki Amasya ve Teksas’la sınırlı değil elbette. İzmir Metrosu’ndaki ahşap “Müzisyen” heykeli müstehcen diye daha geçenlerde saldırıya uğradı, kırıldı. Edep yerine örtü konulmasından sonra oldu bu.



Amasya’daki selfie çeken şehzademiz

VANDALLAR, FEMİNİSTLER
Edep yeri demişken... Turner Prize’lı yüksek sanat da antipati, eleştiri ve vandalizmden payını alıyor. Anish Kapoor’un Versailles Sarayı bahçesine yerleştirilen “Kirli Köşe” heykelinden bahsediyorum. Sanatçının “Çok cinsel” diye tanımladığı devasa çelik huni ve eteğindeki kayalardan mamul esere Marie Antoinnette’ten ilham aldığı düşüncesiyle “Kraliçenin Vajinası” lakabı takılıyor. Başta Versailles Belediye Başkanı, çok geniş bir kesimden eleştiriler geliyor. Ardından antisemitik graffitilerle kirletiliyor eser. Boyalar temizleniyor, sonra yeniden saldırıya uğrayınca ibret olsun diye bırakılıyor yazılar. Kapoor, o nefret sözcüklerinin birer stigmata gibi eserinin parçasını oluşturacağını söylüyor.

Vandalizm dozu düşük hiddet vakaları da var. Mesela Seward Johnson’un “Kayıtsız Şartsız Teslimiyet” adlı eseriyle “Ebediyen Marilyn” heykeli. İkisi de dev boyutlarda, ikisi de feministlere ters. Yaz Bekarı’ndaki sahneden alıntı Marilyn Monroe heykeli Chicago’dan Palm Springs’e, oradan New Jersey’e gitti ve fazla cinsellik içerdiği, çevresinde uygunsuz hareketler yapıldığı gerekçesiyle feminist eleştirilere hedef oldu. Boyalı saldırı da eksik olmadı.

Diğeri, İkinci Dünya Savaşı sonunda Alfred Eisenstaedt’ın Times Meydanı’nda çektiği ikonik fotoğrafı yansıtan eser; denizcinin hiç tanımadığı hemşireyi öptüğü sahne. Johnson’un heykeli 1 yıllığına Normandiya’daki anıtın önüne yerleştirilince Fransız feministler kaldırılması için imza toplamıştı. Çünkü “cinsel saldırının barış sembolü gibi gösterilmesi” kabul edilemezdi. Neticede heykel kaldırılmadı ama feministlerin itirazını belirten bir plaket iliştirildi.

Fransız öfkesine hedef olan başka heykeller de var. Mesela Amerikalı sanatçı Paul McCarthy’nin stilize çam ağacı niyetine yaptığı ancak daha çok seks oyuncağına benzetilen yeşil şişme enstalasyon. Vendome Meydanı’na konulan eser vandallarca patlatılmıştı. Sanatçı, Parislileri hem eğlendiren hem kızdıran eseri toplayıp gitmişti.

Şişme demişken bir de şu devasa ördek var; Hollandalı sanatçı Florentijn Hofman’ın Kore’den Avustralya’ya, Brezilya’dan Fransa’ya dünya denizlerini turlayan lastik ördeği. O da kimilerinin asabını bozuyor. Öyle ki, Belçika’da 42 yerinden bıçaklamışlardı zavallıyı.
Habertürk, Haber: Ayşe Özek Karasu, 05.06.2016

BİR SONRAKİ DEVRİM BEDENLERİMİZİ DEĞİŞTİRECEK

Bir yıldır Türkiye’de herkesin birbirini “Şşşşt sen de okudun mu” diye dürttüğü bir kitap var... Adı ‘Sapiens’. Dünyada milyonlarca satan bu kitap, tüm insanlığın bir ağızdan “İşte bu bizim hikayemiz” diyeceği bir meseleyi anlatıyor: İnsanın tarihini... Kitabın bir anda süperstar seviyesine yükselen yazarı Yuval Noah Harari’ye hikayemizin nasıl devam edeceğini sorduk.

Yıllardır yazılan bir konuyu, insanlık tarihini yazıp milyonlarca sattınız. Son zamanların yayıncılıktaki en büyük sürprizlerinden biri sizsiniz. Sizin için de sürpriz oldu mu bu?
- Hem de büyük sürpriz oldu. Yazdığımda sadece üniversite öğrencileri okur sanmıştım. Ev kadınlarından emeklilere herkesin bu kadar ilgilendiğini görmek heyecan verdi.

Neden ilgilendiler dersiniz?
- Birçok insan bana ‘Sapiens’ten önce tarihten nefret ettiklerini söyledi. Ölmüş kralların, çoktan unutulmuş savaşların sıkıcı bir kataloğu olarak görüyorlarmış tarihi. Kitapla birlikte tarih ve kendi hayatları arasındaki bağı keşfettiler.

Nasıl bir bağ bu?
- Gündelik ilişkiler mesela. İnsan topluluklarında aslında fiziki kuvvet ve sosyal güç arasında bir bağ yoktur. Örneğin altmışlarındaki insanlar yirmilerindekilere göre daha iyi yerdedir. Katolik Kilisesi’ni düşünün. Nasıl Papa seçilirsiniz? Bütün diğer rahipleri döverek değil elbette; bunun yerine sizi destekleyenlerden bir koalisyon kurarsınız. Şempanzelerde bile dominant erkek, dişiler ve diğer erkekler arasında bir koalisyon kurar, kaba kuvvete başvurmaz. Yani hem şempanzelerde hem insanlarda güç, sosyal yeteneklere bağlıdır, fiziki kapasiteye değil.

Issız bir adaya düşse, şempanzenin hayatta kalma şansı Homo Sapiens’ten daha fazla diyorsunuz. Halen öyle mi? On binlerce yıl geçti; halen şempanze ayakta kalma konusunda bizi yener mi?
- Değişir. Bizi şempanzelerden üstün kılan sadece beynimiz değil, birçok beyni bir araya getirebilme becerimiz. Biz sayısız yabancıyla işbirliği yapabilen tek memeliyiz. Tek bir Sapiens’i bir şempanzenin karşısına çıkarsak ya da on şempanzeyi on insanla eşlesek şempanzeler kazanır. Ama bine binde zafer Sapiens’in olur.

Neden?
- Çünkü bin şempanze asla etkin işbirliği yapamaz. 100 bin şempanzeyi Wall Street’e ya da Tiananmen Meydanı’na koyun, kaos yaşanır. Ama aynı yerlere 100 bin Sapiens koyun; iş ağları kurulur, siyasi gösteriler düzenlenir, spor müsabakaları yapılır. İşte bu yüzden Sapiens dünyayı ele geçirdi; şempanzeler de hayvanat bahçeleri ve araştırma laboratuvarlarına tıkıldı.

Bu kadar etkin işbirliği yapmayı nasıl öğrendik biz?
- Hayal gücüyle. İşbirliği yapabiliyoruz çünkü sadece hayal gücümüzde var olan şeyler hakkında hikaye uydurma yeteneğine sahibiz. Buna ister ilahlar deyin, ister para, uluslar, insan hakları... Uyduruyoruz ve uydurduklarımızı milyonlarca başka insana yayıyoruz. Milyonlarca insan aynı hikayeye inanınca, aynı kanunlara da uyar. Şempanzeler yapamıyor bunu. 

UZAY GEMİSİ DEĞİL, ONU KİMİN UÇURDUĞU ÖNEMLİ
Bu sene yeni kitabınız yabancı dillere çevriliyor; o ne hakkında?
- İnsanlığın geleceği hakkında ama kahinlik yaptığımı düşünmeyin. Böyle bir şey mümkün değil.

Ne anlatıyorsunuz peki?
- Birtakım ihtimallerin, imkanların ve tehditlerin izini sürüyorum. Genetik mühendisliği ve yapay zeka gibi konulara giriyorum.

Ne tür ihtimaller görüyorsunuz?
- Tarihten bugüne çok devrim oldu ama tek bir şey sabit kaldı: İnsanın kendisi. Osmanlı İmparatorluğu ya da Antik Mısır’da yaşayan insanlarla halen aynı beden ve zihne sahibiz. Ama gelecek yıllarda, tarihte ilk defa, insanın kendisi radikal bir değişime girecek. Sadece toplum ve ekonomi değil; bedenlerimiz ve zihinlerimiz de değişecek. 

Nasıl yaşanacak bu değişim?
- Genetik mühendisliği, nanoteknoloji ve beyin-bilgisayar arayüzleri vasıtasıyla. 21’inci yüzyılın ana ürünleri zihinler ve bedenler olacak. Gelecekten bahsederken, bizden sonraki insanları bizimle aynılarmış, sadece teknolojileri daha iyiymiş gibi düşünüyoruz. Lazer silahları, zeki robotlar ya da ışık hızıyla seyahat gibi... Ama gelecekteki teknolojiler Homo Sapiens’in kendisini değiştirecek. Geleceğin en heyecan verici şeyi uzay gemisi falan değil, onu kimin uçurduğu...

Peki gelecekte bugünden daha iyi, daha rahat yaşayabilecek miyiz?
- Bu, “Biz’ derken kimi kastettiğinize bağlı. 21’inci yüzyılda, insanoğlu muhtemelen teknolojik devrimlerden ne kadar yararlandığına göre kastlara ayrılacak. Kimisi epey çıkar sağlayacak, kimisi eziyet görecek çünkü. Geçen yüzyılın tüm hikayesine ırklar, cinsiyetler, sınıflar ve etnik gruplar arasında eşitsizliğe son verme mücadelesi olarak bakabilirsiniz. Özellikle Soğuk Savaş’tan sonra, herkes bu konuda daha da iyimser olmuştu; küreselleşmenin tüm dünyaya kademe kademe ekonomik refah ve demokrasi getireceğini düşündüler. Tüm insanlar eşit hak ve imkanlara sahip olacaktı.

Ama böyle olmadı...
- Bu vaat bir yalandı belli ki. Küreselleşme büyük toplulukların işine yaradı ama eşitsizlik de çok arttı. Dünyanın en zengin 60 insanı, insanlığının yarısından, yani 3.5 milyar kişinin toplamından daha zengin. Yapay zeka bu problemi artıracak; birkaç on yıl içinde birçok insan ‘işe yaramaz’ hale gelecek. 

İNSAN DEĞİL ALGORİTMA GÜÇLENİYOR
Ne demek işe yaramamak?
- Geliştirdiğimiz yazılımlarla beraber yapay zeka çok fazla işi bizden daha iyi yapmaya başladı. Daha iyi araba kullanıyorlar; hastalıkları daha iyi teşhis ediyorlar. 20-30 yıl içinde tüm işlerin yüzde ellisi bilgisayar tarafından yapılacak.

Hiç yeni iş çıkmayacak mı?
- Yeni işler de çıkacaktır ama bu sorunu çözmez ki. İnsanlarda temel olarak iki yetenek vardır: Fiziki yetenek ve bilişsel yetenek. Robotların zaten iki alanda da bizi geçtiğini düşünürseniz; yeni işlerde de bizi geçeceklerini anlarsınız.

Ekonomik açıdan işe yaramaz milyarlarca insan ne yapacak peki?
- Şu an bu soruna göz atan hiçbir ekonomik model yok. 21’nci yüzyılın en büyük ekonomik ve siyasi sorusu budur. Yapay zeka insanları işlerden attıkça, zenginlik ve güç, her şeye hükmeden bilgisayar programlarını kontrol eden çok dar bir elit çevrenin eline geçecek.

Yani eşitsizlik daha da artacak...
- Bir örnek vereyim; bugün taksi, otobüs ve kamyon kullanan milyonlarca şoför var. Kendi kendini idare eden arabalar sonrası onlara ihtiyaç kalmayacak; bugün milyonlarca insanın para kazandığı ulaştırma sektörü sadece birkaç şirketin eline kalacak.

Kaos çıkmaz mı bu yüzden?
- Yapay zekanın yükselmesiyle kitleler büyük ihtimalle ekonomik güçlerini kaybedecek; bu yüzden siyasi güçlerini de kaybedecekler. Yeni teknolojilerle beraber hükümetler de artık zayıflıyor. Mevcut siyasi modellerimiz, Endüstri Devrimi, 19 ve 20’nci yüzyıllara uygun şekillendi; 21’inci yüzyılın siyasi gerçeklerine uymuyorlar.

Ne olacak yeni yüzyılda?
- Şirketler daha çok güç kazanacak ama en nihayetinde güç, insanlardan algoritmalara kayacak. Akıllı telefonumuz bizi bizden daha iyi bildiğinde, bizim açımızdan hayati kararları bilgisayar algoritmaları alacak.

Bildiğimiz dünyanın sonuna geldik o halde...
- İnsan yaşadıkça kurgu önemini koruyacak çünkü insan işbirliğiyle ayakta kalıyor ve bunun yolu da ilahlar ve milletler gibi kurgulardan geçiyor. Geleneksel dinler ve ideolojiler yok olabilir ama yerlerine yenileri çıkacaktır. Geleceğin dinleri Ortadoğu’dan değil Silikon Vadisi’nden doğacak.

Ne tür inanışlardan bahsediyorsunuz?
- Tekno-dinler olacak; teknolojiden beslenen, onunla şekillenen dinler. Mutluluk, barış, refah ve sonsuz yaşam gibi tüm vaatler onlarda da olacak. Ama öte dünyada ya da ölümden sonra değil, bu dünya için vaat edecekler bunu. İlahi güçlerin değil teknolojinin yardımından bahsedecekler.

EN BÜYÜK KEŞİF, CEHALETİN KEŞFİ
** Gelecek konusunda iyimser de kötümser de olmak için neden yok. Realist olmak gerekiyor. Bilimkurguya değil bilime ihtiyaç var. Şöyle diyeyim, IŞİD, Ukrayna’daki durum ya da küresel ekonomik kriz gibi en önemli mevcut sorunlar, insanın gelişiminden doğan sorular karşısında devede kulak kalacak.

** Bilimsel devrim hakkındaki bölüm benim için de ilham vericiydi. Bilimin, aslında ne kadar cahil olduğumuzu kabul etmesi hoşuma gidiyor. Tarihteki en büyük keşif cehaletin keşfi.
** Çiftlik hayvanlarına yaklaşımımız tarihimizin en kötü yönü. Onlara acı ve stres hissedebilen canlılar olarak değil bir makine gibi yaklaşıyoruz. Halbuki bilim tersini çok önce ortaya koydu. Örneğin bütün bir süt endüstrisi anne ve yavrusunun arasındaki ilişkiyi kesme üzerine kurulu. Bir inek, buzağısını beslemek için süt üretir. Ama insanlar yavruyu alıp kesiyor, sütü de kendileri için sağıyor. Modern çiftlik besiciliği bence insanlık tarihinin en büyük suçlarından biri.

TEK İNSAN ‘BİZ’ DEĞİLİZ
En son Altay Dağları’nda Denisova isimli farklı bir insan türü bulunmuştu. Bir başka insan türünün daha ortaya çıkmasını beklemeli miyiz?
- Evet, daha da fazlası çıkacaktır. Yaklaşık 50 bin yıl önce, dünyada altı ayrı tür insan yaşadığını biliyoruz. Çok büyük ihtimalle, bu rakamın iki katı mevcuttu. Bu bazı insanlara ilginç gelebilir; çünkü biz tek insanın ‘biz’ olduğuna inanıyoruz.

Değil miyiz?
- Nasıl birçok ayı türü varsa, birçok insan türü de vardı; Neandertaller ya da Homo Denisova gibi.  Türümüz Homo Sapiens Afrika’dan dünyaya yayıldığında, tüm diğer insan türlerinin de sona ermesine neden oldu. İnsanlık tarihinin en eski ve kapsamlı soykırımı budur.

Neandertaller aramızda olsa nasıl bir dünyada yaşardık?
- Bir düşünün, nasıl dinler çıkardı? İncil neye benzerdi? Yaradılış Kitabı’na göre Neandertal de Adem ile Havva’dan mı türemiş olurdu? İyi Neandertaller ölünce cennete mi giderdi? Dünyadaki dertlere bir de böyle bir çatışma hattı eklendiğini düşünün. Hıristiyanlar ve Müslümanlar, Amerikalılar ve Ruslar, zengin ve fakir derken, bir de Sapiens ve Neandertaller...

‘SAPİENS’ TESADÜFEN YAZILDI
** Yuval Noah Harari, Kudüs İbrani Üniversitesi’nde çalışan bir tarihçi. Uzmanlık alanı Ortaçağ askeri tarihi. Dünyayı sallayan, Türkiye’de de Kolektif Yayınevi’nden 13 baskı yapan ‘Sapiens’i biraz tesadüf eseri yazdı.

** Daha kıdemli akademisyenlerin vermekten kaçtığı ‘dünya tarihine giriş’ dersi Harari’nin üzerine kalmıştı. Genç tarihçi, dersi verirken bu alanda akıcı bir dille anlatılan bir kitap olmadığını fark etti; ders notlarına dayanarak ‘Sapiens’i kaleme aldı.

** Kitap, İsrail’de hemen her yayınevinden ret cevabı aldı; nihayet yayımlandığındaysa patladı. Derken 20 dile çevrildi. Batı dünyasında hızla bir bestseller haline geldi.

** Esas sükse, Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg’in ‘Sapiens’i kitap kulübüne seçerek 38 milyon takipçisine tavsiye etmesiyle geldi.
Hürriyet, Haber: Yenal Bilgici, 04.06.2016

ANKARA'NIN HANINA BAK



Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı, Ankara’da geçmişte ticari hayatın en önemli semtlerinden olan Tarihi At Pazarı bölgesini canlandıran çalışmalara imza atmaya devam ediyor. 
Çengelhan ve Çukurhan’ın ardından, şimdi de tarihi 16. yüzyıla kadar uzanan Safranhan, Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından restore edilerek sanat ve turizm dünyasına kazandırıldı. 

Safranhan’ın açılışında konuşan Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç, “Müzeler, lise ve üniversiteler ayrıca hastaneler, kaynak yaratmayan, devamlı finanse edilmesi gereken kuruluşlar. Müzemizi gezen bir ziyaretçiden aldığımız tebrik mektubu, lise ve üniversitemizin mezun ettiği gençler, hastanelerimizin sağlığına kavuşturduğu hastalarımız en büyük kazancımız” dedi.
Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından restore edilerek kültür ve turizm dünyasına kazandırılan tarihi Safranhan ile Çengelhan’da açılan “Mustafa V. Koç Galerisi” Koç Ailesi üyeleri, Koç Holding ve Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı üst yönetimi ile davetlilerin katılımıyla gerçekleşen bir törenle kapılarını ziyaretçilere açtı. 

4 yıl restorasyon
1511 yılında Hacı İbrahim bin Hacı Mehmed tarafından inşa edilen, zaman içinde önce kervansaray, ardından cezaevi olarak kullanılan tarihi Safranhan, Ankara Rahmi M. Koç Müzesi’nin bir parçası olarak hizmet verecek. 

4 yıl süren titiz bir çalışmayla restore edilerek müzeye dönüştürülen Safranhan’da toplam 42 oda ve sergileme alanları bulunuyor. 

Safranhan’ın kapılarını açmasıyla birlikte Ankara Rahmi M. Koç Müzesi, büyüklük bakımından yaklaşık iki katına ulaşırken, sergilenen parça bakımından ise başkentin en büyük ikinci müzesi unvanının sahibi oldu. Safranhan’da sergilenen parçalar arasında iletişim aletleri, havacılık makineleri ve objeleri bulunuyor. Öte yandan Safranhan’ın teras bölümü Divan Brasserie tarafından işletilen bir restoran olarak tasarlanırken, manzarasıyla ziyaretçilere Ankara’nın yeni seyir terası olarak hizmet verecek.

Mustafa Koç için galeri
2005’te hizmete giren Çengelhan Bölümü’nde merhum Mustafa Koç’un adını taşıyan bir galeri açılırken, bu alanda Koç’a ait eşyalar, kendi objektifinden vahşi yaşam fotoğrafları ve özel koleksiyonundan anı objeleri ziyaretçilerle buluştu. 

Rahmi Koç, “Ankara’da 1500’lerden kalma Çengelhan’da büyük babamın bir nalburiye dükkanı varmış. Babam orada çırak olarak çalışmaya başlamış. Burayı restore ettik. Bitişiğindeki Çukurhan’ı müzemizin bir parçası olarak ve kaleye nostalji katacak bir butik otel haline getirdik. Zamanla Çengelhan bize dar geldi. Altındaki Safranhan’ı varisleri satmak istediler. Orayı satın aldık, iki sene süren restorasyondan sonra bugünkü haline getirdik.” 
Milliyet, 04.06.2016
550 YILLIK FATİH CAMİİ'NE YÜRÜYEN MERDİVENLİ YERALTI TUVALETİ

15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmet tarafından Atik Sinan'a yaptırılan Fatih Camii ve Külliyesi'nde Fatih Belediyesi'nin yaptığı çevre düzenlemesi sonucunda 950 metrekarelik yer altı tuvaletleri ortaya çıktı.



Bugün Twitter üzerinden @carnafauna'nın Fatih Camii ve Külliyesi'nin yeni haline dair paylaştığı görseller dikkat çekti. Fatih Belediyesi tarafından 2011'den bu yana yürütülen çevre düzenleme çalışmaları sonucunda, cami avlusunun altı oyularak yapılan tuvaletler ve yürüyen merdivenlerin ortaya çıktığı görüldü.



Fatih Belediyesi'nin web sitesinde, yapılan düzenleme çalışmalarına dair yer alan habere göre Caminin avlusunda "modern" havuzlu bir dinlenme alanı ile camii yerleşkesinin altında 950 m2'lik alana, yürüyen merdivenler yardımıyla inilen tuvaletler tasarlandı.

  


Daha önce, Fatih Belediyesi'nin Yeni Camii Meydan ve Park Düzenlemesi kapsamında sit alanında yaptığı yürüyen bantlı yer altı tuvaletleri de tartışma yaratmıştı.
Arkitera, Haber: Bahar Bayhan, 03.06.2016
YENİKAPI DOLGU ALANI PLANSIZ KALDI

İstanbul’da Tarihi Yarımada’nın şeklini bozduğu gerekçesiyle uzmanların tepki gösterdiği Yenikapı Dolgu ve Rekreasyon Alanı’na ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca hazırlanan imar planları iptal edildi.



nuhogluinsaat.com.tr

Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nde  2012 yılında askıya çıkan Yenikapı Bölgesi Rekreasyon ve Meydan Amaçlı 1/5 bin nazım imar planı ve 1/10000 ölçekli uygulama imar planları TMMOB’a bağlı Mimarlar, Şehir Plancıları ve İnşaat Mühendisleri Odası tarafından yargıya taşınmıştı.

Davayı sonuca bağlayan İstanbul 6. İdare Mahkemesi imar planlarıyla ilgili kendisine ulaşan bilirkişi raporunda yer alan ‘1/5 bin ve 1/1000 ölçekli yerleşim planlarının plan paftaları üzerinde gösterilmemesi ve Boğaz tüp geçiş planlama alanından geçtiği halde trafik güvenliği açısından oluşabilecek yüksek kapasiteli otopark ihtiyacının karşılanmaması ve planlama alanında, araç giriş çıkışının ne şekilde yapılacağının uygulama ölçeğinde belirsiz bırakılmasının planlama ilkelerine uygun olmadığı’ yönündeki olumsuz değerlendirmelerini esas aldı.

Mahkeme iptal kararının gerekçesinde de ‘dava konusu planların; uygulamaya ilişkin detayları sunmaması, kullanımlar ve yapılaşma haklarını uygulamaya esas alacak şekilde vermemesi, alanda ne tür işlevlerin yer alacağının sadece 1/1000 ölçekli plan raporunda ve plan notlarında belirtmesi ve plan paftasında tek bir lejant ve kullanımı öngörmesi dolgu planı için geliştirilen projenin 1/1000 ölçekli plan ile kesinleştirilmemesi ve oluşacak araç trafiği/otopark yönünden çözümlemeler getirmemesi yönüyle şehircilik ilkeleri, planlama teknikleri ve kamu yararı açısından uygun olmadığı’ tespitinde bulundu.

Karar oybirliğiyle alındı.

Tarihi Yarımada’nın şekli bozulmuştu

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca onaylanan planlara göre Yenikapı sahilinde yaklaşık 90 futbol sahasına tekabül eden (546 dönüm) bir dolgu yapılmış. Doldurulan meydanda eğlence alanları, lokanta ve gazinoların yanında satış birimleri, sergi ve fuar yerleri için de toplam alanın yüzde 3’ünü geçmeyecek şekilde iki kat yapılaşma izni verilmişti.

Yenikapı dolgu alanı İstanbul’un silüetine olumsuz etkisi nedeniyle tartışma konusu olmuş, Google Earth üzerinden çekilen fotoğrafta İstanbul’un tarihi yarımadasının şeklinin, Yenikapı sahil dolgusu nedeniyle ciddi şekilde bozulduğu görülmüştü.

AKP, son yıllarda Yenikapı dolgu alanını miting meydanı olarak kullanıyor.
diken.com.tr, Haber: Rıfat Doğan, 03.06.2016

1700 YILLIK MISIR PAPİRÜSLERİNDE AŞK, SEKS VE İTAAT BÜYÜLERİ

Büyünün binlerce yıllık tarihine bir yenisi eklendi. 1,700 yıllık Mısır papirüsleri deşifre edildi. Papirüslerde yazanlar ise oldukça şaşırtıcı: Antik aşk, itaat ve seks büyüleri

Büyüleri tercüme eden Udine Üniversitesi’nden Franco Maltomini, “Büyülerden birinde, büyüyü yapan kişi, kendisini sevene kadar, tanrıların sevdiği kadının “kalbini yakmasını” istiyor” diyor. Bir erkeği hedef alan başka bir büyü de, ona “boyun eğdirerek”, büyüyü yapan kişinin istediği şeyleri yapmaya zorluyor.Bu iki büyü, belirli bir insanı hedef almıyor. Büyüyü yapan kişinin sadece büyüyü yapmak istediği insanın adını gereken yere koyması gerekiyordu."

Arkeofili'nin haberine göre papirüslerin çoğu Oxford Üniversitesi’nde inceleniyor. Araştırmacılar büyülerin MS 3. yüzyıla tarihlendiğini söylüyor. Büyülerin yazan kişilerin isimleri ise bilinmiyor. Papirüslerdeki büyüler Yunanca dilinde yazılmış. (Yunanca Mısır'da o dönemde yaygın olarak kullanılıyormuş) 

ANTİK BÜYÜLER NASIL YAPILMIŞ?
Papirüslerde deşifre edilen aşk büyüleri birkaç gnostik tanrıya yakarıyor ve yardım istiyor. Büyüyü yapan kişi hamamda bir dizi adağı yaktıktan sonra hamamın duvarlarına bir büyü yazması gerekiyordu. Büyünün tercümesi ise şöyle:

“Toprak ve su, size yalvarıyorum, içinizde yaşayan iblis ve bu hamamın talihi üzerine yalvarıyorum ki, siz yandıkça, tutuştukça, alevlendikçe, (kadının annesi)nin doğurduğu (hedef alınan kadın)ı da, bana gelene kadar yakın…” 

Bir erkeğin itaat etmesini sağlayan büyü:



Deşifre edilen diğer bir büyü ise küçük bakır levhalara büyülü sözlerin kazınmasını gerektiriyor. Bu büyülü sözlerin arasında tercümesi şöyle olan bir metin de bulunuyor: “(Adamın annesi)’nin doğurduğu (adamın adı)’nın bana boyun eğmesini sağla.” Daha sonra da küçük levhaların, adamın giydiği birşey üzerine dikilmesi gerekiyor. 

Metinlere göre, eğer büyü başarılı olursa, adamı büyü yapan kişinin istediği herşeyi yapmaya zorlayacaktı.

AŞK BÜYÜSÜ
Bu papirüsün arkasında ise hayvan  dışkısı kullanarak, baş ağrısı ve cüzam gibi birçok hastalığı tedavi eden bir reçete listesi bulunuyor. Reçetelerden bir kısmının sadece “keyif almayı arttırmaya” yardımcı olduğu belirtiliyor. Bunlardan biri bal ve balaban kuşu dışkısı karıştırılarak yapılan bir karışımın (nasıl kullanılacağı belirtilmemiş) keyif almayı arttıracağını söyleyen bir reçete.

Hürriyet, 03.06.2016

PARİS'TEKİ SEL, LOUVRE MÜZESİ'Nİ DE VURDU

Selin vurduğu Paris'te, Louvre Müzesi Cuma günü müzenin bodrum katındaki eserleri tahliye ediyor.

Yetkililer, Seine Nehri'nin taşması durumunda, tahliyeyi gerçekleştireceklerini duyurmuştu.  Nehrin 5,5 metreyi aşmasının ardından ise, operasyonu başladı.

Dünyada en çok ziyaret edilen müze olan Louvre, Seine Nehri'nin kıyısında bulunuyor.

Louvre'un hemen karşısında bulunan d'Orsay Müzesi ise, bugün acil eylem planını yürürlüğe koyabilmek için kapandı. Müzede, Renoir, Manet, Van Gogh, Degas ve 24 Gauguin eseri sergileniyor.

Louvre yetkilileri yaptıkları açıklamada, amaçlarının eserleri üst katlara taşımak olduğunu duyurdu. Müze bugünden itibaren kapalı olacak.
Sol Haber, 02.06.2016




.. TAY Projesi . Kuruçeşme Cad. 67/B
34345 Kuruçeşme İstanbul
Tel: 0 (212) 265 7858 - Faks: 0 (212) 287 1298
e.posta: info@tayproject.org

Copyright©1998 TAY Projesi